En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
14 Ekim 2010

Ayasofya'daki Meleklerin Sırrı



Ayasofya’daki Meleklerin Sırrı

 

Melek mi Kelek mi?

 

 

Kutsal Zaman İşlemeye Başladı...

 

Dikkat Ayasofya (http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=230) yazımızdan sonraki gelişmeler kamuoyunun malumudur. Bu konudaki gelişmelerle ilgili (http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=242) makaleyi yeni yazımızın daha iyi anlaşılması için okumanızı tavsiye ederim.

 

O yazımızın son cümlesinde demiştik ki, “İnşallah yakında AYSOFYA hakkında bilinmeyenleri içeren bir yazımız olacak!” İşte şimdi, Ayasofya ile ilgili olarak sır perdelerinden birini daha açıyoruz:

 

Bilindiği gibi  son birkaç yıldır Ayasofya’da restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Geçtiğimiz yıl yapılan bu çalışmalar esnasında bir haber, Türk ve dünya kamuoyuna “flaş” haber olarak duyuruldu. Bu haberin ayrıntılarına baktığımızda şunlar yazılıydı: “Ayasofya’da, üzeri metal maske ve kat kat sıva ile kapatılan 6 kanatlı melek figürü ortaya çıkarıldı.” Türk ve dünya medyası bu olaya geniş bir şekilde yer verdi.

 

Bu konu ile ilgili olarak bazı bilgilerde medyada yer aldı: “Sultan Abdülmecid zamanında o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü, üzerleri sıva ve metal maskeyle kapatılan 700 yaşında olduğu tahmin edilen altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı.

 

1.5x1 metre ebadındaki altı kanatlı melek figürünün yüzündeki metal maske çıkarıldı, 7 kat badana ve sıva kaldırıldı. Heyecanla beklenen an geldiğinde uzmanları bile şaşırtan sonuç ortaya çıktı. 160 yıl sonra gün ışığıyla buluşan mozaik çok iyi korunmuştu” denilmişti.

 

Yine 1453 yılında İstanbul’un fethi ile birlikte camiye çevrilen Ayasofya’nın içinde bulunan mozaiklerin üzerlerinin örtüldüğü arşiv kayıtlarında da yer almaktadır.

 

Buraya kadar olan bölüm, zaten gazetelerde geniş bir şeklide yer aldı. Bu kısmı not olarak aklımızın bir köşesinde tutalım.

 

Ayasofya’nın günümüze kadar süre gelen  bazı tarihi kayıtları vardır. Ancak bu kayıtların doğruluğu tartışmalıdır.

 

Örneğin: Ayasofya’nın müze olmasını Atatürk’ün bizzat istediği iddia ediliyor. Buradaki İDDİA kelimesini bilerek kullandık. Çünkü bu iddiayı, sadece sözlü olarak, Ata’nın vefatından çok  sonra, Celal Bayar bir sohbet esnasında dile getirmiştir. Güya Atatürk, Balkan Paktı’nı kurabilmek için, Yunanistan’ı ikna etmek amacıyla, “Ayasofya’yı müze yapılım” demiş. Biraz sonra çürüteceğimiz bu iddianın şimdiye kadar dillendirilen kısmı şu şeklide:

 

Bayar’ın iddiası şu: “Atatürk'e Yunan Başbakanı'nın Atina'da kendisine Balkan Paktı'nı kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtığını, 'Kamuoyunu memnun edecek bir ortam doğsa, belki bundan yararlanıp bir şeyler yapılabilir.' dediğini aktarıyor. Bayar, taviz isteklerini söyleyince Atatürk de ona şöyle cevap veriyor:  "Az önce, Vakıflar Genel Müdürü buradaydı. Ayasofya Camii'ni tamir edecek para bulamıyorlar. Bugünkü hali ile harap ve bakımsız. Hatta mezbelelik. Ayasofya'yı müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem Yunanlılara bir jest yapsak Balkan Paktı'nı kurtarabilir miyiz? Öyleyse yapalım." Bayar bu konuşma sonrasında, Ayasofya Camii'nin müze haline dönüştüğünü iddia ediyor.

 

Bu cümleleri  Celal Bayar, “Atatürk söyledi” diye iddia ediyor.

 

Şimdi tarihi bir belge ile Celal Bayar’ın bu iddiasını çürütüyoruz: 1926 tarihli Osmanlıca Gazete’de aynen şu ifadeler manşette yer almaktadır: “Ayasofya’nın kubbesi dahil, değiştirilip, büyük çaplı restorasyon ve tamirat yapılıyor ve Gazi Mustafa Kemal’in talimatıyla!”

 


 


 



Demek ki, Ayasofya o dönemde harap ve mezbelelik değil! Tarihi kayıtlarda bu tamirat bakın nasıl yer almış: “Ayasofya o yıl yeniden ihya edildi!”

 

Peki, Celal Bayar nasıl olur da böyle bir şeyi iddia edebilir? Yine dikkat çeken  tarihi başka bir kayıtta şu bilgiler var; ( bu kayıtların meleklerin sırrı ile de ilgisi var, biraz sonra ona da değineceğiz.)

 

Thomas Whittemore ve ekibi, 1931 yılında, Ayasofya’nın mozaiklerini onarmak  ve incelemek için alınan resmi izin ile işe başlıyorlar. Lütfen kayıta dikkat edin, Devlet Arşivleri’nden aynen alınmıştır. “Sadece MOZAİKLERİ ONARMAK ve İNCELEMEK!” Bunun için izin alınıyor.

 

Thomas Whittemore, ekibi ile iki yıl gibi bir süre Ayasofya’da çalışıyorlar. Thomas Whittemore çalışma sonucunda hazırladığı raporunda şu ifadelere yer veriyor: “Ayasofya çok iyi durumda, Türkler ve devrin hükümeti bu esere çok iyi sahip çıkmışlar, hayranlık duydum.” diyor.

 

Bir kez daha Bayar’ın, “harap ve mezbelelik” iddiasını, Thomas Whittemore da çürütmüş oluyor.

 

1931 yılında Atatürk’ün, Ayasofya’daki mozaiklerin onarılması için “özel izin” vermesi, Ayasofya’ye verdiği önemi bir kez daha ispatlıyor. Bu restorasyon çalışmaları iki yıl sürüyor. Lütfen dikkat edelim: Thomas Whittemore ve  ekibi; mozaiklerin onarımı ve incelemesine 1931 yılında başlıyor ve 1933 yılında da bitiriyorlar. Ayasofya’nın tüm eksiklikleri tamamlanıyor.

 

Peki ne zaman müze oluyor? 24 Kasım 1934 yılında 1589 sayılı Kararname ile. (Bu Kararname ile ilgili olarak, bir çok tartışma bulunmaktadır. http://www.milligazete.com.tr/makale/ayasofya-nasil-muze-haline-getirildi-130763.htm)

 

Peki Celal Bayar o halde Atatürk’ün Ayasofya için; “harap ve mezbelelik” dediğini nasıl iddia ediyor? Zira Ayasofya yeni restorasyondan geçmiş ve tüm eksiklikleri giderilmiştir. Bu bilgiler, Devlet Arşivleri’ndeki kayıtlarda mevcuttur. Ayasofya’nın  dış yapısı için bu iddialar söylense bir nebze anlaşılabilir.

 

Şimdi buraya küçük bir not düşelim: 1931 yılında mozaikleri incelemek ve onarmak için izin alan Thomas Whittemore ve  ekibi ile ilgili bazı bilgiler verelim:

 

Thomas Whittemore ve ekibi bu izinleri Byzantine Institute of America kuruluşu adına aldılar. Bu kuruluşun merkezi Amerika’dadır. Bu kuruluşun, özellikle 2. Dünya savaşından sonra Vatikan ile çok içli dışlı olduğu bilinmektedir.

 

Başka isimler altında da sık sık bazı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Hıristiyan çıkarlarına hizmet etmesine rağmen, Yahudi lobisinin adamları da bu kuruluşun içersinde olup, destek vermektedirler. Bu kuruluşun yapısının çok karışık olması, aslında bize bir çok ip ucu vermektedir. Mesela:

 

Bu kuruluş (Byzantine Institute of America), 1931 yılında büyük bir maddi destek sağlayarak, Ayasofya için kendi ekibine niçin izinler almıştır? Bu kadar uğraşmalarının ve para harcamalarının nedeni nedir?

 

Nedeni şu: Sultan Abdülmecid döneminde, restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin yaptığı sıvalar dökülmüştür. Bugünkü o iki melekten birinin yüzünün bir kısmı görünmeye başlamıştır. Eee ne var bunda diyeceksiniz: Şu var: Anlatacağımız olay, Türk Milleti’nin bir kere daha hangi oyunlarla karşı karşıya kaldığını ve bu oyunların ne kadar tehlikeli olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu planları yapanlar, emellerinden vazgeçmiş değiller ve adım adım da planlarını gerçekleştirmektedirler.

 

Olayın aslı şudur: Hıristiyanlar, Fatih döneminde kapatılan bu mozaikleri, gün yüzüne çıkarmak için       - tıpkı KİN KAPISI gibi-  “Kutsal Bir Zamanı” kolluyorlar… Yani kısaca o meleğin yüzünün açılması için "başka bir tarih" beklenmektedir.

 

Hıristiyan inancında bir ideal vardır: (Bu özellikle Ortodokslarda vardır, Katoliklerde pek yoktur.) “Dünya Ortodoks Hıristiyanlığı ve yeniden Bizans, Megola idea”sı vardır.

 

“Ekümeniklik’ten ne olur” diyenler, bu yazılanları iyi okumalıdırlar. Bu planları iyi bilmelidirler!

 

Bu anlattıklarımızın meleklerle ne ilgisi var?

 

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u almış, Bizans’ı yıkmıştır. Ayasofya’yı camii yapmıştır. Fatih bunları yapınca Hıristiyanlar, yeni Bizans ve tekrar Hıristiyanlık hakimiyeti için uygun zamanı kollamaya başlamışlardır.

 

Ayasofya’nın içinde, bizim bildiğimiz daha bir çok mozaik, sıvaların altındadır. Zamanla çıkarılacaktır. Neden mi?

 

Çünkü bu çıkarılan melek yüzü figürü, bilinçli bir şekilde 2010 yılına hazırlanmıştır.(2010 Avrupa Kültür Başkenti Yılı.)  Thomas Whittemore bilinçli bir şekilde o meleğin yüzünü kapatmıştır, çünkü kendi inançlarına göre, meleğin yüzünün açılma günü henüz gelmemişti. (2010 Avrupa Kültür Başkenti Yılı beklenecekti.)

 

Hıristiyanların kendilerine göre inancı ve planları şudur: 2010’lu yıllarda meleğin biri, yüzünü gösterir, 20XX’de de diğer melekler yüzlerini gösteririler… Ardından diğer semboller bir bir ortaya çıkar.

 

 Constantinople ve Ayasofya Hıristiyanların olur. Bu müjdeyi, işte yüzünü ilk gösteren MELEK verir! 

 

Şifre budur!

 


 


 


 

Şifre dediğimiz için sakın bizi komplocu olarak nitelendirmeyin. Diğer yazdıklarımız zaman içersinde Allah’ın izniyle nasıl doğrulandıysa, bu da inşallah doğrulanacaktır. Bekleyip, göreceğiz!

 

Onların, bu BÜYÜK PLANINA, kimler destek olur, kimler bilmeden alet olur, kamuoyunun dikkatine bırakıyoruz! Bu plana bilmeden destek olanları da uyarmış olalım. Herşey "hoşgörü" çerçevesinde gerçekleşmiyor! Kimse bizim iyi niyetimizden faydalanmaya kalkmasın!

 

"Dikkat Ayasofya” yazımızda anlattıklarımız, bir hafta geçmeden doğrulanmıştır. Bu yazımızın (Dikkat Aysofya) bu kadar kısa sürede doğrulanması, PLANIN bütün hızıyla devam ettiğini bizlere göstermektedir.

 

"İstanbul Avrupa Kültür Başkenti oldu, Ayasofya iki dinin mabedi olsun" ve diğer projeler, BÜYÜK BİR PLANIN ilk resimleridir ve diğer resimlerde plana eklenmek üzere hazırlanmaktadır. Bu konuda, çok  ama çok uyanık olmamız lazımdır, elzemdir!

 

Ayasofya’da ayin yapmak için Amerika’dan  gelen 250 kişilik grubun niyetlerini açıklamıştık: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=230

 

Bu ayini organize eden Chris Spirou kimdir? Mozaiklerin 1931 yılında onarılması için izin alan Byzantine Institute of America’nın Yunanlı bir üyesidir! Bu da size bu BÜYÜK PLAN İÇİN yeterli ip uçları vermiyor mu?

 

İLK MELEK gülümsedi. O meleklerin Hıristiyan inancındaki konumlarına baktığımızda: “Tanrı’nın tahtını koruyan melekler” olarak bilinmektedirler. Bu İncil’de geçmektedir. Ayasofya’nın önemini şimdi daha iyi anlamak mümkün. “Sıradan bir Kilise, Fetih ile Camii olmuş” ne var bunda diyeceklere dikkat etmek lazım. Hoşgörü suiistimallerine karşı çok uyanık olmamız lazım.

 

Yine, Katolik-Ortodoks yakınlaşmasına dikkat etmek gerekir!

 

Papa, hatırlanacağı üzere Ayasofya’yı ziyaret ettiğinde bir yerde özellikle durdu: Şimdi bu konudaki bilgileri de ilk kez açıklıyoruz:

 

Papa: Tam meleklerin bulunduğu duvara bakarak dua etti! (burada şunu özellikle vurgulamamız lazım: Papa’nın ziyaretinde o melekler, daha gün yüzüne çıkmamıştı.) Papa, mana dolu bakışlarla gözlerini oraya dikti ve dua etti. Papa, o meleklerin orada olduğunu zaten biliyordu. İleride bu ziyaretle ilgili olarak, Vatikan’ın katipleri şunları yazacaklardır: Papa, Türkleri nasıl kandırdı!


 


 

Şimdi, Thomas Whittemore'nin, 1931 yılında dökülen mozaikleri neden onarıp, incelediğini anladınız mı? Dökülen sıvaların ortaya çıkaracağı melek ve diğer semboller, Thomas Whittemore tarafından tekrar saklanmıştır. Çünkü kendi inançlarına göre, PLANLANAN tarih (Kutsal Zaman) henüz gelmemişti.

 

Kutsal Zaman İşlemeye Başladı....

 

Peki bütün bunları ATA bilmiyor muydu? Ata’nın da çok ayrı bir stratejisi vardı.

 

Ata’nın Ayasofya’nın ibadete kapatılma çalışma ve tekliflerine Ziyad Ebuziya’nın makalesine baktığımızda, Şükrü Kaya'nın ağzından “ibadet bölümünün Bizans müzesi yapmak fikrine Atatürk de (vakfın mütevelli heyeti başkanı olarak vakfına yapılan bu saygısızlığa) kızdığını nakletmiştir.”

 

Abidin Özmen, Ayasofya’nın kapatılıp kapatılmadığını sorunca, Ata’nın çok kızdığını; “bu ne münasebetsizliktir, Ayasofya Camii’dir” dediğini açıklıyor.

 

Müze planı ise o günlerde sadece stratejik bir düşünceden ibaretken, sanki karar verilmiş gibi bu konu Ata’ya mesnet ediliyor. Müze kararı ile ilgili bir tasarının olmadığını Şükrü Kaya bile doğruluyor. Ata’nın, “Ayasofya’nın ibadete kapatılması ve Bizans müzesi olması” fikrine çok kızdığını anlatıyor.

 

Şükrü Kaya’nın mason olduğunu özellikle belirtelim. Ata’nın, mason localarını kapatmak istemesi üzerine, Şükrü Kaya, Ata’yı bu kararından vazgeçmesi için ikna etmeye çalışan kişiydi. Ancak, Şükrü Kaya, Ata’yı bu fikrinden vazgeçiremedi.

 

Yine Devlet kayıtlarında; Ata’nın Ayasofya Kararnamesi’ndeki imzası ile ilgili tutarsızlıklar gün yüzüne çıkmış, bu konu TBMM’nde soru önergelerine konu olarak, Atatürk’ün imzasının taklit edildiği gündeme getirilmişti.

 

Londra’ye gönderilen 63.5 metre uzunluğundaki Ayasofya Vakfiyesi’nin 5 metresi niye geri gelmemiştir ?

 

Acaba bu geri gelmeyen bölümde neler yazılıydı?

 

Sakın Ata’nın bir vasiyeti de; Ayasofya’nın 2023’te Camii olarak tekrar ibadete açılması olmasın!

 

NOT: Birtakım, sözde Atatürkçüler, bizim yayınladığımız belgeleri, komik ve anlamsız savlarla çürütme gayreti içersindeler. Bir çok gerçek Atatürkçü, Kemalist kesimden de teşekkür ve röportaj teklifleri aldım. Hepsine teşekkür ederim. Ata, kimsenin tekelinde değildir! Bu necip milletin, büyük bir değeridir!

 

Saygılarımla.

 

Oktan Keleş /On Altı Yıldız

 

Oktankeles@gmail.com

Onaltiyildiz@gmail.com



Bu yazı 23,626 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 7 Kasım 2019 Siyaset Eşeği
    • 4 Kasım 2019 Cumhurbaşkanı Gitmemeli!
    • 8 Ekim 2019 Trump Ürür, Türk Ordusu Vurur
    • 24 Ağustos 2019 Akdeniz Nükleer Tuzak mı?
    • 23 Mayıs 2019 Derin Analiz S-400, F-35 Meselesi
    • 31 Mart 2019 TERÖRİST BATI MEDENİYETİ VE ATEİZM
    • 4 Ocak 2019 Yapay Casus Zekalı Kulak Hırsızı
    • 30 Aralık 2018 Büyük Marketler Hastalık saçıyor
    • 27 Kasım 2018 Ata'ya Şikayet
    • 17 Kasım 2018 Bir Soru Bir Cevap
    • 26 Ekim 2018 Cemal Kaşıkçı Mesajı
    • 4 Eylül 2018 Gündem Değerlendirmesi
    • 27 Haziran 2018 Seçim Özel
    • 21 Haziran 2018 Çökerken
    • 7 Haziran 2018 Siyonizmin Trolleri, Üst Akılcılar
    • 24 Mayıs 2018 İşte Bu
    • 15 Mayıs 2018 Makariosun Çocuğu Mustafa Akıncı
    • 11 Nisan 2018 Kahrolsun Suudi Arabistancılık
    • 31 Mart 2018 İt Barzani ve Barzaniciler
    • 27 Şubat 2018 Sorun; Amerikancı İslamcılar ve Kemalistler

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,679 µs