En Sıcak Konular

Ok Yay’ın İzinde

14 Mayıs 2020 10:48 tsi
Ok Yay’ın İzinde Börübay Bala Yazdı: Ok Yay’ın İzinde

                        Ok Yay’ın İzinde

 

 

Ulu Tengri’nin İzni ile

Gök Sakallımız, Deruni Babamız, Pirimiz, Kambala’mızın göstermiş olduğu yolda izni ile çalışmamı sunarım. 

                                         Öyle bir ok at ki çağları delsin

Pirlerin bir özelliği de çok az söz ile çok derin ve çok fazla anlamı ifade edebilmeleridir.

Gök sakallı pirim de balalar araştırsın MU HAN MET’ i dedi.

Öyle bir söz ki, nasıl yazacağım nerden başlayacağım diye düşünüp araştırırken kendisinin eserlerinden yazılarından ve koldaşlarımın yazılarında da sırlamış olduğu bilgiler derya gibi çıktı karşıma.

Derleyip toparlamak dahi, birçok yeri gözden kaçırmama rağmen büyük bir uğraş ve kurgu gerektirdi.

Aslında vermiş olduğu bilgileri bizlere tekrar hatırlattı ve adeta çağları delen Ok un izini sürmemizi istedi.

ANT dairesinin hiç bir şey yazılmamış boş hali “Ruhulkuddus” tur.

Daha sonra bu daireye ALLAH, MU HAN MET yazıldı.

Her şey bu ant dairesinin içine yazıldı. Hurufu mukatta da denen harflerin her birinin ayri birer ant dairesi olduğunu Çalıştaylarda islemiştik. Ant dairesinin dışında da “Yüce Dostlar Katı” denilen ilk yaratılan Türk Ataların bulunduğu OK OZ mevcuttur, Kuran’daki adları Sabikunlardır.

Türk kimdir?

Türk Tengri’nin yanında olandır.

İlk buyruk verildi, adı Ata olan kişiye.

Ataya uyanlara Türk adını verdi Tengri, uyanlar mutlu oldu

NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE!

Türk adını yaratıcı koymuştur, Divan i Lugatit Türk’e göre.

Tengri kişiyi yarattığı güzellikler ile bütün yarattı. Bu bütünü insan kendi bölmektedir, bölmese kötülük ve çirkinlik güzelliğin içinde yok olur. Bu şekilde şeytana kötülüğe şerre insan can vermiş oluyor. Her canlı sudan yaratılmış ama her şey sudan yaratılmamış. Sudan yaratılmış olan, sudan yaratılmamış olanlara da can veriyor. Canlı olan, cansız olup da canlı görünen her şeyin temelinde SU ayan oluyor. Bu yüzden ateşten olan şeytan sudan olanı, suyu ele geçirerek hep canlı kalma sırrını elde etmeye çalışıyor.

Türlerde olan demirci bilgisi de, hem ateşi hem suyu hem de demiri ve madenleri kullanabilme, hükmetme bilgisi ile şerrin her zaman en büyük düşmanı ve alt edicisi oluyor Türk.

     

 

 

TENGRİ’YE CIKTIM, TEMİR DÖVDÜM 

MİLLETİM İCİN YERE İNDİM

ONLAR ÇELIK MİĞFERLİYDİLER

KANATLI GÖKBÖRÜLERİ VARDI

DEMİR TOYNAKLI İDİ ATLARI

EVRENİN EN BİLGELERİ

HÜNERLİ İDİ KILIÇLARI KALKANLARI

TEK TENGRİ’YE TEK YARATICIYA GÜCÜ HER ŞEYE YETENE İNANIYORLARDI

TENGRİ ELÇİLERINE UYARLARDI

YASALARI VARDI

SAVAŞÇIYDILAR

AYDA İDİ SON SIRLARI

 

NEML SURESI

 36﴿

(Elçiler) Süleyman’a geldiğinde o şöyle dedi: "Siz bana mal yardımı mı yapıyorsunuz? Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha değerlidir. Hayır, hayır! Bu hediyenizle ancak sizin gibiler sevinir.

 

37﴿

(Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki asla karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine gelir, muhakkak surette onları yenilmiş ve küçük düşürülmüş olarak oradan çıkarırız!"

 

38﴿

(Danışmanlarına dönerek) "Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu.

 

39﴿

Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi.

 

40﴿

(Bu konuya dair) kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lütfudur. Şükreden ancak kendisi için

şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir."

 

ILDUZ YURT’ da AKA ATAY dedi ki:

Kang Türkler gecikti.

Onlar gelemiyorsa biz gidelim dedi, Obge Babrak.

Aşina söz aldı, Hayır bunu Ay türbedarı AYBOLDI ATA bilir

En bilge AYBOLDI ATA

 

 

 

Ve Ilduz yurtta dünyaya mesaj gönderme kararı alındı.

Gök Türkler tekrar geldiler Kang Türklere yardıma, 1999’dan sonra.

Ametist kuvars turu taslardan oyulma kristal otağında OKYAY ile toplantı yaptılar. OKYAY yürürken tabanda su ve balıkları görünce istemsizce ayağını kaldırdı.

Çağın çok ötesinde bir teknolojileri vardı. Onlar mekanik ötesi, dijital ötesi taşlara kayıt yapabiliyorlardı. Teknolojileri o kadar ileri idi ki sihir zannedilecek kadar.

Aranır o taşlar hala, yada taşı dediler su taşı dediler sırlanan bilgilere göre isimler verdiler.

Çok eskilerde yıldızlarda olan hayatlar bilinir idi yeryüzünde. Bu bilgi yıllar geçtikçe unutuldu, yalnızca ehillere kaldı. Ehiller de bir bir ortadan kalkınca büyücüler ele geçirdiler kalan bilgiyi. Onlar da bozdu tahrif etti gerçek bilgiyi. Yıldızlara bakıp vehimler ile haber ermeye dönüştü bozulan hali ile. Ancak birisi hariç, o gerçeği görmüştü onun ismi Sümerce de Börü anlamına gelen UR BARRA idi, son kitapta ismi İbrahim diye anılacaktı.

Hz. İbrahim soyunun nişanesi bir taş taşıyordu. Atalarından yadigâr bir taş, kâmil yasa erişene kadar sırrını bilemedi. Üzerinde yıldız haritası bulunan bu taşın sırlarını öğrenecekti. O taşın Hacer ül Esved’ in bir parçası olduğunu, üzerinde birçok yön ve yıldız bilgilerinin olduğunu öğrenecekti. Bir gün avucunun içine alıp bakıyordu ki gündüz olmasına rağmen gökyüzündeki takımyıldızlar avucunun içindeki taşta belirdi. Baktı ve korktu hayal mi bu, diye düşündü.

SAFFAT 89,89: Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

Daha sonra el falı diye uydurulan şey böyle doğmuş oldu, bilginin unutturulup çarpıtılması ile.

Ur Barra, bu taşın sırrına erince, büyük parçasını da bulmuştu. Kâbe’yi onarmış ve suhuflar inince vahiy ile beytullahın yerini bulmuştu.

HAC 26: Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû-secde edenler için temizle.

Her vakanın gerçekleştiği zamanki konumları, bu Hacer yıldız tablosu çözüldü mü ilk günden itibaren saati dakikasına kadar öğrenilecek.

VAKIA 75: İş onların sandığı gibi değil! Yıldızların doğup batma, kayıp düşme noktalarına yemin ediyorum.

İşte bu taş bilgisi, kadim devletimizce bilinmekte, bize kurulan tuzakların göksel bilgileri not edilmekte ve düşmana ilanı da sırlı ve açık ilan edilmektedir.

Hangi yıldızların hangi konumda olduğu özellikle içlerinden 5 tanesinin konumu çok önemlidir.

AHİR ZAMANDA beş yıldızın hangi konumları ile tekrar bir araya geleceğinin cevabı kadim zamanlardan günümüze kadar gelen bir sır ile birlikte Türk Devletince verilmiştir.

Beş yıldız, ahir zamanda T şeklinde bir araya gelecektir! Bu sebepledir ki, eski çağlarda yönetici sınıfının Türk olduğu kavimlerin bulunduğu dünyanın her bölgesinde -Göbekli Tepe dâhil-  büyük taşlar sürekli T şeklinde dizilmiştir. T şeklinde dizilen taşlar ile ahir zamandaki kurulacak tuzaklara karşı alınacak önlemlerin nesilden nesile aktarılması sağlanmıştır. 

Sırrın günümüze yansıması ise; Türk Kara ve Deniz Kuvvetlerinin armalarında belirmektedir. Çünkü beş yıldızın T şeklindeki dizilişinin net ifadesi bu armalara konu bağlamında sırlanarak kazınmıştır!

 

 

Ahir zamanda kurulacak tuzaklara karşı alınacak önlemlerin, Türk Devletinin elinde olduğu tuzak kuranlara karşı böylelikle ilan edilmiştir

Hacerül Esved’ in bir parçası da, kim bilir belki ay da belki gezegenin birinde bulunur da birçok sır faş olur.

GECE SİZİNDİR HAYRI İLE ŞERRİ İLE

GECE KİMİNDİR MANA İLE SIRRI İLE

                                               SIR DEDE

Göğe çıkmak için yerde yapılacak çok isler var. Elde olan yada taşı inceleniyor, üzerindeki binlerce yıllık işaretler çözülmeye çalışılıyordu. İleri zamandan bir cam küre ile tastaki bilgiler adeta fotoğraf parlaması gibi açığa çıkmıştı. Düşünce gücü ile çalışan cam ve tastaki bilgiler taşların hafızası olduğunun kanıtı idi.

Taştaki işaretin sırrı:

Her şey iksir ile başladı. Tat alma duygusunu bozdular. Bu bozulursa insanın zaman kavramı bozulur. Bir tür deposyanizasyon. Yiyecekler kifayet etmeyince yeni nesle aşıladılar. Dünyada bir hastalık bahane edildi, evlere kapandık, hangi gün hangi ay bilemez olduk, değil mi?

Dijitalleşme ve robotlaşmaya, yapay zekâya doğru bir gidiş var ve taşın üzerinde olan işaret de olması istenilenlere HAYIR ayaklanmalarının sembolü idi.

TENGRİ ADINA

ATAMIZ TÜRK SANINA

SANMASINLAR ÇÖKTÜK

BİR BAŞKA BAHAR İCİN SADECE YAPRAK DÖKTÜK

                                                                HZ. MEVLANA

Hakikati Dünya denen yer küre de arayanlar yine yanılmışlardı. Yeryüzünde ne varsa bir çoğu dış gökten gelmişti: Bilgi, Cevher, Tohum, Maden, Yaşam.

 

KAMER 1: KIYAMET YAKLAŞTI AY YARILDI

Arananı bulmak önce AY sırlarını bilmekle başlar. AY dünyadan mı koptu, nasıl oluştu, dünyadan önce mi, sonra mı? Kadim Türk bilgisinde uzaydaki AY başka AYBÖRK başka. Biz uzaydaki uydumuz AY’ dan başlayalım.

Uzayda mavimsi bir dönengeç vardı. Satürn çemberine benzer; toz, buz, ışık dolu, içinde 16 gezegen vardı. Bunlara AY Gezegenler topluluğu denirdi. Milyonlarca dünya zamanı boyunca uzayda yüzerdi Bir an dünyanın bulunduğu sisteme yaklaştı. 16 AY Gezegene sahip dönengeç uzayda tarihi bir ana şahitlik edildi. 309 yıl yörüngede kaldı ve bir tanesi kopup mavi gezegenin yörüngesine girdi. Mavi gezegenin AY’ ı oldu. Bir binengeç ile ekim zamanı bir gece yüksekçe bir alana geldiler. İçinden 16 TURK ATA kağan prens indi. Hepsi dönengeçteki 16 gezegenin uluları idi. Yanlarında yerin ilk defa gördüğü GÖKBÖRÜ vardı.

GÖKTAN Gökyıldızlar Birliğinin en bilgesi idi. 900 yıl yaşamış ömrünün son nefeslerine gelmişti. Bu sırada bir hadise vukuu buldu. Devletin başındaki baş kağan öldüğünden kötüler baş kağanın oğlu küçük tiginden kurtulmak istiyorlardı. Çünkü Türk’ün soyu yönetimi yok etmek istiyorlardı. Bir anlık iktidarı ele geçiren kötüler elde kalan kısır bilgi ile tigini cezalandırmak istediler. Bilge Göktan dereye girdi. Kötüler Göktan’a da düşmandılar çünkü Göktan töre sahibi idi ve yönetimin Türk soylularda olması gerektiğini savunuyordu. Küçük tiginin cezalandırılması törenin sonu olacaktı. Göktan bilgeliğini konuşturdu, sakalını sıvazladı, kötülere dedi ki:

 

 

 

 

 

Küçük Tigin yerine beni cezalandırın!

Böylelikle bir çıkış olacak, Türk soyu devam edecekti. Kötüler uzun tartışmalardan sonra teklifi kabul ettiler. Bir bilgeyi etkisiz kılmayı küçük bir çocuğa yeğlemişlerdi. Oysa unuttukları; Türk töresi ile yasardı. Küçük çocuk töresi ile büyüyecek Türk’ e baş olacaktı. Kötüler Göktan’ı dönüştürme cezasına çarptırdılar ancak bilgeliğine binaen seçme hakkı tanıdılar. Göktan daha önce kimsenin seçmediği kurdu seçti.  Aslında bu detay yıllar içinde unutulup giden bir bilgi idi. Kurdun tüm genetik kodu Göktan’a geçti ve ömrü 900 yıl daha uzadı. Türk’ e farklı cağlarda yol gösterdi; kimi zaman Ergenekon’dan çıkışı göstermişti, kimi zaman Türk’e yol göstereceğe, yol göstermiş idi. Bir gün yere indiğinde ona, gökbörü dediler. İşte, o gece gelen gökbörünün sırrı da bu şekilde idi.

 

GÜNÜN BİRİNDE ÜÇ ÇAGI BİR YERDE BİRLEŞTİREN BİR ADAM GELDİ,

ONUN ADI OK UZ’DU

Gelen 16 tiginden birinin oğlu idi OKUZ. Yerdeki bilgelerden birinin kızı ile evliliğinden doğmuş idi. Türklerin en büyük atalarından OĞUZ KAGAN idi. İki zaman, iki cağ bu çocukta birleşmişti. Sanki Türklerin gök töresi ve yer töresi ile büyümeye başlamıştı. OKUZ henüz beş yaşında iken ormanda kaybolmuştu. Obası ve tiginler onu aramaya koyulmuştu, tabii bu haberi duyan düşman da. OKUZ kavmi için önemli bir çocuktu öyle ki 7 gün 7 gece aramalar sürdü, 16 tigin ve kavim dört bir yana dağıldı. Nihayet, tigin ve bilgelerden oluşan 10 kişilik grup OK kişiyi bulmuşlardı. OKUZ çocuk kendi halinde oynarken bulunmuştu sırlar ile dolu ormanda bir yavru pars kürkünün içinde. Nasıl olmuştu da hayatta kalmıştı hangi sırlar onu kucaklamıştı. OKU’Z u bulan 10 kişi ileriki zamanlarda ON LAR diye anılacaktı, 7gun 7gece sırrına vakıf olan 10 kişi. Böylece OK ON töresi zuhur etmişti. Diğer 6 tigin yeryüzünün belirlenen noktalarına 10 tiginden öğrendikleri bilgileri yaymak için nişaneleri ile birlikte yol tutmuşlardı.

Tengri ADAM ATA ya 16 buyruk verdi. Demirci kitabındaki kadim bilgiye göre 16 buyruğun her biri daha sonra soyundan gelen bilgelere emanet edildi. 16 Buyruk 16 BILGEYE soylar boylarca yerde ve gökte seçilen tiginler emanet edilerek saklandı, korundu. 16 sayısı, 16 bilge, 16 aksakal, 16’lar böyle sürüp gitti.

Bir yerdeyiz bir gökte Türk her yerde

Güneşi olmayan gümüş renkli bir yer U M U gezegeni. Öyle bir gezegen ki Zirkon çağını yaşıyordu. Yüksek bilgi çağını yasayan UMU bir felaket ile karşı karşıya kalır. Gök asitleri UMU’yu eritip batırmış, medeniyeti sonlandırmıştı. Bineklerine atlayan UMUlular gezegen gezegen dolaştı, nihayet çağlar öncesinde dünyamıza da geldiler. Getirdikleri bilgi ile yeryüzünde yüksek medeniyet kurdular ve onlar da cağların içerisinde yitip gittiler. Anlaşılan o ki UMU denilen gezegen ve oradaki şehir aslında MU kıtası denilen meşhur mevzu idi.

SEBE 2: YERİN İÇİNE GİRENİ ORADAN ÇIKANI GÖKTEN İNENİ ORAYA YÜKSELENİ O BİLİR. RAHIMDIR O GAFURDUR

Mu Kıtasının Şifresi Marmara Denizi

Mu kıtası hakkında yazılmayanları yazacağımız elimizde çok bilgi ve belge var. Pirimin himmeti ile inşallah bunlardan birini daha gündeme getirelim. 

Yorum yapmadan iki resim paylaşıyoruz:

 

 

     
 

İlki Marmara Denizine ait resim… İkincisi ise dünyanın diğer ucunda yer aldığı söylenen Mu kıtasının resmi… Şimdi iki resmi dikkatlice ve coğrafik şekillerine bakarak incelemenizi istiyorum. Mu kıtasının şekli, Marmara Denizinin ters çevrilmiş hali değil mi?

Mu’nun Marmara denizi ile ilintili olması mantıklı bir yaklaşım. Kambala’nın girişinin burada olması yere girmeden göğe çıkılmaz ilkesi ile birlikte düşününce hem kara yer in girişinin, hem de Umu’dan ataların kurduğu göksel Mu olması ve OK YAY tarafından Darıca’nın seçilmesi de kayda değer veriler olarak görülmekte.

MARMARA

MU ARA şeklinde de okunabilir mi?

 

MU: su

Her canlıyı sudan yarattık ayetinde orijinal hali ile MU yu alırsak:

Her canlıyı MU da yarattık olarak da okunabilir.

MU dan Yaratılanların Meliki Tekin Biri OKUZ KHAN

MET meth edilen yükselen gel gibi anlamları var

MU HAN MET

Yükselen su hanlığı olabileceği gibi.

MU dan Yaratılanların Meliki Tek in Biri Üç Çağı Birleyen Kahraman Bilge Hanın gelişi ve yükselişi seklinde de yorumlanabilir.

ONLAR MIM CAGINA ULASMAYI DILERLERDI

MİM çağı da gene MU ya bir işaret taşıyor Son sırrın olduğu AY’da bir vadinin ismi MİM vadisi huzur denizi.

 

 

 

 

DEM BU KIYMET BİLENE

 

Sanki tüm bu M ile kodlananı terse çevirmek için çabalayanlar da vardı.

W ile kodlamışlar kendi sistemlerini:

Dabulyu

W bir cindir Cinlilerin en şerlisi, şeytanin sağ koludur.

Binlerce yıl önce bir misyonda kuyunun dibini boyladı, İblis onu ahir zamanda bir kez daha çıkardı. Görevi, her zahiri bilginin başında bulunarak onun doğruları yanında, yanlışları yasak bilgilerini insanlığa yansıtmak.

Mim çağı yaşanmasın, başlamasın ya da yasayanlar o çağda olduklarının bilincine varmasınlar diye kurgu sanal W cağı yasatılmaya çalışılıyor ısrarla ve süslü gösterilerek.

NAHL 63: Yemin olsun Allah'a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de şeytan onlara amellerini süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur/ o gün de onların dostu idi. Onlar için acıklı bir azap var.

Dr. Hamdi hocam nargilesinden bir duman çektikten sonra kromozom çözümlemelerini yapmış idi.

Bu DNA bilgisi ile ilgili Dr. Özlem Hanım’da ocağımızda yapmış olduğu bir sunumda mitokondrial DNA dan bahsetmiş bizleri aydınlatmıştı. Anneden geçen ve DNA zincirine göre çok daha az mutasyona uğrayan genetik kodumuz 7 anneye kadar indirildiğinden bahsetmişti. 24 Oğuz boyunda görülen yalnız bu boya ait özgü bir gen ya da belirteç kromozom olabilir mi acaba

Umu’nun son zamanlarında ulaşılan kan bilgisi ile insanların başka canlılara dönüştürülmeleri de DNA zincirimiz üzerinde olumsuz etki birikmiş olabilir. Dünyaya uyumlanabilmek için de 24’ten 23’e indirilmiş olabiliriz 24 uzayda yaşamanın sırrı olabilir.

 

 

 

‘’Allah’ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi.’’

Kaşgarlı’nın sırladığı Türk burçları ne demek? Devlet Güneş’i, Devlet Kuşu gibi tanımlar ne demek?

Bir gün bu konulara cevap için sual sorduğumda Gök sakallım şöyle demişti:

‘’Oğlum, Yer takvimi ayrı, Gök takvimi ayrı. Gök takvimi 16+1’dir.’’

Gök Takvimi, yedi gökte harfler şeklinde zuhur etmektedir. 12 harfin manasını bilenler bilir. Hurufu Mukatta… Konuyu fazla açmıyorum. Ancak bu burçlar arasında diğer burçlara da yön veren beş tanesi vardır ki; işte onlar Kaşgarlı’da Türk Burçları olarak sırlanmıştır.

Nitekim 12 burç içinden 4 burç fiiliyattır tabiri caizse sabittir. Diğer 8 tanesi sabitlerin sabitidir ki hareket ettiricilerdir. Kalan beşi ise varoluşun sırrı ve gezicilerdir ki toplamda gök takviminin burç sayısı 17 yapmaktadır. İşte Sema’nın sırrı olan bu burçlara şeytanlar yaklaşamamaktadır.

Kadim Türk astrofiziğinde ki ‘16+1’ ile ifade edilen âlemin denge yasasıydı! Yani sulhun sırrı…

‘16+1’ ise kainatın denge sembolünün sayısal ifadesidir! Tüm artıların ve eksilerin, zahirin ve batının, görülenin ve görülmeyenin bilgisi kastedilen ‘16+1’e kodlanmıştır.
 Kadim Türk Devletleri işte bu ‘denge yasası’ yani Turan’ın merkezinde olduğu yasa üzerine kurulmuştur. Ve her kurulan Türk Devleti’nde de bu dengeyi koruyacak bir kurum olmuştur. Günümüzde forsun ve dolayısı ile cumhurbaşkanlığı makamının ifade ettiği devlet içinde ki mana budur. Türkiye Cumhuriyeti’nin denge merkezi Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Bu denge bozulmamalıdır. Başkanlık; Balkan Paktı, Sadabad Paktı ve Türk Devletlerini de içine alan bir yapı kurulduğunda denge unsuru olacak kurumun adıdır. Türkiye, egosantrizmin kurbanı olamayacak kadar büyük bir ülkedir.

Cern’de fiziki aleme ait keşfettikleri matematiksel sırların birçoğu; efsane, mit vs. diyerek küçümsedikleri kadim Türk bilgeliğine ait gizemlerin yeniden keşfinden başka bir şey değildir. Cern’de saklı olan bu sırlardan ilkini ilk kez gündeme getirelim. Turan’a ait sır ile başlayalım…

2013 yılında Cern’deki son bilimsel keşfin ardından (Higgs Bozonu) Stephen Hawking’in deyimi ile tek geçerli olan ve kanıtlanabilir kuram ‘Standart Model’ olmuştur. Yine Hawking’e göre, standart modelde ki ‘temel parçacıkların’ dışında yeni bir parçacık bulunsa dahi bu parçacık standart modele dahil edilemez. Ancak o bulunacak parçacıklar üzerinden yeni bir modelleme yapılabilinir. Bunu yapmakla da ‘Her Şeyin Teorisi’ denilen büyük kuramın içerisine bir yeni modelleme daha eklemekten ileri adım atılamaz. Hawking’e göre, standart model, kuantum fiziğinin temeli, denge unsuru olmuştur. Şimdi Standart Model’e ait en modern tablolara bakalım ve bir de okunmasında yarar olacak bir makaleye ait linki verelim.
  
 
 


http://www.gercekbilim.com/yeni-bozon-parcacik-cern-higgs-kutle-cekim/
Standart Model 16 tanımlı (bilerek temel parçacık demiyorum ikisi farklı olduğu için) parçacık + 1 ise tüm hepsinin aklı Higgs dedikleri parçacıktan oluşmuştur. Kısacası ‘16+1’ kuantum fiziğinin denge unsuru olarak ifade edilen standart modelin tanımlamasıdır! Elbette bu tanım, hafızası bugüne kayıtlı olanlar için geçerlidir. Alemin denge sırrı Turan’ı ve 16 ilkeyi hafızasında taşıyan kadim Türk Milleti için Cern’de keşfedilen; Kadim Türklük sırrı Turan ve denge yasasının bilimsel alandaki keşfinden başka bir şey değildir!


Dünya tarihinde sırlanan, gizlenen ve açıklanmayan öyle gizli teşkilatlar var ki, bu teşkilatların tarih içindeki belgeleri günümüzde bile hala araştırılıp, açıklanmayı beklemektedir. 16. yüzyılda Fransa krallığı, topraklarında bu teşkilatlardan en önemlisine ev sahipliği yapıyordu. Fransa krallığı, bu teşkilatın Avrupa’daki üssü haline gelmişti. Barbaros’un bulduğu cevap olan Üç Hilal sembolünü, batıya korku salan bu teşkilat amblem olarak kullanıyordu. Ayrıca Teşkilat, Barbaros’un ilk kez gördüğü haliyle üç hilalin kriptolanarak iç içe geçmiş halini de ‘cihanın şifresi’ diyerek adeta kutsal sayıyordu.


 
Teşkilatın üyeleri kendilerine ‘Hilal’in Şövalyeleri’ ismini takmışlardı. Teşkilat, Avrupa’daki Türk korkusunun başlıca sebebi idi. Çünkü teşkilat üyeleri Avrupa’ya Türk kültürünü yaymakla kalmıyordu. Dönemin Osmanlısın da bile pek sözü edilmeyen ve dönemi için çok fantastik sayılabilecek (bilmeyenler için fantastik) bir idealden bahsediyordu. Teşkilat, bu ideali Avrupa kültürüne uygun bir şekilde latince bir deyim olarak slogan haline getirmişti. Neydi bu latince deyim?    

‘’Donec Totum İmpleat Orbem!’’ … Türkçesiyle ‘’ Tekrar tüm cihanı kaplayana kadar…’’

Hilal’in Şövalyeleri, cihanın her yerinde teşkilatlarının destanlara konu olan zamanlardan beri var olduğunu; alemin her noktasında bulunduğu yerin kültürüne göre teşkilat üyelerinin sloganlarındaki ideal uğruna ant içip, yetiştirildiğinden bahsediyordu. Yine destanlara konu olan bir zaman diliminde tüm cihanda tek bir devlet ve bu devletin muhafızlığını yapan teşkilatlarının var olduğundan bahsediyorlardı. Teşkilat sayesinde bir gün tüm cihanda tekrar aynı günlerin geri geleceğinden bahsediyorlardı.

Oysa bırakın tüm cihanı kaplama fikrini; o çağda dünyanın hiçbir yerinde, geçmiş zamanlarda tek merkezden tüm cihanı yönettiğini iddia eden bir teşkilat bile yoktu.  Ortaçağ, Avrupa’da ki neredeyse tüm krallıkların; soyluluk ve kutsallık bilinci ile kendilerini Truva’ya bağlama yarışına girdikleri bir dönemdi.




Ötüken’in sır adamları, Ok-Oz’da yaşayan dinin ehilleridir! Aynı zamanda ulu atalar, Ok-Oz’un ilmine sahiptir! Bu ilmin en üst kurmayları; devletimizin merkez teşkilatının iki direği, kadim çağlardan günümüze kadar iki Türk boyunun temsilcileri olmuştur. Günümüzde sırrı ehillerince bilinen bu iki Türk boyundan ismi iyi bilineninin adı Aşina’dır. İsmi bilerek kulaklara üflenmeyenin adı ise Aşite’dir.


Nasıl ki Aşina kelimesinin anlamı kurt ise; Aşite’nin kelime anlamı da Arslan demektir. Ünlü Bilge Tonyukuk’ta, Türk’ün Aşite-Arslan boyuna ait bilinen isimlerden sadece biridir.

Türk tarihi boyunca Aşiteler ve Aşinalar, devlet yapılanmamızın temel direklerini oluşturmuşlardır. Aşiteler yerin (Arz, cevheri Turab) direği iken; Aşinalar ise göğün direğidir! Devletin merkez yapısının liderleri Aşina boyunun temsilcileri iken; devlet sırlarının ve geleneklerinin bir sonraki döneme aktarılması için yetiştirilen muhafızlar ise Aşite boyunun temsilcileridir. Bir tehlike anında Aşina boyuna ait liderlik tehlikeye düşerse; devletin başına geçecek ikinci sır boy Aşiteler arasından seçilirdi.

Biz, göğün sırrını taşıyan Kurt İle yerin (Arz-cevheri Turab) sırrını taşıyan Arslan’a ait sırları tüm dünyaya göğsünü gere gere haykıran bir çağın mimarının yazdığı sırlı cümleleri aktaralım. Aktaralım ki, Ötüken’in Sır Adamları Aşina ve Aşitelerin birlikteliğinin batiniyeti daha iyi idrak edilsin.


Okuyalım:
   ‘’Sen ey nurtopu gibi çocuk
      Senin adın Tur olsun
      Kutlu rengin mavi, eşin ay
      Yoldaşın Kurt olsun
      Sen ey sevgili çocuk
      Senin adın İreç olsun
      Nurun yeşilden çıksın, seninle parlasın
      Yoldaşın Arslan olsun’’

Paylaştığım metin; Türk adını bilinen tarihte üçüncü kez ilan eden Türkün Atası tarafından yazılan Opera’ya aittir. Özsoy Operasına, Atatürk gösterilerek ‘İşte Tur!’’ ve İrah Şahı gösterilerek ‘İşte İreç’ denilerek son verilmiştir.


Atatürk tarafından yazılan Özsoy Operası ile Aşina ve Aşite’nin batınıyetine ait sırların güncelliğini koruduğu Türk düşmanlarına karşı açıkça ilan edilmiştir. Özsoy Operasında öylesine deruni manalar ve devlet sistemimize ait öylesine sırlar vardır ki; ancak buna rağmen bu metinleri inceleyen aydınlarımızın sayısı bir elin parmakları kadardır.

Özsoy Operasında ikiz kardeşler Tur ve İreç’in babası olarak Feridun ismine yer verilmiştir. Operayı icra eden Adnan Saygun, Atatürk’ün İran coğrafyasında ismi geçen Feridun ile Turan coğrafyasında adı geçen Oğuz Kağan’ın aynı kişiler olduğu ve İran Şahı’na bir jest için Oğuz Kağan yerine Feridun ismini kullandığını belirtmiştir. Kısacası özel bir inceleme ile günümüz aydınları tarafından dile getirilen tezler, Atatürk tarafından yıllar öncesinde dile getirilmiştir. Üstelik dile getirilen sadece Feridun ile Oğuz Kağan’ın aynı kişiler olduğu değildir. Dile getirilen Oğuz Kağan’ın 16 oklar olarak görevlendirdiği Özsoy’un sırrı, Aşina ve Aşite’nin devlet teşkilatındaki var olma nedenleridir. 

Ötüken’in sır adamlarına ait o kadar çok yazılması gereken bilgi ve belge var ki…
Onlar kadim zamanlardan bu yana Türklüğün her alanına Tengri’nin tamgasını mühür misali basmıştır.

Basılan o mühürlerden birini dile getirelim…

Anıtkabir… Ulu Türk bilgeliğinin belgisi… Türk Ata’nın işaret fişeği…
Anıtkabir’e kuş bakışı bakıldığında bir anahtara benzediği görülecektir.


 
Neyin anahtarı? Anıtkabir’de yer alan yirmi dört Oğuz boyunun hepsi neden Arslan sembolü ile temsil edilmiştir? Çünkü anahtarın olduğu yerde devletin sır ehli muhafızlar Aşiteler vardır. Yani Arslanlar…

Arslanlar… Devletin ve onun ruhaniyetine ait ilmin kapıları…

Tengri’nin Türk’ün de aranan neydi? Su taşı…

Türk Sir Budun ehlinin Ötüken ilmindeki karşılığındaki damlalardan bir damladır Su taşı…

Türk Sir Budun ehli Aşina ve Aşite’nin, Ötüken ilmindeki karşılıklarında olduğu gibi, hangi sırlar ile yol aldığı anlaşılırsa; özsoydan gelen ve devletin merkezine ait sistemin emanet edildiği bu iki Türk boyunun hangi bilinç düzeyi ile strateji oluşturduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Anlaşılmalıdır ki, göğe verilen vahyin şahidi gök soylu Aşinalar ile yere verilen vahyin şahidi yer soylu Aşitelerin er meydanındaki yerleri ve karakterleri bilinçlere kazılsın…

Gök soyluların karakteridir, onlar ehlileştirilemez, liderlerdir… Yer soylular ise ehlileştirilebilir… Bu sebepledir ki, sirklerde bol miktarda ehlileştirilmiş Arslan görülürken; Kurt görülmez! Ancak bu Arslan’ın karakterinin zayıflığından değil, sırlara muhafızlık edebilecek ve onları daha sonraki nesillere aktarabilecek güç, kudret ve dayanıklılığa sahip olabilmesinden ileri gelmektedir.

Aslına bakılırsa; Türk Sir Budun ehli Kurt ile Arslan’ın karakterini anlatacak kelimeler yukarıdakilerden hiçbiri değildir. Çünkü bu Türk boylarının sırrı kelimeler ile küçültülebilecek kadar sığ değildir.

Misal, meselden gelir derler ya…

Gökkurt ile Arslan’a birer misal vererek, kelimelerin sığlığından kurtulalım…
        Görklü Muhammed ile Ali…

         SAZI VAR HEM DE ASA
        VURDU MU KOPUZA DEMİ
        TÜRK’ÜN OĞLU KALKAR ŞAHA

KULBAK ATA ile bizi böyle tanıştırmıştı Deruni Babamız. Ötüken Tasavvufu, Atalar bilgisi tekrar bize verildi. Türk’ün oğullarına görev düştü. Kendisini baş gözü ile de görme bahtiyarlığına eriştiğimiz Kulak Atamız.

Korkut Ata’dan mektuplar diye başlamıştı Kulbak Bilge serisi. HZ. MUHANMED efendimiz ile aynı zaman aralığında da DEDE KORKUT olarak budunun içerisinde yaşamış, demek ki Türk’e MU HAN MET bilgisini aktarmış, çağlar içinde gezer yüce bilge.

OK YAY’ın izlerini takip etmek ve sultanimizin araştırmamızı istediği konuları bulabilmek adına çıktığımız bu yolda umarım ve dilerim ki layık olabilmişizdir.
OKUZ HAN VE OKYAY in izinden gidebilenlere, yükselen Türk’ü ve Türk çağını idrak edebilenlere selam olsun

Kalbi Birleşenlere Selam olsun

Deruni BABAM ellerinden öperim

Börübay Bala






Bu haber 2,902 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,529 µs