En Sıcak Konular

Cennet Malikleri

24 Mart 2022 09:15 tsi
Cennet Malikleri Fatih YILDIZ yazdı: Cennet Malikleri

CENNET MALİKLERİ

Tutulmadı Yunus canı, geçti Tamu'dan, Uçmak'tan
Yola düşüp Dost'a gider, ol aslına uyakmağa

-Yunus emre-

Bu yazıda Kuran’da anlatılan cennet kavramını farklı farklı ayetler üzerinde irdelemeye çalışacağım. Paylaşacağım bir çok ayet üzerine kısa kısa kendi yorumlarımla aklıma gelen soruları sizlere de yöneltmek istiyorum. Yazacaklarımın doğruluğu, kesinliği yönünde bir iddiam yoktur. Sizlerin de düşünceleriyle doğruya ulaşmaktır maksatım. Yanlışlar bana doğrular Onaltıyıldız ailesinedir.

Başlamadan önce cennetle ilgili 3 hususu belirtmek istiyorum. 1.si cennetle ilgili Kuranda yapılan tasvirler bizlerin biraz olsun ucundan hayal edebilmemiz için yapılan benzetmelerdir. Oktan Hocamın “Zan, Yaratılış ve Atom” isimli videosunda da dediği gibi: “Diyor ki yaratıcı istediğin kadar hayal et hiçbiri cennette değil ben ikram edeceğim, sen aklına hayaline gelmeyecek bir şeyin içerisinde bulunacaksın.” O yüzden tüm ayetlere bu gözle bakmak faydalı olacaktır. Nitekim dünyada da cennettekilere benzer nimetler olduğunu Kuran söylüyor ama sadece benzerleri. Orada nelerin olduğu konusu ise insanın hayal gücünün ötesinde bir nokta.

2. nokta, Kurandan cennet ile ilgili ayetlere bakarken anladığım kadarıyla yaratılışın her safhasına, her mekânına uygun cennetler var. İlk bakışta cennet ayetlerinde çelişki gibi görünen noktalar aslında hep tek bir cennet algısından kaynaklanıyor. Oysa arzda olan cennetler ve gökte olan cennetler olmak üzere birden çok cennet var. Bu yüzden de tüm cennet betimlemelerini tek bir cennete sığdırmaya çalışınca olay içinden çıkılmaz oluyor.  Cenneti tasvir etmek neredeyse imkânsız ve çok zor bir hal alıyor. Çünkü her cennetin kendine has ve farklı özellikleri var. Yerden göğe kadar olan tüm katmanlarda bu cennetler bulunabiliyor ve dolayısıyla her cennetinde kapsamı, özellikleri farklı farklı olabiliyor. Yine kuran öyle bir cennetten de bahsediyor ki adeta cennetleri de kapsayan bir cennet gibi.

Nebe 16: iç içe geçmiş/sarmaş dolaş cennetler…

Ali İmran 133: Rabbinizden bir bağışlanmaya ve takva sahipleri için hazırlanmış genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun.

Cennet ayetlerinden bana en ilginç gelen ayetlerden bir tanesi de bu. Genişliği gökler ve yer kadar olan cennet derken sanki bu ayet bir gün tüm arz ve göklerin cennete dönüştürüleceğinden söz ediyor gibi ya da geçmişte tüm yaratılmışlık cennet vasfı ile anılıyor da olabilir. Ne de olsa baş sonda, son başta idi. Siz de o cennet için yarışın, koşun ifadesi geçiyor.

3. nokta ise cennet kelimesinin etimolojisiyle alakalı. Cennet: bahçe demek. Köken olarak daha da geriye gittiğimizde ise cennet: “koruma, kapatma, etrafını çevirme” gibi anlamlara geldiğini görüyoruz. Kurana baktığımızda ise cennet kelimesinin meallerinde adeta bir kurnazlık yapıldığını söyleyebilirim. Mealciler ayetlerde geçen cennet kelimesini istediği zaman cennet, istediği zaman da bahçe diye çevirmekteler. Bu da cennet kavramının üstünün örtülmesine neden oluyor ve anlaşılmasını zorlaştırıyor. Ne demek istediğimi yazının ilerleyen kısımlarında daha iyi anlayacaksınız. Kuranda bahçe anlamına karşılık olarak ise “ravza” kelimesi kullanılmaktadır. Öyle ki Kuran’da cennet ve ravza kelimeleri Şura 22’de aynı ayette kullanılarak bize ravza ve cennetin farklı kavramlar olduğunu Kuran bize kendisi söylüyor.

Şura 22: İman edip iyi işler yapanlar da, cennet bahçelerinde(ravza) olacaklardır.

Yine aynı şekilde ravza-i mutahhara kavramı ise temiz/temizlenmiş bahçe anlamına geliyor. Cennet ve bahçe ayrımını da belirttikten sonra konuya girizgah yapalım.

Kambala Atasagun serisinde anlatılan bir cennet tanımlamasıyla başlamak istiyorum çünkü burası cennet algımızın değişmesinde kritik bir öneme sahip. Evren hapishanesini meselesini hatırlayın. Orada cennet kavramının da hapishane içinde olduğu anlatılmıştı.

 

Ölenler yine bu hapishaneden çıkamıyor. Ölüm bir çıkış değil. Nitekim her ölen hapishaneden çıksaydı o zaman bu hapishanenin pekte bir anlamı kalmazdı. 60-70 yıl yaşamak için hapishaneye sokmaları mantıklı değil ki burada 60-70 yıl belki hapishanenin inşa edildiği katta bu süre bir kaç güne tekabül ediyodur ki bu da her ölenin hapishaneden çıkması fikrini daha tutarsız yapıyor. O yüzden ölüm bir çıkış değil. Kişi cennete de gitse bir süre dinlenip bazı nimetlerin tadına varıp yoluna devam edecek. Buradan her ne kadar cennet güzel bir yer olsa da ona ancak kaliteli bir hapishane odası diyebiliriz. O yüzden cennet istemekte bir yanılgı. Hapishanenin bekasını sürdürmek için insanların ağızlarına çalınmış bir bal. Lakin burada bence önemli bulduğum ve dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de ölüm ve vefat kavramları. Biz bugün vefat ve ölüm kavramlarını neredeyse aynı anlamda kullansakta bu iki kavram Kuran’da farklı yerlerde ve farklı şekillerde kullanılmıştır. Vefa: borcunu ödemek, sözünü tutmak, görevini yerine getirmek demek. Nitekim Kuran’da birçok ayette de vefat kelimesi bu ve buna yakın anlamlarda kullanılmıştır. Yani demek istediğim her ölen hapishaneden çıkamasa da vefat edenler çıkıyor olabilir. Anlatılan cennet bahsinin yanı sıra bir de sanallıktan öte Ok-Oz’da yer alan Ötüken bahçeleri var ki onunla ilgili küçük bir resmi de sizlerle yazının sonunda paylaşacağım…

 

Cennet konusunda yüzlerce ayet var ve hâlihazırda İslam toplumunda en çok konuşulan en çok hayali kurulan yerlerin başında geliyor. Dolayısıyla da ihtilaflı gibi gözüken birçok konuda var. Bunlardan bir tanesi de insanlar cennete öldükten sonra mı gidecek yoksa kıyamet koptuktan sonra mı gidecekler, Cennetler şu an var mı yani yaratıldı mı yoksa kıyametten sonra mı yaratılacak gibi tartışmalar yıllardır dönüp duruyor. Oktan Hocamın gösterdiği ayetlerle aslında konunun çok açık olduğunu, tartışmaların anlamsız olduğunu öğrenmiştik.

Zümer 71: İnkâr edenler grup grup Cehennem'e sürülürler

Zümer 73: Rabblerine karşı takva sahibi olanlar grup grup Cennet'e sevk edilirler. 

Cennete grup grup girileceğinden bahsediyor. Kıyametten sonra tek seferde cennetlere veya cehennemlere giriş olsaydı grup grup ifadesi bir anlam ifade etmezdi. Yine bu konuyla ilgili gözüme çarpan birkaç ayet daha var.

Yasin 26-27: Ona "Cennete gir!" denince, o da "Ah! Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!" demişti

Burada da helak edilen bir kavimden birisinin elçilere uyduğu için cennete girdiğinden ve kavmininde helak edildiğinden bahsediliyor. Yine buradan da yaşam devam ederken cennete girildiği kıyametin beklenmediği sonucu çıkıyor.

Duhan 52: Şüphesiz ki muttakîler ise güvenilir bir makamda, cennetlerde ve pınar başlarındadırlar

Yine bu ayete göre de muttaki olanların cennette olduğunu söylüyor. Yani ileride kıyametten sonra vs. cennete girecekler demiyor. Bu konunun anlaşıldığını düşünerek başka bir konuyla devam etmek istiyorum.

Ali İmran 198: Fakat Rabb'lerine karşı gelmekten sakınan kimseler için, altından ırmaklar akan Cennetler vardır. 

“Altından ırmaklar akan” cennetler tabiri, birçok ayette bu ifade karşımıza çıkıyor. Buradaki ırmak tabii ki bir benzetme. Evet, cennette gerçekten ırmaklarda olabilir bunda bir sorun yok lakin Kuran, ırmak ifadesiyle cennet hakkında birden çok ipucu vermiştir diyebiliriz. Bu anlamlardan bir tanesi de yine Oktan hocamdan öğrendiğimiz şekliyle bu ırmakların bir nevi solucan delikleri olduğudur. Yani cennetten başka mekânlara açılan geçiş kapıları. Belki cennetten dünyaya, belki başka cennetlere belki de başka mekânlara geçmek için var olan yollar. Bu konuyu biraz daha irdelersek mesela cennetten dünyaya gelmenin olduğunun Kurana göre en net örneklerinden birisi de Âdem peygamberdir. Cennetteyken yasak ağaca yaklaşmasından dolayı dünyaya indirilmiştir. Bu durum elbette ki sadece Âdem peygambere özgü bir durum değildir. Nitekim ininiz ayeti ve mühlet verilenler ayeti var. Yani Âdem peygamber ile birlikte inen başkaları da var. Âdemden önce ve sonra da indirilenler ya da gönüllü inenler de mutlaka vardır.

Sad 50: Ve kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.

Cennetin kapısının olması ise oraya giriş ve çıkışların olacağının bir kanıtı olabilir.

Bakara 82: İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet ashabıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.

Bu ayette de cennet ashabıdırlar diyor, cennete girecekler demiyor. Sürekli olarak kalacakları cennetten dünyaya gelmiş ve burada iyi işler yapıyorlar ve tekrar oraya dönecekler çünkü onlar cennet ashabıdırlar gibi bir anlam çıkmıyor mu? Veya bugünün teknolojik algısıyla şöyle de düşünebiliriz. Metaverse benzeri matrix gibi bir simülasyon dünyada yaşadığımızı varsayarsak bu simülasyona kimisi cennetlerden kimisi başka yerlerden bağlanıyor olabilir…

Şura 7: Kentlerin anası ve civarındakileri, hakkında kuşku olmayan toplanma günü ile uyarman için sana Arapça bir Kur'an vahyettik. Onların bir kısmı Cennet'tedir, bir kısmı da alevli ateştedir

Bu ayete göre de Kuran’ın cennet ve cehennem de olanlar içinde indiği gibi bir anlam çıkmıyor mu? Onları da uyarman için biz Kuran’ı vahyettik sana diyor. Öldükten sonra cennette veya cehennemde olanlar için Kuran ne kadar anlam ifade eder? Ya da şöyle mi düşünmek gerek onlar buraya tekrar geldiler de Kuran onlara da mı o yüzden hitap ediyor?

Kurana göre tek bir cennet yok. farklı farklı betimlemelerde ve isimlerde bir çok cennet bulunmakta. Örneğin Meva cenneti, Adn cenneti, Firdevs cenneti, hurma cennetleri, nar cennetleri vs. gibi. Bu isimler daha çok genel bir sınıflandırma gibi duruyor. Bunun dışında belki kişilere özel ya da kavimlere özel olmak üzere farklı farklı cennetler de olduğu sonucu çıkarılabilir. Yani demek istediğim birden çok belki de oraya girecek şuurlu sayısı kadar cennetten bile söz edebiliriz. Ama ben genel olarak 2’ye ayırmak istiyorum cennetleri. 1.si Kuranda’da adı geçen Allah’ın cennetleri. 2.si ise idaresi, malikliği kişilere verilmiş olan cennetler. (2. Maddeden kastettiğim Allahın olmayan cennetler gibi bir anlam çıkmasın. Tüm mülk onundur. Sadece malikliğinin bir nevi kişilere devredilmesinden bahsediyorum.) Peki, kişilerin cennetinden kastım ne? Açıkça söyleyebilirim ki Kurana göre sadece tanrının cenneti yoktur. Bazı kişi veya kavimlerinde cennetleri vardır. Mesela meleklere secde edilmesinin söylendiği ayetteki meleklerden kasıt yani maliklerden kasıt bir güce, bir ilme sahip olmasının yanı sıra cennet sahibi olanlar yani cennet maliklerini de kapsıyor olabilir mi?

Bir gün ocakta otururken Oktan hocam, Yunus Emre’nin “Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle üç beş huri, İsteyene ver sen onu, bana seni gerek seni…” sözünü söyledikten sonra; “Gerçekten tüm benliğiyle ve samimiyetiyle bunu söyleyebilenlere Allah; ‘Al, kendi cennetini inşa et der” demişti. O güne kadar bazı kişilere cennetlerin verilebildiği, cennet sahibi olabilecekleri konusu aklımın ucundan dahi geçmemişti. Daha sonra baktığımda bunun Kuranda’da yansımaları olduğunu gördüm.

Furkan 8: Veya ona bir hazine verilseydi veya kendisinden yiyeceği bir cenneti olsaydı ya!" Bu zalimler: "Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." Dediler

Bu ayette Hz. Muhammed’in cenneti olmasını bekliyorlar. Arkaik dönem çalıştaylarında da bu bakış açısı sık sık ele alınmıştı. Yani demek ki daha önce kavimlere gelen peygamberlerin veya sahte peygamberlerin ya da sahte tanrıların bir cenneti vardı. Toplumda da yine böyle bir bilgi var ve Hz. Muhammed’in cenneti olmadığı için ona inanmayacaklarını söylüyorlar.

Furkan 10: O, öyle mübarektir ki, dilerse sana bundan daha hayırlı olan, içinden ırmaklar akan cennetler verir. Köşkler de verir.

Burada da Allah,  ayetin hemen arkasına Hz. Muhammed’e de dilerse daha hayırlı cennetler verebileceğinden bahsediyor. Dikkat! Cennete gireceksin demiyor cennet verecek diyor!

İsra 91: Yahut senin, hurmalardan, üzümlerden oluşan bir cennetin olmalı. Onların aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.

Bu ayette de aynı durum söz konusu. Araştırılırsa buna benzer birçok ayetin olduğu görülecektir. Bu ayette dikkatimi çeken diğer bir hususta cennetler arasında gidip gelmenin de olduğunu söylüyor. Cennetlerin olmalı ve bunlar arasında da yolların olmalı diyorlar. Yani cennete gidenler bir cennetten başka bir cennete de demek ki belirli durumlarda geçişler yapabiliyorlar. Buna kanıt olabilecek başka ayetlerde söz konusu.

Tevbe 89: Allah, onlar için içinden ırmaklar akan, içinde süresiz kalacakları Cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kazanç budur.

Bakara 25: İman edip de yararlı iş yapanları, içinden ırmaklar akan cennetlerle müjdele! 

Ayetlerden anladığım kadarıyla klasik olarak toplumumuzdaki yanılgılardan bir tanesi de herkesin tek bir cennete gireceği gibi bir algı söz konusu ama yukarıdaki ayetlere ve bunun gibi birçok ayete dikkat edilirse cennetler ifadesi kullanılıyor. Yani bir insanın birden çok cennetle ödüllendirilmesi yahut cennetler arasında geçiş iznine sahip olması söz konusu. Bugün dünyada erenler aynı anda birden çok yerde görülebiliyorken bu durum cennette neden olmasın ki? Buradan şöyle bir sonuçta çıkar. Cennet dediğimiz şeyde istenilen her şey yoktur. Nitekim bir cennette istenilen her türlü nimet vs. olsaydı birden çok cennetten söz etmek anlamsız olurdu çünkü zaten tek bir cennette hepsi varsa diğerlerinin ne anlamı kalır ki? O yüzden her cennetin kendine göre farklı özellikleri var. Birinde ırmaklar varken bazılarında yok, bazılarında hurma ile ifade edilen şeyler varken bazılarında yok. Yani çeşit çeşit farklı farklı cennetler söz konusu ve bunun sayısı da anladığım kadarıyla sınırlı değil belki kişi sayısınca bile cennet söz konusu olabilir.

Adguk’ta da cennet, ruhun dinlenme yeri olarak betimlenmişti.  Adguk’ta anlatılan “kendin” kavramıyla düşünürsek. İnsanın arayışında yaşarken bulamadığı ve geçici olarak din’lenmek üzere kaldığı bir mekân. Dünyada ken’din’e ulaşamayan insan din’lenme yerinde adeta kendisini sigaya çekip verdiği ant’ı hatırlayıp, fabrika ayarlarına döndüğü, yaptığı hataları ve yanlışları düşünmek ve anlamak üzere zaman kazandığı ve sonrasında da yeni bir döngü, macera ile oradan ayrıldığı bir mekân olabilir.

Cenneti huzur diye tanımlarsak. Hiç size zahmetin dokunmadığı, stresin olmadığı. Hastalıkların, telaşların olmadığı bir yer düşünün. Başınız dahi ağrımıyor, içinize hiç sıkıntı çökmüyor, her an mutlusunuz. Her ne kadar yapılan mekândaki(cennetteki) sistem huzur koduyla düzenlenmiş olsa da insan dediğimiz varlık o kadar karmaşık ki o huzurdan bile rahatsız olabilir. En güzel şeylerde bile bir olumsuzluk görebilir. Zaten cennete huzurlu demeniz içinde daha önce huzursuzluğu da tatmış olmanız gerekir. Cehennemi görmeden, sıkıntıları görmeden cennetin kıymeti olmazdı. Belki de bu yüzden Kuran, Meryem 71’de: Aranızda ona girmeyecek hiç kimse yoktur ifadesini kullanıyor. Özetle yaşadığımız mekân ne kadar cennet olursa olsun orayı cennet olarak görmek istemeyen kişi cennetin de huzurunu yaşayamayacaktır.

Cenneti olan kişiler konusuna geri dönersek birkaç ayeti daha buraya eklemek istiyorum.

Kehf 32: Onlara şu iki adamı örnek ver: Birine iki üzüm cenneti verdik; etrafını hurma ağaçlarıyla çevirdik; bahçelerin ortasında da bir ekinlik oluşturduk

Bu ayette de cennet sahibi olan birisinin hikâyesi anlatılıyor.

Kehf 37: Tartışmaya girdiği arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, sonra da seni insan şekline sokana nankörlük mü ediyorsun?

Bu 2 kişi arasında geçen diyalog aslında cenneti olan kişilerinde bizler gibi topraktan ve nutfeden yaratılmış kişiler olduğunu söylüyor ve orada da ayrı bir yaratılıştan ziyade aynı yaratılış olduğunu gösteriyor. Belki de cennetin bulunduğu mekân dünya ya da dünyaya benzer bir mekândır. 

Kehf 40: Belki Rabb'im, bana senin cennetinden daha hayırlısını verir. Ve seninkinin üzerine de gökten felaketler gönderir de verimsiz, kupkuru bir toprak olur

Bu ayetten de aslında var olan cennetlerinde helak edilip, yok edilebileceğinden bahsediyor. Yine bir diğer hususta cennetin üzerine gökten felaketler gelmesi meselesi. Buradan da bu cennetin gökte değil arzda olduğu sonucu çıkıyor. Benzer bir durum başka bir ayetlerde de var.

Kaf 9: Gökten bereketli su indirdik. Onunla cennetler ve biçilecek ekinler yetiştirdik.

Hud 108: Mutlu olanlar da Cennet'tedirler. Gökler ve yer durdukça onlar da orada kalacaklardır. 

Çalıştaylarda da işlediğimiz bir konu. Ebedi olarak cennetlerin kalmayacağı gökler ve yerler durdukça ancak cennetlerin var olabileceği meselesi.

Rad 4: Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm cennetleri, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır; yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için dersler vardır.

Görüldüğü gibi tüm cennetler böyle midir değil midir bilmiyorum ama arz’da olan cennetlerinde olduğunu Kuran bize söylüyor. Yine sıklıkla meallerde bahçe sahipleri diye çevrilen ayetlerin orijinalinin cennet malikleri olduğunu cennete malik olan kişiler olduğunu Kuran birçok ayette bize söylüyor. Üstelik bu cennet maliklerinin de hata yapabildiklerinden ve bunların sınandığından da bahsediyor.

Kalem 17: Şüphesiz ki biz, cennet sahiplerini sınadığımız gibi onları da sınamıştık.

Bugün insanlığın yaptığı hataların bir tanesi de her şeyin kökenini dünyada aramak. Oysa dünya çok sonraki bir mesele. Bu bakış açısıyla da Kuranda anlatılan her peygamberi ve her olayı da dünyada arıyoruz. Oysa Kuran, ayetlerde sıkça duyduğumuz bazı kavimlerinde cennetleri olduğunu ve cennette yaşadıklarından bahsediyor.

Şuara 127:  Hûd, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"…

Şuara 132-133-134: Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, cennetler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının

Ad kavminin cennetleri olduğu çok açık bir şekilde ifade edilmiş. Yine aynı şey Semud kavmi içinde geçerli.

Şuara 141: Semud kavmi de peygamberlerini yalanladı

Şuara 142: Kardeşleri Salih onlara demişti ki: "Siz hiç sakınmıyor musunuz?”

Şuara 147: Siz burada, cennetlerde, pınarlarda, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?

Bu ayetlerden sonra birçok yeni soru doğuyor. Kavimlerin cennetlerinin olmasını ya da cennette olmalarını nasıl açıklamak gerekiyor? Bir başka ilginç noktası ise cennette olan kavimlere de peygamber gönderildiği. Buradan birçok şey de çıkabilir. Cennette de imtihan var mı? Neden uyarılıyorlar? Ne yapıyorlar da uyarılıyorlar? Cennet mükâfat yeri değil miydi o zaman bu uyarılar neden? Üstelik bazı ayetlerde cennetin helak edilmesinden harap edilmesinden de bahsediliyor. O zaman cennet kavramını nasıl düşünmek gerekiyor? Zannımca şöyle bir yorum yapmayı kendimce daha doğru buldum. İleri bilgi, ilim, teknoloji ne derseniz deyin sahip olan kişiler, kavimler, medeniyetler de cennet inşa edebiliyorlar ama bunların garantisi yok. Yine kuranda ebedi cennete girecekler kavramı var. Bu ayeti Oktan hocam açıklarken cennete gireceklerin ebedi kalmasından ziyade cennetin kendisinin ebedi olduğunu söylemişti. Acaba bu yok olan cennetler bu ebedi olmayan cennetler mi? Yani Allahın yarattığı, inşa ettiği cennetler ebedi olarak duracaklar ya da yer-gök yok olana kadar duracaklar ama kişilerin ya da medeniyetlerin yaptığı cennetler için böyle bir garanti söz konusu değil. O cennetler birçok başka etkenle yok edilebilinir. Öyleyse tarih boyunca bazı medeniyetler bu bilgiye ulaşıp kendi cennetlerine gidip şu an hâlihazırda hayatlarına orada devam ediyor olabilirler mi?

Sebe 15: Ant olsun ki, Sebelilerin yaşadıkları yerde bir ayet vardı: Sağda ve Solda iki cennet! Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Temiz bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rabb!

Sebe 16: Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki cennetini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki cennete çevirdik.

Sebe halkının da sağ ve solunda 2 cennet var. Nitekim 15. ayette Sebelilerin yaşadığı yerde bir ayet vardır diyerek Allah oraya bir yönlendirme de bulunuyor. Bu cennetler Ay’da mı yer alıyordu? Eğer öyleyse acaba ileride Ay’da olan bu 2 cennet gelişen teknoloji ile görünür ve bilinir mi olacak?

Kavimlerin cennetleri olduğuna dair çarpıcı örneklerden bir tanesi de İsrailoğulları. Hz. Musa’nın kavmini alıp Firavun’dan kaçtığı anlatılan ayetlerde cennet ifadesi dikkat çekiyor.

Şuara 57: Böylece biz onları cennetlerden ve pınarlardan çıkarttık.

Duhan 25: Onlar, cennetler, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar

Musa ile birlikte Firavundan kaçan kavmin çıktıkları yurtları, mekânları cennetti. Meşhur denizin yarılması hadisesi de bu cennetlerden kaçma sırasında gerçekleşen bir olay. Acaba bu ayetlerden Firavunun da cenneti olduğu sonucu çıkar mı? Yine bu dönemin Firavunu olacak Deccalin de yapacağı yapay cennetler ve Hz. Muhammed’in bu konudaki uyarıları da bu bağlamda düşünülebilir mi? Bugün İsrailoğullarının bir amacı da o cennetlere tekrar ulaşmak olabilir mi?

Günümüz teknolojisi ile de düşünürsek bilinç nakli çalışmalarının gerçekleşmesiyle insanların bilinçleri hazırlanmış olan metaverse tarzı cennetlere aktarılabilir mi? Örneğin hastalığı olan ya da yaşlanmış ve ölümü yaklaşmış bir kişi inşa edilen bu yapay cennetlere aktarılabilir. Orada hastalığın, sıkıntıların olmadığı sadece istediği şeylerin gerçekleştiği bir sanal dünyada(cennette) yaşamına devam eder. Bilinç nakli teknolojisi geliştirildiği zaman bununda gerçekleşmemesi için hiç bir neden yok. Cennetten sıkıldığı zamanda tekrar dünya yaşamına dönmek isterse oradaki bilinci buradaki bir yapay bedene aktarılarak cennetten dünyaya gelmiş olur. Aslında Kuranda anlatılanlarla ne kadar paralel duruyor değil mi? Üstelik birden çok şirketin ya da kişilerin cennetleri olduğunu düşünün. A cenneti, B cenneti, C cenneti gibi hangisine isterseniz bir bedel karşılığında ona transferiniz gerçekleştirilebiliyor. (Adn, Meva, Firdevs vs. gibi adı zikredilen cennetlerini de bu şekilde mi düşünmeliyiz?) Bunun gibi birçok benzetme de yapılabilir ama konuyu çok dağıtmak istemiyorum. İleri teknolojiyle bu cennetleri düşünürsek aslında Kurandaki cennet kavramını da daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.

Cennet ayetlerinde dikkatimi çeken bir başka nokta da zaman kavramının orada olup olmadığıyla ilgili.

Bakara 266: Herhangi biriniz ister mi ki hurma ve üzümlere sahip, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden bulunan bir cenneti olsun bakıma muhtaç çocukları varken kendisine yaşlılık gelip çatsın; içinde ateş bulunan bir kasırga ona isabet ederek yakıp kül etsin! Allah düşünesiniz diye ayetleri size işte böyle açıklıyor.

Bu ayette de yok olan bir cennetin tasvirinin yapıldığını fark etmişsinizdir ama benim dikkatimi çeken husus ise yaşlanma kavramı. Hani hep denir ya cennette herkes 30lu yaşlarda olacak vs. diye bu ayete göre acaba bu doğru olmayabilir mi? Yaşlanma kavramını nasıl düşünmemiz gerekiyor? Yani bir kişinin saçlarının vs. ağarması gibi mi düşünelim yoksa cennette de bir zamanın olduğu, zaman yasalarına bağlı olduğu sonucu mu çıkarmalıyız? Veya ikisini de mi? Bir başka sorulabilecek ilginç bir soru da şu: eğer cennette yaşlanma var ise ölüm de var mı? Var ise cennette ölen nereye gidecek?

İnsan 19: Çevrelerinde ölümsüz/ebedi hizmetçiler/gençler dolaşacaktır.

Vakıa 17: Ölümsüz gençler çevrelerinde dolaşır.

Tersten düşünürsek ölümsüz gençler varsa ölümlü olanlarda vardır.

Meryem 62: Orada onlar için sabah akşam rızıklar vardır.

Yine bu ayete göre de cennette sabah ve akşam ve dolayısıyla güneş ve yine bir döngü olduğu sonucu da çıkar mı? Bizim bildiğimiz gibi sabah, akşam, güneş kavramları belki olmasa da oranın da kendine has bir döngüsü olduğu sonucu çıkarılabilir.

Yazının başında da belirttiğim gibi Kuran bize cenneti aslında genel hatlarıyla tarif ediyor. Cennette ne olup bittiği konusu insanın biraz hayal gücünün ötesinde. Tabi ilim sahibi olup görenler için bu durum söz konusu değil. Yazımı bitirmeden önce son bir resim ve küçük bir kısmı da buraya eklemek istiyorum.

Biz o ağacın altındaki bahçede asırlarca unutamayacağımız çok güzel günler geçirdik.

Kalperen ocağı bizim bahçemiz. Orada su'landık, orada yedik çeşit çeşit rengarenk meyveleri, orada içtik şerbetleri, o ağacın altında gölgelendik.

Onun bahçesindeyken gülmekten karnımıza ağrılarda girdi, gözyaşlarımızı içimize akıttığımız anlarda oldu.

Uykusuz bırakıp sersem de gezdirdi, uyurken âlemi de gezdirdi.

Bazen o bahçede ona yakınken uzak olduk bazen uzaktayken bir nefes kadar yakın.

Bazen gül dedi demet verdi, bazen ağla dedi gözyaşımızı sildi.

Bazen çay dedi şeker istedi, bazen nefes verdi ilim dedi.

Bazen köz dedi gözüm dedi, bazen al bu közü yan dedi.

Bazen beni uyandırın dedi ama yinede hep o bizi uyandırdı.

Bazen dur dedi bazen haydi çık yolun açık...

Bazen dedi var’ı da bil yok’u da, bazen dedi soğanı da bil sarımsağı da.

Bazen dedi lazım illa edep. Bazen dedi soğansız olmaz bu yemek.

Bazen anla, duy, hisset dedi, bazen izleyin keyfinize bakın dedi.

Bazen muhabbet dedi, bazen Muhammet Ali dedi.

Bazen bir baktı eyvallah dedirtti. Bazen bir baktı eyvah dedirtti.

Bazen dedi yat, eğlen bazen dedi yaz, öğren.

Bazen dedi aç bir şarkı neşemiz yerine gelsin, bazen dedi sen bir Ötükenlisin.

Bazen dedi nerede benim tütün bazen dedi geçti boş ver dün.

Bazen dedi son başta, bazen dedi kağan gerek başta.

Bazen dedi baş sonda, bazen dedi bir iş var bunda.

Bazen dedi ya olduğun gibi görün bazen dedi ya da gözüme görünme.

Bazen gel dedi ama hiç git demedi.

Bazen ne düşünüyorsun diye sordu, bazen ne düşünüyorsun düşünme işte bırak kendini dedi.

Bazen git dedi uyu, bazen gel dedi uyan!

Bazen şerbeti iç dedi ama zehiri iç hiç demedi.

Bazen oldu ok yay, bazen demleyin dedi güzel bir çay.

Ne dediyse doğru dedi, güzel dedi...

Bazen o bir bakışıyla hayatımızı süzdü bazen biz bin kere baktıkta yinede anlamadık.

Bazen göğe çıktı bizi seyretti bazen de yere indi biz onu seyrettik.

Bazen geleceğim dedi geldi, bazen gideceğim dedi ama hiç gitmedi.

Hep kolaylaştırdı, hiç zorlaştırmadı.

Bazen başım ağrıyor dedi istedi hap, bazen kaçmaz bu bilgi dedi istedi kap.

Bazen güldürdü oldun bir şakazede, bazen ağlattı oldun bir gamzede.

Bazen tuttu yaptı balık, bazen de canlanıp yol tutup gitti balık.

Bazen istedi bir dilim kuru ekmek, bazen istedi yol almak gerek.

Bazen açık etti sırları ama hep örttü ayıpları.

Bazen oldu saki, bazen oldu hüvelbaki.

Bazen etti hizmet, bazen etti himmet.

Hep önden gitti yol gösterdi ama hiç kimse arkasında kalmadı.

Bazen akıttı düşmanların kanını oluk oluk, bazen de oldu masum bir çocuk.

Bazen dedi sen Türksün! Bazen dedi düşmanların senden ürksün.

Bazen oldu bir komutan, bazen oldu kendi kitabını sana okutan.

Bazen yaptı hacamat, bazen yaptı şah-mat.

Bazen başladı söze "bir gün, hiç unutmam" bazen bitirdi sözü "unuttum.”

Bazen öğretti bize kendimizle savaşı, bazen de yaptık bir kartopu savaşı.

Bazen çizdi bir roman, bazen bizdik anlatılan.

Bazen oldu kurt, bazen de oldu kuzu kılığında kurt.

Bazen aldı eline sazı, bazen nazdı onun makamı.

Bazen şarkılar dinledik güzel sesinden ama hiçbir şey yapmadı heva ve hevesinden.

Bazen yakın etti uzağı, bazen açık etti tuzağı.

Bazen tutup götürse de yare, hiç dokunmadı zülfüyare.

Biz çoğu şeyi hor gördük ama o hep hoş gördü.

Hiç gözünden bir şey kaçmadı ama gözü de hiç şaşmadı.

Bazen hazırladı kendi elleriyle bir sofra, bazen de indirdi gökten bir sofra.

Bazen sustu öğretti, bazen söyletti öğrendi.

Zıtları bir etti kendinde.

Girdi kapıdan bıraktı makamı, rütbeyi. O bıraktıkça arttı makamı, rütbesi.

Kendisinin yapmadığı hiç bir şeyi bize yap demedi.

Küçücük bir bahçede bize hayatı öğretti.

Onun bahçesinde öfkeyi de gördük, merhameti de.

Orada sabrı da gördük acele etmeden hızlı olmayı da.

Ne ümit etti ne korktu, ortada bir yol tuttu.

Burada dedi herkes Kalperen, nice gönüllere girdin sen.

Ben onun bahçesinde tek bir şey görmedim. O bazen bize kızdı ama bize hiç kaşını çatmadı…

Bahçenin ne önemi var ki O olmasa...

Saygılarımla

Fatih YILDIZ

 



Bu haber 9,390 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    15,723 µs