En Sıcak Konular

Türk Bilim - 3

1 Eylül 2019 16:51 tsi
Türk Bilim - 3 Türk Bilim - 3

Türk Bilim - 3

 

1. Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/?haber,7277/turk-bilim---1


2. Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/?haber,7374/turk-bilim---2


"İhdinas sıratel mustakim. Sıratallezine en'amte aleyhim gayril magdubi aleyhim ve lad dallin." - "Bizi, doğru yola, nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazabına uğrayanların ve sapkınların yoluna değil.",   Fatiha Suresi - 6. ve 7. ayetler


" Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. 

Ben olayım, olmayayım, Türk Milleti bâkidir. Görevinizi bana karşı değil, millete karşı yapacaksınız.

Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hizmetinde olmakla iftihar edeceğim." ,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

2. Bölüm’den hatırlanacağı üzere, Mitakuye Oyasin sembolü, Siyu’larda “hayat çarkı, şifa çemberi” anlamlarına gelmekte ve diğer yandan da Oz tamgasını betimlemektedir. Abd’nin Güney Dakota eyaletinde, Rapid City şehrinde bu simgeye özgü bir heykel bulunmaktadır.

 


Dünya, hayat çarkı şeklinde merkezde; kuzeyde kartal, doğuda bufalo, batıda ayı ve güneyde de kaplumbağa figürleri yerleştirilmiştir. Kartal tüm gök canlılarını ve Yaratıcı ile iletişimi, çaprazlanmış tütün çubukları dünya barışını, boz ayı erdemi ve şifa sanatlarını, kaplumbağa uzun ve bereketli ömrü, bufalo da ataların sağlıklı yaşam biçimlerini ve ayrıca Kutsal Çubuk’u (Tütün Çubuğu) getiren “Beyaz Bufalo Kadını”nı tanımlar.     


Kızılderililerde inanç ve kültür sembolleri kabileden kabileye farklılık gösterse de ve hatta bazı semboller üzerinde ihtilaflar olsa da tüm kabilelerin tartışmasız bir şekilde kutsal olarak kabul ettiği yegane unsur, "Beyaz Bufalo Kadını"dır. Beyaz Bufalo Kadını, Yaratıcı'dan (Wakan Tanka - Büyük Gizem) mesaj getiren, bir nevi peygamber gibidir.     

    
Güney Dakota eyaletinin Chamberlain şehrinde, Missouri nehrinin yanında, Beyaz Bufalo Kadını'nı temsilen, 50 metrelik bir anıt heykel bulunmaktadır. Anıtın ismi, "Yer'in ve Gök'ün Şerefi Anıtı"dır (Dignity of Earth and Sky Statue). Bu topraklarda Kızılderili ruhunun asla ölmediğini ve bundan sonra da ölmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmektedir. 8 köşeli yıldız örtüsüne (bkz: Türk Bilim - 1) bürünmüş kadının omuzlarında ve bacaklarında 4 adet 4 yönlü simge vardır. Bu simgeye Kızılderili kabileleri arasında oldukça sık rastlanmaktadır. Sembolün merkezi 4 köşelidir ve elmas geometrisine sahiptir. Elmas şekli, karenin kenarlarının belli bir eğimle bükülmesiyle elde edilir. Kareden farkı, durağanlığı değil, akışkanlığı ve döngüselliği betimlemesidir. Bu sembol, Oz tamgasının bir yansımasıdır. Nasıl ki Oz tamgasında uçlardaki çentikler akışkanlığı ve döngüselliği simgeler, burda da 4 köşe karenin uçlarının akışkanlaşmasıyla elmas şekli ortaya çıkar. Heykelin üzerindeki 4 adet Oz tamgası'nda 4 içre 4 = 16 unsur vardır. Bu yönüyle Wakan Tanka'ya (Büyük Gizem - Yaratıcı Güç) işaret eder. Wakan Tanka = 16 Kan. "Kan" kelimesinin Lakota dilindeki anlamlarından biri "kan damarı"dır. Burdaki anlamı ise bu değil, kutsal anlamdaki "kan"dır. Bu konuya ilerleyen bölümlerde değineceğiz.      


Bu elmas şekillerinden, aşağıda görüleceği üzere, heykelin zeminindeki betona çakılı olan tanıtım plakasında da vardır.

Bu kadim Kızılderili mitini en iyi açıklayan ise bu konudaki en yetkili kişilerden biri olan, Siyu'ların (Lakota'ların - Lakota'lar, Siyu'ların bir alt gurubudur) efsanevi şifacısı, vizyoneri ve kam'ı, Reis Kara Geyik'tir (1863 - 1950). Yazı dizimizin en başında, yerli bilim felsefesi ile ilgili görüşlerinden alıntı yaptığımız, Oturan Boğa Üniversitesi'nde bitki bilimci olarak görev yapan Linda Kara Geyik de Reis'in torunlarındandır.

1953 basımı olan "Kutsal Çubuk: Kara Geyik'in Anlatımıyla Oglala Siyuları'nın Yedi Kutsal Töreni" adlı eserde Reis, Beyaz Bufalo Kadını mitini şu şekilde anlatmaktadır:    


"Bundan çok çok seneler önce, bir kış mevsiminde, kabilelerindeki insanlara yiyecek bulma amacıyla sabahın erken saatlerinde iki Lakota'lı avcı, okları ve yayları ile ava çıkmıştı. Hakim bir tepede avları gözlemlemek için durduklarında, belli bir mesafeden bir şeyin kendilerine tuhaf bir şekilde yaklaştığını farkettiler. Bu gizemli şey yanlarına yaklaştığınında ise bunun, üzerinde beyaz geyik derisinden elbisesi ve sırtında çıkını ile çok güzel bir kadın olduğunu gördüler. Bu kadın o kadar güzeldi ki, avcılardan biri kadına karşı şehvet hisleri duymaya başladı ve bunu yanındaki arkadaşına söyledi. Diğer avcı, iyi bir adamdı; arkadaşının bu düşünceleri kafasından silmesi gerektiğini, bu kadının bir wakan (kutsal) kadını olduğunu belirtti. Kadın, gerçekten de kutsal bir varlıktı; çünkü avcılara yürüyerek değil, süzülerek yaklaşmıştı. Bunu her ki avcı da görmesine ve bilmesine rağmen içlerinden biri nefsi isteklerine yöneldi. Gizemli kadın, avcılara daha da yaklaştı ve kötü olana, kendisine doğru gelmesini söyledi. Genç adam kadına yaklaştı ve ikisi de büyük bir bulutla çevrelendiler. Bulut kalktığında kadın olduğu yerde duruyordu ve ayaklarının dibinde kötü düşüncelere sahip olan adam, üzerinde yılanların süründüğü bir kemik yığınına dönüşmüştü. (Dipnot: Kara Geyik, burda bu olayın anlık bir olay olmadığını, ebedi bir gerçeklik olduğunu önemle vurgulamaktadır. Her kim ki nefsi isteklerinin ve dünyanın esiri olur, kendi tutkularının bir görünümü olan yılanlar tarafından yenilerek yok edilir.) Kadın diğer avcıya dönerek, kabile şefi ile görüşmek istediğini, önemli haberler vereceğini ve tüm kabilenin toplanarak geleceği ana hazırlık yapılmasını söyledi. Kabile üyeleri hazırlıkları yapıp halka şeklini alarak kadını beklemeye koyuldular. Kadın geldi ve kabile reisinin önünde durdu. Sırtındaki çıkını çıkararak iki eliyle tutup reise uzattı ve dedi ki: 'Bunu alın ve gözünüz gibi bakın. Bu bir 'lela wakan'dır (çok kutsal olan). İyi niyetli olmayan hiç kimseye bunu göstermeyin. Bu çıkının içinde, bir Kutsal Çubuk vardır; bununla seslerinizi Wakan Tanka'ya (Yaratıcı Güç, Büyük Gizem) iletebileceksiniz.'  (Dipnot: Wakan Tanka, Siyu'ların Tanrı'ya verdikleri addır. Aslında Wakan Tanka'nın anlamı, "Tanımlanamaz Olan, Adlandırılamaz Olan, Kişiselleştirilemez Olan"dır. Bu konu Kızılderililer'in inanç boyutu olduğundan ve şu ana kadar kültür boyutu üzerinden yol aldığımızdan, inanç boyutunu daha derinlemesine, yazı dizisinin ileriki bölümlerinde ele alacağız.)

Bunları söyledikten sonra, gizemli kadın çıkından bir çubuk ve yanında küçük yuvarlak bir taş çıkardı. Taşı yere koydu ve çubuğu gökkubbeye tutarak şöyle dedi: 'Bu kutsal çubukla Dünya üzerinde yürüyeceksiniz. Toprak da kutsaldır, attığınız her adım, dua eder gibi olmalıdır. Çubuğun haznesi, "kızıl taş"tan yapılmıştır; Dünya'yı temsil eder. Taşa oyulan ve merkeze bakan yüzündeki bufalo buzağısı, Toprak Ana'da yaşayan tüm dört bacaklılara dikkat çeker. Çubuğun sapı tahtadan yapılmıştır ve Dünya'da topraktan yetişen her şeye vurgu yapar. Ve son olarak çubuğun taşa geçtiği kısımda asılı olan oniki kartal tüyü de Wanbli Galeshka'dandır (büyük orman kartalı). (Dipnot: Eski Türkler, insanda damar sistemi üzerinde durmuş ve takvimlerindeki oniki yıllık devrelere benzer şekilde insan vücudunda oniki ana damar belirlemişlerdir. Oniki yıldan her bir yıla ait özelliklerin o damar ve o damarın dağıldığı organda bulunduğunu kabul etmişlerdir.). Bu tüyler, kartalı ve havada uçan tüm kanatlıları simgeler. Bu çubukla dua ettiğinizde, her şey de sizinle birlikte dua edecektir.' (Dipnot: Wanbli Galeshka, tüm canlıların tepesinden uçar ve her şeyi görür, bundan dolayı bazı durumlarda Wakan Tanka olarak da betimlenmiştir. Kartal tüylü savaş başlığı takan savaşçılar, bu yönüyle kartalın kendisi olurlar; yani kendilerini Mutlak Varlık'la, Wakan Tanka'yla ilişkilendirirler.)

Wakan kadını daha sonra çubuğun ayağını yerde duran yuvarlak taşa dokundurdu ve dedi ki: 'Bu çubukla tüm akrabalarınıza bağlanacaksınız. Çubuğun haznesiyle aynı kızıl taştan yapılmış bu yuvarlak kaya, Wakan Tanka'nın sizlere bir hediyesidir. Büyük Ruh, size "kızıl yol"u hediye etmiştir.'

Kam Kara Geyik'in açıklamaları devam etmektedir; ancak şimdilik bu açıklamaları burda noktalıyoruz, çünkü makalenin belkemiğini oluşturan, en can alıcı noktaya gelinmiştir. Kara Geyik'in bahsettiği, Tanrı'nın iyi insanlara bir hediyesi olan "Kızıl Yol", makalemizin en başındaki resim olan dört renkli (kırmızı, beyaz, sarı, siyah) şifa çemberindeki, beyaz Güney'den kırmızı Kuzey'e doğru bu istikamette uzanan Kızıl Yol'dur... Burdaki kırmızı, normal bir kırmızı değildir; kan kırmızısıdır, yani kızıl renktir; ve bu kızıl yol, islam inancındaki "sıratı müstakim"dir, "dosdoğru yol"dur. Bu istikametin tersi ise yatay doğrultudaki sarı-siyah yol olan "kara yol"dur. Kara yol, günahın ve azabın yoludur. Kara Geyik der ki, kim ki kara yol üzere gider, nefsinin emrinde olur ve milleti için değil, kendi için yaşar.

Yani doğru yol olan sıratı müstakim topluma, millete hizmet olarak tanımlanmıştır. Sıratı müstakim'i tüm hayatında bilfiil yaşayan Gazi Paşa da Kuran'daki bu kavramın bizzat yaşayan tefsiri olmuştur...

Fatiha suresi, Kuran'ın Elif'i, yani ilk suresidir. "Bizi sıratı müstakim'e ilet." anlamındaki Fatiha'nın 6.ayeti ise Kuran'daki duaların Elif'i, yani ilkidir. Yine sıratı müstakimin tefsiri, Yesevi Sultan Hikmetleri'nin Elif'inde yani 1.Hikmet'te yapılmıştır:

...Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu
O gece Mirac'a çıkıp Hakk cemalini gördü
Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu
Gariplerin izini arayıp indim ben işte.

Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla
Mustafa gibi ili gezip yetim ara
Dünyaya tapan soysuzlardan yüzünü çevir
Yüz çevirerek derya olup taştım ben işte.

Garip, fakir, yetimleri sevindiresin;
Parçalayıp aziz canını eyle kurban;
Yiyecek bulsan, canın ile misafir
Hak'tan işitip bu sözleri dedim ben işte.

Garip, fakir, yetimleri her kim sorar,
Râzı olur o kulundan Allah.
Ey habersiz, sen bir sebep, kendisi saklar;
Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim ben işte...

Burda Peygamberimizin gariplerin ve yetimlerin halini sorduğu gece Mirac'a çıktığı; Allah rızasının garip, fakir ve yetimlerin gözetilmesi ile elde edileceği belirtilmiştir. Hem Mirac'a çıkma, hem de Allah rızasını kazanma, kişisel birtakım ritüellere değil, toplumuna faydalı olmaya bağlanmıştır. Hatırlanacağı üzere Kuran Kurultayı çalışmasının ikinci bölümünde min edatı üzerine yapılan tefekkürlerde mim harfi ile başlayıp nun harfi ile bitmesi nedeniyle maun suresine dikkat çekilmiştir. Maun suresinin meali; “1- Gördün mü o, dini yalan sayanı? 2- İşte odur yetimi itip kakan 3- Yoksulu doyurmayı özendirmez o. 4- Lanet olsun o namaz kılanlara ki 5- Namazlarından gaflet içindedir onlar 6- Onlar gösteriş yapanlardır. 7- Ve onlar kamu hakkının yerine ulaşmasına, yardıma, iyiliğe engel olurlar” şeklindedir. Yesevi Sultan Allah rızasının garip, fakir ve yetimlerin gözetilmesi ile elde edileceğini belirtirken, maun suresinde bu gerçek dini yalanlayanlar, yetimi itip kakma vasıflarıyla ortaya dökülmüştür. Böylece Gazi Paşa, Kızılderili Kam Kara Geyik ve Yesevi Sultan, sıratı müstakimi aynı doğrultuda tefsir etmişlerdir.

Sıratı müstakim tabirini irdelerken Kuran Kurultayı çalışmasının ikinci bölümünde Fatiha suresi üzerine yapılan tefekkürleri hatırlamak yerinde olacaktır. Fatiha suresinin okunuşu; “Fatiha suresi okunuşu: 1- Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. 2- Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. 3- Er-Rahmâni’r-Rahîm. 4- Mâliki yevmi’d-dîn. 5- İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în. 6- İhdine’s-sırâta’l-mustakîm. 7- Sırâta’l-lezîne en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn.” şeklindedir. Fatiha suresinin meali ise; ” 1- Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla 2- Hamd; alemlerin rabbi olan Allah’a aittir. 3- O, Rahman ve Rahim’dir. 4- Din gününün sahibidir. 5- Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz. 6- Bizi sırat-ı müstakime ilet 7- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapıkların yoluna değil” şeklindedir. Dikkat edilirse burada surenin altıncı ayeti olan “bizi sıratı müstakime ilet” ayeti mim harfi ile biterken, surenin yedinci ayeti olan “ kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapıkların yoluna değil” ayeti nun harfi ile bitmektedir. Bu ayet ikiye ayrıldığında ise olumlu bir betimleme olan kendilerine nimet verdiklerinin kısmı mim harfi ile sonlanırken, olumsuz bir betimleme olan gazaba uğramışların ve sapkınların kısmı nun harfi ile sonlanmaktadır.

Sıratı müstakim, kelime olarak Hikmetler'de geçmese de "sessiz, sözsüz" bir şekilde her hikmetin bizzat içinde ve hikmetlerin de bütünündedir... Neden "Yesevi Şiirleri" değil de "Yesevi Hikmetleri" denmektedir?.. Hikmet sözcüğünün kökü HKM, hakeme şu anlamlara gelmektedir: Islah etmek, düzeltmek maksadıyla kötülüğe, yanlışa sevk olmaktan korumak, gem vurmak.  Bir şeyin kötüye gitmemesi için onu kontrol altına almak. Hayvanlara sapa yollara sapmasın diye kontrol altına almak için takılan o alete "hakeme" denmektedir. Bu kökten türeyen ve dilimize geçen birtakım kelimeler: hüküm, ahkam, hikmet, hakim, mahkeme, mahkum, muhakeme, tahkim, hükümet. Bu kelimelere bakıldığında dikkat çeken ilk tema kanımızca adalettir. Gerek mahkemeler, gerek hakimler, gerek bu sistemin bir sonucu olan mahkumlar ve gerek bu sistemi yürüten hükümetler adaletin sağlanması için var olmuşlardır. Adaletin sağlanması ise kaynakların vasıflara paralel olarak dağıtılmasıyla mümkün olacaktır. Bu dağıtım ise ancak yeryüzünde yaşayan insanların kendilerine değil, toplumlarına hizmet etme düsturuyla hareket etmesi ile mümkündür. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir nokta da Kuran’da Allah’ın adil isminin doğrudan geçmemesidir. Müfessirler Allah’ın adil ismini birtakım ayetlerin içerdiği manalardan çıkarmıştır. Allah tabi ki adildir, adil olmaması zaten mümkün değildir. Ancak bize göre Kuran’da bu ismin doğrudan zikredilmemesinin bir sebebi vardır ki Nahl suresinin 90.ayeti bu sebebi anlamamızı sağlamaktadır. Nahl suresinin 90.ayetinde; “Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor" denilmektedir. Burada Allah insanlara adaleti sağlamayı emrediyor, bir bakıma çok sık düştüğümüz bir yanlış olan işi Allah’a havale etmek yerine, çaba göstererek gerekeni yapmamızı ve adaleti sağlamamızı öğütlüyor. Bu yanıyla Allah kendi adil sıfatını Kuran’da sırlayarak hikmet ile hüküm vermemiz adına bize bir alan açıyor.

Divan-ı Hikmet'deki bütün hikmetler, adında saklı olduğu üzere, talibi eğri yola sapmaktan koruyan, onu tutup doğru yola, yani sıratı müstakime çeken değerlerdir... Diğer yandan "sapa" kelimesi, Lakota dilinde de vardır ve anlamı "kararmak"tır; bu yönüyle Kara Yol'a, yani sapa yola dikkat çeker. Türkçe ile Lakota arasındaki aynı anlamın aynı kelime ile ifade edilmesi durumu, tesadüf olmaktan öte bir durum olmalıdır.

Şifa çemberi, sadece Beyaz Bufalo Kadını mitinde değil, Kızılderililer'in kültürlerindeki birçok kavramın açıklanarak gelecek nesillere aktarılmasında kullanıldığından dolayı, derin anlamları olan bir simgedir. Çemberdeki yönlerin ve renklerin hayvanlarla eşleştirildiği diğer bir kavram ikliminde de batı yönündeki siyah renk kara kartalla, doğudaki sarı veya kahverengi renk kahverengi kartalla (kaya kartalı), güneydeki beyaz renk kel kartalla (Amerikan kartalı), kuzeydeki kızıl renk ise kartallarla değil, "Kızıl Baş"lı Turna ile eşleştirilmektedir...

Kızıl başlı turna, Alevi-Bektaşi geleneğinde Hz.Ali'yi temsil eder. Yesevi Sultan'ın da turna donuna girdiği, Hacı Bektaş Veli velayetnamesinde kayıtlıdır. 

"Turna, Türk mitolojisindeki kutsal kuş, uluların kullandığı surettir.", Tengri'nin Türk'ü, s.40

 


Turna kuşu, sadece Türkler'de değil, diğer doğu toplumlarında da kutsal bir yere sahiptir. Japon Hava Yolları'nın resmi logosu, kızıl başlı turnadır.

 


Şifa çemberindeki sırati müstakime, yani millete hizmete işaret eden bu KırmızıBeyaz doğrultudaki Kızıl Yol, AyYıldız'ın da yoludur...

 


Zeytin Dalı Harekatı'ndan:

Muhabir: "İstikamet" neresi?
Mehmetçik: "Kızıl" elma...

"Kızılderililer" sözündeki "kızıl"ın ne anlama geldiği, böylece daha net bir şekilde ortaya çıkarılmıştır. Bu duruma bir örnek de Abd'nin Oklahoma eyaletinin ismidir. Oklahoma kelimesinin esası, Kızılderililer'in Çoktav kabilesinin dilinde "Okla - Huma"dır; yani Huma kişileri, Huma milleti, "Kızıl Millet" anlamına gelmektedir. Burdaki huma, Türk mitolojisindeki hüma kuşunun, "Devlet Kuşu"nun ta kendisidir...

Kültigin heykelinin başlığındaki kuş da Hüma(Umay) kuşu, yani Devlet Kuşu'dur.

 


Bu kuş da kızıl renktedir. Bu noktada çok önemli bir husus ortaya çıkmaktadır: Hüma kelimesinin Türkçe'ye Farsça'dan geçtiği iddia edilmektedir; Mehterhane-i Hümayun, Mızıka-yı Hümayun (Devlet Orkestrası, Askeri Orkestra), vs. gibi örneklerde olduğu gibi. Peki bu kelime binlerce yıllık Kızılderili diline de mi Farslar'dan geçmiştir?.. Bu kelime Farsça değil, Türkçe'dir; Farsça'ya eski Türkçe'den geçmiştir; kanıtı da binlerce yıllık Çoktav dilindeki anlamıdır. Dolayısıyla "şu kelime Türkçe'ye Arapça'dan geçti, bu İngilizce'den geçti, şu da Farsça'dan geçti, vs." gibi iddiaları  hemen kabul etmemek, tüm dünyadaki kanıtları inceledikten sonra bir yargıya varmak gerekmektedir.

Kültigin başlığındaki Huma kuşu, aynı zamanda Tuğrul kuşu olarak da anılmaktadır. Bu kuş, Divan-ı Lügat'it Türk'te de Togrıl/Tugrul/Dumrul olarak geçmektedir.

 


Ötüken'in bekçisi, Devlet'in bekçisi, Hükümdar kuşu, Tuğrul kuşu.

 


Tuğrul kuşunu oklamak: "Devlet Bilgisi"ni, "Kut"lu Bilgiyi, Kutadgu Bilig'i oklamak.

Kutadgu Bilig'de, Odgurmış(uyanmış) karakterinin devlete hizmete davet edildiğinde ebedi gençlik isteğini şart olarak öne sürmesi, cevapsız kalmıştır.  Halbuki Odgurmış'ın o an farkında olmadığı, kendisine yapılan teklifin zaten ölümsüzlük olduğudur... Ancak Ögdülmiş(övülmüş) devlete hizmet ederken ölüm karşısında bunalıp sendelediğinde, devlete hizmeti reddeden bu Odgurmış tarafından tekrardan döndürülüp devlete hizmete ikna edilmiştir. Odgurmış ise devletin Kut olduğunu anladığı o anda uyanmıştır, bu yüzden kutlanmıştır. Bunun dışında Odgurmış'ta, devlete hizmet eden Ögdülmiş'te olduğu gibi bir Kut yoktur. Ögdülmiş, akıllı davranarak devlete hizmet etmenin kut olduğunu anlamıştır. Kutsuz Odgurmış ise abid ve zahid olarak kendini toplumun dışına alarak ölümsüzleşmek istemiştir.

Yakın tarihimizde, Kutadgu Bilig'in bu öz ruhunun en güzel görülebileceği örneği, Atatürk'ün hayatı ve söylevleridir. Atatürk'ün hayatı, devletine ve milletine hizmet etmekle geçmiş; bu sebeple kutlanmış ve ölümsüzlüğe ulaşmıştır...

Bu bağlamda Andımız, baştan sona bir kutlanma metni; son kısmı ise "Varlığım, Türk Varlığına Armağan Olsun!" sözü ile bir millete adanmışlık, Kızıl Yol, sırati müstakim bildirgesidir... Kara Yol'un yolcuları, milletin bekasına değil kendi bekalarına adanmış olanlar, elbette Andımız'ı engellemek isteyeceklerdir.

Tuğrul kuşunu oklamaya çalışmak, millete hizmeti engellemeye çalışmanın simgesidir. Bu yol üzere olanlar, Beyaz Bufalo Kadını mitindeki Kara Yol üzerinde, yani nefislerinin istikametinde yol alanlardır. Bu doğrultuda maun suresinde “Ve onlar kamu hakkının yerine ulaşmasına, yardıma, iyiliğe engel olurlar” denilerek dini yalan sayanları betimleyen sıfatlardan biri kamu hakkının yerine ulaşmasına, yardıma, iyiliğe engel olunması olarak açıklanmıştır. Bir anlamda bu surede tuğrul kuşunun oklanması mitinin içeriği ortaya dökülmüştür. 

 


Kibrin, hasedin, kıskançlığın, hırsın timsallerinin, Kara Yol üzere olanların, sadece gözleri değil simaları da kararır.

"...İman aldanguçları bilin çoktur bu yolda,
Nefsine uyanların gitmez yüzü karası.

Yetmiş bin riya çeri vardır bu yolda bilin,
Nefs öldürmüş er gerek, ol çeriyi kırası...", Menzili Irak Bu Yol, Yunus Emre

Millete hizmetin karşısında, kendine hizmetin doğrultusunda olanlar hakkında Gazi Paşa'nın, nedense pek bilinmesi istenilmeyen, çoğu kişinin genelde duymadığı, milletine hitaben önemli bir öğüdü vardır:

"Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim." Gazi Paşa'nın Uşak'ta, Türk Ocakları'nda söylediği bu sözü, tüm kurumların en yüksek köşelerine asılmalıdır.

Burada Türk milletinin bir ferdi olmak ibaresine dikkat çekilmelidir. Bir kişi milletine hizmet etmek amacıyla değil, kendisine bir paye elde etmek amacıyla yaşıyorsa görünürde mensubu olduğu milletin gerçek manada bir ferdi olamaz. Bir nevi milletten çıkar; kanımızca dinden çıkmanın yanına bu yönüyle milletten çıkma tabiri de eklenmelidir. Gazi Paşa bu sözüyle Türk milleti mensubiyetinin gidilen yol olduğunu çok veciz biçimde açıklamıştır. Ve bu yol; kızıl yol, doğru yol, sıratı müstakimdir.

En baştan itibaren; Kuran'da, Kızılderililer'in Beyaz Bufalo Kadını mitinde, Gazi Paşa'nın hayatında ve söylevlerinde, Yesevi Sultan'ın hikmetlerinde ve Kutadgu Bilig'de, bu beş unsurda da sıratı müstakim (Kızıl Yol, devlete ve millete hizmetin yolu) ve karşısında olan gazaba uğratılmış olanların yolu (Kara Yol, kendine hizmetin yolu) açıklanmıştır. Sıratı müstakimin önümüzdeki en güzel örneklerinden biri ise Gazi Paşa'nın hayatıdır. O, toprağa değil, devletinin ve milletinin bağrına gömülerek ölümsüzlüğe ulaşmış, "kut"lanmıştır...


Kölük, Melih
Yiğit, Yasin Murat




Bu haber 5,081 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,124 µs