En Sıcak Konular

Deliler ve Meczuplar: Şehrin Gülleri

25 Nisan 2020 13:14 tsi
Deliler ve Meczuplar: Şehrin Gülleri Deliler ve Meczuplar: Şehrin Gülleri


Malatya’nın gülü Mercedes Kadir’in ölümü tanımasak da hepimizi derinden etkiledi. Çünkü deliler ve meczuplar bu ülkenin toplumsal hayatında çok özel bir yere sahip. Hakikate ayna tutan meczuplar aynı zamanda yaşadıkları şehrin vicdanı ve hafızasının bir parçası...

Malatya’nın Mercedes Kadir’i geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. Koca bir kent, tüm halkıyla birlikte bu kayba üzüldü. Çünkü Kadir, Malatya’nın yani onların kimliğinin bir parçasıydı. Peki neden Mercedes Kadir derlerdi ona? Çünkü Malatya’da tüm gününü arabam dediği sopanın üzerinde, kimseye bir zararı olmadan geçirirdi. Asıl adı Fatih Kaydı olan Mercedes Kadir’in 36 yaşındaki genç ölümü 7’den 70’e tüm Malatya’yı yasa boğmuştu. Vardır ya öyle her şehrin bir delisi. Malatya’nınki de Kadir’di işte. Hemen hepsini bilemesek de her şehrin, her köyün mutlaka bir delisi olur. Bazıları efsanedir, bazılarıysa gerçeğin ta kendisi. Toplumumuzda tarih boyunca deliler her zaman halk tarafından benimsenmiş, onların geçimleri ortak bir şekilde o bölgenin sakinleri tarafından sağlanmıştır. Çünkü deliler, halkın vicdanıdır. Bazen bir deliye bakmak, o şehrin ya da o köyün tümü hakkında bilgi verir. Deli o kentin hafızasını taşır çünkü kendinde. Biz de şehrin delilerini, deliler ve meczuplar üzerine öyküler yazan Sadık Yalsızuçanlar ve uzun yıllardır Deli mi Veli mi? adlı belgeseli üzerine çalışan Reis Çelik ile konuştuk. 

SADIK YALSIZUÇANLAR: HAYATIMDAKİ TÜM DELİLERİ KİTABIMDA TOPLADIM...

Neden deliler hakkında bir kitap yazma gereksinimi duydunuz?

Öteden beri delilere/meczuplara ilgim vardı. Çocukluk ve ilkgençlik yıllarımın bir bölümünü geçirdiğim Malatya’da, deliler, çocukluk anılarımın en değerli yanlarını oluşturuyordu. Mesela yakınlarda yitirdiğimiz Mercedes Kadir. Çocukluğumun kahramanlarındandı. Yine çocukluk heybemde yer alan Şorrikli Yaşar, GızMahmud, Mamılo, daha niceleri… Şorrikli Yaşar Melekbaba Mahallesi’ndeki evimize her gün hemen hemen aynı saatte gelirdi. Bahar ve yaz boyunca ikindi ezanı okunduktan az sonra Şorrikli Yaşar Melekbaba yokuşunda belirir, paytak paytak yürüyüşü ve dişlek, biçimsiz ağzından göğsüne sürekli akan ‘şorrik’iyle, hayli uzaktan genzinize çarpan ter ve sidik kokusuyla; o çocuk saflığıyla gelip evimizin avlusundaki her zamanki yerine otururdu. Teyzelerim, dayılarım nasıl sevinirdi onu görünce… Analı gızlıdan bir tabak getirir, elleriyle yedirir, ılık ve şekerli paşa çayını hazırlar, elleriyle içirirlerdi. Şorrikli Yaşar, sanırım çocukluğumda en çok gördüğüm, gözlediğim kişi oldu. Çocuklara özgü saflığı bizi fena etkiliyordu. Yazmaya başladıktan sonra çocukken tanıdığım delilere mutlaka öykülerimde yer verdim. Yıllar sonra, onları ayrıca ve ayrıntılı biçimde anlatmak istedim. Deli Tomarı adlı kitabım böyle doğdu. Deli Tomarı’ndaki öyküleri, dört yaz önce Silifke’de yazdım. İlginç bir biçimde orada da meczuplar peşimi bırakmadı. Hafta sonları çarşıya her gittiğimde biriyle karşılaştım. Onlar da Deli Tomarı’ndaki mutena yerlerini aldılar.

ONLAR, ‘DELİLİK AZ AKILLA OLMAZ’ SÖZÜNÜ HAKLI ÇIKARIR

Bu öykü kitaplarını yazarken onlar hakkında neler öğrendiniz, keşfettiniz?

Neler öğrenmedim ki… Deliliğin fiziksel bir sorundan kaynaklanmıyorsa bir tür örtünme, gizlenme yöntemi olduğunu fark ettim. Dâhiler, geleneksel irfan sözlüğünde, ‘ricâl-i gayb’ denilen, dünyada bir tür metafiziksel ödevleri olan, her biri aslında Hakk’ın insanlar arasında birer ajanı olan bu özel insanlar ya delilikle ya da sarhoşlukla örtünebiliyorlar. Hani Harabi Baba diyor ya, ‘Ehline helaldir, nâ-ehle haram’, işte aslında hermetik olan irfan ve hikmetin de böylesi örtülerle gizlendiği söylenebilir. Meczup, Hakk’ın Kendisi’ne çektiği kişilere deniyor. Meclup da celbedilmiş, çekilmiş, yakınlaştırılmış demek. Onlar, bir rivayette, ‘Hakk’ın gayret kubbesinde gizlediği’, insanlardan delilik kisvesiyle kaybettirdiği kişiler. Bunu Deli Tomarı’ndaki öyküleri yazdığım yaz büsbütün fark ettim. Sözgelimi ailesi gözleri önünde yanmış, bu acı deneyimle çıldırmış veya kimi nörolojik sorunlar yaşamış, doğuştan getirmiş vs. olanlar hariç. Onların ‘rahatsızlığı’ fiziksel veya psikolojik nedenlerle açıklanabiliyor. Ama hakiki bir meczup ise, onu modern tıbbın açıklamakta çaresiz kalabildiği söylenebilir. Onlar, ‘delilik az akılla olmaz’ sözünü haklı çıkaranlardır. Bu anlamda meczup, aklı aşan, onu da kuşatan bir tür ‘kalbî akla’ sahip olan ve bu aklı çok fazla çalışandır. Köktenci biçimde egemen sistemin nosyonlarını reddeder, dışlar. Klişeleri parçalar. Sıradanlığa müdahale eder. Bizi sarsar, uyarır ve aklımızı paramparça eden büyük, dilsiz acılara meydan okur. Avam, akıl erdiremediğine ‘deli’ der, geçermiş. Meczuplara da ‘deli’ denilmesi, ortalama bir bakış açısıyla onlara bakıldığındandır. Oysa meczuplar, Yaratıcı’nın, varlık dünyasındaki en sadık hizmetçileri ve ajanlarıdır. Delileri ve meczupları konu alan ikinci ve son öykü kitabım Allah’ın Adamları’nda pür meczuplar yer alıyor. Deli Tomarı’nda aşktan, acıdan veya çaresizlikten çıldırmış veya ‘engelli’ denebilecek karakterler de vardı. Allah’ın Adamları’nda ise, sadece meczup ve mecluplar yer aldı. Onların dünyasına öyle bir girdim ki bir türlü çıkamıyorum. Şimdi üçüncüsünü yazıyorum. Adı, Gabalabazaar olacak.

Sizce şehirler için o deli ve meczuplar neden önemlidir?

Onlar rahmet vesilesidir diyebilirim. Şehrin bereketi, uğuru, güzelliği, kazaların defi için adeta birer vesiledirler. Toplumsal kültürün de en değerli parçasını oluştururlar. Zaten malumunuz deli denmez, şehrin gülü, gülleri denir. Konya’da mesela, çekim kutbu Hz. Mevlânâ’dır. Fakat şehrin Hz. Pîr’le birlikte gülleri, bugünde de yaşayan gülleridir asıl ruh verici olanlar. Ankara’da şehrin çekim kutbu, Hacı Bayram Sultan’dır. Ama O’nun çevresinde deli, meczup eksik olmaz. Çoğu, dediğim gibi gizemlidir, öylesine üstünkörü bakanlar göremez; asıl kişilikleri, kimlikleri diplerdedir. Malatya mesela… Elâzığ sonra… Her yerde var gerçi. Aydın’ın bir beldesinde de görürsünüz, Hakkâri’nin bir köyünde de… Dersim delileri örneğin muhteşemdir. Necati Kanter, Mithat Enç, Zeki Bulduk çok yazdılar bu gülleri. Yerel yayınlar da çoktur. Şehir kitaplarında meczuplara müstesna bir yer ayrılır daima. Tabi yeterince edebiyatımıza yansımıyor. Maalesef yazarlarımız tarihteki ve günümüzde yaşayan meczupların hikayelerine pek fazla ilgi duymuyor. Bu hem edebi kültürümüz hem de insanlık kalitelerimiz bakımından düşündürücüdür.

DELİ SÖZÜNÜ SAKINMAZ, HALKSA ONA GIPTA EDER

Sizce şehir sakinleri deli ve meczupları neden kabullenir, benimser?

Çünkü herkesin kalbi hakikat için çarpar. Aşktan, Hak’tan çıldırmak ister, yapamaz; onu yapmış olana gıptayla bakar. Halk irfanı, meczubun gaybı kurcalayan çilingir olduğunu bilir. Kolektif bilinçdışının en ilginç besleyicileri delilerdir. Deli sözünü sakınmaz. Kimseyi umursamaz. Aklın bağ olduğunu bilmiştir. Özgürdür. Bilinçaltından çekinmez, onu her an dışavurabilme hürriyetinin tadını çıkarmaktadır. Şehir ahalisi de delinin veya meczubun bu tatlı pervasızlığını hayranlıkla izler. Birisi en küstah anımızda gerçeği yüzümüze, hesapsız kitapsız haykırsın diye arzular. Birisi bize bazen ayna tutsa keşke, der. Söz Hak’tır. Bakan da O’dur, yıkan da O’dur yapan da O’dur. Deli ve meczupların hem hakikat ajanlığı hem de şehrin bereketini artırmaları, şehir sakinlerince bilinir. Bu yüzden deliler çok sevilir, meczuplara ihtimam gösterilir. Mesela, vergi dairesine para yatırmağa giden esnafın karşısına meczup ansızın çıkar, cebindeki para kadarını ister. O şehir sakini meczubun değerini bilen biriyse, çıkarıp o parayı verir. Ama bir saat sonra o paranın iki katı başka bir kaynaktan esnafa ulaşacaktır. Ayrıca meczubun gönlünü yıkmak, Allah’ın evini yıkmaktır.

REİS ÇELİK: PEKİ YA BİZLER, GERÇEKTEN AKILLI MIYIZ?

Uzun süredir Deli mi Veli mi? belgeseli üzerine çalışıyorum. Biz kendimizi akıllı insanlar olarak tanımlarız her zaman. Bense dünyanın geldiği hale bakarak ‘Gerçekten biz akıllı mıyız?’ sorusunu kendime sürekli sorarım. Birde deli dediklerimize bakarım. ‘Acaba onlar mı akıllı, biz mi akıllıyız’ diye sorduğumda kendimi bu belgeseli yaparken buldum. Aslında bütün mesele aklı sorgulamak. Efsaneye göre deliliğin başladığı yerin Pekin olduğu söylenir. Bugün Yasak Şehir diye bildiğimiz imparatorluk merkezinde başlamış. Ben de belgesele oradan başladım altı yıl önce. Deliler toplumların sansürsüz yüzleridir. Normal olarak konuşulamayan, görmezlikten gelinen şeyleri ‘deli’ dediklerimiz ortaya koyar. Toplum onları alaya alır ama aynı zamanda kutsal olarak görür. Alaya alma refleksleri ‘Söylediklerini ciddiye almayın’ şeklindeki gerçeğin üstünü örtme davranışıdır. Kutsal görme yanı ise ‘Bunların dilinin kemiği yok. Korkuları da yok. Aman iyi geçinelim. Bizim ayıbımızı da ortaya sermesin’ korkusudur. Örneğin Kars’ta Kaşe Temo diye biri vardı. Dükkanlar açılır açılmaz hemen gidip ‘Kaşe kaşe’ deyip dükkân sahibine kaşesini yüzünün çeşitli yerlerine bastırırdı. Ona görede bahşiş alırdı. Uzun süre uğraştıktan sonra dost oldum ve sordum ‘Bu kaşeyi niçin bastırıyorsun’ Temo, ‘Sırdır ama sen vatansever bir adama benziyorsun söyleyeyim. Ben maliyeden gizli müfettişim. Bu puştlar ticaret yapıyor fatura kesmiyorlar. Ben ilk siftah kaşeyi bastırınca mecbur kalıyorlar akşama kadar fatura kesmeye.’ Ve buna benzer onlarca hikayesi olan deli üzerinden toplumsal okumalar yapmaya çalışıp aklı sorguluyoruz kendimizce.

DELİLER İÇİNDE BULUNDUĞU TOPLUMUN YANSIMADIR


Çeşitli kentlerde, kasaba ya da köylerde edindiğim deli bilgilerini değerlendirip onların davranış ve söylemlerinin biçimine bakarak gidip onlarla ilgili kayıtlar yapıyorum. Her delinin içinde bulunduğu toplumun yansıması olduğunu inanıyorum. Deliler aslında yaşadıkları yerlerin gizli ahlakı, gizli adaleti ve gizli merhametidir. Anadolu’da bir inanç vardır. ‘Delisi olmayan yerin merhameti, ataleti ve imanı olmaz’. Biraz detaylı baktığınızda deliler üzerinde bu yükü görürsünüz. Deliden gerçeği, bulunduğu yerin yalancısını, üçkağıtçısını, dürüstünü öğrenebilirsiniz. Toplumlar her zaman o deli ve meczupları kabullenirler. Neden? Birincisi delinin bir anlamda Veli olduğuna inanılır Anadolu’da. Çevresinde merhamet ve adaleti çağrıştırdığı yada oluşturduğu için bir kutsallık yüklenir. Son olarak Ankara’da bir deli ile karşılaşmıştım. Siyasi olarak içeride uzun yıllar yatıp çıkmış biriydi. Donanımlı biri olduğu belliydi. Sordum ne oldu da delirdin böyle? ‘Deli ile Devrimci birbirine çok yakındır. Devrimci aykırıdır. Karşıdır. Yanlışın üzerine gider. Ama yeri gelince durmayı bilir. Deli onun bir kademe ilerisidir. Durmaz ve asla geri adım atmaz. Ne söylemesi gerekirse onu söyler ve yapar.’ demişti.

 

 

https://www.aksam.com.tr/cumartesi/deliler-ve-meczuplar-sehrin-gulleri/haber-1067343




Bu haber 2,003 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,525 µs