En Sıcak Konular

Kambala-5 Üzerine: Kafesteki Cenin

19 Haziran 2020 07:08 tsi
Kambala-5 Üzerine: Kafesteki Cenin Yasemin ALPAĞUT Yazdı: Kambala-5 Üzerine: Kafesteki Cenin

Kambala-5 Üzerine: Kafesteki Cenin

 

Epey bir zaman önce bir doktor ağabeyim şöyle demişti: ”Kızım hani bu spaya gidenler var ya, ne yapıyorlar onlara? Üç günlük adeta açlık diyetleri, çim suyu, buharda bekleyip şok havuzuna atlamalar, bir takım masajlar falan. Üç günün sonunda bünye arınır mı peki? Sonrasında ne olacak? Kızım, en güzel spa’yı bize iç organlarımız yapar, biz iç organlarımıza iyi bakarsak, onlara sağlıksız, gereksiz maddeler yüklemezsek iç organlarımız kendisine zararlı ve gerekli olmayan diğer kimyasallardan kendini arındırmak üzere programlanmıştır. Yani en iyi spa’cı iç organlarımızdır, özel kamplara para dökmeye gerek yok.” Bu konuşma bende yıllardır bir bilgi olarak kalmış, sadece bilgi değil üzerinde düşünmeye değer bulduğum bazı şeyleri daha da derin düşündürmeye yol açmıştı. Doğduğumuzdan öldüğümüz güne kadar bize eşlik eden, yıllarca bizimle birlikte her türlü maceramızda bazen haksızlık yaparcasına yüklendiğimiz iç organlarımızda bir tür iç bellek mi vardı da her şeye rağmen, iyi niyetle bizi bu dünyanın kirlerinden arındırmaya çalışıyordu. Sultanımızın Kambala-5’te bahsettiği Kafesteki Cenin konusu bana ilkin bu sözleri anımsattı. Her hücrenin kendi içinde ve birbirleriyle olan alışverişinde bir bilinç, bir uyumlu davranış içerisinde olduğunu biliyoruz, aksi halde bir organizma nasıl çalışabilir, bir an için nasıl ayakta kalabilirdi? Sahi organları oluşturan hücrelerde bilinç olur da onların ilk başlangıcı olan döllenmiş yumurtada, embriyoda bilinç olmaz mıydı? Her şey ama her şey, embriyo öncesinden itibaren bir bilinçle hareket ediyor, bir bilinçle çoğalıyor ve çalışıyordu. Tabi ben tıp doktoru olmadığım için ancak kabaca kendi düşüncelerimi kağıda dökebiliyorum, bu konunun uzmanları çok daha ilmine uygun bir şekilde anlatacaklardır. Hatalarım affola. 

     Sultanımızın anlattığı ve ilk kez üzeri açılan “Kafesteki Cenin” adıyla ifade edilen mesele öyle bir mesele ki, bir ucu topraktan, sudan atılan bir meninin özünden; bir ucu da üfürülen ruhtan, metafizik dediğimiz o alemden.

    Dünya denilen yerde bunların ikisinin bağdaştığı tek yer insanın kendisidir. Elementlerin sadece fiziksel ve kimyasal yönleriyle ilgilenen bilim, ispatını yapamadığı ruhu yok saymıştır. Halbuki o ruh capcanlı karşımızda duruyor. Bir yandan da o ruhu nasıl keşfederim düşüncesinin derinliklerinden kendini alamıyor. Dünyadaki en büyük, en çok para yatırılan deneyler işte bu ruhu keşfetmek ve ele geçirmek içindir. Bu ruhu ele geçirince Tanrı olacağını zannedenler, şimdiden bu rollerinin adeta provalarını yapmaktalar.

    Kafesteki ceninden önce bir yavrunun anne karnında normal gelişimine bakalım önce. Anne karnında, o en korunaklı sığınakta yetişen cenin 3 aşamalı bir bilinmezlikte gelişiyor ilkin. Aynı zamanda anne karnındaki 3 bölge cenini tüm bu dış tehlikelere karşı korur. Bu bölgeler şunlardır:

1-       Karın Duvarı

2-       Rahim Duvarı

3-       Amniyon Sıvısı

 

 

Birinci yer, oldukça küçük olup hızla çoğalan hücrelerin boyutuna oranla dev bir karanlık tünel gibidir. İkinci yer ışıksız, koyu karanlık bir cangıl gibi, üçüncü yer ise ışığın hiç olmadığı bir göl dibi gibidir.

     Bilimsel kitaplara göre de üç aşama:

1-       Pre-embriyonik Aşama (Birinci Trimester): Hücreler çoğalırken 3 tabaka şeklinde organize olurlar, ilk 2 haftayı kapsar.

2-       Embriyonik Aşama: Hücre tabakalarından temel organlar ortaya çıkmaya başlar. İkinci trimester olarak anılır. 2. Hafta-8. Hafta arasını kapsar.

3-       Fetal Aşama: Yüz, eller, ayaklar belirginleşir, insan dış görünümü ortaya çıkar. Üçüncü trimester olarak anılır. 8. Haftadan doğuma kadar.

Yüce kitabımızda da Zümer Suresi 6. Ayette “Sizi bir tek canlıdan yarattı; sonra o canlıdan onun eşini vücuda getirdi. Ve sizin için davarlardan sekiz çift indirmiştir. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratıştan öbürüne geçirerek oluşturuyor. İşte Allah! Budur sizin Rabbiniz! Yalnız O'nundur mülk ve saltanat! İlah yoktur O'ndan başka! Hal böyle iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?” diyor Yüce Rabbimiz.

     Acaba bu üç aşamanın hangi safhasında bu şerli güçler müdahalede bulunup, şerli planlarını üfleyebiliyorlar?  Bu düşünce bana  değerli Oktan Hoca’mın Melekler Ağlarken - Bir Meczubun Rüyası 3 kitabı, 233. sayfada anlattığı Şeytan’ın Hz Adem’in eşinin ilk hamileliğinde ona cinleri musallat edip 9 ay boyunca ona çeşitli vesveselerle bebeği düşürmeyi veya ondan bir şekilde kurtulmayı salık vermesini hatırlattı. Tabi şeytan o zaman 3. insanı öldüremedi ancak sonraki nesilden biri karnındaki çocuğunu öldürüp dünyaya gelmesini engelleyene kadar. Daha sonra bu görevi şeytan cinlerden alıp insanları görevlendirdi.  Aynı veya benzeri bir etki yiyeceklerle, müzikle, radyasyonla,… vs daha bir çok yöntemle ana karnında aslında güzel bir şekilde korunan yavruya da yapılıyor olabilir mi? Anneye yapılan bebeğe de yapılabilir bence. Şeytanın oyunları bitmez. Üstelik genler bozularak ortaya çıkarılan yeni varlık bunu bozuk genleri vasıtasıyla gelecek nesillerine de aktarabilir. Nitekim genetiğiyle oynanmış bitkiler kendileriyle aynı cinsten olan yakın tarladaki doğal bitkileri o sene tozlaşma yoluyla ve baskın gelerek Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara çevirebiliyorlar. Bir dahaki seneye doğal tohum verecek bitki kalmıyor elimizde. Çünkü Sultanımın dediği gibi Şeytan topraktan yaratılana düşman, oradan çıkanı kendi fıtratından çıkarıp bozma peşinde. Bu topraktan çıkan bitki de olabilir, topraktan yaratılan insan da olabilir.

     Yine Baran Aydın kardeşimin 10’lar Konseyi kitabının 96. Sayfasında, Onlar Konseyi Tarafından Görevlendirilen Yasa Koyucuların Üç Temel İlkesi başlığı altında geçen kan hafıza demektir ifadesiyle insanoğlunun damarlarında gezen kanın hafızasının sırrı bilinirse, kendilerine göre eksik görünen (biyolojik ve ruhsal olarak) insanın daha üst tasarımını yapabilecekleri iddiası uzun uzun anlatılmıştır. Ka-Ba-Ra inancına ait bu terimin ismi Bara’dır. Bu kitabı inceleyerek okuyan herkesin aklına özellikle bu bölümde Gazi Paşa’nın “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü akla gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, tüm varlığını ve ömrünü feda ederek kuran, kendini her daim minnetle andığımız Atatürk’ümüz böylesine bir vurguyu boşuna yapmamış olmalıdır.

    Ulu Tengri bizlere de bu uğurda her çağda savaşan, hep muzaffer olan bu güzel insanların yardımcısı olmayı nasip etsin. Bu çağda bizlere bu yolu tekrar açan, unutulanları hatırlatanlar Sultanımız Sayın Oktan Keleş ve sevgili balalarıdır. Allah onlardan razı olsun. Hürmet, özlem ve sevgilerimle.

 

                                                                                             Yasemin ALPAĞUT

     



Bu haber 1,479 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,781 µs