En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
20 Ağustos 2020

Kambaba-9




 https://www.youtube.com/watch?v=-4URFyTY2H0

 

 



Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birbir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  


Yarasa Muhlis

Evet, balalardan Özge burada, Harun bala burada ve bir misafirimiz daha var. Yarasamız var. Eve yarasa girdi. Çok nadir olan bir şeydir. Otururken şurada, tam ışık tutuyorum çekebiliyor musun? Yaklaş yaklaş tam şeye girdi şimdi. Görebiliyor musun bak şurada (-Evet görüyorum Kam Babam) evet. Evet, oynuyor bak. Gördüğün gibi, tam kafamızın üzerinden çok enteresan bir şekilde. Çünkü ışık var. Ve oturuyoruz ışıklar yanmasına rağmen, gördüğünüz gibi geldi. Uçtu tavana kondu, oraya kondu, buraya kondu. Şimdi buraya geldi ve şuanda bu da bir misafirimiz oldu. İşte alıyor mu? (-alıyor Kam Babam) Ve çıktı, he he, tamam korkma, korkma bir şey yapmaz. Bak şimdi gitti oraya kondu. Orayı çek, şeyin orada şeyin, yayığın oraya geç. Şimdi balalar görsünler. Bakın bu kırsalda yaşadığın zaman bu tip görüyor musun? Alıyor mu? (-evet alıyor, çok net) Sallanıyor bak burada. (-evet çok net) Şimdi değerli balalar. Kırsalda geçende büyük bir yılan, çiyan geldiydi, onları attık. Onların videolarını belki yayınlarız. Yani tekrar doğaya sallıyoruz. Bunlar çok doğal şeyler. Bakın ben şimdi, çocuklar evde uçtu yine değil mi? Nereye uçtu? (-Kam Babam tam karşıya uçtu) Bak şimdi oraya uçtu. Çok doğal, aha öyle uçtu, uçarken al. Uçarken alabiliyor musun? Görsünler evde cirit atıyor. Aslında bu nadir bir olaydır. Yarasalar genelde evlere bu şekilde girmez. Metruk evlere tabii ki girer yani. Bu kadar insanın içerisinde, ışıklar açık sohbet ederken vesaire. Şimdi biz buna ne diyeceğiz? Bu bize bir haberci. Birazda işaretler ilminden konuşalım. Kam dilinde de yarasa gecelerin bunlar adeta şövalyeleri gibidir. Prensleri gibidir geceleri avlanırlar. Bunların radar sistemi çok gelişmiştir. Ülkemizde de birçok cinsi yaşar mağaralarda vesaire. Böceklerle, meyvelerle beslenirler falan ama. Yani çok normal değil. Değil mi? Doğru mu? Birden girdi. Hatta Harun, ne dedin? Kelebek dedin. Değil mi? (-evet, kelebeğe benzettim Kam Babam) Ben ne dedim? Yarasaymış. -Peki, Kam Babam, bu gece aydınlık olarak (şurada) girdi evimize. Bu hayır mı? şer mi? Evet. -Nasıl bir haberci bu şimdi? Sen hayırlıysan sana şer gelmez. Burada da hayırlı gördüğün gibi yarasa bizi uyarıyor bak, bak. Kendi lisanıyla anlatıyor. Anlamak lazım bunları dillerini bilmek lazım. Mahlukatın tabiatın varlık âlemini. Şu anda bu eve geldiyse ki, şu anda dışarıda olması lazım bunun değil mi? Evet saatimiz de on buçuk on bire doğru falan geliyor gece. Fakat şu anda burada demek ki bir şey anlatmaya çalışıyor. Ve çıkmadı da kapı açıktı. Değil mi? (-evet Kam Babam) Çıkmıyor yani, yani normalde çıkması lazım. Oraya konuyor oraya konuyor. Tabii ben işim burasında değilim. Ben işin meselesini biliyorum. Şimdi Türk kültüründe de Kam Bilgilerinde de bütün mahlûkat bizim dostumuz. Korkacak hiçbir şey yok. Daha önceki videolar da söyledim. Böcekten, arıdan işte şundan bundan çocuklarınızı korkutmayınız. Bunlar doğal ve bizim yaşamımızla, yaşamları bir olan varlık âleminin bir cüzleri. Anlatabiliyor muyum? (-evet) Ama insanları öyle korkuttular ki, özellikle Türkleri. Aman evladım, dokunma kediye, köpeğe, böceğe şuna buna. Daha önce söyledik Şimdi de gördüğünüz gibi yarasalar, kırsalda birçok vahşi hayvanlar karşılaştık. Doğru mudur? (doğrudur Kam Babam) Ve hatta bahçenin önüne kadar geliyor. (-evet) Ve dolayısıyla da bunlardan çekinecek hiçbir şey yok arkadaşlar. Değerli balalar, şu an orada gördüğünüz gibi orada duruyor. Bakın ben buradan ışıkla tutuyorum. Görebiliyor musun? (-evet, çok net alıyorum) Şeyi alabiliyor mu? Böyle tutunca. (-evet, Kam Babam) Yakından da göster. Güzel de, bir mahlûk. Bunlar memeli aynı zamanda.(-evet) Biraz da büyük. Hemen kendini tavana astı. Bak kafasını da oynatıyor şu anda. Görüyorsun değil mi? (-evet) Bak, bak. Evet, şimdi birazdan yakalayacağız. Elimize de alacağız. Tutacağım ben onu kanatlarından. Harun çekerse yayınlarız. (-çekersek, kam Babam) Evet, tüm balalara gördüğünüz gibi sevgiler. Böyle, çekinmeyin. Türk budunu. Hiçbir şeyden çekinmeyin. İki ayaklı çakallardan, sırtlanlardan, yılanlardan, sinsilerden korkun. İki ayaklılardan korkun bu mahlûkat organize hiçbir şekilde bir zarar vermez. Avcı hayvan karnını doyurmak için rızkını temin eder. Doyar ve çeker gider. Hayvanlar âlemi hep öyledir. Bitki âlemi de öyledir. Fakat tehlikeli insanlar, için de çiyan, sinsilik barındıran, daha önceki videolarda yaptım, kendilerini arındıramayanlardan çekinin. Bu tip şeyler, gördüğünüz gibi dostlarımız hoş geldi, sefa geldi bugün de dostumuz yarasa. Bugün bize arkadaşlık edecek. Çıkana kadar, kapıyı açacağız tabii ki de, pencere zaten açık. Dolayısıyla da, ister gider, ister kalır. Bakalım ben de nargile içeceğim şu anda gördüğünüz gibi. Hiçbir şey olmamış gibi. Gel Özge, Harun'u da al, Harun'u.

Özge: O zaman misafirimize hoş geldin diyelim. Tabii siz de deyin. Al elinden, Harun'da gelsin kendini bir göstersin. Gel bakalım Harun Bala (-geleyim Kam Babam), gel aslanım benim. Görüyorsun değil mi? (-evet) Yarasaymış. -Evet. Siz haklısınız her zaman ki gibi. Dua edin yarasa, ya yaramazsa? Değil mi? (-evet Kam Babam) Hepinize kalbi sevgiler, selamlar.

 

Yalvaçlar, Bilgeler neden inzivaya çekilmiştir?

Evet, kıymetli balalar, ikinci gündeyiz yarasamız, yine evimizin tavanında kapıyı açtık, fakat gitmedi. Misafir olmaya devam ediyor. Bu arada kafasını kanatlarını oynatıyor Arada sırada uçuyor yer değiştiriyor ama kapıdan dışarı çıkmıyor. Bizde misafir kabul ettik. Adına da muhlis koyduk. Muhlisimizle beraber yine, Özge Balam Harun Balamla beraberiz. Bu arada tabi gece boyunca konuştuk. Ve Özge Balam bir sorun vardı. Yarasadan yola çıkarak bir soru sormuştun. Mağara ilişkisi. Tekrar et bakalım onu. Şimdi yarasa deyince, yarasalar genelde mağaralarda yaşıyor. Mağara deyince de aklıma, çağrışım yaptı. Peygamberlerin mağaraya girip, inzivaya çekilmesi olay var. Kam Babam Bunu biraz açar mısınız? Evet, şimdi bu da aslında kadim bilgilerden bir tanesidir. Hani İslam peygamberinin, "Hira Nur", mağarası, "Sevr" mağarası'na saklanma meselesi ayrı. Ve birçok peygamberin de mağaralara, mesela Eyüp peygamberin de bir mağarası olduğu. Orada angut güvercininin olduğu. Yine mağara, "Rakim Ashab-ı" diye, "Ashab-ı Kehf "denilen Kehf, suresindeki hani halk arasında yedi uyurlar, diye bilinen değil mi? Birçok mağara meselesi vardır. Ve diğer inançlar da da bu mağara mevzuu, sıkça anlatılır. Birçok yorum yapılır. Fakat neden peygamberler inzivaya çekilir mağaraya? Ve zaman zaman giderler birkaç gün kalırlar bazen on gün bazen 20 gün işte süresi çeşitli şekilde değişir ve gelirler. Şöyle düşünmek gerekir. Nereden inzivaya çekiliyor? Mesela Mekke gibi bir yerde, Hz. Peygamberin bir şekilde, inzavaya çekildiğini. Peygamberlik gelmediği halde. Aslında bütün mesele, Kam bilgilerinde, yine ön Türk atalarımızda gizli. Türk bilgeleri de, zaman zaman inzivaya münzevi hayat denilen hayata çekilirler. Ancak bu bilindiği gibi değildir. Daha sonra birçok dinin, tasavvufi, özellikle teosofi yorumlamaları. Ve bu manada çeşitli dinlerin tasavvuf ekollerindeki, açıklamaları ve islam tasavvufuna da birçok yalan yanlış şeyin sokulması. Ve inanılması, anlatılması yla farklı bir mizansene hafızalarda yol açmıştır. İşin aslı şudur. Türk bilgeleri de çekilir. Fakat bu münzevilik aslında, toplumundan kendini inzavaya çekip, tefekkür etmek düşünmek değildir. Hatta mevlevilikte, binbir gece veya, bin bir gün çile çıkarma diye bir yol vardır. İşte az yenir, az uyunur, az içilir, bol tefekkür İşte çeşitli ibadetler, bazı tarik esaslarında da eskiden bunlar vardı. Çilegah çilehane denilen. Aslında Türklerde, böyle bir münzevi bir hayat söz konusu değildir. Mevzunun aslı şudur. Özellikle çağımızda, Tengri'nin Türk'ü kitabında yazdığım gibi. Kam orucu diye bir şey. Aslında oruç kelimesi değil orada, perhizi diyelim. O da değil, bilgi olduğu için bugün uyarlama yapıyorum anlaşılsın diye. Yani bana, zaman zaman işte şu ayette bu var, bu ayette bu var falan filan diye, yorum gönderenler oluyor, vesaire. Sanki bu işleri bilmiyormuşuz gibi herhalde bizleri yeni tanımışlar, yeni görmüşler. Çalışmalarımızdan haberleri falan yok. Birçok dini meseleye, hakim olduğunuz gibi başka inançların, dinlerinde ciddi anlamda âcizane uzmanıyım diyebilirim. Bilgi açısından. Ama beni atalarım ve Türkler, Türrk Budunu, Türk Bilgeleri, ilgilendirir ki, nesile şu anda onu aktarmak istiyoruz. Unutulanları örtülenleri açmak istiyoruz. Münzevi meselesi şudur, Türklerde; bugüne uyarlayarak kısaca söyleyeyim Özge. Peygamberlerde mağaralara gidiyor ya. Niye gitsin ki? Yarasa mağaralarda doludur işte dediğin. Veya işte neden, halkından mı kaçıyor? Gizleniyor mu? Bunlar ayrı meseleler. Orada vahy mi alıyor? Cinlerle varlıklarla temas mı kuruyor. Falan, işte tefekkür mü ediyor? Gibi bir çok soru birçok yorum var. Çağımızda sanal sesler, sanal kokular, sanal renkler, sanal görüntüler, Taklit yiyecekler, taklit tine, negatif etki yapacak birçok üretim var. Araç sesleri, makine sesleri, bunların hiçbiri doğal sesler değil. Üretim, insanlığın yapmış olduğu. Anlatabiliyor muyum? Bir aletin, bir maddenin, bir metanın, çıkarmış olduğu sesler. Televizyon sesleri, müzik sesleri, hangi müzik sesleri radyodan televizyondan, işte bilgisayardan şuradan buradan dinlenilen sesler. Ezan sesi, cihazla okunduğu için doğal ses değildir. Bu uzmanlar iyi bilir. Kokular, sahte kokular, bunlar tabi kokular değildir. Bir orman çiçeğinin, geçen dağa çıktık seninle. Değil mi? İki bin metreye. Ne kadar güzel kokuyordu. Dağ Komple kokuyordu değil mi? (-evet Kam babam) Doğal kokuyordu. Şimdi bir de esans diye, işte kolonya işte parfüm vs. ne dersek diyelim. Birçok sahte kokular var. Bunlardan üretiliyor ama, tabii değil. İçine başka şeyler katılıyor. Demek ki, tabii kokuları dışındaki kokular, sesleri söyledik. Görseller sahte çiçekler, ve sahte görseller nedir. Bu işte binalar, işte araçlar, şunlar, bunlar, fabrika bacaları aklınıza ne geliyorsa. Bunların hepsi, insan tininde yara açar. Bir şeyi örter, hakikat gözünü kapatır. Şimdi bunlara, hipofiz bezi deniyor. Bilmem ne deniyor falan. İşin aslı, işte ben Kam bilgilerinden anlatacağım. Çünkü bütün bu meselelerin aslında, bizim elli bin yıllık sırlarımızı, çeşitli inançlar, yalan-yanlış, yarım- yamalak vesaire alarak, kendilerine ekol edinerek, bilgi sunmuşlar kendi kavimlerine, toplumlarına. Onlarda bugün mevcut, bilgi ağlarında, kitaplarda şurada burada söylenince, zannediyor ki, bunlardan çıkıyor. İnsan tinine bunlar zararlıdır. Bu seslerden muaf durmak için gerçek tabiat sesi, kuş sesi su sesi, gerçek su sesinden bahsediyorum bak. Bir nehirin bir derenin aktığı. Bir rüzgar sesi, yağmur sesi yaprakların hışırtısı sesi. Birçok ses ekleyebiliriz görsel birçok kelebekler ve ışık, güneş doğaldır. Bu lambalar, floresanlar ışıklar, ledler ne dersen de, sahtedir. Bunlar timizde büyük bir, maalesef ki yara açmaktadır. Ve bir hasar oluşturmaktadır. Fiziki olarak söylemiyorum bile. Oraya girmeyeceğim. Şimdi sorduğun soruyla alakalı. Bilgeler dönem dönem, bazı günlerde işte bazı hallerde, böyle yerlere çıkarak, toplumundan uzak durup, bu sesleri dinleyerek tekrar tinini şarj ederler. Anlaşılacak şekilde söylüyorum. Şarj eder, deşarj olur ve tekrar budununa döner. Aslında bütün insanlar öyledir. Diyeceksin ki, on bin yıl önce adamın ne sesi vardı? Araba yok yoktu, araç yoktu. Çekip sesi bile, en ilkel alettir. Bir demir dövse, o bile sahte bir sestir, üretimdir. Anlata biliyor muyum? Bir taşın yuvarlanma sesi, doğal tabiidir. İşte onları dinlerler. Doğada tabiatta ve halk onlara veya eski öğretilerde bunlar yazılı kayıtlı olduğu zaman, bugün okunduğunda, zannederler ki; onlar oraya gidiyorlar tefekkür ediyorlar, falan. O işin başka bir bölümü. Birinci bölümünden bahsediyoruz. Deşarj olmaya gidiyorlar. Sahte seslerden arınmaya. Aynı zamanda insanların çıkarmış olduğu sesler de her ne kadar tabi ise, kelimeler mânâsıyla anlamı itibariyle, gıybetti, yalandı, şuydu buydu, boş laftı vs. Onlardan da uzaklaşmak, onlarda tabii değildir. Onlarda insanın tabi sesi değildir. Unutma bunu bana sor. (-tamam Kam Babam) İnsanın tabi olmayan bir sesidir işte o. Ve bunlardan, beri olurlar. Kendilerini dinlerler. Bu sesleri dinlerler. Tinlerini tekrar şarj ederek toplumuna dönerler. Şimdi de, bugün çağımızda işte bu, bütün taklit sahte seslere, görsellere, kokulara, yiyecekleri, saymıyorum. Sentetik şu bu falan. Dediğim gibi o biraz fiziki bir şey, ruhsal da var ama maruz kalan bizler, birçok seslere, tinimizin yavaş yavaş değiştiğinin farkında olmadığımız dan dolayı birçok hastalık ve ruhsal hastalıktan bahsediyorum, tinsel hastalıktan. Onlara depresyon deniyor işte. Depresyona girdi. Çünkü tini örtüldü. Tini artık kendi fıtratını yaşamıyor. Tabiatla bir olan fıtratı duymuyor. Taklit şeyler duyuyor. Düşünün bir tane sahte bir bebek var. Birde gerçek bebeğin var. Devamlı sen sahte bebeğini, seviyorsun gerçek bebeğin gibi. Taklit sesler, taklit yaşayışları doğurur. Taklit görseller, sahte bir çiçek. Ruhunda hiçbir şey oynatmaz, tininde. Çünkü onla bir bağın yok. O üretim sentetik taklit. Fakat, gerçeği öyle değil, değil mi? Bir manzara gördüğün zaman, "ay ne güzel" deniyor değil mi? (-evet Kam Babam) Neden? O, ay ne güzel dedirten şey nedir? Tininin sesidir. (-doğal olduğu için) İşte, şimdi demin ki meseleye gelelim. İnsanın gerçek sesleri ve taklit sesleri. İşte o içinden gelen, "ay ne güzel" dediğin ses, insanın doğayla, tabiatla, yaratılmış varlık alemiyle hep varolanla, "hep varolanla"..o da ayrı bir konu. İleride açacağınız onu. Birlikte olup, onla berabersoluk, nefes alıp onu kelam edip, zikretmesidir. Dolayısıyla bu gerçek sesidir işte içten gelen. Ama içten gelecek olan şeyi tetikleyecek bir şey var. Manzara burada, ya da bir su sesi, ay ne güzel nehir, ay ne güzel kuş, ay ne güzel ağaç, ay ne güzel meyve bunlar çıkan sesler, anlamlı olmasına rağmen kelime itibariyle, insanın gerçek sesleri. Kötü sesler de, taklit sesler. Bir horozu taklit etmek değil. Bir kuşu taklit etmek değil onlar da gerçek sesler. Bir kediyi bir işte aslanı taklit etmek değil. Onlarda gerçek sesler. Taklit sesleri insanın tininin görmeyip de, o işte tetikleyici unsurlarla beraber konuşmadığı bütün çıkardığı sesler, taklit sesler. Programlanmış bir robottan ve birçoğu da birçok inançla, dinde de günah denilen şerylerdir aslında. Boş konuşma denir ya, Türk kültüründe yeri vardır. Boş konuşmak meselesi aslında, hep bilgi bilge, lafları söylemekle de alakalı değildir. Boş geçti, yani sözün boş. Çünkü tininle beraber konuşmuyor tetikleyici bir şey yok. Onla beraber harekete geçmiyorsun. Anlatabildim mi? Tabi nefsine hoş gelen şeylerden bahsetmiyorum. O ara bölge, onu da ilerde açarız. Şimdi anlatabildim mi ? (-evet Kam Babam) Mağaralara dönelim. Kadim bilgeler, mağaralarda tabii ki göktürklerle de, halkın avamın, insanlığın toplumun, uzak olduğu yerlere, irtibat kurmaya veya göktekilerle, sade Göktürkler yok orada. Karşıt güçlerde söz konusu, onlarla irtibata girenlerdende var tabi. Bunlar yalvaçlar, yalvaçlar tabii ki iyilerle gelecek. Bilgi alışverişi, halkın gözü önünde olmayacağına göre, bu mağaralar, dağlar, inziva denilen, münzevi hayat denilen şeyler budur. Aslında münzevilik, sonradan işte dezenformasyona uğradığı için, elini eteğini herşeyden çekmiş, dağa gitmiş. Veya işte, toplumdan kendini sıyırmış atmış falan. Bu çok marifetli, maharetli, güzel bir davranış şekli değil aslında. Bilgeysen, açıklarsın bir şekilde. Tabiki zaman zaman, çekil kendini dinle. Fakat münzevilik; bir din adeti haline gelmemeliydi? İnsanlık aleminde. Bunuda uydurdular. Anlatabiliyor muyum? Tekrar dönelim. İşte mevlevilikte veya bazı ekoller de olanlar, aslında bunlar değil. Az yeme, az içme, az uyuma nefsi terbiye etme meseleleridir yani. Biraz yakaza aleminde gösterme, işte derviş yada müntesip, neyse onu, orada o şekilde eğitecekler, vesairesidir o. Bu işin başka bir bölümü. Yani bu konu, çok uzun bir konu. Şimdi yarasadan falan, yarasada hala orada duruyor, Muhlis. Demek ki Özge, neymiş? Bu seslerden arınıp hafızanın, tininden, tinin hafızasından daha doğrusu, bunları silmek. Taklit sesleri, kötü sesleri, bet sesleri, bet görüntüleri. Hani mesela İslam'da da vardıya, "harama bakmayın", falan aslında millet o nasıl yanlış anlıyor? Harama bakmayın meselesi, "haram" kelimesinin tabi şimdi, teolojik olarak burada irdelemeyelim. Oradaki ifade başka, anlamadıkları için. Dönemin, peygamberin arkadaşları anlamamış peygamberi ve Kuran'ı. Şimdi nasıl anlasınlar diye de, hani bazen söylüyoruzya, anlamadınız.. Anlamaya çalışmadıkları için biz eleştiriyoruz. Anlaşılacak bir, Kelam var ortada. Ama anlamaya çalışmak yok. Şimdi mesela, Kur'an indiği zaman, Bakara suresi 187. ayet değil mi? İplik meselesi vardır. Oruçta işte tan yeri ağarması iplik meselesi. Ayet inmiş, peygamber ayeti söylemiş. Bütün sahabeler ashab neyse, onların hepsi bunları öğrenmiş. Birkaç gün sonra ramazan ayında işte oruç tutarken bir sahabi gelmiş, meşhurdur. Bu tevatür, mütevâtir, hadislerin hepsinde geçer. Demiş ki; "Ya resulallah işte ben de yedim, içtim ip elimde de, cebimde de iplik var ona göre hareket ediyorum." Peygamber efendimizde demiş ki, ne demiş; Peygamber Muhammed aleyhisselam, yalvaç. "Ya demiş bu böyle değil." Şimdi buradan ne çıkıyor. Peygamberin yanındaki adam, kimse o sahabi. Ya da sahibi denen insan. Kur'an yanında canlı Kur'an yanında. O ayeti anlamamış ip taşıyor cebinde. Ee şimdi buradakiler nasıl anlasın? (doğru söylüyorsunuz) Anlatabildim mi? Nasıl anlasın? Anlamaya çalışacak. Önce kâinat kitabına bakacak Gökten inan sahifeler, kitaplar, şunlar. Kitap da indiği falan yok o ayrı bir konu yani. "Ayetin inmesi" , "Kitap inmesi", kitaplaştırılması , mushaf konularını defaatle söyledik. Bunları geçtik. Türk bilgilerinde, Kam bilgilerinde, mağaralara, dağlara, Tengri dağlarına, yüce dağlara. Tabi bunlara, başka çıkma yönleri de var. Bütün bu meselelerde bilgeler, kendini deşarj eder. Tekrar toplumuna iner. Ve toplumuna da der ki haydi hep beraber, Tengri dağına çıkıyoruz. Niye bilgem? "Koca dağa çıkacağız" Tengri'ye yakaracağız. Tapmak yok. Alkış, yakarış bu bildiğimiz yakarış da değil. Dilenci gibi, yakarmaz Türkler. Tengri onları bilir. Bizi bilir. Madem vermeyecektin? "Nasıl Tengri Oldun!" der Türk. Ama verdiğini onunla var olduğunu bilir. Şimdi, hadi Tengri dağı'na. "-Ee bilgem ne yapalım Tengri Dağına çıkıp." "-Günlerce belki yürüyeceğiz iki üç gün, yorulacağız." "Toy yapacağız. -İyi de azık lazım. Alın yanınıza sürülerinizi. Keçilerinizi, oğlaklarınızı, hep beraber. İşte toy bayramı dediğimiz, Tengri Dağında, birbirlerine olan ikramlar, yukarılara çıkmak meseleleri. Haydi hep beraber. Nereye? Münzevi hayata. Alttan yukarı doğru, çıkın bi ayrılın labirentten. Ayrılın, sahtelikten, sahte seslerden, görsellerden, duyumlardan, sözlerden herşeyden. Demek inziva neymiş? Mağara meselesi neymiş? İşin aslı Türklerde, Türk bilgeler böyledir. Hatta ağacın altında "ermek". Mağarada "ermek" İşte Teng'ri dağlarında, dağlarda "ermek". Bütün bunların bir sırrı vardır. O sesleri dinlemek. Çünkü ruhumuzda o sesler kodlu. Beraberiz. İçimizde bir nehir kaynıyor. Çağlayanlar var. Kuş sesleri var. Güzellikler var. Bize, ah be "ne güzelmiş" dedirtecek her şey burada var. İşte, tetikleyici unsur da o, bir anda ne oluyor? Tinsel hafızada, bugünkü anlamda resetlenip tekrar geliyoruz. Şimdi tatile gidenler. Denize gidiyorlar işte bir ay, iki ay neyse otellerde şurada burada kimsenin hayatı beni ilgilendirmez. Tatil usluplarını eleştiriyorum. Yoksa tatili değil. Sonra, şehre tekrar döndükleri zaman, o tatilin yorgunluğunu atmak için üç ay geçiyor. Böyle bir resetlenme olur mu? (-olmaz) Olmaz değil mi? Anladın mı? (-anladım Kam Babam) Bu inziva meselesi, müzevilik meselesini anladık. Değil mi? Mağaralara, dağlara bilgelerin çok tabiidir yani değil mi ve bilgiler daha da arttıkça, olgunlaştıkça kişi birçok şeyden zaten haz almaz hakikatine yönelir. Hakikatine yöneldikçe bulunduğu ortamda hakikatini örtecek birçok ses, görsel, konuşma, insan, ahlak, kültür gördüğü zaman kaçmak ister ruhu, tini. Dolayısıyla da bilgeler de zaman zaman giderler ama tekrar irşat için geri dönmek zorundadırlar ve toplumlarını, budunlarını da aynı şekilde yaparlar. Şimdi bugün Tengri’den kopan fetret döneminden bahsetmiştik Tengri ile bağını koparan zamanlar fetret dönemidir demiştik. Hani peygamberlerin gelmediği dönemler değil. Toplumun Tengri ile bağını kopardığı dönemler fetret dönemi demiştik aslında değil mi daha önceki videolarda. İşte bu mana da inzivaya çekilen bilge mağaraya giden bilge eğer birileri ile orada görüşmeyecekse o sesleri deşarj olacaksa doğal, tabii sesleri doğal renkleri, görselleri görecekse, doğal güneşi vs. işte Tengri ile hakikati arasında tekrar bağ kurmak için ordadır. Bu Tengri ile bağ kurmaktır. Peki, toplumda işte bu sesler, görseller, taklit olan her şey tini örttüğü için Tengri ile olan frekansı da ortadan ikiye böler, parazit yapar arada sırada. İyi duyamaz onu, iyi göremez onu, iyi dokunamaz ona anladın mı?

Özge: O zaman Tengri ile bağı koparmamak için bizim doğaya gidip bir an önce…

Haa şimdi gelelim şehirde yaşayanlar ne yapacaklar işte o kitapta yazmıştık. Hiç değilse 10 dakika evinizin bir köşesine çekilin bütün taklit olan her şeyden kendinizi halas edin. Nedir? Kapatın televizyonları hiç ses uymayın taklit olan bir ses. Herkes düşünsün evinde taklit olmayan bir ses var mı? Televizyon, müzik ses, dışarıdaki araba korna sesi bilmem ne sesi şu sesi hepsi üretim hiç biri doğal fıtratımızın sesi değil. Kokular da öyle egzoz kokuları, pis hava kokuları vs. şu bu hep üretim. Doğal tabii değil bunlar doğru mu. Şimdi gelelim başka bir meseleye napacağız o zaman 10 dakika evimizin bir köşesine gideceğiz, kapatacağız ışıkları sahte ışıkları varsa güneş, ay ışığı ona bakacağız, gökyüzüne bakacağız. Gökyüzüne baktık mı zaten eğer yıldızları görebiliyorsak ki şehirde ışıkların kirliliğinden dolayı gökyüzünü de göremiyorsun onu da örtüyor farkında mısın sahte olan her şey gökyüzünü örtüyor. Tengri oysa ne diyor gökyüzüne bakmaz mısınız hiç. Bakıyoruz da eee göremiyoruz diyorlar değil mi ya da bir şey göremiyoruz ya da baktım şimdi bütün mevzu bu. O zaman 10 dakika en azından kendimizi resetlemek için şehirde bu seslerden, görsellerden her şeyden kendimizi muaf tutup gözümüzü gerekirse kapatıp, gözümüzü kapatmayıp ruhumuzu, tinimizi dinlendirip doğal ses varsa doğal sesi dinlemek. Bir cırcır böceğinin sesi dahi doğaldır, tabiidir dikkat edin ama bir müzik sesi yapay bitti ya da bir insan sesi. Görseller de öyle her şey üretim her şey üretim, üretim olmayan bir şeye de bakmayacağız onun için gözümüzü kapatma meselesi derken duyularımız açık olacak. Daha önce yapmıştık değil mi transtan bahsetmiyorum deşarj olmak ve o deşarj olduktan sonra ertesi gün hayata başka başlayacağız. Asıl ibadette budur. Ne demektir Türklerde ki bu ibadet kavramı tapmak değil, aerobik değil, hakikatine tekrar dönmek işte 10 dakika. Tengri ile bağ kurma o frekansı elde edebilme yetisini tekrar ertesi gün kazanabilmek için yapılan kendini için yapmış olduğun bir şey Tengrin için değil kendin için mesele budur anlatabildim mi. Demek ki yapılan bu perhiz diyelim, oruç diyelim işte bu taklit fıtratımız dışı olan, örtülmüş olan her şey taklit olduğu için, bir üretim olduğu için. Hiç düşündü mü insanlar dışarı çıkıyorsun şehirde duyduğun hiçbir ses doğal değil, tabii değil. Birkaç tane serçe cik cik yapıyorsa o. O da öbür seslerin arasında gidiyor. Aldığın koku doğal değil, yediğin doğal değil, bastığın yer doğal değil. Dolayısıyla da bundan kendini azat etmek günde en az 10 dakika yarım saatte yapabilirsin sana kalmış bir şey. Kendine ayıracağın, tinine ayıracağın bir vakit Tengri’ne değil. Ama benim işte unutkanlığım var tabi unutursun bu kadar ses doldurmuşsun, bu kadar görsel şey görmüşsün, taklit şeyler görmüşsün, taklit sözler dinlemişsin, yalan sözler riyalar görmüşsün gün boyu içinde. İşin de zaten o stres denilen şey parazittir frekans parazitleri sana girer çıkar girer çıkar devamlı. Stres denilen şey aslında işte tanımı budur negatif frekanslar kam bilgisinde bu böyledir. Neden strese giriyorsun mesela şu vardır değil mi bugün bir şey kararlaştırıyorsun yarın mutlaka şunu yapacağım belki günlerce uyumadığın hesaplar, kitaplar yapıyorsun. Gerçekleştireceğin gün geliyor çatıyor vazgeçiyorsun sanki o sen değilsin. Ya da stresine giriyorsun o frekansı yiyorsun devamlı. Tinin eğer ki halas eylesen fıtratına ulaşsan, Tengri frekansını yakaladığın zaman işte mesele zaten o ne olmuş oluyor Tengri’ye tapma değil, Tengri’ye ibadet değil kendin için yapmış olduğun bir ibadet olmuş oluyor. Onun için Tengri’ye sizin ibadetleriniz, sizin kurbanlarınız, sizin laflarınız şunlar bunlar gitmez. Güzel sözleri açıklamıştık nasıl gider. İşte Türk bilgilerinden bir nüans daha anladın mı Harun (-Anladım Kambabam). Demek ki yaratıcı için bir şey yapamayız. Allah de, Tengri de şu de bu de ama gerçek yaratıcının vasfını örtüp ona ibadet ediyorum diyerek tapmaya kalkarsan, onu vasfından çıkartıp sen kendi nefsinin oluşturmuş olduğun algılamandaki bilginin süzmüş olduğu bütün o ters frekanslarına tapıyorsun farkında değilsin anlatabildim mi. Yaratıcı her şeyden böylelikle ne oluyor? O lafı da açıklayalım münezzeh denilen sır da bu. Yani yaratıcı her şeyden münezzeh, nasıl münezzeh? Her şeyin içine sokuyorsun, Her melanetin içine sokuyorsun, her üçkâğıdın içine sokuyorsun, her yalanın içine sokuyorsun ondan sonra diyorsun ki Allah her şeyden münezzeh. Ulan Allah adına yalan söylüyorsun, yemin ediyorsun, her şeyi yapıyorsun, sen onu her şeyin içine sokuyorsun nasıl münezzeh oluyor? Ama tabi Tengri münezzeh hakikatte münezzeh. Ama sen onu münezzehlikten çıkartıp ne yapıyorsun her melanetinin içine sokuyorsun. İşte İslam toplumunun gerçeği budur tapınma yanlış frekansı algılıyor işte o stres, depresyon dediğim frekanslar anladın mı? Buradan girdiği zaman günlük hayatında da tininin hakikatine ulaşmadığın için, o halası etmediğin için işte 10 dakika dedik en az 20 dakika yap, 5 dakika yap fark etmez. O şarjı, deşarjı kendine yapmadığın için o frekans, parazit gelip ertesi gün işinde, gücünde, sosyal işlerinde, beşeri ilişkilerinde her şeyinde dırt dırt dırt parazit yapıypr sonra yanlış işler yapıyorsun, sonra düşüncesizce düşünmene rağmen diyorsun ki basiretim bağlandı. Basiret öyle bağlanmaz onu da anlatacağız ileride bütün sırları açıyoruz şimdi dikkat ediyorsunuz değil mi sırayla. Münezzehlik sırrını da anladın mı? Türkçesi şu Tengri diyor ki sen ne yaparsan yap beni pis işlerine de katamazsın, güzel işlerine de katamazsın. Şimdi bak güzel işlerini de ayrı bir yere koyuyorum. Ben her şeyden münezzehim münezzehlik bu. Bana bulaşma diyor ya anladın mı? Sen de diyorsun ki Allah her şeyden münezzehtir, bir de zamandan mekândan münezzeh yapıyorsun onu sonra diyorsun ki Allah benim yanımda, Allah her yerde sen neredesin o zaman? Zaten sır orada. Gayri değiliz de Tengri ile. Şimdi güzelliklerinize beni niye karıştırmayın diyor meselesine gelelim tamam pis işlerinizi anladık da güzellikleriniz? Güzel olan şeyler senin değil de ondan. Bizim kendimiz aşağılardan yukarı çıkana kadar ne demek aşağılardan yukarı? Hani yukarıdaydın aşağı indirildin meseleleri vardır ya Türklerde de vardır uçmağ ve tamu. Daha Kuran inmeden önce bu bilgiler var. Yukarı frekans, aşağı frekans aynı değil farklı. O frekansı yükseltmektir yukarı çıkmak. Çünkü her bir frekans telsiz muhaberattaki olanlar bilir askerlik yapanlar ya da işte elektronikçiler şunlar bunlar. Frekans önemlidir değil mi radyo frekansı yükseldikçe daha iyi duyarsın parazit yok olur, azalır veya tam bir safiyane bir şeye gelir. Televizyonda görsel şeylerde de olur ne olur karıncalanma gider net görürsün. Aşağıdaki frekans, yukarıdaki frekans meselesi. Yukarıdaydı frekansınız aşağı çektiniz. Aşağıları görmek için çünkü yukarıdaki frekans aşağıyı çok net görüyor ve tenezzül etmiyor ama tenezzül edildiği için yukarıdaki frekans yerde iş görmeyeceği için yerin frekansı size verildi. Yani aşağı indirildiğinizin sırrı yoksa aşağı derken hakir görülme meselsi de değil bu Müslümanlar onları hep yanlış bilir. Bu frekansla da frekans derken de anlaşılsın diye söylüyorum ha bildiğimiz frekans değil bazıları diyor hangi frekans falan filan. O sana giren frekans onu sorana söylüyorum o çünkü ona o frekans girmiş farkında değil dileyelim çıksın bir tarafından da çünkü zarar vermesin ona. Dolayısıyla da yerdeki frekansınız yer de iş göreceği için yer de dolaşmak istiyorsanız sizi aşağılardaki frekansı verdim buyurun ama aslolan yukarıda zaten o frekansı da ne yapıyoruz arttıra arttıra yüksek boyuta doğru, yüksek frekansa çıkıyoruz. İşte yerde o parazitli de olsa Tengri frekansını yakalamak için tinsel o halaslı yapmak gerekiyor. İşte mağaralara çekilenler inzivaya çekindiğini zannettiğimiz yalvaçlarımız, büyük Türk atalar ve işte peygamber de şu de bu de ne dersen de onlar aslında ne yapıyormuş bilindiği gibi tefekkür etmek falan değil. Ya da birilerinin dediği gibi cinler minlerle gidip orada konuşuyormuş falan filan e tabi ki bütün mahlûkatla konuşmak mümkün anlatabildim mi? Şimdi anlaşıldı mı Harun? Soru varsa alıyım kapatıyoruz uzun geldi bu. Muhlisin de canı sıkıldı bak Muhlisi şimdi herhalde bugün gider artık ama baya rahat. Evet, o da sohbet dinliyor. Yav zaten sen bu yarasalardan dedim ya çekinmeyin, iki ayaklı yarasalara dikkat edin. Evet, geçen gün iki ayaklı yarasa burada geziyordu mesela yani bakıyorsun bak bu ne güzel yarasa ya. Yaramasalar geziyor yarasalar bize yarıyor tersi. Evet, kalbi selamlar bütün balalar.

Tengri Biz Menen!

 

Muhlis’e Veda

Evet, muhlis sana veda edeceğiz bize birkaç gün arkadaşlık yaptın 2 gün ama bu kadar yeter da. git böcek mi yakalayacan ne yakalayacaksan yakala. Eveeet dışarı salalım çünkü tam gözleri güneşte şey olduğu için şu çalıların oraya bırakalım. Kendisi kendi kendine toparlayarak uçacak. Evet, gördüğünüz gibi mahlukat bizim dostumuz. Özge bala, Harun bala bir maceranın da sonu. Yapımda yayında emeği geçen ve izleyenlere selamlar olsun.

  Not: Videoyu yayına hazırlayan  Fatih Erdoğan'a, konuşmayı deşifre eden Fatih Yıldız ve Fatih Erdoğan'a teşekkür ederiz.

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8074



Bu yazı 600 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Kasım 2020 Türk Töresi
    • 6 Kasım 2020 Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü
    • 5 Kasım 2020 ABD Seçimi, Büyücü Savaşları
    • 26 Ekim 2020 Zan, Yaratılış ve Atom
    • 25 Ekim 2020 Şirin Çocukculuk İmamoğlu
    • 24 Ekim 2020 Sembollerle Mesaj mı?
    • 18 Ekim 2020 Kur'anca, Ne Kadar Arapça?
    • 12 Ekim 2020 Kambaba-11 (Kambaba Şehirde)
    • 12 Ekim 2020 Işıklı Korona Oyuncağı
    • 12 Ekim 2020 Milli Şehidin Anıtını Kaldırmışlar
    • 6 Ekim 2020 Türkiye Ermenistana Haddini Bildirmeli
    • 25 Eylül 2020 Mavi Vatan Kırmızı Su
    • 13 Eylül 2020 Kambala-7 (İlk Defa Açıklanan Maden Sırrı)
    • 6 Eylül 2020 Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı
    • 1 Eylül 2020 Yunanistanla Savaş
    • 31 Ağustos 2020 Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam
    • 24 Ağustos 2020 Kambaba-10
    • 20 Ağustos 2020 Kambaba-9
    • 19 Ağustos 2020 Kambaba-8
    • 14 Ağustos 2020 Kambaba-7

    En Çok Okunan Haberler

    1. 800 Yıldır Böylesi Görülmedi

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,394 µs