En Sıcak Konular

Mayaların Kutsal Kitabı, Popol Vuh

4 Kasım 2019 15:49 tsi
Mayaların Kutsal Kitabı, Popol Vuh Mayaların Kutsal Kitabı, Popol Vuh

Mayaların Kutsal Kitabı, Popol Vuh

Popol Vuh, Mayaların Kutsal Kitabı olarak bilinen, Kainatın ve insanın yaratılışını konu alan, Maya Halkından bir kişi İspanyolca öğrenmiş ya da öğretilmiş, Mayaların yerel dilinde Latin Harflerle yazılmış bir kitaptır. Örneğin Kuran’ın Arapça dilinin Latin Harflerle yazılması gibi. Sonra bu Kitabı Dominiken Tarikatına mensup Francisco Ximenez isimli rahip 1700’lü yıllarda İspanyolcaya çevirmiş, eser bilinen en eski ve ilk metindir. 1700’lü yıllarda çevrilmiş fakat sembol okuyabilenler, şiiri, kitabı, kainatı, tabiatı sembole çevirip okuyabilenler bu metinlerde ki sembollerin Göbeklitepe ve Oğuz Kağan Destanıyla ne kadar çok bağlantılı olduklarını anlamışlardır. Biz bu araştırma da metinlerde ki görünenden görünmeyeni anlamaya çalışacağız.

Popol kelimesi, birçok kaynakta halk, kainat, öğüt ya da insanlık olarak çevrilmiş Vuh kelimesi ise kitapta “Cakulha”  kelimesi ile fonetik olarak benzerlik taşıdığını söyleyebiliriz. Kelimenin başında ki Ca, O anlamında anlatılmak istenen nesneye ya da özneye vurgu yapmak için kullanılmış olabilir. İspanyolca’da Ca bu anlama gelmektedir. Kulha ise Ulu olan anlamına geliyor. Kulha kelimesinin başında ki K harfini ayrıca Harf ilminden okumak gerekir. Yani O ulu olan kim? sorusunun aynı zamanda cevabıdır. ( bunu biraz açacağız) Kitapta “Göğün Kalbi Hurakan” ismiyle anlatılır. Hurakan kainatın ve insanın yaratılışını düzenlemek için ilk yaratılmış form haline dönüşmemiş madde veya bir varlık diye geçmektedir. İspanyolcada geçen Huracan (Fırtına, Kasırga) kelimesiyle ilksel olanla yaratılışı anlatabilmek için bağlantı kurulmuştur. Yani Fırtına imge olarak kullanılmıştır. Münir Derman Hazretlerinin demiş olduğu “Rüzgarı göremezsin ama tozu dumana kattığı zaman rüzgarın var olduğunu anlarsın ve gözünle görmüş olursun” Burada anlatılmak istenen yani fırtınadan kasıt İnsanda ki cevher de görülmez ama insan olarak vücut bulduğu zaman o cevherin var olduğunu anlarsın. İnsanda bir nevi tozu dumana katılmış fırtınanın görülmüş formudur gibi. Sadece insan olarak değil kainatta ki bütün görüntüler için aynı şey geçerlidir. Güneş, ay, gezegenler yıldızlar, ağaçlar, toprak, meyveler vs akla gelen her şey o rüzgarın varlığının delilidir. Yine Münir Derman Hazretlerinin söylemiş olduğu “Görünen her şey Allah’ın kudretinin tezahürleridir” sözü bunu anlatmak içindir. “Hura” kelimesinin manası İspanyolcada, yaşasın, varol gibi anlamlara da gelir. Bu da kazanılmış bir zaferden sonra onurlandırma ya da kutlama anlamındadır. Yani ilksel hareketin başarısı olarak görülebilir. Bu İslam’da Fetih’le eşdeğer denilebilir. “Kan” ise Ka yani Ulu olan kim? sorusunun cevabı. K Harfini “Sutuboğda Bilgisiyle Tarih Analizi” isimli yazıda Drogheda kelimesini açarken anlatmıştık. Drog yani Doruk, Tur-uk Dağın en yüce yeri anlamına geldiği Uk, Ok, İk, Ka yüksek yerin ismine verildiğini söylemiştik. Yükseklik, derinlik yani en uç noktada ki başlangıç, Ezel, Ebed, Zahir, Batın gibi en yüksek en derin manasındadır. Adaletin sembolü terazi, zafer, Fetih’in iki parmağı işaret etmesi gibi bu noktada herhangi bir sembol yoktur. Sadece Rahman’ın varlığı ve birlik anlayışı şeklinde görülebilir. Mayalarda ki Hurakan ismi İslam’da Rahman ismine denk geliyor diyebiliriz. Türk Kültüründe ve Maya kültüründe Fırtına dediğimiz olguyu Arap Kültürü onu Bulut olarak görmüştür. Aslında yüklenen mana itibarıyla Bulut metaforuna sokulan imgeyi, Bizler Fırtına imgesine çevirerek kullanırız.

 

İlk resim Göbeklitepe’den öteki ise Mayaların yapmış olduğu bir anlatımdır. Bu ikisi arasında anlam olarak hiç fark yoktur. Aynı şeyi anlatırlar.

Hint vedalarında;

Başlangıçta Hiranyagarbha vardı. Bütün yaratılmış olanların Tek Efendisi doğduğunda yalnızdı. Dünyayı ve göğü (cenneti) sabit kıldı ve korudu. Ona kurbanlar sunacağımız tanrı kim?

Sonraki Tanrı Kim sözü kasmai demek. Burada soru cümlesinde aslında cevap gizlidir. Bir anlamda;
“Ona kurbanlar sunacağımız tanrı Ka’dır” demek istiyor. Hiranyagarbha, telaffuz olarak Hiranyeberka diye okunur. Yani her şeyden önce gelen Ka idi anlamına gelir. Ka, Ruh demektir. Kasmai bir anlamda Yemin etmek anlamına da gelir. Değişmeyen hakikat, yemin olarak kullanılır. Kuran’da geçen Kasem sözünü çok derinlerde düşünerek yorumlamalıyız. Ka, Hintçede Of diye okunur ki bu da Boğa demektir. Ka’nın zamanla Boğa ile sembolleştiğini anlatır. Gılgamış’ta Gökyüzünün Boğası, Zeus’un Boğa kılığına girerek kaçırdığı Europa hikayesinde Boğa hep ruhu ifade etmek için kullanılır. Gökyüzünün Boğasını (Ka’yı) tutan bir kadındı, Zeus boğa kılığına(Ka) girerek bir kadını kaçırdı. İki farklı gibi gözüken hikaye aslında aynı şeyi farklı destanlaştırarak anlatır.

Hurakan kelimesi Hur yani Ur, Ak, An harflerinin toplamıyla elde edilmiştir. Ur, orta alan anlamına gelir. Asuria kelimesinde Asya’nın orta alanı anlamına geldiği gibi. Hurakan’da göğün kalbi olarak göğün orta yeri anlamına gelmektedir. Modern Türkçe dilinde Hürkan olarak bu kelime yaşamaktadır. Hür, özgür, bağımsız şekilde akan ya da giden gibi görebiliriz. Mayaların geçmişini Mısır ülkesine bağlamaya çalışanlar fonetik ve sembolik olarak bunu ispatlayamazlar. Daha çok Uzak doğu dediğimiz Hindistan veya İç Asya ile irtibat kurulabilir. DNA araştırmaları yapılırsa oradan daha çok bağlantı bulunacaktır. Arakan, Abakan bölgeleri köklerine daha yakındır. Yüzüklerin Efendisi’nde Aragorn ismi Yolgezer olarak çevrilmiştir. Yolgezer, başıboş gezen, özgür gezen, hür, kafasına göre gezen anlamları Mayalarda ki Hurakan kelimesiyle yine örtüşmektedir. J.J. Tolkien’in bu ismi Uzak Doğu bölgelerinden almış olma olasılığı çok yüksektir. Uğur, Oğur, Uygur, Orkhan, Orhan, Orkhun, Orkun bu isimlerin hepsi göğün ortasında ki esas, ana, temel anlamına gelir. Ur Ak An, bir anlamda da Dorukan, Doruk, Turuk, Türk anlamlarını da verir. Yüksek Dağın orta bölgesinde ki Ka. Türkhan, Türkan.

Bu konuda son olarak yazacağımız Mayaların Hakasya veya Hint Bölgesinden, Bering boğazını geçerek Amerika kıtasına gitmiş olduklarıdır. O Bölgede (Hint) bir şekilde oluşan afet nedeniyle bir grupta Ürdün Bölgesine gitmiş orada bir uygarlık kurmuşlardır. Ürdün Bölgesinde kurdukları uygarlık (Petra’nın Roma Döneminden önceki adı Dushara(İki Dağ, İki Yaratıcı)) Şuayb AS zamanında yine doğal afetlerle yok olmuş devamında Avrupa’nın yozlaştırılması başlamıştır. Avrupa’nın yozlaşmasında ki olgunluk dönemini Kral Amantur Ata hikayesini, Kral Arthur Efsanesine çevirdikleri döneme gelir ki bu da M.S. 6. yüzyıldır. Mayaların gizemli bilinmeyen bir topluluk olduğu inancı sadece konu hakkında vakıf olmayan kişilerin öne sürdüğü bir düşüncedir. Hint vedalarını çok iyi okuyabilen uzmanların Mayalar hakkında bütün bilinmeyenleri açığa çıkarması ve bütün gizemli gözüken konuları aydınlatması hayalci bir düşünce olarak görülmemelidir.

Giriş:

“Bu sözler, Quiche (Kişe) Ülkesi adı verilen bu yerin kadim sözlerinin başlangıcıdır.”

Quiche Ülkesini anlamak için Gılgamış Destanıyla bir karşılaştırma yapmak gerekiyor.
Gılgamış Destanından;
1] “Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı.”
2] Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi. Kutsal Eanna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna (İnanna)  tapınağına yaklaş! Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pişmiş değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır?

Popol Vuh’tan;
“Şimdi tüm bunları Tanrı’nın sözleri doğrultusunda yazacağız çünkü bu kitabın okunabileceği görülebileceği başka bir yer yok. Bir zamanlar suyun öteki yakasından gelen, bizim bilinmezliğimizi anlatan Popol Vuh’u artık açıkça görmemiz mümkün değil”

Tanrı’nın sözleri doğrultusunda yazacağız demek vahiy olduğunu, bir peygamber tarafından söylendiğini ve ardından insanların bu sözleri yaşatmış olduğunu anlıyoruz. Bu söz Gılgamış’ta ki;

“Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır.”

Söylemiyle birebir örtüşmektedir. Bu Popol Vuh’ta ki “suyun öteki yakasından gelen, bizim bilinmezliğimizi anlatan Popol Vuh, aslında Gılgamış’ta ki Suyun kaynağını görenin, dünya da her şeyi bilenin adını ünlendireyim, tufandan önce olanın haberini getirdi sözünün karşılığıdır. Gılgamış’ta “her şeyi bilenin adı” cümlesinin orijinal sesi önemlidir. Gılgamış’ta isim gözükmezken (Bizce vardır ama harf ilmi bilmek gerekir. Kaldece dilini çok iyi bilmek gerekir.) Mayalarda isminin Popol Vuh olduğunu görüyoruz. Popol Vuh’un bir kitap olduğu yazılıdır. Bir kitaptır ama bunu yukarda anlattığımız Huracan açıklamasında ki gibi rüzgarla bir okumak gerekir. Kitabın sonlarında Popol Vuh ismi şu şekilde geçmektedir;
Popol Vuh’tan;

“Savaş olup olmayacağını, ölüm ya da açlık yaşanıp yaşanmayacağını, arbede çıkıp çıkmayacağını biliyorlardı. Her şey onların gözlerinin önündeydi. Her şeyin Popol Vuh adında ki o kitapta yazılı olduğunu biliyorlardı.”
 “kadim zamanlarda yazılmış orijinal bir kitap var ama ona bakanlardan ve onu düşünenlerden saklanıyor. Yaratıcı, Ana, yaşamın tüm yaratılmışlarının babası onlara nefes veren, yarattığı insanların huzuru ve mutluluğu için onları gözleyen; yerde, gökte, yer ve denizlerde var olan her şeyin iyiliğini düşünen bilgelerin sözleriyle; göğün ve yerin nasıl yaratıldığını, nasıl açılandırıldığını, nasıl dört bölüme ayrıldığını, nasıl dört köşe üzerine yerleştirildiğini anlatır o kitap.

Gılgamış’ta geçen “Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi. Kutsal Eanna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak!” açıklamaları dört yönün her iki metinde de aynı şekilde geçmesi aynı şeyi anlattıklarını anlamamızı sağlar. Her yaratılmış şeyin bilgelerin sözleriyle anlatılması ise Popol Vuh’tur. Kuran’da ki Ana kitabın bir nevi karşılığı diyebiliriz. Savaş, ölümler, açlık vs. her şey onların gözlerinin önünde olması ve Popol Vuh adında ki bir kitapta yazılmış olması Ana Kitabın varlığının bilgisinin arkaik dönemlerden beri bilindiğini gösterir. Kitap tanımlanırken; “kadim zamanlarda yazılmış orijinal bir kitap var ama ona bakanlardan ve onu düşünenlerden saklanıyor.” cümlesi tabiatın ve doğanın bu kitabın tezahürleri olduğunu bunun yanında insanların hareketlerinde tabiatın bu fiillerini yansıttığını anlatmaya çalışır. İnsanların ona bakanlarından saklanması, ona düşünenlerden saklanması Oktan Abi’nin Ötüken Tasavvufunda ki Körmez tabiri ile bizlere anlatmak istediği durumun somutlaşmış halidir. “bilgelerin sözleriyle; göğün ve yerin nasıl yaratıldığını, nasıl açılandırıldığını, nasıl dört bölüme ayrıldığını, nasıl dört köşe üzerine yerleştirildiğini anlatır o kitap.” tabiri ise Ana Kitabın Dünya, Uzay ve Uzay üstünün ne olduğunu, mahiyetini, tafsilatlarını, niteliklerini ve nicelik olarak bütün varlığı içinde kapsaması demektir. Kadim zamanlardan beri insanların uzay hakkında durmadan fikir ürettiklerini, yaratılışı anlayabilmek için tabiatı ve onunla birlikle uzayı bir bütün olarak ele aldıklarını görmek mümkündür. Peygamberler ve bilgeler içinde bu yaratılışı en açık ve net bir şekilde Kuran’ın anlatması neticesinde Hz. Muhammed SAV Efendimize yaratılmışların en üstünü sıfatını bu şekilde verilmiştir. Popol Vuh’ta ki yaratılış metnini destekleyen Ayet;

Ali İmran Suresi 191. Ayet: Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler) Rab’bimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.

Kamların en büyük rütbesi nedir bilmiyoruz onun gibi düşünmek gerekir. Her şeyin ilki olan Göğün kalbinin ismi Huracan’dı. Buradan anlıyoruz ki o ilk halindeyken yani Hurakan aslında sıfatmış. Bu isim halini birçok evrelerden sonra Kral Ahpop ve Ahpop Camha’ya dönüşmesini çok iyi düşünmek gerekir. Yani örnek olarak Oktan Abi’nin demiş olduğu Efendimizin SAV ismi gökte Ahmet yerde Muhammed’dir gibi. Sadece örnek olsun diye aynı şekilde Mayalarda da Ahpop ve Ahpop Camha’yı aynı mantıkla düşünmemiz gerekir.


Popol Vuh: 1. Bölüm

 


Bu tip metinleri tek başına karşılaştırma yapmadan kendi halinde anlamamız imkansız gibidir. Çünkü düşünün ki bomboş bir gökyüzü karanlık, ışıksız, yıldızsız hiçbir şey yaratılmamış. Sonra bir nedenden ötürü su belirdiğini görüyoruz. “Yeryüzü ortaya çıkmamıştı. Aşağıda sadece sakın deniz yukarıda ise engin gökyüzü vardı” sözünden bunu anlıyoruz. Yani ilk yaratılan şeylerin nasıl olduğuyla alakalı bir başlangıç olduğu her halinden belli. Her şey bu sudan yaratılmıştır. Suyun içinde Yaratıcı, Tepeu, Gucumatz ve Tüylü Yılan olmak üzere dört şey saklıydı. Gökyüzü ve yeryüzü Hurakan ve Tepeu ismiyle adlandırılıyor ve bunlarda saklı olan Gucumatz ve Tüylü yılan olmak üzere iki şeyin var olduğunu anlıyoruz. (Yaratıcı ve Tepeu birbirinden ayrılamaz, aynı şeyi ifade ederler. Narcisse’nin suya bakıp kendini görmesi gibi. Gökyüzü-Yeryüzü) Bu söylem Kuran’da şu şekilde geçmektedir.
Enbiya Suresi 30. Ayet:
Ya o küfredenler görmediler demi ki Semavât-ü Arz bitişik idiler de biz onları ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık, hâlâ inanmıyorlar mı?

Bir Hadis: "Allah mahlukatı yaratmadan önce bir 'AMA'da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı. Sonra Arşını su üzerinde yarattı."

Her şeyden önce bu su vardı. Sembolik okumayla Gökyüzü ve Yeryüzü bitişik olduğu duruma “Su” adı verildi. Münir Derman Hazretlerinin sürekli konuşmalarında bahsettiği su da bu sudur. Popol Vuh’ta anlatılan “Yaratıcı, Tepeu, Gucumatz ve Tüylü Yılan aydınlık suların içinde saklanıyordu. Parlak mavi-yeşil suların içinde gizlenmişlerdi” söyleminin bulunduğu nokta burasıdır. Parlak mavi-yeşil suların içinde saklı olması iki olgunun var olmuş olduğunu anlatır.

 “Popol Vuh’ta bu söylem: Yaratıcı ve Gucumatz bir araya geldi. Yaşamın nasıl oluşturulacağı, nasıl ekim yapılacağı, ışığın nasıl yaratılacağı, nasıl besin sağlanılacağı üzerinde düşündüler.
“Öyleyse olsun, boşluk dolsun, sular çekilsin, yer açılsın ki yeryüzü ortaya çıksın, güçlensin. Bitkiler yetişsin ışık olsun. Gökyüzü ve yeryüzü aydınlansın” sözüyle anlatılmak istenmiştir.”

Fussilet Suresi. 11. Ayet
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. "İsteyerek geldik." dediler.

Daha sonra Popol Vuh Şu şekilde devam eder:
Madde oluştuğunda bir sis bir bulut gibiydi. Dağlar ıstakoz gibi suların üstünde yükseldi ve bir anda dağlar oluşuverdi. Muazzam bir güç tarafından dağlar ve vadiler yaratıldı onların üzerinde ise selvi ağaçları ve çam ormanları yükseldi.
Gucumatz neşelendi ve şöyle dedi; Göğün kalbi Hurakan, Chipi Cakulha, Raxa Cakulha iyi ki geldiniz.
“Bizim oluşturup yarattıklarımız bu kadar diye cevap verdiler. Bu söylem Kuran’da şu şekilde geçer.

Fussilet Suresi 10. Ayet:
Arza, üstünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereketler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını (bitkilerini ve ağaçlarını) tam dört günde takdir etti (düzene koydu).

Chipi Cakulha: Chipi dişil özelliği anlatmak için kullanılmıştır. Bizim kültürümüzde ilk oluşan anne yerine konabilir. Yunan mitolojisinde Gaia olarak isimlendirilmiştir. Khaos’tan ilk Gaia yaratılmıştır denir Yunan mitolojisinde. Khaos’un da, Hurakan’la aynı konumlandırılmış olduğu açıkça gözükmektedir. Chipi (Alfa) ilk demektir. İlk farklı anlamdadır yoksa ilk olan Hurakan’dır. İlk dişi diyebiliriz. Cakulha’yı ise (Çulha) dokumakla karşılaştırarak düşünmeliyiz. Bir şeyi meydana getirmek için yapılan iş gibi. Suretin görünmesi için ona bir elbise sağlamak için sebep olunan. Örneğin anneler bebeğe suret giydirmek için birer sebeptirler. Münir Derman Hazretlerinin “Kadın Hayy’ın tezgahıdır.” derken bir anlamda da bunu kastetmiştir.

Raxa Cakulha: Sonuç yani çıktıdır. Tengri’nin Türkü’nde kovulan erkek Raxa’dır. Hint metinlerinde Rakshasa olarak anılır. Tanrıların bulunduğu yerden kovulur yeryüzünde yaşamak zorunda bırakılır.

Popol Vuh: 2. Ve 3. Bölüm
“Ardından dağlarda yaşayan hayvanları yarattılar” ……
“Sonra yaratıcı şöyle dedi neden böyle sessiz, hareketsiz duruyorsunuz?”

Bütün hayvanlar yaratıldıktan sonra Tanrılara dua etmesi, onları övmesi istenmiş fakat hayvanlar sadece tıslamışlar, gak guk gibi sesler çıkarabilmişler, başlarını geriye bile çeviremiyorlarmış. Bunun üzerine Tanrılar o ilk yarattıklarını yok etmeye karar vermişler. Çünkü bunlar suyun üstünde bile duramıyorlardı, yumuşaktılar yani balçık gibiydiler. Ve bu insanları yok ettiler. Sonra yeniden yaratmaya karar vermişler.

Bu sefer ki yaratılışta Xpiyacoc, Xmucane, Hun Alpu Vuch ve Hun Alpu Utiu’ya gidip yeniden yaratılış için başvuruyorlar. Göğün ve yerin kalbi Hurakan, Chipi Cakulha, Raxa Cakulha’nın yerini başka yaratıcıların aldığını görüyoruz. (Bu nokta çok önemli aşağıda Ötüken Tasavvufundan yardım aldığımız bölümde bu noktanın açıklamasını yazacağız.)

 Xpiyacoc, Xmucane için “Güneşin, ışığın yüce ana babası” söylemi dikkat çekicidir. Demek ki güneşinde bir şeyden yaratıldığını ve Xpiyacoc, Xmucane devri olduğu için daha Güneş’in belirmediğini anlıyoruz. Bu bölümde kullanılan Güneş aslında bizim yeryüzünü aydınlatan Güneş değildir. Güneş iki aynı isimde kullanılmıştır. Kitapta bu dört yaratıcı “Mısır, Tzite, Güneş ve Sen yaratılan” hitabıyla isimlendirilmiştir. Fakat yine başarısız olan yaratma eyleminde 3. Bölümde aslında isimlerinin “Xecotvach, Camalotz, Cotzbalam, Tucum-balam” olduğunu görüyoruz. Mısır ya da Xecot (Skot -Arpa) aynı şeyi ifade eder. Avrupa’yı inşa eden Türklerin Scotch’a Arpa demesi ile Amerika’yı inşa eden aynı aklın Mısır’a Scotch demesi kökende bağlarının aynı noktadan şekillendiğini anlatır. Camalotz, Camelot, Camlet, anlam olarak deve kılı, keçi kılı, ipek veya yün ve pamuktan yapılmış dokuma kumaşa denir. Kumaş dediğimiz şeyi bir takım materyallerin işlenmesiyle meydana geldiğini düşünürsek, sonradan oluşturulmuş, işlenerek meydana getirilmiş, yoktan var edilmiş olduğu sonucu çıkarabiliriz. Scotch fiil olarak bir şeye şekil veren anlamına gelir. İskoçyalı filminde de hatırlarsak madene şekil verilerek kılıç meydana getiriliyordu. Yani demirci, şekil veren anlamına da gelmektedir. Bu kılıç çok özel bir madenden özel işlenerek elde edilebiliyordu. Yukarıda bahsettiğimiz ilk oluşumda ki Huracan Gökyüzünün ve yeryüzünün kalbi diye bahsedilen bölümün artık görünüm olarak ta vücut bulduğunu anlıyoruz. Bu aşamada Gökyüzünün ve yeryüzünün kalbinin isimlerinin Xecotvach, Camalotz diye adlandırılmıştır. Aslında Xpiyacoc, Xmucane  olarak adlandırılırken bir kez daha belli bir bölümde tekrar isimlendiriliyor. Cotzbalam, Türk kültüründe ki karşılığı ceviz olurken Maya Kültüründe karşılığı iki tane Mısırdır. Bunu metinde geçen: “iki kere yaratıcı” sözünden anlamaktayız. Cevizin içinde ki iki bölüm Mayalarda bu şekilde tasvir edilir.

Popol Vuh’a devam edersek, başarısız olan yaratım eylemlerinden sonra yeni bir yaratma eylemi denemesi yapılmaktadır.
“Bu sefer Mısırı, Tzite’yi kullanın görmek için. Bakalım bu sefer işe yarayacak mı? Ağzını yüzünü ahşaptan oyalım mı? Kahinler ne diyor bu işe?”

 


Xpiyacoc ve Xmucane ilk yaratılışta Huracan Gökyüzü ve yeryüzünün kalbi iken aynı isimle anılırken burada Xpiyacoc, Xmucane olarak anıldığı görülmektedir. Daha sonra “Xecotvach, Camalotz, Cotzbalam, Tucum-balam” gözükmüş bu da yine birinci bölümde ki “Yaratıcı, Tepeu, Gucumatz ve Tüylü Yılanın isimlerinin yerine kullanıldığını görüyoruz. “Bu sefer Mısırı, Tzite’yi kullanın görmek için” burada görmek sonucun ne olacağını görmek demek değildir. Görmek eyleminin gerçekleşeceğinin söz sanatıyla açıklanmasıdır. Popol Vuh’ta saklı olan bu Belagat İlmini ayrıca;
“Adınızı söyleyin haydi tilkilerin, çakalların avcısı. İki kere yaratıcı, büyük yabandomuzu, zümrütlerin efendisi, değerli taşların efendisi, oymacı, mimar, yeşil düzlüklerin, mavi gökyüzünün yaratıcısı, reçinenin uzmanı, Toltecat’ın Efendisi, Güneş’in Anası, Sabahın Anası. Adınız bizim yarattığımız, bizim eserimiz olan canlı tarafından anılacak.” beytinden anlayabiliyoruz.

Bu beyit, ilk başlangıçtan yani El Ezel’den o ana kadar ki yaratılışın özeti niteliğindedir. Gökyüzünün ve yeryüzünün kalbi, Tilki ve Çakal, iki kere yaratıcı, büyük yabandomuzu yani yaban domuzunun bir bölümde iki kere var olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Fırtına kodu ile anlatılan Khaos dediğimiz bulut, sis dönemini anlatırken Zümrüt ve değerli taşların efendisi sözleri bundan sonra ki Taş ve maden dönemine atıfta bulunmaktadır. Oymacı, mimar, yeşil düzlüklerin, mavi gökyüzünün yaratıcısı, reçinenin uzmanı bölümü de artık çimlenme, ağaçların görüntüsünün belirmesi ve “Görmek” eyleminin hayata geçtiğinin anlatılması için kullanılmıştır. Bundan sonra artık Güneş meydana geldiğini anlamaktayız.

Toltecat: O engin derinlerde ki, ilk başlangıçta ki, en üstteki olan Tek demektir.

Ta ezel kandilde kurdu bu yolu
Gerçek olan aşık anlar bu hali
Kuran’dan Lam okunur heceden Ali
Türkçe lisanı imiş bilmezdim ezel

Kemter Yusuf DEDE

 

Belagat İlmi yeni keşfedilmiş bir ilim değildir. Kadim olan ilmin sistematize edilip yeni bir sunuş gibi meydana getirilmesinden başka bir şey değildir. Sadece anlaşılması için üstteki beş resmi bu yaratılış evrelerinin yerine koyarak incelenirse Dünya’nın herhangi bir yerinde ki kadim inanışların birbirinden hiçbir farkı olmadığı açıkça görülecektir. Belagat sadece sözle değil resim, sembol ve yazı ile de meydana getirilebilir. Sembollere bir anlam yükleyip ona yaratılışı veya kendinizin her hangi bir düşüncenizi yükleyip kodluyorsunuz. Meydana getirilen bu eser hakkında herkes bir şey düşünüp söyleyebilir. Fakat bu eseri meydana getirenin de söyleyecek gerçek anlamlı sözleri vardır. Birinci resimde Gök ile yer bitişik haldedir. İkinci resimde bulut, sis haline gelmiştir. Üçüncü resimde artık madenler, taşlar, yeşillik ve canlıların oluşabilmesi için elverişli zemin oluşmaya başlamaktadır. Son resimde ise iki kere doğuran Xmucane’yi görmek mümkündür. Semboller bu şekilde somutlaştırılır. Yani bilgisine vakıf olmazsanız sembol okumak imkansızdır. Göbeklitepe’de ki resimleri özellikle göstermemizin nedeni; Göbeklitepe tamamen yaratılış kodlarını unutulmasın diye işlenmiş kainatın ve yeryüzünün hafızasını içinde barındıran devasa bir eserdir. Bu esere bakıp Gılgamış’ı, Sümer’i, Popol Vuh’u, Zebur, Tevrat, İncil ve Kuran’ı görmek gerekir. Sembol okuyamayanlar bu eseri avcı toplayıcılığa indirgeyip, hayvan figürlerini çevrede ki hayvanların olduğuna T Sembollerinin ise spatulaya veya İnsan bedenine benzetilerek bir sonuç çıkarmaya çalışmaktadırlar. Dikkat edilirse sembollerin metinde yazılanlardan hiç farkı yoktur. T taşları insanı ifade eder fakat bizim gibi insanları değil. Dikkat edilirse bitkilere, hayvanlara da insan diyorlar. Anlatmak istedikleri; o devirlere insan düşünsel olarak vardı bedenlenene kadar ki sürecin en üst yapı taşlarına insan dediler. Bir dönem maden, mantardı, bir dönem bitki farklı farklı dönemlerden sonra cinler geldi sonra insan gözüktü. Bu onların bu şekilde ki inanışlarıdır. Bunları sembol ve metinlerden anlamaktayız. Maymunlar bir devirde ki ağaçların nesli olduğuna inanır Mayalar. Bu ağaçların aslında bir dönem maymunlar kadar akıllı olduğunu anlatmak içindir. Maymunda bu ağaçların can verilmiş gibi farklı bir bedene bürünerek görünmüş halidir. Paralel evren denen şey budur. Farklı evrenler farklı akıllar vardır ve daha oluşmamış evrenlerin de bilgisi bizlerde mevcuttur. (Bu noktaya 3. Bölümün sonunda biraz daha değineceğiz)

Mümin Suresi 11. Ayet;
Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkmak için (bize) bir yol var mı?"

Popol Vuh;
Ağaçtan yapılmış insanların kız ve erkek çocukları oldu yeryüzünde durmadan ürediler. Bu yaratılanların ne ruhu ne de zekası vardı. Göğün kalbi hatırlanmıyordu artık. Elleri ayakları güçsüzdü, Kan, töz, nem ve yağdan yoksundular. Elleri ayakları kuruydu, etleri kansız ve cansızdı.

Nuh Suresi 17. Ayet:
Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi.

Popol Vuh;
“Göğün kalbi yeryüzüne sel sularını gönderdi. Ve sel suları ağaçtan yapılmış bu insanların başlarından aşağı boşaldı.”

Kamer Suresi 19 ve 20. Ayet
Biz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık.
İnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu.

Bundan sonra uzun uzun nasıl yok edildiklerini anlatılır. Çarpıcı olan bölümlere birazcık değineceğiz.
Xecotvach, İnsanların gelip gözlerini yerinden çıkarmış.
Camalotz, onların başını koparmış.
Cotzbalam, etlerini yemiş.
Tucum-balam, ise kemiklerini ve sinirlerini yok etmiş.

Gözlerini çıkarmış olması, şimşek ve yıldırım sembolleriyle anlatılan figürlerin başlangıcın ve bitimin hangi elde tutulduğunu anlatır. Başının koparılması başın gözükmesini neyin sağladığıyla alakalı düşünülmelidir. Yani başının koparılması, kendi başının kopması demektir. Etlerini yemiş olması bedeni neyin dizayn ettiğiyle alakalı olurken kemik ve sinirler algı, düşünce ve hareket ile bir düşünülmelidir. Çözülmede her şey ait olduğu yere tekrar geri döner gibi.

İnsanların nasıl yok edildiğiyle ilgili inanışa baktığımızda:

“(Xecotvach) Yeryüzü karardı koyu simsiyah bir yağmur başladı ve hiç durmadan gece gündüz yağmaya devam etti. (Camalotz) Ardından küçüklü büyüklü hayvanlar geldi. İnsanlara sopa ve taşlarla vurmaya başladılar. (Cotzbalam ve Tucum-balam)Bir zamanlar insanlara hizmet etmiş hayvanlar, köpekler, tavuklar, tencereler, tavalar, tabaklar ve kötü davrandıkları her ne varsa ayaklandı, yüzlerine vurmaya başladı.”

Bu noktada insanların nasıl cezalandırıldıkları anlatılırken aslında insanların meydana getirdikleri şeylerin kendilerini bir şekilde bulacakları inancını taşıdıklarını görüyoruz. İnsanlar sonunu meydana getirdikleri şeylerin ellerinden yani tabiatı, doğayı tükettiklerinden dolayı olduğu, bugüne uyarlama ile tavalar, tencereler yani madenlerin robotların kullanımı ile sonuçlarının nerelere gidebileceğini düşünmemiz açısından oldukça manidardır. Çocukken hatırlayanlar vardır; Karıncayı ezmeyin derdi büyüklerimiz yoksa öteki dünyada da onlar sizi ezer. Köpeklere kedilere taş atmayın, ağaçları bitkileri koparmayın derlerdi. Öteki dünya da aynısını onlar size yapar diye korkuturlardı. Türklerin törelerinde ki bu inanç Ötüken’den kalan kültür mirası olduğunu anlamaktayız.  Ancak töreye uyulmayınca, unutulunca artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş demektir.

Şura Suresi 13. Ayet:
O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve Îsa'ya tavsiye ettiğimizi şeri'at (hukuk düzeni, töre, din) yaptı.

3. bölümün son paragrafı:
“Bir söylentiye göre bugün ormanlarda yaşayan küçük maymunlar bu yok olan insanların soyundan gelmektedir. Ve onlardan arta kalan tek şey bu maymunlardır. Bu yüzdedir ki insanlar maymuna benzer ve ağaçtan yapılmış bir modelden farksız olan insanların soyunun bir örneğidir onlar.”

Tengri’nin Türk’ü Kitabının 68. sayfasında bahsedilen Tamgalı Say’da bulunan maymun figürleri ile üstteki paragraf birebir örtüşmektedir. Popol Vuh her ne kadar 1700’lü yıllarda Latin harfleriyle Mayaca yazılmış olsa da aslının çok eskilere gittiğini Hiyerogliflerden anlamaktayız. Hiyeroglif yazılarının Latin harflere çevrildiğini oradan da İspanyolcaya çevrildiğini düşünürsek aslında bu düşünce en az M.Ö. 2000’li yıllara kadar gitmektedir. Sembollere bakarsak Göbeklitepe’ye kadar gidebiliriz. İnsanın, maymunun gözükmesi, oluşması olayı biraz zor bir konudur. Çok etraflıca araştırmalıyız. Mantık kurarak düşünürsek, Eğer Ağaç Dünyada maymun olarak gözüktüyse bir önce ki insanın oluşumunda taş da başka bir noktada mantar şeklinde gözükmüş olmalıydı. Çünkü başını çeviremeyen küf, yosun, mantardır. Ya da bu nasıl bir ağaçtı ki Dünya’da maymun gibi gözüktü. Bu cümleyi bilinçli kullandık. Evrimsel gelişim ve nasıl bağlantı kurulması gerektiği Tengri’nin Türk’ünde Evrim Teorisi isimli makalede anlatılmıştı. Fakat o kovulan insan Tanrı Dağı mı? Kaf Dağından mı gelmişti? Hangi aşamadan sonra farklı bir mayalanma ya da nasıl bir maya kullanılmıştı? Bunların hepsi Tengri’nin Türkü’nde Evrim Teorisinde anlatılmıştır.

Mülk Suresi 15. Ayet:
O size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. (Sonunda) Dönüş O'nadır.

Popol Vuh: 4. ve 5. Bölüm:

https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,397

7) Yani Allah bizi tek bir nefisten yaratmıştır. Havva’da (Nefise annemiz) Adem’den (as) yaratılmıştır. Yani Havva da Adem oğludur.

Latif BABA

Yeryüzü karanlığa bürünmüştü, Güneş henüz doğmamıştı. Ama yeryüzünde Vukub-Cakix adında kendiyle gurur duyan bir adam vardı. Yer ve Gök yerindeydi ama Güneş ve Ay görünmüyordu.
Sonra Vukub-Calix şöyle dedi: Boğulup giden insanlardan geride kalanlar gerçekten sıra dışıdır ve onlar, doğaüstü bir yaratılışa sahiptir.
“Dolayısıyla şimdi ben tüm yaratılmışlar üzerinde yükseliyorum. Ben onların Güneş’i ışığa ve Ay’ıyım.”

Bu noktada anlıyoruz ki bizim sistemimizde ki bizi ısıtan Güneş ve Ay’ın daha gözükmediği bir dönemden bahsediliyor. Yani karanlık bir dönemde Vukub-Calix adında biri kendini Güneş ve Ay gibi gördüğünü, betimlerken; İnsanların onun sayesinde hayatlarını sürdürdüğünü, gözlerinin gümüşten olduğunu, değerli taşlar gibi parladığını, dişlerinin ise gökyüzü gibi parladığını söyler. Burnunun uzaktan Ay gibi parladığını, tahtının ise gümüş gibi olduğunu, kendisi tahtına geçince yeryüzünün aydınlandığını söyler. Ve son olarak;
“Ben insanların Güneşi ve Ay’ıyım öyleyse olsun çünkü uzakları bile görebilirim” der.

Vukub-Cakix böyle konuştu ama gerçekte o, Güneş değildi. Değerli taşlarıyla, zenginliğiyle övünüyordu. (Karun) Görüşü kısıtlıydı, dünyanın her tarafını göremiyordu. Dünyada Ay ve Güneş görünmediği için kendisini Güneş ve Ay’a eş tutup dünyaya hükmetmeye çalışıyordu. Bütün bunlar ağaçtan yaşayan insanlar yüzünden sel zamanında yaşanmıştı.

Kulbak Bilge Kitabı “Cinler” başlığıyla ilk sayfasından ciddi bir vurgu ile başlamıştı. Üstteki üç paragrafta bununla alakalıdır. Perican, Perihan ve Elifan dönemleri üç asli dönem şeklinde düşünülmelidir. İnsanlık tarihi de bu üç dönem ile ele alınır. Dini literatürde bu düşünce “İlk önce meleklerin öğretmeni Azazil vardı, sonra cinler ve İblis halkı geldi denir en sonunda Adem AS ve insanlık zuhur etmiştir” diye kodlanan üç devir vardır. Vukub- Cakix dönemini de cin dönemi olarak düşünülürken artık Güneş ve Ay’ın da gözükmeye başlayacağı dönem gibi ele alınmalıdır. Bu noktaya kadar gelinirken geçilen aşamaları düşünürken taşların ve ağaçların savaşlarını bugünkü insanların savaşlarında görüyorlardı. Çünkü onlar ağaçların bugünkü maymunlar olduklarını düşünürken bizlere anlatmak istedikleri şey buydu. Aynı şekilde bitkilerin ve ağaçların ise taşlar olduklarını düşünüyorlardı.

Bakara suresi 74. Ayet:
Çünkü öyle taş var ki, içinden ırmaklar fışkırır;

Bu durum Türk Destanı olan Erlik Han Destanında Kayra Han ve Erlik Han olarak kodlanmış, Kayra Han’ın destanda her gidişinde sahne Erlik Han’a kalıyordu. Burada da Hurakan gitmiş sahne Vukub-Cakix’e kalmıştır. Bunlar aynı şeylerdir. Kuran’da ki Rabbaniler olunuz (Çalıştay’da incelenmişti) ayetiyle örtüştürebileceğimiz gibi tam tersi olarak ta düşünebiliriz. Vukub-Cakix tam tersini yaparken, Hun-Ahpu ve Xbalanque rabbani olanı yapmıştı.
 
Vukub-Cakix, zenginliğiyle, ihtişamıyla o kadar böbürlenmiştir ki, Hun-Ahpu ve Xbalanque adında iki genç tarafından bozguna uğratıldı. Elinden bütün zenginliği, değerli taşları ve madenleri alındı. Devası olmayan bir hastalık musallat ettiler.

Vukub-Cakix’in iki oğlu vardı. Biri Zipacna öteki Cabrakan’dı annelerinin ismi ise Chimalmat idi. Chilmalmat Sümer’de geçen Tiamat’tır. Zipacna ve Cabrakan babaları gibi kendileriyle övünen yapılara sahiplerdi. Zipacna tarafından altı adet dağ yaratılmıştır. Kendisini övmek için “Yeryüzünü ben yarattım” diyordu. Cabracan ise “Göğü sarsıp yeri titreten benim” diye övünen kimselerdi.

Vukub-Calix bir gün “nanze” adında ki bir ağaçtan meyve almak için gittiğinde yaprakların arkasına saklanan Hun-Ahpu ve Xbalanque tarafından öldürülmek istendi. Meyve almak için ağaca tırmandığı anda Hun-Ahpu silahından çıkan kurşunla onun yanağından vurdu. Vukub-Calix kaçarken Hun-Ahpu’nun kolunu kopardı ve yanağını tedavi etmek için evine doğru yola koyuldu. Kolu ateşin üzerine asmış, çocukların onu almak için geleceğinden de eminmiş. Çocuklar yaşlı karı kocayla bir oyun yapıp kendilerini otacı ve kam olarak tanıtarak Vukub-Calix’in bulunduğu yere kolu almak için gelmişler. Vukub-Calix dağılan ağzı, dişleri yüzünden otacılardan yardım istemiş onları iyileştirmelerini istemiş otacılarda Vukub-Calix’in ağzında ki solucanları (İnci) almış, gözlerini (Zümrüt) oymuş, ağzına diş yerine mısır taneleri yerleştirmişler Vukub-Calix’in övündüğü neyi varsa ondan hepsini geri almışlar. Öldüğü zaman kolu da alıp gitmişler. O sırada karısı Chimalmat’da ölmüş.

“Nanze” Ağacı bizim kültürümüzde ki Adem AS ile Havva Anamızın yemiş olduğu yasak ağaçtır. Yani kimi yerlerde incir olarak kodlanırken kimi yerlerde de buğday, üzüm olarak kodlanan aslında inisiye olmak anlamına gelen bir anlatımdır. Nanze’nin Hint dinlerinde ki adı inisiye olmak demektir. Burada sembolik anlatımların çok derin manaları vardır. İnciler, zümrütler Güneş sisteminde ki bize yakın gezegenlerin oluşumunu anlatır. Yani bunlar bir zamanlar yokken yani birken onların nasıl gün yüzüne çıktığını anlatımıdır 4 ve 5. Bölümler.

 

Bu bölümler Kulbak Bilge’de ve Tengri’nin Türkü’nde çok fazla anlatılmıştır. Onun için sadece ilgili resimleri incelemenizi tavsiye ediyoruz.

Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri 62. Ve 112. Hikmetlerinde her şeyin daha ilk başta yokken nasıl vücuda geldiğini detaylıca anlatmışlardır. Sadece Güneş Sisteminde ki bize yakın gezegen oluşumlarını anlatması açısından bir kıta paylaşacağız.

Musa deyince "Ya Muhammed ayak bas
Ümmetlerin cehennem içinde yok oldu"
Muhammed’de iba eyleyip durunca o an
Musa bırakmayınca birlikte varır imiş.

Kul Hoca Ahmet YESEVİ

Kul demek Allah’ın kulu, bende anlamında değildir. Olanı söylemek anlamında yani Kitapta geçen “Öyleyse Olsun” sözü gibi düşünmek gerekir.

Sembolik olarak; Musa AS Mars’tır ama önce ki halidir, Muhammed Efendimiz SAV, Ay’dır. Tengri’nin Türkü’nde Evrim Teorisi içinde ki kovulan adam Mars’tır. Fakat bir zamanlar Güneş’i temsil ediyordu.

Bu bölümden sonra 1. Kitabın sonuna kadar olan bölüm Güneş sistemimizin Mars, Merkür, Venüs, Güneş ve Ay’ın nasıl oluştuğunu anlatır. Fussilet Suresinin 9-10 ve 11. Ayetlerinin tamamı olmuş oldu. Ta en başından şu ana kadar olan dönem 7 kat Yer ve 7 kat Gök olarak olmuş oldu. Bunların hepsi 6 günde (devirde) yapılmıştır. İlk yaratılan şeyinin 2 günlük ölçüsü onu meydana getiren tarafından takdir edilmiştir. Burası muammadır. Neden 2 günü seçilmiştir bunu bilemiyoruz. Fakat ölçüyü taktir ettiği 2 günlük bir şey daha olduğunu bu şekilde anlıyoruz.

 

Boyuna asılan bu takıyı Maya Kralları kullandığı söylenir. İçinde ki bilgilere baktığğımızda bir kraldan çok bir Kam’ın kullandığı sonucunu çıkarabiliriz. Üsteki anlattığımız 5 bölümün takıda sembolize edilerek toplamını görüyoruz.

Senboller sol baştan Hurakan dediğimiz dönemin yani yer ile gök bitişikken ayrıldığı sis, bulut, khaos dönemini anlatır. Siyah 1 ile kodladığımız yer başlangıcın sembolü iken siyah 6 ile kodladığımız yer ise dağların Istakoz gibi gözüktüğü dönemdir. Sonra yeni bir dönem yani taşların dönemi kırmızı 6 ile kodladığımız Aslan, Kaplan’ın gözüktüğü döneme atıftır. Kırmızıdan sonra ki siyah 6 ise Kartal dönemi yani ağaç sonraki Boğa dönemi yani hayvan en son insanı betimler. Bu takı aslında Popol Vuh’tur. Bunu ancak bilgeler yani Kam’lar taşıyabilir. Kral ayrıca Kam ise tabi ki taşır.

Bu yaratılışın aşamalarının hepsi Yeni Çağın Sohbetlerinde paylaşılmıştı.

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,5413

İkinci Kitap insanın varoluşunu anlatır. Sadece Birinci Bölümden küçük bir paylaşımla yazıya son vereceğiz.

1.bölüm Vukub-Calix’i ve O’nun çocukları Zipacna, Cabrakan’ ı öldüren Hun-Ahpu ve Xbalanque doğumuyla başlar. Hun-Ahpu ve Xbalanque’ın nasıl doğdukları bir sırdır fakat annesi ve babasının isimlerinin Hun-Hun Ahpu ve Vukub-Hun Ahpu olduğunu onlarında baba ve annesinin Xpiyacoc ve Xmucane olduğunu öğreniyoruz.

Xpiyacoc: Coc, Kök, Gök demektir. Piya, Hintçe’de ki Pida’dan yani Yunanca’ya İda olarak geçmiş olan dağ ya da baba demektir. Ulu Baba anlamına gelir. Bizim inancımızda ki Cebrail As demektir.

“Öyleyse Olsun!.”

 

Not: Bu makale dikkat ederseniz Oktan Abi’nin bize anlattığı bilgilerin bir görüntüsü niteliğindedir. Dolayısıyla Oktan Abi’nin bize öğrettiği bilgileri kendisine hediye etmek istiyorum. Sana her şey için sonsuza kadar minnettarız Büyük Bilge Kam.

Kadir Sevencan



Bu haber 3,004 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,804 µs