En Sıcak Konular

Türk Tarihi Ok’umalarım

18 Mayıs 2020 09:07 tsi
Türk Tarihi Ok’umalarım Yasin Akdoğan Yazdı:Türk Tarihi Ok’umalarım…

Türk Tarihi Ok’umalarım…

 

Pek kıymetli dostlar, koldaşlar, balalar.

Bundan yaklaşık 3 ay öncesinde İçime doğan bir dürtü ile bugüne kadar biriktirdiğim Türk Tarihi bilgilerimce, bir çalışma başlatmış ve bunu kadim otağımızda öğrenci misali el kaldırarak ulu öğretmenimize ve arkadaşlarıma sunma arzusundaydım. Niyet buydu. Ancak malum küresel gündem nedeniyle bunu bu süre zarfında gerçekleştirmek nasip olmadı. Bu sebeple sunum olarak hazırladığım çalışmamı bir yazı biçimine dönüştürerek sizlerle paylaşıyorum. Paylaşmasına paylaşıyorum ama özellikle belirtmek istediğim bir husus var üzerinde durduğum. Sunduğum bilgiler iddia mukabilinden değildir, okuma mukabilindendir. Noksanlıklarımı tamlamak, yanlışlarımı sizlerle düzeltmek bana mutluluk verecektir.

Sunumumun adını “ATA’LARIN OK’LARI” koymuştum. İçeriğine ait bilgi başlıklarım şöyleydi;

Tarih derken… Hangi dönem tarih, hangi kayıtlar ve kayıttan önce ERKEN hatıralar? Türk Tarihi, bu soru yumağın hepsini kapsadığından adına Türk Tarihi diyorduk. Türk yoksa tarih yoktu. Bu bir gerçekti, benimde okumalarımda ezberden öte aklederek teyit ettiğim. Bir yerde başlamalıydı tarih. Kronoloji düzeni kurmalıydık aşamaları okuyarak değerlendirebilmek için. Zaman bilimi yani. Zamana kayıtlanmıştı. Şahsen madalyonun diğer bir yüzü de olduğuna inanarak ve bir miktar öğrenerek zamansızlığa da kaydedildiğini öğrenmeye devam ediyordum.

Niye birilerin dikte yöntemini kullanayım ki?! Sistemlerini terk ediyorum çoğu zaman…

Kendi okuma düzenimi bir miktar görselleştirerek şöyle kurmuştum;

Rakam ile ifade etmeden bir kavram ve tarihin yuvarlanma kaydını açıklamak zihnimize ferahlık verebilir. O kavram ERKEN TARİH’ti. Düzenimde X ile 1’in arası ve bir miktar 2’ye kadar olan kesit.

Neden erken tarih? Her şey başlangıç noktasında ve buna bağlı ilk tecrübelerde, yaşananlar henüz saptırılmamıştır. Zaman boyutu uzadıkça, sapmalar aslına göre artış göstermektedir. Bu sebeple ilk kayıtlar önemli. İşte bu ilk, öncü kayıtlar hiç şüphesiz atalarımıza ait. Aslında bugün inkâr etseler ve hatırlamasalarda tüm halkların atası olan atalarımız, BİZ hatırlayanlara nice kayıt mirasları bırakmışlardır.

Tam bu noktada bir gün ocağımızda gönlümüze taht kuran sultanımıza bir sorum olmuştu erken Türk Tarihine ait. Demişti ki; dediğin kısmen doğru ama erken tarihin kayıtlarında büyük boşluklar var. Bugünkü anlayışımızda kayıt sistematiğine kayıtlı değillerdi ama kayıtlıydılar! Emanet yoluyla sırlanan kayıtlar. Hatırlayınız.. Bazen OD ATA’ya* , bazen ise Bekçi Baba gibi gönüllere/hafızalara kaydetmişlerdir (Kulbak Bilge-sayfa 377).

Biz Türk balaları, tarihi hakikatleri “evvel zaman içinde…” dinlemeye boşuna kodlanmamıştık.  Düzenimiz buydu.

*Bakınız: Kopuz Ata-3 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,5726

Kutlu zaman aşıcılar zamanı geldiğinde gelip boşlukları doldururlar… Giriş mahiyetindeki bu çerçevemi oluşturduktan sonra okumalarım ile gelişme safhasına izninizle geçiyorum.

Okuma düzenimde 1 ile ifade ettiğim aşamada tarih, adım adım kayıt kültürünü inşa etmeye başlıyor. Erken Türk Tarihi kayıt mekanizması kabaca 4’e ayırılır;

  • Resim (kaya, mağara)

  • Piktograf / Piktogram (basitleştirilmiş resim)

  • Tamga (harfler)

  • Yazıya geçiş…

Bu macera uzuuun yıllarda meydana geldi. Bu sözünü ettiğimiz insanlık macerasına ait ata kayıtlar insanı büyük ölçüde etkiliyor ve uzun metrajlı tefekkürlere yelken açtırıyor. Hayat boyutunu bizden değiştiren ve bir sonraki hayatına devam eden Ulu Biligci, çözücü Kazım Mirşan’a bu konuda çok şey borçluyuz. Ötüken görevlileriyle doluydu.

Türk Tarihi ummanından sadece bir damlası bile olmayan ve neden bu bilgi başlıklarını seçtiğimi açıktan ifade etmek isterim. Beni ve gerçek tarih sevenlerin er ya da geç temas etmek zorunda kalacaklarına inandığım ve gözlemlendiğimdendir. Sultanımızın eserleri bu erken (yazılı veya emanetli) tarih kayıtlarıyla doğrudan ilgilidir. Örneğin: Mu-Han-met, Ok-uz, Ok-Oz, Ok-yay, Kop-uz vs. Tarihi hakikatler bu kodlamalarda saklı olduğunu haykırıyordu. Kuran’i ifade ile hurufu mukadda metodu. Kırpılmış ayetler. Sıkıştırılmış ve açılması beklenen deryalar. Sabikun yani öncül ataların kitabi kayıtlarında seyrediyor olacağız…

Okuma çerçevemin merkezine ata kayıtlardan (Bitig Taş) küçücük bir Türk Tarihi özeti;

Bir yaşantı var, akıp gidiyor... Ama nasıl? Atalar bunu UYUŞUK olarak betimlemekten öte, gerçekliği ifade etmişler kadim yazıtlarda. Devamında ise OĞUŞ (OĞ-OŞ) yok diyorlar yani medeniyet, uygarlık. Günümüzden bu hali şöyle bir düşünün, hissedin.. Üstelik bu bir kereye mahsus değil, bu aslında bir döngü. Zaman zaman buna dönüş oluyor (İnsan 1) .Dünya yaşamın gayesi ‘başıboş’ yaşamak olmasa gerek. Başıboş bırakmayan (Kıyamet 36) Tengri, ANT dairesine müdahaleler yaptırıyor ama rahmani.. İnsanlık ailesine, kişioğullarına gönderilen ve görevlendirilen atalar önderlik ediyor. Aslında bu bir tür yarıştı, ata uğraşıydı. ÖKÜK TÜR(Ü)K’ler (Bilge Kağan yazıtı doğu yüzü 3.satır & Ali İmran 79) . Rabbani Türkler var. Eskiler şöyle derdi: “Yer gök yeminlidir, yalan tutmaz”. İşte ikisi arasında bulunan kişioğulları, Türk’ün onları harekete geçirecek İT-ÖĞ (kişilerin itilmesi) dönüşümlere muhtaç kalmışlardı. İtilme enerjisini kozmik sebeplerle açıklıyorlardı. Türk bu sebepten sürekli enerji doluydu. Türk enerjiydi, kâinata uyumlu olan.  

Şimdi ise bu merkezi okumamı yavaşça genişleterek bilgi, bulgu, belge başlıklarıma geçiyorum.

Erken Türk tarihi ve Erken Türk biliminin en eski ve en önemli kavramlarından biri olan “ON” sözü günümüz Türkçesinde de yaşamaktadır, ancak ne yazık ki, yalnızca “10” sayısını ifade eden anlamıyla. Oysa çok geniş bir kavram olup “kozmos-uzay, evren, başarı, beceri, terakki, medeniyet ve asker” anlamlarına gelmektedir. Neden kendilerine kozmik diyorlardı? ON-OĞ, kozmik kişi/kişiler. Başka bir örnek: ÜÇ ON KELMİS YARIQ diye bir kayıt var. ÜÇ ON halinde GELMİŞ IŞIK’lılar. Işık hızı ile giden gemilerle gelerek yeryüzünde teşekkül edenler. Klasik tarih kitaplarında böyle şeyler okuyamadığımız ya da bizden saklandığı için diyelim, ne kadar uçuk kaçık geldiğinin farkındayım. Ya fark gerçekse?

 


Ata kayıtlara geçmeden evvel konu ile ilgili bir hatıramı paylaşmak isterim. Yıl 2013. Öğretmenimizi henüz yeni yeni tanıyorum. İlk defa Darıca’ya gitmiştim. Darıca’lı Metin Atasever ağabeyimin evinde küçük bir grup ile misafir olmuştuk. Nasibimize düşen bu programın ardından kendi deyimiyle nefeslenmek için nargile içmeye karar kılınmıştı. Yer Gülistan Restaurant / Pendik. Aylardan Kasım, gün 24’ü saymıştı. O gün doğum günü olduğunu bilmiyordum… Sohbet ediyorduk heyecanla. Her zaman âdetim olduğu üzere dinleme ve kaydetme pozisyonunda idim. O günün ve birçok günün kayıtlarını halen saklarım. Disiplinim çocukluktan beri böyle. O günü “OK” kelimesi ile ilgili “en eski Türk hecelerindendir” demişti. Yıllar geçti ve yeni yeni öğreniyordum demek istediklerini. Tıpkı ON’lar gibi Ok’lar vardı. OK (OQ) : kuantum demektir.

Tür(ü)k öncesi bir öz tanım idi. Erken Türklerin hemen hemen hepsi kendilerine ya ON ya da OK (kozmik) demektedirler. Ata kayıtlar;

  • OK (OQ) ESİBİZ �" OK milletimiz

  • UB ON ES BU UÇ UÇU �" Evren kurulduğundan beri devletimiz var (Vinça Tartaria yazıtı m.ö 5200)

  • OQ-USUZ ÖKÜK TÜRÜK �" OK asıllı imanlı (rabbani) Tür(ü)k (m.ö 6 yy. Bolbol yazıtı)

Bugün İskit ve Etrüsk olarak tanıdığımız millet devletleri bu tanımı/kodu benimseyerek kullanageldiği yazıtların çözümlerinde anlaşılmıştır. Kendilerinden önce de bu kodlamalar vardı.

Gözümüzün de pekişmesi açısından çözümü ile birlikte orijinal bir ata kaya yazıtı;

Öğretmenimiz bize bu ata kayıtları derleyerek, günümüze Kopuz Ata isimli yazı dizisinde x ile 1 arası işaret etmiştir.

Kopuz Ata-3 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,5726

Çin’in büyük okyanus kıyılarına yerleşen Erken Türkler ÜÇ-OQ-URIQIN (ÜÇ OK IRKI) olarak kayda geçmişler. Mısırdakilere benzeyen piramitleri yapan halk. Yıllarca kendilerini tarihçi, akademisyen, gazeteci olarak Türk halkına kendini tanıtan insanlar bunu tartışıp durdular. Tartışmaya noktayı koyan gerçek bir araştırmacı yazar olmuştur. Oktan Baba sağ olsun!

 

Bu bahsi yorumlamak pek kolay değil… Elde pek az bilgi var. Az ifadesi ile aslında bir deryaya işaret olunduğunu öğrendiğim üzere bende bu tercihte bulunuyorum. Tıpkı sana ruh hakkında soru soruyorlar. Onlara de ki; ruh rabbimin emrindedir, hakkında size ‘az’ bir bilgi verilmiştir (İsra 85). Tengri’nin az dediğini ölçecek bir terazimiz yok ama az denen şey oysa SON elçinin derinlikli bilgilendirildiği ve yaşatıldığı ancak bize az şeyin aktarıldığı gerçeğini haykırıyor.

Bu gerçeği hissettiren bir ayet (işaret) var kâinatın kaydında; iki yay aralığı kadar, ya da daha yakın (Necm 9). Bu kayıt üstelik Necm yani yıldız (ılduz) başlığı altında yer almaktadır, manidar… Bu gerçeğin temelini öğretmenimiz bize Kulbak Bilge isimli bitiğinde (sayfa 362) anlatmaya gayret etmiştir.

Bu temeli sonra Tengri’nin Türk’ünde bizlere bir kez daha derunileştirdi… (sayfa 101-104).

Kelime özeti ile ifade edecek olursak: yalnızlık, beden yok (bizim tanımladığımız), ışık, bilinç var. Mor ile betimlenmesi özellikle dikkatimi celb ediyor. Işığımsı ile tarif edilen bir enerji ve frekans. Enerjiler günümüz teknolojisi ile görüntülenebiliyor ve yorumlanabiliyor. Ehilleri bilir.. Mor çok yoğun ve aktif bir enerji frekansını temsil eder. Suretsiz bir mekânda ama bir tür enerjik beden + bilinç olan SONOK. Tengri yarattığını yok etmezdi, varlığını sadece dönüştürürdü. Nizamı böyleydi.. SONOK bu nizamın az’ına nasip olan bir yalnız (negatif değil) mekân. Yakinlik nispetinde pek az bir cevher ile varılan bir hudut. Bedenin, suretin atılması! Ata yazıtlarımıza gelince… Atalar bu meseleye çok titiz davrandılar hayatları boyunca. OK DİNİ / OK ESİNİSİT (bizim bildiğimiz din kelimesi değil, kuantum dini) olarak ifade ettiler. Baskın bir fikirdi. Tengri’ye ulaşmak. Bu ulaşım bir yolculuktu aşama aşama. SONOK varılmak istenen veya varılacak bir ata durak idi çağları delen.

 

Bunca okumalarım ve algılayabildiklerimce OK çok önemliydi. Benimsemiş ve sevmiştim de. Zira yaratıcının sisteminde dahi OK vardı (Enfal 17). Allah da okçu! Nasıl olur felan gibi soru abes kaçabilir. Avami tabirde bal gibi olur. Allah oku atar ve öldürür. Ata mesleğini de geçer, Allah mesleği denilebilir tabiri caizse. Tarih kaydını turladığımda çok ok gördüm ancak biri hariç;

Tebessüm attınız, tamam J. İsmin hakkını veriyor, bizler şahidiz. Asıl varmak istediğim tamda bu. OK-TAN apaçık OK-ATAN tamgaların kısaltılmışıdır. Tengri’nin adamı ve adamları. Şaka ve abartıda bulunuyorum zan edilebilir ancak amacım bu değildir. Nedeni aşağıda Kazakistan’ın Tamgalı Say’dan gördüğünüz üzere aynen şu şekildedir;


 

Türk Tarihin en güzel kombinasyonu. Kadim 2 kelime ve birleşik bir hakikat. Erken Türk Tarihin en meşhur kaya tamgaları. Rahmetli Servet Somuncuoğlu belgesellerinde bunu çok güzel vurgulamış ve yorumlamıştı, diyordu ki; Han soyu damgasıdır. Aşina boyuna aittir. Bu damganın bulunduğu yerde mutlaka bir Türk Devlet Teşkilatını haber verir.

27.01.2018 tarihli bir çalıştayımızda kendi ifadeleriyle ifşa ediyordu; (1:31:26 dk. İtibaren)          

Bakınız: https://www.youtube.com/watch?v=9gwL_7FPNZw


 

Mukadder bir öğreti ATCan’ın vücuttan at’ılması! Atalarımız bu öğretiyi kademeli olarak sıkça resmetmişlerdir. Bu tamgaları derleyip topladım.

Tanıdık geldi mi? Size bir şey anımsatıyor mu? İyice tetkik buyurunuz…

Atalarımız bunu tüm dünya kültürüne aktardılar. Manası birazcık değişse de özü aynen korundu bilenlerce. Bu aslında Türk balalarına bir öğretimdi 3 kademeli. Yaratılışımızı, hazırlanışımızı ve uçmayı! Bunu 1, 2, 3 rakamları ile birleyerek yapıyorlardı. Birde bedenlerini de bu düzende senkronize betimleyerek destekliyorlardı. Kişinin şartları tamam olması önemli. Hazır olmak, bilinçte antrenmanlı, şüphe barındırmamak ve heyecan duymak. Türk balası böyle eğitiliyordu.

Şimdi ise sadece “yarışmalarda” kullanılıyor manasız bir şekilde 1, 2, 3 başla?!

  • UÇMAK ama nasıl?

Uçmağın gayesi Tengri’ye ulaşmak. Uçamayanlar, başaramayanlar AS’ılı kalıp tekrar vücutlanacak mecaz bahçeli bekleme salonlarında. Kur’an da ayetlerini ‘bazı muhataplarına’ anlayabilmesi için böyle anlatıyordu.. Atalar OY gerek diyorlardı. OY şart’tı! Kimin oy’u? Halkın yani yaratılışın. Bu sebeple hem bireyler ama özellikle Kağanlar yaşarken, hükmederken gereğini yapmaya gayret göstermek zorundaydılar. Nasıl bilirdiniz? İle günümüzde sorulması bu gerçekti. O kadar önemliydi ki yuğ törenleri uzuuun zaman bekletilebiliyordu. Tarihi bir kayda göre Bumın Kağan 4 yıl bekletilmişti. O günün dünyasının toplanması o kadar süre sürmüş. Dost ülkelerin kralları, önemli kişileri vs. Günümüz oy’ları sadece dinin son ritüelinde gerçekleşirken alelacele, o dönem öyle değilmiş.

Konu bağlamında son bir detayı daha eklemek isterim. Öğretmenimiz Oktan Keleş beyefendiden öğrendiklerim arasından düz yazı veya anlatım yerine bazı meseleleri görsel anlatmak oldu. Özellikle dini konularda sanki bir tabuydu benimde sonra fark ettiğim. Oysa hedef anlaşılmasını sağlamaktı. Bende bu öğreti ile aşağıdaki betimlememi yapmıştım;

Özetle: O bizi at’ıyor, biz ona at’ılıyoruz. Dönüşümüz OK gibi canın vücuttan atılarak uçmak ve başarmaktı.

Buraya kadar sabretmeniz ve tahammül göstermeniz nedeniyle her er kişiye teşekkür ederim. Çalışmamın sadece bir bölümünü paylaşmış bulunuyorum. İnşallah bölümler halinde devamını paylaşacağım…

Yasin Akdoğan

18.05.2020



Bu haber 2,544 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,892 µs