En Sıcak Konular

Ozan Aydın

Köşe Yazarı
Ozan Aydın
25 Ağustos 2021

Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız-3




Mayıs 2021

Bu yazı Onaltıyıldıza ithaf edilmiştir…

‘’Sırrımız Ay’da, Özümüz Güneş’te, Kökümüz Demir Kazık’tadır…’’    

Deruni Baba

Deruni Baba’nın evinden güneş doğmadan ayrılmıştım. Ondan ayrıldıktan sonra adeta fabrika ayarlarıma geri dönmüştüm. Bir gün önce yaşadığım olayları sanki bin sene önce yaşamış gibiydim.

Hayatta yaşadığınız bazı olaylar sizi ruhsal anlamda olgunlaştırıyordu. Hayatın bilmediğimiz süprizleri ile karşılaştığımızda, o süprizlere vereceğimiz tepkiler bizi biz yapıyordu. Süprizleri, üzerimize sıçrayan kıvılcımları nimet bilip, şikayet etmeden ilerlemeye devam etmek gerekiyordu.

Bu noktada Deruni Baba’nın Baran ile bana verdiği nasihat aklıma gelmişti. Deruni Baba ‘’Kurmay askerler hiçbir zaman şikayet etmez evlatlarım. Her zaman bir planları vardır. Unutmayın! Ne olursa olsun psikolojinizi diri tutun. Düşman öncelikle bu noktadan saldırır.’’ demişti.

Zihnim düşünceler arasında gezinirken, İstanbul sınırlarından çoktan çıkmıştım. Tuzla taraflarına doğru arabamla yol alıyordum. Güneş doğmak üzereydi. Bir an bu güzel manzarayı izlemek istemiştim.

Manzarayı izlemek için arabamı uygun olan bir alana çekmiştim. Bu alanda dağları, denizi, gemileri ve göğü izlemeye koyulmuştum. Bir yanda denizin maviliği, bir yanda gök’ün kızıllığı arasında kaybolmuştum. Bu manzara bana, sanki yerin ve gögün yer değiştirdiğini hissettirmişti.

İnsan güzel ve doğal olan şeylere bakınca, zihnine de güzel hatıralar geliyordu. Tuzla civarında yaşadığım en komik hatıralarımdan birisi, kam ekibinden Ali Rıza’nın Ayvaz abisiydi.

2019 yılında Tuzla’dan gecenin bir vakti araba ile geçiyorduk. Ali Rıza size bir hikaye anlatacağım diyerek, Ayvaz abinin hikayesini anlatmaya başlamıştı. Hikayenin bitiminde benim ve kam ekibinden Yasin’in gülüşü görülmeye değerdi. Bizim o anda attığımız kahkahaları herhalde denizde ki Yunus balıkları bile duymuştur.

Ali Rıza’nın anlattığı hikayeye güldüğüm kadar hiçbir hikayeye muhtemelen gülmemişimdir. Böyle güzel hatıralar hatırlandıkça insanın ruhu bir başka neşeleniyordu. Güzel mekanları güzel yapan ve canlı tutan işte bu güzel hatıralardı.

Gözlerim güneşin ilk ışıkları ile kamaşmaya başlamıştı. Bugün Güneş’in doğuşunu yalnız ama gülerek karşılamıştım.

Kendi kendime neyse bu kadar ruhu dinlendirmek yeter! Şimdi Deruni Baba’nın notlarını gözden geçirip, yazı haline dökmen gerekiyor demiştim. Çantamdan dolma kalemimi ve not defterimi çıkarmıştım.

Yirmi dakika çalıştıktan sonra, yazımın taslağını hemen hemen hazırlamıştım. Yeni yazımın ilk bölümüne, 2020 yılında yaşadığım ilginç bir olayı anlatarak başlayacaktım…

Kasım 2020

Rüya…

Cumartesi günü her zamanki gibi önce iş yerine uğramıştım. İşlerimi bitirdikten sonra, Baran ile Tuzla da buluşup, oradan Darıca’ya geçmiştik.

Darıca’ya vardığımızda ocakta başkanım ve kalperenler ile özlem gidermiştik. Deruni Baba henüz ocağa gelmemişti. Fakat Eren abi ve Cem abiyi ocakta görmek benim için süpriz olmuştu. Özellikle Eren abiyi uzun süreden beri göremediğim için baya özlemiştim.

Nihayet Deruni Baba da ocağa ayak basmıştı. Bir müddet bizlerle hasbihal ettikten sonra Yener başkana doğru dönerek ‘’Başkanım bugün bir video çekelim. Hani size geçen gün bahsettiğim konu vardı ya onu işleyelim.’’ demişti. O gece ki konumuz ‘’Allah tuzak kurar mı?’’ olarak belirlenmişti. (https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,703/)

Sohbetin nasıl başlayıp, nasıl bittiğini anlamamıştık. Zaman kavramı bu muhabbetlerde sanki anlamını yitiriyordu.

Deruni Baba sohbeti sonlandırdığında bizlere bakarak bu şeytan hala buralarda dolaşıyor demişti. Garip bir şekilde video çekimi sırasında da ‘’Bak bak şeytan dolaşıyor şuraya doğru geçti!’’ demişti. Farklı bir durumun olduğunu sezmiştik. Sohbetin bitiminde de aynı şeyi tekrarlaması bizleri de huzursuz etmişti.

Deruni Baba bizimde huzursuz olduğumuzu görünce ortamda ki havayı değiştirmek için ‘’Neyse sohbette bittiğine göre artık nargilelerimizi rahat rahat içelim.’’ demişti. Benimde aklım hem şeytan dediği varlıkta hem de anlatmam gereken rüyada idi. Hayatımda etkilendiğim, parmak sayısını geçmeyecek rüyalarım vardı. Son gördüğüm rüya da bunların arasındaydı.

Sohbetin bitimini fırsat bilerek hemen Deruni Baba’nın yanında ki koltuğa geçmiştim. Deruni Baba’nın kulağına fısıldayarak ona iki gün önce etkilendiğim bir rüyayı anlatmak istediğimi söylemiştim. Deruni Baba ‘’Hayır olsun evlat. Anlat bakalım.’’ diyerek bana odaklanmıştı. Bende rüyamı anlatmaya başlamıştım.

‘’İş yerinde servis alanındaydım. Benimle birlikte iş yerimden arkadaşlarımda vardı. Herkes merakla otobüsleri bekliyordu. Anlaşılan birileri gelecekti. Servis alanındakilere kimler gelecek diye sorduğumda kimse cevap vermiyordu.

O anda iki büyük otobüs servis alanına giriş yapmıştı. Servis alanında bekleyenlerden çoğu, otobüslerin geldiğine sevinçle karşılık veriyordu. Azınlığı ise memnun gözükmüyordu. Otobüslerden birisi dibime kadar yanaştı. Daha sonrasında otobüsün açılan kapısından içeridekiler inmeye başlamıştı.

Yanımda sevinç gösterisi yapan bir arkadaş ‘’Ozan bak beklediğimiz büyücüler geldi. Bunlar çok özel insanlar, bunlar bizi eğitecek’’ demişti. Bende sinirli bir şekilde ‘’Nasıl büyücüler mi bizi eğitecek!’’ demiştim.

O anda sinirlenerek, servis alanından uzaklaşmaya başlamıştım. Aklıma Baran’ın verdiği ve cebimde taşıdığım yüzüğüm gelmişti. Yüzüğü çıkarıp sol elime takmıştım. Yüzükte alt uç kısımları uzun olan Kayı boyu sembolü vardı. İçimden bu yüzük beni büyücülerden koruyacak demiştim.

O anda, yaşlı bir kadın olan büyücü yanıma yaklaşmıştı. Onunda elinde yüzükler vardı. Gel bakalım seninde elini okuyayım. Herkesin elini bitirdim şimdi sıra sende demişti. Ben okutmak istemiyorum demiştim. Zorla elimi kavrayarak olmaz öyle şey sende vereceksin demişti. Elimi istemeye istemeye büyücüye uzatmıştım.

Büyücü yüzünü ekşiterek ‘’Olamaz senin elini zaten okumuşlar! Kim okudu senin elini?’’ demişti. Bende elimi çekerek bilmiyorum deyip yanından uzaklaşmıştım.

Kadının yanından uzaklaşırken, iş yerinde bulunan bir dinlenme alanına girmiştim. Dinlenme yerinin kapısından girdiğimde, içerisi artık babannemin evi olmuştu. Evin içinde babannemin gençlik halini görmüştüm. Babanneme birşeyler söyleyerek artık evinden çıkmam gerekiyor demiştim.

Babannemin evinden çıktığımda, bu sefer kendimi Deruni Babamın evinde bulmuştum. Deruni Baba, eşi ve annem kanepede oturuyorlardı. Annem ve Deruni Baba’nın eşi, bana nerede kaldın diyerek takılmışlardı. Deruni Baba karşılık vererek ‘’Ozan boşver sen takılma. Espiri yapıyorlar. Sen benimle gel. Sana biraz talim yaptırayım.’’demişti.

Deruni Baba evinin içerisinde bulunan büyük kapıya doğru yönelmişti. Bende arkasından onu takip ediyordum. Kapıya vardığında, kapıyı açmış ve banada ‘’Hadi gel bakalım, burada talim yapacaksın.’’ demişti.

Büyük kapıdan içeriye girdiğimde, ortada yuvarlak bir hol ve holün etrafında üç adet kapı bulunuyordu. Deruni Baba bana seslenerek ‘’Bak bu Süleyman’ın kapısı, burası Belkıs’ın kapısı, burası da Hızır’ın kapısı. Bu kapıyı açarsan şu ikisi kapanır, eğer bunu açarsan bu kapılar kapanır. Şimdi sen talim yap!’’diyerek girdiğimiz büyük kapıdan geri çıkmıştı.

Ben kapılar ile başbaşaydım. Umarım kapıları şaşırmazdım. Deruni Baba’nın anlattıklarını karıştırmamak için ‘’Bak şu kapıyı açarsan şu kapanır, şunu kapatırsan bu ikisi açılır.’’ diyerek kendi kendime üç kere talim yapmıştım.

Artık bir kapıyı açmamın vakti gelmişti. Ama nasıl karar verecektim bilemiyordum. Bana uygun olan kapı hangisiydi? Hangi kapıyı açmalıydım? Deruni Baba bunları söylememişti.

Sonunda yuvarlak holün kenarında bulunan tabureyi çekerek Hızır’ın kapına oturmaya karar vermiştim. Acaba kapı açılacak mıydı?

Hızır’ın kapısının önündeydim. Yavaş yavaş, sanki benim olmayan güzel bir ses tonu ile Bismillahirrahmanirrahim demiştim. Ses o kadar güzeldi ki kendi sesime ruhum mest olmuştu. Bu andan sonra Hızır’ın kapısı açılmıştı. İçerisi çok geniş ve düzenliydi. Kırmızı, yeşil ve mavi tonlarında büyük bir halı vardı. Aynı yerde yer koltukları ve kanepeleride vardı. Kapı açıldığı için çok sevinmiştim.

O anda büyük kapıdan bir adam girmişti. Artık talim alanında yalnız değildim. Korkmuştum. Açık mavi tonlu gömleği, altında krem rengi kanvas pantolon, beyaz saçlı ve hafif beyaz bıyıklı bir adamdı. Bende içimden ‘’Bu da kim?!’’ demiştim.

Yabancı adam içeri girdiğinde, yuvarlak holde bulunan taburelerden birini hemen çekerek, girdiği kapının önüne oturmuştu. Bana doğru bakarak ‘’Ozan, gel tabureni çek ve karşıma otur.’’ demişti. Bende ister istemez ‘’Siz kimsiniz?’’ demiştim. O da karşılık vererek ‘’Ben İlhami abiyim!’’ demişti. O an çok mahcup olmuştum. Hemen taburemi İlhami abinin işaret ettiği yere çekip oturmuştum.

Başımı kaldırıp ‘’Buyrun?’’ diyebilmiştim. İlhami abi de gözlerimin içine bakarak ‘’Hazır mısın?’’ demişti. Elini yumruk yaparak bana doğru uzatmıştı. Elini işaret ederek ‘’Hadi sende elini uzat.’’ demişti. Bende elimi yumruk yaparak İlhami abi’nin yumruğuna dokunmuştum. O anda rüya bitmişti.’’

Kam ayini ve Cin…

Deruni Baba anlattığım rüyayı dikkatlice dinlemişti. Yüzü yine asker edasına bürünmüştü. Kararlı bir ses tonu ile ‘’Evlat, bize Hızır ata’nın selamını getirmişsin! Senin bunu görme vaktin gelmiş. Telefonunu çıkar ve şu ağacın kovuğunun resmini çek.’’demişti.

Telefonumu çıkarıp ağaç kovuğunun resmini çekmiştim. Deruni Baba ‘’Görüyor musun? Video çekiminde bahsettiğim Şeytan şuan ağacın kovuğunda!’’ demişti. Bende tüylerim ürpererek resmi incelemiş ‘’Kafası ve vücudunu net görüyorum!’’ demiştim. (Resime gözlerinizi kısarak baktığınızda ağaç kovuğundaki varlığı görebilirsiniz. Ya da foto ile oynayarak varlığı net görebilirsiniz.)

Deruni Baba düşünceli gözlerle bana bakarak ‘’Evlat hazır mısın? Bir ayin yapacağız buradakilerde nasiplenecek. Bu varlık, Yecüc ve Mecüc dedikleri varlıklardan. Gördüğün rüya ile alakalı. Süleyman kapısından gelenler ayrı, Belkıs kapısından gelenler ayrı. Burada olan Belkıs kapısından sızmış. Bu varlığı çıkarıp öldürmemiz lazım. Unutma, devlet bu varlıkları şuanda örtmekle görevli! Ama bir süre sonra, bu çağda yavaş yavaş görünür olacaklar!’’demişti.

Tam o anda, Kam ekibinden Ogün yanımıza gelmişti. Deruni Baba’ya ocaktan ayrılması gerektiğini söylemişti. Deruni Baba’da ayin yapacağız Ogün diyerek çektiğim fotoyu Ogün’e göstermişti.

Deruni Baba bana dönerek’’Evlat üç kişi bir kam ayini yapalım ama gördüğün rüyayı unutma!’’ demişti. Daha sonrasında Ogün’e dönerek ‘’Oğlum bana bıçak, tepsi ve birde mum getirin.’’ demişti. Ocakta bulunan diğer arkadaşlara ise ‘’Sizler içeriye gidin. Buranın ışıklarını kapatın. Sadece burada mum yanacak. İçeriye giden herkes eline bir bardak su alsın. Sizleri çağırdığımda elinizdeki bardaklar ile içeriye geleceksiniz.’’ demişti.

Deruni Baba incir agacının kısa olan dalının üzerine bir mum yakmıştı. Aynı zamanda da bir ayeti hatırlamaya çalışıyordu. Bir yandan da Ogün ve bana talimat veriyordu.

Ogün’e ‘’Sen kapının girişine gidip çök!’’ demişti. Banada incir ağacının altında bir yer göstererek ‘’Ozan sende şuraya çök!’’ demişti. Ogün de bende Deruni Baba’nın talimatlarını eksiksiz yapmaya çalışıyorduk. Biz çöktüğümüzde Deruni Baba bir yandan sessiz bir şekilde dua okuyordu. En sonunda incir ağacında yanan mum ışığınıda söndürmüştü.

Bizlere seslenerek ‘’Sakın panik yapmayın ve korkmayın! Ben size bakın diyene kadar hiçbir yere bakmayın. Sadece ayine konsantre olun!’’ demişti. Deruni Baba’nın elinde bıçak vardı. Üçümüz birbirimize sarılarak dönmeye başlamıştık.

Deruni Baba dönmeye başladığımızda bana seslenerek ‘’Ozan rüyanı anlatmaya başla.’’ demişti. Rüyamı anlatmaya başlamıştım. Rüyamda ki sol elime taktığım yüzüğü anlatırken, Deruni Baba ‘’Şuan sol elinde yüzük yok. Sağ elinde ki yüzüğünü çıkar, sol eline tak!’’ demişti. Bende Deruni Baba’nın talimatını uygulayarak yüzüğümü çıkarıp sol elime takmıştım.

Ben rüyamı anlatmaya devam ediyorken bir yandan da hala dönüyorduk. Ortamın farklılaştığını hissediyordum. Vücudum kasılmaya başlamıştı. Mekanlar birbirine girmişti. Alem değişmişti. Vücuduma oranla, sol elimde müthiş bir kasılmaya oluyordu. Ama kasılmalara aldırış etmeden rüyamı anlatmaya devam ediyordum.

Rüyamın Bismillahirrahmanirrahim dediğim kısmına geldiğimde Deruni Baba ‘’Şimdi burayı güzel bir sesle nağmeli oku, tıpkı rüyanda ki gibi.’’ demişti. O güne seslenerek ‘’Sende Huu diyeceksin.’’ demişti.

Bir süre bu şekilde dönmeye devam etmiştik.

Deruni Baba bir anda sessizce ‘’Görüyor musunuz? Şimdi ağacın kovuğuna bakın demişti. Bizde hem dönüyor hemde ağaca doğru bakıyorduk. Deruni Baba çevik bir hareketle ‘’Dikkat edin şimdi ben bıçakla ağacın ön tarafına atılacağım!’’ diyerek ağaca doğru inanılmaz bir hızla hareket etmişti. Ağaçta bir şeyle boğuşmaya başlamıştı. Sonunda Ogün’e seslenerek ‘’Gel buraya çabuk!’’demişti. Ogün üzeri bitkilerle örtülü olan ilginç varlığa bakıyordu. Bana dönerek ‘’Çabuk o mumu yakın!’’ demişti.

Bizler şaşkın gözler ile Deruni Baba’nın ağaç kovuğundan yakalayıp çıkardığı varlığa bakıyorduk. Tıpkı küçük insan gibiydi. Deruni Baba bizlere doğru bakarak ‘’İşte geceden beri dolaşan varlık buydu! Işık bunlar için bir gölge! İnsanlar şimdilik bu varlıkları, ışık parlamaları olarak görmekteler. Şuan var olan boyutundan çıkardım! Artık madde aleminde! Hala nefes alıyor görüyor musunuz? Şimdi içerideki arkadaşları çağırın, onlarda görsünler.’’demişti.

İçeriye giren arkadaşlar gözlerine inanamamıştı. Deruni Baba ilginç varlığın üzerindeki bitkileri temizleyerek derisini yüzmüştü. Daha sonrasında kemiklerine ve iç organlarına kadar herşeyi bizlere göstermişti. En sonunda, Deruni Baba yaratığı kat kat poşetlere sararak ‘’Evet artık bu varlık Türk devletine teslim edilecek. Sakın resim vs çekmeyin. Zaten dışarıda anlatsanız da size inanmazlar ya da deli derler. Bizlerin görevi şuanda örtmek. Şimdi ayini sonlandıralım. Herkes elindeki suyu, varlığı öldürdüğümüz yere döksün!’’demişti. Bizlerde elimizdeki suları varlığı incelediğimiz alana dökerek ayini sonlandırmıştık. Ocak, tekrar eski düzenine dönmüştü.

O gün üzerimizde ki şaşkınlığı sabaha kadar atamamıştık. Deruni Baba ocaktan ayrılırken ‘’Evlat sol eline bir yüzük vereceğim. Sakın başka birşey takma.’’ diyerek ocaktan ayrılmıştı.

Üç hafta sonra…

Ocakta, Deruni Baba ile Baran aralarında konuşurken ‘’Hah Baran, bu söylediğin bana işaret oldu. Ozan, gel evladım bu yüzük senin!’’demişti. Deruni Baba’nın yanına giderek çantasından çıkardığı yüzüğü elime almıştım. Yüzüğü aldığımda şaşırmıştım. Rüyamda gördüğüm alt uçları uzun kayı boyu tamgalı yüzüğün aynısıydı.

Deruni Baba’ya yüzüğün anlamını sormuştum. Deruni Baba’’ Sekiz köşeli yıldız Türk yıldızıdır. Demir kazığın sembolüdür! Törenin verildiği yere, arşın ötesine atıf yapar. Burası cisim ya da madde ile değil ancak sembol ile ifade edilir. Kayı boyu tamgası ise Oğuz Kağan’ın Güneş adlı oğlunu sembolize eder. Rüyanda gördüğün üç küçük kapı ve birde büyük kapı, yüzükteki semboller ile alakalı! Yüzükte ki sembolleri araştır bakalım. Öyle hazıra konmak yok!’’demişti. Bende yeni bir araştırma konusu aldığım için sevinmiştim.

Deruni Baba’nın yanından kalkmak için izin istediğimde kulağıma eğilerek ‘’Hatırla evlat! Sırrımız Ay’da, özümüz Güneş’te, kökümüz Demir Kazık’tadır. Yüzük ya da bir eşya ile bir Ata’nın kaderi kişiye bağlanır. Yüzükte ki bütün semboller Ant dairesinde birlenir. Ant dairesinde verdiğin sözü hatırla!’’ demişti…

SON diye birşey yOK…

Gündeme dair kısa bir NOT;

Şimdi Türkiye de ekranlarda var olan iki zihniyete seslenelim!

Devletin kurucu aklı ne ittihatçıdır ne de ihtilafçı! Bu iki zihniyet doğası gereği sürekli birbirini ötekileştirir. Kurucu akıl ise bütünleştirir! Bu iki zihniyet sadece bir denge unsurudur. Devletin kurucu aklı bazen iktidardan seslenir, bazen muhalefetten, bazen de halktan! Kurucu akıl sistemi bu şekilde kurgulamıştır. Devletin partisi-ittifakı olmaz!

Aşı: Vatan, ne sadece bir orman ne de sadece sınırları çizilmiş bir toprak parçasıdır! Bu çağda sadece ülke sınırlarını korumakla ya da ormanları korumakla vatan kurtaramazsınız! Ancak 1978’lerin siyasetini yaparsınız! Savaş yöntemlerinin değiştiği bu çağda vatanın sınırı artık önce kendi bedenimizden başlıyor!

İlk olarak, küçük vatanınızı savunun! Daha sonra büyük vatanı savunacağınızdan hiç şüphemiz yok! Örn: Göçü savunan Prof/Göçe sonuna kadar karşı olan Prof, ikisininde ortak özelliği ne olduğu belli olmayan sıvıları (aşı) savunuyor olmaları! Bilim kuruluna güveniyorlarmış! Örn: İsrail başbakanı halkına aşı olmazsanız Mesih gelmez demiş!

Siyasetin önceliği milli aşı olmalıdır! İktidar ile muhalefet, halkı kutuplaştırmak (eleştirmek ya da destek vermek başka, kutuplaşmak başka) için kullandığı enerjiyi milli aşıya harcamalıdır!

Kurucu akıl, 2017 yılında başlangıç aşıyla olacak, tad alma duyusu bozulacak, sonunda ise Deccalin Kafası kesilecek dedi! Başlangıç ve son belli ötesi var mı? Bu arada kalan zamanda her insan kendi hikayesini yazacak!

Afganistan: ABD-İngiltere, Almanya-Rusya, AB-Çin, ortadoğuyu balkanlaştırdıkları gibi Türkistan coğrafyasınıda balkanlaştırmak istiyorlar. Fakat bu bölge ne balkanlara ne de ortadoğuya benzer! Afganistan’ın kuzeyinde Rusya, batısında İran, doğusunda Pakistan, Hindistan ve Çin mevcut. Bu saydığım ülkelerin hepsinin ortak noktası nükleer güç olmaları. Dengeler soğuk savaş döneminden çok daha farklı!

TÜRK ORDUSU planlanan bu oyunu sahada bozacaktır!

Ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin öyle ya da böyle TÜRK birliği kurulacak! Güneş yeniden doğudan doğacak ve Ay-Yıldız’ı başına tac edecek!

Ozan Aydın

ozann.aydin@gmail.com

Saygılarımla 

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8596/bozok-un-sir-ogretisi-kun-ay-yildiz-3



Bu yazı 981 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Ağustos 2021 Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız-3
    • 24 Temmuz 2021 Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız-2
    • 24 Haziran 2021 Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız -1
    • 9 Aralık 2020 Simya Hanedanları ve Üç Diş Projesi
    • 4 Temmuz 2020 KARA YERİN SIRRI: NEKRONOMİKON-3
    • 27 Nisan 2020 Kara Yerin Sırrı: Nekronomikon-2
    • 17 Nisan 2020 Kara Yerin Sırrı: Nekronomikon-1
    • 2 Ocak 2020 Ejderin Sırrı: Greenwich-3
    • 2 Aralık 2019 Ejderin Sırrı: Greenwich-2
    • 18 Ekim 2019 EJDERİN SIRRI: GREENWICH-1
    • 12 Eylül 2017 ZİHİN İMPARATORLUĞU ve GOOGLE

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,196 µs