En Sıcak Konular

TBMM’NİN Sırrı: Hilafet

5 Ağustos 2020 09:32 tsi
TBMM’NİN Sırrı: Hilafet Baran Aydın Yazdı:TBMM’NİN Sırrı: Hilafet

                         TBMM’NİN SIRRI: HİLAFET

 

‘’Doğruluk, kuvvettir.’’

Yüce kitabımızda geçen Ulül Emr’in hitabına mazhar, Türk’ün başbuğlarından Emir Timur’un yüzüğünde yazanlardı okuduğunuz iki kelime…

 

Türk’ün başbuğu Timur’a, dönemin uluları ‘Doğruluk’u emanet olarak vermişlerdi.

Peki ne demekti doğruluk denen şey? Doğruluktaki kuvvetin sırrı neydi?

Timur’a, Yesevi ulularının emanet ettiği doğruluğun sırrı, yüce kitabımız Kuran’da, İsra 80. ayette yer almıştır:

‘’De ki: “Ey Rabbim! Gireceğim her işe DOĞRULUK (Sıdk) üzere girmemi, bitireceğim her işten de DOĞRULUK göstererek çıkmamı sağla! Bana katından SULTAN güç ver!”

Doğruluktaki kuvvetin sırrı SULTAN güçte idi. Yüce kitabımızda bu güce erişene gök kapılarının açabileceği başka ayetlerle ifade edilmiştir. İşte Timur’a, Yesevi uluları tarafından doğruluk kelimesi kodu ile emanet edilen de bu Sultan güçten bir cüz idi.

Bu cüzden birincisi ‘Göğün Metal Savaşçısı’ denilen bir kılıç ile ilişkiliydi. Timur’a, gökten indirilen Demir’in sırrı emanet edilmişti. Bu emanet ki, Türk’ün kadim soy geleneği olmuştur.        

Timur’a emanet edilen sırlar, ismi cismine (mezarı) sır edilen başka bir Türk Başbuğunun ellerinden de geçmiştir. Bu elin sahibinin ismi Attila idi.

Tarihi kaynaklar; Hunların ‘Göklerin Metal Savaşçısı’ adı ile sahip oldukları bir kılıca üstün özellikler atfederek; onun Tanrısal bir takım güçlere sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu ifadelerin hepsi Çin yıllıklarına işlenmiştir. Aynı şekilde Heredot’ta, ‘kadim demir kılıç’ adı ile anılan bu kılıç ile Hunların özel gök ayinleri yaptıklarını yazmıştır. Aynı kaynaklarda kılıcın kadim zamanlarda kaybolduğu da yazmaktadır. İşte bu kayboluş sürecinden sonra sırlı kılıcın Attila tarafından bulunduğu ve Attila’nın ‘Göklerin Sema Savaşçısı’na sahip olduktan sonra batı hanedanlıklarını dize getirdiği anlatılmaktır. Attila’nın sahip olduğu bu sır daha sonra batı literatüründe Mars’ın kılıcı olarak yer etmiştir.

Attila’dan öncesinde daha kadim zamanlarda ise, Göklerin Metal Savaşçısına ait sırlardan küçük bir kısmı (Demir’i yumuşattık ayeti) Hz. Davut’a emanet edilmiştir. Davut, kendisine küçük bir cüzü emanet edilen bu sırlar ile kendi halkına, hak töreye uyması gerektiğini tebliğ etmiştir.  

Timur’a gelinceye kadar Attila’dan sonra ise ‘Göklerin Metal Savaşçısı’ denilen kılıcın sırları bazı Türk Destanları içerisine sırlanmıştı. Bu destanlardan biri Köroğlu Destanı idi. Destanda kahraman Köroğlu’nun kılıcı gökten şimşek ile birlikte düşen ilahi bir metal parçasından yapılmıştır. Destanda asıl gücün kılıçta değil, yapıldığı cevher ve yapılış şeklinde olduğu ifade edilmiştir.

Sır odur ki, Davut’a emanet edilen kılıç, günü geldiğinde Attila’nın ellerinde yeniden emrine uygun dirilmiştir. Daha sonra ise sırlar Devletin EL’i vasıtasıyla Timur’a kadar ulaşmıştır.

Devam edelim…

Timur’a emanet edilen Sultan güce ait cüzün ikincisi ise, İstanbul’un nasıl ve ne zaman fethedileceği ile ilişkili idi. (Deruni Devlet’in ilgili kısmı okunabilir.) Yani fethin vakti, saati ve maddi-manevi stratejik hamlelerin nasıl atılacağının sırrıydı Timur’un bir diğer emaneti. Nitekim Emir Timur emanetleri Anadolu seferinde Nasreddin Hoca’ya teslim ederek; vaktin sırrını ehline rücu ettirmişti.

Devletin El’i vasıtasıyla elden ele emanet edilen sırlar basit bir zihin muhtevasına indirgenip düşünülmemelidir.

Ne demek istiyorum? İstanbul’un fethi üzerinden misal verelim…

İstanbul’un fethi ile ilgili olan hadislerde geçen Belde-i Tayyibe meselesi çok dikkatlice irdelenmelidir. İstanbul, Belde-i Tayyibe sırrının yerküredeki merkez noktasıdır. İstanbul, Belde-i Tayyibe’nin kapısıdır. Bu kapıdan geçmeden göğün doğru yerine çıkılamaz, yerin doğru merkezine inilemez. İstanbul, yerküreden göğe ve yere açılan kapıdır. Nasıl ki Belde-i Tayyibe’nin yerküredeki karşılığı İstanbul ise; Ay’da, yer altında ve diğer gezegenlerde de Belde-i Tayyibe’nin yansıması olan mihenk noktaları vardır. Kısacası İstanbul’un fethi bir sonuç ya da ana gaye değildir. Kaldı ki zaten Ayasofya’nın eski Hun toprağı olduğu belgeleri ile Pirimiz tarafından tarihe not düşülmüştür. Dolayısıyla fetih ilk aşamadır. Fetihle gelen, göğün ve yerin sırlarının mihenk noktasına sahip olabilmektir aslolan.

Aynı konu bağlamında şu soru ve cevabı üzerinde dikkatlice düşünülmelidir. Anadolu’ya kadar giren Emir Timur, İstanbul’un fetih edilme şekli ve sırları elinde iken; neden orayı fethe yönelmemiştir? Bunun cevabı, Vaktin sırrındadır…  

Vaktin sırrı, Sultan güce ulaşmada insanoğluna belletilen devranlara ait doğru anlarda meydana erecek olayları anlatır.

Kadim Türk Devlet geleneğinde vaktin sırlarının ifşa edileceği zaman yapılan bir hamle vardır. Bu hamle yapıldığında şu gerçek ortaya çıkar ki; artık GÖK ile YER bilgileri bir lider de cem edilmiştir. Gök ile Yer bilgisinin cem edilmesi KÖK’e ait hakikat bilgilerinin bir kişiye mühürlendiğinin en büyük göstergesi demektir.

Kadim Türk Devlet geleneğinde KÖK bilgilerinin ortaya çıktığı an, hakikat bilgisine sahip kişi tarafından KURT BAŞI sembolü ehlinin anlayacağı şekilde (Mimariye, resme, desenlere vs.) bayrak olarak açılır. Bu bayrak açıldığında GÖK ve YER bilgisinin aslı olan KÖK’e ait sırrın o liderde cem edilme VAKTİ demektir. İşte vaktin sırrının geldiğinin ehline ifşa edilmesindeki en büyük hamle KURT BAŞLI bayrağın açılması hakikatidir.

KURT BAŞLI bayrağı yakın tarihimizde ehline açabilme yetkisine iki kişi sahip olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk…

Fatih Sultan Mehmet Han, Kurt Başlı bayrağı; İstanbul’u fethetmek için stratejik bir hamle olarak imar ettirdiği bir mimari esere gizlemiştir. Bu mimari eserin ismi RUMELİ HİSARI’dır! (Rumeli Hisarı’nın Ay Yıldız Teşkilatı tarafından önemi büyüktür. Bugün Atase arşivinde bazı devlet büyüklerimize ait yayınlanmayan eserlerde, burada yapılan çok özel ve çok gizli teşkilat toplantılarının anıları zamanı geldiğinde açıklanması üzere beklemektedir!)

Rumeli Hisarı’nın mimarisine KURT BAŞI gizlenmiştir.

 

Türk Kağanı Fatih Han sadece bununla da kalmamıştır. Evliya Çelebi’nin yazdığına göre Rumeli Hisarı’nın mimarisine kufi sanatına göre MUHAMMED ismini de sırlanmıştır.

Düşünün bir hisar yapılacak ve KURT BAŞI sembolü ile kufi yazı sanatına göre MUHAMMED ismi sırlanacak. Görklü Muhammed ne demek?

Gelelim Atatürk’ümüze…

1927 yılında Ankara’nın göbeğinde Atatürk’ün emri ile özel bir binanın yapımına başlanmıştır. Bu bina Türk Ocaklılara, Atatürk tarafından emanet edilecek olan Ankara Türk Ocağı (Şuanki Resim ve Heykel Müzesi) binasıdır. Atatürk, henüz harf inkılabının yapılmasına bir yıl olmasına rağmen bu binayı yapım aşamasında gezerken, binanın belli bir noktasına tıpkı Bilge Kağan’ın yaptığını örnek aldığını söyleyerek, taş bir anıt üzerine yeni alfabe ile Ey Türk Gençliği Hitabesinin kazıtılmasını istemiştir. Yeni alfabenin ilk kullanıldığı yer bina içerisindeki bu taş anıt olmuştur. Son olarak Atatürk tarafından binanın mimarisine bir KURT BAŞI gizlenmiştir!

Kurt başı sembolünün ilk kez sırlanarak kullanıldığı yer bayrak açılan bu sırlı mekan olmuştur. Kullanılan kurt başı motifinin sırrını bilenler daha sonra aynı motife göre Türk Ocağı’nın sembolünü tasarlamışlardır.

 

Daha da derinlere inelim…

Gök ve Yer bilgisinin cem edilmesi ne demek?

Hilafet/Halife ve İmamet/İmam sırlarının bir kişide toplanması demek! Bu ulu kişinin hem hilafet makamında hem de imamet makamında istediği tasarrufu yapabilme yetkisi demek ki; bu aynı zamanda siyasi değil Türk Devleti bilgisi dahilinde İLAHİ bir yetkinin ifşası da demektir.

Halife’nin sırrı YER’de zuhur edecektir. Bu sebepledir ki Yüce kitabımızda halife ve yeryüzü lafzı birlikte kullanılmıştır. Halifenin sırrı gökten yere indirilen Demir’dir. Bu yüzdendir ki Yüce kitabımız Kuran’da ismi Halifelik makamı ile anılan kişi Hz. Davud olmuştur.

‘Ey Davud seni yeryüzünde Halife tayin ettik’ ile başlayan Sad Suresi 26. Ayette bu konuya açıklık getirilir. Nitekim Davud’a, Demir’in sırlarından bir cüz emanet edilmiştir ki meşhur Davud’un kılıcı işte bu emanete sahiptir.

İmam’ın sırrı ise GÖK’te zuhur edecektir. Bu sebepledir ki Yüce kitabımızda imama göklerin melakutunun gösterildiğinden bahsedilmiştir. İmam’ın sırrı GÖK kapılarını açacak anahtar kelimattadır. Bu yüzdendir ki, Yüce kitabımız Kuran’da İmam/Önde giden (Sabikunlarda öndekiler değil mi?) lafzıyla hitap edilen kişiye, ‘Hani hatırlayın ki, bir dönem Rabbi, birtakım kelimatla, İbrahim’i imtihan etmişti. İbrahim de o kelimatı eksiksiz yerine getirmişti. (Allah ise bunlara karşılık:) “Ben seni bütün insanlara İmam kılacağım.” demişti.’ şeklinde ifade edilen Bakara 124. Ayet ile açıklık getirilir. Ayette belirtildiği üzere Kuran’da ismi ile imam kelimesinin tek anıldığı kişi Hz. İbrahim’dir.

Konuyu fazla açmamak koşulu ile şunu ifade etmeliyim; Yer ve Gök bilgisinin yani hem Halifelik hem de İmamlık sırrını cem eden makam Kuran’da ZÜLKARNEYN’i/OĞUZ KAĞAN’ı anlatan ayetlere sırlanmıştır. KÖK bilgisine sahip makam OĞUZ KAĞAN’ın makamıdır! Çift boynuzun biri Hilafetin biri İmametin gücünü taşımaktadır!

Bu sebepledir ki. KÜLLİ ŞEYİN’in sırrına sahiptir Oğuz Kağanlık makamı. Bu makamın sırlarından sadece Halifeliğe yani demire ait küçük bir cüz Hz. Davud’a verilmiştir ki, geçmişte bozgunculuk çıkaran kavmini hak yola sevk edebilsin. Oğuz’un kutlu makamının diğer yüzü imamet yani kelimata ait sırlarından küçük bir cüz ise İbrahim Dedemize verilmiştir ki, geleceğin hanif milletini inşa edebilsin.

Derinlerden çıkalım ve kurt başlı bayrağı son açan isim Yüce Atatürk’ümüz ile konuya devam edelim…

Atatürk, Fatih’ten sonra Türk töresini güncelleme tasarrufuna sahip olan ilk kişi olmuştur. Dolayısı ile hilafet ve imamet makamında hak olan tasarruf kadim Türk Devletinin bilgisi dahilinde Atatürk tarafından atılan hamleler ile yapılmıştır.

Konu bağlamında 1924 yılında devlet ile ilişkili bazı milletvekillerine dağıtılan ve ‘Hilafetin Mahiyyeti Şer’iyesi’ adlı eseri ilk kez gündeme getirelim. (Resmini gördüğünüz bu kitap Osman Turan’a ait kendi özel kütüphanesinden çıkmıştır.)

 

Kitapta Halifeliğin neden güncellenmesi gerektiği, halifeliğin ve imamlığın ne demek olduğu, hangi ayetlerde halife ve imam kelimelerinin geçtiği gibi konular ayrıntısıyla işlenmiştir. Ayrıca son halifeyi seçenin TBMM olduğu ve Halifeliğin tarihte Peygamber efendimizden sonra 30 yıl kullanılan ilahi gerçek anlamının dışında sonrasında yanlış ve siyasi amaçlar uğrunda kullanıldığı belirtilmiştir. Son olarak TBMM’nin hilafet makamının tek ve asıl dayanağı olduğu ifade edilmiştir.

Atatürk döneminin ünlü alimlerinden ve dönemin milletvekili rahmetli Kamil Miras’ın da belirttiği üzere bu kitapçık özel bir ekip tarafından Atatürk’ün bilgisi dahilinde hazırlanıp vekillere dağıtılmıştır. Halifeliğin kaldırılması ve TBMM’nin hilafet makamının temsilgahı olması bu kitapçıktaki bilgilerden sonra olmuştur.

Hilafet kurumunun TBMM’nin bünyesinde mündemiç olmasını kaldıramayıp, Atatürk’e hakaret eden DEVLET bilmezlere; kitabın arka kapak resmindeki DEVLET mührünü göstermek sanırım yeteri kadar cevap olacağı kanaatindeyim!

Hilafet kurumu, Devletin El’i ile siyasi hüviyetinden çıkarılarak; asıl İLAHİ hüviyetinin VAKTİ gelinceye kadar TBMM bünyesine emanet edilmek üzere kurumsal düzeneği üzerinden Atatürk üstünden tasarruf edilmiştir! TBMM dışında hiçbir kurum Hilafet hakkında yetki sahibi değildir. Üstelik TBMM’nin bu kurumu hangi şartlarda ve düzenlenecek hangi düzenlemeler ile teslim edeceği de bellidir. Dolayısıyla Hilafet’in tartışılması ve gündeme gelmesi sadece ve sadece TBMM’nin yetkilerinin olağanüstü artırılması ile gündeme gelecek bir konudur. TBMM’nin artan yetkileri ne demek ehli gayet iyi bilmektedir. Günümüzde TBMM’nin artan yetkileri var mı? Yok. Nitekim bunu bilmeden atılacak her adım güdük kalacaktır.

Bugünlerde hilafet kavramı, Ayasofya’nın ibadethane olarak açılmasının ardından tekrar gündeme gelmiştir. Şurası bilinmelidir ki, tarihimizde büyük büyük tarihçilerin ikilemde kaldığı ve üzerinde ortak bir karar sağlanamayan her konuda bir devlet sırrı mevcuttur. Ayasofya’nın müze haline getirilmesi de bu devlet sırlarımıza dahildir.

Atatürk tarafından Ayasofya’ya vaktin sırrı gizlenmiştir. Vakti geldiğinde Ayasofya olarak değil, Ortodoks inancına ait resim, heykel vs. hepsinden tamamıyla temizlenerek; FETİH camii adıyla açılmak üzere bu sır o ulu mekana emanet edilmiştir. (Ayasofya’nın siyasi olarak ibadete açılmasıyla bu emanet hangi mekana geçmiştir? Vaktin sırrı aslına rücü etmiştir. Yani Eyüp Sultan’a! Ayrıca Fatih’in mahlası nedir? Avni. Avni ne demek? İmdada yetişen demek… Fatih gibi bir ulu bilge Avni ismini neden mahlas seçmiştir? Avni isminin ebced değerinde geleceğin sırrı vardır. Bu başka bir yazının konusudur.)

Vaktin sırrını çözmek isteyenler; içerisinde 16’lı vefk ve sayılar yer alan Timur’un yüzüğüne sahip çıksınlar! Konuyu fazla açmamak şartıyla şunları yazmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Mesela İstanbul’un fetih tarihi kaçtır? 1453. Görklü Muhammed’in doğum yılı kaçtır? 570-571 deniliyor. Fethin tarihi 1453 ile Görklü Muhammed’in doğum tarihi toplandığında ne çıkıyor? 2023-2024!

Hiç kimse Türk’ün Devletinin üzerinde karar alma yetkisine sahip değildir. Halifelik ve İmamlık müessesesi de bunlara dahildir. Devlet, Türk’e Atalarının hediyesi ve emanetidir. Ayrıca yeri geldiği için hatırlatmakta fayda var. Hilafetin sırrının konuşulacağını ve gündeme geleceğini zaten ehli bilmektedir. Bir yazımızda konuyu Pirimizin himmetiyle yazdık. Gökkurt’un Yer’e bakan yüzü açılmıştır. Sıra Gök’e bakan yüzünde demiştik. Yer’e bakan yüz Hilafetin sırrıdır! Göğe bakan yüz İmametin sırrıdır! Ancak bu iki kurumunda SİYASİ değil, İLAHİ misyonuna uygun bir şekilde hakikati ortaya çıkacaktır.

Türk Devletinin bu mesajını alanlarca bugün günümüzde Ayasofya üzerinden İLAHİ değil, SİYASİ bir hilafet projesi gündeme sokuşturulmak istenmektedir. Bu projeyi başta Kraliçe istemektedir ve üstelik Ayasofya üzerinden bu proje tartıştırılmaktadır. Neden? Ayasofya’nın mimari harikası sayılan kubbesinde saklı olan sembolün kökenleri ve onun göğe bakan sırları çağımızda Kraliçe’ye emanet edilmiştir de ondan!

 

Resmini yayınladığımız sembol misal alınmış ve Ayasofya’nın kubbesi bu sembole göre tasarlanmıştır. Konu hakkında İngiltere krallığının köklerini dayandırdığı Kral Davud’un soyu meselesi çok ama çok önemlidir. Kral Davud’un annesinin misyonu araştırılarak konu hakkında bilgi edinilebilir. Bu bağlamda Ayasofya üzerinden hilafet kurumunun tekrar gündeme sokuşturulması tam olarak İngiltere Kraliçesinin istediği bir tuzaktır. Bu tuzağa düşüldüğünde ise daha sonra günü geldiğinde hükümet yetkililerimize ‘Büyük Krallığın soyu Kral Davud’a dayanmaktadır. Sizin kutsal metninizde de sadece Halife hitabı isim olarak Davut A.s. üzerinden yer almaktadır. Dolayısı ile biz sizin Hilafet makamınıza ortağız.’ denilerek, İLAHİ tasarımın önüne geçmeye, zaman atlatmaya çalışılacaktır!

Kraliçe biliyor ki, Gökkurt’un Yere bakan yüzü açılmıştır. Dolayısıyla Hilafetin Ayasofya üzerinden değil, TBMM’nin artan EGEMENLİK yetkileri üzerinden tartışmaya açılması Kraliçe için tehlike demektir! Bu sır Yer’in yani Hilafetin yani Hadid’in sırrıdır. Teknolojik hamleler (yapay zeka ve ona bağlı insan fıtratına etki edecek gdo lu yiyecekler vs. vs. vs.) ile bozulması için uğraşılan insana yani halife sırrının emanet edildiği fıtratın yeryüzündeki koruyucusu DEMİR’dir. Davud’un kılıcı demirin sırlarından bir cüzü taşımaktadır. Halife’nin kodlarına sahip olmayan her varlık bu kılıcın sırlarının ortaya çıkmasının ardından perde ardına artık saklanamaz, görünür (çeşitli uzaylı ırklarının dünyada insan kılığında yaşama meselesi düşünülsün) olacaktır!

Şuanda tüm teknolojik hamleyi yerle bir edecek demirin sırrını açıklayan bir sistem ve başında biri var mı? Yok. İş ulu ehillerde vaktini beklemektedir. Hilafetin İLAHİ yönü ortaya çıkmak için vaktini beklemektedir.

Hilafet kavramı üzerinde devlet adına vaktin sırrı gereği tasarruf eden Atatürk, İmamet kavramı üzerinde de bir emanet bırakmıştır! Bu emanet kimde ya da hangi kurumda veya hangi mekandadır bilen var mı? Tartışması bile yok.  Peki ya İmametin İLAHİ sırrı ne zaman ortaya çıkacaktır?

Unutulmamalıdır ki, dosdoğru yolda gidenlerin nuru doğruluktur. Doğruluk ise Sultan gücü hak edenlerin kuvvetidir. Gerçek kuvvet de Sultan’dadır! Ehline emanet edilenler; İLAHİ gün geldiğinde kurt başlı sancak açılarak kullanılır ve ardından yeniden yeni vakte göre güncellenerek vakti gelene kadar sırlar ehline emanet edilmek üzere koruma altına alınır. 

Çağımız Türk’ün Çağı’dır! Ne tek başına Hilafetin ne de tek başına İmametin ilahi yönünün meydana ermesi hiçbir anlam ifade etmeyecektir. İkisini cem edecek Oğuz Kağanlık makamının aşikar olacağı ve olanın olmuşun içinde mahfuz olduğu zaman dilimine ayak basılmıştır. Bu çağda Zülkarneyn’e neden resul veya nebi denmediği anlaşılacaktır!

Türk, kendi çağında Ulu Tengrinin görev vermesi ile Zülkarneyn/Oğuz Kağan’ın Sultan gücüne ait sırrı ‘Gelecek’ olanı sebebi beklemektedir!

Bu gerçek Atatürk’ün ağzından ‘Gelecek (Zaman anlamında değil, kim gelecek? Ya da gelecek olan ne?), göklerdedir!’ şeklinde tecelli etmiştir. Bu tecellinin emanet edildiği mekan (belki de henüz inşa edilmedi bile?) neresidir? Kayaların dikine saplandığı yer olabilir mi?

Gök ve Yere ait bilgilerin cem edildiği Sultan gücün emanetçisi doğruluğun yolundan sapmayan Yüce Atatürk’ün yazdığı bir şiirden alıntı yaparak yazıyı bitirelim:

‘’Gelenler Adamdı, buldukları insan!’’

 

Baran AYDIN

baranaydin88@gmail.com               

 

 



Bu haber 6,629 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,003 µs