En Sıcak Konular

Kambaba-12

6 Kasım 2020 09:54 tsi
Kambaba-12 Hârût-Mârût ve Büyü

Kambaba-12 Hârût-Mârût ve Büyü

 https://www.youtube.com/watch?v=bIUj-Jjk3oI

 

 

  Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birbir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

Oktan Keleş: Evet, bir Kambaba video çekiminde de daha beraberiz. Kalperen ocaklarındayız. Saatte geceyi şuanda 02.22 ve bir sohbet yaptık. Dolayısıyla da yine burada kalperenler var balalar var. Eray, Serdar, Fatih, Hayrettin Abi, Burak, İzzet ve Gökhan ile Yunus var ve Kalperen Ocakları genel başkanı Yener Dursun bey burada. Tabi şehirde kamlıktan bahsediyoruz çeşitli sırlardan bahsediyoruz. Kâinatın da birçok sırrı var. Şehirde de kırsaldaki gibi yaşamaya çalışan ve bir zümre var. Bizler gibi. İşte ben bazen Yörük şalvarı giyiyorum bu şekilde Kadıköy’e geçen gittim. Dünde konuştuk burada. Sanki yaratık görmüşler gibi tuhaf tuhaf bakanlar oysa mesela Ege köylüsü Karadeniz’de yine çeşitli köyde doğuda güney doğuda öyle mi yunus? Bu kıyafetleri kasketi takanlar var. Yörük şalvarı veya yöresel olarak şalvar giyenler var. Vesaire. Oralara tatile gittilermi oranın köylüsünün etinden sütünden balından reçelinden turşusundan çıkardığı her üründen faydalanan bir şehir halkı var. Değil mi? Medeni olduğunu iddia eden ama turistik gezi amaçlı gidip oralarda kalanlar bunları yadırgamıyorlar fakat oralardan birileri şehirde falan gezdiği zaman sanki dersiniz ki uzaydan biri gelmiş çünkü şehir hayatında böyle kılık kıyafet sanki olmazmış gibi. Fakat işte batının çeşitli kılık kıyafetleri herkes serbesttir özgürdür. Ne giyiyorsa giyebilir sıkıntı yok. Kaldı ki ben sporda giyerim, takım elbisede giyen bir adamım ama genelde Türk kültürüne ait her şeyi giyip yaşayan biriyim öyle mi başkanım? Lugatasını yapmıyorum değil mi? Söylediğim gibi yaşadığıma şahitsiniz değil mi her alanda?

Yener Dursun: sözde değil özde evet.

Oktan Keleş: Bu anekdotu düşelim. Genç kardeşlerimize de bu moda falan diyorlar. Dedelerimizin giydiği kıyafetler Anadolu kültürüne ait Türk kültürüne ait kıyafetlerden utanmasınlar. Gözlerinin içine soka soka şehirlerde de Kadıköy’ünde de çok Etilere falan gitmiyoruz o taraflarda pek işimiz olmuyor. Gideriz de sıkıntı yok her taraf bizim zatende. Nerde olursa olsun giyinsinler kuşansınlar gelecek nesillere de bunu etnografik olarak folklorik olarak değil. Gerçekten yaşamış ve yaşatılan bir şey olarak yaşayarak aktaralım. Bu böyle olur. Şimdi tabi bu kısa anekdottan sonra işte Türk kam bilgileri kam kıyafetleri de onunla ilgili yine bir çekim gerçekleştireceğiz.  Kam kıyafetleriyle alakalı işte kıyafete manyak denir. Aksesuarlar nedir? Bunlarla ilgili görsel bir daha önce TV’lerde yaptık ama birçok alanda daha detaylı bilgi vereceğiz. Ne manaya gelir? Kıyafetin ismi neden manyak denir?  vs. bu gibi kültürel kıyafet ve kıyafetin neyi sembolize ettiğini de Türk budununa özellikle genç nesile anlatacağız. Görevimiz bu. Dolayısıyla biz Türk’üz. Türklüğümüzle gurur duyuyoruz. Değerlerimizle gurur duyuyoruz.  Gurur duymamız yetmiyor onları yaşamamız ve yaşatmamız da gerekiyor. Şimdi yine kam bilgilerinden soruyorlar bazen işte tin ayinleri işte bunlar cinler mi geliyor periler mi geliyor büyü mü vesaire derken oralara  belki daha ileride gireceğiz.  Nedir ne değildir çünkü defaatle anlattık ama konular çok geniş olduğu için bitmiyor aslında. Coğrafi olarak kültürel olarak tarihsel olarak gelişimi de var bu işin. Türk yurtları çok geniş bir alan falan fi tarihinde şöyleydi fi tarihinde o coğrafyada böyleydi. Daha sonra falan tarihte topraklar genişleyince ve Türkler yayıldıkça yeryüzüne şu evirilmeye geçti.  Fakat bazı şeyler özde kaldı. Ki Türkiye’de de ilk defa ben yine kitaplarımda yıllar önce TV programlarında da işte abdallık müesseselerinin, dede korkut müesseselerinin, Türk kültürüne ait Kopuz Ata kültürünün, ozanlık müesseselerinin aslında Ön Türklerde ne manaya geldiğini, bir haberleşme aracı işte kıtlık musibet savaş vs toy güzellik neyse o birbirlerine destansı bir şekilde ulaştırıp.  Budunu ona hazırladığını yani sıradan bir kopuz çalarak bir şeyler çığırarak söyleyerek aslında basit algılanmaması gerektiğini yazdık çizdik. Kitaplarımızda da belirttik. Televizyonda da anlattık ve anlatmaya devam edeceğiz. Şimdi tabi bu cin peri işleri işin içine girince birçok dolayısıyla da bazılarının ilgisini defaatle çekmiştir. Çeker. Aslında böyle olmadıklarını da konuların halkın anlayacağı bir manada folklorik uydurma ve hurafe gibi algılandığı konular olmadığını da daha önce Habertürk programında anlatmıştım canlı yayında.  Uzun bir programdı ve bilgi ağlarında arşivde mevcut. Şimdi oralara çok girmeyeceğim.  Fakat bir soru soruldu başkanım buyurun.

Yener Dursun: Allah razı olsun sultanım. Söylediklerinizin izinde yaşayarak inşallah önderliğinizde yaşamaya çalışacağız. Tabi bundan önce yaz döneminde kam olarak Türkiye’nin ilan edilmiş tek kamı olarak birçok iyi güzel doğru faydalı kültürümüzdeki öğretileri, öğrenmeye çalıştık. Siz yaşadıklarınızı aktardığınızda. Şimdi bir kam varlık âlemindeki bütün yaratılmışlıklara iyi güzel doğru faydalı şeyler yapıyor. Şerlilerin oluşturdukları zararlı durumlara karşıda gerek kam ayinleri gerek tin ayinleri diğer ritüellerle bunlara karşı hep faydalı iyi güzel doğru toplumu aydınlatıcı işler yapıyor iken bugüne kadar ne tefsirinde nede açıklamalarında tam mutmain olmadığımız kuran ayeti bakara 102 de harut ile marut adlı iki meleğin sihir ve büyü öğrettiği ve bundan da eşlerin arasının açıldığı var. Yani bir kam iyi güzel doğru faydalı şeyler yaparken varlık âlemine bu açıklamalardan mutmain olmadığımız şekilde bu iki melek nasıl olurda zararlı şeyler yaptığı meallerde söyleniyor. Bunun gerçeği hakikati nedir? Böyle bir soru var. Ayet meallerine baktığımızda böyle yanlış anlaşılıyor ama doğrusu da yok. Sizden istirham ediyoruz.

Oktan Keleş: Estağfurullah. Tabi işimdi bir latife yapalım sayın Namık Kemal Zeybek beyefendi ile TV programı yaptığımız da beş sene kadar devamlı bir program yaptık. Orada bir kelime sarf etmiştim. İmam hatipler sorusuyla ile ilgili bir şeydi bende dedim ki “ Türkiye’de biz kaman hatipleri açacağız.” Böyle giderse falan. İşte latife bir yana oraya doğru gidiyor. Çünkü teoloji anlamında ilahiyat anlamında diyanet anlamında bugün İslam dininin anayasası olan kitabı olan kutsal kitabı olan kutsal metinleri olan vahiy diye adlandırılan işte kuran ayetleri tam anlatılmıyor. Ve bunları biz anlatıyoruz. Şimdi bu konuyu aslında ben 2016 da olacak bir kitabımda Asa isimli kitabımda uzun uzun anlatmıştım. TV programlarında da çok anlattım ama hep sorulan soru şu” Allah niye Harut ve Marut diye bir melek göndermiş ve bunlar büyü öğretiyor”.  Hep iş bu noktada düğümlenir.  Yani büyüye niye izin veriyor. Sihire niye izin veriyor. Hem sihir kötü de melekler neden öğretiyor.  Yani sorular bu mealde toplanıp ve üstelik ayetinde işte imtihan sebebiyiz diyen bir kısım var orada. Şimdi irdeleriz onu da. O noktada ya demek ki Allah bunlara yaratıcı nasip ediyor ama yasaklamış buda imtihan sebebi gibi denilip kesilip atılıyor. Ve acı olan şey yine söyleyeceğiz kuranı kerimin israiliyattan Tevrat’tan alıntılar yapılarak yormaya yani yorumlamaya çalışılmasıdır. Tefsir adı altında. Bunu maalesef bu ülkede diyanet işlerinin tefsirleri, tefsircileri yapmakta ve literatüre böyle sokmakta. Şimdi biz bir ayet okuduğumuz zaman diyelim ki bir ayet yani ben şimdi bir Kam olarak da aynı zamanda işte tabiat, doğa, varlık  âlemi, hayvanlar, yaratılış, hayata dair hayat öncesi, hayat sonrasına dair bütün Türk kültürünün o Kam bilgileri çünkü anlatıldığı gibi filmlerde eline bendir def alıp da çalmakla iş bitmiyor.  Bir ritüelmiş gibi gözüküp tuhaf sesler çıkarmak, tuhaf kıyafetler giymekle iş bitmiyor. Yani aslında onların birer manası var tabide çok bilinmiyor aslında. Bunu literatür de ilk defa Türk televizyonlarında Kam ayinini biz yaptık. Yıllar önce falan. O zaman da bir takım çevrelerden ya siz işte şunu mu yapıyorsunuz bunu mu yapıyorsunuz falan. Şimdi dizilerde filmlerde görüyoruz kamlar falan oturtuldu. Hatta bazıları bizi arıyor. O meşhur dizilerin fikir alışverişinde bulunanlar var.  Oralara girmeye gerekte yokta. Bu literatür bizim tarihimizin bir parçası kökü kökeni ve yaşıyor bu.  Tabi Anadolu coğrafyasına girdiğimiz zaman işte imparatorluklar dönemi, Osmanlı dönemi olsun Selçukludan sonraki dönem daha çok İslamlaşmış topraklarda Arap kültürü İslam adı altında bir çok bedevi kültürü yani bize, bizim Türklük kültürümüze ait olmayan bir çok öğretide girdi. İşte bunlara bugün kimileri hurafe diyor kimi iman kaidesi diyor kimisi şöyle diyor kimisi böyle diyor falan.  Fark etmiyor işin orasında değiliz. Şimdi bu meseleye de eğer biz bakacak olursak öncelikle acaba harut ile marut meselesi Babil’e inen iki melek karı ile koca arasını açan büyü öğretiyor. Ve diyor ki biz imtihan sebebiyiz  demeden de bunları isteyenlere öğretmiyorlardı.  Şimdi onu biz Eray’dan isteyelim  o ayeti bir okusun Türkçesini sonra gerekirse Arapçasına da bakarız.

Mehmet Eray Çakır: “Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, "Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!" demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. And olsun onlar, bunu (sihir) satın alan kimsenin ahiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi!”

Oktan Keleş: Evet birde şimdi biz bu ayeti Allah Allah ya harut diye marut diye iki melek var Babil’e inmiş bir bilgi var bunlarda. O toplum bunlardan o bilgiyi istiyor. Öyle mi? Fakat sıkıntılı bilgiler bunlar işte karıyla koca arasını açıyor diye ayet açık söylüyor falan şeytanlardan bahsediliyor Süleyman’dan bahsediliyor. Şimdi demek ki herkes soruyor ve iki melek işte büyü mü öğretiyor Allah büyü mü öğretiyor İslam’ın yaratıcısı öyle bir şey mi yapıyor diye soru soruluyor tabi dolayısıyla da sorular. Fakat acı olan şey şudur. Şimdi bunları açıklaması gereken Türkiye’de diyanet işleri başkanlığı vardır. Ki açıklamışta. Veya işte ilgili kurumlardır. Aslında biz burada çalıştaylar da yapıyoruz yıllardan beri. Orada da görüyoruz ki açıklanmamış aslında ve konular daha da mecrasından saptırılarak akıllarda başka sorulara sebep olmuşlar ve bu sorularda soruları doğurmuş ve o sorulara verilecek cevaplar yok.  Cevaplarda birikmiş. Verilecek cevaplarda yanlış sorular olduğu için yanlış yönlendirilen yanlış mecraya saptırılan mesele olduğu için. Soru yanlış soruya verilen cevapta dolayısıyla yanlış. Dolayısıyla da ikisinin toplamı yine hakikat ortada yok. Şimdi mesela bu ayeti öğrenmek istiyoruz. Sıradan vatandaşlar olarak en doğal hakkımız. Ya da bir Müslüman gelecek diyecek ki biliyorsunuz bize binlerce mail geliyor binlerce soru geliyor ki bu sorular sorulmaması gereken sorular, çoğu. Teşekkür ediyoruz onların teveccühlerine.  Şöyle sorulmaması gerekir, çoktan çözümlenmesi gerekirdi.  Bunların yani cevaplanması gerekirdi. Hele ki bu bilgi çağında bu iletişim çağında öyle mi, öyle mi yunus? Merak etti bir Müslüman Türkiye’de sordu bunu. Böyle bir ayet okudu Türkçesinden ki orijinalinden de birebir hemen hemen aynı şeyler biliyorsunuz biz o mealleride karşılaştırmalı hassasız o konuda. Ayetin orijinalin demediği şeyi Türkçeye meal olarak çevirmişler birçok biliyorsunuz şey var o konuda. Burada hemen hemen aynı diyebileceğimiz bir mesele. Şimdi sordu Müslüman ilk mecra diyanet işleri. Hadi bakalım diyanet işleri başkanlığının diyanet tefsiri bu ayeti bize nasıl anlatmış. Allah Allah soru şu melek iki tane melek diyorsun harut marut isminde bunlar sihir büyü falan filan, algılamada öyle ya, öğretmiş. Bir öğrenelim bakalım buyurun.

Mehmet Eray Çakır:Hz. Süleyman kitabı mukaddeste

Oktan Keleş: Dur neresi bu okuduğun şey ne

Mehmet Eray Çakır: bu tefsir diyanet işleri başkanlığının tefsiri, resmi sitesi.

Oktan Keleş: resmi sitesi bakın dikkatinizi burada celbederim.  İstirhamla. Dolayısıyla da yani falan filan bir kurumdan bahsetmiyoruz. Şimdi bu ayeti sorduk ya. Sordular bizede defaatle yıllardan beri otuz küsur senedir sorulan bir soru bu şahsıma. Kam olduk hala kurtaramadık hala soruyorlar. Buyur.

Mehmet Eray Çakır: Hz. Süleyman Kitâb-ı Mukaddes’te ve Kur’ân-ı Kerîm’de kişiliğinden ve faaliyetlerinden genişçe söz edilen bir peygamberdir.

Oktan Keleş: Şimdi dur. Sıkıntıya bakar mısın? Kuranı kerimin bir ayetini tefsir yaparken hemen nereye girdi, Kitabı Mukaddes adı altında tevrata girdi.

Mehmet Eray Çakır: Kuranın da önüne koymuşlar sultanım bu arada

Oktan Keleş: şimdi yani bu ayeti yormak için, tefsir yapmak için ki tefsir ilmini de bilirim yani he ne kadar Kam’sak bizim biliyorlar geçmişimizi, yazdığımız kitapları, yaptığımız programları yani yeni öğrenenler şey zannediyorlar bunlar tabi pek şahsımızı tanımıyorlar. Hani bu konulara vakıf değiliz gibi de e doğru haklılar bilmiyorlar. Tanıdıkları zamanda hem bazıları şaşırıyorlar bazıları da ya kusura bakmayın biz böyle anlamamıştık falan diyorlar. Şimdi Tevrat’ı getirmiş bu ayete yoruyor.  Sıkıntı yok mu burada yine israiliyat. Hani bu Tevrat kardeşim men edilmişti. Lağvedilmişti. Öyle değil mi? Şimdi şunu yapsalar baştan söyleyelim. Teoloji ilminde ki biz bunu ilahiyatçılarla da çok tartışırız değil mi? Yani kötü anlamda değil. Çeşitli hikmet öğrenmek, birbirimizle bilgi alışverişi dostluk çerçevesinde diyelim. Kardeşim bu kitaplar lağvedildiyse işte Zebur Tevrat İncil vesaire. Sahifeler, suhuflar yok zaten meydanda. Niye oradan örnek getiriyorsun Allah’ın men ettiği bir şeyden. Şunu deseler tefsir ilminde, ya işte ehli kitap semavi dinler dediğimiz bir söylemde sıkıntı varda oralarında değiliz şimdi işin teolojik manası, tarihsel bilgisi, rivayetler ve ya çeşitli daha önceki kitaplarda bu konuyla ilgili geçen konular başlığı altında ele alınsa bu bir bilim dalıdır. Anlamak adına doğru mu? Ama kuranı tefsir yapacağım dersen orada bir sıkıntı var arkadaş. Kuran kendi kendini tefsir eden bir kitap iddiasındayız. Ki ben onu hep iddia ederim. Ama bir başka kitaba muhtaçmış gibi tekrar altını çiziyorum bilimsel anlamda değil yani olmazsa bu yorulmaz, yorumlanamaz, tefsir edilemez, anlaşılamaz gibi bir algıyla daha dakika bir gol bir baştan bir al bakalım.

Mehmet Eray Çakır: Hz. Süleyman Kitâb-ı Mukaddes’te ve Kur’ân-ı Kerîm’de kişiliğinden ve faaliyetlerinden genişçe söz edilen bir peygamberdir. Yahudi literatüründe kendisinden, peygamberden çok kral olarak bahsedilir. Kitâb-ı Mukaddes’te ismi, “barış, selâmet” anlamında Şelomo olarak geçer. Babası Hz. Dâvûd, annesi Batşeba’dır (II. Samuel, 12/24).

Oktan Keleş: Şimdi birde Tevrattan ayet numarası veriyor kuranın bu ayetini bakara suresi kaçıncı ayetti bizimkisi 102 103. Yani bakara suresinin 102 �" 103. Ayetini biz tefsir yapabilmemiz için Samuelin yani Tevrat’ın men edilmiş Tevrat’ınSamuel 12/24 unu delil getirmemiz gerekiyor sanki. Getirmişler! Kim? Diyanet işleri başkanlığı resmi sitesi tefsiri. Dikkatinizi bir kere çekiyorum. Şimdi bu kamlara mamlara çok laf ediliyor ya bizim nargilemize falan filan. Tabi bunlar buraya gelene kadar çok iş var. Evet devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Hz. Dâvûd’un yaşlılığında onun yerine, yaklaşık milâttan önce 970’te İsrâil tahtına geçmiş; dönemin Mısır firavununun kızıyla evlenmiş; kırk yıl hükümdarlıkta kalmış; bu sırada Irmak’tan (Fırat) Filistîler diyarına ve Mısır sınırına kadar uzanan geniş bir ülkede hüküm sürmüştür (I. Krallar, 4/21).

Oktan Keleş: buda yine o ayete krallar bölümü 4/21.  Şimdi bu dine müntesip olanlara inananlara bir şey diyemiyoruz canım. Herkesin dini kendine. Sıkıntı yok. Onların kutsal kitabı. Biz bir şey de söylemiyoruz. Yani bizim söyleyeceğimiz zaten önce birbirimize olmalı. Değil mi? Şimdi bakara suresi 102 �" 103 anlayabilmek için iki tane tevrattan ayet okumamız gerekiyormuş. Biz bunu bilmiyorduk. Öyle değil mi başkanım? Tuhaf mı arkadaşlar? Serdar tuhaf mı?

Serdar Topçu: facia

Oktan Keleş: yunus?

Yunus: tuhaf sultanım.

Oktan Keleş: Gökhan?

Gökhan Demircan: Hakaret sultanım. Kurana bir hakaret.

Oktan Keleş: herkesin kendi düşüncesi var değil mi. Bir tuhaf yani. E men edilmişti bu ayetler yani Tevrat’ın bu ayetleri. Tevrat komple men edildi. Tevrat’ın bilgisi var Tevrat’ı tasdik eder kuran. Oralara girmeyeceğiz. Bak tekrar altını çiziyorum. O konulara vakıfız. Yani bize kalkıp da kısa süreli videolarla oda şöyleydi böyleydi demeyin. Boşuna zaman kaybediyorsunuz. Biz yine saygı duyuyoruz o ayrı. Devam et.

Mehmet Eray Çakır:Oldukça zengin ve aynı zamanda hikmet sahibi bir hükümdardı. Sadece bir defa savaş yapmış ve galip gelmiştir. Kendi adıyla anılan ve yahudilerce en kutsal mekân olarak bilinen Kudüs’teki ünlü mâbedi inşa etmiştir (Süleyman Mâbedi hakkında bk. İsrâ 17/1). Kitâb-ı Mukaddes’te bir bölüm, “Süleyman’ın Meselleri” başlığıyla ona nisbet edilir, ayrıca 72 ve 127. Mezmurlar’ın da ona ait olduğu kabul edilir.

 Kur’ân-ı Kerîm’in on altı yerinde Hz. Süleyman’ın adı anılmakta;

Oktan Keleş: hay allah razı olsun ya kuranı keriminde sırası geldi. Evet devam et.

Mehmet Eray Çakır: keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetinden söz edilmekte; bu meziyeti sayesinde girift hukukî ve sosyal meseleleri hallettiği, kuşların ve diğer hayvanların dillerini bile öğrendiği; bitkilere, rüzgâra, hayvanlara ve cinlere hükmettiği; erimiş bakırı kullanarak çeşitli araçlar ve gereçler yaptığı bildirilmektedir. Kitâb-ı Mukaddes’te Hz. Süleyman’ın âhir ömründe putlara taptığı, bu yüzden Allah’ın gözünden düştüğü ve O’nun öfkesine uğrayarak hükümdarlığının elinden alınmasıyla tehdit edildiği ileri sürülürken, Kur’ân-ı Kerîm’de bütün peygamberlerin mâsumiyeti yönündeki yaklaşım Hz. Süleyman için de sergilenerek bu iddia kesinlikle reddedilmiş (aşağıya bk.) ve onun sadece bir defa, çok sevdiği cins atlarıyla meşgul olmak yüzünden Allah’ı anmayı ihmal ettiği (dua veya ibadetinin vaktini geçirdiği), fakat çok geçmeden bu hatasından dolayı tövbe edip af dilediği ve bağışlandığı bildirilmiştir (Sâd 38/30-35). 

Âyetteki “şeyâtîn” (şeytanlar) kelimesi klasik tefsirlerde geleneksel anlamda şeytanlar şeklinde anlaşılmış; ancak M. Reşîd Rızâ, En‘âm sûresinin 116. âyetine dayanarak buradaki şeytanları “birtakım kıssalar ve masallar anlatan insanlar veya vesvese veren cinler veya her iki cinsten varlıklar”…

Oktan Keleş: veya, veya, veya, veya hangisi kardeşim? Birde Reşid Rıza kim? Diğerleri nerede? Yani o böyle demiştir. Bu da bir görüştür değil mi? Şimdi bizde o zaman bir görüşte bulunma hakkına sahip değil miyiz? Aklımız var, kalbimiz var değil mi? Yani bu kitap herkese indiği iddia ediliyorsa falan mükellefiyet var doğru mu? Tabi bir had de var yani bir bilgide var. veya veya karar ver cin mi insan mı masallar anlatan adam mı şeytanlar. Oysa ayet açık şeytanlar diyor, şeytanlar şeytan kelimesi. Evet devam et.

Mehmet Eray Çakır: Süleyman Ateş de “şeytan ruhlu kişiler” şeklinde yorumlamıştır.

Oktan Keleş: buyur, şimdi Süleyman Ateş hoca da şeytan ruhlu kişiler olarak açıklamıştır. Şimdi allah şeytan diyor. Süleyman Ateş hoca şeytan ruhlu kişiler diyor. Şimdi burada allahı mı dikkate alacağız? Süleyman hocayı mı? Ki saygılarımı sunulan kendisine. Onunla bir sorunumuz yok yani. Kendisi cidden ciddi araştırmalar yapan bir alim. Kendi sahasında bir şey demeye şeyimiz yok. Şimdi burada mesela soralım. Allah şeytan var diyor çoğul kullanıyor. İsim olarak fakat şimdi Süleyman Ateş hoca diyor ki burada diyanet tefsirinden bahsediyorum bak bizim iddiamız değil bak okuyoruz biz burada. Şimdi bir Müslüman sordu ya bu ayetin açılımını bak nerden girdi, samuellerden girdi kitabı mukaddesin krallar, mezmurlar bölümü falan arada sırada bir kurana atıf yapıldı. Zaten iş böyleyse kuranı kaldırın kardeşim tevratı getirin. Ordan işin doğrusunu bide o rıza mıydı neydi o şahsiyeti, Süleyman ateşi ki ilerde şimdi yine başkada gelebilir. Şimdi bir Müslüman sorar değil mi? Bir insan zeki, çok zeki olmaya gerek yok ortalama zekada bir insan der ki, ya kitap Kuran ayet 102-103 bakara burada allah yaratıcı şeytan demiş fakat bunu yoran allahım sen şimdi şeytan dedin ama bu şeytan ruhlu insanlar demiş. Şimdi hangisine yönelmemiz gerekiyor. Şimdi tefsir ilminden dem vurulmasın. Bu tefsir falan değil zaten. Bu literatür anlatımı, tarihte böyledir başta onun şerhini düştüm. Fakat buna tefsir diyemeyiz. Açıklama diyemeyiz. Yorumlama diyemeyiz. Bu bir bilgi sunumu diyebilirsek, tamam. Ama tefsir kelimesini buraya oturtursak sıkıntı var. Anlatabildim mi? Devam et kesmeyelim.

Mehmet Eray Çakır: Anılan kelimenin, bu söylenenlerin hepsini kapsadığı da düşünülebilir. 

Oktan Keleş: düşünülebilir yani düşünülmeyede bilinir. Tekrar edelim. Başkanım düşünebiliriz, düşünülebilir de düşünülmeyede bilinir doğru mu? Şimdi hangi tarafa gideceğiz. Düşünelim mi arkadaşlar düşünmeyelim mi fatih?

Fatih Erdoğan: iki olasılık var zaten. Ya düşünebiliriz ya düşünemeyiz.

Oktan Keleş: öyleyse varız. Buyur devam.

Mehmet Eray Çakır: Sözlükte sihir “sebebi ve kaynağı gizli durum, büyü, gözbağcılık” gibi anlamlara gelen Arapça bir kelime olup, terim olarak tabiat üstü güçlerle ilişki kurmak veya kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı tabii nesneleri kullanmak suretiyle faydalı, koruma gayeli ya da zararlı bazı sonuçlar elde etmek için yapılan işleri ifade eder.

Oktan Keleş: burada konumuz sihir büyü falan değil. Başta da arz ettiğim gibi bunun kitabını yazdık yıllar önce olmuş 15 sene neyse. TV programlarında defaatle anlattık.  Duruyor. Ve yine yapabiliriz yani sihir büyü daha da geniş bir çalıştay da yapabiliriz nedir ne değildir? İşte illüzyon nedir, göz bağcılık nedir, sihir, büyü, maji vesaire bugün ki teknolojik büyüler. Ki o Asa kitabımda ben en kalın kitabımda odur benim zaten. Hatta ne kadar yazsak bilgi bitmiyor. Dolayısıyla da birazda sıkılınmasın diye roman tadında verdik ki bilgileri de vesaire. Kitap reklamı da yapmıyorum bunu bütün Türkiye bilir. Sayın Zeybek Bey de bana televizyonda sıklıkla böyle yapıp birazda kızardı. Niye yapmıyorsun kardeşim derdi değil mi? Oktan Bey yapacaksınız falan derdi. Dolayısıyla konumuz sihir büyü değil. Konumuz bu ayetten yola çıkarak öğrenmeye çalışıyoruz, tefsir, hala bir şey öğrenemedik. Düşüneceğiz mi, düşünmeyeceğiz mi? Samueli mi okuyalım, mezmurlara mı gidelim? Mezmurlarda Zebur’un bir kısmıdır falan. Şimdi oralara girmeyelim. Krallar bölümünden mi öğrenelim Süleyman’ı? Süleyman tarihte kral yani. İsrail oğullarının bir kralı, Yahudilerin kralı. Kuranda başka tabiri var. Biz şimdi kurandan yola çıktık birde. Şimdi bilgiler entelektüel seviyede teolojik bilgiyi almak başka bir şey. Ama bu tefsir değil. Ama diyanet işleri başkanlığı bu ayeti bu şekilde tefsir ediyor hala! Ama anlamadık.  Süleyman Ateş hocamıza sağlık sıhhat versin ona göre böyle falana göre böyle düşüneceğiz, düşünmeyeceğiz falan. Şimdi sihir tabiri işte konu etnolojisine falan girdi kısaca. Devam et.

Mehmet Eray Çakır: Sihir veya büyünün başlıca gayesi, bitkileri, hayvanları, insanları, doğal olayları, güçleri veya nesneleri kullanarak veya kontrol ederek birine iyilik ya da kötülük etmek suretiyle maddî veya mânevî bir menfaat ve başarı sağlamaktır. Bu anlamda büyü, tarihin çok eski dönemlerinden beri her toplumda yapılmış ve yapılmakta olup antropoloji, sosyoloji, fenomenoloji, dinler tarihi, etnoloji, mitoloji gibi bilim dallarıyla uğraşanlar büyünün nitelik ve özellikleri, tarif ve tasnifi, dinle büyünün ilişkisi, benzer ve farklı yönleri vb. konular üzerinde durmuşlar, sonuçta bu alanda çok geniş bir literatür oluşmuştur.

 Câhiliye döneminde de sihir yaygındı. Cincilik, kehanet, fal okları atmak, yıldızlara bakmak, küçük kareler çizip içlerine harf veya sayı yazmak, düğüm atmak ve üflemek gibi sihir çeşitleri uygulanmaktaydı.

Oktan Keleş: Şimdi dur. Bak biz hala ayete giremedik bir türlü manasına. Entelektüel bilgiye de girdi burada. Sihir falan medeniyetlerde filan mitolojilerde çeşitli branşlarda şöyle algılanmıştır. Dönemlerde tarihsel olarak dinle ilişkisi vs. vs. doğru mu? Ama daha biz 102-103. Ayeti ya ne demek istiyoruna giremedik ama tabi diyeceksiniz ki bunları ey sen iki de bir konuşuyorsun da bunları anlamadan falan. Haklısınız kardeşler. Dinliyoruz da şimdi cahiliye döneminde sihir böyleydi. Kültürel sihirler vardır. Tarihsel, kadimden gelen sihir büyüler vardır. Bugünde işte kara büyü, şeylere girmeyeceğim böyle çok bilinen şeyler işte, vudu bebekler bilmem neler majiler, kara maji şu bu. Ki bunlar yapılan şeyler. Oralara girmeyeceğim çünkü bu alana girdim mi bana yüzlerce mail geliyor. Sakın bana da yok bende cin var, büyü var, peri var üzerimde bilmem ne var bana şunu gönderin bunu gönderin. Sakın sakın bak. Televizyonda da yıllar öncede beri uyardım. Lütfen yapmayın tekrar. Bu alanlara onun için girmiyoruz ama şimdi ben bir kam olarak bu ilgili soruya buradan geldiği için bu ne demektir oradan önce burayı çözelim de sonra biz kendi işimizi biliyoruz. Bir şuna göre buna göre işte Kam Hazretleri, Ulu Bay, Tengri Dağının eteklerinde gezen Yüce Kamın görüşüne göre, Sibirya ormanlarında ki Ak Kamanın görüşüne göre efendime söyleyeyim İskitlerde ki Kamana yani Kam Ananın görüşüne diye bir şeyimiz yok. Her şey ortada bizim için bilgiler net. Ama burada bu mukaddes kitapta da bence bilgiler net. Ancak hala anlayamıyoruz ya. Şimdi ne demek istedim mugalata yapmayayım. Müşriklerin yaptığı büyülerle Süleymanın devrindeki büyüler aynı değil ki sen aynı kefeye oturtup şimdi acaba bu ayeti o bu anlayışa göre mi yoracaksın. Bugünün büyüleri sihirleri de farklı. Kökenleri itibariyle kültürel anlamda bir yerlere temas edebilir. Eski Mısırdan bahsedebiliriz Mezopotamya büyülerinden şundan kültürel işte Asurluların, Hititlerin girersin birçok şeylere medeniyetlere gireriz daha eskilere gideriz de yani yaratılıştan sonraki bahislere de gireriz ki yaratılışla başlayan bir meseledir aslında bu. Peygamberin beyanda sihir vardır diye bir hadisi vardır. Yani her alana sirayet edebilir de şimdi kategorik olarak değil acaba bu ayeti bu anlayışla mı yoracak veya o zamanki anlayışla mı yoracak? Yani 1400 seneki anlayışı 5000 sene önceki anlayışa nasıl soracak devam edelim bakalım.

Mehmet Eray Çakır: “ve bütün bu işler putperestlikle birlikte yürütülüyordu. Araplar sihirbazlardan çekinir ve onlara saygı duyarlardı. Özellikle eski dönemlerde Firavun gibi hak dine karşı mücadele verip onu başarısız kılmaya kalkışanların sihir ve sihirbazlardan yararlanma yoluna gitmesi; ayrıca müşriklerin, Hz. Peygamber’in ve İslâm’ın başarısını sihir diye niteleyerek gölgelemeye çalışmaları sebebiyle Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde de sihir konusuna yer verilmiştir. Fahreddin er-Râzî sihrin mümkün olup olmadığı sorusuna cevap vermeden önce sihir kavramı içine giren bütün uygulamaları sekiz madde altında toplamıştır: 1. Keldânîler’in sihri. Yıldızperestliğin hâkim olduğu, dünyanın yıldızlar tarafından yönetildiğine inanılan bu kültürde, tılsım da denilen bu sihir çeşidinin gök cisimlerinin yardımıyla yapıldığına inanılırdı. 2. Güçlü ruh (nefis) sahiplerinin sihri. Bazıları, insanın ruhu uygun biçimde eğitilirse gizli şeyleri görecek düzeyde duyu, algı ve irade gücünün geliştirilebileceğini, bu sayede başkalarınca imkânsız gibi düşünülen birçok bilgi edinebileceğini, işler başarabileceğini söylerler. 3. Yerdeki ruhlardan yardım alınarak gerçekleştirilen sihir. İnsan ruhunun bu ruhlarla veya cinlerle bağlantı kurması suretiyle yapıldığına inanılan sihirdir. 4. El çabukluğu ve algı yanıltmaları şeklindeki sihir. Hokkabazlık, gözbağcılık gibi uygulamalar bunun örneğidir. 5. Bazı teknik cihazlarla sergilenen sihir. Maharetli bir aleti kullanarak bununla ilk defa sergilenen görüntüler (ses çıkaran heykeller, ışık gösterileri gibi), işin mahiyetini bilmeyen insanlarca olağan üstü sanılır. 6. İlâçlar yardımıyla yapılan sihir (sporcunun doping yapmak suretiyle normal gücünün üstünde performans göstermesi gibi). 7. Kalbi bağlayarak yapılan sihir. Sihirbazın, şarlatanlık yaparak, ism-i a‘zamı bildiğine, bununla istediğini yapabileceğine muhatabını inandırmak suretiyle onu etki altına alıp dilediğini yaptırmasıdır. 8. Kovculuk yapmak, insanları birbirine düşürmek suretiyle yapılan sihir. Râzî, bunun insanlar arasında yaygın olduğunu da belirtir.”

Oktan Keleş: Demek ki sihir diye bir olgu varmış değil mi? Fahreddin er-Razi de kıymetli bir alimdir döneminin çok üzerindedir. 8 madde demiş tabi biz ona 28 madde daha ekleyebiliriz. Özellikle 1-2 maddesi aslında aynıdır işte teknolojik büyüler ki ben asa kitabında yazmıştım bugüne sirayet eden teknolojik büyüleri. Bu arada onaltiyildiz.com da bir yazı yazdım “ABD Seçimleri ve büyücü savaşları” o yazımda da ne demek istediğimi anlamak isteyenler kısaca bir baksınlar bugünü birazcık betimler. Oradan başka şeylere de kıymetli izleyenler ulaşabilir ne demek istediğimize en azından altyapısına ulaşmak isterlerse de daha derinlemesine dalabilirler. Şimdi Keldaniler, işte biliyoruz Keldaniler kim tarihte yaşamış bir halk işte yıldız, necm vs. falan. İşte ikinci madde şu bu Süleyman devri hangisine giriyor? Keldanilerin sihri mi? Teknolojik sihir mi? Ya da Harut Marut devri mi? Hangisine giriyor mesela. Şimdi Bakara 102-103 ya başkanım bu anlatılan sihir diye bir şey varmış hem şarlatan diyorsun hem ama bunlar vardır yaygındır deniyor. Sihir zaten var işte bütün dini kitaplarda Kuranı Kerim’de özellikle peygamberlere büyücüsü, sihirbazcısı falan gelmiştir. Konumuz sihir değil, büyü değil belki ileride şimdi oraya kadar daha çok şey var. Mesela 9.su ekonomimiz berbatken çok iyi göstermek. Mesela bu da bir yok olan bir şeyi var, var olan bir şeyi yok olarak göstermekte bir sihir midir? Algılamak bunu kabul ettirmek mesela yanı yanlış anlaşılmasın. Mesela askıya ekmek asıp bütün dünya bizi kıskanıyor demek ve buna inanan bir zihni muhtevası olan insanlar, bu algıyı kabul etmek acaba bu söylem bir sihir mi? Olabilir mi yani? Fahreddin er-Razi’ye göre konuşuyorum ha olabilir mi? Mesela askıya havyar takılsaydı değil mi? Hani bir konfor bir sosyal refah göstergesi gibi bir şey olabilirdi. Yani şimdi olmayan bir şeyi var, var olan bir şeyi yok gibi göstermek algılara bunu çeşitli teknolojiyle, medyayla sosyal medyayla, görsel, yazılı ki ben onu asa’da yazmıştım 2006’da. olabilir mi acaba yani bilmiyorum ama ben kimden faydalandım Fahreddin er-Razi gibiler var ondan bir literatür bilgi var. Fakat hala bu bizim şu anda 102-103 Bakarayı açıklayamıyor ve Harutla Marutun ki acaba hangisi. Devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Râzî’nin tesbitine göre Mu‘tezile âlimleri, sihir adı altında ileri sürülen, fakat gerçekte doğal sebeplere dayalı doğal olaylardan ibaret olan gösterilerin sihir olmadığını belirtmişler; bunun dışında kalan ve olağan üstü güçler yardımıyla gerçekleştirildiği öne sürülen bütün sihir çeşitlerini asılsız, imkânsız olan sahte gösterilerden ibaret saymışlardır.

Ehl-i sünnet âlimlerinin önemli bir kısmı, sihir diye ortaya konan işlemlerin büyük bölümünün gerçekte hünerli bazı kimselerin sergilediği el çabukluğu, algı yanıltması, halkın bilgisizliğinden yararlanarak bazı fizik kanunlarını istismar etme; esrar, morfin vb. uyuşturucu veya sarhoş edici maddeler veya ilâçlar içirerek bir kısım insanları etkileme, umulmadık yöntemlere başvurarak insanları birbirine düşürme gibi gerçekte normal olan bir olayın olağan üstü bir yanı varmış gibi gösterilmesinden…

Oktan Keleş: Dur, bekle. Şimdi ehli sünnet alimleri dendi ya şimdi isimlerini vermeyelim ama açsınlar meşhur ehli sünnet alimleri var değil mi ülkemizde hatta ben onlarla televizyonda baya bir atıştıydım bir tanesiyle. Kardeşim bu sihir, büyü var diyor ve kendini ehli sünnet alimlerinin taklitçisi olduğunu iddia eden tarikatlar var. Hepsi de bu eleştirdikleri demek alimler öyle derken onlar diyor ki bu var ve falan cinciye gidilir bu bir ilimdir, muska yazsın, rukye yazsın diye yönlendirme var. Konuşmaları nerede bilgi ağlarında internette. E peki o alime bir bakalım şimdi ehli sünnet alimlerinin, bu ehli sünnet alimiyim diye kendini lanse edip onlarında yolunda yürüyorum diyenlerin dedikleriyle bir çelişki var. Hani diyorlar ya Araplar sihirbazlardan korkarlardı, saygı duyarlardı falan. Herkes şu an ehli sünnet alimlerinin birçoğu şu an saygı duyduruyor bu sapkınlıklar vs. şimdi onlara girmeyeceğiz. Teşvik yapılıyor teşvik sende büyü var bunun ilmi ayrıdır. Hani bu normal bir şeymiş denmiş ya tefsirci tefsirde. Öyle demiyor ki arkadaş teşvik ediyor. Kimlerin teşvik edeceği sakın haa anlı şanlı ehli sünnet alimleri bak tekrar söylüyorum isim vermeyeceğim korkumdan falanda değil şimdi gerek yok tek tek bakın. Büyü, sihir vardır diyecek e bu adam yoktur diyor buradaki görüşe göre hangisi doğru arkadaş. Fakat biz daha henüz mutezileye falanda girdik. Yani devam ediyor 102-103 Bakara yok ortada hala. Devam edelim bakalım bende merak ettim ya

Mehmet Eray Çakır:  Bunlar mümkündür, fakat gerçek anlamda sihir değildir. İbn Haldûn, Mukaddime’sinin (s. 497) “Sihir ve Tılsım İlimleri” başlıklı bölümünde bazı insanların, ruhun (nefis) kuvveti veya şeytânî güçlerin yardımıyla varlıkları etkileyerek, yıldızların ruhaniyetini celbederek, bu sayede varlıklar üzerinde tasarrufta bulunabileceklerini, nitekim kâhinlerin “şeytânî güçler yardımıyla gayb konularını bilme özelliğine sahip olduklarını” düşünmektedir. Ehl-i sünnet çizgisindeki müfessirler de, özellikle konumuz olan âyet ile Felâk sûresinin 4. âyetine, bazı hadis veya haberlere dayanarak genellikle sihirde kısmî bir gerçeklik payı bulunduğu kanaatindedirler.

Oktan Keleş: yani daha kanaatinde olanlar var olmayanlar var. Bu da ayrı bir düşünmemiz yada düşünmememiz gereken bir mesele konuyu daha oturtamadık. Yani ayet varda iş dönüp dolaşıp ayete patlayacak şimdi. Acaba böyle bir ayet indi mi inmedi mi? Var mı yok mu? Düşünelim mi düşünmeyelim mi? Devam et sen.

Mehmet Eray Çakır: Bununla birlikte a) hakiki olanının hayalî olanından ayırt edilememesi, b) böyle bir ayırıma imkân veren objektif ölçüler bulunmaması,

Oktan Keleş: Vaay nerden bulunmuş peki ehli sünnetçiler insanlara cincilere muska yazmaya tarikatın kendi hocası, hacısı var girmeyeceğim oralara konumuz sihir, büyü falan değil. Dedim ya belki ileride kapsamlı bir şey yapabiliriz. Şimdi ben bu hareketleri de kıymetli izleyenler ukalalık olsun diye yapmıyorum beni yıllardan beri tanıyanlar işte televizyonlardan, kitaplardan şuradan buradan bilirler ki bir üslubum vardır. Ve bunu aslında bilinçli yapıyorum sebebini biraz sonra söyleyeceğim bakın yani hani sanki böyle alaycı bir üslup gibi şu ana kadar gelmiş olabilir değil. Bilinçli yaptığım meseleler var aslında çok şeyleri varda gecenin bu saatinde şey yapmayalım. Devam et

Mehmet Eray Çakır: c) dolayısıyla kontrol edilemez olması, d) Allah’ın kurduğu tabii düzeni değiştirmeyi amaçlaması, e) insanların bilimsel gerçeklere (meselâ bilimsel tedavi yöntemlerine) güvensizlik duymalarına yol açması, f) insanların zaaflarını, dertlerini, korkularını veya ümitlerini sömürmeye ve onları aldatmaya elverişli olması gibi sakıncaları sebebiyle büyücülerin veya sihirbazların birçok gizli şeyi bilebildiği, tabiat üstü işler başarabildiği şeklindeki yaygın inançlar, birkaç istisna dışında bütün kaynaklarda İslâm’a aykırı görülmüş; sihri mubah saymanın, haramı helâl saymak anlamına geleceği, bu sebeple de müslümanın dinden çıkmasına sebep olacağı kanaatine varılmıştır. Ayrıca en yetkili ve güvenilir müslüman bilginler, bir kimsenin, sihrin haram olduğuna inanmakla birlikte, sihir yapmasının veya yaptırmasının ya da sihre ve sihirbaza inanmasının da büyük günah olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Aslında sihir menfaat amaçlı bir uygulama olduğundan Allah, Peygamber ve din gibi kutsal gerçekleri tanımaz; bununla birlikte ihtiyaç duyduğunda söz konusu değerleri menfaat ve başarı aracı olarak kullanmaktan da çekinmez. Bütün bu anlayış ve uygulamalar, Allah’ın irade ve kudretinin üstünde işler başarabileceği iddiasında olan veya öyle sanılan ya da eyleminin içeriğinde böyle bir iddia saklı bulunan sihirbaza Peygamber’den, hatta Allah’tan daha büyük değer vermek anlamını ortaya çıkarmakta olup sihir yapmayı ve yaptırmayı yasaklayan hükmün temelinde öncelikle bu gerekçeler bulunmaktadır  Bâbil Eski Mezopotamya’nın en büyük ve en ünlü şehridir. Bağdat’ın 88 km. güneyinde, Fırat’ın doğu kıyısındaki yedi tepe üzerinde kalıntıları bulunan ve 2000 seneden fazla tarih sahnesinde kaldığı bilinen şehrin adına ilk defa milâttan önce III. binyılın sonlarına ait Akkad vesikalarında rastlanırsa da kuruluşunun çok daha eski olduğu tahmin edilmektedir. Şehir, içinde çeşitli medeniyetleri barındırmış olup bunların en önemlileri, kanunlarıyla ünlü hükümdar Hammurabi’nin yetiştiği Amurrular dönemiyle, Bâbil’e en parlak çağını yaşatan Keldânîler dönemindekilerdir. Bâbil’e dünyanın yedi hârikasından biri sayılan ünlü asma bahçeleriyle, Büyük İskender’in de içinde öldüğü muhteşem sarayı kazandıran Buhtunnasr da (II. Nebukadnezzar) bir Keldânî hükümdarıydı. Milâttan önce 598’de Kudüs’ü işgal eden Buhtunnasr, kral olarak görevlendirdiği Tsedekiya’nın Bâbil’e vergi ödemeyi reddetmesi üzerine şehri 586’da ikinci defa işgal ve tahrip etmiş; yahudilerin tamamını Bâbil’e götürmüş ve yahudi tarihine “Bâbil esareti” diye geçen bu olay kırk yedi yıl sürmüştür. Bâbil, ne zaman yapıldığı bilinmeyen, bugün harabesi bulunan, yaklaşık 85 m2 genişliğinde bir plan üzerine oturtulan 75 m. yüksekliğindeki ünlü kulesiyle de şöhret bulmuştur. 

Bâbil’in diğer bir özelliği ise, tarihi boyunca Mezopotamya’nın astronomi, astroloji, kehanet ve sihir merkezi olmasıdır. Nitekim konumuz olan âyette de şehrin bu özelliği zımnen dile getirilmektedir 

Konumuz olan âyette iki melek ismi olarak geçen Hârût ve Mârût kelimelerinin aslıyla ilgili çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre bu kelimelerin aslı Haurvatat ve Ameretât’tır. Bu takdirde dinî varlıklar olarak Hârût ve Mârût’a ilk defa Zerdüştîliğin dinî metinlerinde rastlanmaktadır.

Oktan Keleş: Allah Allah bak sen. Zerdüştlük dini metinlerinde rastlanılmaktadır doğru. Şimdi bir de Tevrat yetmedi Zerdüştlüğe de geçtik. Tarihsel, coğrafi bilgi Irak’ın bilmem ne kadar kilometre bilmem neresinde bunları da geçtik tamam bu entelektüel bilgi ama tefsir değil altını çizerim. Ama şimdi tefsiri ilgilendirecek  ne var dini metin, teoloji anlamında Zerdüştlük metinlerine de diyor. Kuran’ın 102-103. Ayetini hala anlamadıkta dur bakalım bende merak ediyorum.

Mehmet Eray Çakır:  İslâmî literatürde Hârût ve Mârût hakkında nakledilen rivayetlerin çoğu az farkla, bir geç dönem yahudi eseri olan Midraş Avkir’de bulunur. 

Oktan Keleş: Dur bakalım nerde bulunmuştur? Ne bulunmuştur bir daha onu bir zahmet söyle

Mehmet Eray Çakır:  İslâmî literatürde Hârût ve Mârût hakkında nakledilen rivayetlerin çoğu az farkla, bir geç dönem yahudi eseri olan Midraş Avkir’de bulunur. 

Oktan Keleş: Evet, Midraş Avkir yaa. Bilmiyon demi Fatih sen bunu ya. Evet devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Buradaki rivayete göre tûfandan sonra putperestlik ibadetinin hâlâ sürmesi Elohim’i (Tanrı) kızdırır. Şemhazai ve Azael adında iki melek Tanrı’ya, insanı yaratmasının kötü olduğunu söylerler; çünkü insanlar yeryüzünde bozgunculuk yapmışlardır. Bu iki meleğin, dünyaya indiklerinde insanlar arasında Tanrı’nın hükmünü yayacaklarını vaad etmeleri üzerine Tanrı onları yeryüzüne gönderir. Hikâyenin geri kalan kısmına bakılırsa bu melekler insanlara sihir öğretirler. Kökeni çok daha eski rivayetlere uzanan bu hikâye…

Oktan Keleş: Bundan da eskiye gidiyorsun bak. Binlerce sene geri gidildi bundan da daha eskiye uzanır deniyor bak şimdi dikkat edelim kelimelere. Devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: bu hikâye şüphesiz Tekvîn’deki  “Tanrı oğullarının insan kızlarıyla” olan evliliklerini açıklamaya yöneliktir.

Oktan Keleş: Tekvin şeye döndü geri. Yaratıcı tektir diyeceksin tanrının ve oğullarının kelimesiyle Kuran’ın Bakara 102-103 ayetine tefsir yapacaksın Allah Allah. E sen kardeşim Tevhid ehli de değilsin şu anda şu tefsir diye iddia ediyorsan. Çünkü tanrı ve tanrı oğulları var elohim var değil mi diğerlerini saymıyorum Tevrat şu bu falan öyle mi? Yani Kuran ayetine delil getirebilmek için tanrı oğulları, tanrı böyle şeyler var işte çeşitle kızları filan var. Tamam bu bir literatür bu bir inanç bizi enterese etmiyor ama Kuranın Bakara 102-103 ayeti bunlara muhtaç mı yorumlamak için? Devam edelim ya ben hakikaten merak ettim.

Mehmet Eray Çakır: “Tobit Kitabı” ve “Süleyman’ın Ahdi” adlı apokrifal (uydurma) yahudi metinlerinde Tanrı’nın denemek için gönderdiği melek, Asmodaios (Asmodeus) adını alır. Zerdüştîlik’te insanlara kötülüğü telkin eden bu cin, “Süleyman’ın Ahdi”nde Kur’ânî ifadeyi…

Oktan Keleş: şimdi dur biraz geriden alsana Tobitten.

Mehmet Eray Çakır: “Tobit Kitabı” ve “Süleyman’ın Ahdi” adlı apokrifal (uydurma) yahudi metinlerinde

Oktan Keleş: Şimdi Yahudi metni yetmiyor birde bunun uydurması ile delil geliyor 102-103 Baraka ayetine vah vah vah. Hadi diğerine diyeceksin ki bu bir zamanlar semavi kitaptı Kuran bunu tasdik etti ismini, şeriatını değil. Bak burada yanılıyorlar. Şimdi hadi Samuel’i anladıkta mezmurları anladıkta ulan uydurmasını niye bunun buraya koyuyorsun kardeşim bunu ben hakikaten anlamadım. Diyanet işleri başkanlığı bunu tefsir adı altında verdikleri için gerçekten bizde bir sorun var galiba başkanım. Yani hakikaten bende bir sorun olabilir mi bunu anlamamakta kendimi sigaya çekmek istiyorum ya.

Yener Dursun: Gayet açık söylediğiniz gibi

Oktan Keleş: bir de diyor ki uydurma şeyinde de ya uydurma şeyinin şeyi zaten uydurma men edilmiş onun uydurmasının uydurmasını Kuran’ın 102-103 Bakara suresinin ayetine dayandırmaya çalışıyorsun. Bende bir şey uyduruyum hiç gerek yok yorulma ya. 2 tane velet varmış kafası bozulmuş bu arkadaşların. Pendik’ten, Kartal’a giderken lan demiş şuraya bir uğrayalım nereye balıkçılar çarşısına lüfer var mı bir soralım. Öbürüde demiş ki insanlar balık yiyor biz yersek insan olmayalım melektik iyi gidiyor falan bu işler kelek. Yani ızgara mı yapalım, mangal mı yapalım, tavada mı yapalım buğlama mı yapalım. İşte falan balıkçı rıza’ya göre buğlaması güzel olur, filan balıkçı süleymana göre ateşi iyi olur ateşte güzel olur. Yok lakertasını yapalım, hamsi tuzlamasını yapalım benim hemşerilerimin yaptığı gibi. Yani gerek yok uyduralım, uydurmadım hayatın içinden bir şeyler anlatıyorum filan. Bu melekler daha önce İbrahim peygambere de gelmediler mi? Şimdi melek tabiatı diye bir şey bana hatırlat Gökhan unutma. Melekelerin, dimağın diri dursun. Devam et bakalım ya Allah Allah.

Mehmet Eray Çakır: Zerdüştîlik’te insanlara kötülüğü telkin eden bu cin, “Süleyman’ın Ahdi”nde Kur’ânî ifadeyi çağrıştıracak şekilde karı ve kocanın arasını açmak için insanlara büyü öğreten kötü bir varlık pozisyonundadır. Yeni Ahid külliyatında Petrus’un II. Mektubu (2-4) ve Yehuda’nın Mektubu’nda “düşmüş (yeryüzüne gönderilmiş) melekler”e atıf varsa da, bunların oryantalistlerce ileri sürüldüğü üzere Hârût ve Mârût’u ima etmesi zayıf bir ihtimaldir. 

Oktan Keleş: aynen zayıh bir ihtimali de bunlar yani uydurmanın zayıf ihtimaliğini de yani zayıf aynı zamanda da ihtimal başkanımı göster başkanım gülüyor burada bana kızmayın herkes gülüyor. Yani bunu da hala Kuran 102-103 ayetini o güzel ayeti �"ayetlerin hangisi kötü haşa- hala anlamadıkta zayıf ihtimal de delil olarak yav bir şey bulamadıkta bir şey daha bulalım zayıfta olur, uydurmada olur. Biri aşk mektubu yazmış heralde ya da bir mektup yazmış petrus. Petrokimya genel müdürü oryantal bir bayanı görmüş o da galiba kıvırmış… zayıf bir ihtimalde olsa olabilir değil mi başkanım. Neyse devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Kur’ân-ı Kerîm’de Hârût ve Mârût’un zikredildiği konumuz olan âyet, Süleyman’a atılan iftiralarla Hârût ve Mârût’un sihir öğretişi hakkında iki ana konuya dair bilgi verir. Müfessirler bu âyetin sihir öğretme ve öğrenmenin sakıncalarını vurguladığı konusunda hemfikirdirler. Bu âyette Hârût ve Mârût hakkında ayrıntıya girilmediği, ayrıca Hârût ve Mârût’la ilgili senedi güvenilir hiçbir hadis bulunmadığı halde tarih ve tefsir kitaplarında, özellikle “İsrâiliyat” denilen ve hadis literatürüne de giren yahudi kaynaklı rivayetlerde bazı ayrıntılı bilgiler verilmektedir.

Oktan Keleş: Bir de bak şimdi başkanım dikkat ediyor musunuz arkadaşlar, genç kardeşlerim, kam adayları aman ha dikkat edin bu tip bilgilerle kam olamayız ha tam da olamayız. Yani hadis yok bu konuyla ilgili, Kuranda da yeterli bilgi yok öyle demiyor ben demiyorum diyanet tefsiri diyor tefsir yapıyor hala ha. Dolayısıyla da bu kadar ihtimal, uydurmaları tabi ki koyacak adam. Uydur babam uydur. Uydurma olduğunu söylemesine rağmen üstelik İsrailiyatı da kendisi tekrar ne yapmış oluyor ifade edip yani hiçbir şey yoktu da biz bunu koyduk. Yani buradan delil getiriyoruz itirafınıda yapmasına rağmen. Merak ettim devam et bakalım.

Mehmet Eray Çakır: Ancak Taberî, Kådî İyâz, İbn Hazm, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Kurtubî, İbn Kesîr, İbnü’l-Cevzî, Fahreddin er-Râzî, Tabersî gibi müfessir ve bilginler bu rivayetleri tenkit etmişler, uydurma veya zayıf olduğunu ifade etmişlerdir. Meselâ İbn Kesîr bu rivayetlerin hepsinin uydurma olduğunu ve gerçekte yahudi asıllı Kâ‘b el-Ahbâr’dan kaynaklandığını belirtir. Öte yandan âyetteki ilgili kelimenin mütevâtir olan okunuşu “melekeyn” (iki melek) şeklinde olmakla birlikte İbn Abbas, Hasan-ı Basrî, Ebü’l-Esved ve Dahhâk gibi bazı âlimler bu kelimeyi “melikeyn” (iki melik, iki kral) şeklinde okuyarak Hârût ve Mârût’u insan isimleri olarak kabul etmişlerdir. İbn Hazm ise bunların melek değil iki şeytan veya iki cin kabilesi olduğunu ileri sürmüştür. 

Oktan Keleş: buyur burada da iki İslam alimi arasında daha henüz Allah’ın 102-103 Bakara Ayetindeki bu Harut ve Marut denilen işte iki melek diye tabir edilen kişi insan mı, iki melik mi yani hükümdar mı falan filan. Biri öyle demiş biri hayır öyle değil demiş. Bir ne var konsensus yok. Devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Buradaki “melekeyn” (iki melek) kelimesinin, “iki kudretli kişi” veya “iki ruhanî kişi” anlamında mecaz olduğunu ileri sürenler de vardır. Sözlükte fitne kelimesi “sınama, deneme, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme” şeklinde açıklanır. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de daima kişinin inanç ve ahlâk bakımından denenip sınanmasını ifade edecek biçimde kullanılmıştır. Hadislerde ve diğer İslâmî literatürde ise Kur’an’daki anlamı yanında, “dinî, sosyal ve siyasî kargaşa” anlamında da yaygın olarak kullanılmaktadır. İnanç uğruna mâruz kalınan ağır işkence için de fitne kelimesi kullanılmıştır.

Oktan Keleş: Ne kadar daha var mı ya

Mehmet Eray Çakır: Yarısındayız sultanım daha

Oktan keleş: şimdi arkadaşlar şu sonlarına doğru gel. Bak ayrısındaymışız ha değerli izleyenler bu arada 1 saat olmuş bizim. 1 saat boyunda biz daha henüz bu tefsirden bir şey anlamadık. Yani 102-103. Ayeti Bakara’nın çok merak edenler okusun diyanet tefsiri. İşte bu bir sihirdir. Biraz önce dedim ya bilinçli şekilde böyle yapıyorum diye. Aklı, gönlü çalışan buradan bu sohbetlerimizi lütfen çekin bize de ulaştırın diyen kıymetli izleyenlere, gönüllere sesleniyorum. Biraz önce dedim ya alaycılık olsun diye bunu yapmıyorum, bilinçli olarak bunu yapıyorum. İşte bu büyüdür. Diyanet işleri başkanlığının tefsir adı altında yazdığı bir saatten beri yarısına gelemedik. Konuyu unuttuk ya kapatalım gidelim arkadaşlar neydi arkadaş ya harut, marut, Süleyman, zerdüş, petrus, samuel, babil, kule, uydurma Hekim er-razi var o iyi bir adamdır ayrıca. İşte sihir, büyü budur bu bu bu. Beyin örttü ya ben bir Müslüman olarak neydi sorumuz. Merak ettik ya bunu makamı olan yani yetkin olan kurumdan öğreneceğiz doğru mu? Öğrenemiyoruz anaısını satıyım ya, ben bu ayetin manasını öğrenemiyorum arkadaş. Sihir budur, örtme budur el insan bu bir şeytan oyunudur. Bu da sihirin bir çeşididir. Ben sihirle ilgili dedim bak şu kadar kitap yazdım. Kitap reklamı yapmıyorum göz bağcılık, ilizyon bilmem ne büyü, kara büyü hepsini teknolojik şu bu baya bir konu aldım orada. Bu da bir çeşididir işte beynimi örttü ya. Şimdi muhtemelen bu kadarını bile dinlememişlerdir, sıkılmışlardır ve daha yarısındayız diyorsun değil mi? Sonucunda da neye bağladığını ben okudum üşenmedim okudum kutsal ömrümden 2 saatim gitti hiçbir şey anlamadım ayet yok ortada. Ve sonuç şu burada da zaten geldiği kadar bununla ilgili bilgi yok ya. Bilgiler bunlar uydurma, kaydırma zayıf ihtimal falan bunların adı da tefsir.  Kuran ayeti bunlara muhtaçmış gibi ve itiraf. İşte bu bir büyüdür, sihirdir. Yok değildir diyen arkadaşlarda hakikaten düzeyli yorumlarını merak ediyorum. Ama hakikaten düzeyli yorumları yani böyle abuk subuk şeyler yazmayın ya bak tekrar altını çiziyorum yıllarımızı verdik biliyoruz bu işleri ya. Büyü budur büyü budur, Kuran’ın 102-103 Bakara suresini beynim örttü benim örttü. Örtmek nedir kafir, “kufr” değil mi? Örttü ya yoruldum arkadaş yorulmadınız mı ya? Yorulduk. Beynim yoruldu, zihnim yoruldu şimdi ben bu hesaba göre başkanım istirham ediyorum eksiğim varsa tamamlayın. Ne kadar ömrümüz olduğunu da bilmiyoruz ha. Diyanetin tefsirlerine bakarak bu Kuran ayetlerini 114 surenin binlerce ayetini bu tefsirlere saat ve ömür yetmeyeceği için ben bu Kuranın ve bu adamların ne dediğini anlamadan ölüp gideceğim. Bunlarda bana dinden bir şey bahsetmiş olarak bu ülkenin garibanın, fakirinin, fukaranın vergisiyle orada oturup ahkam kesecekler. Ya bu büyü değil de nedir arkadaş. Yani bu nedir biliyor musunuz? Böyle bir kurum varmış gibi algılıyoruz biz. Şimdi devletin kurumlarına can kurban biz her zaman devletçiyiz, milliyetçiyiz, Türkçüyüz ben zaten bilen bilir sıkıntı yokta. Bu başka bir şey ya bu büyüdür böyle bir kurum yok kardeşim bana bilgi veren dini açıdan bir kurum yok. Ama ben varmış gibi birde vergi veriyorum ben buna. Bu sihir değilde büyü değilde nedir. Şimdi dön ayet-i kerimeye. Örttü, büyüledi hepimizi ya.

Mehmet Eray Çakır: “Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular.”

Oktan Keleş: şimdi tefsiri benden dinleyin bir kamdan dinleyin. Onlar, yani Süleyman’ın hükümranlığı, mülkü üzerinde şeytanların söylediklerine, vesveselerine veya bilgilerine inanarak veya inanmayarak �"felsefe de yapacağız burada tefsir yapıyorsan böyle yapacaksın- uymuşlar. Devam et.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Gerçek şu ki Süleyman kafir olmadı.”

Oktan KELEŞ: Gerçek şu ki Süleyman küfr, kafr, kafir, örten olmadı veya fıkıhi izahı muhtevasıyla, kafir kelimesi hakikati kısıtlayan veya bir büyük cürüm günahtan dolayı dinden çıkmadı.” anlamını da buraya verebiliriz kafirlik konusunda, örtme. “O hakikati örtmedi, kafir olmadı.” Kim? Süleyman Kral veya bize göre aynı zamanda Peygamber Süleyman. Kafir olmamış. Devam...

Mehmet Eray ÇAKIR: “Fakat şeytanlar kafir oldular.”

Oktan KELEŞ: “Fakat şeytanlar...” Orada şeyatine diye geçer Arapçasında. Şimdi onları da okuyup vakit kaybetmeyelim. Merak edenler şeytan kelimesi orijinal geçer.  “Fakat şeytanlar kafir oldu.” Kıymetli izleyenler, bu ayetin melek büyü yapar mı yapmaz mı, Allah izin verir mi vermez mi? Sorusuna kadar o kadar çok sorulması gereken ve ilk defa olduğuna inanıyoruz, inanıyorum sorular var bak şimdi nedir o? “Şeytanlar kafir oldu.” Şimdi ben buraya kadar olan kısımda bu kadar zayıf ihtimaller, Petruslar, Samueller, şunlar...anlamayacak kadar geri zekalı mıyız kardeşim? Baştan oku.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Onlar, Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular.”

Oktan KELEŞ: Dur...Çok açık ve net mi sarih mi? Onlar, Süleyman’ın hakkında mülkü üzerinde, hükümranlığı üzerinde, hükümdarlığı üzerinde, şeytanların yalanlarına uydular, inandılar. Bunun için bu kadar bir saatlik gevezeliğe mugalataya ihtiyaç var mı arkadaş? Büyü değil de ne bu Başkanım? Haksız mıyım? Ya şimdi gene kızıyorum, sinirleniyorum işte yine bazen Ofluluğunu belli ediyorsun falan filan... Değil ya. Devam et.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Gerçek şu ki Süleyman kafir olmadı.”

Oktan KELEŞ: Gerçek şu ki Süleyman kafir olmamış. Kim diyor bunu? Allah. İnanırsın inanmazsın. Bunun için Süleyman ATEŞ böyle demiş Razi şöyle demiş bilmem ne böyle demiş ki isimlerine de saygı duyuyoruz falan filan da. Yani gerek var mı arkadaş ya. Allah çok açık bir şekilde müteşahbih kısma da girmiyor çok sarih. Arapçasından da daha önce de yaptık değil mi bir sürü ikiyüzün üzerinde Kuran’da Arapça olmayan kelimeler. Değil mi? Sırat kelimesi bile Grekçe, sırat kelimesini Arapça diye çeviriyorsun. Beş vakit namazda okuyorsun da Türkçeye çevirince olmaz diyorsun diye de bir ironi yapmıştık doğru mu? Şimdi anlaşılmayacak bir şey var mı arkadaşlar? Bir saatimi niye ben buraya kadar olan kısımda, şöyle demiş, böyle demiş. Devam et ayeti...

Mehmet Eray ÇAKIR: “Gerçek şu ki Süleyman kafir olmadı fakat şeytanlar kafir oldular.”

Oktan KELEŞ: Şimdi senden tekrar baştan almanı istirham edeceğim.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Onlar, Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kafir olmadı fakat şeytanlar kafir oldular.

Oktan KELEŞ: Şimdi burada mesele şu. Bakın sorulması gereken sorular ey Müslümanlar. Bu ayette müstakil bir yaşantı var. Bir tarih zaman dilimi var ve bir fiiliyat yaşanmış. Süleyman konunun öznel kişisi aynı zamanda. Birileri onun hakkında bir şey uyduruyor şeytanlar olduğu söyleniyor çok açık açık ve net ve onun fiiliyatı karşılığında Süleyman’ın kafir olmadığı söyleniyor çok açık ve net. Fakat şeytanlar bunu yapmakla ne olmuş? Kafir oldu deniyor. Bunu yapmasa o şeytanlar o zaman diliminde kafir değiller miydi sorusunu niye sormazsınız be mübarekler? Şeytan örtücüdür, kafirdir ayetleri var dı değil mi başka yerlerde? Demek ki bazı şeytanlar o ana kadar değil belki de bizim anladığımız gibi kafir olarak değil de o fiiliyatı kötü ameli yapınca kafir oldular anlamı çıkar. Tefsir yapacaksanız bu soruları ve bu cevapları verin. Hiç düşünülmüş müdür? Yani Süleyman hakkında şuraya kadar olan kısımda ne anladınız Başkanım? Hakkınızı helal edin. Kısaca izah edelim vakit geçiyor çünkü biliyorum izleyenler sıkıldı.

Yener DURSUN: Şimdi daha önceden biz şeytanı zaten sapmış, kafir, örten, sapkın, saptıran olarak biliyorduk. Burada bunu söyleyince yani Süleyman’ın mülkü hakkında yalan şeyler uydurduklarında küfre girdiler ve kafir oldular diyor. O zaman şeytanlık firavunluk gibi buradakiler bir vasıf, ad mıydı yani bunlar?

Oktan KELEŞ: Eyvallah, demek ki şeytanı da daha tanımıyoruz, yani Müslümanlar daha tanımıyor ha. Çünkü neden? Şeytanlardan bu dalgıçlık yapanlar da var mıydı? Bu kafirlerle Davud nasıl çalıştırdı bunları Süleyman? Suyun altında suyun üstünde ayetle sabit ben söylemiyorum. Doğru mu? Demek ki her şeytan tabiriyle şeytan, hani o bizim iblis diye şimdi onun şeyleri var girmeyelim oraya da aynı değil bir kere tefsir yapacaksak bunlara girelim bırak bana uydurma zayıf tabirdi uydurmaydı, bilmem ne ansiklopedisini, Latincesini...Şimdi bunda anlaştık mı, anladık mı burada? Bunun cevabı ortada. Geç devam et.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Çünkü insanlara sihri Babil’de iki meleğe Harut’la Marut’a indirileni öğretiyorlardı.”

Oktan KELEŞ: Şimdi çok enteresan bir şey, anlaşılmayacak bir şey var mı? Çünkü...Çünküden devam et...

Mehmet Eray ÇAKIR: “Çünkü insanlara sihri Babil’de iki meleke Harut’la Marut’a indirileni öğretiyorlardı.”

Oktan KELEŞ: “Çünkü insanlara sihri, Babil’de iki meleğe " Allah ne diyor? Babil’de iki meleke...Nerede Babil’de, Babil’de nerede işte demin söyledi yerini bir saatlik zırvayla anladık nerede olduğunu biliyoruz da. İsimleri de Harut’la Marut’muş. Arkadaş bunun için benim ömrümden bir saat bir de bitmedi iki saatlik bu yazı benim psikolojim bozuluyor okurken etimolojiye giriyorsun oraya buraya giriyorsun, sihrin alasını yapıyorsun şunu anlamayacak bir şey var mı? Allah söylemiş, bunun için bu ayeti tefsir etmek için bu saçmalıklara gerek var mı?  Harut ve Marut’muş. Amelleri belli. Ne yapıyormuş bir daha al. Çünkü...

Mehmet Eray ÇAKIR: “Çünkü insanlara sihri Babil’de iki meleke Harut’la Marut’a indirileni öğretiyorlardı.”

Oktan KELEŞ: Çok enteresan. Soru sorulması gereken ikinci madde. Çünkü insanlara sihri bu şeytanlar öğretiyormuş. Şeytanlar sihri öğretiyormuş ve insanlara, kimlere? İnsanlara...Anlaşılmayacak bir kısım var mı? “Ven nas.” ayetiyle. Değil mi? İnsanlara sihri ve bir de Harut’la ve Marut isminde iki melek diye tabir edilen ayetin orjinali de öyle yok melik miydi bilmem ne miydi? diye gerek yok arkadaş. Ona indirileni de...Çünkü’den al.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Çünkü insanlara sihri, Babil’de iki meleke Harut’la Marut’a indirileni öğretiyorlardı.”

Oktan KELEŞ: Şimdi çok enteresan. İnsanlara sihri öğretiyor ayırdık. Bir de Harut’laMaruta indirilen bir şey var onları da öğretiyor. Şimdi sihir artı Harut’laMarut’a indirilen bir şey var. Bakın, hani melekler sihir yapar mı yapmaz mı hikayesi var ya. Ama devam edecek ayet şimdi. Şimdi soru. Peki Harut’la Marut’a bunu kim indirmiş? Orada bir beyanat yok. Acaba melekler mi indirmiş? Şimdi dikkat! Tefsir yapacağız ya. İbrahim Peygamber’e melekler gelmiş miydi Başkanım?

Yener DURSUN: Evet, geldi iki melek müjde verdi.

Oktan KELEŞ; Müjde verdi iki melek. Şimdi bu iki melek İbrahim döneminde, İbrahim’e gelip çocuk müjdeliyor değil mi? İşte hanımı var, koca karı. Doğru mu? Çığlık atıyor falan ayette. Bu iki melek gelip hususi, meleklerin tabiatını hatırlat demiştim şimdi ben kendi kendime hatırlattım. İki meleğin gelip bu bilgiyi İbrahim’e o anda vermesi vahiy midir yoksa hususi bir görev midir?

Yener DURSUN: O hususi görev.

Oktan KELEŞ: Demek ki meleklerin bir zannı vardır, tabiatlarından geliyoruz, melek tabiatı. Zannı vardır, bir sırrı vardı aldığı görevle ilgili. Neden? Zannı ya yine işte kan dökecek insanlar, işte topluluk, birilerini mi yaratacaksınız? İşte zan...Bir bilgiye dayalı olur olmaz. Konumuz o değil. Bir de görev aldıktan sonra onu yapar. Bir de vahiy meleği dediğimiz Cibril vardır değil mi onu biliriz biz? Ama burada İbrahim’e iki melek müjdeci olarak geliyor. Şimdi o geldiği ona söylenen bilgi İbrahim için vahiy midir? Vahiy olması lazım. Eğer melekler bu işi götürüp getiriyorsa. Ama bir de vahiy meleği vardı Cebrail. Fakat Kuran’da bu hikaye kıssa bize vahiy olarak anlatıldığı için Cebrail tarafından da yani böyle bir daha önceki melek arkadaşları diyelim, anlaşılacak tabiri kullanalım şimdi yanlış anlaşılmasın. Bundan belki Cebrail’in haberi yok. Daha önce iki tane melek inmiş, İbrahim’e bir şeyler söylemiş, müjde vermiş bu konuyu. Cebrail onu bize getirirken belki haberi yok. Sırrı bu, melek tabiatı, görevi o. Kime getiriyor? Hz. Muhammed’e. İşte anlatıyor, bilgi veriyor, ‘unzile’ meselesi şimdi o konular farklı konular. Fakat bize ulaşıyor, vahiy oldu şimdi. Ama İbrahim’e o iki meleğin getirdiği de nedir? Ona vahiydir, ona müjde dediği şey sıradan bir şey de değildir ki vahye geçmiş, tespit edilmiş, tasdik edilmiş, Cebrail tarafından tekrar vahiy olarak sunulmuş. Doğru mu? Demek ki meleklerin ayrı ayrı görevleri var. Vahiy getiren götüren melek konusunda da bir şeyimizi, vahiy nedir konusuyla alakalı bu konu da şimdi bildiğimiz klasik anlamda değil bu iş. Daha sonra açıklarız biz onu şimdi bu konuyla ilgili değil. Peki şimdi demek ki, Harut’la Marut’a indirilen diyor kim indirmiş? Hemen akla Allah geliyor, niye? Peki indiren kim? Ya o şeytanlar indirdiyse o bilgiyi de biliyor.

Şimdi soru: Madem Harut’laMarut’a indirileni şeytanlar biliyorsa insanlara hem sihri öğretiyorlar hem de ona indirileni öğretiyorlar. Şimdi Harut’la Marut mu şeytanlara bilgi veriyor?

Soru 2: Çalıyor mu şeytanlar o bilgiyi?

Soru 3: Yoksa Şeytan diye görevlendirilenler kafir olmadan önce bunlara vermişti de oradan mı bilip ahitlerinde durmuyorlar?

Daha soruları anlatalım mı? Orada a, b, c, ç, d, e, f’ye kadar geldik. Hadi Allah’tan g, h, ı, i, j, k, l, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z yok. Ama ondan daha fazla gevezelik var. Bu da sorulması gerekmiyor mu? Sadece işi indirdik nerelere? Şimdi demek ki Harut’la Marut’a indirilen bir bilgi de var. Şeytanlar bunu da demek ki biliyor ki insanlara sihrin yanında da öğretiyor. Bu da acaba sihir mi bu bilgi ne? Ayete devam edelim.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Halbuki bu iki melek biz ancak imtihan vasıtasıyız.”

Oktan KELEŞ: Dur şimdi, bu iki melek de diyor ki “Halbuki biz imtihan vasıtasıyız.” Kim diyor bunu? İki melek. Bir saatlik zırvaya, büyü dinlemeye, beynimizin örtülmesine ihtiyaç var mı? Bunda anlaşılmayacak bir şey var mı? Geri zekalı mıyız? Yaratıcının bu sözünü anlamayacak kadar, Tengri’nin bu buyruğunu anlamayacak kadar aptal mıyız? Ne demiş? İmtihan vesilesiyiz. Şimdi buradan ne anlıyorlar? “Büyüye Allah izin veriyor da imtihan vesilesi bakalım yapıyor musunuz yapmıyor musunuz?” gibi zırva saçmalıklar var. Sen devam et oradan.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Halbuki bu iki melek biz ancak imtihan vasıtasıyız, sakın küfre sapma demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi.”

Oktan KELEŞ: Dur şimdi bak sihir öğretirdi demiyor. Bilgi vermezlerdi ve öncelikle ön koşul sunarlarmış bunlar. Ne yaparlarmış? “Bak biz de imtihandayız ve imtihan vasıtasıyız veya sizin için imtihan sebebiyiz, sakın küfre de sapmayın bizden aldığınız bu bilgi ile. Anlaşıldı mı burası? Bak sihir geçmiyor daha. Ancak başka bir nükte var orada. Şimdi ayet devam edecek. Bir saatlik zırvaya gerek yok. Bunlar da diyor ki “Hayır, hayır, bak sakın küfre sapmayın, bizden aldığınız bu bilgiyi...” altını çizelim sihir demiyor. Ama bir bilgi var sıkıntılı ki küfre sapılacak sıkıntılı bir şey var. Şimdi konuyu açarım da açmaya gerek yok sıkılındı.

Şimdi nerede kaldık? “Biz ancak imtihan vasıtasıyız, sakın küfre sapmayın” demeden deklarasyonunu yapmadan bu bilgiyi vermiyorlar. Verdiler mi şimdi? Dediler ve veriyorlarmış demek ki. Yani vermemezlik yapmıyorlar şart koşul şu: Tebliğini ediyorlar “Bak biz imtihan sebebiyiz sakın bu verdiğimiz bilgiyle küfre sapılmasın.”  Öyle mi Başkanım? Öyle mi Gökhan? Anlaşılmayan bir şey var mı? Aramızda herhalde zeka seviyesi değil mi? Normal çok şükür normal. Devam et ayete.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Fakat onlar bu iki melekten karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı.”

Oktan KELEŞ: Dur...” Fakat onlar, bu deklarasyondan sonra da iki melekten karı ile koca arasını açacak şeyleri, şeyleri …" Şey kelimesi de Arapçada her şeye şey diyebiliyorsun. Öyle bir kiptir o. Arapça diline birazcık kafa yoranlar görürler onu. Şeyleri, bilgileri...Karı ile koca (zevce kelimesi geçiyor orada) arasını açacak şeyleri öğreniyorlar. Yani bir bilgi var ama onlar bu bilginin yanı sıra bu iki melekten o deklarasyondan sonra hiçbir şey öğrenmemişler bak dikkat edin. Sadece karı ile koca arasını açan şeyleri, bilgileri öğreniyorlardı. Haydaaa...Tekrar altını çizelim bak. Başka şeyler öğrenmemişler. Sihir öğrettiler ya insanlara. Bir de Harut ve Marut’a ineni öğretiyorlardı. Harut ve Marut’a inen şeyin ne olduğunu küfre sapılabilecek bir bilgi de çok geniş olduğunu HarutMarut zaten söylüyor ama onlar bu geniş bilgi içerisinden sadece karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı, diğerlerini istemiyorlardı. Devam et ayete.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi.”

Oktan KELEŞ: Burada da “Allah’ın izni olmadıkça” dediği zaman da demek ki Allah’ın izni var. Var tabi. Senin büyü dediğin şeye değil. Karı koca arasını açmak meleğin bilgisi içerisinde acaba sihir büyü mü? ASA kitabında bunu kısmen anlattığımda şöyle demiştim:

O dönemde büyü yaygın, sihir yaygın, bunlar var. İki melek de buna nasıl gard alınacağını öğretiyordu. “Bak bunlar yapılıyor, şaşırmayın bu işlere. Sapmayın.” Hatta ayette de geçiyor. “Küfre sapmayın benden aldığınızdan da haa.” Doğru mu? “Peki gard alın o zaman bak bu bilgiler böyle oluyor.” Yani bu büyü öğretmek değil onların bütün foyalarını, tekniklerini bilgilerini öğretiyordu ki ama siz bunu kötü noktada öğrenin diye değil, yapın diye değil. Etkileyin şerli şekilde kullanın diye değil. Bunlar böyle yapıyor gardınızı ona göre alın çünkü bütün bu şeylerin üzerinde bir Allah, Yaratıcı var, bir Tengri var. O izin vermedikçe bunların da hiçbiri olmaz. Siz bu bilgiyi unutmayın diye ben size bu bilgiyi veriyorum yani Tengri bilgisini Allah bilgisini. Yani çünkü insanlar etkileniyor ya. Bu melekten de yani hani bir şeyler vardır şimdi sihirbazlıktan örnekler vermeyelim de. Bir şey olur da biz o işin iç yüzünü öğrenmeye çalışırız değil mi? Bilgisayar olabilir, telefon olabilir, bunlar da kısmen etki alanının içine girer insan zihninin değil mi? “Ya bu nasıl oluyor?” deriz merak ederiz. Adam onu seninle devamlı bir etki aracı olarak kullanır, senin zararına kullanır, kullanır, kullanır...Sen gider onun karşıt formatını, ne deniyor ona Fatih sen daha iyi bilirsin? Teknolojiden örnek ver. Yani virüs girmesin diye virüs anti-program.

Fatih ERDOĞAN: Koruyucu programı, Anti-virüs programı.

Oktan KELEŞ: Hah..Bunu öğrenirsin, bunu uygularsın “Haa bunlar bana zarar verdi ama demek ki bunlar kutsal kişilikler değilmiş.” Nereden öğrendim ben bunu? HarutMarut adındaki bilgisayarcıdan öğrendim. Şimdi ironi yapıyorum yanlış anlaşılmasın. Mecaz yapıyorum. Niye? Ya arkadaş bunun öğrettiğinde de bu kötü virüs bilgisi de var. Ama ben o kötü virüs bilgisini alıp falanın bilgisayarına atmıyorum. Ne yapıyorum? Anti-virüs programını kurgulayıp gelen şeyi engelleyeceğim. Buradan şu çıkmasın. “Helal büyü, haram büyü, ak büyü, kara büyü.”  Bunları kastetmiyorum. Haa bunu kastetmiyorum. Onu Habertürk’de yapmıştım daha önce o hikayeleri bırakın. Anlatmak istediğim daha geniş büyük bir kavram. O zaman demek ki bunlar. Hackerlar, Mackerlar...”Sizi biz kutsal zannetmiştik sizi ilah zannetmiştik.” Oysa ki Allah var. Allah izin vermedikçe kısmında hatırlatma var. Anlatabiliyor muyum? Onun üzerinde...Ama bu iki meleğin bu virüs bilgisini vermesi sen bunu git kötü niyetle kullan demek değil. Büyü yap demek değil. Büyü öğretiyor demek değil. Gard al diyor bak, anti-virüs programı, anti-virüsü öğrenebilmen için virüsü öğrenmen gerekir. Doğru mu? Şimdi dikkat! Peki bütün bunlara rağmen bu işleri yapıyorsunuz. İlahi bir imtihan yani bu imtihan da bizim anladığımız anlamda değil de bugün yapılmıyor mu birçok şeyler? Yapılıyor. Fakat bitmedi bak ayet. Buna rağmen bu virüs programını da almıyormuş bunlar bak. Sihir de aslında öğrenmiyorlar, dikkat! En vurucu şeyi söylüyorum. Bugüne kadar söylenmemiş İslam dünyasındaki bu ayetin böyle bir saatlik büyü zırvasına gerek yok. Şeyi söyleyeceğim, neyi öğreniyormuş? Karı ile koca arasını açacak, ya bu kadar basit mi bu? Gördün mü, karı ile koca, bizim kültürümüzde de vardır ya. Her tarafında vardır ülkemizin şimdi kimse kimseyi kandırmasın. Büyücülere, cincilere acayip bir ilgi vardır bizde. Değil mi? Orasına burasına yazı yazdıracak falan filan insanlar çıkar. Büyü var mıdır? Vardır tamam. Ben onu farklı dedim ya konumuz büyü sihir değil. Ama “Falanın karısıyla kocasının arası açıldı, kaynanası yaptırmıştır, efendim eltisi kıskandı da yaptı, görümcesi yaptı, yok canım falan komşu beni çekemiyor da kocamla aramı açtı.” Bu değil, bu değil. Buradaki karı koca nedir biliyor musun? İlk defa söylüyorum. Bu kadar basit değil. Çünkü onlar sihir öğrettiği gibi insanlara ayet öyle söylüyor çünkü diye değil mi? Bir de  Harut ve Marut’a inen şeyleri insanlara öğretiyordu, öyle geniş ant-virüs birçok daha başka ilahi bilgiler de olabilir. Fakat melekler “Bak sakın bizden aldığınız bu bilgiyle aman ha sapmayın” demesine rağmen çünkü sana anti-virüs nedir öğretiyorum sen de kalkıp bunu yapma, küfre sapmayın demesine rağmen biz ona sihir öğretiyor diyoruz. Hala bununla ilgili başka tefsirler de var. Yüz karası. Geçtik onları da. Karı koca işini öğrenmek. Ya bırakmışlar bu kadar cevher var iki tane melek var. İster bunlar melik olsun ister kelik olsun ister ne bileyim işte melek olsun şeytanın da bu, dangalak bu şeytan. Meraklanmasın bunlar kadar dangalak değil o şeytanlar da yani. Diyor ki sen boş ver bu bilgileri de ‘zaten o bilgileri öğrettiğini de söylüyor da’ ama özellikle birileri karı koca arasını açacak bir şey. Şimdi buradan da ne çıkar? “Gördün mü bak, toplumda karı koca arasını açmak ne kadar günah.” Kültürel, folklorik, cin, böyle ayakları ters falan filan...Bu işlere bu kadar düşük bakış açısıyla bakmayın, ilkel beyinle bakmayın. Bu nedir biliyor musunuz? Karı-koca, erkek ve kadın arasını açmak. Kadın toplumda, yaratılış, varlık aleminde, toplum ötesi. Kadın kadınlığını ve erkek erkekliğini unutarak birbiriyle olan ayeti kerimede birbirleriyle olan Kuran’ın tefsirinde vardır. “Aranızda ben sevgi yaratmasaydım birbirinize yaklaşmazdınız.” ayeti kerimesiyle, aranızı, kadın ve erkek olgusunu açarak sapkınlığa yol açacaklar. Konu karı koca değil, evlilik bahsi değil. Nikah bahsi değil. Bugün olan işte eşcinsel eğilimler, kadın kadınla, erkek erkekle, işte o fiiliyatları saymayalım. Allah onları da kurtarsın. Hidayet versin. Hastalarsa tedavi olsunlar diyelim de sapkınlarsa da uzak olsunlar kardeşim kabul edemeyiz, kabul edemeyiz. İşte bu bilgiyi alıyorlar. Kadına ne diyor “Senin bir erkeğe ihtiyacın yok”.  Erkeğe ne diyor “Senin de kadına ihtiyacın yok”. Peki nasıl yapacağım kardeşim benim bir kadına ihtiyacım var her yönden nefsi yönden beşeriyet yönünden en azından eve gideceğim yemek yapacak falan filan şimdi diyecekler ki kadına yemek yaptırıyor bu değil. Değil mi? Çocuk olacak üreme olacak vs. neslin devamiyeti. Gerek yok. Bağlan bilgisayara şehvetini o şekilde görün. Nöronlarına bağlanacak teknolojik büyüler de yapılacak ileride. Şimdi felsefesi uygulanıyor. Teknolojik olarak getirecekler ve diyecekler ki “Bak kadına ihtiyacın yok.” Bilgisayara bağlan o işi yapmış gibisin üç boyutlu beş boyutlu işte neydi onlar?

Fatih ERDOĞAN: Sanal cinsellik.

Oktan KELEŞ: Gibi, gibi. Kadına da tam tersi. Kadının varlıktaki fıtrat olgusunu ayırmaktır. Karı-koca dediği şey. Anlaşıldı mı? Küçük bir karı-koca hikayesi değil bu folklorik olarak. İşte bunları anlatmak için şu yarım sayfa mı oldu? Daha demin okuduğun şey, bir saat sürdü değil mi? Gerek yok ve daha yarısını okuduk bir saati daha var. Bunu sen dimağın yorulduğu için bu büyüye seni maruz bırakmadım.

Mehmet Eray ÇAKIR: Allah razı olsun Sultanım.

Oktan KELEŞ: Biraz da itiraf edeyim nargile içeceğim arkadaşlar. Ve dolayısıyla işte gerçek büyü budur. Şimdi ayeti devam et.

Mehmet Eray ÇAKIR: “Ant olsun onlar bunu sihir satın alan kimsenin ahiretten nasibini almadığını çok iyi biliyorlardı.”

Oktan KELEŞ: Bize büyü satıyorlar demek ki büyü satın almanın manasını biliyoruz. Evet...

Mehmet Eray ÇAKIR: “Karşılığında kendilerinin sattıkları şey ne kötüdür bir bilselerdi.”

Oktan KELEŞ: Bitti mi ayet?

Mehmet Eray ÇAKIR: Bitti Sultanım.

Oktan KELEŞ: Sadakallahülazim. Yani bir Kam’ın da tevsiri bu kadar oluyor. Diyanet İşleri, falan şeyh filan şeyhlerinkini de merak etmiyorum hepsi ortada. Varsa başka bir şeyiniz lütfen bundan sonra bizim üzerimize söylemeyin hep bunu yapıyorlar. “Biz de biliyorduk bunları.” Haa biliyordunuz evet. Önemli değil keşke bilin de söyleyin kardeşim zaten aslında biliyorsunuz da. Bazıları biliyor da. Ama küfr, kafr, örtüyorsunuz, örtüyorsunuz. Bakara 102-103. Şimdi bir saatlik konuşma üzerine zırva üzerine hepsine haksızlık etmeyelim entelektüel bilgi olarak alırız canım. Orada nasıl geçiyor burada nasıl geçiyor Süleyman tamam. Buna tefsir demeyeceksin bana Samuel’den, Mezburlardan, Zerdüş’ün kutsal metninden falancanın bilmem ne metinlerinden teolojisinden, inancından...Kendilerine saygı duyarım, onlara inanan insanlar, herkesin dini kendine kardeşim. Benim inandığım kitabın metnine tefsir adı altında uyduruk kaydırık zayıf ihtimaller, saçmalığa da girip çünkü bir şey yok, beni büyülemeyeceksin, beynimi. Bak on dakikada bu kadarını anlattık. Şimdi daha anlaşılır oldu mu? Bunu ben de bir saat daha da anlatabilirim açabilirim. Saatlerce açabilirim ve emin olun açtığım her şey Kuran’ın bir başka ayetinden atıfla olacaktır daha önce yaptığımız gibi. Bunlara ihtiyacımız yok. Entelektüel bilgi olarak, teolojik, ilahiyat dalında branş olarak tabi ki bilelim. Sıkıntı yok, tefsir deme buna ya. Beni büyülediniz ya. Zannediyorsunuz ki büyüledim, hayır büyülenmiyoruz ve büyülerinizi bozmak için bütün Türkçüler Kam bilgileriyle bundan sonra bu toprakların değeri, inancı neyse savunmaya ant içmişizdir. Tengri Biz Menen diyorum. Bir şey söylemek istiyor musunuz Başkanım? Buyurun.

Yener DURSUN: Estağfurullah tabi bu sözlerden sonra söylenecek pek bir şey yok hakikaten. Eğer söylediğiniz Bakara 102-103'teki bu açıklama böyle yüksek bir bilinçle açıklanmazsa başlarda söylediğiniz gibi çok muskacılara, efendim böyle mahrem olmaması gereken, mahrem yerlere yazılar, muskalar şunlar bunlar yazdırılmaya devam edilir. Esas mesele gözden kaçırılıyor. Yani buyurduğunuz gibi Kambaba, toplumda normalleşmeye doğru giden bir sapıklık var.

Oktan KELEŞ: Eyvallah. Bu algıyı kabul ettirmek de bir büyü cinsi değil midir? Algılara operasyon deniyor ya. Algılara bir ilizyon, kabullendirme. Bu algıyı satın alıyoruz. Diyor ya ayette satın aldılar diye. Satın alıyor, beyinler satın alıyor sıradanlaştırıyor değil mi? Olağan görülüyor bazı şeyler doğru mu? Buyurun.

Yener DURSUN: Estağfurullah. Yani bu çok önemli olan toplumun hakikaten önümüzdeki günlerde karşılaşacağı en büyük sorunlardan biri. Yani evlatlarımız var, çocuklarımız var. Geleceğimizi emanet edeceğimiz sağlıklı bireyler, nesiller olması gerekirken Allah korusun ama sizin gibi başta Kamların yüksek bilinçle Türk Budununu uyarmalarıyla inşallah bu projeleri de Devletimize can kurban, kurumlarına da öyle ama varmış gibi olan kurumların da bunlara hizmet etmesi bizi yaralıyor. Acilen kendilerine gelmeleri gerekiyor.

Oktan KELEŞ: Eyvallah. Çok teşekkür ediyorum. Sizlere de birkaç soru soracağım ama yani fikirleriniz var mı söylemek istediğiniz? Kamlık da Türklüğün değeridir. Tabiatın, toprağın, varlığın, yaratılışın. Bu kadar bilmem ne Cost’tan bahsediyorsun da Türk Kamlığının Ön Türklerdeki bu konulara bakışını niye entellektüel bilgi olarak o tefsirine koymuyorsun? Türk bilgilerinin tarihsel, öznel ve bugün hala coğrafyada yaşayan Türk’ün olduğu her yerde yaşayan bu bilgilerin hiç mi entelektüel bir değeri yok? Buna da bir eleştiri getirelim. Anlatabildim mi ne demek istediğimi? Samuel’den bahsediyorsun, Zerdüş’ten bahsediyorsun, bilmem ne zayıf ihtimal dedin bilmem ne Yunan bilmem nesinden bahsediyorsun ama Türk bilgisinin bu konuya bakış açısını söylemiyorsun. Ama “Kamlar kafir bunlar ya, ruhlarla ilişkiye giriyor, bilmem neyle ilişkiye giriyor.” Ya senin tefsirinde ilişkiye girmediğin bir yer kalmamış, olmayan bir şeyi de söylemişsin diyorsun zayıf bir ihtimal. Hayalle bile ilişkiye girmişsin ve biz bu ayeti bile unuttuk. Bizi güzel büyülediğini zannediyorsun değil mi? Yok. Toplumu büyülediler, örttüler. Birçok ayette olduğu gibi. Tengri’nin her çağda işte Kamlar olsun, Eren Babalar olsun, o Hünkar Hacı Bektaş Veli yolcuları olsun, Hoca Ahmet Yesevi değil mi Piri Türkistani, Geyikli Babalar, hepsini sayıyoruz, Kaygusuz Abdallar, Sarı Saltuklar değil mi? Birçok erenler de Tengri’nin son buyruğuyla bütün o bilgilerini harmanlayıp budununa sundular. Bu değerleri yok sayabilir miyiz? “Kızılderili’de bir hikmetli söz varsa onu alınız” diyen bir Peygamber var. Diyecekler ki “Nereden dedin ya.” Böyle bir hadis yok mu? Kızılderili kelimesi geçmiyor ama hikmet kelimesi, hikmetli söz sizin yitik hazinenizdir diyen bir Peygamber var, Yalvaç var. “Bu Kızılderili’deyse de alın, Ön Türklerdede, bir Kam’da da olsa alın, efendim falan hatta bir ateistte varsa (hatta onlara selam gönderelim) alın.” Niye örtüyorsunuz ya? Evet çocuklar bir şey söylemek istiyor musunuz?

Mehmet Eray ÇAKIR: Allah razı olsun.

Fatih ERDOĞAN: Allah razı olsun.

Serdar TOPÇU: Teşekkürler.

Oktan KELEŞ: Başkanım şimdi tabi bir Kambaba videosu bu kadar uzun oldu diyecekler. İşte Kamlık Türk’ün ne değeri varsa inanç, maneviyat, tarih, bilgi, otacılık, otmanlık her şeyi biz kucaklıyoruz sahip çıkıyoruz. Yanlışını ayıklayarak, doğrusunu öğrenip öğreterek. Biz de öğrenciyiz. Tabiat ana, Varlık baba bizim öğretmenimiz. Onu da var eden Tengri. Dolayısıyla bütün bunların bilinciyle yeni nesillere aktarmakla mükellefiz hepimiz. Saygılarımı sunuyorum. Tekrar bir kapanış gibi olmasın. Kambaba videoları bu kadar sıkıcı olmayacak ama ne yapalım işte soru çok ayrı yerden geldi. Başkanım teşekkür ediyorum. Kalperen Ocaklarından herkese sevgiler, saygılar. Bütün balalara, Kalperenlere ve kıymetli izleyenlere, bak nargile fokurdatmadık ha. Ama eleştiriden dolayı değil, konu biraz hassastı. Şimdi köz olmadı da ondan. Fokurdatmaya devam edeceğiz. Teşekkür ediyorum.

 

 Not: Videoyu yayına hazırlayan  Fatih Erdoğan'a, konuşmayı deşifre eden Fatih Yıldız, Ayşe Demet ve Mehmet Çağlıgöncü'ye   teşekkür ederiz.

 

 

 



Bu haber 3,986 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,209 µs