En Sıcak Konular

Savm Oruç

4 Mayıs 2020 19:40 tsi
Savm  Oruç Dede Yazdı. Savm Oruç

                                     Savm  Oruç

 

 

Ulu Tengri’nin İzni İle…

 

Tüm çağlarda yol başçımız, gök sakallımız, pirimiz Sayın Oktan Keleş Beyefendinin bizlere göstermiş olduğu ocak kültürü ve çalıştay bilinci ile içinde bulunduğumuz ileri sürülen Ramazan ayı ile ilgili düşüncelerimi yazıya döktüm.

Oluşan tüm hatalar bana, tüm güzellikler koldaşlarımın ve sitemizi takip edenlerin üzerine olsun. Çalıştay bilinci ile başladığım bu yolda benden düşüncelerini esirgemeyen tüm koldaşlarıma Bursa grubuna ve Orkun Akar komutanıma teşekkürlerimi sunarım. Çalıştaylar’da farklı bakış açıları ve görüşleri ile bilginin bir nakış gibi islenmesine katkı sağlıyor tüm koldaşlarımız. Yaptığımız arkaik dönem çalıştaylarını tekrar izlemekte fayda var.

 

EY İMAN EDENLER! SİZDEN ÖNCEKİLERE YAZILDIGI GİBİ “SAVM” SİZE DE YAZILDI, UMULUR Kİ SAKINIRSINIZ. (BAKARA 183)

 

Ayetteki, bizden öncekilere yazılması ile bizi en başta ilgilendiren Türkler olduğu için; Türklerde oruç kavramını ve orucun nasıl uygulandığını inceleyerek başlayalım. Tek Tengri’ye inanan kadim Türk milleti, tabiat ile iç içe ve iyi bir gözlemci ve dahi bilge olduğundan oruç hallerini de gök olayları ile ilişkilendirmişler ve yılın belli zamanlarında oruç tutmuşlardır.

 

KUN YANIRGANI (Güneş Bayramı): 25 Aralık’ta 2 gün oruçlu olunur. Et, süt, tuz yenilmez, sadece sebze yenir. Bir istisna olarak; ayın dünyaya olan yörüngesel farkından dolayı, ay çok küçük ise gerçekleştirilmez.

 

TENGRI YANIRGAN: Ay ile Ülker yıldızının birleştiği an baslar. Et, süt, tuz yenilmez, sadece sebze yenir. 4 gün oruçlu olunur.

 

YENIGUN YANIRGAN:  YENIGUN YANIRGAN:  21 Mart'ta Güneş ile Ay birleşir. Bu zamanda 6 gün oruç tutulur; sadece süt ürünleri ve sebze yenir.

 

1 MAYIS: Ancak zamana kayıtlı değildir, ilk şimşek ne zaman görülürse başlar. Sadece süt ürünleri ve sebze yenir. 8 gün oruçlu olunur.

 

22 HAZIRAN:  Gök ile Yer birleşir. Et ve tuz yenmez. 5 gün öncesinden başlar, toplam 10 gün oruçlu olunur.

 

21 EYLUL ALTAY TAKIR BAYRAMI (SARI YAPRAK): Yer uykuya yatırılır gürültü yapılmaz. Neşeli ve haraketli müzikler çalınmaz. 12 gün oruçlu kalınır. (Yenilen ve yenmeyenler ile ilgili bilgi bulamadım.)

 

Yıl içerisinde toplam 42 gün oruçlu kalınırmış. Görüldüğü üzere tabiat ve göksel olaylar ile iç içe yasayan Tengri’nin kut verdiği millet Türk milleti hiç bir zaman geldiği yerleri unutmamış, Tengri’yi iyi bildiği için puta tapmamıştır.

 

Orkun koldaşımdan “SAVM, HİLAL, TAKVA” kelimelerini, Nebat alfabesine göre çalışmasını rica etmiştim:

 

 

Kararlı bir şekilde, kararlaştırılmış olan hedefte kendi çabalaman ile hayati ve suyu, cabayı ve sabrı bileceksin. Kudret ve otorite sahibi ile birlikte işaret edilen kişinin sözleri doğrultusunda sabit olur isen yakın bir sürede mükâfatlarını alacaksın.

Nebati alfabesi ve orijinal yazısı ile aldığımız kavramlar için ayet araştırmaları da yaptım.

 

SAVM:

  • Bir damla sudan Onu yarattı da bicime koydu. (Abese 19)

  • Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır, siz de onu yakında bileceksiniz. (Enam 67)

  • Ve o zaman kendilerine katımızdan büyük mükâfat vardır. (Nisa 67)

 

HİLAL:

  • Gerçekten biz Zülkarneyn’ i yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik. (Kehf 86)

  • İşte Zülkarneyn’ in kudret ve saltanatı böyle idi. Ve biz Onun yanında olan her şeyi bilgimiz ile kuşatmıştık. (Kehf 91)

  • Sana hilallerden soruyorlar. De ki: “Onlar insanlar için de, hac için de vakit ölçüleridir.” (Bakara 189)

 

TAKVA:

  • İşaret olunan resuller yok mu biz onların bazısını bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah kendisi ile konuştu, bazısını da derecelerle daha yukarılara çıkardı. (Bakara 253)

  • Karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin hakkıyla bilenin takdiridir. (Enam 96)

  • Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır siz de onu yakında bileceksiniz. (Enam 67)

 

Türk’ ün oruç haline bakınca, yukardaki çözümlemelerin bizzat yaşandığını görmek mümkün. Doğa olayları, işaret edilen kişi bilgisi, kendini tutma, sabit ve kararlı olma hali. Bu durumu da TÖRE olarak kodladıkları olgunun içerisine yerleştirmişler.

 

  • Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar. (Zümer 9)

 

Yaratan rabbimizin adı ile ve temiz akıl sahibi olarak okumamızı kolaylaştırsın. Madem rabbimiz bize bilenler ile bilmeyenler gibi olmasın diyor, o zaman temiz bir akıl ile bakalım: Savm, yeme içme, ramazan, sayılı günler, hilal vb. kavramlar bize ne anlatıyormuş. Gelenek üzere yaşanagelen ramazan ile Kuran’ da yasamamız istenilen ve eski ümmetlere de yazılan “SAVM” da neler varmış.

 

İnsanlara sürekli olarak ALLAH için bir şeyler yapmaları gerektiği ve Dinin bunun için olduğu öğretiliyor, ALLAH’ ın hiç bir şeye ihtiyacı yok dendiği halde. Aslında din denilen olguda istenilenler; insan için, toplum düzeni için, sağlık için… Güncel yaşanılan virüs olayında bile el yüz temizliğinin ve sosyal mesafenin ne kadar önemli olduğunu yaşattı yaratıcı bizlere. İşte aynen bunun gibi yaklaşır isek “SAVM” a:

 

Ay ve Güneş, aşikâre izlenip görülebildiği için zaman ayarlamalarında kullanılmasının bildirilmesi doğal bir etken olmuş, böyle olduğu halde, özellikle Arap toplumunda ihtilaflı durumlara düşülmüş, bu durumlar da çeşitli hadislere dayandırılarak savunulmaya çalışılmıştır. Ramazan ayının bitişi son görülen hilalle midir ya da takip eden yeni ayın hilaliyle midir gibi ihtilaflı durumlar günümüze kadar konuşula gelmiş ve konuyla ilgili rüyet-i hilal (hilalin gözetlenmesi) terimi kullanılmıştır. (Rüyet-i hilal kavramının daha geniş açıklamasına İslam Ansiklopedisi’nden bakılabilir.)

 

 

Rüyet-i Hilal (hilalin gözetlenmesi) konusunda dikkatimi çeken ifade; “hilalin rüyetini hesap ile tayin mümkün değildir.” oldu. Konuyla ilgili, Diyanet İşleri Başkanlığımızın girişimi ile 27 Kasım 1978’de, İstanbul’da konferans yapılmış ve bir dizi karar alınmış ancak Arap ülkeleri daha sonra bu kararlara uymamaya başlamışlardır. Bu konferans başka ülkelerde de tekrarlanmışsa da, bilimlik düşünceye uzak toplumlar alınan kararlara uymadıkları için, 1989’dan itibaren yapılmamıştır. Halen İslam ülkeleri arasında Ramazan ayının başlaması konusunda birlik bulunmamaktadır.

 

Mevzuya eski bilgiler ile bakmak kendimizi ve gönderilen bilgiyi sınırlandırmakta ve doğru bilginin ortaya çıkışına engel olmaktadır. Ayetlerde hilaller için zaman ölçüsü kullanıldığına göre daha farklı kutsiyetler atfetmeden konuya yaklaşmakta fayda vardır. Şimdilerde zaman ölçüsü bilimlik çalışmalar ile saat ve zaman ölçüm yöntemlerinde olan gelişmeler ışığında zaman tayinleri kolaylaşmıştır.

 

Astronomik ve bilimsel olmayan görüşler savunuldukça yaşatılmaya çalışılan din insanlar nazarında çıkmazlar ile dolu olarak algılanmaktadır Ay ve Güneş hareketlerinin tam olarak yaşanmadığı ya da gözlemlenemediği yerler mevcuttur “savm” özelinden bakacak olur isek.

 

Nano saniyelik hesaplamaların yapıldığı, yüzlerce uydu ve yer gözlem istasyonlarından veri alınabildiği günümüzde, gelinen ilmi düzeyi yok saymak, müneccimler için söylenen hadislere dayanmak insanı pratik hayatta yaşanamayan bir din ile baş başa bırakabilir.

 

Ayın evrelerine bakacak olur isek:

 

YENİ AY: Ana evre

HİLAL: Ara evre

İLK DÖRDÜN: Ana evre

ŞiŞKİN AY: Ara evre

DOLUNAY: Ana evre

ŞİŞKİN AY: Ara evre

SON DÖRDÜN: Ana evre

HİLAL: Ara evre

-------------------

Yeni ay

Hilal

 

Hilali gördüğümüzde başlayıp tekrar hilali gördüğümüzde bitirdiğimizi düşünelim, bu sure 27.212220 gün olur. Ayın görünmeyen yeni ay devresi ile birlikte 29.530589 gün, yani tekrar yeni hilalin görülmesi 29 gün 12 saat 44 dk. 29 saniye olur ki bu durumda toplam 3 hilal görmüş oluruz. İlk hilali gördük başladık, ikinci hilali gördük bitirmedik ara boşluk yeni ay geçti yeni ayın hilalini görünce bitirdik. Bu durumda, “ne olacak 3 gün fazla oruçlu oluruz” denebilir ancak Kuran’a uyacak isek böyle olmamalı öyle değil mi? İkinci görülen hilal son dördünden sonraki olmalıdır.

 

Bir de ayın tamamında mı oruçlu olunacak, yoksa bu hilaller sınır, ancak bu sınırın içerisinde “sayılı günler” denilen kavram ile düşünüp 27 günün tamamı değil de sayılı kavramı ile 5 ya da 9 günlük bir sureden mi dem vuruluyor?

 

Kimi büyükler, Ramazan ayının gezmesine de sırlar ve feyzler atfetmişlerdir. Ancak eski Türklere yazıldığı gibi bize de yazıldı ise tarihler mevsimler değişmeden olması gerekir diye bir çıkarım yapmak zor değildir. Bir ironi yapar isek: Örneğin Noel’i ya da Nardugan’ı ele alalım. Temmuz ayında Ayaz Ata kar kış şarkıları vs. ile kutlama yapılsın, bu ne kadar kulağa saçma geliyor ise, ismi sıcak ile eşleşen Ramazan’ı da Ocak’ta, Şubat’ta kutlamak aynen öyle olmalıdır. Ramazan ya da her hangi bir ayın gezmesi söz konusu olmamalıdır.

 

 

Hilalin durumundan sonra konuyu anlamamızda önemli olan kavramları irdeleyelim:

 

ŞEHR-İ RAMAZAN:

ŞEHR: Bir işin açık olması, insanlarca bilinmesi ve şöhret sahibi anlamlarını içermektedir

RAMAZAN:  Şiddetli sıcak, sıcaklığın şiddetinden taşların kayaların ısınması. Bu aya Ramazan denmesi aşırı sıcaklıkların olmasındandır.

 

SİYAM: Ortaklaşa, karşılıklı oruçlu olma hali. Ey iman etmiş kimseler ile başlayan ayet de orucun bireysel değil, toplumsal bir uygulama olması gerekliliğini gösterir.

 

İTİKAF: Ramazan ayında, hasta ve seferde olmayıp da oruç tutacak Müslümanların mescitlerde (okullarda, halk evlerinde, camilerde) Kuran’a odaklanarak Allah’ın mesajını iyi ve doğru anlamaya çalışmaları olarak özetleyebiliriz.

 

SUYUN ÖNEMİ:

Bilimsel tespitlere göre Beynimizin %75’ini, kanımızın %92’sini, kaslarının %75’ini, kemiklerimizin %22’sini su oluşturmaktadır. 24 saat içinde beyinden 1,4 litre su geçmektedir. Bu seviyenin altındaki su miktarı ise beynin kimyasını bozmaktadır. Dolayısıyla susuzluğun ilk belirtileri beyin fonksiyonlarında ortaya çıkmaktadır. Su az olduğunda beyine giden oksijen oranı da bundan etkilenir. Çünkü vücuda giren oksijenin yüzde 25’ini beyin kullanmaktadır. Vücutta oksijen düşerse beyin bundan diğer organlara göre 10 kat fazla etkilenmektedir. Böylece beynin asit-baz dengesi aniden bozulmaktadır. Bunun için günlük en az sekiz ila on bardak (ortalama 2,5-3 Lt) su içilmesi gerektiği önerilmektedir.

 

İnsan besinsiz kaldığında 50 gün kadar yaşamını sürdürebilir, ama su içmeden ancak birkaç gün canlı kalabilir.

 

Sıcak iklimlerde yaşayanlar su tüketimlerine yeterince dikkat etmedikleri takdirde, susuzluktan daha çok etkilenmekte; erken yaşlanma belirtileriyle, yorgunluk, sarkmalar ve kırışıklıklarla daha çok karşılaşmaktadırlar.

 

Su Kaybının İnsan Vücudu Üzerine Etkileri

  • %1: Susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması,
  • %3: Vücut ısı düzenin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi,
  • %4: Fiziksel performansın %20-30 düşmesi,
  • %5: Baş ağrısı, yorgunluk,

Su azlığı, beynin kimyasını bozar ve böylece depresyon başlar. Yorgunluk hissi, enerji eksikliği, sinirli olma, endişe ve uyku eğilimi gibi belirtiler depresyon işaretidir. Eğer sabahları yataktan kalkamayacak kadar kendinizi yorgun hissederseniz, bunun nedeni susuzluktur.

 

Tüm dünyadaki Psikiyatri Enstitülerinin araştırmalarına göre, yeterince su içmemek, beyindeki gri maddenin azalmasına neden olmaktadır. Gri maddenin azalması da sadece beyin ebatlarını değil, beynin çalışmasını da etkiler. Düşünmeyi ve kavramayı zorlaştırır. Kısacası yeterince su içmemek insanı aptallaştırır. Araştırmalara göre 90 dakika süren bir terleme, beyinde bir yıllık yaşlanma etkisi yapmaktadır. Ama bir-iki bardak su içmek, beynin hemen eski hale dönmesine yardımcı olmaktadır. (Yukarıdaki hususlar değişik makale ve araştırmalardan özetlenmiştir.)

 

Kuran’a baktığımızda; Rabbimizin, kullarına çekemeyecekleri yükleri yüklemediğini, onlarca ayette görmekteyiz. Müzzemmil Suresi 20. ayette de, yanlış anlamalardan oluşan ağır yüklerin hafifletilmesi; kolaylaştırılması talimatı bulunmaktadır.

 

Aşağıdaki  bölüm, Hakkı Yılmaz’ın Kuran’da Oruç adlı eserinden alınmıştır.)

      

“KÜLÛ VE’ŞREBÛ (Yiyiniz ve içiniz)

 

Yarı açlığın (az yemenin) ve suskunluğun, insana bedenen ve zihnen yararlı olduğu bilimsel bir gerçekliktir. Susuzluk ise yine bilimsel tespitlere göre insana zarar vermektedir. Susuzluk, bedene verdiği zarardan daha ziyade beyni; zihni ve algıyı etkilemektedir. Bunu “Maraz ve Suyun Önemi” yazımızda belirtmiş bulunuyoruz.

 

Susuzluğun beyne; zihne, algıya zararı sabitse, bu konuyu oruç şartlarında dikkate almak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla da biz, Bakara/ 187’deki “yiyiniz, içiniz” diye çevirdiğimiz “ كلواkülû” ve “ اشربواişrebû” sözcüklerini tahlil etme ihtiyacı duyduk.

 

كلواKÜLÛ (Yiyiniz)

 

كلواKülû” sözcüğü, “ اكلekele” fiilinin çoğul, müzekker (eril) emri hazır kalıbıdır. Sözcüğün anlamını genellikle “ أكَلَekl (yemek)” okunuşlu mastarı dikkate alınarak değerlendirmekteyiz. Aslında burada konu ettiğimiz “yemek” ifadesi, “Bir şeyin çiğnenip yutulması” demek olup çiğnenmeden yenilen çorba vs. gibi gıdalar “ أكلEkl” kapsamına girmemektedir. (LİSAN ve TAC)

 

Konumuz olan “ E ا (elif), كk, لl” harflerinin bir de “ اُكلükl” kalıbı söz konusudur. “ اُكلÜkl” kalıbının anlamı ise “rızık, dünyadan nasip” demektir. Birisi dünyadan bolca nasiplendiği zaman “o, ükl sahibidir” denir. (LiSAN ve TAC)

Bunun bir örneğini, Zariyat/ 27’de “ الا تأكلونelâte’külûn” şekliyle görebiliriz.

Sözcüğün bu şekli dikkate alındığında “ كلواKülû” ifadesinin anlamı, “bol, bol nasiplenin; yiyin” demek olur.

 

اشربواVeşrebû (İçiniz)

 

اشربواişrebû” sözcüğünün kökü “ ش ر بş r b”dir. Genellikle bu sözcüğün “ شُربşürb (içmek)” şekli ön planda tutulur. Ne var ki bu sözcüğün bir de “ شِربşirb” kalıbı vardır. “sözcüğün “ شِربşirb” kalıbının anlamı ise “ “ الحظ من الماءel hazzu minel mâi, النصيب من الماءen nasibü minel mâi (sudan alınması gereken ölçüde nasiplenmek)”dir. (LİSAN ve TAC) sözcüğün bu kalıbını Şuara/ 155, Kamer/ 28’de görmekteyiz.

 

Sözcüğün bu şekli dikkate alındığında “ اشربواişrebû” emir kipinin “sudan nasibinizi, payınızı alın; kana kana suyunuzu için” anlamı çıkar.

 

كلوا واشربواKülû veşrebû

 

Bu iki eylemin bir arada söylenmesi ise ifadeye daha da bir ciddiyet ve mübalâğa anlamı kazandırmaktadır. Kur’ân’daki bu iki ifadenin beraber geçtiği ayetleri (Bakara/ 60, A’raf/ 31, Tur/ 19, Hakka/ 24, Mürselat/ 43, Meryem/ 26) dikkate aldığımızda, buradaki anlam, sıradan yemeyi içmeyi değil, bu işin zevkini çıkarmayı ifade eder.

 

Vücudun özellikle de beynin su ihtiyacı dikkate alındığında ise beyni hasta etmeyecek; zihinsel fonksiyonlarda noksanlık oluşturmayacak ölçüde, yani beyni koruyacak ölçüde su alımının oruçta sakıncasız olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

 

  • %6: Halsizlik, titreme,
  • %7: Fiziksel aktivite sürerse bayılma,
  • %10: Bilinç kaybı,
  • %11: Vücut dirençsizliği, olası ölüm,
  • %12: %97 oranında ölüm,
  • %15: %100 oranında vefat etme.”

 

 

Görüldüğü gibi susuzluğun canlı yaşamında bu kadar hayati bir önemi var. ALLAH bize, hem de çöle indirdiği dinde, su içmeyin mi diyor? Yok, eskilere yazıldığı gibi yazıldı ise bazı şeylerden yeme olması itibari ile mi düşünmek, uygulamak gerekiyor?

 

  • Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: 'Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem 26)

     

  • Ey Âdemoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez. (Araf 31)

     

  • Yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak afiyetle yiyin, için. (Tur 19)

     

  • Geçmiş günlerde sunduklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin, için. (Hakka 24)

     

  • Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyip için. (Murselat 43)

 

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılmaktadır ki, yiyip içme kavramı mübalağa ve çokluk, bolca olarak kullanılmıştır.

 

ORUÇ BOZMANIN KEFÂRETİ MESELESİ:

 

Kuran, orucun bizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılındığını bildirmektedir. Orucun ne zaman ve nasıl tutulacağı, kimlerin tutamayacağı, tutamayanların ne yapması lazım geldiği, eski ümmetlerce deforme edilen orucun orijinal şekli Bakara Suresi 183 - 187. ayetlerde genişçe açıklanmıştır. Ama Kuran’da orucu kasten bozan kişinin ne yapması gerektiğine hiç değinilmemiştir.

Orucu bozanı veya tutmayanı Allah dilerse affeder, dilerse cezalandırır. Kuran, üçüncü şahısları ve kamuyu ilgilendirmeyip sadece kul ile Allah arasında olan ibadetlerin bozulması ya da yapılmaması ile ilgili herhangi bir ceza koymamıştır. Çünkü ibadet; Allah rızası için, gönülden, samimiyetle/ihlasla yapılır, dayatma, ceza ve zorlama ile olmaz. Kuran’da, “keffâretu’s-savm” [kasıtlı oruç bozanın 61 gün oruç tutması] yoktur. Bu, daha sonra icat edilmiş bir bidattir.

 

Görülüyor ki oruç, imamın, müezzinin, din adamının açıklamasına bırakılacak bir ibadet değildir. Dil bilginlerinin, sosyologların, psikologların ve pedagogların ortaklaşa tanımlaması ve açıklaması gereken bir kulluk görevidir.

 

Bu bölüm için daha detaylı okuma, bilgi edinme yapmak isteyenler Sayın Hakki Yılmaz Bey’in sitesinden oruç bahsini okuyabilirler.

 

Orucun dinimiz de bir de ceza yönlü uygulamaları var ve dahi Meryem 26’da olduğu gibi yeme içme olan yalnız konuşma olmayan çeşitleri ile bilgiler, örnekler verilmesi de oruç ile ilgili geniş bir ufuk açmaktadır temiz akil sahipleri için.

 

  • Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin; özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Vârislerin, diyeti bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir.

  •  

  • Öldürülen, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda, öldürülenin ailesine tatmin edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuşturmak da gerekli olur. Bunlara imkân bulamayan, Allah'a tövbe olarak iki ay kesintisiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur. (Nisa 92)

 

  • Allah sizi yeminlerinizdeki boş lakırdıdan ötürü hesaba çekmez, ama bilinçli olarak gerçekleştirdiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yeminin kefareti, ailenize yedirmekte olduğunuzun orta derecesinden on yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek yahut da özgürlüğünden yoksun kalmış bir benliği özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkân bulamayan üç gün oruç tutar. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredebilesiniz. (Maide 89)

     

Kuran’da çeşitli vesileler ile gördüğümüz gibi eğer gücünüz yetmiyorsa köle azat edin ya da oruç tutun gibi insanların yaptıkları yüzünden kendileri hesaplaşmalarını sağlayacak haller ile Yaratıcı, hem zararlı halden kurtarmak hem de kendine çekmek için kolaylıklar sağlamıştır.

 

Ramazan ayındaki içsel dönüşümün ve içimizdeki Tanrı ile buluşmanın her bölge için ayrı olması, şartların oluştuğuna şahitlik edilmesi gerekir. Umulur ki sakınırsınız diye biten ayetten de anladığımız gibi kendimizi tutma, sakınma içsel yolculuk yapmaya fırsat vermesi hasebiyle “SAVM” şahit olunan doğru zamanda ve doğru sure ile yapılmalıdır.

 

Elbette çok yönlü ve detaylı bir konu olan “savm” ın daha birçok vurgulanması, açıklanması gereken yönü vardır. Zekât, yardımlaşma kısmına hiç değinemedik. Başka bir yazıda ya da başka bir koldaşımız tarafından çalışılacaktır eksik kalan yanlarımız.

 

Sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunarım.                                                            

 

DEDE



Bu haber 1,755 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,509 µs