En Sıcak Konular

EMİR YILDIZ'DAN 2. Bölüm: Vergad Projesi

8 Eylül 2010 09:49 tsi
EMİR YILDIZ'DAN 2. Bölüm: Vergad Projesi Erol Elmas'ın EMİR YILDIZ'dan romanının 2. bölümü...

 

Birinci bölümü okumak için:

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=45

 

2. BÖLÜM

 

 

 

AB BİRLİĞİ Mİ İSRAİL BİRLİĞİ Mİ?

 

 

 

VERGAD PROJESİ

 

 

Osman Baba ile görüşmeyeli üç ay kadar olmuştu. Ben ise “Davud Boynuzu” ile ilgili resimleri yayınlamak için Osman Baba’dan haber bekliyordum. Acaba bana nasıl ulaşılacaktı? Osman Baba, bu boynuzun resimlerini yayınlamak için, “ben sana bilgi veririm” demişti. Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen bana ulaşan bir bilgi yoktu.  Beklemekten başka çarem yoktu.

 

Haziran ayının ortalarına doğru şöyle bir şey oldu: Her zamanki gibi işten  eve dönmüş, apartmana girmiştim. Her gün yaptığım gibi posta kutusunu kontrol ettim. “Gelen bir şeyler var mı” diye. Posta kutusunda  sarı bir zarf vardı: Zarfı açtığımda, içinden 1950’li yıllarda basılmış eski bir kitapçık çıktı.

 

Kitabı alıp eve girdim. Kitabın sayfalarını karıştırırken bir sayfasında, el yazısı ile yazılmış not dikkatimi çekti.

 

Kurşun kalem ile yazılmış el yazısında, büyük harflerle şöyle yazıyordu: “YAYINLAYABİLİRSİN!”

 

 Beklediğim mesaj nihayet gelmişti. Osman Baba, yazınının ve resimlerin yayınlanmasına nihayet izin vermişti. Demek ki “Davud Boynuzu” artık başka bir yere götürülmüştü. Resimlerin yayınlanmasında bir engel kalmamıştı. Şaşırdığım nokta ise, hiç ummadığım bir yöntemle resimlerin yayınlanmasına izin verilmişti. Nasıl sevindiğimi anlatamam…

 

Zaten bilgisayarımda her şey hazırdı. Hemen koştum bilgisayarı açtım, “Davud Boynuzu” isimli dosyayı açıp, son kontrolleri de yaptıktan sonra, sitede yayınlaması için dosyayı ilgili arkadaşa gönderdim.

 

Nihayet Davud Boynuzu’nun orijinal hali ilk defa yayınlanacaktı. İçimde tarif edilmez bir heyecan vardı…

 

Ertesi gün siteyi açtığımda, yazının yayınlandığını gördüm. Yazı oldukça ilgi görmeye başlamıştı…

 

*

 

Yazı yayınlandıktan sonra Osman  Baba’nın  düşüncelerini merak ediyordum. Acaba ne düşünüyordu? Osman Baba bana ulaşmadıktan sonra, “hadi ben geldim” de diyemiyordum.  Artık tekrar Osman Baba’nın benimle temasa geçmesini bekleyecektim.

 

Yazı yayınlanalı bir ay kadar olmuştu. Osman Baba’nın sohbetini de özlemiştim. Gerçekten de insan onun yanında yeni şeyler öğreniyor adeta ufku açılıyordu. Bilgi önemli bir hazineydi ve bu hazinenin benim için girişinde de Osman Baba vardı. Artık o izin verdiği sürece, bilgi hazinesinin içine dalmak lazımdı. Böyle bir fırsatı buldum, böyle bir imkân bana nasip oldu, yeterince değerlendirmeliydim.

 

“Osman Baba’yı bulsak değerlendireceğiz ama bulamıyoruz ki” dedim kendi kendime… Ama  sabretmekten başka  seçeneğim yoktu. “Nasıl olsa bir gün  çağırırlar” diye kendi kendimi avutuyordum.

 

Onların işlerinin  ne kadar zor olduğunu, beraber olduğumuz o kısa zaman zarfında görmüştüm. Gerçekten de kolay bir hayatları yoktu. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi güllük gülistanlık değildi. Onlar, o gün dinlediğim kadarıyla, adeta kelle koltukta yaşıyorlardı. Belki onların o yaşamları bizim rahat bir hayat sürmemizi sağlıyordu. Kim bilir, böyle isimsiz ne kadar kahraman vardı? Vazifelerini yapıyor ve kenara çekiliyorlardı, kimse onları bilmiyordu. Bu uğurda nelerini kaybediyorlardı ki… En önemlisi ise hayatlarını.  Sessizce köşelerinde oturup, dünyaya meydan okuyorlardı. Onların en yakınındakiler bile, onların ne işler başardıklarından, neler yaptıklarından  haberleri  bile yoktu! Sessiz kahramanlarımızdı onlar bizim…

 

Türk Devlet geleneğinin taşıyıcılarıydı onlar. Sırrı sır edip, vazife erleriydi onlar. Onlar bizim sigortalarımızdı. Kaç kişi bilir, kaç kişi anlar… Bazen bir sokak köşesinde onları görürüsünüz, neredeyse üstüne basıp geçeceksiniz ama kim bilir nasıl bir vazife yapıyor?  Bilemezsiniz!

 

Hallerinden şikayetleri yoktur onların…Eyvallah der, vazifeye devam ederler…

 

*

Yine bir gün eve geldiğimde, posta kutusunda, şeffaf bir poşet içersinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir haber bülteninin olduğunu gördüm. “Allah Allah, Ankara’ya neden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bültenini gönderiyorlar ki” dedim kendi kendime. Bülteni şeffaf poşetten çıkarıp incelemeye başladım. İncelerken  bir şey fark ettim. Bültenin 14. sayfası katlanmıştı. Katlanan yere baktığımda ise bir haber vardı, İstanbul’da Sultanahmet’te restorasyonu biten bir yerin açılış vardı. Haberde o yer ile bilgiler ve açılış saati yazıyordu. Yazının sonunda ise el yazısı ile yazılmış belli belirsiz bir “o” yazısını gördüm. Bu harfi daha önce bana gelen kitapta da görmüştüm. Demek ki Osman Baba’nın bir işareti idi bu.

 

Şimdi ne yapmalıydım? Bahsedilen tarih ve saatteki açılış için orada  mı bulunmalıydım? Önümde daha iki gün  vardı.  Bu mesaj, Osman Baba’nın buluşma davetiydi anlaşılan. Ankara’dan  İstanbul’a gidecektim bu bulaşma için.

 

Osman Baba’nın bana haber gönderme şekli oldukça ilginç gelmişti bana. Kendi kendime söyleniyordum, “niçin telefon etmiyor k?” Bir yandan da, “Böyle haber yolladığına göre, muhakkak bir bildiği vardı. Belki ilerde bana anlatır” diye düşünüyordum.

 

İki gün sonra İstanbul’daydım. Açılış saati olan 14.00’a daha bir saat zamanım vardı. Ben Sultanahmet’te dolaşarak vaktin gelmesini bekleyecektim. Yavaş yavaş açılışın olacağı yere yürümeye başladım. Etraf oldukça kalabalıktı. Polis bazı yolları kapatmış, sıkışık bir trafik vardı. İyi ama bu kadar kalabalık içinde Osman Baba beni nasıl bulacaktı?  Ya da ben onu nasıl bulacaktım?

 

Tören alanına yaklaştıkça kalabalık daha da artmıştı. Bir yandan yürüyor bir yandan da  Osman Baba’yı görmek ümidiyle etrafa bakınıyordum.  Açılışın olacağı noktaya gelmiştim.Hazırlanan kürsüde protokol konuşmaları yapılıyordu. Biraz daha kenarda durarak, kalabalığın içinde Osman Baba’yı aramaya başladım. Etrafı incelerken bir el omzuma dokundu, döndüm: Osman Baba!

 

Hemen sarıldım elini öptüm, kucaklaştık… Osman Baba sırtımı sıvazladı.

 

-Hoş geldin evladım, dedi.

 

- Hoş Bulduk Osman Baba, diye cevap verdim.

 

Osman Baba ile yavaş yavaş yürüyerek kalabalıktan uzaklaşmaya başladık. Osman  Baba, bu sefer yalnızdı, yanında kimse yoktu. Hem yürüyor hem de sohbet ediyorduk.

 

Osman Baba’nın elinde çok eski bir evrak çantası vardı. Bir ara elinden alıp taşımak istedim, çantayı taşımama izin vermedi.

 

Çemberlitaş’ın  oradaki  tarihi mekânlardan birinin içine girdik.  Girdiğimiz yerde türbe ve mezarlar vardı. Burası aynı zamanda çay bahçesi gibi kullanılıyordu.  Köşede, serin bir yerde bir masaya oturduk. Osman Baba  yine hep mütebbessimdi. İnsan onun yanında huzur buluyordu. İnsana güven veren, kırk yıllık bir akrabaydı sanki. Belki akrabadan da yakın.

 

- Maşallah, yavaş yavaş dilimizden anlamaya başladın. Gönderdiğimiz mesajların gereğini yapıyorsun. Ama bak seni uyarayım: Senin “Davud Boyunuzu” yazından çok rahatsız olmuş Siyonistler. Hem de çok… Güzel yayın oldu. Ellerine sağlık…

 

Osman Baba, Siyonistlerin rahatsız olduğunu söylerken hafif gülümsemiş, bundan da memnun olduğu her halinden belliydi.

 

- Güzel iş yaptınız evladım, Allah razı olsun. Onlar, kendilerini dünyanın efendileri sanıyorlar. Ama görüyorsun ya, bir delikanlı çıkıyor, amatör bir internet sitesinde bir yazı yazıyor, milyonlarca dolarları boşa gidiyor, bütün planları alt üst oluyor, en gizli bilgileri çarşaf çarşaf yayınlanıyor. Bu dünya onların cirit sahası değil, bizde varız değil mi?

 

Osman Baba anlatıyor, bende can kulağı ile dinliyordum.  Sohbetimizin bitmesini hiç istemiyordum. Bir yandan çay içiyor bir yandan da  konuşmamıza devam ediyorduk. Daha doğrusu Osman Baba konuşuyor, ben dinliyordum.

 

Osman  Baba, tatlı bir tebessüm ile bana bakarak;

 

- Madem İsrail’den, Siyonistlerden söz açıldı, sana onlarla  ilgili bir sır daha vereyim evlat, dedi.

 

Ben, yeni bir sır lafını duyunca dikkatlice dinlemeye başladım.

 

Osman Baba anlatmaya başladı:

 

- Bugün Avrupa Birliği ve İsrail’den bahsedelim. AB’nin ambleminde 12 Yıldız var.  Avruğa Birliği projesi, tamamen İsrâîliyyâta dayanan bu projedir. Bu proje, Siyonistlerin Kabalistik temellere göre hazırladıkları bir projedir. Arz-ı Mevdud’un bir ayağı olan bir projedir. Siyonistler, Vaadedilmiş topraklara ulaşabilmeleri için  AB’yi kullanmaktadırlar. Bu projeye Siyonistler Örümcek Ağı, VERGAD projesi ismini vermişlerdir. Kendileri bu projeyi, kendi içlerinde böyle şifrelemişlerdir: Vergad! Bak şimdi sen bu ismi gündeme getirirsen, onlar bundan çok rahatsız olacaklardır. Bu onlar için çok önemli  şifre bir isim. Seni şimdiden uyarayım…

 

Osman Baba, seni uyarayım derken tatlı bir gülümse ile söylemişti bunu.  Konuşmasına şöyle devam etti:

 

-Örümcek, ağını örmeye başlamış ve  bu Siyonistlerin bir yere kadar netice de aldıkları gözlemlenmiştir.

 

Şimdi iyi dinle evlat, bu proje öyle sıradan bir proje değil. Bunun ayrıntılarına baktığımızda, AB’nin aslında Örümcek Ağı’na nasıl takılıp, yem olduğunu görüyoruz. AB ülkelerindeki insanlar aldatılıyorlar… Biraz  da bundan  bahsedelim…

 

Ben ise Osman Baba’nın anlattıklarını ağzım açık bir şekilde hayretler içersinde dinliyordum. Osman Baba, çayında bir yudum aldı, gözleri yerde bir şeyler arıyor gibi  uzun uzun  yere baktı. Derin bir nefes aldı ve başını kaldırdı, bana bakarak konuşmasına devam etti.

-AB’nin önde gelen ülkelerinde, Mossad destekli siyasi operasyonlar yapılmaktadır.Yahudi lobileri o ülkelerin siyasi iç dinamiklerini kullanarak, kendi seçtiği kişilerin iş başına gelmesi için gayret göstermektedir. Bu Siyonist örgütlenme, hazırladığı planlarla, partilerin içinde yerleştirdiği kişileri, lobinin büyük maddi desteği ile zirveye taşımaktadır.

 

Örümcek, ağını örerek seçtiği kişileri, o ülkenin başına lider olarak getirmektedir.

 

AB logosundaki 12 Yıldız,  Yahudilerin  kayıp 12 boyunu temsil eder. Zaten bu logoyu öneren kişi de Yahudi’dir. 12 Yıldız’ın  anlatıldığı gibi Hıristiyanlıkla bir ilgisi yoktur. Onlar var sanıyorlar ama kendilerini kandırıyorlar.


 


12 Yıldız’ı yakından inceleyelim: 12 Yıldız, Yahudilerce Kabalistik olarak seçtirilecek 12 ülke ve liderini simgelemektedir. Her bir Yıldız’a bir ülke düşmektedir. 12 Yıldız, yani 12 ülkenin lideri Yahudi olunca  plan tamamlanmış olacak ve aralarından Kabalistik bir kral seçilecek.  AB’deki bu Yahudi  liderler, Büyük İsrail Projesine hizmet edeceklerdir.

 

Şimdi  bugün itibariyle AB ülkelerinin Devlet Başkanlarına bir göz atalım:

 

İngiltere: David Cameron : Yahudi.

 

Almanya: Angela Merkel : Yahudi. (Merkel, İsrail Parlamentosu'nda, 6 milyon kişinin öldüğü Yahudi Soykırımı nedeniyle, halkı adına  İsrail’den özür dileyen ilk Alman Başbakan’ı.)

 

Fransa: Nicolas Sarkozy : Yahudi.

 

Bunlar AB’nin lokomotif ülkeleri…

 

Diğerlerine bakacak olursak: İsviçre, Belçika Polonya… Bu ülkelerin de liderleri Yahudi.

 

Burada ilginç olan ise Hıristiyanların lideri olan Papa’da Yahudi…

 

Osman Baba bana bir görev vererek, şöyle dedi:

 

-Papa’nın hayat hikâyesini bir araştır bakalım Eren evladım, neler bulacaksın?

 

-Peki Osman Baba, dedim.

 

Osman Baba konuşmasına devam etti:

 

-Görüyorsun 12 Yıldız’ı tamamlamalarına çok az ülke kaldı. Mavi Marmara Gemisi’ne düzenlenen baskında AB’nin takındığı tavrı biliyorsun. Şimdi bu Yahudi liderler, Büyük İsrail için çalışan bu liderlerin, İsrail’in istekleri dışına çıkmaları mümkün mü? AB’nin,  bu Yahudi liderleri, isteseler de İsrail’in karşısında tavır alamazlar! Suskun kalmalarının nedeni işte bu evlat!

 

Öte yandan, ABD yönetiminin karar merciindeki kişilerin Yahudi olmaları da tesadüf değil. Başkan, Yahudi olmayabilir ama Başkan’ın en yakınındaki kişiler Yahudilerdir. ABD, yıllardır bu kısır döngüden kurtulamamıştır. ABD İsrail’in örtülü gücüdür.  ABD, kamufle olmuş bir İsrail’dir.

 

 

Siyonistler, Kabalistik inançlarına göre: Bu 12  kral  birleşip , İsrail’in sözde Mesih’ini çıkaracak. Böylece hem vaadedilmiş topraklar ele geçirilecek hem de Süleyman Mabedi ortaya çıkarılacaklar…

 

Bu kendi planları tabii. Unuttukları bir şey var: Allah’ın da bir planı var.

 

Şimdi anladın mı evlat bu 12 Yıldız meselesini.

 

-Anladım Osman Baba, dedim.

 

AB’nin liderlerinin Yahudilerden oluşturulmaya çalışılması beni hayretler içersinde bırakmıştı.

 

Osman Baba’ya: “İyi ama o ülkeler neden buna izin veriyordu, onların bu plandan haberleri yok muydu?” Diye sordum.

 

Osman Baba:

 

- Bu plana boşuna “Örümcek Ağı” dememişler. Yavaş yavaş örümceğin ağını örmesi gibi, ağlarını örüyorlar. Bir de Yahudilerin finans ve medyadaki güçlerini yabana atmamak lazım. Bir insanı, bir günde medyanın gücü sayesinde yıldız bir insan yapabilirler. Kamuoyunu istedikleri gibi yönlendirebilirler. Bu konulardaki becerilerini biliyoruz…

 

Tamam mı Eren, Avrupa Birliği’nin gerçekte neye hizmet ettiği… Anlaşıldı değil mi?

 

Ben ise “ anladım” manasında başımı salladım.

 

 

Hazır Osman Baba’yı bulmuşken aklıma takılan bir soruyu sorayım istedim. Osman Baba’ya;

 

- Osman Baba, bazı tarihçiler diyor ki; “Fatih Sultan Mehmed'in türbesinin de bulunduğu Fatih Camii'nin yerinde, fetihten önce İstanbul'un ilk Hristiyan mâbedi olan "Havariyun Kilisesi" vardı ve İstanbul'un kurucusu olan Roma İmparatoru Birinci Konstantin'in mezarı da bu kilisedeydi. Fatih, ismini taşıyan caminin bu kilisenin yerine inşa edilmesini ve öldüğünde de aynı caminin avlusuna defnedilmeyi istemiş; böylelikle Konstantin ile aynı mekânda yatarak çocukluğundan beri taşıdığı "Roma İmparatoru" hayalini hakikat yapmaya çalışmıştı…” 

 

 

Bu doğru mu Osman Baba. Gerçekten de Fatih Sultan Mehmet, Konstantin’in mezarına mı gömüldü?

 

 

Osman Baba’nın yüzüne bir gülümseme yayıldı. Başını birkaç defa salladı…Uzaklara bakarak düşünüyor gibiydi. Bana:

 

- Yarın burada mısın Eren evladım?

 

-İnşaallah Efendim, dedim.

 

-İyi o zaman yarın  öğlen namazına Kartal'da, Maarif Camii'nde buluşalım. Yarın buluşunca sana onun belgesini getireceğim, bakalım Konstantin’in mezarı nerdeymiş, dedi.

 

     

Emir Yıldızdan     

 

buulkem@gmail.com

     

 

 

 



Bu haber 26,268 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,149 µs