En Sıcak Konular

Sad Planı Türk Büyük Taarruzu

30 Ağustos 2021 10:29 tsi
Sad Planı Türk Büyük Taarruzu Ali Erim'in daha önceki yazısı "Sad Planı Türk Büyük Taarruzu" isimli makalesini günün önemine binaen tekrar yayınlıyoruz.

Sad Planı Türk Büyük Taarruzu

Bilge Tonyukuk ben kendim Çin yönetimi sırasında doğdum. Bir zamanlar Türk budunu Çin’e bağlı idi. (Tonyukuk Yazıtı Batı Yüzü 1)


Türk budunu hanını bulamadığı için Çin’den ayrıldı, han sahibi oldu. Sonra da hanını (Han’ın töresini) terk edip yine Çin hâkimiyeti altına girdi. Belli ki Tanrı şöyle demiş: “Han verdim. Hanını (töreni) bırakıp hâkimiyet altına girdin.” Hâkimiyet altına girdiğin için (töreni terk ettiğin) için belli ki Tanrı “Öl!” demiş. Türk halkı öldü, helak oldu, yok oldu. (Tonyukuk Yazıtı Batı Yüzü 2-3)


Türk Sır budununun topraklarında insan kalmadı. Sonra dağda taşta kalanlar toplanıp yedi yüz kişi oldular. Bunların bir bölümü atlı, bir bölümü yayaydı. Yedi yüz kişiye kumanda edenlerin başı Şad unvanını taşıyordu. “Akıl ver!” dedi. Danışmanı bendim, Bilge Tonyukuk. “Hakan mı yapayım?” dedim. (Tonyukuk Yazıtı Batı Yüzü 4-5)


Düşündüm.  “Zayıf bir boğayla semiz bir boğa uzakta bir yerlerde kapışsalar, hangisi semiz boğa, hangisi zayıf boğadır bilmek mümkün değilmiş.” diye, bu şekilde düşündüm. Daha sonra Tanrı bana muhakeme yeteneği verdiği için O’nu ben kendim Hakan yaptım, Bilge Tonyukuk. (Tonyukuk Yazıtı Batı Yüzü 5-6)


O zamanki danışmanı da bendim, savaşçısı da yine bendim. İlteriş Kağan’a, Türk Bögü Kağan’a, Türk Bilge Kağana… Kapgan Kağan’ı tahta çıkarttım. Gece gündüz oturmaksızın çalıştı. Kızıl kanımı akıtıp kara terimi dökerek hizmet ettim. (Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü 1-2)


Tonyukuk: Çağları aşan ok, törenin öğretmeni, bilge savaşçısı, ‘Kutlu Yalvaç’. Doğduğunda Türk, töresini bırakmış, Çin’e bağlı idi. Türk, töresi ile var olsun, budun olsun diye savaştı. Türk Kağanlarına hizmet etti. Ötüken töresi etrafında budunu birleştirdi. Çağlar ötesine gitti yaşadıklarını bengü taşlara kazıdı. Bizzat kendisi bengü taşlarla, töreyle nefeslediği Türk Kağanları ile Türk budununu uyardı: Türk budunu; ‘mevcudiyetinin’ ancak Türk töresine itaat etmesi ile mümkün olacağını bilsin istedi. Türk töresinin, Türk’ün ‘istikbalinin yegâne temeli’ olduğunu anlasın istedi. Türk töresi, ‘en kıymetli hazinendir’ dedi. Türk Bilge Kağan ile Kutsal Ötüken dağlarının halkını gelecekte olacaklar hakkında uyardı: ‘Kutsal Ötüken dağları halkı, buraları bırakıp gittiniz. Doğuya gidenleriniz gittiniz. Batıya gidenleriniz gittiniz, gittiğiniz yerlerde elde ettiğiniz şu oldu: Kanınız su gibi aktı, kemikleriniz dağ gibi yığıldı; beyliğe yakışır oğullarınız köle, sultanlığa yakışır kızlarınız cariye oldular.” (Kül Tiğin Yazıtı Doğu Yüzü 24). Sadece kendi çağında değil, Türk ne zaman zor duruma düşse, Tengri muradı ile gönderilen Ötüken Kağanlarına hizmet etti. Kutlu Yalvaç, şimdi mim çağının ahir hanesinin takvim yılı Türk Milli Mücadele yıllarında bu çağa gelmiş ve mücadele sırlarını Türk Başbuğu’na vermişti.

Zor günlerdi. Türk’ün torunları cenderedeydi.

1.BÖLÜM: ATİLLA’NIN OĞLUSUN SEN UNUTMA!


1920 Ankara. ‘Türk Bağımsızlığı’ ve ‘Yurt Bütünlüğü’ tehdit altındadır. Bu tehdit söz konusu olduğunda törenin emri: SAVAŞ’tır. Atatürk, Nutuk’un başlangıç bölümünde, Kurtuluş Savaşı’nın yöntemi olarak ‘törenin bu emrini’ gelecek kuşaklara şöyle bildirir: “Türk ata yurduna ve Türk’ün bağımsızlığına saldıranlar kimler olursa olsun, onlarla bütün ulusça silahlı olarak karşı çıkmak ve onlarla savaşmak gerekiyordu.”


Türk Töresi’nin emri gereği harekete geçen Mustafa Kemal Paşa ve 16 kişilik Heyet-i Temsiliye üyeleri 1920’nin başında Ankara’ya geldi. Türk, yok olmanın eşiğinde ‘var olma’ savaşı verecekti. Kurtuluşun umudu Ankara, yüreklerinde Ötüken töresini taşıyanların artık merkeziydi. Küçük Asya bozkırında Türk Töresi mavi gözlü, sarı yeleli Bozkurt’un önderliğinde dirilecekti. Yesevi erenlerinin Anadolu’yu ‘Ankara’yı merkez alarak yurt tutmaları, Yesevi Sultanlarının dergâhlarının Ankara’da bulunması,  mavi gözlü Türk Hakanının Nutuk’ta Ankara’yı merkez yapmayı ‘en önemli hedef’ olarak görmesi tesadüf değildi. (Yesevi’nin Asa’sı ve Ankara https://www.onaltiyildiz.com/?haber,5419)

Türk Hakanını, Türk budununu Ötüken topraklarına (Ötüken töresine) bizzat ben, Bilge Tonyukuk getirdim. Ötüken topraklarına yerleştiğimizi (Ötüken töresini hâkim kıldığımızı) duyan güneydeki, batıdaki, kuzeydeki, doğudaki halkımızın hepsi geldi. (Tonyukuk Yazıtı Güney Yüzü 10)

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’nun her tarafından gönderilen durum raporlarını inceliyor, inanılması güç bir sabırla yurdu telgraf ağlarıyla birbirine bağlıyor, yardım feryatlarına çare arıyordu: Balıkesir’de Yunan askerleri kadın, çocuk, genç, yaşlı ayırt etmeksizin bütün bir köy ahalisini caminin içine doldurmuş, ateşe vermişti. Yunan mezalimi işgal ettiği yerleri yakıyordu. İzmir ve Aydın illerinin işgalinin ardından bir Yunan Kolordusu Uşak yönüne, diğer bir kolordu Balıkesir ve Bursa yönüne doğru ilerliyordu. Bu kolorduların karşısında ‘milli çeteler’ dışında bir askeri varlık bulundurmak mümkün olmadı. Çünkü Osmanlı Padişahı ve Yeryüzü Halifesi sanını taşıyan İngiliz Muhipler (Dostları) Cemiyeti üyesi Vahdettin ve Damat Ferit Paşa hükümeti, varlık ve saltanatlarını güvenceye bağlamak düşü arkasında, alçakça her yolla başvurmaktaydı. Soysuzlaşmış Vahdettin, ‘haydutluk’ ve ‘eşkıya’ hareketi olarak gördüğü Kuvay-ı Milliye askerlerini dağıtmak, uyanan Türklük bilincini işlemez kılmak için İngiliz altınları ve uçaklarının yardımlarıyla tüm yurda, Ankara aleyhine fetvalar attırdı. Ayaklanma ve başkaldırma hareketleri ile Anadolu baştanbaşa kana boyandı. Ankara, isyanlarla sarsıldı. Vahdettin, aralarında Mustafa Kemal Paşa’nın da bulunduğu 16 Türk’ün idamını onadı. Bin bir güçlükle isyanları bastırmak için Yunan orduları karşısında bulunan birlikler, isyan bölgelerine gönderildi. Bundan istifade eden Yunanlılar, Batı Anadolu’da ilerlemeye başladı. Balıkesir, Bursa ve Uşak ardı ardına düştü. Bursa işgal edilince Venizelos’un oğlu Sofokles, Osman Gazi’nin türbesine geldi, sandukasına ayağı ile tekmeleyerek seslendi:

“Biz geldik Osman! Kalk da Bursa’yı kurtar!”

Yurdun dört yanında Türk’e bilenen katliamlar, Türk töresi ile dirilen milli bilinci etkisiz kılmak için çıkarılan isyanlar, işgallerin ve yenilgilerin getirdiği aşağılık duygusu ile on yıldır durmadan savaşan yorgun, yoksul Anadolu içine kapanmıştı. Kurtuluş yolu arayanlar, Türk’ü Anadolu’nun ortasında boğmak için güç birliği eden medeniyet dünyası (!) ile medeni ilişkiler kurarak kurtulabileceklerine inanmaktaydı. Bir büyük devletin kanadı altında bulunmak için Türk bağımsızlığını feda eden alçaklar, mandater devletin, Türk’ü parçalamadan bırakmak istediğinde olup olmadığını düşünemeyecek kadar kördüler.

Bozkırın merkezi, Töre ile yeşeren Ankara’nın kurtuluş için parolası: ‘Ya İstiklal, Ya Ölüm!’ idi. İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı, Yunan’ı, Ermeni’si, Pontus’u, Rus’u, casusu, işbirlikçisi, satılmışı ile birlikte 400 bin işgalciye karşı, 30-40 bin Türk, son Türk vatanını ve töresini savunmak için silaha sarıldı. Kutlu atalarının izinden giden Mustafa Kemal Paşa, o zor günlerde, okuduğu kitabın kenarına ‘fikirlerimin babası’ dediği Ziya Gökalp’in ‘Türk Oğullarına’ adlı şiirinin şu dizesini yazdı.

Medeniyet deme, duymaz o sağır;

Taş üstünde taş kalmasın durma kır:

Kafalarla düz yol olsun her bayır,

Atilla’nın oğlusun sen unutma! (Ziya Gökalp)

Şiirin bu dizesine son satırı kendisi ekledi:

KALBİNDEKİ İNTİKAMI UYUTMA! (Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk)


2. BÖLÜM: SAD ‎(‎ ‎ص‎ )  PLANI

Altı bin askeri varmış. Biz iki bindik. Savaştık. Tanrı lütfettiği için onları bozguna uğrattık. Irmağa döküldüler. (Tonyukuk Yazıtı Güney Yüzü 9) 

2 Eylül 1921 Sakarya Savaşı’nın on birinci günü. Yunan ordusu, Ankara önündeki son engeli, Çal dağını düşürmek için tüm gücüyle saldırdı. Sadece Çal dağı için bir tümenden fazla (10.000 ölü ve yaralı) asker kaybettiler. Türk Ordusu, tüm vatan topraklarını olduğu gibi bu son dağı da kanları ile suladı. Yüksek ateş gücü ve sayı üstünlüğü ağır bastı. Takviyesiz ve yedeksiz kalan Türk, Çaldağı’nın gerisine çekildi. Çaldağı düşmüş Türk savunması yarılmıştı. O zamanın askerlik fenni gereği bir ordunun savunma hattı yarıldığı zaman, o birlik, büyüklüğü ile orantı bir uzaklığa geri çekilirdi. Diğer savunma hattındaki birliklerde savunma hatlarını geri çekerdi. Çal dağının ardı Haymana ovasıydı. Ankara’ya kadar Türk Ordusunun savunma hattı kurmasına uygun tek bir yükselti yoktu. Türk Ordusu ya dağılacak ya da Kızılırmak’ın doğusuna çekilecekti. Askerlik fenni bunu gerektirirdi. 2 Eylül gecesi Yunan karargâh subayları cephenin yarılması, Ankara yolunun açılması nedeniyle ziyafet verdiler. Zaferi kutlamak için Başkomutan General Papulas’ı bekliyorlardı. Hâlbuki Papulas dehşet ve çaresizlik içinde gelen raporları okumaktaydı. Türk Ordusu, Çaldağı’nın biraz gerisine çekilip yeniden cephe kurmuştu.

Büyük Türk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz” şeklindeki tarihi emri üzerine alınan yeni savunma düzenini ne Yunanlılar, ne de İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı çözemedi. Bu karmaşık savunma sistemini İngiliz Genelkurmayı da çözemeyecekti.

Yunan ordusu bitik haldeydi. Sakarya nehri doğusunda 20 km ilerlemek için üç tümenden fazla asker kaybetmişlerdi. İkmal düzenleri, Türk Süvari Grubunun bitmek tükenmek bilmeyen baskınlarıyla iflas etmiş haldeydi. Papulas, Ankara yönünde ilerlese Türk’ün amansız direnişi ile yok olacaktı. Sakarya nehrinin batısına çekilse Türk’ün kini bırakmazdı, ırmağa döküleceklerdi.

Türk’ün iradesi önünde baş eğdiler. Başlarını kurtarabilmek için 6 Eylül’e kadar durmaksızın siper kazdılar. Geri çekilişlerinde hayati öneme sahip Beylik Köprü kesimini korumak için Yunan Üçüncü Kolordusu’nun yakındaki Türk birliklerini geri atması gerekiyordu. Üçüncü Kolordu, çetin Türk savunması karşısında eridi, savunmaya çekilmek zorunda kaldı.

7 Eylül 1921 Sakarya Savaşı’nın on altıncı günü. Türk Ordusu’nun seçilmiş müfrezeleri durumu anlamak için Yunan mevzilerine baskınlara başladılar. Yunanlıları çok sinirli ve duyarlı buldular. Türk hava ve kara keşif unsurları, Yunan ordusunun ağır ağır çekilmeye hazırlandığını saptadı. Mustafa Kemal Paşa ‘taarruz için ön hazırlık yapılmasını’ emretti.

Akdeniz’in ortasında Malta Adasında da İngilizler çok sinirliydi. Türk Devleti’nin operasyonu ile 16 önemli Türk sürgünü korunaklı Malta Adasından kaçırıldı. Bunlardan bazıları Türk Büyük Taarruzu’nda görev alacaklardı.

8 Eylül’de İngilizlerin Ankara’daki istihbarat ağı Black Jumbo Türklerin karşı taarruza hazırlandığını Yunanlılara bildirdi. Türk düşmanı, Yunan dostu İngilizler yüzünden baskın, baskın olmaktan çıktı. Hala Türk Ordusundan güçlü olan Yunan ordusuna öldürücü darbe ancak bir baskınla indirilebilirdi.

Türk, ateşle ve ihanetle sınandı. Ateşi ve kinlerini Yunan Ordusuna indirmek için 3 Türk Tümeni ve ağır toplar gizlice kuzeye kaydırıldı. Asıl taarruz Beylik Köprü kesimine, Yunan sol kanadına yöneltilecekti. Öteki gruplar karşılarındaki Yunan kuvvetlerine saldıracak, oyalayacak Beylik Köprü kesimine takviye göndermelerine engelleyecekti. Plana göre Yunan ordusu önce panik halinde kaçacaktı. Kaçan düşman ordusu amansız bir takiple Sakarya Irmağına dökülecekti.

İngilizler, Türklerin taarruza hazır olduğunu ve saldırının Yunan Üçüncü Kolordusunu geri atıp ikmal yollarına kesmek hedefi üzerine olduğunu Yunan Ordusuna bildirdi. Hâlbuki Türklerin planı hazırdı ama henüz Yunan Üçüncü Kolordusuna karşı kuvvet toplamamışlardı. Yunan Ordusu, İngilizlerden aldığı bu bilgiyle panik içinde tedbir aldılar. Yunan 1. ve 2. Kolorduları, 3. Kolordu ile Türk birliklerine karşı taarruz edecekti. Yunan Ordusundaki panik ve korku o derece büyüktü ki taarruz edemediler, savunma durumunda kaldılar. Türk Komutanlar bu önlemleri fark ettiler. Taarruz hazırlıklarını gece ve gizlice yapmışlardı. Durumun fısıldandığını bilmedikleri için Yunan Ordusunun nasıl olup da sezdiğine ve korunma önlemleri aldığına şaşıyorlardı.


Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın, otomobille askerin arasından geçip en ön cephe hattına Dua Tepe’ye doğru gitmesi Türk askerlerini heyecanlandırdı. Süngülerini takan Türk askerleri Dua Tepe yönünde saldırıya geçtiler. Yunan birlikleri hazırlıklı oldukları için Türk taarruzları baskın etkisi yaratmadı. Ama 1. ve 2. Yunan Kolorduları arasına bir Türk birliği girince telaşa kapıldılar. O telaş içinde güneyde Türk Süvari Grubunun batıya doğru aktığını fark edemediler.

Manevi olarak çökmüş bulunan Yunan birlikleri arka arkaya gelen Türk saldırı dalgaları karşısında çözülmeye başladılar. Dua Tepe düştü. Önceden gelen istihbarata ve tüm hazırlıklara rağmen Dua Tepe’nin elden çıkması Papulas’ı dehşete düşürdü. Geri çekilişleri için Beylik Köprüsünü kaybetmek sonları olurdu. Bir felaket haberi daha Papulas’a ulaştı. Türk Süvarileri, güneyde Mangal Dağı’nı ele geçirmişlerdi. Yunan ordusu kuzeyden ve güneyden kıskaca alındı. Sakarya ırmağına dökülmemek için ölüm korkusuyla savunma hatlarını sıkılaştırdılar. Yunan topçusu piyadelerini korumak için yok olma pahasına açığa çıkıp ateş etmeye başladı. Kritik tepeleri bir bir alan Türk Ordusu çok kayıp verdi. Cephane ve takviye yetersizlikleri son darbeyi indirmeyi sonuçsuz bıraktı. Yunan Ordusu, topçularının ve artçılarının koruması altında ölü, yaralı, esir, cephane her şeylerini bırakarak, bitik bir halde, zorlukla Sakarya ırmağının doğusuna kendilerini attılar.

Savaş tarihinin en uzun meydan muharebesinden biri olan Sakarya Meydan Muharebesi, 22 gün 22 gece sürdü. Sakarya nehrinin batısına mağlup olarak bütün bir düşman ordusu atıldı.

Hud Suresi 32. Ayet: İnkârcılar dediler ki: “Ey Nuh! Bize karşı çok mücadele ettin. Eğer doğrulardan isen, kendisi ile bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir!”

Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın kod adı: ‘Nuh’ idi. Sakarya zaferinin sonucu saat 11.33’de resmen ilan edildi:

Hud Suresi 33. Ayet: Nuh dedi ki: ‘Onu (azabı) size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz.’

Sakarya Savaşı’nda Türk taarruzunun amacı, düşmanı Sakarya ırmağına döküp imha etmekti. Ama Türk Ordusunun gücü ve eğitim düzeyi ancak düşmanı yenmeye yetmişti.

Sakarya zaferi ilan edildiği gün, Tengri’nin muradı ile düşmanın hak ettiği azabı indirmek için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, tüm yurtta, genel seferberlik ilan etti.

Türk Ordusu, Sakarya ırmağının batısında da düşmanı takibi sürdürdü. Türk Süvari Kolordusu Afyon’u olsun kurtarmak için izin istedi. Trukipis ve Kondulis ile Fahrettin Altay ve Selahattin Adil Bey arasında savaş 8 Ekime kadar sürdü. Afyon ve Afyon güneyinde tepeler zinciri Yunanlılarda kaldı. Afyon’un hemen doğusundaki Kocatepe’yi Türkler aldı. Kocatepe,  doğuya ve batıya uzanan kollarıyla büyük kuvvetlerin gizlice toplanması için elverişliydi. 1900 metre yüksekliği ile düşmanı gözaltına bulundurmak ve saldıracak orduyu gizlemek için Tengri’nin Türk’e lütfuydu.

Büyük Taarruz planı, Sakarya zaferinden sonra hazırlandı. Taarruz planına ‘Sad’ kapalı adı verildi. Birçok seçenekten en riskli ama en çabuk sonuç verecek olanı seçtiler. Afyon çıkıntısının güneyinden kuzeye doğru yapılacak bir taarruzla Yunan cephesinin yarılması, düşmanın çevrilip imha edilmesi tasarlanıyordu. ‘Sad’ planının esasları Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya ve Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa’ya arz edildi, onaylandı.

Büyük Taarruz planını kimler hazırladı? Büyük Taarruz planına neden ‘Sad’ kapalı adı verildi?

Sad Suresi 16.Ayet: “İnkârcılar ise alay ederek şöyle dedi: ‘Rabbimiz hesap gününden önce azaptan payımızı ver, acele et.’

(Türk balaları, Türk budununu zafere götüren bu mükemmel ‘Sad Planı’nı hazırlayanların ‘Kimler’ olduğunu,  İstiklal Savaşı’nın her evresine tamgasını vuran ‘Büyük Kurmay Zekâyı’, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu zafer üzerine bina edip Töre’yi hâkim kılan ‘Kadim Törenin Temsilcilerini’ anlamakta zorluk çekmeyeceklerdir.)

Türk Orduları taarruz hazırlıklarını sessizlik ve gizlilik içinde yürüttüler. Taarruz eğitimine ağırlık verdiler. Tatbikatlara, manevralara başladılar. Nerede işe yarar bir şey varsa Batı Cephesine getirildi. Yurtdışından cephane, silah hatta uçak almak için temaslar kuruldu.

Yunan Orduları, İngiliz istihkâmcılarının gözetiminde savunma hatlarını hazırladılar. Kat kat tel örgüler çektiler, duyarlı yerlere mayın döşediler, direnek merkezleri kurdular. Özellikle Afyon- Çay arasını geçilmez kılmak için çok sıkı berkittiler. İngiliz danışmanlar Afyon hattına o kadar güveniyordu ki: “Türkler burayı altı ayda geçerlerse, kendilerini altı günde geçmiş sayabilirler.” diyorlardı. Yunan Ordusu, bu güven ile Afyon’u ikmal merkezi yaptı. Bu güvenin bedelini çok ağır ödeyeceklerdi.

Yunan savunma hatları daha fazla güçlendirilmeden sonbaharda ve ilkbaharda yapılması planlanan ‘Büyük Taarruz’ iki kere ertelendi. Başkomutan, ‘süratli ve kati’ netice almak için Türk Ordularının hazırlıklarını tamamlamamış olduğunu gördü. Taarruzun ilke olarak yazın yapılması ‘Sad Planı’nın daha enerjik ve kapsamlı bir hale getirilmesi kararlaştırıldı. Bütün hazırlıklar, olası bir düşman taarruzuna karşı önlem almak, diye gösterilerek gizlilik korundu.

Başkomutan Mustafa Kemal Paş,a 16 Haziran 1922’de ‘Sad Planı’nın uygulanmasına, Büyük Taarruza karar verdi.

Başkomutan son defa orduyu teftiş etmek istiyordu. Kendisi ile görüşmek için gelen İngiliz Generali Towsend’i görmek bahanesiyle 25 Temmuz’da Konya’ya geldi. 27 Temmuz’da Batı Cephesi karargâhının bulunduğu Akşehir’e geçti. 27 / 28 Temmuz’da Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşalar taarruz planı üzerinde son defa çalıştılar. 15 Ağustos’a kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına karar verdiler. 28 Temmuz günü öğleden sonra ordu takımları arasında düzenlenen futbol maçını izleme bahanesiyle ordu ve bazı kolordu komutanları Akşehir’e davet edildi. ‘Sad Planı’ üzerinde son müzakereler yapılacaktı.

Akşehir’de ki toplantı saat 21.00’de başladı. Mustafa Kemal Paşa, “Önce Fevzi Paşa planı özetlesin, sonra ayrıntıları görüşelim” dedi. Fevzi Paşa haritanın başında geçti. Sad Planı’nı genel hatları ile anlatmaya başladı:

“Aylardır üzerinde çalıştığımız planın esası, silahça ve sayıca bizden üstün olan düşmanı bir darbede çökertmek. Bu ancak bir baskın ile sağlayabiliriz. Bunun için kuvvetlerimizin büyük kısmını tabii tam bir gizlilik içinde Afyon’un güneyinde toplayacağız.

Afyon ile 40 km batısındaki Çiğil Tepe arası, asıl taarruz cephesidir. Asıl taarruzu Birinci ve Dördüncü Kolordumuz yapacak. Asıl taarruz cephesinde düşmandan üç kat daha fazla kuvvet toplayacağız. Kalecik Sivrisi ile Tınaztepe arasındaki 12 km’lik kesim, yarma yeridir. Bu kesimde düşmandan 6 kat daha fazla kuvvetimiz olacak. 2. Ordumuz, karşısındaki düşman kuvvetlerini oyalarken, 1. Ordunun kolorduları düşman cephesini yaracak, Süvari Kolordusu ile Sincanlı ovasına inecekler. Böylece düşmanın İzmir ile bağlantısını kesmiş olacağız. Bu düşmanı çevirip imha ettikten sonra kalan parçalarını kolayca yakalar ve yeneriz. Çünkü her yerde düşmandan daha üstün bir durumda olacağız.”

İsmet Paşa saldırıya karşıdır. Süvari Kolordusu’nun harekete geçmesinin cephenin yarılmasına bağlı olması Fahrettin Paşa’yı endişelendirir. İsmet Paşa’ya daha önce de olumsuz görüşlerini söyleyen 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa planı çok riskli bulur ve söz ister:

“Yüz bine yakın insanı, Afyon’un kuzeyinden güneyine kaydıracaksınız ve düşman bunu sezmeyecek. Buna imkân yok! Baskın niteliği kaybolduğu zaman da bu planın anlamı kalmaz. Ben bir taburu yerinden oynatıyorum düşman uçağı ertesi sabah bu değişikliği saptıyor. Hem ben Afyon tahkimatını incelettim. Biz burayı böyle bir iki günde yaramayız. Hayal görmeyelim. Ayağı çarıklı askerle, o sarp ve vahşi arazi de, düşman mevzilerinin ve direnek merkezlerinin karşısında çakılıp kalırız. O zaman ne olacak? Düşmanın ihtiyat kolordusu yetişip savaşa katılacak. Böyle olunca cepheyi yarmaya bizim gücümüz yetmez. Belki de düşman Afyon’un kuzeyinden Akşehir yönüne doğru taarruza geçer. Bizi iyice güneye atar. Konya yönü açıkta kalır. Ordu, dava, belki de memleket elden çıkar.”

Mustafa Kemal Paşa, yüzünün çizgileri hiç kıpırdamadan “Ne yapmamızı tavsiye edersiniz?” diye sordu. Yakup Şevki Paşa,

“Uygun bir yerde cepheden taarruz ederiz. Düşmanla eşit şekilde savaşırız. Geri çekilirse takip ederiz. Çekilmeye zorlayamadığımız yerde durur, tekrar hazırlanır, yeniden taarruz ederiz. Böylece tek dayanağımız olan orduyu tehlikeye atmamış oluruz.”

Mustafa Kemal Paşa, “Bu tarz bir savaşla kesin sonuç alınabilir mi?” diye sordu. Yakup Şevki Paşa Harbiye’de, bir süre ‘strateji öğretmenliği’ yapmıştı. Bu yüzden saygı görür, ‘hoca’ diye anılırdı. Susmaya hiç niyeti yoktu:

“Alınamaz ama yenilsek bile ordu elimizde kalır. Yapmayın. Türk Milleti’nin bütün varı bundan ibaret. Askeri, topu, cephanesi işte bu kadar. Şimdi siz onu bir noktaya yığarak tehlikeye atıyorsunuz. Buna razı gelemem.”

Mustafa Kemal Paşa, “Milletin varı bundan ibaretse kesin sonucu bununla almak zorundayız.” dedi.

Yakup Şevki Paşa, “Bu kararı verenler tarihe karşı, büyük vebal altında kalırlar. Hepimizi meclisin önünde asarlar.”

Mustafa Kemal Paşa, “Korkmayın Paşam. Tarihe ve millete karşı tüm sorumluluk bana aittir.” Kemalettin Sami Paşa da nakliye kollarının yetersiz olduğunu düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağımızı söyledi.

Mustafa Kemal Paşa, “Bizde cephane ikmalini düşmandan yaparız.” dedi. Komutanların sürekli olumsuz tutumu havayı sertleştirdi. Bu arada, ikisinin arasında ‘Büyük Taktikçinin’ tertibi devreye girdi. Fevzi Paşa söz aldı:

“Madem ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum.” dedi. Mustafa Kemal Paşa’da Genelkurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de komutanlık vazifesinde kalamayacağını bildirdi. İsmet Paşa telaşa düştü söz aldı:

“Paşam! Arkadaşlar izniniz üzere düşüncelerini serbestçe arz etti. Yoksa Başkomutanımız olarak vereceğiniz her emri kendi düşünce ve inancımız gibi canla başla uygulayacağız.” dedi.

Saldırıya karar verildi.

Mustafa Kemal Paşa ‘Büyük Taarruz’ hazırlıklarının tamamlanması için iki hafta süre verdi. 15 Ağustos’a kadar hazırlıkların tamamlanmasını emretti. Taarruz kararını bakanlar kuruluna bildirdi. İsmet Paşa 6 Ağustos’ta kolordulara taarruza hazırlık diye gizli emir gönderdi.

Mustafa Kemal Paşa’nın acele etmesinin sebebi şuydu. Yunan Ordusunun yeni Başkomutanı Yeoryos Hacıenestis, Trakya’daki Yunan Ordusunu güçlendirip İstanbul’u alma düşüncesinin mümkün olmadığını görmüştü. Hacıenestis şimdi Trakya’daki Yunan kuvvetlerinden bir kolorduyu Afyon cephesine getirebilirdi. O zamanda ‘Büyük Taarruz’ yenilgiye uğrayabilirdi.

Yunanlılar, İstanbul’u işgal etmek için doğru zamanın geldiğine inanıyorlardı. Müttefiklerin işgali altındaki İstanbul’da Türk kuvvetlerinin sayısı 9732’den ibaretti. Bunun 6 bini polis ve jandarma olarak emniyet görevlisiydi. Müttefikler karşı çıkmazsa Trakya’daki Yunan tümenleri kolaylıkla İstanbul’a hâkim olurdu. Yunan kuvvetleri 28 Temmuz’da müttefiklere nota vererek İstanbul’u işgal edeceklerini, Sevr projesini Türklere kabul ettirmenin en etkili yolunun bu olduğunu bildirdiler. Fransa ve İtalya buna sert tepki gösterdi. Hatta Fransa, Yunanlıların tarafsız bölgeye adım atması halinde askeri güç kullanacağını bildirdi. Durumun daha da kötüleşmesi üzerine İngiltere’de karşı çıktı.  Bu durumda Yunan Ordusunun İstanbul’a yürümesi mümkün değildi. Şimdi Yunanistan Trakya Ordusundan bir kolorduyu Türk Ordusuna karşı Afyon Cephesine gönderebilirdi. O zamanda ‘Büyük Taarruz’ hayli sıkıntıya girerdi. Mustafa Kemal Paşa bunun için acele ediyordu. 16 Ağustos’ta İsmet Paşa’ya taarruzun 5-10 gün içinde başlaması gerektiğini bildirdi.

Taarruz hazırlıkları çok gizli yürütülüyordu. Bunun için Trakya’dan herhangi bir kolordu Afyon cephesine getirilmedi.  Zira Yunanlılar yakın zamanda bir Türk taarruzu beklemiyorlardı.

‘Büyük Taarruz’a çok büyük bir gizlilik içinde hazırlanıldı. Mevzilere yürüyüşler gece yapıldı. Giden birliklerin yerini, yine gece, gelen birlikler aldı. Gündüz keşif uçuşları yapan Yunan uçakları havadan baktıklarında birlikleri oldukları yerde duruyor sandı. Meclisin gizli oturumları hakkında bile bilgi sızdıran Black Jumbo Büyük Taarruzu istihbar edemedi. Top ve mühimmat taşımak için yollar yapıldı. Ama bunun genel, sıradan bir çalışma olduğu izlenimini vermek için ilgisiz yerlere de yollar yapılıyormuş gibi göstermelik çalışmalar sergilendi. Yunan ve İngiliz İstihbaratı, Türk Büyük Taarruzunun bir hafta on gün içinde başlayacağını öğrenemediler. 20 Ağustos 1922’de Hâkimiyeti Milliye gazetesinde Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya Köşkü’nde çay ziyafeti verdiği haberi yayımlandı. Haber yabancı istihbaratı yanıltmak için uydurulmuştu. Mustafa Kemal Paşa haberin yayımlanmasından bir gün önce otomobiline hiçbir işaret ve flama koymadan gizlice Konya’ya gitti. İlk işi Konya postanesine el koymak bütün haberleşmeyi kesmek oldu. Hemen Akşehir’deki karargâhına geçti. Göstermelik bir futbol maçını izlemek için ordu ve kolordu komutanları Akşehir’e çağrıldı. Mustafa Kemal Paşa, bu son toplantıda, 26 Ağustos’ta taarruz emrini verdi.

21 Ağustos’ta Yunanlılar Türklerin taarruza hazırlandığını sezdiler. Yunan Başkomutanı Hacıenestis bir Türk taarruzuna karşı uyanık olunması için genelge çıkardı. Yedeklerin hazır bulunmasını emretti. 22 Ağustos’ta cephedeki kıpırtılardan huylanan tecrübeli Yunan 1. Kolordu Komutanı General Trikupis sık sık silah başı tatbikatının yapılmasını ve arazinin iyice tanınmasını emretti. 24 Ağustos’ta General Hacıenestis Türklerin yığınak yaptığını bildirerek daha sık hava keşif uçuşlarının yapılmasını emretti.

Yunan komutanlığı Türk taarruzunun çapını ve gücünü anlayamadı. Yunan Kolordu Kurmayları, Türklerin Afyon’un güneyine en fazla 6 Tümen (60000) asker toplayabileceğini hesapladı. Bu kuvvet müstahkem Afyon hattı için tehdit değildi. Başkomutan Hacıenestis’e gelen istihbarat raporunda Türklerin toplamda ‘80000 askeri ve 200 topu’ olduğu bildirildi. Böyle zayıf bir ordu ile Türkler taarruza geçemezdi. Yunan ve İngiliz İstihbaratı Türklerin ‘190000 asker ve 320 top’ ile savaşa hazır olduğunu öğrenemediler. 24 Ağustos akşamı Yunan subayları, Türklerin sadece Afyon’un güneyinde ‘120000 asker ve 200 top’ topladığını bilmedikleri için düzenledikleri tantanalı baloda iştahla yemek yediler, keyifle şarap içtiler. Onlar baloda eğlenirken Türk karargâhı Akşehir’den Afyon’un hemen güneyindeki Şuhut’a nakledildi. Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar gece Şuhut’a geldiler.

25 Ağustos’ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşalar Şuhut’taki Genel Karargâhtan at sırtında Kocatepe’ye geldiler. Son gözlemleri yaptıktan sonra akşam Şuhut’a döndüler.  Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’nun İstanbul ve dış dünya ile bütün haberleşmesini kesti.

Org. İzzettin Çalışlar ‘Gün Gün Saat Saat İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi’ kitabında son geceyi şöyle aktarır:

“25 Ağustos gecesi. Hava sakin, gökyüzü berraktı. Hilal dik ve mağrur duruyordu. Tam ortasına yıldız sarmıştı. Türk bayrağı muhteşem şekilde aynen gökyüzünde oluşmuştu. Bu manzara çok ulviydi. Herkes bu durumu hayra yoruyordu.”

Altaylarda Tengri dağı eteklerinde Kamlar, Türk’ün savaşı için Kam ateşini yakmışlardı. Dumanları yıldızlara ulaşıyordu. (Oktan Keleş" Tengri’nin Türk’ü s.146)

Ben Bilge Tonyukuk ve beraberimdekiler Altay dağlarını aşıp geldik. İrtiş Irmağını geçip geldik. Gelmesi zordu. Ama hiç kimse hissetmedi. Belli ki Umay Ana (Tengri’nin hayat ağacının tohumlarını emanet ettiği Ata Ana, Tengrisel güce sahip) kutsal yer- su ruhları bize yardım etti. (Tonyukuk Yazıtı Batı Yüzü 2-3)

25 Ağustos gecesi. Gökyüzünde oluşan ‘ay ve yıldızın’ oluşturduğu Türk bayrağının ulvi ışığı altında Fahrettin (Altay) komutasındaki 5. Süvari Kolordusu Ahır Dağı’na doğru ilerledi. Bir tasarrufla (tayyi mekan)  5. Süvari Kolordusu, Yunan birliklerinin arkasına geçirildi.

24 Ağustos’u 25 Ağustos’a bağlayan gece Afyon’da Yunan subayları, tertipledikleri gösterişli baloda, sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendiler. Baloda  ‘Helenizim’,‘Megalo İdea’ ‘Doğu Roma İmparatorluğu’ ve tabii ki bu imparatorluğun başkenti olacak ‘İstanbul’ hayalleri ile dans ettiler. Türk İmparatoru İkinci Mehmet, On Birinci Konstantinos Paleologos’dan İstanbul’u almıştı. İntikam vakti gelmişti. Şimdi Yunan Kralı Birinci Konstantinos, Altıncı Mehmet’ten (Vahdettin) İstanbul’u alacaktı. Soysuz Vahdettin zaten İstanbul’un anahtarlarını İngilizlere teslim etmişti. (https://www.youtube.com/watch?v=WV5aFGDFKaY) İngiltere Başbakanı David Lloyd George anahtarı eski sahiplerine verecekti. Lloyd George: “İstanbul, bilhassa doğu dünyasının kozmopolit ve milletlerarası şehridir. Ayasofya tabiatıyla eski hüviyetine iade edilecektir.” demişti. Şüphesiz Ayasofya kilise olacaktı ve İstanbul’da Vatikan gibi Ortodoksların dini merkezi olacaktı. İngiliz Başbakanı’nın ‘Milletlerarası Statü’ dediği ‘Doğu Roma İmparatorluğu’nun ön çalışmasıydı. Başkomutan Yorgo Hacıenestis bu hayallerle İstanbul’u almak için harekete geçmişti. Ama başından beri Kral Birinci  Konstantinos’a karşı olan Fransızlar ve Akdeniz’de güçlü Yunanistan istemeyen İtalyanlar geçit vermemişti. Müttefiklerinin kararlılığını gören silahlı çatışma çıkmasından korkan İngilizlerde Yunan işgaline, şimdilik, karşı çıkmak zorunda kalmıştı. Bu zamanla çözülecek pürüzdü. Türk, dış dünyadan izole, yüksek Anadolu yaylalarında yok olacaktı. 24 Ağustos gecesi güçlü Afyon tahkimatının arkasında Yunan subayları bu hayallerle günün ilk ışıklarına kadar neşeyle dans ettiler. ‘Doğu Roma İmparatorluğu’nu kurucu ataları olarak tarihin parlak sayfalarında yerlerini alacaklardı. Türk İmparatoru Fatih Sultan Mehmet’in kabri ellerinde esirdi artık. Ayasofya’da zafer çanları çaldığında ilahi yortularında adları minnetle anılacaktı. Güçlü Afyon tahkimatının ardında bu hayallerle ve geleceğe güvenle uykuya daldılar.

‘Atilla’nın Oğlu’ Kocatepe’nin zirvesinde, düşmanı izliyordu. İki yüz bin Türk, Kocatepe’nin arkasında Başbuğ’un taarruz emrini bekliyordu.


3. BÖLÜM: TÜRK BÜYÜK TAARUZU


Uykularını mızraklarımızla açtık. (Tonyukuk Yazıtı Kuzey Yüzü 4)

25 Ağustos Cuma sabah saat 07.00.  General Trikupis dehşetle önüne acil koduyla gelen İngiliz istihbarat raporlarını okudu: “Türkler her an İzmit’e veya Afyon’a saldırabilirler.” Yunan subaylarını acil toplantıya çağırdı. Gösterişli balo gecesinden hala uyanamamışlardı. “Lanet olsun demek biz uyurken gizlice cephemize sokuluyorlardı.” diye bağırdı. Türk Ordusu, Afyon üzerinde keşif uçuşlarını sıklaştırdı. Türk telsizleri sustu. Türk askerleri süngüleri ile çıkış noktasında neşe içinde  taarruz emrini beklediler.

26 Ağustos Cumartesi sabah saat 03.00. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ‘Sad Planı’nı gözetleyip yönetecekleri Kocatepe’ye çıktılar. Sisli havada Türk topçusu saat 05.30’da tüm cephelerde atışa başladı. Ne Yunanlılar böyle yoğun, dehşet verici ateş görmüştü, ne de Türkler. Gök yarıldı da Türk’ün kini, Yunan askerlerinin başlarına indi. Top sesleri Afyon’dan duyuluyordu.   Türk süngüleri, topçunun vurduğu Yunan mevzilerine hücuma geçti. Fırtına gibi esen yıldırım gibi inen Türk 1. Ordusu öğlene kadar Tınaztepe, Belen Tepe, Türkmen Tepe’yi ele geçirdi. Kuzeyde karşılarındaki düşmanı oyalamak, güneye kuvvet kaydırmalarına engel olmak için durmaksızın saldıran Türk 2. Ordusu, alınamaz denilen Kazuçuran direnek merkezini ele geçirdi.  Yunan ordusu kararsız kaldı. Asıl Türk Taarruzu Eskişehir yönüne kuzeye mi yapılıyordu, yoksa Afyon tahkimatına güneye mi? Bu kararsızlık uzun sürmedi. İzmir’deki konforlu karargâhından savaşı yöneten Başkomutan Hacıenestis, Türklerin Afyon’un güneyine saldırdığını öğrendi: “Aptal bu düşman en güçlü olduğumuz yere saldırıyor. İhtiyat Kolordusu karşı taarruza geçince düşmanı ikiye böler ezeriz.” dedi. Kibirli Hacıenestis’in bahsettiği Afyon ile Eskişehir arasında bulunan ‘İhtiyat Kolordusu’ ancak 48 saat içinde harekete geçebilirdi. Hâlbuki Afyon’un güneyinde dalga dalga ölüme yürüyen Türkler karşısında Yunan birlikleri zorlukla tutunuyorlardı. 

Yıkılmayan sığınaklardan çıkan, yedek kuvvetlerden gelen Yunanlılar direnişe geçti. Arazi savunan açısından çok elverişliydi. Trikupis, Kurmay Başkanına, “Galiba krizi atlattık, kaptırdığımız yerleri de geri alırsak düşman boşuna kılıç sallamış olacak.” dedi. Büyük bir gürültüyle kapıdan içeri dalan bir teğmen inleyerek soluk soluğa felaket haberini verdi: “Süvariler… binlerce süvari…” Trikupis’in emir subayı durumu açıkladı: “Türk Süvari Kolordusu cephe gerimize sızmış efendim.” dedi. Trikupis ve Kurmay Başkanı dehşet içinde ayağa fırladılar. Türk Süvari Kolordusu, cephe gerisini, Yunanlılar için cehenneme çevirdi. Afyon ile İzmir’in ikmal ve iletişim imkanlarını keserek destek almalarına fırsat vermedi. İzmir’den savaşı yöneten mağrur Hacıenestis’e Afyon ile demiryolu ve telgraf bağlantısının kesildiği bildirildi. “Nasıl olur?” dedi. “Süvari Kolordusu, cephemizi bilinmeyen bir yerden delmiş” cevabını aldı.


Çağları delen Ötüken Kamlarının ve Gökteki Türk Ataların yardımıyla ‘Türk Süvari Kolordusu’nun bir gecede Yunan birliklerinin arkasına geçirildiğini asla öğrenemeyeceklerdi. (Resim Oktan Keleş Kambala-6 sayfa 76)   

27 Ağustos Pazar. Türk askerleri sabah 04.00’de ateş etmeden sessizce Yunan mevzilerine yaklaştı. Tan atarken Türk topçusu düşman mevzilerini cehenneme çevirdi. Gökyüzü başlarına indi, düşman mevzileri yanardağ ağzı gibi kaynıyordu. Türk askerleri en önemli mevkii Erkmen tepesini ele geçirdi. Engellenemez bir tutkuyla ilerlediler, düşmanı ezip geçtiler. Yunan savunma sistemi adım adım çöktü. Yalnız Çiğiltepe karşısındaki 57. Tümen ateş yememek için dağı hayli açıktan dolaşınca etkisiz kaldı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Albay Reşat Bey’i Kocatepe’den telefonla aradı. Böyle anlarda Atilla’nın Oğlu sadece çelik bir iradeden ibarettir. Bağırdı: “Reşat Bey, geciktiniz bu ordunun genel durumunu etkiliyor!” dedi. Reşat Bey saat 11.00’e kadar bunu başaracaklarını söyledi. “Peki, size güveniyorum” dedi. Saat 11.00 olduğu halde 57. Tümen hala hedefine ulaşamamıştı. Başkomutan tekrar Albay Reşat Bey’i aradığında telefonu Üsteğmen Bozkurt Kaplangı açtı. “Reşat Bey az önce intihar etti Efendim.”dedi. “Size bir not bıraktı okuyorum, başüstüne: ‘Yarım saat içinde size o mevziiyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam!’” ‘Atilla’nın Oğlu’ vah vah demedi. Emirler, hakaretler yağdırdı. Çiğiltepe’nin bir an önce zapt edilmesini emretti. Çiğiltepe’ye Türk bayrağı öğleden sonra çekildi. Mustafa Kemal Paşa zaferden sonra meclisteki konuşmasında şehit Albay Reşat Bey’den heyecanla ve övgüyle bahsedecek intiharını doğru bulmadığını lakin Türk askerinin kahramanlığını belirtmek için bu hadiseyi anlattığını söyleyecektir. Türkler mevzileri, direnek merkezlerini arka arkaya düşürdüler. Yunan 1. Kolordu Komutanı General Trikupis Afyon’dan çekilme emri verdi. Yunan birlikleri çekilirken Afyon’u ateşe verdiler. Türk Ordusu yanmakta olan Afyon’a akşama doğru halkın sevinç gözyaşları arasında girdi.

28 Ağustos Pazartesi. 1. Kolordu Komutanı General Trikupis birliklerini Dumlupınar’a doğru çekti. Çiğiltepe’nin geç düşmesi nedeniyle General Frangos komutasındaki 1. Yunan Tümeni Türk kuşatmasından kurtularak müstahkem Dumlupınar mevzilerine kaçmayı başardı. General Trikupis ve İhtiyat Kolordusu Komutanı General Digenis, Afyon’un düşmesi üzerine kuzeye doğru çekildiler. General Frangos ile birleşip Türklere İzmir yolunu kapatacaklardı. 2. Türk Süvari Tümeni Trikupis-Digenis’in ordugâhını buldu. Bir bölümü atlı, bir bölümü yaya (Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü 4) baskın verdiler. General Digenis’in çadırına bile kurşun sıktılar. Trikupis-Digenis kolordularının Dumlupınar’a yetişmelerini engellediler. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa karargâhını Şuhut’tan Afyon’a kaydırdı.

29 Ağustos Salı. İzzetin (Çalışlar) Bey’in kolordusu Dumlupınar’a kaçan Frangos kuvvetlerini yakalamak için peşlerine düştü. Dumlupınar, önceden hazırlanmış savunan için çok avantajlı bir savunma mevzii idi. Frangos ölü, yaralı, esir vere vere çekildi, Dumlupınar’a yerleşti. Burada konuşlanmış takviyeli 2. Yunan Tümeni ile ciddi bir savunma cephesi kurdular. Ama İzzetin Bey’in kolordusu öyle şiddetli yüklendi ki Frangos kuvvetleri baştanbaşa sarsıldı. Dumlupınar’ı bırakıp Uşak yönüne kaçtılar. Trikupis-Digenis kuvvetleri durumdan habersiz Dumlupınar’a ulaşmak, Frangos kuvvetleri ile buluşmak için sabah erkenden harekete geçti. Kemalettin Sami Bey’in kolordusu Trikupis-Digenis kuvvetlerini yakaladı olanca hırsıyla saldırdı. Kuzeyden Türk Süvari Kolordusu, güneyden Dördüncü Kolordu, doğudan da 2. Ordu Trikupis-Digenis kuvvetlerini kuşattı. Batıda da 23. Türk Tümeni önlerini kesti. Dumlupınar’a ulaşmalarını engelledi.  Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşalar Afyon’da durumu müzakere ettiler. Büyük bir Yunan kuvveti çember içine alınmıştı.

30 Ağustos Çarşamba. General Trikupis sabah Frangos’un Dumlupınar’ı terk ettiğini Uşak istikametine kaçtığını öğrendi, çok sarsıldı. Tek çareleri vardı, Kızıltaş vadisi yoluyla Murat Dağı’nı geçerek Uşak’a ulaşmak. ‘Atilla’nın Oğlu’ Yunan ordusunu Kızıltaş vadisinde çembere alıp yok etmek için 1. Ordu Karargâhı’na bizzat giderek durumu ele aldı. Kuşatmayı bizzat kendisi yönetecekti. Başkomutan, 2. Ordu Karargâhı’na Fevzi Paşa’yı gönderdi. İsmet Paşa’yı Afyon’da bıraktı. Saat 14.00’de kuşatma ve imha hareketini yöneteceği tepeye çıktı. Sonradan buraya ‘Zafer Tepe’ adı verilecektir. Zafer Tepe’den Başkomutan Mustafa Kemal Paşa taarruz için emirler yağdırdı. Emri alan Türk topçusu, Kızıltaş vadisine sıkışmış, Helen ordusuna mermi yağdırdı. Yunan askerleri ileride buraya ‘ölüm çukuru’ adını verecektir. Kanlı çarpışmalar ile Türk birlikleri her yönden Yunan kolordularını sıkıştırmaya başladı. Saat 16.00’da Türk topçusunun faaliyeti doruğa çıktı. Korkudan çılgına dönmüş Yunan askerleri bedenlerini vadiye bıraktı.

Akıllarını başlarından alıp ortalıkta yatar hale getirdim. (Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü 2)

Murat Dağı’nın ardında güneş batarken top ve piyade ateşi kesildi. Türk’ün çelik süngüleri hücuma kalktı.  Savaşın olanca şiddeti ve heyecanı içinde ‘Atilla’nın Oğlu’ haykırdı: “Hacıenestis! Mağrur kumandan nerdesin? Gel de ordularını kurtar!”

1920’de Bursa’yı Yunanlılar işgal ettiğinde Venizelos’un oğlu Sofokles Osman Gazi’nin türbesine gelmiş, türbeyi tekmeleyerek “Biz geldik Osman! Kalk da Bursa’yı kurtar!” demişti. ‘Atilla’nın Oğlu’ şimdi tüm Yunan ordusunu İzmir’e doğru tekmeliyor, akıllarını kaybetmiş halde kaçan Yunan ordusunun mağrur kumandanına sesleniyordu:

“Hacıenestis! Mağrur kumandan nerdesin? Gel de ordularını kurtar!”

“Atilla’nın Oğlu’ Osman Gazi’nin intikamı aldı. Türk kuvvetleri Kütahya’ya girdiler.

31 Ağustos Perşembe sabahı. Başkomutan, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa harp meydanını gezdi, vadiye yayılmış binlerce Yunan askerlerinin cesedini ve ceset parçalarını, inleyen yaralıları gördü. Türk vatanını işgal ederken ve şimdi de kaçarken yakan yıkan mağrur ve zalim ordunun perişan haline baktı. Başkomutan, yerde bir Yunan sancağını gördü. Artık temiz topraklarına değen düşmanın sancağını görmeye tahammülü yoktu: “Şunu yerden kaldırın!” dedi. Dumlupınar çevresinde yapılan bu savaşa ‘Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ adı verildi.

1 Eylül Cuma. Başkomutan, ‘Büyük ve Asil Türk Milleti’ hitabı ile başlayan bir beyanname ile zaferi buduna duyurdu. Mazisine yeni bir zafer, atiye yeni müjdeler ekleyen Şanlı Türk Ordusuna hitaben:

 “Zalim ve mağrur bir orduyu azımsanmayacak sürede yok ettiniz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti geleceğinden emin olmaya haklıdır… Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

‘Atilla’nın Oğlu’ndan “İleri!” emrini alan Birinci Kolordunun karşısında General Frangos kuvvetlerinin direnebilmesi mümkün değildi. Uşak’ı bırakarak batıya kaçtılar. Saat 18.00’de Türk birlikleri Uşak’a girdi.

2 Eylül Cumartesi. Erler arasına karışarak kendisini gizlemek isteyen General Trikupis ve General Digenis teşhis edildi. 190 subay ve 4400 Yunan askeri ile birlikte esir alındılar. Yunan Savaş Bakanlığı, dik kafalı aptal Hacıenestis’i azletmiş, yerine Yunan Başkomutanı olarak Trikupis’i atamışlardı. Trikupis’in esir düştüğünden habersizdiler. Türk telsizcileri bu mesajı saptadılar. Cephe komutanlığına bildirdiler. Yunan ordusu çekilirken Uşak’ı da ateşe vermişti, şehrin üstüne kül yağıyordu. Başkomutanlık karargâhı Uşak’a yerleşti. Mustafa Kemal Paşa yanında İsmet ve Nurettin Paşalar olduğu halde esir Başkomutan Trikupis ve General Digenis huzura getirildi. Başkomutan konuşmanın sonunda, “Hacıenestis yerine Başkomutanlığa atandığınızı biliyor musunuz? Bildirmek için telsizle sizi arıyorlardı.” dedi. Teselli etti.

Atilla Han 453 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nu yıkmıştı. Bin yıl sonra 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han Doğu Roma İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmıştı. Yunan Başkomutanı’nın esir edilmesi, Yunan Ordularının yok edilmesi ile şüphesiz ‘Doğu Roma İmparatorluğu’nu diriltme hayali ‘Atilla’nın Oğlu’nun çizmeleri altında tarihe gömülmüştür.

Başkomutan, Yunan kılıç artıklarının çekiliş yollarını kesmek için Türk Ordularına batıya yürüme emri verdi.  Yunanlıların artık iskelet haline getirilmiş ordusu kaçtığı yerleri yakmaya devam etti. Türk Süvari Kolordusu yüz bin Yunan cesedini ve esirlerini arkalarında bırakarak düşmanı İzmir’e kadar amansız takip etti.

Ateşi ve ihaneti yakan, İstanbul merkezli Doğu Roma İmparatorluğu’nu diriltme rüyasını tarihe gömen, Helen ordusunu tamamen imha eden, Osman Gazi’nin intikamını alan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa; barut dumanı altında ve düşman cesetleri üzerinde İzmir’e girerken otomobilinin önünde ilk kez Güneşin etrafında 16 yıldızın olduğu flama vardı. (Bu flama, Anıtkabir Müzesi’nde bulunmaktadır.)

‘Atilla’nın Oğlu’ Tanrı’nın kırbacını indirdi.

‘Sad Planı’ ile Türkiye Cumhuriyeti’ni bu büyük zaferin üzerine kuranlar; ‘Türk’ün yerleri ve gökleri kuşatan hâkimiyetini’ Türkiye Cumhuriyeti üzerine kuracaklardır. Tengri’nin bu muradı ile birbiri ardına yardıma gönderilen Yalvaçlar, Kutlu Kağanlarına Türk Çağı’nda da yol gösterecektir. Kızılelma ülküsünü ‘kalbinde’ yaşatanlar ve törenin sırlarına ‘erenlerin’ çalışmaları ile Türk budunu sonsuz sevinç ve mutluluğa erişecektir. Ne demişti kutlu Yalvaç, çağları aşan ok, Tonyukuk:

Tengri’nın lütfuyla bu Türk budununun arasına silahlı düşmanı sokmadım. Kuyruğu düğümlü atları koşturtmadım. İlteriş (İl tutan) Kağan başarmasaydı, onu takiben ben kendim de başarmasaydım ne devlet ne de budun olacaktı. (Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü 3-4)

Başarılı olduğumuz için devlet, devlet oldu, budun da budun oldu. Ben yaşlandım, kocadım. Herhangi bir ülkede, hakanlıkta, budunun başında benim gibi vezir varsa ne gibi dertleri olacak ki? (Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü 6-7)

 “Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu savaşlar, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komutanlarının yüksek güçlerini ve yiğitliklerini tarihte bir daha saptayan ulu bir anıttır.

Bu anıt, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu sonucu yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun Başkomutanı olduğum için, sevincim ve mutluluğum sonsuzdur.”

Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk


Ali Erim

Twitter: @AliErimGoktug

E-mail: ali_erim@hotmail.com



Bu haber 1,281 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,780 µs