En Sıcak Konular

Derviş Dayanışma Derneği

27 Ocak 2012 00:10 tsi
Derviş Dayanışma Derneği Türkiye'nin ilk ve son 'Dervişler Cemiyeti' 1913'te kuruldu ve başkanlığına Şeyhülislám Musa Kázım Efendi getirildi.

Tarikatlar birleşip ‘Derviş Dayanışma Derneği’ kurmuşlardı

 

Türkiye'nin ilk ve son 'Dervişler Cemiyeti' 1913'te kuruldu ve başkanlığına Şeyhülislám Musa Kázım Efendi getirildi. Resmi adı 'Cemiyyet-i Sofiyye' olan dernek bütün tarikatlara açıktı ve tarikat mensupları arasında birliği sağlayıp fakir ve muhtaç dervişlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştu.

 

 Türkiye'nin ilk ve son 'Dervişler Cemiyeti' 1913'te kuruldu ve başkanlığına Şeyhülislám Musa Kázım Efendi getirildi. Resmi adı 'Cemiyyet-i Sofiyye' olan dernek bütün tarikatlara açıktı ve tarikat mensupları arasında birliği sağlayıp fakir ve muhtaç dervişlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştu.

 

 İstanbul'da, 20. yüzyılın ilk yıllarında 470'den fazla tekke vardı. Farklı tarikatlere mensup olan bu tekkeler, haftanın belirli günlerinde kendi tarikatlerinin öngördüğü şekilde áyinlerini yapar, zaman zaman komşu tekkelerin şeyhleri de bu áyinlerde bulunurdu.

 

Bazı tekke şeyhleri, belirledikleri günlerde, şeyhin konağının selámlık dairesi veya tekke semahanesinde toplanarak sohbet ederlerdi.

 

Tarikat şeyhleriyle ve tekkelerdeki faaliyetlerle, toplantılarla ve özel günlerde düzenlenen törenlerle ilgili haberleri yayınlamak üzere 1910'da bir derginin yayınlanmasına başlandı. 'Ceride-i Sofiyye' adını taşıyan bu dergi, 1920'ye kadar 161 sayı çıktıktan sonra maddi sıkıntı yüzünden kapandı. Derginin sahibi ve sorumlu müdürü Hasan Kázım Bey, baş yazarı ise Ali Fuad Efendi'ydi.

 

İlk yıllarda ayda iki defa yayınlanan dergi, daha sonra gördüğü ilgi üzerine haftada bir çıkmaya başladı. Yayınlanan yazılarda İslam hukuku, Kur'an ve hadislerle ilgili açıklamalarla tasavvuf, felsefe ve edebiyatla ilgili konulara değiniliyordu. Yazar kadrosunda ise Tahir'ül Mevlevi, Ahmed Midhat Efendi, Gelenbevi Mustafa, Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Abdülbaki Dede, Ahmed Muhtar Paşa, Rıza Tevfik, İbnülemin Mahmud Kemal İnal gibi önemli isimler vardı.

 

Derginin çıkmaya başlamasından sonra, 1913'te, dergiyi yayınlayanların önayak olmasıyla 'Cemiyyet-i Sofiyye' adında bir de dernek kuruldu. Cemiyetin tüzüğünde kuruluş amaçları ve hizmet alanları şöyle sıralanıyordu:

 

1. Tarikat mensupları arasında birliği sağlamak ve haklarını korumak, tarikatların maddi ve manevi ilerlemesine hizmet etmek, tarikatların şan ve şerefine aykırı durumları engellemek, fakir ve muhtaç dervişlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve gidermek.

 

2. Cemiyet, ihtiyaç sahiplerine hizmet etme ilkesinden yola çıkarak kurulduğu için, hiçbir şekilde siyasetle ilgilenmeyecektir.

 

3. Şeyhler, dervişler ve bir tarikata gönül vermiş olanlar, kısaca bütün tarikat ehli cemiyetin doğal üyeleri sayılmaktadır. Tarikatlerle bağlantılı olanlar, isterlerse kendilerini cemiyet defterine kaydettirerek üye olabilirler.

 

4. Cemiyete üye olup bağışta bulunanlar, cemiyyetten kopsalar veya istifa etseler bile, bu bağışlarını geri alamazlar.

 

5. Cemiyet üyelerinden biri veya birkaçı bir araya gelerek her ne için olursa olsun, yayın yapamaz, teşebbüste bulunamazlar.

 

6. Cemiyeti şahsi çıkarları doğrultusunda kullananlar ve cemiyet hesabına yardım ve para toplayanlar aleyhinde kanuni takibat yapılır.

 

7. Cemiyet üyelerinin cemiyete, aylık olarak uygun miktarda bir ödeme yapmaları şarttır. Fakir olan üyeler bundan müstesnadır.

 

8. Cemiyet üyeleri üyelik aidatlarını üç ay peşpeşe ödemedikleri takdirde üyelikleri düşer.

 

Cemiyetin ilk başkanı, Şeyhülislám Musa Kázım Efendi oldu, ikinci başkanlığa Şeyh Esad Efendi getirildi. Urfa milletvekili Şeyh Saffet Efendi de üyeler arasındaydı. Daha sonra Kılıç soyadını alan Merkez Efendi Tekkesi varislerinden Nurullah Efendi de cemiyetin sekreterliğini üstlenmişti.

 

Türkiye'nin ilk ve son 'Dervişler Cemiyeti' hakkında bildiklerimiz, şimdilik sadece bunlardan ibaret.

 

Er, erenler ve eren deyimleri

 

Kur'an'da 'Veli' yani 'Allah dostları' anlamına gelen söz, tasavvufçular tarafından 'Er', 'Eren', 'Erenler' şeklinde Türkçeleştirilmiş ve bu sözle hem yaşayan, hem de hayatta olmayan Allah yakınları kastedilmiştir. 'Er' sözü, Türkçe'ye birçok deyim ve atasözleri kazandırmıştır.

 

Kur'an-ı Mecid'de 'Veli-Evliya-Dost, Dostlar', yani 'Allah dostları', 'Allah'ı sevenler' ve 'Allah'ın sevdikleri' anlamlarına gelen söz, tasavvuf ehli tarafından 'Er, Eren, Erenler' tarzında Türkçeleşlirilmiştir ve bu sözle Allah'a manen yakın olanlar, Allah katında şefaatleri kabul edilenler kastedilir. 'Er, Eren, Erenler' sözleriyle hem geçmiş erenler, hem de yaşayan mürşitler, ulular tavsif olunur. Geçmişlerden olup türbesi, mezarı bulunanlara halk, daha ziyade 'Yatır' der.

 

Tasavvuf ehli, bilhassa Mevleviler ve Bektaşiler, şeyhlere ve dervişlere, yaşına, bilgisine, olgunluğuna saygı duyulan tarikat ehline hitab ederken 'sen, siz' yerine 'Nazarım, Nazarlarım' yahut 'Erenler, Erenlerim' derler; nitekim 'ben' yerine de 'Fakıyr, Fakıyriniz' denir.

 

Bu söz, Türkçe'ye birçok deyimler ve atasözleri vermiştir. Erenlerin gönülleri kırılır da ilenirlerse, bunun sonucu, başa gelen musibetten kurtulmaya imkan olmadığı inancı, 'Erenlerin attığı ok geri gelmez' atasözüyle bildirilir, 'Erenlerin çerağı nefesle sönmez' atasözü Saf suresinin 8. ayet-i kerimesinin mealidir.

 

'Erenlerin önü-ardı olmaz' ve 'Erenlerin sağı-solu belli olmaz' atasözleri, erenlerin tahammüllerine, bağışlamalarına son olmadığı gibi bazı kere de en küçük birşeye kırıldıklarını, bir kusurda bulunanların perişan olacaklarını, aynı zamanda erenlerin hareketlerinin, sözlerinin, akılla ölçülemeyeceğini, fakat her sözlerinde, her hareketlerinde bir hikmet bulunduğunu hatırlatır.

 

'Erenler herşeye dayanırlar, göz yaşına dayanamazlar' sözüyse onların merhametlerini, esirgeyişlerini dile getirir.

 

'Er meydanı derler buna' sözüyse vahdet erlerinin, tasavvuf ehlinin manevi hüküm sürdüğü alandır ki buraya 'Erenler meydanı' da denir. 'İyiliğe iyilik her kişinin kárı, kemliğe iyilik er kişinin kárı' atasözü, 'Sana taşla vurana sen ekmekle vur' atasözünü hatırlatır; tasavvufçulann hoş görülerini, bu hoş görüyle gönülleri fethedişlerini ifadelendirir.

 

Asa

 

Mütteka, şeşper, nize ve teber gibi tarikat çeyizinden olan asa da bir tür dayanaktı ve dervişlerin yaslanıp dinlenmesine yarardı.

 

Asaya dayanmak güzel bir adet ve faydalı bir iş olduğu için Hazreti Muhammed de asa kullanırdı. Hazreti Muhammed'in asaları hurma, acıbadem ve hezaren ağaçlarından yapılmıştı. Asa ve mütteka kullanmak, peygamberden sonra sünnet oldu.

 

40 yaşını aşanların asa kullanmasında yedi çeşit fayda olduğu söylenirdi: Sünnetti, süs eşyasıydı siláhtı, zayıflara kuvvetti, münafıklara zıdlıktı, iyiliğin çokluğuna sebepti ve kıbleye alámet olarak da asa dikilirdi. Bugün, birçok tarikat ilerigeleninin türbesindeki sandukalarının yanıbaşında onlara ait asalar kutsal birer hatıra olarak korunmaktadır.

 

Celveti çorbası

 

Kabuğu soyulmuş patatesler etsuyunda dağılıncaya kadar haşlanır. Suyu bittikçe önceden hazırlanmış etsuyuyla beslenir. Tencereden çıkartılır, tahta kaşıkla iyice ezilir.

 

Ayrı bir kapta yarım bardak pirinç pelte haline gelinceye kadar yine etsuyuyla kaynatılır, ateşten indirilip havana konur ve dövülerek muhallebi kıvamına getirilir. Patatesle pirinç karıştırılıp kaynamış süte boca edilir.

 

Bir taşım kaynatılır, üzerine kızgın tereyağ dökülüp taze nane veya tarhunotu serpilip sofraya getirilir.

 

Kaynak: Hürriyet



Bu haber 4,347 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,300 µs