En Sıcak Konular

Kam'ın Davulundan Âşığın Sazına

19 Eylül 2020 16:11 tsi
Kam'ın Davulundan Âşığın Sazına Aşık Avşari Yazdı...

KAM'IN DAVULUNDAN ÂŞIĞIN SAZINA

"Bu yazı Türkiye'nin Baş Kam'ı, Kambabam Oktan Keleş Bey'e ithaf edilmiştir."

Yazımda kamlık ve âşıklığın benzer yönlerini sizlere anlatmaya çalışacak ve daha önce yazılmayan birçok benzerliği âşık hikayeleri ve şiirlerinden de yararlanarak sizlere aktaracağım. Benzer bulduğum kısımları başlıklar altında toplayacağım:

1-Kamların Kam Olma Süreci ve Âşıkların Âşık Olma Süreci Arasındaki Benzerlikler

A-Adayın Toplumdan Uzaklaşması

Kam adayında, kam olmadan önce mağaralara ve ormana giderek toplumdan uzaklaşma durumu sıkça görülür. Bu kam adayının içinden gelebileceği gibi bazı durumlarda da kam adayını usta kam ormana bırakabilmektedir. Kam adayı mağaralarda içsel yolculuğa çekilip özünü dinlerken, ormanlarda bitkilerle konuşmakta, oradaki ruhlarla iletişime geçmektedir. Benim burada üzerinde durmak istediğim konu, ilk başta belirttiğim gibi, kam adayının bir süreliğine içten gelerek toplumdan uzaklaşması, yalnızlaşmasıdır.


Bu olay, âşıklıkta da aynı şekilde karşımıza çıkar. Âşık adayının âşık olmadan önce toplumdan uzaklaşması, genellikle ağaçlık alanlarda ya da evinde bir köşeye çekilmesi şeklinde olur. Bu adeta yeni bir doğuma, gelecek yeni ilhâma, yani âşıklığa hazırlıktır.
Yakın dönem âşıklarından Âşık Reyhanî'de bu toplumdan uzaklaşma olgusunu gözlemleyebiliyoruz.


Âşık Reyhanî, âşık olmadan önce gençlik çağında çobanlık yaparken dağlarda tek başına saatlerce ağladığını söylemiştir. Yine Karacaoğlan âşık olduğunda bir dağ başında, Âşık Sümmani bir şehit mezarı yanında toplumdan uzak bir yerdedir. Bu uzaklaşma adayın bunalımından dolayı kendi isteği ile olabileceği gibi, şartların böyle gerektirmesinden dolayı kendiliğinden de olabilmektedir.


Görüldüğü gibi hem kam adayı hem âşık adayı bir süreliğine de olsa toplumdan soyutlanmakta ve kabuğuna çekilmektedir.

B-Adayın Kazanımları Elde Etmeden Önceki Ruh Hâli

Hem kam adayının, hem âşık adayının kam ve âşık olmadan önceki ruh hâli benzerlik gösterir.


Aday ruhsal olarak sıkıntı yaşamakta, çeşitli sorunlarla, hastalıklarla boğuşmaktadır. Bu sorunlar adeta yeniden doğum öncesinde adayı hazırladığı gibi, bu işe uygunluğu açısından da sınamaktadır.


Âşık adayının âşık olmadan önce yaşadığı bu evreyi ilk yazımda ayrıntılı olarak, çeşitli âşıkların hayatından örneklerle anlatmıştım.(Linki yazının sonunda olacaktır.)

Birçok bölgede kamların ruhsal bakımdan toplum tarafından farklı kişiler olarak görüldüğü belirtilmiştir. Küçüklük ve gençliklerinde çeşitli hastalıklar geçireni, ailesini kaybedeni, sara nöbeti benzeri nöbete tutulanı, kaza sonucu fiziksel kayıp yasayanı çoktur.


Mircea Eliade birçok bölgede yaşayan kamların bu özelliklerini derledikten sonra şöyle der:

"Birtakım büyük talihsizlikler, tehlikeler, uzun süren hastalıklar, aile ya da mülkiyete yönelik ani kayıplar sırasında şamanca çağrı gerçekleşebilir. Bundan sonra kişi, başka işlere bakmaksızın ruhlara döner ve onların yardımlarını talep eder. "


Görüldüğü gibi hem kam adayı hem de âşık adayı kazanımlarını elde etmeden önce ruhsal olarak "bunalım" diye tabir edilen bir haldedir ve adaylar hayatta çeşitli zorluklarla karşılaşmışlardır.


C-Adayın Rüya Yoluyla Beceriler Kazanması

Birçok araştırmacının derlemelerine göre bir kamın kazanımlarını elde etmesi temel olarak iki sekilde olur:

1) Rüya Yolu
2) Usta Bir Kam Yanında Yetişmek (Âşıklıkta da aynı sekilde usta-çırak ilişkisi görülmektedir)

Rüyanın kamlıktaki önemi büyüktür. Öyle ki bazı coğrafyalarda usta bir kam yanında yetişmek yeterli sayılmaz, adayın rüya görmesi beklenir. Çünkü esrime dediğimiz trans hâlinin ilk rüya ile yaşanacağına, rüyada adayın ulu varlıklardan, eski kam atalarından kam bilgisini alacağına ve tasdik edileceğine inanılır.

a) Kam adayı rüyayı genellikle toplumdan uzak bir yerde (dağ, orman) görür.
b) Kamlığa çağrı rüyasının görüldüğü yaş genellikle gençlik çağıdır.
c) Rüyasında göksel, ulu bir kişi tarafından ziyaret edilir. Bu karşı cinsten göksel bir sevgili de olabilir.
d) Bu göksel varlık tarafından kendisine tarasun adı verilen bir içki sunulur.
e) Tarasun adlı içki, içinde gökten gelen taşların bulunduğu bir göksel içki olarak tanımlanmıştır.(Mircea Eliade)

Kamlıkta rüyanın önemine ve rüyada yaşanan durumlara kısaca değindim. Âşıklıkta da rüyanın büyük önemi vardır. Âşık adayı kazanımlarını rüyada elde ederek başka bir ruh hâline bürünür. Şimdi âşık adayının rüya motifini de maddeler hâlinde yazayım ki benzerlikleri kolayca gözlemleyebilelim:

a)Âşık adayı, rüyayı genellikle toplumdan uzak bir yerde görür.Bu mekân; dağlık alanlar, ağaç altı, şehit mezarı yanı... olabilir.
(Âşık Feymanî, Âşık Reyhanî, Âşık Sümmanî, Âşık Murat Çobanoğlu, Karacaoğlan... birçok âşığın hayatı incelendiğinde görülecektir.)
b)Âşıklığa çağrı rüyasının görüldüğü yaş genellikle gençlik çağıdır.
c) Rüyasında ulu kişiler, erenler, pîrler tarafından ziyaret edilir. Bu karşı cinsten maşuka adı verilen bir sevgili de olabilir.
d)Bu kişiler tarafından adaya bâde adı verilen bir içecek sunulur.
e) Bâde, dolu, mey gibi adlar verilen bu içecek -bazen de yiyecek- kaynağı belli olmayan bir nesnedir.

D-Adayın Rüyadan Uyanma Evresi ve Sonrası

Kam adayı rüyasından veya kam töreni sırasında göklere ve yer altına yaptığı ruhsal yolculuktan davul sesi ile uyanır. Yine Yakutlarda kam töreni yapan bir kam esrime hâlinde bayılınca çevredekiler ellerindeki demirleri birbirine vurarak kamı uyandırırlar.(Mircea Eliade)
Bazı âşık hikayelerinde âşık adayının uyanması yanına gelen bir ustanın saz çalması ile olur. İslâmla birlikte ezan sesine uyanan âşıklar da olmuştur.Âşık Murat Çobanoğlu: "İlhâmlı (bâdeli) âşık, rüyasından uyanırken ya saz, ya ezan sesine uyanır." demiştir.
Uyanma aşamasında yer alan davul-saz benzerliğinin yanında uyandıktan sonra da benzerlik devam eder.
-Kam adayı uyandıktan hemen sonra ır'lar(ırlamak=gırtlaktan şarkı söylemek), aynı şekilde âşık adayı da uyanır uyanmaz ilk deyişini, şiirini söyler.

-Kam ve âşık adayının uyanmadan önceki ruh hâlini benzer olduğu gibi uyandıktan sonraki ruhsal durumları da benzerlik gösterir. Aday, değişmiş, çeşitli sırlara ve ilhâma vakıf olmuştur.

-Adayların uyandıktan sonraki fiziksel durumu da benzerdir: Benzin sararması, esime hâlinin etkisinden dolayı uyuşukluk, şaşkınlık gibi durumlar hem kam hem de âşıklarda gözlenir.

E)Kam ve Âşık Adayının Beceri Kazanma Aşamasındaki Benzerlikler

M. Eliade’nin naklettiği üzere örneğin; adayın ustasından hastalık ve sağaltım yollarını öğrenirken, ustanın gücünü ve bilgisini çırağa geçirebilmesi için ağzına tükürmesi ve çırağında bunu yutması gerekir:
Usta çırağın ruhunu yanına alıp uzun bir esrimeli yolculuğa çıkar... Usta çırağa vücudun çeşitli yerlerine musallat olan hastalıkları tanılama ve sağaltma yollarını açıklar. Her vücut kısmının adını söyledikçe adayın ağzına tükürür; "Yeraltı belalarının yollarını öğrenmek için" aday bu tükürüğü yutmak zorundadır. Son olarak Şaman çömezini yukarı dünyaya, göksel ruhların yanına götürür. Çömez artık Şamandır, "kutsanmış bir vücudu" vardır ve Şamanlık yapabilir. Yine Kızılderili Kamlar bilgilerini bir nesnede somutlaştırıp ağzından çırak olan kama aktarırlar.
Bu tükürme olgusu günümüze bozularak gelmiş ve üfürükçülük şeklini almıştır. Amacım bu olguyu incelemekten ziyade kamlarda görulen bu aktarım şeklinin âşıklarda da görüldüğüdür. Eski yazımda yazdığım hikâyeyi tekrar alıntılıyorum:

Karacaoğlan, Hemite civarında, Ceyhan ırmağı kıyısında çobanlık yaparken, yanına bir kocakarı gelerek, suyun karşı tarafına geçme konusunda yardım ister. Karacaoğlan, bunu omuzuna alıp geçirirken, boynunu bir şeyin yaktığını hisseder ve sebebini kocakarıya sorar. Kocakarı sebebini açıklamayınca, Karacaoğlan bunu yatırıp, kendisi kontrol eder ve karının uygun olmayan yerine hamayli(muska)koyduğunu görür. Karacaoğlan, hamayliyi alıp, kocakarıyı da öldürerek suya atar.Karacaoğlan’ın yeniden işine başladığı sırada, önce üç daha sonra da yedi atlı gelerek koca karıyı sorarlar. Karacaoğlan, yaptıklarını önce açıklamak istemese de sonra her şeyi tek tek anlatır.
Meğer atlılardan biri Hz. Hızır’imiş ve karının peşindeymiş, olanları öğrenince Karacaoğlan’dan dileğini sorar. O da âşıklık istediğini söyler. Bunun üzerine Hz. Hızır, Karacaoğlan’ın ağzına tükürür. Karacaoğlan, o günden itibaren çalıp söylemeye başlar.(Sakaoğlu 2004: 841-843)

Burada gerek kam adayına gerekse âşık adayına ağızdan tükürme yoluyla bir bilgi aktarımı yapıldığını gözlemliyoruz.
Bu hikâyede dikkat çeken ikinci bir benzerlik daha söz konusu:
Birçok bölgede kam adayı ustasıyla esrimeli( trans halinde) yolculuğa çıktığında kötü varlıklardan birini öldürmelidir ki tam anlamıyla kam olabilsin. Karacaoğlan 'ın hikâyesinde de Karacaoğlan kötü bir kadını öldürdükten sonra Hızır tarafından kendisine âşıklık yeteneği aktarılmıştır.


2-Kamların ve Âşıkların Yeni Ad (Mahlas) Kullanması

Gerek kam adayı gerekse âşık adayı genellikle gördüğü rüyadan sonra yeni bir takma ad (mahlas) kullanır. Bu mahlası rüyadaki ulu kişiler verebileceği gibi, ustası veya toplum da verebilir.
Kamların kullandığı mahlaslarda hayvan adları çokça görülmektedir: Kara Geyik, Kurt Kam, Kartal, Boz Ayı...
Âşıklarda ise daha çok "onunla ilgili anlamı taşıyan "-î" ekinin eklenmesi ile mahlaslar kullanılır: Sümmanî, Feymanî, Reyhanî, Medenî, Hasretî...

Sonuç olarak kam ve âşık adayı yeni bir ad kullanmaya başlamıştır. Bunun nedeni adayın geçirdiği trans, rüya hâlinden sonra (bu hâlin ölümü simgelediğine kısaca değinmiştim) artık yeni bir kimlik kazanması, yeniden doğmasıdır.

3-Kamların ve Âşıkların Tabiatla Konuşması

Tabiatla konuşma her şeyin bir ruhu olması inancı ile yakından ilişkilidir.
Kamlarda tabiatla konuşma sıklıkla karşımıza çıkar. Altaylar'da kam, davulunu yapacağı ağaç için ormana gider ve ağaçların ruhuyla konuşur. Yine kamlar şifa için ot toplarken hangi otun yararlı olduğunu anlamak için otlarla konuşur, onlarla iletişime geçer.Bazen hayvan donuna girdiği gibi, bazı zaman da hayvanlarla konuşur. Kamlar ayin sırasında sıklıkla tabiata seslenir:
"Ulu dağlar, ulu ağaçlar, kutlu gökler, kara yer..." Kam bu seslenişleri elbette belli bir amaç için yapmaktadır. Mesela ağaca seslendikten sonra, onu göklere çıkarması için ağaçtan ricada bulunmaktadır. Konumuz bu olmadığından bir örnekle bu kısmı geçiyorum. Burada anlatmak istediğim benzerlik noktası öyle veya böyle tabiatla, konuşma şeklinde bir iletişimin olmasıdır.

Âşıkların tabiatla konuşması ise âşıkların şiirinde sıkça karşımıza çıkmaktadır.Şimdi bu şiirlerden ilgili bölümlere bakalım:

SORDUM SARI ÇİÇEĞE

Sordum sarı çiçeğe,
Benzin neden sarıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Ahım dağlar eritir.

Yine sordum çiçeğe,
Sizde ölüm var mıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Ölümsüz yer var mıdır?

Yine sordum çiçeğe,
Kışın nerde olursuz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kışın turab oluruz.

Yine sordum çiçeğe,
Tamuya girer misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
O münkirler yeridir.

Yine sordum çiçeğe,
Uçmağa girer misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Uçmak adem şehridir.

Yine sordum çiçeğe,
Gül sizin neniz olur?
Çiçek der ki; ey derviş,
Gül Muhammed teridir.

Yine sordum çiçeğe,
Ademi bilir misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Adem binde biridir.

Yine sordum çiçeğe,
Kırklar'ı bilir misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kırklar Allah yâridir.

Yine sordum çiçeğe,
Rengi nerden alırsız?
Çiçek der ki; ey derviş,
Ay ile gün nurudur.

Yine sordum çiçeğe,
Boynun neden eğridir?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kalbim Hakk'a doğrudur

Yine sordum çiçeğe,
Anan, atan var mıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Bu ne aceb sorudur.

Yine sordum çiçeğe,
Sen Kabe'yi gördün mü?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kabe Allah evidir.

Yine sordum çiçeğe,
Bahçene girsem n'ola?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kokla beni, geri dur.

Yine sordum çiçeğe,
Sen Sırat'ı gördün mü?
Çiçek der ki; ey derviş,
O cümlenin yoludur.

Yine sordum çiçeğe,
Gözün niçin yaşlıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Bağırcığım başlıdır.

Yine sordum çiçeğe,
Yunus'u bilir misin?
Çiçek der ki; ey derviş,
Yunus Kırklar yâridir.

Yûnus Emre


"Yunus Baba bir kam'dır.'Sarı Çiçek' şiirinde çicekle konuşması da kam olduğunun göstergelerinden biridir."
Oktan Keleş


ÇİĞDEM DER Kİ

Çiğdem der ki ben elayım
Yiğit başına belayım
Hepisinden ben alayım
Benden âla çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar
Yârim gurbet elde ağlar

Lale der ki behey Tanrı
Neden benim boynum eğri
Yardan ayrı düştüm gayrı
Benden âla çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar
Yârim gurbet elde ağlar

Nevruz der ki ben nazlıyım
Sarp kayalarda gizliyim
Mavi donlu gökyüzlüyüm
Benden âla çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar
Yârim gurbet elde ağlar

Sümbül der ki boynum uzun
Yapraklarım düzüm düzüm
Beni ak gerdana dizin
Benden âla çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar
Yârim gurbet elde ağlar

Âşık Veysel


GEL KOYUN MELEME

Sabah olur koyun kuşluğa gelir
Her koyun arar da kuzusun bulur
Ağca koyun meler arada kalır
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Benim kuzum kuzuların beyidir
Ağca koyun yüreğimin yağıdır
Anın gideceği Yıldız Dağı'dır
Gel koyun meleme vazgel kuzundan
.
.
.
Pir Sultan Abdal'ım bu kuzu n'oldu
Koyunun feryadı ciğerim deldi
Yoksa bir aç kurt mu kuzunu aldı
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Pir Sultan Abdal


LEYLEK BABA

Leylek baba, leylek baba
Selâm götür benden yâra
Bülbül gibi düştüm zara
Bildirsene leylek baba

Git güle güle güle
Gel güle güle güle

Devran Baba çal sazını
Et Hak'ka sen niyazını
Benim yâre avazımı
Bildirsene leylek baba

Git güle güle güle
Gel güle güle güle

Âşık Devran Baba


4-Kamların ve Âşıkların Hikaye-Destan Anlatması, Cenaze Törenlerinde Yer Alması


Buryatlarda kamlar, sözlü edebiyatın ve destanların başlıca saklayıcıları olarak karşımıza çıkar. Yine Yakutlarda kamların 12.000 kelimelik bir hafızası bulunurken, gündelik dil 4.000 kelimeden oluşmaktadır.(Nuray Bilgli)
Kamların kam törenlerinde içinde mistik diye tabir edilen olguların bulunduğu hikâyeler anlattıkları görülmüştür. Ülgen'in, Erlik'in ve ulu ataların hikayeleri davul eşliğinde anlatılır. Ancak bu ayrı bir hikâye anlatımından çok, kamın yolculuğunun bir parçasıdır. Kam göklere veya yer altına yolculuk etmeden önce; yerler, gökler, yaratılış, ulu atalar hakkında bilgi verir.
Âşıklarda da hikâye anlatımı çokça görülmektedir. Başta Dede Korkut hikâyeleri olmak üzere Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin en bilinen hikâyelerdir. Günümüzde de hikâye ile ilgili yazdığı şiirleri de içine katarak hikâye anlatan âşıklar vardır.
Kam Meydanı, Âşık Divanı şeklinde günümüzde gözükmüştür.


Dede Korkut'un Temsili Resmi

Hikâye-Destan anlatımı dışındaki bir diğer benzerlik de cenaze törenlerinde üstlenilen görevdir.
Kam, yuğ töreni adı verilen cenaze töreninde ölünün ruhunun huzur bulması için törene katılır ve davul çalar. Sagu'lar söyler.
Âşıkların cenaze törenindeki rolü ise ağıt yakmak şeklindedir. Ölü evinde ağıt yakma geleneği günümüzde de hâlen devam etmektedir. Özellikle Kayseri yöresinde Avşarlar arasında bu geleneğin devam ettiğini görebiliyoruz.
Yine diğer Türk coğrafyalarında da yer yer ağıt geleneği devam etmektedir.



Ebulfez Elçibey'in kabri başında saz çalarak geleneği yaşatan Türk milleti.

5-Kamların ve Âşıkların Çalgı Aleti Kullanması ve Çalgı Aletini Kutsal Görmeleri


Davulun kamlıkta özel bir rolü vardır, çünkü o, kamı öte dünyaya taşıyan gerçek bir araçtır.Genellikle at ya da başka bir hayvanla yakından özdeşlik kurulur. Soyot'lar şamanlarımn davullarını 'khamu-at' diye isimlendirirler. Bu da 'kam atı' anlamına gelir ve Altay şamanları davullarını at simgeleriyle süslerler.(Mircea Eliade)
Davula yüklenen bu büyük önem daha davul yapılmadan kendini göstermektedir.Davulun kasnağını yapmak için bazı bölgelerde yıldırım düşmüş ağaçlar seçilirken, bazı bölgelerde de kam adayı ormana dalar ve gözünü kapatarak ağacı seçer.
a) Kam ilahilerini söylerken törenlerinde davul kullanır.
b) Kamın davulu kutsal olduğundan, başkalarını davula dokundurtmaz. Hatta çoğu bölgede, kamın ölümü ile birlikte davulu da parçalanarak kamın yanına gömüldüğü ağaca asılır.
c) Kamın davulunun ateşte yanması ve parçalanmasının uğursuz bir durum olduğu ve kam için uğursuzluk getirecegine inanılır.

a) Aynı şekilde âşık da türkülerini saz eşliğinde söyler.
b) Âşığın sazı da kutsal kabul edilir. Bu kutsallık günümüzde hâlen devam etmektedir:
Saz yere değdirilmez. "Âşığın sazı namusudur." sözü hâlen kullanılır.
Bazı âşıklar sazına dokundurtmaz. Saz adeta bir canlı gibi görülmüştür ki, sazın kısımlarına gövde, kol, kulakçık gibi isimler takılmıştır.
Âşıkların büyük ustası kabul edilen Dede Korkut'un kopuz içinde doğması, Dede Korkut hikâyelerinde kopuzun kutsanması da bunun eskiden gelen bir öğreti olduğunu göstermektedir.
Dede Korkut hikâyelerinde “Dede Korkut’un başlıca velîlik sembolü olarak görülen kopuz”a saygı duyulmakta, elinde kopuz olan birisine kılıç çekilmemektedir.(Bayram Durbilmez)
Bu kutsiyet âşık şiirlerine de yansımıştır:

SAZIMA

Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lâl olsun dillerin söyleme yâ da
Garip bülbül gibi ahûzar etme

Benim her derdime ortak sen oldun
Ağlarsam ağladın gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan mı aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma

Bahçada dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme

Sen petek misali Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma

Âşık Veysel

c) Kamın davulunun yırtılması uğursuzluk göstergesi sayıldığı gibi, âşığın da sazının kırılması ya da tellerinin kopması uğursuzluk kabul edilir.
Buna verebileceğimiz en güzel örneklerden biri Karacaoğlan için anlatılan bir hikayedir.Özetle:
Karacaoğlan obasından ötede başka bir obada türkü söylerken yavuklusu Elif'in peşinde olan kötü bir adam Elif'in çadırına girerek ona tasallut eder. Tam bu sırada Karacaoğlan'ın sazının teli kopar. Durumu anlayan Karacaoğlan yerinden fırlar, obasına yol alır ancak olan olmuştur.



Elinde kam davulu tutan bir kam ve elinde sazıyla Dadaloğlu'nun çizimi

6-Kamlardaki Kabulgan (Don Değiştirme) Olayının Âşıkların Hayatında ve Şiirindeki Yansıması


Kamları inceleyen ve onlarla konuşan birçok araştırmacı kamların esrime diye tabi ettiğimiz trans halinde göklere veya yeraltına yolculuk yaparken bir hayvan kılığına büründüğünü söylemişlerdir. Kamların ayin sırasında çeşitli hayvan sesleri çıkarması da bu nedenledir. Mesela o an bir kuşa dönüştüyse kuş sesi, bir ata dönüştüyse at sesi çıkarır. Yine kıyafetlerindeki hayvan postları ve başlıklardaki tüyler de kamın seyrindeki bu don değiştirmeyi kolaylaştırmak içindir. Hatta bazı bölgelerde bunun için hayvan maskesi kullanan kamlara da rastlanmıştır. Bu şekilde kamlar, seyir halindeyken çeşitli hayvanlara dönüşür.
Bu durum âşık şiirinde de kendini gösterir. Bu bedensel değişim eski türklerde kabulgan, İslâmla birlikte ise don değiştirme adını almıştır. Olayı ayrıntılı incelemekten çok üzerinde durmak istediğim nokta, bu durumun hem kamlarda hem de âşıklarda ortak olarak görülmesidir. Şimdi hayvan donuna girme olayının âşık şiirinde nasıl görüldüğüyle ilgili örnekler sunalım:

"Yalancı dünyanın varın getiren
Zemheride gonca güller bitiren
Güvercin donuna girmiş oturan
Hünkâr Hacı Bektaş Veli kandedir"

Pîr Sultan Abdal


"Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Ali geliyor
Mucizatın cümle aleme bildiren
Uyan dağlar uyan Ali geliyor"

Pîr Sultan Abdal


"Güruh-u Naci'ye özümü kattım
İnsan sıfatından çok geldim gittim
Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için zara düş oldum"

Âşık Sıdkı Baba


Eyüp oldum ten çürüttüm
Bir zaman Koca Seyit'tim
Leylek oldum uçtum gittim
Odur budur hiç gitmedim

Âşık Devran Baba

Kamların don değiştirme olayı âşık şiirlerinde açıkça görüldüğü gibi bazı âşıkların bu konuda hikâyeleri de anlatılmaktadır.
"Karacaoğlan'ın Ali Kayası Hikâyesi" konuyu anlamamız açısından en güzel örneklerden biridir:

Karacaoğlan'ın Ali Kayası Hikâyesi (Özet)

Karacaoğlan Göksun'a giderken Suçatı mevkiindeki bir kayanın başında ip eğiren bir yörük kızı görür. Kıza bir dörtlükle yolun gittiği yeri sorar. Kız tepki gösterir ve şiirle yanına yaklaşamayacağını söyler. Karacaoğlan şayet yedi dörtlük söylerse kızı alabileceğini ifade eder. Böylece aralarında deyişme başlar. Kızın verdiği cevaplar Karacaoğlan'ın hoşuna gider. Ne var ki kız daha başta "Gel oğlan sarılak deli isen de." deyince, "Ben seni sınadım ökçen yoğumuş, /Almam şimden geri huri isen de." diyerek kızı almaktan vazgeçer. Kız; "Ben, daha bir Allah kulunun karşısında dişimi ışıtmadım. Beni bu kadar coşturdun, söylettin, ben senden başkasına varamam. Sen benden başkasını alamazsın." der kayalardan
aşağı inmek ister. Fakat bir türlü yol bulamaz, kısa yoldan kendisini Karacaoğlan'ın bulunduğu yere atar. Kız yere cansız düşer. Olup biteni uzaktan gören Yörükler, olay bölgesine gelip Karacaoğlan'ı döverler.
Dayaktan öleceğini anlayan Karacaoğlan, Allah'a niyazda bulunur. Hak tarafından kedi kılığına girip hızlıca oradan uzaklaşıp çalılığa girer. Biraz gittikten sonra tekrar adam kılığına girer ve yoluna devam eder.(Doğan Kaya)


Geyik donuna girmiş bir kam



Don değiştiren kamlar


Bektaşilikte don degiştirmeyi gösteren bir çizim

7-Kamlarda Ölü Diriltme ve Bunun Âşıklardan Karacaoğlan'da Görülmesi

Kamlarda ölü diriltme yeteneğinin bulunduğu birçok Türk coğrafyasındaki kamlarda gözlemlenmiş ve kayda geçmiştir.
Doç Dr. Kadriye Türkan "Türk Dünyası Masallarından Yansıyan Şaman Olgusu" adlı makalesinde kamların ölü diriltmesi ile ilgili derlemelere de yer vermiştir. Şimdi bu kısmı aynen aktaralım:

"Şaman, ölüp-dirilme gibi sıradan bir insan için imkânsız bir eylemi gerçekleştirerek olağanüstü yeteneklerle donanır. Şaman efsane ve memoratlarında da örneklerine tesadüf edildiği üzere, bu yolla kendisi de ölüyü diriltme, cansız nesneleri canlandırabilme gücü elde etmektedir.
Yakut Şaman inancı, ilk Şaman olan Arkıl ya da An Arkıl Oyun’un ölüleri
diriltecek güce sahip olduğu şeklindedir (Bayat 2006: 157). Şaman efsane
lerinde, Şamanın üç günlük ölüyü diriltebildiği (Bayat 2004: 165-166) doğrultusunda bir söylence mevcuttur. Bunda amaç “Şamanın gücünün büyüklüğünü göstermekle beraber, zamansız ölümü önlemektir” (Bayat 2006: 264).
Altay masallarından Arık-Bökö ve (Şor) Altın Taycı’da, 8 masal kahramanları ölüyü diriltmektedir. (Altay) Ay Han (Radloff 1999: 108) masalında işkenceye maruz kalarak, birden çok kez parçalanmak suretiyle öldürülen adam, oğlu tarafından her seferinde yeniden diriltilir. Bu Şaman söylencelerinde görülen Şamanın ölüyü canlandırabileceği (Bayat 2004: 165-170) şeklindeki yaklaşımın masala yansıması olmalıdır. Zira kahraman, Şamanın diriltme gücüne sahiptir."

Şimdi de kamlardaki bu ölü diriltme ritüelinin Âşıklardan Karacaoğlan için anlatılan hikâyede nasıl karşımıza çıktığına bakalım. Hikâyeyi Dr. Doğan Kaya'nın "Karacaoğlan'ın Efsanevi Kişiliği" adlı makalesinden özetleyerek aktarıyorum:

Han Mahmut'un Hikâyesi

Bir âşık olan Mahmut kardeşi Kamber'i yanına alır ve Mısır paşası Cafer Paşa'nın kızı olan Nigar'ı bulmak için yola çıkar.Mısır'a ulaşıp, Cafet Paşa'nın altmış âşığını mat eder.Bunun üzerine Cafer Paşa Âşık Mahmut'u yanına alır. Mahmut, paşanın kızı Nigar'la görüştüğünde, Nigar ona mendilini hediye eder. Diğer âşıklar bunu Cafer Paşa'ya ispiyonlayınca, paşa demirden bir sandık yaptırır ve içine iki sevgili Mahmut ile Nigar'ı koyarak sandığı suya attırır. Mahmut'un kardeşi Kamber sandığı takip eder ve kıyıya vurduğu yerde sandığı açar. İki sevgilinin de öldüğünü gören Kamber de yerden aldığı bir taşla canına kıyar. Ölüleri bulan yöre halkı Âşık Karacaoğlan'a haber verir. Karacaoğlan ondört yıl önce toprağa gömdüğü sazını çıkarır. Sazı halen ilk günkü gibi sağlamdır. Üç ölü için sırayla bir deyiş söyler ve üç ölü de dirilir.

 

 
Karacaoğlan'in Temsili Resmi

NOT:"Ölü Diriltme" konusunu merak edenler, ayrıntılı bilgi için Ozan Aydın Bey'in makalesini ilgili bağlantıdan okuyabilirsiniz:

https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,659/kara-yerin-sirri-nekronomikon-3/ozan-aydin

SONUÇ: Açıkça görüldüğü gibi kamlık ve âşıklığın daha bu kazanımlar elde edilmeden adaylarda başlayan benzerliği, kazanımlar elde edilirken ve sonrasında da devam etmiştir.

Saygılarımla...

Âşık Avşarî

DİĞER YAZILAR:

Sunum: https://youtu.be/oyxzwie5A3A

1. Bölüm: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7897/siklarin-aski-1

2.Bölüm: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8020/siklarin-aski-2

3.Bölüm: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8060/asiklarin-aski-3




KAYNAKÇA:

-Eliade, Mircea (1999) "Şamanizm" Çev: İsmet Birkan. Ankara: İmge Kitabevi
-Günay, Umay "Türkiye'de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi"
-Durbilmez, Bayram. “Efsaneden Destana:
Kazakistan’da Korkut Ata ve Korkut Küyü”, Millî Folklor-Uluslar Arası Halkbilimi Dergisi, c.8, 60 (Kış), Ankara, 2003, s. 219- 232.
-Ögel, Bahaeddin "Türk Kültür Tarihine Giriş 9, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991.
-Bilgili, Nuray "Türk Mitolojisi"
-Kaya, Doğan " Karacaoğlan'ın Efsanevi Kişiliği"
-Türkan, Kadriye "Türk Dünyası Masallarından Yansıyan Şaman Olgusu", Bilig (2015, 74. Sayı)
-Bayat, Fuzuli (2004). Türk Şaman Metinleri (Efsaneler ve Memoratlar). Ankara: Piramit Yay.



Bu haber 1,855 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler

    1. Yaratılış ve Atom

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    15,741 µs