En Sıcak Konular

Ah Bu Gönül

19 Mart 2018 07:48 tsi
Ah Bu Gönül Dr. Özlem Genç Yazdı: Ah Bu Gönül

Ah Bu Gönül

“Gönül bir evdir” tezi ile başlayalım yazımıza. Tez dediysek korkutmadan söyleyeyim size: Bu bir bilimsel yazı değildir. Gönül bir ev ise, ister saray ister kulübe olsun bir inşa edeni vardır elbet. Biz mi tek başımıza inşa ederiz yada bize yardım edenler mi vardır? Tek başına gönül binamızı inşa edebiliyorsak, süslüyorsak ne mutlu. Peki, işe bir de usta mimarları katarsak, düşünün o binayı. Kim bu usta mimarlar peki? Bu kişiler; özellikle toplumların sıkıntılı, halkların perişan, çocukların ve yetimlerin hor görüldüğü yada toplumsal ahlaki çöküntülerin olduğu dönemlerde ortaya çıkıp, halklar için bir umut, bir lider, yön gösteren ve doğruya götürenlerdir. Kimi zaman Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli ve kimi zaman da Atatürk, Fatih Sultan Mehmet ve vatanı için şehit olmuş nice asker bedenine bürünür bu mimarlar. Yaptıkları ile hepimize örnek olurken söyledikleri sözler, deyişler ve şiirler gönlümüzün en derinlerine işler. Onlar gibi olmak, onların başarılarına ulaşmak isteriz imrenerek. Başlayalım artık sözümüze ve gönülden selamlar gönderelim tüm Gönül Mimarlarımıza.

Gönül sözcüğünü kullanırız da anlamını bilip, hissettirdiklerinin farkına varabilir miyiz peki? Yesevi Pirimiz şöyle söyler:

 Hoş görmekte alimler sizin dediğiniz Türkçe'yi
 Ariflerden işitsen açar gönül ülkesini
 Ayet hadis anlamı Türkçe olsa uygundur,
 Anlamına yetenler yere koyar börkünü...
 ………….
 Miskin, zayıf Hoca Ahmed yedi ceddine rahmet,
 Farsça dilini bilerek güzel söylemekte Türkçe'yi...

O zaman en güzel Türkçe sözcüklerden biri olan “gönül” ü ve gönül ülkemizi biraz açalım, börkümüzü yere doğru düzgün koyalım. Biliyoruz ki Arapça ve Farsça akımına karşı, çağında (1100’lü yılar) Türkçeyi kullanmayı tercih eden, Türkçeyi maneviyat dili haline getiren Hoca Ahmet Yesevi Pirimiz hikmetlerinde oldukça fazla sayıda “gönül” sözcüğü kullanmıştır. Bu yazının da ana çatısını Pir-i Türkistani Veli’miz bin yıl önceden kurmuş zaten, bize sadece derlemek kalır.


Gönül sözcüğünü “Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı” olarak betimler Türk Dil Kurumu. Bedenimizde dolaşım sisteminin merkezi olan Türkçe “yürek” kelimesi, yine Arapçada “kalp ve fuad” ve Farsçada “dil” kelimeleri yakın zamandaki edebi metinlerde ve günlük konuşmada “gönül” kelimesinin yerine sıkça kullanılmaktadırlar.


Gönül sözcüğü eski Türkçe kaynaklarda köŋül/göŋül/könğül şeklinde karşımıza çıkar. Türk tarihine baktığımızda en eski olarak Göktürk yazıtlarında (Orhun Abideleri) rastlarız bu sözcüğün kullanımına. Kültigin anıtında Bilge Kağan gönlündekileri taşa yazdırır, ebedi olarak okunsun diye:


“ ...Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum. On Ok oğluna, yabancına kadar görüp bilin. Ebedi taş yontturdum…”


“…Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım…”

Kaşgarlı Mahmud, Divanı Lügatit’t Türk’te “könğül” kelimesini “gönül, kalp ve anlayış” kelimeleri ile açıklamıştır. Gönül sadece duyguların değil, kavrama yeteneği ve düşünmenin de merkezi olarak bildirilmektedir. Örneğin “köŋüllüg er: zeki kişi” olarak söyler Kaşgarlı Mahmud. Başka örnekler verirsek Divanı Lügatit’t Türk’ten: “köŋlüm ikirçgün boldı: tereddüte düşmek / söz köŋüle sindi: aklına iyice yerleşmek.” Bu sözlükte yürek kelimesi “kalp” olarak tanımlanırken, yürek daha çok cesaret ile birlikte anılmıştır: “yürekli: yüreği pek, yigit, cesur”.


13.yüzyıl ile 19.yüzyıl arasında Türkiye Türkçesi ile yayınlanmış yapıtlardan taranarak hazırlanan ve bugün kullanımdan düşmüş ya da anlamı/yapısı değişmiş Türkçe sözcüklerin tanıklarıyla birlikte verildiği (Anadolu halkının kullandığı sözcükler) “Tarama Sözlüğü”nde bu sözcüğün tanımı “gönül, yürek” olarak verilmiştir. Gönül sözcüğü ile birlikte birçok tamlama ve deyim de bu sözlükte tanımlanmıştır. Birkaç örnek: “Göŋüle yerleşmek: zihne yazılmak/ gönül çürüklüğü: fesat, kötü düşünceli ”. Yine karşımıza Türkçedeki “gönül” kelimesinin düşünme, kavrama merkezi olarak kullanıldığı çıkıyor. Yürek sözcüğü ise Tarama sözlüğünde farklı olarak “mide ve cesaret” olarak tanımlanmıştır. Ancak gönül ile benzeştiği noktalar da mevcuttur: “yüreksüz: korkak, cesaretsiz, kötü kalpli” gibi… “Gönül” kelimesinin Türk Dili tarihindeki geçirdiği değişiklikler, “kalp ve yürek” kelimeleri ile zaman içinde nasıl etkileşim içinde olduğunu kaynakçadaki kaynak 7 ve 10’da (sosyal medyada mevcut) daha ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz.


Klasik anlamıyla düşünmenin başrolü olan “aklın” kapasitesinin sınırlı olduğunu biliyoruz. Akıl ile kavrayamadığımızda yani aklın sınırına dayanıldığında, ne yapacağımızı şaşırırız değil mi? İşte bu anda gönül devreye girer ve mutlak gerçeğe ulaşmak için gönül yoluna koyulmak gerekir. Zahirden bâtına doğru açılır yollar. Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinde çok sayıda “gönül” kelimesinin geçmesi, hakikate ulaşmak için gönül yoluna mutlaka uğramak gerektiğini defalarca kez göstermez mi bize? Aslında her şey açık: Gönlümüzle duyarız, görürüz, sezeriz ve düşünürüz. “Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki kalpler körleşir (Hac/46).” “Andolsun, biz cinler ve insanlardan ve birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır işitmezler. İşte onlar hayvan gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır (Araf/179).” Bu konuda şöyle der Yesevi Pirim:

Dertsiz insan insan değil, bunu anlayın
Aşksız insan hayvan cinsi, bunu dinleyin
Gönlünüzde aşk olmasa, bana ağlayın
Ağlayanlara gerçek aşkımı hediye eyledim

Dr.Münir Derman şöyle anlatır sohbetlerinde: “Gönül hak olana bağlanmanın ismidir. Bunu unutma…” Bâtiniyete açılan kapımızın tokmağını hafifçe vurduk, kapıdan içeri bir adım atalım artık. Sevgili Kur’an ışığımız ve Pir Hoca Ahmet gönüldeşimiz olsun. Bakalım neler göreceğiz içerde.


Kur’an Arapça olarak indirildiği için, Kur’an da sadece “kalp ve fuad” kelimeleri ve bu kelimelerle yakın anlamlı olarak “göğüs-sine” kelimesi geçer. Bu kelimeler bazı meal yazarları tarafından Kur’anda geçtiği gibi birebir olarak çevrilmemiştir. Örneğin; kalp yerine yürek, yürek yerine gönül, göğüs yerine kalp olarak çevrilmişlerdir.


İlk olarak Kur’anda yüreğin (fuad olarak geçer hep yaratılışla ilgili ayetlerde) yaratılışının bahsedildiği ayetlere bakalım. “O, odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ve insanın yaratılışına çamurdan başladı. Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu. Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz! (Secde/7-9).”  Bu yaratılış sırası hep aynıdır: kulak/göz/yürek (Müminün/78, Nahl/78, Ahkaf/26, Mülk/23). “Doğruyu/iyiyi işitin, doğru/iyiyi görün ve bu şekilde doğru/iyi düşünüp yüreğinize indirin ayetlerimi” diye bir uyarı göndermiyor mu Tanrı sizce.


Öncelikle Peygamberimizin kalbine/yüreğine/gönlüne sevdirilmiştir Kur’an. “De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki; Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir (Bakara/97).” “Onu Rûhu'l-emîn, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir. (Şuara/194-196).” Kur’an Peygamberimizin yüreğine iyice yerleşmesi için parça parça indirilmiş ve ağır ağır okunmuştur (Furkan/32). Din; kulak, göz gibi duyularla bilgileri toplayan akıla gelir, ancak gönle düşünce inanç tamamlanır: “Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi, gördüğünü yüreği yalanlamadı (Necm/10-11)”. İbrahim Peygamber de Allahın ölüyü nasıl dirilttiğini görmek isteyerek kalbinin mutmain olmasını talep etmiştir (Bakara 260). Kalbi temizdir onun ama belki de aklı karışmıştır işin içine: “Rabbine tertemiz bir kalple gelmişti (Saffat/84)”. Ne der Yesevi Sultan hem kendisinden hem de Peygamberimizden bahsederken:

 Resul'un yaşları kırka varmıştır,
 Ki ondan sonra Allah'dan vahy yetmiştir.
 Ki ondan sonra Muhammed oldu sultan
 Resul'un gönlünde yâr oldu Allah.
 ………………
 Dedi alim Kur’an şu ki Tanrı sözü,
 Kul gönlüne saldı nazar Hak gündüzü.
 O makamı her dem görür gönül gözü
 Gözüm gördü, gönlüm ikrar kılar mıyım?

Gönlün evi alev alevdir; her şeyi yakarak hakikate ulaşmak için yanar aşk ateşi. Deruni Devlet Kutsal Halı: [Tartışanlar; ruh, nefis ve akıl. Ruh şöyle der: “Yaradan, gönülde ateşlerin en üstününü, aşk ateşini yarattı ki, ne İblisin ateşi, ne cehennem ateşi onu geçer. Aşk ateşi, İblisin ateşini de yakıp kül eder…Akıl ruha sordu: “Sana yakın unsurlar nedir?” Ruh cevap verdi: “Gönül.” Akıl bu sefer nefise sordu: “Ya sana yakın unsurlar nedir?” Nefis cevap verdi: “Sen…” Gönül ateşten yaratıldı ki, her şeyi yaksın, sadece hakikat kalsın.] Hakikat nurdur: “Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse, Rabbinden bir nur üzerinde olmaz mı? (Zümer/22).”  Gönlünün nuru güneş gibi yanar, öyle söyler Hoca Ahmet. Yesevi Sultan, bu ateşi genellikle “yürek” sözcüğü ile birlikte kullanmaktadır hikmetlerinde. Aşk ateşinden yüreği kebap olur, yüreği deşilir, yüreği hasret içinde yanar. Yüreği coşar, heyecanlanır, kaynar.

 Kul Hoca Ahmed, güneş gibi yanar gönlüm nuru,
 Haletim yok, kanım yok, rengim sarı.
 Kudret kanat verdi, uçtum arşdan öte,
 Nasib eyledi dergâhında hepsini bana.
 ………………….
 Eya dostlar yürek-bağrım oldu kebab
 Vefalı aşık candan geçer olmalı
 Aşk ışığı gönül ülkesini eyledi harap
 O sebepten aklım-fikrim gitti olmalı

Bir kuş kalkar o gönül evinden, kanatları aşk ateşiyle dolu. Zümrüd-ü Ankadır, Hoca Ahmet Yesevinin gönül kuşu.  Lâmekan’a ulaşır Zümrüd-ü Anka; Hakk’a sığınıp Arş’ı, Kürsü, Levh’i, Kalem’i gezer. Geri döner gönül evine, yanar kül olur, küllerinden yeniden doğarak tekrar tekrar Lâmekan’a gider. Belki de bülbüldür o kuş, on sekiz bin evren onun ayağının altında gül bahçesi olur. Bizim kuşumuz da belki küçük bir serçedir ne dersiniz?

Pir-i Kamil içkisinden damla tattım;
Yol bulayım deyip başım ile geceleri dondum.
Allaha hamd olsun, lütuf eyledi, nura battım;
Gönül kuşu Lâmekana ulaştı dostlar.
………………………
Kırk ikimde istekli olup yola girdim;
İhlas eyleyip yalnız Hakk’a gönül verdim;
Arş, Kürsü, Levh’ten geçip Kalem’i gezdim
Zatı ulu Rabbim, sığınıp geldim sana.
………………………
Arif aşık can yurdunda elem çekse
On sekiz bin bütün evren gül bahçesi olur.
Gönül kuşu şevk kanadını çırpıp uçsa
Bütün varlık yâdını söyler bülbül olur

Gönül evinin dış görünüşü nasıldır peki? Gönül evini güzel, doğru düzgün bir şekilde inşa edenlerden bahsedelim öncelikle. İlim sahipleri gönül evlerini doğru yolda inşa ettikten sonra şöyle dua ederler: “Rabbimiz, bizi doğruya ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme… (Ali İmran/8)”. İman sahiplerinin gönülleri Tanrı tarafından birleştirilmiş ve aralarındaki düşmanlığa son verilmiştir (Enfal/11, Enfal/63, Ali İmran/103), yani gönül evleri birbirine komşudur. Allah anıldığında kalpleri titrer (Enfal/2), kalpleri ancak Allah’ı anmakla huzur ve güven bulur (Rad/28, Fetih/4). Hoca Ahmet Yesevi hikmetlerinde aşk sahiplerini “gönlü kırık, gönlü viran, gönlü saf” olarak betimler. Aşk ateşinden viran olmuştur o ev, ama saflaşmıştır artık:

Gerçek aşıkların rengi soluk
Aynaya göz atsa ondan parlak
Özü hayran, gönlü viran gözü yaşlı
Kudretine hayran olup kaldım ben işte
…………………
Hakikatin deryasından alan kişi
Özü mahsun gönlü kırık gözde yaşı
Hor görülmek-ağlamak meşakkattir daima işi
Cemalini talep eyleyip bulur dostlar
………………
Gece gündüz arzu eylesen O’nun cemalini
Saf eyle bu gönlünü bir gün maksada erdirir.

 
Gönül evinde aşk ateşi yanmayanlar var bir de. İşte bunların evi soğuk taş duvarlardan oluşur. “Sonra bunun ardından kalpleriniz yine kaskatı kesildi. Taş gibidir o. Belki daha da katıdır. Taşların bazıları var ki, ondan ırmaklar fışkırır. Bazıları var ki, çatır çatır yarılır da içinden su çıkar (Bakara/74).” İşe yaramaz taşlardır artık o kalpler. Taşlar bile onlardan daha hayırlı baksanıza, içlerinden ırmaklar fışkırıyor. Sözlerinden döndükleri ve ayetlerdeki kelimelerin yerini değiştirdikleri için kalpleri katılaştırılmıştır ve pislik içindedir (Maide/13-41). Şeytan onlara işlerini cazip gösterir (Enam/43). Şüphe içindedirler, kuşku içinde bocalarlar (Tevbe/45). Allah’a verdikleri sözden döndükleri ve yalan söylediklerinden dolayı Allah, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine nifak sokmuştur (Tevbe/77). Zalimlerin binası yarın ucuna inşa edilmiştir, cehenneme çabuk yuvarlanır. Bu nedenle bu bina kalplerine hep kuşku verir (Tevbe/109-110). Ahirete inanmayanların kalbi inkar ve gaflet içindedir de kötü işlerini yapar dururlar (Nahl/22, Müminün/63). Bunların gönül evleri birbirine benzer. “Allah bizimle konuşmalıydı yada bize de mucizeler gelmeliydi” diye bir uğultu yükselir evlerinden (Bakara/118). Mucizeler gelse bile inanmazlar, bu yüzden gözleri ve yürekleri ters çevrilir (Enam/110). O’na ortak koşmaları yüzünden kalplerine korku salınmıştır zalimlerin (Ali İmran/151). Rablerinden ne zaman bir ihtar gelse, alaya alarak, kalpleri oyuna-eğlenceye dalarak dinlerler (Enbiya/3). Fitne çıkarmak ve Kur’anı tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşenlerin eğri büğrüdür evlerinin duvarları (Ali İmran/7). İşlemekte oldukları kötülükler sayesinde evleri de pas tutmuştur (Mutaffifin/14). Pas bir süre sonra hastalık yapar ve kalpleri hastalıkla dolar. Hasta kalp saçmalar tabi. Yalanlar söyler (Bakara/10), zalimlere sığınırlar (Maide/52), müminlere “bunları dinleri aldatmış” derler (Enfal/49), inkârları daha da artar (Tevbe/125), Allah ve Resulünün vaadlerinin kuru olduğunu iddia ederler (Ahzab/12). Gönül evi hastalıkla dolanlar ne yapar peki? Evin dışında, dünya zevklerinde arar çareyi. Büsbütün dünyanın geçici zevklerine bağlanır ve buzağılara sevgilerini ilan edip dururlar (Bakara/93). Hoca Ahmet Yesevi; bunların hepsini gönlü bütün, gönlü kara, gamsız, dünya malından gönül soğutmayan olarak betimler onlarca hikmetinde. Birkaç örnekle süsleyelim:

Ömrü boşa geçenler zayi eyleyenler aşkı bilmez
Candan geçip divaneyi göze almaz
“Hu” sohbetini kuran yere kaçıp gelmez
Can ve gönlü taştan beter katı olmalı
…………
Ey habersiz Hakk’a gönül yürütmedin
Dünya haram, ondan gönül soğutmadın
Nefsten geçip Allah’a doğru yönelmedin
Bu nefs için ağlamaklı ve şaşkın oldum bak işte.

Zamanımızda oldukça bol bulunan, her metrekareye nerdeyse bir adet düşen, sahte şeyhleri de unutmayalım. “İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah'ı tanık tutar. Oysaki o, düşmanların en yamanıdır (Bakara204)”

Ey gönül işledin günah asla pişman olmadın
Sufiyim deyip laf edip yârin talibi olmadın
Yazık ömrün geçti bir an giryan olmadın
Görünüşün sufi ama, asla müslüman olmadın.
…….
Şeyhim diye ulu tuttun sözün daim;
Gönlün kibir ve benlik ile dilin saim
Nefsin için uzun geceler durup kaim
Okuyup Kur’an hiç özüne gelmez misin
?

Aşk ateşi yanmayan, şeytanın ateşinin üstün geldiği gönüller için ağlar Yesevi Sultan:
 
Doldu ömür kadehi, ben ağlamayayım da kim ağlasın?
Şeytan gönül hemhanesi, ben ağlamayayım da kim ağlasın
?

Ve sonra neler olur neler, o aşksız gönüllerde? Tanrı onların gönül evlerinin pencerelerinin yönünü değiştirir, uçuruma ve karanlığa bakar artık pencereleri. “…Allah onların kalplerini imandan çevirmiştir (Tevbe/127)”  Ve beklenen son: Tanrı “Madem o gönül eviniz aşk ateşi ile yanmıyor hiçbir mahlûk da o eve giremesin, o ev metruk, hiç kimsenin görmediği, uğramadığı bir ev olsun” diyerek o evi kılıf (Bakara/88), perde (Kehf/57), kabuk (İsra/46) ve örtü ile saklar ve kapılarına kilit (Muhammed/24), mühür (Araf/100-101, Nisa/155, Yunus/74, Rum/59) vurur. O evin pencereleri bâtıniyete açılan kulaklar ve gözlerdir aslında. Pencereler sıkı sıkı kapatılır ki dışarıyı duymasınlar. Yetmez, bir de pencerelere panjurlar yapılır ki, gözleri perdelenir, görmesinler. Mühürden/perde ve kılıftan bahsedilen hiçbir ayette “fuad” sözü geçmez. Burada mühür/perde/kılıf sırasına dikkat etmek lazım: önce kalp, sonra kulak, en son göz (Bakara/7, Enam/25, Hac/46, Nahl/108). Bakar ama görmez, duyar ama işitmez, çünkü ana makine arızalıdır artık, veriler işlenemez. Tek istisna vardır; Enam/46: “De ki: "Düşünün bakalım; Allah, işitme gücünüzü, gözlerinizi alsa, kalpleriniz üzerine mühür bassa, Allah'tan başka hangi ilah onları size geri verecek? Bak nasıl türlü türlü açıklıyoruz ayetleri, yine de yüz çeviriyorlar!” Bu ayette zalimlerden bahseder. Zalimlerin duyma ve görme güçleri kalplerinden önce mühürlenir. Sebebi?


Gönül evinin bahçesinden bahsedelim biraz da. O bahçenin adı “göğüs” tür. Kalpler göğüslerde bulunur. “….Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki kalpler körleşir (Şuara/13). Evin önünü temiz tutmak gerekir değil mi? Önce kapının önünü süpür demezler mi insana? Hangimiz istemez ki o bahçe; en güzel çiçeklerle, güllerle dolu verimli bir bahçe olsun. İlim verilenlerin göğsünde, bahçelerinde Kur’an apaçık ayetler olarak yer eder (Ankebut/49), gülleri etrafa güzel kokular salar. O bahçede güllerle birlikte bazen kötülük tohumları ekilir de zehirli sarmaşıklar çıkar. “Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, göğüslerin özünü bilir (Hadid/6).” Biz kendi ellerimizle ekeriz o zehirli tohumları, yada ekilmesine izin veririz. Allah göğüslerin içindekileri bilir, gizlesek de açığa vursak da (Ali İmran/29). O zehirli sarmaşıklar göğsü daraltır o zaman, sıkıntı duyarız. Yesevi Pirimin de göğsü düğümlenir, bazen pasını silmek ister bazen de göğsünü deşmek. Özellikle nadanlar (cahil olan ve cahil olduğunu bilmeyenler) göğsünü daraltır:

Yardım dilesem Hakk imdadıma yetişir mi ki?
Göğsümdeki paslarım gider mi ki?
Bütün nadanlar bu âlemden gider mi ki?
Nadanlar yüzünden yüz bin cefa gördüm bak işte.

Peygamberlerin de göğsü daralmıştır zaman zaman çevresindekiler yüzünden. “Onların söyledikleri yüzünden senin göğsünün daraldığını andolsun biliyoruz (Hicr/97).”  Tedavi bellidir “Açıp genişletmedik mi senin göğsünü! (İnşirah/1). Musa peygamber de “Rabbim, göğsüme genişlik ver” demiştir (Taha/25). Ne yapmalıyız peki. Şu ayet göğsümüze su serpsin “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir (Yunus/57). Yol göstericimiz belli. Allah cennette bile göğüslerin içini (kini, düşmanlığı) temizlemeye devam etmektedir, yeter ki biz doğru yolda olalım (Hicr/47), o bahçeyi sulayıp gülleri sabırla yetiştirelim.

Son olarak Yesevi Pirimizin sözleri ile bitirelim:

Arş istesen, mümin kulun gönlü içinde.
Aşk dilesen mümin kulun gönlü içinde.
Görür olsan, mümin kulun gönlü içinde.
Ey yaranlar, hoşça kalın, ta görenece
.  

Benden bu kadar dostlar. Gerisini siz düşünmeye devam ediverin gari… 

Gönüldeşiniz Özlem Genç


Not: Hoca Ahmet Yesevi Pirimizi gönlüme sevdiren Başbuğ Namık Kemal Zeybek’e ve gönlümüzle düşünmenin en güzel erdemlerden biri olduğunu öğreten, “gönlünüz var olsun” diye bizlere hep dua eden Pirim Oktan Keleş’e selam olsun. O programın adı boşuna “Gönül Mimarları” değil.

Kaynakça


1. Besim Atalay, Divanı Lügatit’t Türk Tercümesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1985, Ankara.

2. Besim Atalay, Divanı Lügatit’t Türk Dizini, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1986, Ankara.

3. Cem Dilçin, Yeni Tarama Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1983, Ankara.

4. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Hisar Türk İslam Klasikleri Projesi çerçevesinde hazırlanan elektronik metin, http://ekitaparsivi.com/uploads/kitap/20160106/o_000589_2012-04-30-130210_e-kitap-arsivi.pdf, 2003.

5. Namık Kemal Zeybek, Aşk Yolu, Hoca Ahmet Yesevi ve Hikmetleri, Ötüken Yayınları, 2014, İstanbul.

6. Mustafa Tatcı ed., Dîvân-ı Hikmet, Hoca Ahmed Yesevî, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi İnceleme - Araştırma Dizisi; 2016, Yayın No: 29, Ankara.

7. Nesrin Günay. Türk dilinde eş anlamlılık ve “gönül, yürek, kalp” kelimeleri. Türkbilig, 2015; 29: 121-146.

8. Oktan Keleş, Deruni Devlet Kutsal Halı, Kırk Kandil Yayınevi, 2012, İstanbul.
9. Yaşar Nuri Öztürk Meali, Surelerin İniş Sırasına Göre Kur’anı Kerim Meali, Yeni Boyut Yayınları, 2017, İstanbul.

10. Zafer Önler. Eski Türkçeden günümüze köŋül >gönül kelimesinin kullanımı.  4. Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı, 1999, Çeşme, Türk Dil Kurumu.




Bu haber 4,471 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler

    1. Gizemli Bir Krallık Bulundu

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,052 µs