En Sıcak Konular

Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı

6 Eylül 2020 18:45 tsi
Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı

Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı

 https://www.youtube.com/watch?v=2kvnTUVqhIE

 

 Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birbir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

 -Yener DURSUN: Ocağımızın Kurucu Banisi, Gönül Kıymetlimiz ve Sevgili Koldaşlar hoş geldiniz. Her zaman bir arada bulunamıyoruz. İş, güç dolayısı ile ama böyle bir araya geldiğimizde biliyorsunuz ki klasik bir bizim program versiyonumuz, muhabbet oluşuyor. Mutlaka bu muhabbetin olmazsa olmazı kaynağı Sultanımız oluyor. Hemen bulduğumuz yerde birçok sorular soruluyor. Bu sorular ile beraber daha önce internette sorulmuş olan sorularda var. Dolayısı ile herkese cevap verme niteliğinde biz hazır bulduğumuzda Sultanımızı lütfediyorlar ve hemen bir muhabbet hasıl oluyor. Bugünde onlardan bir gün. Yine koldaşlarımızla, Sultanımızla bir aradayız. Bu vesile ile başta Sultanımız olmak üzere sizlere hoş geldiniz diyoruz. Tabi bu oluşan muhabbetten elde edilen deruni bilgilerin burada olmayan koldaşlarımızla da paylaşılması açısından kayıt yapıyoruz. İnşallah hayırlara vesile olsun diyerek sözü Sultanıma bırakıyorum. Buyurun Sultanım.

-Oktan KELEŞ: Teşekkür ediyorum. Yine bir muhabbet ortamındayız. Ocağımızın bereketi ile İnşallah nasiplenelim. Sohbetlerimiz bizim çok olağan ve doğal oluyor. Tabi ki konferans ve çalıştaylar haricinde bu bir muhabbet olacak. Konuşacağımız konularda çok fazla dünyevi olmuyor. Yani son model araba, telefonu falan şeylere çok ilgi duyanlar yok aramızda. En azından aşırı derece muhabbet edecek babta. Geçtiğimiz günlerde yine epey oldu bazı konular işlemiştik. Onunla ilgili sorular sorulmuştu. Zamandan kar yapmak amaçlı bazılarını not alalım ya da not alırız onları sorun demiştim. Ogün galiba birkaç soru, not almış. Bu arada da daha çok açılan konular etrafında sorular olursa daha da yelpaze genişler ve konudan çok çıkmadan tekrar söyleyeyim doğaçlama bir şekilde ilerleyebiliriz. Evet buyur Ogün.

Ogün Emir YAYLA: Sultanım, geçen hafta yaptığımız bir küçük sohbette zaman kısıtlı olduğu için daha sonra açalım diye not almıştım ben. Süleyman peygamberin inşa ettirdiği mabet, cinlerin Süleyman peygamberin vefatından haberdar olmadan mabedini inşaatına devam etmeleri, bastonun kurtlar tarafından yenilip Süleyman peygamberin yere düşmesi ile cinlerin onun öldüğünü fark edip mabedi yarım bırakıp gitmeleri. Burada şöyle bir sorum vardı. Bu yarım kalan mabedin akıbeti ne oldu? Cinler orayı terk ederek nereye gittiler? Böyle bir not almıştım Sultanım.

-Oktan KELEŞ: Evet, birkaç daha notum vardı. Diğer arkadaşlarda notlarını çıkarsınlar. Şimdi biz burada altın sırrı ile ilgili ve yine Yusuf Kuyusu ve Altın Elbiseli Adam konusunu işledik. Oradan arta kalan sorular bu onu belirtelim. Çünkü o çok önceleri yapılmış konular içerisinde yerini almıştır da. Bizim arşivlenen konular var, sohbetler var. Onlar bazen yayınlanıyor bazen zamanı geldikçe yayınlanıyor vs. Bu konuda onlardan bir tanesi idi altının eksilmesi ona binaen. Şimdi tabi o konu ile anlatacaklarımızı birleştirsinler diye bu açıklamayı yapıyorum. Konuya vakıf olanlar var. Yayınlandığı zaman konuların kopuk olduğunu hissetmesinler diye bir önce ki Yusuf Kuyusu Altın Elbiseli Adam başlıklı idi. Bunu izlemeden cevapları çok cevap kabul etmesinler. Çünkü kafa karışmasın. Ne demek istiyoruz yani işin temeli orada. Bu birazda açılımı diyelim. Evet, Süleyman peygamber kısaca, cinleri çalıştırıyor. Cinlerden kasıt ne defaatle belki anlattığımız meseleler ayakları ters, kulakları şöyle, burunları böyle falan filan. Yoksa Cin Can örtülü kelimesi ile alakalı bunun içerisine birçok varlığın, şuurlu varlığın gireceği, insan fizyolojisinden ve yaratılışından biraz daha farklı kısmen avantajlı veya dezavantajlı bir yaratıma, tasarıma sahip olan varlıklar diyelim. Ömürleri belki uzun belki kısa, hareket tarzları farklı yani fizik ötesini kullanabilen metafizik dediğimiz veya boyutlar arası varlıklar. Hepsi de cin tabirini kullandığımızı tekrar vurgulayalım. Mesele uzaylılara da cin denilebilir mi? Kuran literatüründe cin, örtülü varlıklar açıklaması ile tabi ki denebilir. Önemli olan burada Zayirat 56. ayette de cinler ve insanlar kulluk edilmesi meselesi ibadet anlamı ile tabi onu işlemiştik daha önce. Şuurlu olduğu için anılması itibariyle böyle bir şuur var bunlarda hatırlatalım senin söylediğin ayette daha önce ben kitaplarımda ya da çeşitli vesileler ile anlattığım konular. Cinlerin gaybı bilmediği Kuran tabiri ile konuşuyoruz. Süleyman’nın çalıştırdığı onları hatta korkudan Süleyman peygamberdi o, birbirleri ile fısıldaşarak Süleyman bize bakıyor işimizi doğru yapalım tapınak veya yaptığı iş neyse o, onunla iştigal ettikleri ve daha sonra Süleyman peygamberin vefat etmesi asasına dayalı şekilde asayı bir kurt yiyipte dengesinin bozulması ve Süleyman peygamberin yere yığılması ile cinlerin evet bu ölmüştür deyip Yasin Suresinde ki mevzu ile de evet Allah da diyor ki onlar eğer şayet gaybı bilselerdi cinler böyle alaycı bir konumda hatta azapla düçar olmazlardı. Şimdi bu işin bir boyutu fakat yapılan bir iş var. Şimdi altın eksilip, altın deneyi geçtiğimiz o videoya atıf yaptığım mesele nereye gidiyor bu boyuta mı gidiyor bu. O bilgiye baksınlar. Yapılan bir inşa var. Şimdi tapınak fizik âlemde mi yapılıyordu, metafizik alemde mi yapılıyordu? Bu soruları sormadan açıklamalara girer isek artı Süleyman ölmeden önce, vefat etmeden önce yapılan şey ile vefatından sonra devam edilen şey aynı mı? Şimdi İslam dünyası bunu hiçbir zaman sormaz. İşi cinler gaybı bilmez, Süleyman peygamber öldü falan filan gibi, tefsirlerini de israiliyattan birkaç alıntı ile işi kurtarırlar bırakırlar. Bu sefer insanlık dinin ya da Kuran’ın anlattığı şey onların algıladığı ve bize empoze ettiği kadarını alarak anlatmaya gelecek nesillere aktarmaya başladı. Şimdi soralım burada ki herkes katılımcı olsun. 1) Bu tapınak bu boyutta mı yapılıyordu? Yoksa başka bir boyutta mı? Yani fiziki âlemde mi,  metafiziki alemde mi yoksa başka bir galakside mi? 2) Süleyman peygamber yaşarken onları çalıştırıyor değil mi Kuran tabiri ile. Onlarda korkuyor dikkat et bak Süleyman bize bakıyor diye aralarında fısıldaşıyorlar işlerini yapıyorlar yani korkudan yaptıklarının altını çizelim yani isteseler demek ki yapılmayacak, isyan edecek başka varlıklarda var o işin başka boyutu. Fakat Süleyman peygamber vefat ediyor. Sorulmayanı soruyoruz. Bunlar iş yapmaya devam ediyor. Şimdi mimarları düşünün plan, proje hayatta iken sunuyor ve çalıştırdığı insanları değil mi mühendisleri ve alt kadroya devamlı bilgi aktarmak zorunda en azından kontrol etmek zorunda. Hayatta iken bunu yapıyor, öldü mimar o proje belki var plan olarak çizilmiş ama bunun devamı, bekasının sürmesi için yine o mimara ihtiyaç var. Fakat burada mimar dediğimiz Süleyman peygamber vefat etmiş ancak ölmediği zannedildiğinden dolayı plan işliyor. Fakat ölmeden önceki plan işlemesi ile öldükten sonra cinler bunu yaptığına göre işlenen şey aynı mı? İki soruyu şöyle aramızda bir beyin fırtınası yapalım. Cevap vermek isteyen arkadaşlar buyursun. Ogün konuyu sen açtın sen söyleyeceksin. Sessiz kalmayın.

-Ogün Emir YAYLA: Sultanım, 1. Soru fiziki âlemde miydi, başka bir boyutta mıydı diye.

-Oktan KELEŞ: Yani bu tapınak dediğimiz şey işte onlar bir şey inşa ediyorlar yani.

-Ogün Emir YAYLA: Benim aklıma şöyle bir şey geldi. Bu eğer bu fiziki bir alemde olsaydı Süleyman peygamberin asasına dayalı vefat ettikten sonraki süreçte mutlaka birileri Süleyman peygamberin yanına bir şey danışmak için gelirdi fiziki âlemdeki insanoğlu yani ademiyet. Benim anladığım o süreçte Süleyman peygamber insanların arasında değildi yani bulunduğu mekânda. Çünkü uzun bir süre geçiyor hiç kimse yanına gelmiyor yani cinler onları görürdü yani Süleyman bunlarla niye konuşmuyor falan diye. Anladığım kadarı ile bu farklı bir boyutta. Zaten cinleri çalıştırması da insanın çalışamayacağı bir sistemin içinde olduğunu gösteriyor. Bu şekilde düşünüyorum Sultanım ilk sorunuz için.

-Oktan KELEŞ: Evet güzel. Başka arkadaşlar bu konu ile ilgili Salih sen ne düşünüyorsun?

-Salih YAVUZ: Ogün’ün söylediği biraz önümüzü açtı diyelim. Cinlerin ulaşamayacağımız bir boyutta çalışmaları, neden başka varlıklar çalışmadı, örtülü varlıklar çalışıyor yani bizim şu anda algılayamayacağımız varlıklar çalışıyor. Bunun üzerinde biraz düşünülebilir.

-Oktan KELEŞ: Boyutsal olarak da bizim çok sezemeyeceğimiz bir boyutmuş gibi düşündürüyor. Dede sen ne düşünüyorsun? 

-Bülent BATUR: Hiç bunu şimdiye kadar böyle düşünmemiştik. Yine anlatıldığı gibi bize sunulan Süleyman Mabedi var ya hep orayı düşünüyoruz zahiri olarak. Hep onun üstüne düşündüğümüz için hiç aklıma bir şey gelmedi konuşulanların haricinde.

-Oktan KELEŞ: Başka fikir beyan etmek isteyen Yasin buyur kardeşim.

-Yasin AKDOĞAN: Sultanım, ben burada bir ayrıntıyı anlamak için sormak istiyorum. Burada ki söz konusu olan mesken, mabet mi, tapınak mı? İkisi arasında ben de farklı bir algı oluşuyor. Onu ben düzeltmek istiyorum.

-Oktan KELEŞ: Şimdi tabi mabet ile tapınak arasında bir fark var. Fakat biz bunu tapınak olarak düşünüyoruz. Çünkü sadece mabet işlevi görecek bir yer olsaydı acaba şöyle de sorulabilir. Cinler bunu yapıyorsa cinler mi burada ibadetlerini yapacak gibi sorular sorulabilir. Bizi ne bağlar yani diyebilirdik. Kuran niye bunu zikretmiş gibi birçok soru sorabiliriz. Tapınağın daha kapsayıcı bir anlamı olduğundan dolayı tapınak dememiz daha doğru zaten öyledir de aslında. Fakat tabi bu bildiğimiz tapınaklardan falan da değil yani aslında anlaşılsın diye söylenilen bir basit isim. Evet buyur.

-Yasin AKDOĞAN: Şununla bağlantı kurmak istiyorum. Çünkü Kuran’da bazı ayetlerde tapınak der ibadethanelerde Allah’ın bir yönlendirmesi var. Yani Biz İbrahim’e dedik ki işte o yer burası. Burayı tekrardan ihya et, yükselt. Yani bir yönlendirme var. Şayet yanlış ve eksik zikrediyorsan düzeltmenizi rica ediyorum. Süleyman peygamber bir emir üzerine mi böyle bir tapınak inşa ettiriyor yoksa bir talep mi var?

-Oktan KELEŞ: Evet bunlar ara nüanslar. Kendiliğinden bir şey yapacağını düşünmüyoruz, kendinden yaptığı şeyler olmasına rağmen. Fakat bu konu biraz daha kapsayıcı bir konu olduğu için, Kuran’da da yer aldığı için yani yapılsa yapılsa bu bir emir ile yapılan bir şey diye düşündürüyor. Çünkü bununla ilgili aleyhte bir söz yok, lehte de tam senin söylediğin anlamında bir söz olmamasına rağmen kitabın bize göstermiş olduğu resimde kitaba konu olması itibari ile sanki kafasından ya da kendinden yapılan bir şey olmadığını da bir ruhsata dayalı en azından yani bir emirde olmasa, kendi talebi de olsa bir ruhsat verilmiş yap denmiş ki cinleri de çalıştırabilecek maharet ve yeti ona sunulmuş, kudret verilmiş ve o kudreti de kullanıyor yani. Bunu da böyle düşünmek gerekiyor.

-Bülent BATUR: Farklı bir boyutta ki tapınak yapma şeyi nereden geliyor. Neden farklı bir boyut?

-Oktan KELEŞ: Evet şimdi orada da bildiğimiz tapınaklardan değil derken bunu kast ediyorum. Biraz daha konuyu irdeleyelim. Ama o 2 soruyu unutmayın. Yani bu boyutta mı o boyutta mı biraz birinci soruyu açmaya başladık. Fakat ikincisi işte öldükten sonra yapılan ile onların bilmediği halde devam ettikleri konu aynı mı? Mimar örneğini şerh edelim ona bir virgül koyalım. Şimdi Salih’inde dediği gibi, katkıda bulunmak istiyor musun, Salih buyur.

-Salih YAVUZ: Süleyman (A.s.) ile ilgili ayetlerde, bakırı oradan seller gibi akıttık diyor. Şimdi baktığımız zaman bakır şu anda ki elektrik kabloları da bakırdan sanki bir sel gibi akar gibi durumlar var. Acaba bu yapılan inşada diyelim bu teknolojinin bakır teknolojisinin, elektrik teknolojisini bir yerde kullandı mı diye düşündüm.

-Oktan KELEŞ: Evet bunlara gireceğiz. Çünkü hem elektriğin ya da manyetizmanın, manyetik biliminin bunlarla ilgili bazı görüşleri var. Fakat biz konuyu şöyle ele alsak. Şimdi bu boyutta mı yani yaşadığımız müşahede âlemi dediğimiz, beka aleminde mi yoksa bir başka alemde mi yapıldı? Şimdi bir kere Süleyman Tapınağı’nı biliyorsunuz Yahudiler hala oluşturmaya çalışıyorlar. Hatta Mescid-i Aksa’nın altını kazarak aradıklarını iddia ediyorlar. Bununla ilgili arkeolojik çalışmalar yapıyorlar. Sık sık bu konu ile ilgili o bölge de biliyorsunuz ki kaos çıkar ama yıllardan beri iddiası o dur. Eski metinlere falan baktığımız zamanda onların belgesellerine, dini terminolojilerine bununla ilgili bir çok anekdot var Süleyman Mabedi ile ilgili, Süleyman peygamber ile ilgili. Tabi biz Kuran bilgisinden o pencereden bakacağımız için meseleye mesela Kuran’da bir tabir var; ‘Ona büyücü dediler.’ diyor. Hatta Kral Süleyman diye geçiyor. İşte kral peygamberler, kral olmayan peygamberler yani yönetici anlamında kral deniyor. Bakıyoruz ki burada insanlar için olsa, onların dediği gibi iddia edildiği gibi arkeolojik kazı ile meydana çıkarılabilecek bir eser olsa, kalıntılar olsa bu boyutta yapılmış gibi kabul edeceğiz. Fakat cinlerden bahsedilmesi, cinlerin çalıştırılması şimdi neden mesela insanlar çalıştırılmıyor, insani bir fizik kanunu yok gibi gözüküyor. Matematik, geometri kullanılmamış gibi gözüküyor. Orada insanlardan bahsetmiyor ayet, cinler böyle böyle yaptı diye çok açık ve net yani yoruma muhtaç falan bir ayette değil. Yahudiler bunu arıyor. Şimdi gelelim ilk defa madem öyle bir şey söyleyeyim. Birincisi, bu da ilk defa olacak yani dedik ya ilkleri açacağız onlar peşimizden gelecek. İslam dünyası şunu bilmesi lazım, insanlıkta bilsin bunu. Bu yahudi namussuzları kızıyorlar bana böyle konuşunca da israilli namussuzlar diyorum. Musevilere dinleridir bir şey demiyoruz yani inanca karışmıyoruz bize karışmadıkları sürece, hele ki Türklere karışmadıkları sürece ama Türklerinde rahatsız olacağı şeylere de karışmayacaklar insanlara da bulaşmayacaklar. Onlara karışınca bizde işin içine girip otomatik olarak karışmak zorunda kalacağız. Bunların iddası şu; Süleyman Mabedini çıkaracağız. Yıllardır bu işin içinde biri olarak söylüyorum bu konuları takip eden vs. İşte Mescid-i Aksa’nın altını çökertecekler bunlar yıkmaya çalışıyorlar, o mabedi yeniden çıkartmaya  çalışıyorlar, ya da aslında yok da sırf Aksa’nın yıkılması ile yeni bir düzen oluşturmaya çalışıyorlar falan gibi bir çok binlerce bununla alakalı bilgi var. İşin aslı şu; 1) Süleyman peygamber cinleri çalıştırdığına göre bu boyutta olmadığı çok açık. Biraz tuzak sorularla ya da kelimelerle biliyorsunuz benim biraz metodum öyledir hani konuyu açalım diye. 2) Cinlerle alakalı olduğuna göre bu boyutta olmadığını anladık doğru mu? Şimdi yahudilerin Süleyman tapınağına bakış açısı ile ne alakası var diyeceğiz yani söylediğim kelimeleri lütfen unutmayalım hatta ben unutursam lütfen hatırlatın. İkincisi ise en önemli şey bu alemde olmadığı gibi aslında bir başka âlemde de değil.

-İlhan Ağabey: Acaba her iki tarafta da mı var. Şimdi biraz önce Salih kardeşimiz dedi ya bakır ileti…

-Oktan KELEŞ: Şimdi oralara sonra geleceğiz. O işin çok sonra ki meseleleri, onlar cinler konusunda belki konuşulabilecek örtülü varlıklar, güçler konusunda diyelim tam cin kelimesi de karşılamaz onları. Bizim anladığımız cinden bahsediyorum böyle uydurma kaydırma işlerden değil. Bir, öbür boyutta değil ama öbür boyutta cinler var. Dedik ki bu boyutta olsaydı cinlerden bahsedilmezdi matematik, fizik kurallarına göre bu cinlerin işi değil. İki, bu boyutta da değil yani insani boyutta değil, o zaman bir ara boyut olması gerekiyor. Şimdi sadece delili cinlerden getir, cinler çalışıyor dersek Süleyman’da insan onu nereye koyacağız. Yani insanlara ait bir geçiş alanı da var. İşlevi olacak bir tapınak, bir bilgi belki galaksiyi yerinden oynatabilecek bazı sırları oluşturabilecek bir yönetim merkezi v.s, aklınıza ne gelirse diyebilirsiniz ama o tartışmanın sonra ki bölümü. Fakat bir ara bölge var yani burada hem insanlar faydalanacak, hem örtülü varlıklar dediğimiz varlıkların faydalanacağı bir alan. Şimdi İlhan’ın dediği gibi o elektrik işinde uzman olduğu için daha ilgisini çekti yani bu araya kablo döşeyebiliriz İlhan. Tabi işin latifesi, bunu bir kere böyle alacağız. Peki, Yahudiler bu işi niye bu kadar yani arkeolojik kalıntıdan falan mı medet bekliyor. Hayır. Bugün oluşturulmak istenilen mabet dediğimiz şey aslında büyük bir tapınak diye Yasin’in mabetle tapınak ayrımına vurgu yapması meselesi ile aslında işin çok dahabüyük yani duvardan köşeleri, çatısı, kapısı, temeli olan bir yer değilde büyük bir teknolojik veya her iki aleme geçiş sağlayabilecek ve oradan yönetim yapılabilecek hem fiziki alem hem fizik ötesi alem, boyutlar arası, boyutlar ötesi v.s. birçok alana sirayet edecek bir güç, temsilgah makamıdır bu ve bu yarım kalmıştır. İşte asıl sır budur. Yahudilerde burada ki bilgileri araştırıyorlar yoksa onun altında o salaklar da onun tapınak olmadığını biliyor ama bizim Müslüman kardeşler mi diyeyim onlara işte onlar anlamıyor. Şimdi mevzu bu. Bu kadar ucuz mu? Adam ona bütün devlet ideolojisini, siyonizmi yerleştiriyor ve oradan bir tane taht çıkacak diyor bizimkiler söylüyor onlar onu söylemiyor onlar akıllı yani bir tane tahtadan tahtada erimiş gitmiştir kaç bin sene olmuş uçmuş gitmiştir ya da metal arkeolojik bulgu, bu mu yani. Mesele oradan çıkabilecek belki bir tablet ki, tableti de şey olarak düşünmeyin ilkel tabletlerden bahsetmiyoruz, ileri teknoloji iki boyut arasında çalışabilecek bir anahtar ki onların teolojilerinde, birçok kabalitik şeylerde Süleyman’ın anahtarı diye bir kavram vardır, Süleyman’ın yüzüğü meselesi farklıdır, Süleyman’ın anahtarı. Aradıkları şey bu. Süleyman tapınağı koduyla buna ulaşıp işte bütün o dünyanın boyutlar arası geçişin yönetim temsilgahına ulaşmaya ve onu tamamlamaya çalışıyorlar yarım kaldı bu. Bu şu anda ne cinlerin işine yarıyor ne insanların işine yarıyor. Bakır ilettik meselesi ile de Kehf suresini hatırlatalım Zulkarneyn bir sed çekiyor. Orada bakır kelimesi geçiyor değil mi? Bizimkilerde zannediyor körüklerle koca koca tonajlı şeyler falan hatta bazıları temsili resimler yapmışlardı çok gülmüştüm ondan bahsettim işte böyle yaptı ve körüğü üfledi, körük dünyanın yarısı kadar bir insan bunu nasıl yapabilir? Eee o peygambersen ne karışıyorsun falan diyebilir de o körüğü peygamber tek başına mı yaptı. Tabi bunlar komik şeyler ama işin daha ilkel beyinle bakış açısını geçip daha öncede vurguladım daha üst frekanslarda analiz etmemiz gereken bir konu olduğu çok açık. İşte şimdi Kuran-ı Kerimle de siret-ül evvelin dedikleri işte anlatmışta bakır gelmişte, Musa şunu yapmış, İsa bunu etmiş falan filan değil. Özellikle ateistlerin veya ateistten daha tehlikeli olan Müslümanların, yani anlamayan Müslümanlardan bahsediyorum müminlerden bahsetmiyorum. Müslüman takıntım oluştu, mümin değil.Müminler üst tabaka ayrı konu. Müslümanların bu işi ilkel bir frekans bilgi ile ve işi mucize moduna çekip, hatta iman kaygısı ile Allah’ ın gücü bu falan deyip ötelemelerinden kaynaklı fakat her öteleme bize ve bizden öncekilere zarar getirdiği gibi şerliler tarafından bizden sonrakilere de zarar getireceği çok açık olmasına rağmen İslam dünyasının içinde bulunduğu rezalet, kepazelik ortada olmasına rağmen değil mi? İslam münezzehtir onu her zaman söylüyoruz. Şimdi biraz anlamışlar beni bazen ismime Kafir zındık diyorlardı. Biri diyor ki bunu bunu ayırıyor falan yani ayırıp ayırmama meselesi de değil konu. Herhalde yani bizim derdimiz İslam’la haşa cebelleşmek değil İslam diye yutturulan yanlış bilgilerle. Şimdi ne diye çıkarıyorlar Alevi- Sunni değil mi Şia-Sunni bilmem ne falan filan. Şimdi baktığımız zaman iki tarafta da hikmetli sözler bulabilirsin, hadis kaynakları bulabilirsin, kaynaklar bulabilirsin. Mesela şimdi İlhan Sunni olsa ben Alevi veya Şia olsam İlhan’a yaklaşmıyorum toptan reddettim. Toptan ret edişim orada ki hikmetli, güzel kaynaklara da ulaşamama anlamına geliyor tam tersi o da bana bu şekilde yapacak işte bu kimin işine yarıyor. Hakikati örten biri vardı değil mi? İşte mesele bu,böldüğü zaman çokta güzel bölünmüştü ekoller böyle. Ben şimdi Sunni falan değilim, Alevi falanda değilim ama Alevi canları çok seviyorum onlarda beni sever hatta ben Sunni ekolden çok onları seviyorum. Şimdi bunu merak edenler oluyor da ondan söylüyorum. Bu benim gönlüm kardeşim kime ne, kim kimi seviyorsa sevsin. Kişiler değil bahsettiğimiz konu, onların tavrı daha düzgün hakikate ulaşmak adına, daha uzlaşıcı biri de tahakküm kurucu. Sonuçta bende Sunni bir gelenekten gelen bir ailenin çocuğu olarak yetişmiş biriyim ama baktım ki tahakküm kuruyorsun sen, sizin tahakkümleriniz hikmete ulaşmamıza engel oluyor. Aaaa Bektaşi kurban ol Bektaşi’ye, aaa Alevi kurban ol Alevi’ye. Şimdi mesele hikmete ulaşmak, manaya ulaşmak değil mi, Yaratıcına ulaşmak için bir merdiven basamağı aramak değil mi maksadımız. Tamam var ama ne sen o basamağa gidiyorsun, ne öbürü o basamağa gidiyor. Çünkü o şu’cu, sen bu’cu işte bak örtülmüş her şey. Buarada da tabi soslamışlar bunu her zaman söylemenin bir anlamı yok. İnsani olmayan şeyleri din diye algılatmışlar, insanların inanç duygularını tahrik etmişler, yezid denen köpeğe radıyallahuanh demişler. İyice de kamçılamışlar bunu, daha da körüklemişler bu ayrıştırmayı beyinsiz takımı şimdi olay bu. Şimdi gelelim konumuza dönelim. Köpekte güzel bir varlıktır, o köpek bile değil yani ne diyelim it mi diyelim köpeğe kurban olsun. Mesele şu, biz hangi tapınaktan bahsediyoruz kardeşim arkeolojik bir eserden mi bahsediyoruz, uydurma kaydırma işlerden mi? Bizi birileri ilkel olarak beynimizi aşağı çekmeye çalışıyor. Zaten aşağıya indirilmişiz bir türlü çıkamıyoruz. İpte atmışlar oradan bize değil mi Ali İmran suresinde ip vardı uzan filan. O da bakıyoruz lan ya çürükse diyoruz yukarı doğru çıkarken, ya kendimize güvenmiyoruz ya da işimize gelmiyor ya da ip olarak tabi mecaz yapıyorum tabi burada diyoruz ki ya kısa yoldan bizi alsana ya iple miple uğraştırma diyoruz nefsanî bakış açısıyla başka şey söyle falan filan. Şimdi peki bu cihetten baktığımız zaman demek ki Yahudiler daha büyük bir şeyin peşinde dünyayı ve dünya ötesini yönetmeye talip adamlar. Tabi biz Türkler olduğumuz sürece ve olacağız ona müsaade etmeyeceğiz. Bunun önünde engel Müslümanlar değil bunun önünde engel Yüce Türk Budunu, Milletidir bak onlar bunu çok iyi biliyor. Birçok eserinde çaktırmadan bunu da belirtiyorlar. Müslümanlardan zerre kadar tırstıkları yok adamların. Yıllardan beri 1988ti benim ilk yazım Milli Gazete’de bunlar üzerine yayınlandı kaç sene geçmiş 32 mi? 32 seneden beri terane benim hayatımdaki şey bu. Yani değişen bir şey yok. Değişecek bir şey de yok bu yolla. Çünkü yaratıcı ne diyor kendinizi değiştirmezseniz sizin durumunuzu da değiştirmem bu kadar açık doğru mu Yasin? Yani biraz önce de hangi kardeşimle konuştum Olcay ile galiba Olcay nerede? İçeride yorgundu o. İşte şöyle şöyle dedi abi niye böyle oluyor bu Müslümanlar ya da bizim tarzımız şöyle böyle ona bir kelime sarf ettim yeri gelmişken onu da söyleyeyim. Yani hep belirli bir şikâyet var ya bizim toplumumuzda ya işte falanlar şöyle yapıyor filanlar böyle yapıyor işi siyaset boyutundan al, sosyoloji boyutundan al, kültürel, psikoloji ne dersen hep böyle bir şikâyet var, ekonomi Yaratıcı diyor ki neye layık olursan onunla yönetilirsin diye hadisten de söz edilir. İnanırsın inanmazsın bu bilimsel olarak doğrudur yani hep söylemişimdir burada biz hırsız olursak başımıza bir hırsızı atarız. İşimiz öyle çünkü bir dürüst adamı atar mıyız taş koyacak önümüze ya da tam tersi olsa değil  mi onlar hırsız atar mı falan. Yani neysek bizi yöneteceği insanı bizzat seçmesek de bilinçaltımızda, ruhumuzda, bilincimizde “Yaratıcı hiç bilmez mi ayeti gereğince” biz aslında seçtiriyoruz, bizim duygu frekanslarımız seçtiriyor. Şimdi şikâyet edenler bir de biraz daha ileri gidelim Allah bunlara niye müsaade ediyor? Cevabım tektir böyle kula böyle Allah anladın mı? Siz bunu istediğiniz şablona oturtun sosyolojiye, psikolojiye, siyasete bu kadar basit. Böyle kula böyle Allah bitti başka bir Allah da yok yani hani yanlış anlaşılmasın ama Allah’ın vasıflarının sizin üzerinizde değişmesini istiyorsan önce sen değişmek zorundasın ve bunu toplumca yapmak gerekiyor. Evet, bireysel olarak aramızda iyiler vardır eee toplumsal olarak… Geçen söyledim demi dağda Tengri ile bağını kopardığı dönemlere toplumun fetret dönemi denir yoksa peygamber gelmemişte bilmem şey olmamışta falan filan. Allah devamlı bir şey gönderiyor yani doğru mu şimdi oraya girmeyelim. Türk milleti de düşünsün, titresin, kendine gelsin defaatle söyledik.

Tapınak meselesine geri dönecek olursak eksilen mesele geçtiğimiz anlatı da. Yarım kalan bir şey var şimdi bu kadar anlatımla arada bir bölge var. Aradan insanların o bölgeye geçeceği, o bölgeden aradan bizim bölgeye geçiş olacak bir kapı, ara bölge. Yani cinlerin ve insanların veya şuurlu varlıkların veya arada buluşulacak bir boyuttan bahsediyor ve orada oluşulan bir yönetim sırrı bilim de buna, teknoloji de yani buna sadece dini terminoloji yükleyerek işi masalsı hale getirmeyelim din masal değil de hayalimizde tahayyül ettiğimiz şeyleri küçültmeyelim anlamında söylüyorum. Buraya kadar olan bölümde fikriyatı değişen veya bir şeyler söylemek isteyen varsa. Buyur Salih

Salih Yavuz: Bu bize tapınak olarak yorumlatan bir kelime var orada ama tapınak manasına gelmiyor esasında bence çünkü orada mihrap diye bir kelime mihrap işte camilerden bildiğimiz için biz işte burası tapınaktır yani veya ibadet merkezidir diyoruz ancak daha çok meharip harp kelimesinden geliyor. Harp, karargâh gibi algılanabilir yani harp belirleme yeri meharip. Daha çok savaşla ilgili karargâh merkezi inşası gibi bence.

Oktan Keleş: o bir hatta olabilir değil mi hatta bir türk sanat musikisinde mihrabım diyerek sana yüz vurdum… mihrap kelimesi hat oluşturulabilecek bir yer. Senin için anlamlı ama sureti bir, fiziki bir boyutta gözlemlenebilecek bir alan dediğin gibi savaş tabi bu savaşın alanlarını, sınırlarını genişletebiliriz. Tahta kılıçla savaşmaktan bahsetmiyoruz yani her devire göre değişebilecek ya da öyle bir yer ki karargâh işte bir öğretiyle bu elde edilebilirse işte o anahtarı düşünelim şunu bunu düşünelim biraz önce arz ettiğim konulardaki gibi başka bir anlam çıkabilecek bir şey. Tapınak onun için dedim yani tam bizim anladığımız mana da tapınak değil derken bu konuya aslında atıf edecektim ileride erken oldu ama iyi oldu. Başka bir şey söylemek isteyen?

Salih Yavuz: Kelimeleri irdeleyebiliriz yani daha çok genel manalarına bakılmadı tabi kelimelerin kökünü incelemediğimiz için mesela çanaklar diyor belki bizim bildiğimiz yemek çanakları değil de belki uydu çanakları yani. Öyle bir şey de o bir savunma sistemi olabilir harp karargahı için.

Oktan Keleş: Aynen aynen evet. Çanak mesela içi oyuk iş görülen bir kap gibi algılandığı gibi biz de Türkçe de kullanımı veya o bölge de o dönemin kullanımına girmiş olan bazı şeyleri tanımlamak için kullanılan mesela değil mi çanak, çorba çanağından da bahsetmiyoruz doğru söylüyorsun, çok güzel.

Salih Yavuz: diğer kelimeleri de irdeleyebiliriz belki başka manaları da olabilir

Oktan Keleş: tabi tabi evet çok güzel ya da kuytu bir şeyler mi var bir alanlar mı var orada. Ya zaten tanımlamaya gireceğimiz zaman aslında tabi kazanlar şunlar bunlar. Mesela Davut içinde heykeller yapardık diyor, dalgıçlar seçmiştik onlar için bir başka ayette şimdi onlara gireceğiz ama ben istiyorum ki siz girin şöyle sesli düşünelim. Salih komiserim teşekkür ediyorum yani Salih zaten şey bu konuları araştıran, ilgi duyan bir kardeşim benim sağ olsun. Çalıştaylarda da benim sağ kolum gibi sıkıştığım yerde Salih nerede diye soruyorum. Sağ olsunlar birçok kişi aynı vasıfta. Geri kardeşlerimizde öğreniyorlar o raddeye gelmeye başladılar. Buyurun Yasemin Hanım.

Yasemin Hanım: benim aklıma takılan en başta sorduğunuz soruyla ilgili şöyle bir şey oldu sultanım. Şimdi biz biliyoruz ki Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmaz, boşuna yapılmasını emretmez. Yapılşan yapı ne olursa olsun mihrap veya tapınak bunu bir amaca yönelip mutlaka…

Oktan Keleş: ama ama ama şimdi erenler lügatinden de konuşacağız. Öyle Sünni münni bir şeyler benden beklemeyin. Zaten biraz da bizi ondan seviyorlar ya da tam tersi nefret ediyorlar umurumda da değil. Allah ne dediniz hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Ama boşuna yapılan şeye göz yumar. Bununla ilgili birçok ayet vardır. Bu çok önemli bir mesele. Heva ve hevesleriniz, boşuna uğraşlarınız göz yumuyor. Göz yumma derler değil mi mesela madem sizin dediğiniz gibi kati bir şey varsa.orada da bir murat var bak bu çok önemli bir şey. Siz devam edin.

Yasemin Hanım: burada Hz. Süleyman’a verilen bir emir varsa ben tamamen kendi zanlarımdan hani hareketle söylüyorum. Öyle bir yapının yapılması ile ilgili Hz. Süleyman’a, peygambere mutlaka bir emir var yap diye metafizik âlemde yapılıyor diyelim ki böyle bir yapı. Hz. Süleyman’da iki boyut arasında bir yolculukta mutlaka hani gidiyor geliyor. Orada bir akış var yani ve mutlaka bana göre Hz. Süleyman’ın cinlerin güvenilmezliğini biraz önce konuştuk güvenilmez varlıklar çünkü zorla yapıyorlar istemeden

Oktan Keleş: e insanlar çok mu isteyerek yapıyor

Yasemin Hanım: Peki Hz. Süleyman’ın bir alt kurmayları yok mu onarlı gözetecek hepsine Hz. Süleyman mı bakıyor

Oktan Keleş: siz projeden 2. Sorunun cevabını vermeye çalışıyorsunuz evet

Yasemin Hanım:  yani bir şefleri ya da kâhyaları yok mudur ben tabii ki dünyevi manada konuşuyorum mutlaka oradaki unvanları farklıdır bir hiyerarşi yok mudur? Yani o aklıma geldi. Eğer hiyerarşik bir durum varsa ve metafizik olmayan boyutta Hz. Süleyman vefat ettiğinde cinler onu diğer boyuttan fark edemeyecek durumdaysalar bu rahatlıkla gizlenmiş olabilir bir müddet için.

Oktan Keleş: Evet, mesela Hüdhüd nerede burada diyebilir miyiz? Ölmüş olabilir mi?

Yasemin Hanım: Evet, yani 2 boyut arasında mutlaka gidip gelen kendisi gibi veya kendisinden farklı izin verilmiş varlıklar da vardır diye düşünüyorum

Oktan Keleş: Evet, teşekkür ediyorum. Bunu 2. Soruya geçtiğimiz zaman tekrar lütfen açabilirsiniz. Buyur Ogün.

Ogün : Sultanım biz Kambala-1 çizgi romanı ve Tengri’nin Türk’ün de bir şey öğrendik. Dünya dışı yaşam formunun insanlık ile iletişimde olduğu bir uyması gereken bir protokolden bahsedildi orada. Dünya dışı yaşam formunun uyması gereken bir racon var insanlığında buna uyması gerekiyor. Şimdi ben bunu algıma oturtmaya çalışıyorum bu tapınak ve mabet meselesini. Bu bana biraz şeyi anımsattı sultanım. Bugün hayatın olağan akışı içerisinde bunu çok duyuyoruz yani Uluslararası uzay istasyonu meselesi. Sanki bu da yaşam formları arası bir istasyon gibi.

Oktan Keleş: O zaten kapsayacak onu. Yani normal bir mabet veya tapınak değil deyişimizin sebebi o. Teknolojik düşünün dedim, bilimsel düşünün dedim, boyutlar arası galaksiler arası, gezegenler arası uzay filan oradaki varlıklarla temas şu bu birçok şey düşünebiliriz dedim. Evet, işte bak sen şimdi ilkel düşünmüyorsun. Sen yine devam et kesmiyorum. Ben arada sırada böyle nükteleri belirtmemdeki sebep vurgulamak istiyorum ne demek istediğimi. Yani ilkel beyin deyince yanlış anlaşılmasın bir insan çok moderndir ya adam profesör olmuş fizik profesörü birkaç defa bana yıllar önce yazışmada yaptı. Yıllar önce dediğim de 7-8 senelik hikâye. Bir uluslar arası etkinlik falan vardı şimdi tabi burada söylemeyelim ama yani adını söylemeyim zaten adını da tam çeviremiyorum. O adam Hintli adam profesör, fizik profesörü enerji konusunda da şeydi ama adam ineğe tapıyor kardeşim. Yani ilkel beyin dediğim kısım bu. Demek ki bilimsel olarak bir eğitim almanın veya bir kariyer yapmanın öyle mi Salih bir şeyi de yok. Anlatmak istediğim ilkel beyine kendin indiriyorsun. Ha inançtır diyeceksin şimdi inançların işte iman kaidesini falanı filanı bu işlerde falanı senin de kuranında şöyle uçuyor kaçıyor falan peygamber gidiyor asayı vuruyor falan diyebilirler ama burada somut bir şey var inek var Brahmanlar bunu yapıyor Budistler de değil. Adam duruyor saatlerce bekliyor inek kalkacakta mesela biz ineği çok severiz tandırı güzel oluyor ama yani Karadeniz’de de sütünü tereyağı falan çok yaparlar. Onlar hakikaten de çok sever benim rahmetli nenem bizden fazla ineğini severdi. Ona isim takardı, boncuklar yapardı, oyy sarı kızım filan biz kıskanırdık kimi ineği ama biliyorum ki brahman değildi yani neyse anlatmak istediğim buydu sen devam et kesmeyim.

Ogün: Bir de Süleyman peygamberin anladığım kadarıyla diğer peygamberlerin kıssalarında Süleyman peygamberin kapsayıcılığını göremiyoruz istisnalar tabi var. Anlıyorum ki Süleyman peygamberin hükmünü bütün yaşam formları kabul etmiş. Yani onları boyunduruğu altına almış yalnız ademiyeti değil yani hakikati açıklanmamış varlıkları da Süleyman peygamber boyunduruğu altına almış fakat onların insanları rahatsız edecek pozisyonunun engellemek adına yani bir sulh yapabilecekleri, görüşebilecekleri bir mekân yani bunun şemasını tabii ki bilemem yani de bu tapınak kısmını böyle algılıyorum sultanım.

Oktan Keleş: Çok güzel tapınaktan içeri girdin. Şimdi tapınağın odalarında dolaşalım bakalım nasıl bir yer. Bildiğimiz gibi bir yapı değil dedim zaten onu öyle düşünmeyelim öyle tahayyül etmeyelim. Bir bilgi merkezi, Salih’in dediği gibi mihrap dediği kısmı da gözümüzün önüne getirerek daha da çerçeveyi genişletebiliriz. Başka bir şey başkanım buyurun.

Yener Dursun: Sultanım şimdi ilk soruda sorduğunuz soruda birçok arkadaşımız söyledi. Cinlerin bizimle aynı boyutta olmamaları yani gizli olmaları, saklanmış olmaları.

Oktan Keleş: Aynı boyutta olmamıza rağmen bazılarıyla bizim onları çok rahat göremememiz, sezemememiz konusu.

Yener Dursun: fakat onları görmesek de varlıklarını inkâr edemiyoruz, yaratılmış olmalarını inkar edemiyoruz hem Kuran ayetinde delili var. Diğer şekliyle Süleyman a.s mülkü konusunda ona inanmadılar şeytanlara inandılar inkar ettiler Süleyman inanmadı diyor mülkü konusunda. Eğer bu mülkü dünyada olmuş olsaydı biraz önce söylediğiniz gibi arkeolojik olarak bunları bulabilirdik, görebilirdik, bir iz bulabilirdik.

Oktan Keleş: Ha tabi Süleyman meselesi onlar Solomon şu bu falan birçok şey var hani kayıtlarda var. Efendim belgelerde, eski yazıtlarda, inançlarda falan diyebiliriz kutsal metinlerde fakat arkeolojik olarak bana bir tane bulgu getirin söylence dışında. Şimdi sen unutma çok özür diliyorum başkanım. Tapınak dedin Türklerle tapınak ilişkisi diye bir soru var bana tam orada sözünü kesmemek için girmedim buyurun başkanım.

Yener Dursun: bununla beraber Süleyman a.s’ın şöyle bir duası vardı. Bu verdiğin zenginliği benden başkasına verme diye bir duası da var. Şimdi böyle bir mülkü ve zenginliği olmuş olsa birçok arkaik dönemdeki bulgular bulunuyor olmasına rağmen bu da bulunabilirdi yani cinlerle beraber bakıldığı zaman yani görülemeyen varlıklar ile Süleyman a.s ile ilgili ayetlerde hep metafizik olaylar anlatılmış. Yani tahtın getirilmesi ifrit var orada da geliyor metafizik bir olay.  Şimdi insanın tapınak konusunda Salih’in söylediği karargâh dedi. Şimdi Kabe bizde de aslı, hakikati ve işlevsel olarak görmemiz gereken hac vazifesi büyük bir kurultay denir. Yani orada da kararlar alınıyor ve o kararlar dünya Müslümanlarına aslında iletilmesi gerekli, hallerin düzeltilmesi gerekirken bir etki alanı düşüncesel boyutta, şuursal boyutta, bilinçsel boyutta bir etkileşim olması lazım yayılıyor. E şimdi cinlerde işin içerisinde görülmeyen örtülü varlıklar olarak ve bu bizimle aynı boyutta olmamış olması Yahudilerin ya da Süleyman tapınağını ortaya çıkarmak isteyen insanların dünyanın yönetiminde şu an düşündüğümüzde de söz sahibi olmalarına rağmen Türklerle ten engel, mücadele etmelerine rağmen. Bu onlara bu şey çok tatmin edecek bir olay değil dünya yani.

Oktan Keleş: işte benim Müslüman eleştirim burada başlıyor. Bunu bu kadar basit düşünmeyin bunu canım. Orada Süleyman peygamber ile ilgili farz edelim bir eşyası çıksın e ne olmuş? Bir sürü geçmişe yönelik tarihi kişiliklerin şunların bunların müzelerde bir sürü şeyi var değil mi eşyaları kullandığı işte pusatı şusu busu. Yani bu bu kadar basit olmamalı ama aradıkları şey öyle bir şey olmalı ki değil mi daha büyük bir meseleye kapı açacak bir mevzu olmalı. Evet buyurun.

Yener Dursun: Burada bu dünyadaki Süleyman mabedi adına onu ortaya çıkarmaları Süleyman a.s’ın cinleri kullanarak yapmış olduğu mabetteki biz izdüşüm, bir boyut kapısıyla insanların etkileşimi noktasında yani yönetimi, köleleştirilmesi noktasında çünkü şeytan inkâr etti onun mülkünü şeytanlar inkâr etti diyor hatta. Dolayısıyla insanlar üzerinde oluşacak etkinin yeniden ortaya çıkarılması o güce ulaşılabilmeleri adına o öğretiyi, oradaki öğretiyi Süleyman a.s’dan sonra cinlerin bunu devam ettirme de diyelim ki yani şeytanlar dediği için biz bir tane şeytan tasvir edilir. Şeytanlar diyorsa cinlere de bu kaldığınız yerden devam etmelisiniz edilmeli diye de yani o boyutlar arasında bir irtibatın sağlanması noktasında bir çalışma olabilir mi çünkü Solomon dedikleri Süleyman kral peygambere inananlar yeryüzünün efendileri o zenginliğin sahibi olarak kendilerini görmeleri o cinlere de kaldığınız yerden devam edecek, etmelisiniz diye de bir irtibat sağlanması noktasında da çalışmış olabilir.

Oktan Keleş: Evet, zaten onu kastettim söylediğinizi söyledim. Yani o ara boyutta bir inşanın o gücü elde edebilmesi için işte o anahtarı hani en azından arkeolojik bulgu da bunu arıyor olabilirler. Yani tapınağı, tahtı falan değil de o şeye ulaşabilecek gücü elde edebilecek mekanizma bilgisini işte buna anahtar de başka bir şey de ne dersen de bu şekilde evet teşekkür ediyorum başkanım. Biraz daha konu şeye ulaşmış oldu. Benim de söylemek istediğim bu. Bir de o şeytanlar meselesine Melih sen bir şey söyleyeceksin unutma. Şeytanlar onun mülkünü kabul etmedi meselesini de açalım bu da ilk defa olsun. Çünkü şeytanlar, Kehf Suresi 50. Ayette İblis, şeytan secde etmedi ancak diyor ayeti kerime de şimdi biz Kuran zaviyesinden bakacağız cin olduğu için diye bir ibare var. Dikkat edelim buna şimdi bak şeytan da bir vasıf iblis, ifrit vs. onları şimdi burada işlemeyelim. Başka konularda işleriz. Ama orada yaratıcının Kehf 50. Ayette çok açık o âdeme secde etmedi, secde edenlerden olmadı aslında konu daha da detaylıdır da bizimkiler onu da çok kısır bir şeye sokmuşlar. Cin olduğu için diyor yani şeytan neymiş? Cin veya cinler tayfasından veya onun büyüklerinden veya onun yaratılışı gibi işte dumansız ateş de vs. vs. birçok şey diyebiliriz veya o frekansta yani şimdi bu ayet olmasaydı şeytan nasıl bir varlıktır desek bir sürü yorum yapılabilinirdi. Örtülü bir varlık olduğunu da anlamış oluyoruz bir mahiyette. Onun mülkünü kabul etmediği dediği şey e cin olan ya da cinlerin yaptığı gibi fizik ve metafizik boyutlar arasında gidip gelen bir varlık, bu yetkiyi bilen veya o maharetle, marifetle, kabiliyetle yaratılmış olan bir varlık ne yapabiliyor? Boyutlar arası dolaşıyor fakat yaratılış itibariyle daha çok metafiziksel dediğimiz, Batıni veya mana anlamında somutlaştırmak için söylediğimiz bir kavramda kendini daha yakın buluyor. İşte dumansız ateş tabirini şimdi açmayalım uzun sürecek. Yani metafizik alana ait bir varlık Süleyman’ın mülkünü dediğimiz zaman Süleyman kim? İns, İnsan, insanların mülkü. Şimdi buradan şunu anlıyoruz işte ilk defa söylüyoruz şimdi çalacak olan arkadaşlar da çalsınlar buradan böyle ama doğru anlasınlar olayı. Bu tapınak dünyada başlanmıyor yani insanların yaşam alanlarında, atmosferinde başlanmamış metafizik boyutta başlamış işte o ara bölgede cinler onun için çalışıyor anladın mı? Şimdi kendilerine ait alanda çalıştıkları için şeytanlarda cin tayfasından veya o zümre orayla hemhal olduğu için yaratılış bakımından da maliyet ve aktivite aynı zamanda maharet ve marifeti de işin içine katarsak Yasin doğru mu? Eğer diyor siz orada Süleyman mabedi dediğimiz kısım "anlaşılsın diye söylüyorum- bu kısımda yapılıyor bir duvarı o tarafa ait yani suret âlemine. Fizik âlemine taşarsa biz bunu kabul etmiyoruz diyor. Başlandığı belli ama tamamlanmamış yıkılan kısım o anlatabildim mi? Yani Yahudi salaklarına buradan seslenelim arıyorsanız yani sadece duvar aramayın yani o mabedin yarısı da öbür tarafta gidebiliyorsanız gidin anlatmak istediğim ama tabi burada ki Müslüman kardeşler de yani düşünsünler yani mescidi aksa’nın altında tahtadan bir mihrap çıkacak bilmem ne çıkacak çıksa ne olur bu değil konu. Duvar çıkacak bu değil konu. Unutmayın sözünüzü anlatmak istediğim yaratılış itibariyle şeytanlar kendi nevisinden olmayan bir âlemindeki kısmı kabul etmiyor mülkü dediği o. Oradan aynı zamanda el mülkillillah, mülk Allah’ın değil mi? Yönetimi de kabul etmiyoruz anlamına geliyor. Yani sadece suret aleminde bir şey olmasına da sıcak bakıyorlar onunla ilgili bazı nüanslar var ama oradan bu taraf yani metafizik tarafı yönetemezsin diyor. Zaten bir ayet neydi siz onları buradan baktığınız yerden göremezsiniz bununla alakalı yoksa bazı Müslümanların böyle üçkâğıtçı cincilerin mincilerin dediği gibi işte burada geziyor da şöyle de biz görüyoruz da siz göremiyorsunuz böyle bir ayet var diye sav yapanların dediği gibi değil. Diyor ki tamam orada da tapınağın yarısı suret âleminde, müşahede âleminde anlaşıldı mı bu anlattığım? Anlaşılmadıysa tekrar devam edelim. Yarısı metafizik âleminde. Fizik âleminde ki yaratılışlar belirli boyut de buna başka bir şey de sadece örnek olsun diye bunu kullanıyoruz fizik âleminde insanlar var değil mi eti kemiği olan canlı, soluk alan, nefes alan türden yaratıklar. Bunlar gidip geliyor da tabi oraya ehilleri falan filan boyutlar arası geçiş yapılıyor zaten o arada ama diyor böyle bir şey yaparsanız buradan buraya yönettirmeyiz kardeşim. Yani sizin taraftan, mülkünü kabul etmediği dediği sır budur bunu da ilk defa açıklamış oluyoruz yani 2020 yılında Allah’ın izniyle bu da Ali mushafındandır. Bunu bilmezler bu benim açıklamamdır diye haşa haşa şeyim yok anlaşılsın diye söylüyorum. Yani yine Ali’si olmuyor Kuran. Buradan dünyayı da yönettirmeyiz. İşin içine boyutlar, evrenler, solucan delikleri biraz bilimsel tabir katalım değil mi çarklar, işte çarkıfelek dediğimiz Türklerde birçok alan kaderi bölge, geçmiş, gelecek, ilerisi, ara alan sizin bulunduğunuz yerden yönettirmeyiz, kabul etmiyoruz sır budur.

Yener Dursun: Şimdi sultanım cinler örtülü varlıklar. Süleyman a.s ins ama bir ins cinleri yönetiyor.

Oktan Keleş: Orada da bir nükte bütün cinleri değil. Şimdi o da yanlış algılanıyor bazı cinleri, bazı cin kavimlerini, örtülü varlıkları. Bununla ilgili başka ayetler falan var yani. Evet buyurun.

Yener Dursun: Şimdi bazıları da şöyle midir? Teknolojik olarak üstün, üstü seviye düşünebiliyor ya da düşünemiyor çünkü Süleyman a.s’ın asasını görmedi ama oradaki üstünlüğü yani teknolojik üstünlüğü ve gelişimi biliyor o bazı diyelim ki kavimlerde. Şimdi altının eksilmesi meselesiyle de düşünüldüğünde bizde de bir altın adam elbisesi de var. Atalarımız bize bu boyutlar arası geçişte bunu bize bir şey olarak mı bıraktılar, bırakmış olabilir.

Oktan Keleş: Tabi tabi onu geçtiğimiz bölümde anlatmıştık zaten söylemiştik

Yener Dursun: Şimdi bu Süleyman mührü ya da anahtarının aranması buradan orası ya da her bir taraf yönetilmeyeceğine göre bu metafiziksel fizik alandan metafiziksel alana geçip oradan bir yönetmeyi arzulayanların çabası ama yani çok bu bakıldığı zaman insanlığın teknolojik olarak gelişmesiyle boyutların farkındalığı ya da aşikar olmasıyla gelişecek, oluşacak bir zamana şimdiden bunların bir hazırlık yapılması. O boyutta açıldığı zaman insanların fevkalade gelişmişlikleri ister sihir desinler çünkü o zaman Süleyman a.s’a dedikleri gibi büyücü kral vs. orada karşılaşacak olan, o zamana erişecek olan insanlara ve orada o cinlere de yönetimsel anlamda diyelim ki altın elbise içerisinde bir ins yönetimi sağlıyor olacak, yöneticisi olacak ama atalar bize bu şeyi bırakmış yani bu elbiseyle geçilecekse altının eksilmesi artması meselesiyle böyle bir fiziksel geçiş olacaksa bu ara boyuta mı ilk önce bir geçiş olacakta sonraki boyutlarda

OKTAN KELEŞ: Zaten ara boyut iki tarafın da ortak oluşturulmuş tapınağı ya da oluşturulmaya çalışılan tapınağı. Arada uzlaşma, arada buluşma ‘biraz da felsefeyi konuşalım’ yeri. Ogün anlatabildim mi? Arada buluşma. Fizik ve metafizik diye ayırıyoruz biz olayı ama iş aslında daha büyük. Anlaşılsın diye kısa kestiğimiz bir konu. Ama arada buluşuluyor. Tapınak da orada yapılıyor. Fakat yarım kalıyor. Şimdi yarım kalan kısmını tamamlayacak olan kim? Tamamlandığı zaman yönetimi acaba tamamlayanlar mı alacak? Hak ve Batıl denilen şeyin özünde o var ben bunu devam ettireceğim ama Melih sana bir şey söyleyeceğim bunu da unutmayalım. Yüksek sesle...

MELİH KÖLÜK: Şimdi ayette diyor ki:

“Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik.” diyor. “Sabah gidişi bir aylık akşam dönüşü bir aylık yol gidin” diyor. Yani iki aylık bir yol var, bir günde kat ediliyor. Ama bu yolun ölçü birimi de söylenmemiş. Yani ışık hızıyla mı çarpacağız bunu zamanı bulmak için yoksa başka bir şeyle mi çarpacağız, o söylenmemiş. Yani burada bir hızlanma var benim gördüğüm. Sonra da diyor ki “Erimiş bakırı da sel gibi akıttık” diyor. Yine bir hızlanma var yani erimiş bir bakır var ama sel gibi akıyor, orada hızlandırıcı bir şey var. O Mabette ne yapılıyorsa bir şey hızlandırılıyor, benim gözlemlediğim burada bu.

OKTAN KELEŞ: Ya da hızlı bir hareket, buna frekans da diyebilir miyiz?

MELİH KÖLÜK: Evet, hızlı bir frekans var, orada bir hızlanma durumu var. Ondan sonraki ayette de Davud’un kavmine hitap ediyor. “Siz de çalışın, şükredenlerden olasınız diye. Ama çok az kişi şükrediyor. ” diyor. Sanki orada Yahudilerin bu bir çabasına işaret olabilir. Yani bu bulma çabalarına yönelik bir işaret olabilir.

Bir de benim asıl dikkatimi şey çekti. Şimdi Allah Cinlere emir veriyor. “Rabbinin izniyle Cinler de Süleyman’ın emrindeydi” diyor. “Onlardan kim emrimizden saparsa da biz onlara çetin bir ceza veririz.” diyor. Ama Süleyman ölünce ve o güve asayı yiyince Cinler bırakıyor işi. Yani demek ki orda emir durumu, yani Allah’ın emri olsa devam etmesi lazım ne olursa olsun emir var çünkü Allah’ın emri var. Sanki orada Allah’ın bir muradı var, hatta öyle de bir zamanlanıyor ki o güvenin yiyeceği zaman, tam o anda oranın yarım kalması lazım.

OKTAN KELEŞ: Şimdi güzel, benim biraz önce anlattıklarımı da düşünerek Allah’ın emri ve onun emrinden çıkacak olan Cinlere bir cezalandırma var, işte çetin azaptır şudur budur. Ama kurt, güve neyse Asa yenildikten sonra Süleyman’ın ölmesiyle Cinler artık işi bırakıyor o zaman emrinden çıkıyor. O zaman şöyle de bir soru sorulabilir. Onlar cezaya mı çarptırıldı helak mı oldu? Ama bir şey yarım kaldı. Değil. Oradaki sırrı da ilk defa açıklayalım. Allah’ın emri metafizik bölümündeki olan Cinlerin yani kendi alanlarıyla ilgili bir emirdir. Cinler kendi alanlarıyla ilgili imardan sorumlu oldukları için metafizik alanda, Süleyman ölünce iş bitti. Fakat fizik aleminde bunlar iş yapmayacağı için iş dağıldı. Tabi bu ayetler arasında da çağlar da var yani mesela Davud’a da çalışın deniliyor senin söylediğin işte onlara bir yönlendirme mi var? falan sanki kısa bir sürede olan şeyler değil bunlar. Onu bir düşünelim. Ama anlatmak istediğim emir, Cinlerle alakalı, Cinlerin kendi imar konumunda fizik değil de metafizik yani kendi yaratılışları ile alakalı olan bölümde katkı yapacakları konuyla alakalı. Baş Mimar dedikleri Süleyman ki Yahudiler, Masonlar mesela Hiram Ustaya işte mimarların biraz şeyi vardır Masonlar mimarları severler yani ilkesel bazda, onların tabi başka şeyleri vardır. Girmeyelim şimdi oralara, çok girdik bu konulara yıllarca girdiğim konular da. Artık bilen de biliyor. Türkiye’de bunları anlattığımız zaman gülüp geçilen şeyler, ohoo şimdi herkes uzmanı olmuş. Fizik alemde o emir işe yaramayacak. “Allah hiç yaptığını bilmez mi” ayeti gereğince çünkü niye zaten öyle bir güce sahip değil oradaki çalışanlar. Kendi alanlarındaki yaradılışları ile alakalı metafizik alanda iş yapacak kişiler ya da yaradılışta varlıklar. Bunu böyle düşünelim. Sen devam mı etmek istiyorsun?

MELİH KÖLÜK: Benim gönlüme sonra şu geldi komutanım. Bizdeki çift başlı kartal sembolünü düşündüm. Ying Yang sembolünü düşündüm. Burada da metafizik ve fizik durumu var.

OKTAN KELEŞ: YingYang sembolü? Onu da açıkla, siyah-beyaz, gece-gündüz...

MELİH KÖLÜK: Allahualem ben şey düşündüm, bu yani tapınağı iki alemiTürkler’in birleştireceğini asıl olarak.

OKTAN KELEŞ: Ondan şüphen olmasın. Şimdi birçok alanda Kur’an’da anlatılan şeyler bizim Ön Türkler’de Atalarımızda yaşanılan şeyler. Mesele zaten bu. Yaşanılan şeyleri Kuran’ı Kerim’e konu edildiğinde zannediyorlar ki 2000 sene önce oldu bu olay. Alakası yok. Belki de çağlar önce olan bir olayı Allah zikrediyor. Daha önce bunu çalıştaylarda işlemiştik. Tabi şimdi konuyu dağıtmayalım. Evet doğru söylüyorsun. Böyle bir mesele var. Onun için zaten Türk kavmini engel görüyorlar bu işin önünde. Dinleri, inançları falan engel kabul etmiyorlar. Ama Türk kavmini öğretisi ve sırrı itibariyle, Atalarından gelen o bilgi itibariyle bunları engelleyecek unsur o. Oğuz Kağan dediğimiz Zülkarneyn Ata bakırı eritip bir set çekti. Nereye çekti? Nereye çekmiş olabilir? Acaba ara bölgeye çekmiş olabilir mi? “Akın akın oradan delecekler, çıkacaklar.” Yani değil mi? Bakır, koca körüklerle tonlarca bakırı gidip de oraya herhalde işlemedi yani böyle bir şey fizik kurallarına da aykırı. Yani Allah da “Lâ Yukellifullâhu Nefsen İllâ Vus’ahâ”, “Yapamayacağın şeyi, nefsinin dahi yüklenemeyeceği güçte olan şeyi teklif dahi etmem” diye bir ayet  söylüyor. Ama Zülkarneyn’e diyor ki “Sen tonlarca şeyi al bunu bunu bunu yap.” değil tabi ki. O boyutsal bakırın da sırrıyla alakalı asında İlhan onu biraz belki deşebilir yani bize. O süper iletken altın meselesi bakır ötesi bir şey, bakırla kromun karışması bronzun elde edilmesi, ya da madensel sırlar onlara ilerde gireceğim ben onları başka videolarda konu edeceğim için. Şimdi açmayayım çünkü dağıtmayayım konuyu.

Şimdi bir de buradan düşünelim bir de taşları düşünelim. Bir de çok hurafe de olsa değil mi gerçeklik payı bir kokusu da gelebilecek definecilerin altını kayma olayları, altını bazı varlıkların koruduğu değil mi? Ya da. İşte altını eski mitlerde de hangi varlıklar korur? Cinler ama, mesela hangi hayvan motifleri? Ejderha, yılan, şu bu, falan filan. Değil mi? Bu acaba bildiğimiz yılan, ejderha mı ya da Cinlerin o suretteki kodlamaları mı yoksa o suretteki bir varlıkla öyle bir varlıkla anlatılan bir sembolizma mı?

OGÜN: Ejderha takım yıldızı meselesi. Ejderha takım yıldızı var ya Sultanım, başka alemlerdeki sembolizma dediğiniz için söylüyorum yani.

OKTAN KELEŞ: Evet çok güzel. Neden mesela? Güzel bir yere denk geldin.

OGÜN: Altının belki koruyucuları, belki yeryüzünde değil de başka bir galaktik yaşam formunda var o ejderha takım yıldızı.

OKTAN KELEŞ: Bak gördün mü ilkel düşünmüyor işte. Buradaki herkes bu şeye akmaya başladı çok şükür. Olay bu.

OGÜN: Eyvallah. Allah Allah. Ejderha!

OKTAN KELEŞ: Meselenin özü ilkel olarak düşünmeyeceğiz onu. Daha üst boyutta düşüneceğiz. Bilinç olarak. Dinimizi de irdelerken İslam münezzeh bir din, hep kendi boyutumuza indiriyoruz onu, tapınma aracına çevirmişiz, yat kalk yat kalk falan, şimdi buna da kızıyorlar. “Sen namazımıza bir şey mi diyorsun?” Evet diyorum. Ne olmuş, ne olacak? Seni o namaz hırsızlıktan, uğursuzluktan, yetim hakkı yemekten, kul hakkı yemekten, riyakarlıktan, münafıklıktan kurtarmıyorsa inandığın Allah bak orada ne diyor namazla ilgili. Ne diyor Yasin? Maun suresinde.

YASİN AKDOĞAN : “Vay o namaz kılanların haline.”

OKTAN KELEŞ: Sağol. Ben demiyorum Yasin dedi. Evet buyrun.

İLHAN BEY: Sultanım şimdi biraz önce Başkanımız Hz. Süleyman’ın bana verdiğin zenginliği başka kimseye verme dediği ayette maddesel anlamda zenginlik olmadığını biz biliyoruz zaten maddesel anlamda zenginlik altındı vs. Onlar değil. Acaba Hz. Süleyman bu tapınağın bitmeyeceğini biliyor muydu? Yani şimdi şöyle, insanla cinlerin buluşma noktası oluşturuluyor ya, geçiş noktası, buluşma noktası ismi artık ne olacaksa da. Acaba Hz. Süleyman zenginliği benden başkasına vermeyin derken bitmeyeceğini bildiği için mi bunu söyledi acaba?

OKTAN KELEŞ: Şimdi oradaki zenginlikten kasıt altın, gümüş gibi maddesel anlamda değil bilgisel anlamda da benden başkasına verme dedi. Acaba şöyle düşünülebilir mi? O kadar ağır bir sırra vakıf oldu ki “Çok zor bu ya, bu cefa çekilmez yarabbi” diye acaba? Kişisel bir şey mi? Yoksa ya da duasının kabul edilmediği çok açık çünkü kendi tamamlayamadı birileri onun yerine tamamlayacak. O zenginlik birilerine verilecek ya da birine neyse yani.

İLHAN: İşte orada bilimi layık mı göremedi acaba, şimdi oradaki cinler insanların gitmesini kabul etmiyor. Neden etmiyor?

OKTAN KELEŞ: Neden etmiyor konusu? Başlı başına bir konu.

İLHAN: Baktığımız zaman bizden daha üstün varlıklar gibi duruyor. Mantıken baktığımız zaman ama değil.

OKTAN KELEŞ: Ama değil. Biz kendi fizik alemimize göre değerlendiriyoruz. Adam diyor çok yaşıyor, hızlı hareket ediyor falan bu onlar için avantaj bizim için dezavantaj gibi duruyor ama tam tersi de var bunun.

İLHAN: İşte bizim daha üstün varlık olduğumuzu biliyor ama onu hazmedemiyor zaten.

OKTAN KELEŞ: O yaratılışta işte onun için, bravo teşekkür ederim. Bu da önemli bir bilgi. Burada yaratılışa falan formlara girmek gerekiyor. Konumuzun dışına sapabiliriz. O yüzden hani İlhan bunu not et. Not edin işte.  Bunu ayrı bir konu olarak işleyelim bu çünkü hakikaten saatler alacak bir mesele.

Teşekkür ediyorum sağol. Çok önemli bir şeye değindin. Şimdi bunu yayınladığımız zaman, izleyen arkadaşlara da selam olsun. Birçok kişi izliyor teşekkür ediyoruz teveccühlerine. Onlar değerlendiriyor çünkü biz şimdi işin içerisindeyken anlatırken kelimelerin çabuk çiğneyip ezip üzerinden geçebiliyoruz. Ama onlar başa al, sardır, kaydet, şunu yap derken işin mahiyetini daha iyi anlayabiliyorlar. Onlardan biriydi. Buyrun Başkanım.

YENER DURSUN : Şimdi Sultanım biz gemi dediğimizde sadece su üstünde giden olarak anlıyoruz.

OKTAN KELEŞ: Yok insanlık şimdi Kuran’ı değerlendirirken öyle. Şimdi uzay gemisi de diyebiliyoruz değil mi?

YENER DURSUN: Evet. Dalgıç dediğimizde de sadece suya dalan olarak. Şimdi bir boyut, ara bir bölge. Şimdi buradan çıkan dalgıç bu bölgeye fizik boyutuna dalmışsa eğer bu Süleyman a.s’ın vefatından sonra burada kaldıysa hani dediniz ya bunu kimler yapacak? Yani bu da biliniyor ise, bu bilgiye birisi o cinle, örtülü varlıkla buranın bilgisi elde edilip yani boyutlar arası geçişi elde edip orada hükümranlığı, yönetimsel anlamda da tapınağın tamamlanması anlamında ve sonrasında da yönetimsel anlamında bu dalgıçlar burada kaldıysa eğer bunlarla kim görüşme çabasında ya da görüşüyor mudur? Mutlaka görüşüyordur ki bunu açmışlardır yani bu dalgıçlardan haber alıp da bunu devam ettiriliyor olabilir mi?

OKTAN KELEŞ: Tabii. Yani zaten Kuran’da da var. İşte “İnci mercan çıkartırlar.” derken bildiğimiz inci mercandan bahsetmiyor. Bir değerden bir cevherden falan bahsediyor. Söylediğiniz gibi o iletişim var. Ama sen onu belki UFO diye görüyorsun görsel anlamda. Fiziki belki değil, fiziki olanlar var onları ayırıyorum. Ya da bir başka bir boyutta diyorsun ki bir anda böyle bir hal yaşandı, şöyle oldu mana aleminde diyorsun, adlandırıyorsun bir şekilde. Ne olduğunu tespit edemediğin için çeşitli isimler takıyorsun. O iletişim var. Dalgıç meselesinde mesela ayette gemiler meselesi işlenir. Değil mi Salih? Gezegenler meselesi için de bir tabir vardır. “Onlar yörüngesinde yüzerler.”

SALİH: “Bir felekte yüzerler” dediği “Fî felekin yesbehûn” yani tesbih ederler.

OKTAN KELEŞ: Yüzme kelimesini de yani denizde yüzmek, deriyi yüzmek de dersin falan filan ama yukarlarda bir yerde yüzmekten bahsediliyor. Dalgıç meselesi de sadece denizin dibi olarak düşünülmemeli. Size destek olmak açısından söylüyorum. Boyutlar arası geçiş, o ehilde olan, o formda olan. Belki de Altın Elbiseli Adamın formu bir dalgıçtı. Dalgıç denize girerken ne yapar? Kıyafet giyer değil mi? Oradaki şartlara uygun, yaşam formuna uygun bir şekilde hareket eder. Bunu da böyle düşünelim ama tekrar atıf edelim. Geçtiğimiz “Yusuf Kuyusu ve Altın Elbiseli Adam” videosunu bu programı izleyecek olan kıymetli gönüldaşlar, arkadaşlar her kimse hepsine kalbi duygularımla saygı ve selamlarımı iletiyorum. Oraya baksınlar lütfen.  Nil hanım buyurun.

NİL HANIM: Siz Otizmli çocuklar için başka çağdan gelen çocuklar demiştiniz. O aradaki şeyi kullanacak olanlar onlar mı acaba?

OKTAN KELEŞ: Onlar işin bir bölümü. Orada ayrı bir inşaa var. Çok güzel, şimdi öyle bir şey ki, tabi biz bunu başka yerlerde irdeledik açalım. Otistik zannettiğimiz adını Otistik diye verdiğimiz kitapta da yazmıştım gerçi ben bunu da, bazı zihinler çok hassas değil mi? Buradan baktığınız zaman bu boyuttan, onlara hastalık gözüyle bakanlar var. Ben bunu reddediyorum. Onlar çok özel yaradılışlar. Seslere karşı çok tepki var değil mi? Öyle mi? Kokulara, renklere, doğru mu? Bunların hepsinin bir dalga boyutu olduğunu düşünün bilimsel anlamda. Bakın söylediğimiz her şeyin bir frekansı ve dalga boyutu var. Bu bir bilgi, bilimsel anlamda bir veridir. “Yaa yok yaa” denilecek bir mesele değil. Bunlara hassas onlar, ölçülere, simetri hastalığı da vardır değil mi?

NİL HANIM: Her şeyi kendi düzenine göre ayarlıyorlar.

OKTAN KELEŞ: Kendi atmosferine göre çünkü bizim ölçüleri kullanmıyor onlar. Bizim frekansı kullanmıyor bu güzeller. Bu güzeller oranın ölçüleriyle burada. Aslında onlar mübarek insanlar eğer mübarek arıyorlarsa. Gördüklerinden bir tanesinin görünce elini öpsünler illa el öpmeye meraklılarsa yani. İroni yapıyorum da. Onların duyuları, ölçü aletleri, ayarları, frekans yapıları farklı. Şimdi Nil Hanım onu deyince, onlar işte o ara bölgede en güzel ayarlamayı yapacak olan ustalar. Ama şimdi biz bu boyutta, fiziki boyutta (bilinemiyor- Nil Hanım)  hayır biliniyor da, bununla ilgili binlerce deney var. Biliniyor da hastalık olarak adlediyoruz. Acaba bu terimi çok basit bir şekilde kullananlar mı hasta yoksa, değil mi? Gerisini getirmiyorum. Tıbbı filan da inkar ettiğim de yok yani bilime karşı filan bir adam da değilim. Tam tersi bilimciliğim daha ön plandadır ama, yönlendirmem gençleri şuyubuyu fakat bazı şeyler vardır ki bilim bunu kabul etmiyor veya ulaşamamış o noktaya diye de yaşanan realitenin, rasyonelite’nin de inkarı aptallık olur değil mi? Güneşi inkar etsene mahiyetini bilmiyor çizgi gibiydi, yuvarlaktı yok gazdı şöyle böyle hala çözememişsin, ama bir şey var orada. İster çöz ister çözme. Güneş diye adlandırdığımız değil mi bir şey var. Değil mi? Üstelik de Türkler’de çok güzel bir isim var. Gün ve Eş. Neden böyle? Kün-Eş. Bunda da sır var. Kün ve Eş. Yani biz daha da derinini anlatmışız. Atalarımız bu ismi vermiş. Bizdeki şimdikiler gibi Şems dersen Arapça, şemsiyeden gir güneşlik de diyebilirsin Türkçe’ye çevirirsen eğer falan filan ama başka bir şeye yorarsın. Ama içeriği anlamıyla KÜNEŞ dediğin zaman oradan Orkun’a selam olsun buradan o kelime arkeolojisini güzel yapar. Çok derin manaları var ki anlattığımız konuyla da çok alakalı. Çok alakalı. Evet. Dede buyur.

BÜLENT BATUR (DEDE): Sultanım burada konuşulanlar ışığında bazı şeyler geldi aklıma, gönlüme. Şimdi Süleyman’ı bir tanımlamamız lazım sanki. Süleyman’a İns deyip geçiyoruz ama İns olsa bu boyutta olur. Demek ki İns’den başka vasıfları da olması lazım. Melek olarak gönderilen Peygamberler de var ya.

OKTAN KELEŞ: Öyle öyle... Çok güzel bir konu açtın, Allah razı olsun, devam et ama Süleyman Peygamber çok cins bir adam yani. Türkçe’deki argo anlamıyla söylemiyorum. Cinsi farklı gibi değil mi? Onu kastediyorsun.

BÜLENT BATUR (DEDE): Birçok cinse hitap eden...

OKTAN KELEŞ: Gibi...Hah bak bu çok doğru kelime bunu tekrar et bir zahmet.

BÜLENT BATUR (DEDE): Birçok cinse hitap eden...

OKTAN KELEŞ: Ne olursa olsun ins de olsa farklı bir formda da olsa ama birçok cinse hitap eden. Formda veya bilgide. Buyur Dede devam et.

BÜLENT BATUR (DEDE):O geldi aklıma, asası, elinde bir asa var, ahşap, bir yaptırım gücü olması lazım. Asadan güç alan bir takım cin tayfası belki asanın vasıtasıyla tanıdıkları için o cinlere hükmediyor olabilir. Ya da asanın o cin tayfası üzerinde...

OKTAN KELEŞ: Asa sanki bir yardımcı bir ekipman gibi düşünülebilir, ilim denilebilir mi asaya?

BÜLENT BATUR (DEDE): O kavim için bir işaret olabilir.

OKTAN KELEŞ: Bu daha doğru oldu. Şimdi “Her asa benzer mi Musa’nınkine, hele ahmak dön bir bak kendine” der Mevlana değil mi herkes elindeki bastonu asa falan zannediyor. Şimdi asadan asaya fark var ama bu önemli bunu tekrar eder misin bir zahmet?

BÜLENT BATUR (DEDE): O, orada çalışmaya mecbur kalan cin tayfası için bir işaret olabilir.

OKTAN KELEŞ: Haa çünkü değil mi? Sanki dayanaktı falan gibi algılasak da ilkel bir açıklamayla senin bu yüce açıklaman, güzel, yukarılardaki bir açıklaman, onlara hitap edecek bir yaptırım gücü veya bir bilgi gibi bir  sembolizma değil mi oradaki asa? Yasin olabilir mi? Kuru bir baston mu yani? Almış bir tane erik dalı değil mi? Oraya gitmiş de, ya bu mu yani asa dediğimiz şey? Musa’nın asasının formu farklı, Süleyman’ınki veya diğer yalvaçların, uluların, bilgelerin, hepsininki farklı ama, Dede’nin söylediği olay önemli. O oradaki zümreye bir yaptırım gücü veya korku verecek bir şeye sahip.

BÜLENT BATUR (DEDE): Asanın gücünü elinden alan kurt, kurtla kodlanmış...

OKTAN KELEŞ: Ve şöyle de diyebilir miyiz? Süleyman asaya dayanıyordu, aslında gücünü oradan alıyordu. Sadece fiziki bir dayanma değil de, o kurt onu yiyince, acaba yazılımı bozunca kurt, bilgisayar bozulunca bütün ekran karardı, batarya bitti, batarya derken ironi mecaz yapıyorum. Ve dayanağı Süleyman’ın gidince, Süleyman yere yıkıldı. Aslında buradaki ölüm de anladığımız anlamda değil de şimdi ilerde açacaktık ama sen maşallah atak yap dedik de o kadar da demedik be mübarek biraz alttan al sana yetişemiyoruz. Yani onun öğretisi bu çağa gelirken yıkıldı ama onu tekrar inşaa edecekler. Şimdi onu inşaa edebilmek için hangi tuşu kullanabilmek için o bilgisayarı inşaa etmek lazım bilgileri, ona bir anahtar lazım onu da bizimkiler aramıyor. Bizimkiler taş bekliyor oradan bir şey çıkacak da bilmem ne falan değil mi? Falan, falan, falan, sen devam et Dede, kusura bakma.

BÜLENT BATUR (DEDE):  Peki o gücü asaya veren, gücü alan kurt, gücü asaya veren de olarak anlayabilir miyiz?

OKTAN KELEŞ: İşte parazit mi değil mi? O gücü de veriyor olabilen bir belki de dediğim gibi bir batarya mı? Bir güç mü, enerji mi?

BÜLENT BATUR (DEDE): Süleyman’ın sonradan benden başkasına bu gücü verme dediği başka bir anda gene o işin başına Süleyman’ın getirilebileceği kurt vasfıyla.

OKTAN KELEŞ: Veya öğretisinin getirilebileceği gibi mi? Diyebiliriz. Yani söylenilebilir. Ama şuna girsene. Peygamberlerin veya yalvaçların, melek, cinlerden de mesela Peygamberler varmış. Meleklerden de varmış. İnsanlardan da varmış.

BÜLENT BATUR (DEDE): Bu ara bölgeyi çok iyi bilebildiğine göre İns olarak görülen bir melek veya cinlerden bir Peygamber olma olasılığı yüksek gibi.

OKTAN KELEŞ: Hani Yusuf meselesinde ne diyordu, bu melek mi diyordu? Açar mısın?

BÜLENT BATUR (DEDE): Evet, Yusuf’da o ellerini kesen kadınlar, diyordu ki “O insan olamaz, olsa olsa bir melektir.” diyordu.

OKTAN KELEŞ: Şimdi bu melek meselesini geçtiğimiz videoya sık sık atıf edelim kusura bakmasınlar. Çünkü izlemiyorlar, daha önce ne dediğimiz bilinmeden,”Aaa burada bunu dedin ama böyle bir ayet var.” Haa biz bilmiyorduk böyle konuşuyoruz. TomMixTexas’dan okuyoruz sanki bunları. Şimdi olay şu. Onu diğerlerine söylüyorum istisnalar hariç. Melek mi derken güzelliğe bir atıf var değil mi Başkanım? Öyle algılıyoruz değil mi Müslümanlar olarak. “O kadar güzeldi ki.” Onu daha önce işledik, güzeldi de niye kuyudan alıp sattılar az bir paraya, iki dirheme? Onlar o güzelliği göremediler mi, o zaman çirkin miydi? Ya da büyüyünce mi güzel oldu? Konuştuk bunları. Ya da başka versiyonlarında anlattık. Ama buradaki meselede meleklik atıf edilince “Bu insanoğlu olamaz.” Acaba güzelliğinden dolayı mı bunu diyorlar yoksa acaba malik olması, güçlü, bir bilgiye, hikmetli bir bilgiye güce sahip olmasından dolayı olabilir mi? Bunu da bir düşünelim, evet buyurun Dede sen devam et.

BÜLENT BATUR (DEDE): Ondan sonra da bu Peygamberimize şey yapanlar, “Sen de bizim gibisin. Yiyorsun, içiyorsun, melek gibi olman gerekmez miydi?” “Sen de bizim gibi bir beşersin-Oktan Keleş” diye itiraz edenler varmış demek ki daha önce melek veya cin tayfasından gelen Peygamberlere alışkın bir öğreti var ki Peygamberimizin insanlardan olmasını, böyle bir şey yapıyorlardı sanki karşı çıkar gibi ya da şaşırır gibi söyleyenler vardı Peygamber Efendimize.

OKTAN KELEŞ: Evet...Eskiden işte tarikat denilen şimdiki melanetlerde bunlar anlatılıyordu bu hikmetler anlatılıyordu. Gazi Paşa’nın işte bu anlatımların bittiğini görmesinden dolayı bunları kilitlemesi ne kadar doğruymuş. Şimdi ne anlatılıyor? Açmayacağım. Hepsi kapatılsın dediğim zaman kızıyorlar değil mi bana? Tarikatlar kapatılsın dediğimiz zaman hemen “Oooo!” Ne anlatıyorsunuz kardeşim burada? İhale nasıl kapılır, iktidara nasıl yanaşılır? Diğerlerini saymıyoruz. Nasıl menfaat elde edilebilir? Hep dünyevi, uhrevi bir şey var mı? Yok. Anlattığınız bir bilgi var mı? Yok. Değil mi? Diğerlerini saymaya dahi gerek yok. Anlatmak istediğim şey işte buydu. Eskiden bilgi yücelerdeydi. Yüceydi ve frekansı yüksekti. Yüksek frekansa ulaşmak için eğitiyorlardı seni Ocaklarda veya dergahlarda vs. Sen bir şeyi unuttun. Türklerle tapınak ilişkisi. Şimdi oraya girelim, bahsedelim. O konuyu sen unutma, sen hiç unutma, ben unuttuğum için söylüyorum hakkını helal et. Türklerde tapınak hiç yoktur değil mi? Türklere bakıyorsun tapınak hiç yok. Benim ışıklar içinde olsun bir Pirimiz vardı vefat etti Melami Piri. “Bizim dergahın ne tapusu ne çatısı var ey oğul” derdi. Ben de gençtim çok anlamazdım yani. Hutbe meselesini geçen anlatmıştım. Her yer demişti değil mi? Tengri dağları da bizim, mihrabımız işte çık oraya hutbeyi orada ver. Tahta merdivenleri çıkıp da geyik muhabbeti yapmanın anlamı yok değil mi? Bir zamanlar bu ülkede Fatih Terim’in başarısından Cuma hutbesi anlattılar değil mi? Geyik muhabbeti o kısımı. Yoksa Mısri’nin Niyazi’nin geyiğinden bahsetmiyoruz. Türklerde bu algı yok çünkü bilinç çok yükseklerde. Tamgalara bakıyoruz, söylencelere bakıyoruz. Tek Tengri değil mi? İki Tengri yok. Şimdi bazıları diyor ki Gök Tengrici. Bu yanlış bir ibare. Böyle bir ibare yok. Düzelt düzelt bitmiyor düzelteceğiz. Ama maksatlı olanlar da var bu işte yani. Tek Tengri. Her yer bütün yaratılış bizim dergahımız. Öğreti alanımız. İster fiziki olsun ister metafiziki olsun. Türkler bu bilinçteydi. Bu bilinçte olmayanlar tapınak ürettiler. Mabetler ürettiler, katedraller, kiliseler, mescitler, camiler. Bugün ki camiler Kuran’da geçen mescit kavramına uyuyor mu? Ne mimari açısından ne içindeki ruhaniyet açısından. Ne de yaratıcının ifade ettiği -çok girmiyorum ne demek istediğimi anlıyorsunuz- açısından. Haa Allah kabul etsin bana ne o edecek beni ilgilendirmiyor. Ama Türklerde bu bilinç yüksek olduğu için ana kaynaktan beslenen ilk kavim olduğu için bir yerden gelmiş bunlar yani öyle değil mi? Yerdekiler de bu bilince sahip olmadığı için yüksek bilince, ilkel bir beyinde olduğu için, tapınak gibi şeyler kurmaya başladılar hatta bunu felsefeciler de çok iyi bilir tarihçiler de. İşte “Şehir Evleri...Şehirde Tanrıya bir ev yapmak lazım”. Asurlar’da mesela, bir bakın. Tanrıdan, Tanrılardan söz ediyosak bunlar ne yer ne içer nerede kalır? Tartışılmıştır. O zaman Tanrı Evleri. Kuran’daki Beytullah gibi değil. O da Beytullah Allah’ın Evi deniyor ya. Ama Müslüman bilincini aşağıya aldığı zaman aynı Asur’daki gibi Tanrısına ev yapmış gibi Beytullah’ı algılıyor ki Ondan beri ve münezzehtir değil mi? Birçok tabir. İşte anlatmak istediğim bu. Tapınaklar devrine insanlığın baksınlar. Tapınağı olmayan kavimler işi çoktan çözmüş, tapınağa ihtiyaç yok. Anlatabiliyor muyum? Yaratılış formu itibariyle de. Beslendiği kaynak itibariyle de hem fiziki hem metafiziki her türlü bilgiye açık, şimdi onu açmaya çalışan yıllar sonra Tapınakçılar oluşmuş. Bu Tapınak Şövalyeleri’nden bahsetmiyorum. Mesela Mısır’daki meselelere bakalım. Piramitlere ya da yapılara, çeşitli medeniyetlerin altınla çok ilişkilendirilmiş değil mi? Önceki videoda olacak onlar, anlattık. Gözünü açmaya çalışıyor, orta gözünü değil mi? Ne beziydi o? Epifiz değil mi? Onu açmaya çalışıyorlar, altınla veya çeşitli şeylerle. Bizim atalarımızın zaten açıktı. Daha sonra “İnsan üzerinden anılmadığı bir devir geçti” ayeti gereğince bir şeyler kapatıldı, örtüldü. Bu örtüyü de bugün dahi kim açmaya çalışıyorsa değil mi? Hemen yorgan örtüyorlar işin üzerine. Mevzu bu. Tapınak ve tapınaklılar dönemi ve tapınaksızlar dönemi değil mi? Bunu irdelemek lazım. Çıkış, ihtiyaç neydi toplumun o dönemindeki? Neye binaen bunu yaptılar? Mesela hani bir programda da söylemiştim “Nebi ile Resul arasındaki fark nedir?” diye sormuşlardı bana. Nebi’ye kitap gelmemiş Peygamber denir ya literatürde. Nebi kitapsız Peygamber dedim güldüler ne diyorsun sen diye falan. Eee tabi kitap gelmemiş siz diyorsunuz. O terimleri siz koydunuz ben değil, bize de o terimleri siz öğrettiniz çocukken değil mi? Tabi latife. Tapınak ve tapınaksızlar. Çok önemlidir insanlık tarihinde ve şuurlular tarihinde. Bak insanları da öteledim şimdi. Bunu düşünelim. İlhan sen bir şey mi söyleyecektin? Buyur.

İLHAN: Türklerdeki tapınaklardan bahsettiniz ya işte tapınak yoktu şu bu. Kuran’ı Kerimle ve arkaik dönemdeki tabletleri, çıkarılan şeyleri karşılaştırdığımız zaman birebir aynı zaten. Farklı bir şey yok. Türklerle ilgili olumsuz mesela o topluluğu helak ettik, neden helak ettik bundan helak ettik. Bu topluluğun başına işte yaşantıları iyi değildi bu Peygamberi getirdik. Ama bizle ilgili hiç öyle bir şey yok yani olumsuz yazan bir şey yok zaten oluşturduğumuz şeyle Kuran’ı Kerim’in şeyiyle, Kuran’ı Kerim ne zaman yazıldı bindörtyüz sene önce yazıldı. Bizim bulgularla kıyasladığımız zaman aynı zaten.

OKTAN KELEŞ: Oğuz boylarını ziyaret eden bir tarihçi daha var. Oğuz boylarını gördüğünde: orada kadınların durumuna baktığında kadınlar erkek gibiydi hiçbir ayrım yoktu. Neyse Araplara gelince o ibareyi bir gün açalım burada. Daha önce işlemiştim de televizyonda bir programımda. Der ki “Yaa bunlara İslam’ı mı tebliğ edeceğiz?” Der ki “Tengri’nin adını değiştir iş bitsin. Bunlar senden daha Müslüman.” değişiklik yok, Tengri’yi Allah yap oldu sana bunlar Müslüman. Bir de bizim Peygamberi Muhammed diye ezberletin. Olay bu kadar basittir değil mi?

İLHAN: Bizim Kağan’larımızın Peygamberlerden farkı yokmuş ki zaten.

OKTAN KELEŞ: Ama gerçek Kuran’dan bahsediyoruz anlatımından. Kuran diye öğretilen veya Müslüman algısından bahsetmiyoruz. İslam, Kuran münezzehdir. Bizim eleştirimiz bu yanlış algıya.

İLHAN: Şimdi bizim Kağanlarımızın yönetim şekline ülkelerin artık o zaman ne diyordunuz boyların yönetim şekline Kuran’daki yazılı şekliyle şeyi kıyasladığımız zaman eş anlamlı bir şey çıkıyor zaten.

OKTAN KELEŞ: Örfi uygulamalar hariç, mesela şerri o dönemin gereğine göre Kuran’da bazı şeyler vardır, gerektiği zaman uygulanabilecek şeriati meseleler vardır. Mesela farz diyorsun, hacca gitmek farz diyorsun. Eee fakir gidemiyor. Tamam bu şimdi değil diyorsun değil mi? Bunun gibi diyelim yani. Ya da oruç tut diyor adam farz diyor, eee adam hasta e tutma diyor. Bunun gibi. Ne oldu bak farzdan düştü. Şart ve koşullara göre uygulanabilecek meseleler haricinde ana temada Öntürkler’in, açık ve net söylüyorum bizim Türk Ataların bir kitaba da ihtiyacı yoktu. Burası açıktı açık direkt alıyordu.  Durun bir düşünün bakalım ne demek istiyorum. Anlatabildim mi? Sen devam edecektin Dede, özür diliyorum buyurun.

BÜLENT BATUR (DEDE): Kuran’da da zaten öyle bir sıralama var Sultanım sizin belirttiğiniz gibi. Önce insanlara Allah diyor ki “Ben direkt temas kurmaya çalışırım.” Peygamber göndermek en son vasıta, öyle bir ayet var tam aklımda değil de. Artık orada toplum içinde temas kurabilecek kimse kalmamış içlerinde biri var onun vasıtasıyla bir şeyler söylemeye çalışıyor. İlgili ayet de var öyle bir sıralaması var. Süleyman’a dönersek, şimdi Süleyman a.s.’ın melek veya cin taifesinden olması ya da onlara yakın cihetlerinin olması hasebiyle oradan buraya yapılan kontrolsüz belki işte bu meta transferleri ya da kontrolsüz girişleri çıkışları biliyor. Bu ara bölgeye kurmak istediği şey hani gümrük gibi algılayabilir miyiz? Tapınak değil de. Hani bunu bir kurala bağlayalım siz buradan buraya bir müdahale de yapıyorsanız bunun bir karşılığı olsun.

OKTAN KELEŞ: İnşallah bunu Göktürkler kurar, Yertürkler yiyen Türkler kurarsa oraya da vergi getirirler şimdi gümrük mümrük meseleleri.

BÜLENT: Hiç gelemezler onlar o zaman. Sultanım oranın kurallarını ve buranın kurallarını biliyor, ortak bölgede siz bize kontrolsüzce müdahale edebiliyorsunuz çünkü buranın insanları sizi görmüyorlar. Hani bunu bir kurala bağlayalım. Burayı da sömürmeyin. Tapınak değil de ara bir uzlaşma bölgesi gibi.

OKTAN KELEŞ: Ara hat uzlaşma dediğim şey oydu zaten. Eyvallah...Teşekkür ederim. İlhan bir şey mi dedin?

İLHAN: Hz. Süleyman’ın yaşamışlığı ile ilgili arkaik dönemde buna benzer bir olay var mı Sultanım?

OKTAN KELEŞ: Var. Bazı mitlerde var. Mesela İbrahim Peygamber olsun Musa’nın konusu, Nuh’un konusu, Sümer tabletlerinde anlatılıyor. Hatta Meryem meselesi Sanskritçe’de anlatılıyor. Türk toplumunda benzer şeyler ifadeler var. Tabi tam böyle değil çünkü Sami geleneği bu işi masallaştırıyor.

İLHAN: Ama özüne baktığımızda aynı çerçeveyi çizmiş yani.

OKTAN KELEŞ: Tabi, tabi aynen öyle. Bizim Kızıl Elma ülkümüz. Şimdi açmayalım orayı ben bunları çalıştığım için. Yani en büyük tapınağı biz inşaa edeceğiz. Ne demek istediğimi anlatabildim mi? Kızıl Elma Ülküsü...Neyi inşaa etmeye çalışıyoruz biz? Bunların anladığı ilkel beyindeki tapınak değil dediğim şey işte bu. Ama onun içerdiği kavramlar nedir acaba? Düşündüğümüz zaman anladın, anlayan anladı. Sen bi şey söyliyecektin. Söyle.

SERDAR TOPÇU: Sultanım siz söyleyince aklıma geldi. Hani bir bilgi vardı da kesiliyordu ya Sultanım. Siz daha önce kitaplarınızda yazmıştınız zaten. Bilginin ana kaynağının Kızıl Elma’da olduğunu zaten söylemiştiniz. Şuradan birkaç soru geldi aklıma da. Süleyman a.s. bir ihtiyaca binaen bir yapı yapıyor. Bunun bir fonksiyonu olmalı ama o dayandığı şeyin durduğunu söylediniz. Bu vefatıyla mı alakalı yoksa durdurulduğu kesildiği ile mi alakalı? Bir bunu soracağım. Bir de şöyle bir şey var. Bir ihtiyaca binaen bir yer yapılıyor. Bunun bir fonksiyonu olacak ara yerde böyle bir yer var ve bu yarım kalıyor bir şekilde ama cinlerin de bunu devam ettirmek gibi bir çabası yok, bırakıp gidiyorlar. Yani işlerine gelmeyen bir yapı yapılıyor o anda. Yani öyle algıladım işlerine gelmeyen bir yapı var.

OKTAN KELEŞ: O öyle değil, tahakküm altında kalmak istemiyor. Ya da kendi sınırlarının aşabilecek kendine tehdit olabilecek sınırları kabul etmiyor öte alemde. Birincisi neydi tam olarak? Durduruldu mu dedin?

SERDAR: Hah onu diyecektim Sultanım. Diyelim ki ben vefatıyla ilgili onu algılamıştım ama diyelim ki bir bilgiyle bu yapıyı inşa ediyordu Süleyman a.s. bir ihtiyaca binaen diyelim ki bir yer. Fakat bu bir şekilde yarım kaldı. Zülkarneyna.s. da bir set yaptı. Şimdi bir ihtiyaca binaen bir yapı var şu anda yarım kaldı bu arada da bir ihtiyaca binaen bir set yapıldı. O bilgi tekrar gelip o yapı yapılana kadar örülmüş bir set geçici bir set gibi algıladım ben onu.

OKTAN KELEŞ: Geçici zaten o biliyorsun ayette. Şimdi zaten Süleyman’ın o dayanağının gitmesinden, vefatından sonra birkaç kavim bu işi sürdürdü. Ben onun için ikinci soru olarak hatırlarsanız dedim ki “Mimar gitti proje ne durumda?” Bir ölmeden önceki projenin devamı bekası bir de sonrasını düşünün aynı mı? Değil. Orada bir başı bozukluk oluştu. Yecüc ve Mecüc denen bir topluluk onlar bir topluluk da değil açmıyorum. Sanki Yecüc bir topluluk Mecüc bir topluluk, öyle değil. Onların arasında kodlanmış bu. Yahudi teröristler YagogMagog birçok şey söylediler ama bunlar birer birçok kavim iki tarafa da bağlantı kuran ara kavim, ara kavim dikkat et. Ara kavim deyince işin içine uzay kozmoloji her şey girer. Şihap kelimesi, kulak hırsızlığı yapan cinler, semaya gittikleri zaman ne oluyordu Yasin? Ateş toplarıyla uzaklaştırıyordu. Kaldı ki Peygamberimiz a.s. geldiği zaman da tam kapandı o devir falan gibi ibareler var. Şimdi orada bunlar devam ettirdiği için bozgunculuk çıkartan kavimler Zülkarneyn Ata, Oğuz Ata geldi seddi oluşturdu işte o bakır meseleleriyle de bunların önünü kesti. Demek ki bu bilgi kimdeymiş? Durmamış o iş devam etmiş ama başı bozuk olarak, siz Yasemin Hanım ne demiştiniz? Hiyerarşi meselesi değil mi? Hiyerarşi olmadan bir şeyler güce dair oluşmuş. Biraz onlar güçlü gelmiş biraz bunlar fakat bozgunculuk çıkartarak iki alemi de rahatsız eder duruma gelmiş. Hani inşaat yapılır ilerde de biz iki de bir dozer seslerinden kazma kürek seslerinden rahatsız oluruz ya. Hem ev halkı rahatsız olur hem dışardaki halk. Şimdi o boyuttakiler de rahatsız oluyor bu boyuttakiler de rahatsız oluyor. Zülkarneyn Ata da geliyor bunların iki tarafa da sarkmaması için aslında iki tarafa da set çekiyor. Çektiği yer iki taraf derken ara bölgesi. Mevzu bu...

OGÜN: Zaten iki dağ arası meselesi...

SERDAR TOPÇU: Şöyle Sultanım, zaten bu settin yıkılacağı Kuran’ı Kerim’de var. Bu Altın Elbiseli Adamlarla da bu olayı bağlamıştınız. Altın Elbiseli Adamlar tabiri caizse böyle bir savaşçı gibi böyle bir zırh gibi ...

OKTAN KELEŞ: Bir öğreti..

SERDAR TOPÇU: Bir öğreti gibi bir kıyafeti var ve altının bir yerden bir yere geçiş için böyle bir fonksiyonu olduğunu da söylemiştiniz. Sultanım bu settin yıkılmaması için Altın Elbiseli Adam bir bilgiye binaen bu settin yıkılmaması için zaman zaman müdahaleler ettiği düşünülebilir mi?

OKTAN KELEŞ: Zaten geçtiğimiz anlatımım oydu değil mi? Oraya gidiyor, orada savaşlar oluyor. Bir de tabi ki şimdi Zülkarneyn Ata’nın çektiği set ya da oluşturduğu set delinmeye çalışılıyor değil mi? Kuran ibarelerinde de var bununla ilgili birçok böyle uyduruk veya uyduruk olmayan hadisler de var. Pek çok da hikaye anlatılır menkıbe olarak geçtik onları biz. Şimdi ona rağmen buradan da delinmeye çalışılıyor. İşte Süleyman’ın anahtarını arayıp da o tapınağa mecazen dediğimiz o tapınağı oluşturmaya çalışan İsrailoğulları, Siyonizm’e bağlı olanlardan bahsediyoruz. Biz onların inançlarına bir şey demiyoruz canım onlar da inanma hakkına sahip. Kim kime inanıyorsa inanır bunlar değil. Dediğim gibi insanlık alanına tecavüze yeltenmediğin sürece meselede sorun yok. Bunlar buradan delmeye çalışıyor sadece onlar değil ki. Herkes bunu yapıyor belki, onlar da oradan delmeye çalışıyor. İki kavim. Şimdi bunu da bir arada sırada tahrip edilen sette, bunu da bir duvar olarak görmeyin tabi. Betondan, altından, bakırdan büyük bir Berlin Duvarı gibi düşünmeyin. Bunu başka bir boyutta düşünelim başka sırları olduğunu. Çok deruni alt parametrelerini, frekans olabileceğini vs.vs. Geçtik onu çok yorum yapılabilir. Bir de onarıcıları var değil mi? Altın Elbiseli Adamlar onlardan bir tanesi. Bunu da ilk defa söylemiş olalım çünkü bunun ben kitabını çalıştığım için. Biliyorsun bunları söylüyoruz adamlar anında şey yapıyorlar. Onun için bunları video tarihleri yazılı kayıtlı yayınlamamızın sebeplerinden bir tanesi de bu zaman zaman. En azından nerede nasıl konuşulduğu nasıl zikredildiği meydanda olsun. Şimdi bu konuda baya bir şeyler açıldı doğru mu? Bir şey söylemek isteyen var mı? Başkanım siz buyurun.

YENER DURSUN: Şeyi söylediniz ya Sultanım yani rahatsızlık duyulması meselesini, biraz önce söylediniz. Dedenin de söylediği gibi Süleyman a.s’ın farklı formlarda yaratılmış varlıklarla münasebeti ya da irtibatı oluyor. Şimdi Kuran’da Süleyman a.s’ın kıssalarında Harud ve Marud adlı iki melekten bahsedilir. Yani acaba oradan rahatsızlık duyup da yani o öğretiyi zamanı gelmeden canlandırmak isteyenler ya da kötüye kullanmak isteyenlere karşı, hani cinlerin asa kurt yedikten sonra yani yazılım bozulduktan sonra frekansı olumsuz yönde insanları da etkileme adına bir çalışma olunca oradan gelenler bunun karşılığında bir yazılım mı?

OKTAN KELEŞ: Tabi zaten ben bunu ASA kitabımda yazmıştım. HarudMarud meselesini Babil’deki iki melek. Televizyonlarda da defalarca anlatmıştım. Gard almak için hatta soru şuydu “Allah melek gönderiyor sihiri büyüyü öğretiyor.” Biz buna itiraz etmiştik o öyle değil o ayet, sihiri büyüyü öğretmiyor. Sihirin ve büyünün mahiyetini göstererek ‘hatta karı kocanın arasını açmak vs. Pek çok şey var’, bu topluma bu melekler, melek dediğiniz şeyler, malikler bildiğimiz meleklerden de değil melek tabirini de açmıştık defaatle, bunlar bu işi gösteriyor siz de gard alın bakın bu işler nasıl yapılıyor diye. Şimdi mesela gelişmiş teknolojide olan devletleri düşünelim. Gizli birimlerini düşünelim. Birçok sırları var değil mi? Tıp alanında, teknoloji alanında, silah sanayinde vs.vs. Bunları uyguladıkları zaman insanları ne yapıyorlar? Esir edebiliyorlar, öldürüyorlar, yönetimleri altına zorla zorbalıkla, despotizmle alıyorlar değil mi? Totaliter olarak falan. Bu bilgi bizde de olsa, birileri getirse. Şimdi onların yaptıkları kötü bir şey ama yaratıcıdan da biri dese ki ya bak aynı bilgiyi getiriyorum bu budur, biz aynı bilgiyi kötüye kullanmak için mi öğreniriz? Yoksa gard almak için mi? Onların işlevi buydu, ben bunu ASA kitabımda bahsettiğiniz gibi konu etmiştim Başkanım. Allah razı olsn. Burada da mesele bu. Yani gürültü çıkaranlara işte uyarı geliyor. Yani deniyor ki siz tabi ben burada mecaz yapıyorum’ ulular, büyükler, bu işte görevliler, onarıcılar ne dersek diyelim bir sürü hiyerarşi gerekiyor bununla ilgili iki taraftan da bu işi tutanlar var. Ama bunun açılacağı çok açık ve yakın bir zaman. Yakın bir zaman zarfında açılacağı açık. Birçok sırların artık ilkel beyinlileri ‘geçen söylemiştim’ yani çok zor günler bekliyor anlatabiliyor muyum? Siz bir şey söyleyecektiniz galiba el kaldırdınız.

YASEMİN HANIM: Ben Başkanımın o dalgıçların niteliği ile ilgili söylediği şeye destek olsun diye aklıma şu geldi. Daldıkları mutlaka bir deniz değildi çünkü cin taifesinden bir yaratılmışlıktan bahsediyoruz. Hani bir suya dalmışlıklarını çok fazla hani suya dalma inci mercan çıkarmalarını aklım almadı. Mutlaka metafizik alemde başka bir yere dalıyorlardı ve ne gerekiyorsa cevherlerden onları çıkarıyorlardı diye düşünüyorum. Yani kendi yapılarına uygun bir yere daldıklarının düşünüyorum.

OKTAN KELEŞ: Tabi burada inci mercan dediğimiz şey sembolizmada yerleri vardır. Bunlar aslında cevherin kodlanmış halidir. Dediğiniz gibi onların da formları ile alakalı değerli bilgiler diye düşünelim. Mercan’ın zikredilmesinde çok başka sırlar da vardır yani. Onun için bazı suistimalciler de işte mercan taşı bu Kuran’da geçiyor falan derler yani işin o boyutundan mada başka sizin dediğiniz gibi meseleleri vardır. Ancak şunu da düşünmek lazım yani işte o varlıklar aslında şu anda aramızda. Nil Hanım sizin sorunuz, daha önce sormuştunuz. Bu Reptiliyanları bana defalarca sordular, ben Reptiliyan diye bir şeye inanmıyorum ama bundan daha azılı varlıklar var. Ben onların anlatım şekline ve anlattıkları meseleye inanmıyorum. Oysa aramızda samimi söylüyorum uzaylılar da var, cinler de var, birçok yaratılış formunda olup insan suretinde görünenler de var. “Yaa öyle olur mu” Ee oluyor, insan suretinde melekler geldiğini senin inandığın kitap söylüyor. Oraya gelince oluyor da buraya gelince mi olmuyor? Belki de bunu reddedenler onlardan. Değil mi? Var onlar. Hatta size başka bir sır söyleyeyim mi? Bu cehennem zümresi diye bir ayet vardır ya bu çok derin bir şey. Konuyla alakalı değil ama. Hani ateistler soruyordu değil mi hatırlıyor musun? Hani burada ateistlerle ilgili program yapmıştık. Keratalar üsluplarını düzeltmişler sonra. Gördüm, baktım da, bakmayın zaten bana gönderdiler güldüm. Tabi güzel güzel sorsunlar, Müslümanlarla eğer bir şey yapacaklarsa. Hakaret etmeden değil mi? Belli bir erdemlilik noktasında bilimsel olarak sorsunlar inanmak zorunda değiller adamlar. Bu kadar basit.

BÜLENT BATUR (DEDE): Cinlerle bile anlaşmak için tapınak yapılmış.

OKTAN KELEŞ: Yani. Şimdi Ateş zümresi, ne deniyordu, Allah “Cehennem zümresi ayetinizde geçiyor” Eee...”Demek ki yakacak bir zümre oluşturmuş.” Değil. Onlar ateşten yaratılan unsurlara verilen ad. Zaten isteseler de bizim cennet diye tabir edilen formda yaşayamazlar. Onların yaşam tarzları orada ama şimdi bazıları burada olduğu için oraya gidecek. Anlatabildim mi meselenin sırrını? Bunu da ilk defa burada söylüyorum. Bu zümre bu, yoksa günah işlemiş de orada ateşe falan, her cehennem ayeti aynı değil. Bunu burada işleyeceğiz ama bu bilgi herhalde tahmin ediyorum ki bir ufuk açmıştır Ozan ve Baran!

İLHAN: Acaba Hz. Süleyman’a böyle bir misyon neden verilmiş?

OKTAN KELEŞ: Kaşınmış...

İLHAN : Yok kaşınmayla ilgisi yok.

OKTAN KELEŞ: Var var ilgisi var, istemiş. O rızıkları ben dağıtayım demiş, yani bu tabi ironik bir şey ama baya bir böyle talebi var yani. Var, sonra anlıyor. Peki son bir şey söylüyorum. Dolayısıyla İlhan elektrik meselesine burada bağ yapabilir miyiz süper iletken? Fiziki bir bağ da kurmayabiliriz değil mi sadece bakır diyerek? Reptiliyanlar, aramızda gezenler şunlar bunlar. Bunlar, bu yaratımda varlıklar var. Ama burada bir şarta binaen bulunmaktalar. Formları buraya uygun değil. Tıpkı bizim de bazı formlara uygun yaratılmadığımız gibi. Mesela “Aşabilirsen aş, Sultansı bir güç olmadan geçemezsin” falan diye bir ayet var değil mi? Gibi, gibi. Bunların bir kısmı asıl hakikatine döndüğünde ateş zümresi. Ateşten yaratıldıkları için o formda yaşayacak olanlar. Mükafatları da o formda verilecek olanlar var. Cezaları da o formda verilecek olanlar var. Yani çaprazlama bir şey. Başka bir sır daha. Bazıları şu anda tam ters bir hayat yaşadıklarından dolayı cehennem hayatını yaşıyorlar. Cezalı gönderilmişler buraya. Bu onların yaşam formuna aykırı. Nil hanım anlatabildim mi? Yani onun için ben bu Reptiliyancıları ve bu gibi şeyleri çünkü çok seneler oldu bu işleri araştıralı bu işlerin içine gireli. Şimdi yeni kardeşler, araştırmacılar çok sığ anlattıkları zaman, buradan soru geldiği zaman bu mesele böyle değil ama bunu anlatmak için on saat daha anlatmak lazım ya da geçmişe atıf etmek lazım. Şimdi bunlar cezalı burada, bazıları, hepsi değil. İlkel beyinle düşünme Ogün. Ve buraya gönderilmiş ve burada yaşamak zorunda bir iş yapıyorlar bunlar. Çok sıcak bir memlekette biz nasıl yaşayamıyorsak veya tam tersi formumuza aykırı değil mi? Azap geliyor değil mi o? Doğru mu? Onlara da azap burada olmak. Şu anda onlar buranın cehennem hayatını yaşayanlar var aramızda. Bir de görevlileri var, Kuran tabiriyle Zebaniler, mesela Zebaniler de cehennemde olacak ya. Demek ki Zebanileri cehennem yakmayacak. Onlar da özel formda kıyafet, yaratılım, donanım ne dersek diyelim tasarımda olanlar var. Bir de iki form arasında yaşayanlar var. Bunlar çeşitli suretlere bürünüyor, uzaylı dediğimiz, başka yerlerden gelenler, hatta boyut dışı başka boyutlar var. Hatta oradan sirayet edenler var. O kadar çok aramızda geziniyor ki.

NİL HANIM: Bilinçli mi geliyorlar?

OKTAN KELEŞ: Tabi bilinçli gelenler var. Fakat henüz daha kendileri kalıcı değil. Yani gezegeni ele geçirelim falan derdinde değiller. Burası onlar için adeta kervansaray gibi geçerken uğradık noktasındalar. Yani tabi küçümsemiyorum olayı mecazen kısa kesmek için anlatıyorum. Ama ilerde bu böyle olmayacak ve biz yakında bu sırlara vakıf olacağız. O kapı zaten açılacak yani. Uzaylılarla şunlarla bunlarla son zamanlarda biliyorsunuz haberler çok fazla fakat dezenformasyon yapılan birçok yalan yanlış şey de yapılıyor. Çünkü onlarda iletişimde olanlar var ve Türk Atalarla ilişkide olanlar var. Bunların kadimden gelen bir mücadelesi var. İşte sırlar bunlarla alakalı. Bunları içerisine dini koy, öğretileri koy, şunu koy, bunu koy, töreyi koy, kültürleri insanları koy, cinsleri, ırkları, bilimi, teknolojiyi, adına ne vereceğin nesnel, öznel faaliyeti koy bu iş böyle sürüp gidiyor. Onun için şimdi Süleyman Kraldı deniyor değil mi? Kral Süleyman...Hani dedik ya kendi başına iş açmış. Krallığı çok istedi, çok abartılacak da bir Peygamber de değil, bizimkiler bunları yüceltiyorlar. Çok abartılacak bir ellerinde veri olmadığı için Süleyman kanalından Süleyman anahtarıyla onlar girmeye çalışıyorlar. Peki ondan daha abartılabilecek güç var mı? Var...Türk Ataların elinde. Bunu bildikleri için ilk işi dünyadayken bitirmek istiyorlar. Anlatabiliyor muyum? Fitne ateşini yakan kıvılcımı. “Yakanları Allah  ne zaman olsa söndürdü” ben ona kundakçı ayeti demiştim bir ayeti kerimede. Mesele bu. Yani demek ki başka varlıklar var. Hatta daha kötüleri de var. Bunların hepsine ne ad verebiliriz dersek o dönemin Arap anlayışında veya kültüründe, başka kültürlerde Cin demişler, örtülü varlık. Cin ne demek? Örtülmüş varlık işte nasıl tarif edelim? Eti kemiği olan da var çünkü kalpleri var diyor bir ayette. Metafiziksel boyutta olan, bedene bürünen, bürünemeyen veya bizler gibi etten kemikten olup da başka formlarda olan birçok yaratılmış varlık var. Ve süremiz tamamlanıyor. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu konuyu gerekirse tekrar yapalım. Süremiz bitti. Herhalde söyleyecek çok şeyiniz vardır. Ama bir dakikaya sığmayacak. Bak ara bölgede takıldık kaldık.

Şunu da düşünsünler kimin tahtına ceset bırakılmıştı? Süleyman’ın...Evet ne demekti onu da anlasınlar, teşekkürler.

 

Not: Videoyu yayına hazırlayan  Fatih Erdoğan'a, konuşmayı deşifre eden Fatih Yıldız, Kazım Kubilay ve Ayşe Demet Hanım'a teşekkür ederiz.

 



Bu haber 6,943 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler

    1. Vizyonsuzluk, Voltran, Koca Yusuf

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,636 µs