En Sıcak Konular

Emir Yıldızdan

Köşe Yazısı
Emir Yıldızdan
4 Ocak 2021

Günümüzün Fuggerleri, Aşı ve Korku İmparatorları




 

“Tıp alanındaki çöküşler, kısmen kontrol altına alınan birçok hastalığı yayıyor. Toplu ölümler, bulaşıcı virüslerin etkisi ile artıyor. BM çaresiz. Dünya seferberlik ilan ediyor.” ASA Kitabı (2011)  Sh. 491

 

Korku psikolojisine karşı, İstiklal Marşımız Türk Milletine kodu vermişti: KORKMA!

 

Oktan Keleş’in 31 Aralık 2020 tarihinde yayınlanan  Kambala-8 videosunda https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8274/kambala-8  gündeme getirdiği iki isme biraz daha yakından bakalım: Fugger ailesi ve Dr. Paracelsus.

Dünyanın en zengin adamlarından biriydi Jacob Fugger (1459-1525); Alman banker ve tüccar… Servetinin  günümüz rakamlarıyla yaklaşık 400 milyar ABD doları  olduğu söyleniyor. Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanlarından birisi.

J.Fugger  ile ilgili  biyografi kitabı yazan Gazeteci Greg Steinmetz’e göre; Rönesans döneminde yaşayan banker; sadece insanlık tarihinin en zengini değil; aynı zamanda ilk lobicisiydi. Hıristiyan dünyasının iki önemli adamı Papa ve Kutsal Roma Germen İmparatoru Fugger tarafından finanse edilirdi. Kristof Kolomb’dan, Vasco de Gama ve Macellan’a kadar birçok kâşifin okyanus ötesi seferlerine finansal kaynak sağlayanların önde gelenlerinden biri de yine Jacob Fugger’di.

 

Ortak çalıştığı Papa onu “sevgili oğlum” diyerek  kucaklıyordu. %5 Jacob olarak anılacaktı verdiği rüşvetlerle.

Kısacası yaşadığı dönem en zenginiydi ve her dediğini yaptırıyordu.

Bugünkü ifade ile  dünyanın en önemli işadamıydı.

Aynı dönemde yaşayan diğer bir isme geçelim: Doktor Paracelsus. Tam ismi; Philippus Aureolus Theophrastus Bombastus von.

Paracelsus’un babası madenleri olan  Fugger’lerin işletmesinde madenci hekimliği yaptı ve mineraloji eksperi olarak çalıştı. Mineralleri toplayan ve kendi kütüphanesini oluşturan Wilhelm, oğluna metaller ve yıldızlar arasındaki gizemli ilişkileri öğretmişti.

Paracelsus babasıyla Alp tepelerinde bitki toplarken, orada rastladıkları yaşlılar, çobanlar ve yolculardan bitkilerin tıbbi özelliklerini öğrendi. Buradaki bitki örtüsü konusunda edindiği bilgi ve tecrübe onun farmakoloji bilgisi için zengin bir kaynak olacaktı. Yani otacılığı öğrendi.

 

Döneminde Paracelsus, büyücü ve hayret verici bir şifacı olarak bilinirdi. Doktorluğu süresince mucizevi tedavilerinin hikayesi Avrupa’nın her yanına  ulaştı. ‘Felsefe Taşına’  ve ‘Hayat İksirine’ sahip olduğu, ölümünden sonra, aynı anda çeşitli yerlerde görüldüğü iddia edildi. Hatta yüzyıllar sonra mezarı adeta türbeye döndü. Avusturya’da bir kolera salgını sırasında, insanlar onun özel güçlerinin hala var olduğunu sanarak iyileşme umuduyla Salzburg’daki mezarına akın ettiler.

Simyacı, şifacı doktor şunları söylüyordu:

 “Tanrı, doğada ilacını sağlamaksızın hiçbir hastalığa izin vermez.”

“Bir doktoru doktor yapan iyileştirme sanatıdır, çalışması ve uzmanlığıdır. Ne fakültesi, ne Papa ne de üniversitenin imtiyazı onu bir doktor yapar.”

“Zehir her şeydedir, zehirsiz hiçbir şey yoktur. Dozajı onu bir zehir ya da bir ilaç yapar.”

“Gökyüzündeki her yıldıza yeryüzünde bir çiçek tekabül eder.”

“Tin Tanrı’dan gelir.”

Bir ölüyü bile diriltebilecek güçte olduğunu iddia ettiği ve  formülünü sır gibi sakladığı laudanum  ilacını  çok acil durumlar olmadıkça kullanmadığı söylenirdi.

Bu doktor, muhtemelen Avrupa’da o dönem popüler olan örgütlerle de bağlantısı vardı.

 

Gelelim enteresan bir bilgiye; kayıp olduğu sanılan öğretileri bulmak için Doğu’ya gitmişti. Bazı sırları; Asya’da Şamanlardan ve İstanbul’da dervişlerden öğrendiği yazıldı.

Kritik cümlelerden biri de şu:

Paracelsus büyük bir başarıyla “çiy” damlalarında biriken semavi cisimlerin ışınlarını ve enerjilerini topluyordu.

Oktan Keleş Kambala-7 videosunda bu çiy’e dikkat çekerek, tabiatı mayaladığını ifade etmişti. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8102

Doktorluğunun dönüm noktalarından biri de o dönem yaygın olan sifilizli (frengi) hastaları tedavi ederek bir kez daha ün kazanmasıydı.

İşte bu noktada da Dr. Paracelsus,  frengi tedavisi ile ilgili yazdığı bir makale  ile dönemin en ünlü ve güçlü, otorite, iş adamı Fugger ile karşı karşıya gelir. Çünkü Fugger frengi tedavisinde işe yaradığı iddia edilen Guaiacum (Guajacum, frengi ağacı, guayak ağacı, kutsal odun, peygamber ağacı) ağacını getirip satarak büyük paralar kazanıyordu.

Fugger’in getirdiği hammaddenin işe yaramadığını ispat eden Paracelsus, tekere çomak sokmuştu. Fugger bütün gücünü kullanarak, doktorun tıbben ispatladığı işe yaramaz ilacı(!) piyasada tutmaya devam etti. Ve bunu da yine tıp camiasını kullanarak  yaptı.

 Paracelsus'un Fransız Hastalığı Üzerine (frengi) basılması planlanan çalışması, Leipzig tıp fakültesi dekanı, Fugger ailesinin dostu  Heinrich Strower'ın görüşüne dayanan bir kararname nedeniyle yasaklandı.

Yani tıp fakültesi dekanı, bilimsel çalışmayı, zengin iş adamının menfaatlerine dokunduğu için yasaklattı.

Bunu şunun için yazdım: Dönemin zenginleri bir işe yaramadığı bilindiği bir ilacı, (aşıyı) menfaatlerine uymadığı zaman yine tıp camiasını kullanarak satmaya devam ediyorlardı. Ve ne yazık ki,  buna karşı çıkan Dr. Paracelsus'lar artık çok az. 

Aşı mı, Aşırma mı?

Şimdi gelelim günümüze:

Günümüzün Fugger’leri Rothschild, Rockefeller, Bill Gates vs.

Aslında Rockefeller şu an biraz daha perde arkasında kalmayı tercih etmiş gibi görünüyor.(Aşılarla ilgili)Yerine piyasaya Bill Gates’i sürmüş durumda. Rockefeller Vakfı kuklacı, Bill-Melinda Gates vakfı da kukla.

Günümüzün Fugger’leri yine gündemdeler. Uzmanları, medyayı, kurum ve kuruluşları kullanarak bir korku imparatorluğu oluşturdular. Her gün ekranlardan, yazılı ve görsel medyadan “korku” pompalanıyor tüm dünyaya. Mart 2020’den beri izliyorum ekranları; aynı hocaların başlarda söylediklerini bir hafta/bir ay sonra kendi kendilerini nasıl yalandıklarını, çelişkili konuştuklarına hep şahit oldum. ‘Aşı için en az 4-5 seneye ihtiyaç var’ diyenler 9 aylık aşıları nasıl da savunur hale gelmişler.(elbette ki aşı karşıtı değilim, çelişkilere dikkat çekiyorum. İçeriği net olarak bilinen, yan etkileri konusunda yeterli araştırma yapılmış, özellikle ülkemde, üretilen aşılara niye karşı olayım ki? Ama dışarda alelacele üretilmiş, araştırmaları bitmemiş, yan etkileri konusunda yeterli çalışma olmayan, içeriği konusunda bilgi bulunmayan aşılara tabii ki karşıyım.) Bunlar kimin sözcüleri? Bilimi kullanarak insanları neden korkutuyorlar? Belirsizlik ortamında çıkıp, her gün başka bir hedef ve korku gösteriyorlar bizlere. Sorsan, “bilmiyoruz, olabilir, araştırmalar devam ediyor” vs. türünden yuvarlak cümleler.

Bunlar medya büyücüleri:

Bakın Oktan Keleş ASA Kitabı’na bunları nasıl anlatmıştı:

“Medya kazanında iksirler o kadar çok ki… Psikolojilere yapılan büyüler de çok. Yine bunlardan birisi “belirsizlik büyüsü”:

İnsanın zihnine istikbal korkusu, belirsizliği aşılamak; sisteme kaos iksiri enjekte ederek, yarından endişe ettirmek. Döviz çıktı mı, düştü mü? Ülke bölünebilir mi… gibilerinden doneler üzerine propagandalar ile o toplumu strese sokar. Yarını anlayamamak bunaltır o toplumu. Bu büyüler insanın imanından da çalar. Allah’a olan güvenden insanı uzaklaştırır.

Veysel Dede bunları dedikten sonra öyle bir örnek verdi ki tek kelimeyle muhteşemdi. Gel de tefekküre dalma diye geçirdim içimden:

- Eskiden insanlar tarlada, Allah mahsul verecek mi diye korkarlardı. Şimdi borsada kul verecek mi diye... Allah’a olan korkunun yerini kula duyulan korku almıştır. ” ASA (2011) Sh. 304

Yine aynı kitaptan devam edelim:

“ ‘Korku sihri çok etkilidir’ diye devam etti.

Şöyle düşün: Korku yanlış yaptırır. Toplumlara sunulan korku psikolojisi, illüzyonları kitleleri yanlış yaptırmaya iter. Öyle ki; örnek çok da birkaçını verelim:

Kitlelerin zihnine korku psikolojisini yerleştirmek için yüzlerce argüman kullanırlar.

Günleri, özel günleri, bayramları... ‘Falan bayrama dikkat!’,

‘Nevruza üç gün kaldı, aman!’

Kitleler o günler geçinceye kadar psikolojik olarak rahat değillerdir.

‘Acaba şöyle olur mu?’ gibi...

Başka bir örnek:

 ‘Yarın New York borsası tarihî günlerini maziye gömebilir.’

‘Tüm dünya ekonomisi çökebilir.’

Bu korku kitleleri bankalara, marketlere koşturur.

Gerisini sen düşün.

Yine korku psikolojisiyle etkileyecekleri ülkenin milletine haritalar gösterirler ülkeleri bölünmüş şekilde.

Bunların hepsi kitlelerin, insanların zihnine yapılan sihirlerdir.” ASA (2011) Sh. 316. 

“Hastalık, virüslerle korku operasyonları ve senaryoları önceden çekilen filmlerin zihinlere korku salması… Göktaşları, kıyamet senaryoları.” ASA (2011) Sh.544

Yukarıdaki satırlar sizlere çok tanıdık geldi değil mi? Özellikle pandemi döneminde yaşadıklarımızla ne kadar da bağlantılı. Bunların tamamını toplumların üzerinde uygulamadılar mı?

Günümüzün korku imparatorluğu kurmuş Fugger’lerine karşı, korkmayacağız! Fugger’lerin çizdiği alanın dışına çıkmayan bilim adamlarından uzak duracağız ve gerçek bilim adamlarının yanında olacağız. Kendini ha bire yalanlayan kurumlardan olan DSÖ, daha önce corona için tavsiye ettiği ilacı sonra ‘işe yaramıyor’ diye tavsiyesinden vazgeçti. Bunun gibi bir sürü örnek.  Bize bu kadar korku pompalayan doktorları, uzmanları, kurumları pandemi bitince merak ediyorum, milletin yüzüne nasıl  bakacaklar?

Şimdi sorarlar: Sen, uzmanlardan daha iyi mi bileceksin?

Pandemi’nin  nerede üretildiğini ve nereden başlatılacağını belki de dünya medyalarında ilk yazan biri olarak: EVET!

 

 https://twitter.com/EmirYildizdan/status/1220717681432834049

 

 Saygılarımla...

Emir Yıldızdan      

buulkem@gmail.com

Twiter:@EmirYildizdan

 



Bu yazı 2,064 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Mayıs 2021 Kara Yöneticiler ve Yılanların Öcü
    • 13 Ocak 2021 30 Saat Savaşları
    • 4 Ocak 2021 Günümüzün Fuggerleri, Aşı ve Korku İmparatorları
    • 30 Mayıs 2020 Göktürklerden Hediye
    • 1 Nisan 2020 Kulbak Bilge İle Çağı Anlamak
    • 7 Aralık 2019 Turks ve Caicos Adaları
    • 19 Mayıs 2019 Barbarosun Sancağı
    • 12 Aralık 2018 NATO mu PESCO mu?
    • 17 Ağustos 2018 Papaz Kaçtı Oyunu
    • 17 Aralık 2017 Yüzyıllık İntikam
    • 13 Ağustos 2017 Gökteki Türklerle Yerdeki Türkler Birleşti!
    • 31 Temmuz 2017 Pentagon'un Planını 5 Yıl Evvel Deşifre Etmiştik
    • 21 Temmuz 2017 Gargad-DNA Görünmezliği Projesi ve Manyetik Biyoloji
    • 23 Haziran 2017 27 Uçağın Sırrı
    • 4 Mayıs 2017 LOLAN (LÜLEN)-ECE-AYSULU TÜRK'e Kavuştu!
    • 6 Şubat 2017 13 Ocak 16.40, Denktaş, İstanbul
    • 1 Ocak 2017 Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat-1
    • 6 Aralık 2016 Ordu, Bütün Türk Milletidir!
    • 1 Kasım 2016 Sessiz Sözsüz Yaşananlar
    • 22 Eylül 2016 Kadim Savaş Devam Ediyor

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,402 µs