En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
6 Kasım 2020

Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü




 https://www.youtube.com/watch?v=bIUj-Jjk3oI

 

 

  Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birbir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

Oktan Keleş: Evet, bir Kambaba video çekiminde de daha beraberiz. Kalperen ocaklarındayız. Saatte geceyi şuanda 02.22 ve bir sohbet yaptık. Dolayısıyla da yine burada kalperenler var balalar var. Eray, Serdar, Fatih, Hayrettin Abi, Burak, İzzet ve Gökhan ile Yunus var ve Kalperen Ocakları genel başkanı Yener Dursun bey burada. Tabi şehirde kamlıktan bahsediyoruz çeşitli sırlardan bahsediyoruz. Kâinatın da birçok sırrı var. Şehirde de kırsaldaki gibi yaşamaya çalışan ve bir zümre var. Bizler gibi. İşte ben bazen Yörük şalvarı giyiyorum bu şekilde Kadıköy’e geçen gittim. Dünde konuştuk burada. Sanki yaratık görmüşler gibi tuhaf tuhaf bakanlar oysa mesela Ege köylüsü Karadeniz’de yine çeşitli köyde doğuda güney doğuda öyle mi yunus? Bu kıyafetleri kasketi takanlar var. Yörük şalvarı veya yöresel olarak şalvar giyenler var. Vesaire. Oralara tatile gittilermi oranın köylüsünün etinden sütünden balından reçelinden turşusundan çıkardığı her üründen faydalanan bir şehir halkı var. Değil mi? Medeni olduğunu iddia eden ama turistik gezi amaçlı gidip oralarda kalanlar bunları yadırgamıyorlar fakat oralardan birileri şehirde falan gezdiği zaman sanki dersiniz ki uzaydan biri gelmiş çünkü şehir hayatında böyle kılık kıyafet sanki olmazmış gibi. Fakat işte batının çeşitli kılık kıyafetleri herkes serbesttir özgürdür. Ne giyiyorsa giyebilir sıkıntı yok. Kaldı ki ben sporda giyerim, takım elbisede giyen bir adamım ama genelde Türk kültürüne ait her şeyi giyip yaşayan biriyim öyle mi başkanım? Lugatasını yapmıyorum değil mi? Söylediğim gibi yaşadığıma şahitsiniz değil mi her alanda?

Yener Dursun: sözde değil özde evet.

Oktan Keleş: Bu anekdotu düşelim. Genç kardeşlerimize de bu moda falan diyorlar. Dedelerimizin giydiği kıyafetler Anadolu kültürüne ait Türk kültürüne ait kıyafetlerden utanmasınlar. Gözlerinin içine soka soka şehirlerde de Kadıköy’ünde de çok Etilere falan gitmiyoruz o taraflarda pek işimiz olmuyor. Gideriz de sıkıntı yok her taraf bizim zatende. Nerde olursa olsun giyinsinler kuşansınlar gelecek nesillere de bunu etnografik olarak folklorik olarak değil. Gerçekten yaşamış ve yaşatılan bir şey olarak yaşayarak aktaralım. Bu böyle olur. Şimdi tabi bu kısa anekdottan sonra işte Türk kam bilgileri kam kıyafetleri de onunla ilgili yine bir çekim gerçekleştireceğiz.  Kam kıyafetleriyle alakalı işte kıyafete manyak denir. Aksesuarlar nedir? Bunlarla ilgili görsel bir daha önce TV’lerde yaptık ama birçok alanda daha detaylı bilgi vereceğiz. Ne manaya gelir? Kıyafetin ismi neden manyak denir?  vs. bu gibi kültürel kıyafet ve kıyafetin neyi sembolize ettiğini de Türk budununa özellikle genç nesile anlatacağız. Görevimiz bu. Dolayısıyla biz Türk’üz. Türklüğümüzle gurur duyuyoruz. Değerlerimizle gurur duyuyoruz.  Gurur duymamız yetmiyor onları yaşamamız ve yaşatmamız da gerekiyor. Şimdi yine kam bilgilerinden soruyorlar bazen işte tin ayinleri işte bunlar cinler mi geliyor periler mi geliyor büyü mü vesaire derken oralara  belki daha ileride gireceğiz.  Nedir ne değildir çünkü defaatle anlattık ama konular çok geniş olduğu için bitmiyor aslında. Coğrafi olarak kültürel olarak tarihsel olarak gelişimi de var bu işin. Türk yurtları çok geniş bir alan falan fi tarihinde şöyleydi fi tarihinde o coğrafyada böyleydi. Daha sonra falan tarihte topraklar genişleyince ve Türkler yayıldıkça yeryüzüne şu evirilmeye geçti.  Fakat bazı şeyler özde kaldı. Ki Türkiye’de de ilk defa ben yine kitaplarımda yıllar önce TV programlarında da işte abdallık müesseselerinin, dede korkut müesseselerinin, Türk kültürüne ait Kopuz Ata kültürünün, ozanlık müesseselerinin aslında Ön Türklerde ne manaya geldiğini, bir haberleşme aracı işte kıtlık musibet savaş vs toy güzellik neyse o birbirlerine destansı bir şekilde ulaştırıp.  Budunu ona hazırladığını yani sıradan bir kopuz çalarak bir şeyler çığırarak söyleyerek aslında basit algılanmaması gerektiğini yazdık çizdik. Kitaplarımızda da belirttik. Televizyonda da anlattık ve anlatmaya devam edeceğiz. Şimdi tabi bu cin peri işleri işin içine girince birçok dolayısıyla da bazılarının ilgisini defaatle çekmiştir. Çeker. Aslında böyle olmadıklarını da konuların halkın anlayacağı bir manada folklorik uydurma ve hurafe gibi algılandığı konular olmadığını da daha önce Habertürk programında anlatmıştım canlı yayında.  Uzun bir programdı ve bilgi ağlarında arşivde mevcut. Şimdi oralara çok girmeyeceğim.  Fakat bir soru soruldu başkanım buyurun.

Yener Dursun: Allah razı olsun sultanım. Söylediklerinizin izinde yaşayarak inşallah önderliğinizde yaşamaya çalışacağız. Tabi bundan önce yaz döneminde kam olarak Türkiye’nin ilan edilmiş tek kamı olarak birçok iyi güzel doğru faydalı kültürümüzdeki öğretileri, öğrenmeye çalıştık. Siz yaşadıklarınızı aktardığınızda. Şimdi bir kam varlık âlemindeki bütün yaratılmışlıklara iyi güzel doğru faydalı şeyler yapıyor. Şerlilerin oluşturdukları zararlı durumlara karşıda gerek kam ayinleri gerek tin ayinleri diğer ritüellerle bunlara karşı hep faydalı iyi güzel doğru toplumu aydınlatıcı işler yapıyor iken bugüne kadar ne tefsirinde nede açıklamalarında tam mutmain olmadığımız kuran ayeti bakara 102 de harut ile marut adlı iki meleğin sihir ve büyü öğrettiği ve bundan da eşlerin arasının açıldığı var. Yani bir kam iyi güzel doğru faydalı şeyler yaparken varlık âlemine bu açıklamalardan mutmain olmadığımız şekilde bu iki melek nasıl olurda zararlı şeyler yaptığı meallerde söyleniyor. Bunun gerçeği hakikati nedir? Böyle bir soru var. Ayet meallerine baktığımızda böyle yanlış anlaşılıyor ama doğrusu da yok. Sizden istirham ediyoruz.

Oktan Keleş: Estağfurullah. Tabi işimdi bir latife yapalım sayın Namık Kemal Zeybek beyefendi ile TV programı yaptığımız da beş sene kadar devamlı bir program yaptık. Orada bir kelime sarf etmiştim. İmam hatipler sorusuyla ile ilgili bir şeydi bende dedim ki “ Türkiye’de biz kaman hatipleri açacağız.” Böyle giderse falan. İşte latife bir yana oraya doğru gidiyor. Çünkü teoloji anlamında ilahiyat anlamında diyanet anlamında bugün İslam dininin anayasası olan kitabı olan kutsal kitabı olan kutsal metinleri olan vahiy diye adlandırılan işte kuran ayetleri tam anlatılmıyor. Ve bunları biz anlatıyoruz. Şimdi bu konuyu aslında ben 2016 da olacak bir kitabımda Asa isimli kitabımda uzun uzun anlatmıştım. TV programlarında da çok anlattım ama hep sorulan soru şu” Allah niye Harut ve Marut diye bir melek göndermiş ve bunlar büyü öğretiyor”.  Hep iş bu noktada düğümlenir.  Yani büyüye niye izin veriyor. Sihire niye izin veriyor. Hem sihir kötü de melekler neden öğretiyor.  Yani sorular bu mealde toplanıp ve üstelik ayetinde işte imtihan sebebiyiz diyen bir kısım var orada. Şimdi irdeleriz onu da. O noktada ya demek ki Allah bunlara yaratıcı nasip ediyor ama yasaklamış buda imtihan sebebi gibi denilip kesilip atılıyor. Ve acı olan şey yine söyleyeceğiz kuranı kerimin israiliyattan Tevrat’tan alıntılar yapılarak yormaya yani yorumlamaya çalışılmasıdır. Tefsir adı altında. Bunu maalesef bu ülkede diyanet işlerinin tefsirleri, tefsircileri yapmakta ve literatüre böyle sokmakta. Şimdi biz bir ayet okuduğumuz zaman diyelim ki bir ayet yani ben şimdi bir Kam olarak da aynı zamanda işte tabiat, doğa, varlık  âlemi, hayvanlar, yaratılış, hayata dair hayat öncesi, hayat sonrasına dair bütün Türk kültürünün o Kam bilgileri çünkü anlatıldığı gibi filmlerde eline bendir def alıp da çalmakla iş bitmiyor.  Bir ritüelmiş gibi gözüküp tuhaf sesler çıkarmak, tuhaf kıyafetler giymekle iş bitmiyor. Yani aslında onların birer manası var tabide çok bilinmiyor aslında. Bunu literatür de ilk defa Türk televizyonlarında Kam ayinini biz yaptık. Yıllar önce falan. O zaman da bir takım çevrelerden ya siz işte şunu mu yapıyorsunuz bunu mu yapıyorsunuz falan. Şimdi dizilerde filmlerde görüyoruz kamlar falan oturtuldu. Hatta bazıları bizi arıyor. O meşhur dizilerin fikir alışverişinde bulunanlar var.  Oralara girmeye gerekte yokta. Bu literatür bizim tarihimizin bir parçası kökü kökeni ve yaşıyor bu.  Tabi Anadolu coğrafyasına girdiğimiz zaman işte imparatorluklar dönemi, Osmanlı dönemi olsun Selçukludan sonraki dönem daha çok İslamlaşmış topraklarda Arap kültürü İslam adı altında bir çok bedevi kültürü yani bize, bizim Türklük kültürümüze ait olmayan bir çok öğretide girdi. İşte bunlara bugün kimileri hurafe diyor kimi iman kaidesi diyor kimisi şöyle diyor kimisi böyle diyor falan.  Fark etmiyor işin orasında değiliz. Şimdi bu meseleye de eğer biz bakacak olursak öncelikle acaba harut ile marut meselesi Babil’e inen iki melek karı ile koca arasını açan büyü öğretiyor. Ve diyor ki biz imtihan sebebiyiz  demeden de bunları isteyenlere öğretmiyorlardı.  Şimdi onu biz Eray’dan isteyelim  o ayeti bir okusun Türkçesini sonra gerekirse Arapçasına da bakarız.

Mehmet Eray Çakır: “Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, "Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!" demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. And olsun onlar, bunu (sihir) satın alan kimsenin ahiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi!”

Oktan Keleş: Evet birde şimdi biz bu ayeti Allah Allah ya harut diye marut diye iki melek var Babil’e inmiş bir bilgi var bunlarda. O toplum bunlardan o bilgiyi istiyor. Öyle mi? Fakat sıkıntılı bilgiler bunlar işte karıyla koca arasını açıyor diye ayet açık söylüyor falan şeytanlardan bahsediliyor Süleyman’dan bahsediliyor. Şimdi demek ki herkes soruyor ve iki melek işte büyü mü öğretiyor Allah büyü mü öğretiyor İslam’ın yaratıcısı öyle bir şey mi yapıyor diye soru soruluyor tabi dolayısıyla da sorular. Fakat acı olan şey şudur. Şimdi bunları açıklaması gereken Türkiye’de diyanet işleri başkanlığı vardır. Ki açıklamışta. Veya işte ilgili kurumlardır. Aslında biz burada çalıştaylar da yapıyoruz yıllardan beri. Orada da görüyoruz ki açıklanmamış aslında ve konular daha da mecrasından saptırılarak akıllarda başka sorulara sebep olmuşlar ve bu sorularda soruları doğurmuş ve o sorulara verilecek cevaplar yok.  Cevaplarda birikmiş. Verilecek cevaplarda yanlış sorular olduğu için yanlış yönlendirilen yanlış mecraya saptırılan mesele olduğu için. Soru yanlış soruya verilen cevapta dolayısıyla yanlış. Dolayısıyla da ikisinin toplamı yine hakikat ortada yok. Şimdi mesela bu ayeti öğrenmek istiyoruz. Sıradan vatandaşlar olarak en doğal hakkımız. Ya da bir Müslüman gelecek diyecek ki biliyorsunuz bize binlerce mail geliyor binlerce soru geliyor ki bu sorular sorulmaması gereken sorular, çoğu. Teşekkür ediyoruz onların teveccühlerine.  Şöyle sorulmaması gerekir, çoktan çözümlenmesi gerekirdi.  Bunların yani cevaplanması gerekirdi. Hele ki bu bilgi çağında bu iletişim çağında öyle mi, öyle mi yunus? Merak etti bir Müslüman Türkiye’de sordu bunu. Böyle bir ayet okudu Türkçesinden ki orijinalinden de birebir hemen hemen aynı şeyler biliyorsunuz biz o mealleride karşılaştırmalı hassasız o konuda. Ayetin orijinalin demediği şeyi Türkçeye meal olarak çevirmişler birçok biliyorsunuz şey var o konuda. Burada hemen hemen aynı diyebileceğimiz bir mesele. Şimdi sordu Müslüman ilk mecra diyanet işleri. Hadi bakalım diyanet işleri başkanlığının diyanet tefsiri bu ayeti bize nasıl anlatmış. Allah Allah soru şu melek iki tane melek diyorsun harut marut isminde bunlar sihir büyü falan filan, algılamada öyle ya, öğretmiş. Bir öğrenelim bakalım buyurun.

Mehmet Eray Çakır:Hz. Süleyman kitabı mukaddeste

Oktan Keleş: Dur neresi bu okuduğun şey ne

Mehmet Eray Çakır: bu tefsir diyanet işleri başkanlığının tefsiri, resmi sitesi.

Oktan Keleş: resmi sitesi bakın dikkatinizi burada celbederim.  İstirhamla. Dolayısıyla da yani falan filan bir kurumdan bahsetmiyoruz. Şimdi bu ayeti sorduk ya. Sordular bizede defaatle yıllardan beri otuz küsur senedir sorulan bir soru bu şahsıma. Kam olduk hala kurtaramadık hala soruyorlar. Buyur.

Mehmet Eray Çakır: Hz. Süleyman Kitâb-ı Mukaddes’te ve Kur’ân-ı Kerîm’de kişiliğinden ve faaliyetlerinden genişçe söz edilen bir peygamberdir.

Oktan Keleş: Şimdi dur. Sıkıntıya bakar mısın? Kuranı kerimin bir ayetini tefsir yaparken hemen nereye girdi, Kitabı Mukaddes adı altında tevrata girdi.

Mehmet Eray Çakır: Kuranın da önüne koymuşlar sultanım bu arada

Oktan Keleş: şimdi yani bu ayeti yormak için, tefsir yapmak için ki tefsir ilmini de bilirim yani he ne kadar Kam’sak bizim biliyorlar geçmişimizi, yazdığımız kitapları, yaptığımız programları yani yeni öğrenenler şey zannediyorlar bunlar tabi pek şahsımızı tanımıyorlar. Hani bu konulara vakıf değiliz gibi de e doğru haklılar bilmiyorlar. Tanıdıkları zamanda hem bazıları şaşırıyorlar bazıları da ya kusura bakmayın biz böyle anlamamıştık falan diyorlar. Şimdi Tevrat’ı getirmiş bu ayete yoruyor.  Sıkıntı yok mu burada yine israiliyat. Hani bu Tevrat kardeşim men edilmişti. Lağvedilmişti. Öyle değil mi? Şimdi şunu yapsalar baştan söyleyelim. Teoloji ilminde ki biz bunu ilahiyatçılarla da çok tartışırız değil mi? Yani kötü anlamda değil. Çeşitli hikmet öğrenmek, birbirimizle bilgi alışverişi dostluk çerçevesinde diyelim. Kardeşim bu kitaplar lağvedildiyse işte Zebur Tevrat İncil vesaire. Sahifeler, suhuflar yok zaten meydanda. Niye oradan örnek getiriyorsun Allah’ın men ettiği bir şeyden. Şunu deseler tefsir ilminde, ya işte ehli kitap semavi dinler dediğimiz bir söylemde sıkıntı varda oralarında değiliz şimdi işin teolojik manası, tarihsel bilgisi, rivayetler ve ya çeşitli daha önceki kitaplarda bu konuyla ilgili geçen konular başlığı altında ele alınsa bu bir bilim dalıdır. Anlamak adına doğru mu? Ama kuranı tefsir yapacağım dersen orada bir sıkıntı var arkadaş. Kuran kendi kendini tefsir eden bir kitap iddiasındayız. Ki ben onu hep iddia ederim. Ama bir başka kitaba muhtaçmış gibi tekrar altını çiziyorum bilimsel anlamda değil yani olmazsa bu yorulmaz, yorumlanamaz, tefsir edilemez, anlaşılamaz gibi bir algıyla daha dakika bir gol bir baştan bir al bakalım.

Mehmet Eray Çakır: Hz. Süleyman Kitâb-ı Mukaddes’te ve Kur’ân-ı Kerîm’de kişiliğinden ve faaliyetlerinden genişçe söz edilen bir peygamberdir. Yahudi literatüründe kendisinden, peygamberden çok kral olarak bahsedilir. Kitâb-ı Mukaddes’te ismi, “barış, selâmet” anlamında Şelomo olarak geçer. Babası Hz. Dâvûd, annesi Batşeba’dır (II. Samuel, 12/24).

Oktan Keleş: Şimdi birde Tevrattan ayet numarası veriyor kuranın bu ayetini bakara suresi kaçıncı ayetti bizimkisi 102 103. Yani bakara suresinin 102 �" 103. Ayetini biz tefsir yapabilmemiz için Samuelin yani Tevrat’ın men edilmiş Tevrat’ınSamuel 12/24 unu delil getirmemiz gerekiyor sanki. Getirmişler! Kim? Diyanet işleri başkanlığı resmi sitesi tefsiri. Dikkatinizi bir kere çekiyorum. Şimdi bu kamlara mamlara çok laf ediliyor ya bizim nargilemize falan filan. Tabi bunlar buraya gelene kadar çok iş var. Evet devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Hz. Dâvûd’un yaşlılığında onun yerine, yaklaşık milâttan önce 970’te İsrâil tahtına geçmiş; dönemin Mısır firavununun kızıyla evlenmiş; kırk yıl hükümdarlıkta kalmış; bu sırada Irmak’tan (Fırat) Filistîler diyarına ve Mısır sınırına kadar uzanan geniş bir ülkede hüküm sürmüştür (I. Krallar, 4/21).

Oktan Keleş: buda yine o ayete krallar bölümü 4/21.  Şimdi bu dine müntesip olanlara inananlara bir şey diyemiyoruz canım. Herkesin dini kendine. Sıkıntı yok. Onların kutsal kitabı. Biz bir şey de söylemiyoruz. Yani bizim söyleyeceğimiz zaten önce birbirimize olmalı. Değil mi? Şimdi bakara suresi 102 �" 103 anlayabilmek için iki tane tevrattan ayet okumamız gerekiyormuş. Biz bunu bilmiyorduk. Öyle değil mi başkanım? Tuhaf mı arkadaşlar? Serdar tuhaf mı?

Serdar Topçu: facia

Oktan Keleş: yunus?

Yunus: tuhaf sultanım.

Oktan Keleş: Gökhan?

Gökhan Demircan: Hakaret sultanım. Kurana bir hakaret.

Oktan Keleş: herkesin kendi düşüncesi var değil mi. Bir tuhaf yani. E men edilmişti bu ayetler yani Tevrat’ın bu ayetleri. Tevrat komple men edildi. Tevrat’ın bilgisi var Tevrat’ı tasdik eder kuran. Oralara girmeyeceğiz. Bak tekrar altını çiziyorum. O konulara vakıfız. Yani bize kalkıp da kısa süreli videolarla oda şöyleydi böyleydi demeyin. Boşuna zaman kaybediyorsunuz. Biz yine saygı duyuyoruz o ayrı. Devam et.

Mehmet Eray Çakır:Oldukça zengin ve aynı zamanda hikmet sahibi bir hükümdardı. Sadece bir defa savaş yapmış ve galip gelmiştir. Kendi adıyla anılan ve yahudilerce en kutsal mekân olarak bilinen Kudüs’teki ünlü mâbedi inşa etmiştir (Süleyman Mâbedi hakkında bk. İsrâ 17/1). Kitâb-ı Mukaddes’te bir bölüm, “Süleyman’ın Meselleri” başlığıyla ona nisbet edilir, ayrıca 72 ve 127. Mezmurlar’ın da ona ait olduğu kabul edilir.

 Kur’ân-ı Kerîm’in on altı yerinde Hz. Süleyman’ın adı anılmakta;

Oktan Keleş: hay allah razı olsun ya kuranı keriminde sırası geldi. Evet devam et.

Mehmet Eray Çakır: keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetinden söz edilmekte; bu meziyeti sayesinde girift hukukî ve sosyal meseleleri hallettiği, kuşların ve diğer hayvanların dillerini bile öğrendiği; bitkilere, rüzgâra, hayvanlara ve cinlere hükmettiği; erimiş bakırı kullanarak çeşitli araçlar ve gereçler yaptığı bildirilmektedir. Kitâb-ı Mukaddes’te Hz. Süleyman’ın âhir ömründe putlara taptığı, bu yüzden Allah’ın gözünden düştüğü ve O’nun öfkesine uğrayarak hükümdarlığının elinden alınmasıyla tehdit edildiği ileri sürülürken, Kur’ân-ı Kerîm’de bütün peygamberlerin mâsumiyeti yönündeki yaklaşım Hz. Süleyman için de sergilenerek bu iddia kesinlikle reddedilmiş (aşağıya bk.) ve onun sadece bir defa, çok sevdiği cins atlarıyla meşgul olmak yüzünden Allah’ı anmayı ihmal ettiği (dua veya ibadetinin vaktini geçirdiği), fakat çok geçmeden bu hatasından dolayı tövbe edip af dilediği ve bağışlandığı bildirilmiştir (Sâd 38/30-35). 

Âyetteki “şeyâtîn” (şeytanlar) kelimesi klasik tefsirlerde geleneksel anlamda şeytanlar şeklinde anlaşılmış; ancak M. Reşîd Rızâ, En‘âm sûresinin 116. âyetine dayanarak buradaki şeytanları “birtakım kıssalar ve masallar anlatan insanlar veya vesvese veren cinler veya her iki cinsten varlıklar”…

Oktan Keleş: veya, veya, veya, veya hangisi kardeşim? Birde Reşid Rıza kim? Diğerleri nerede? Yani o böyle demiştir. Bu da bir görüştür değil mi? Şimdi bizde o zaman bir görüşte bulunma hakkına sahip değil miyiz? Aklımız var, kalbimiz var değil mi? Yani bu kitap herkese indiği iddia ediliyorsa falan mükellefiyet var doğru mu? Tabi bir had de var yani bir bilgide var. veya veya karar ver cin mi insan mı masallar anlatan adam mı şeytanlar. Oysa ayet açık şeytanlar diyor, şeytanlar şeytan kelimesi. Evet devam et.

Mehmet Eray Çakır: Süleyman Ateş de “şeytan ruhlu kişiler” şeklinde yorumlamıştır.

Oktan Keleş: buyur, şimdi Süleyman Ateş hoca da şeytan ruhlu kişiler olarak açıklamıştır. Şimdi allah şeytan diyor. Süleyman Ateş hoca şeytan ruhlu kişiler diyor. Şimdi burada allahı mı dikkate alacağız? Süleyman hocayı mı? Ki saygılarımı sunulan kendisine. Onunla bir sorunumuz yok yani. Kendisi cidden ciddi araştırmalar yapan bir alim. Kendi sahasında bir şey demeye şeyimiz yok. Şimdi burada mesela soralım. Allah şeytan var diyor çoğul kullanıyor. İsim olarak fakat şimdi Süleyman Ateş hoca diyor ki burada diyanet tefsirinden bahsediyorum bak bizim iddiamız değil bak okuyoruz biz burada. Şimdi bir Müslüman sordu ya bu ayetin açılımını bak nerden girdi, samuellerden girdi kitabı mukaddesin krallar, mezmurlar bölümü falan arada sırada bir kurana atıf yapıldı. Zaten iş böyleyse kuranı kaldırın kardeşim tevratı getirin. Ordan işin doğrusunu bide o rıza mıydı neydi o şahsiyeti, Süleyman ateşi ki ilerde şimdi yine başkada gelebilir. Şimdi bir Müslüman sorar değil mi? Bir insan zeki, çok zeki olmaya gerek yok ortalama zekada bir insan der ki, ya kitap Kuran ayet 102-103 bakara burada allah yaratıcı şeytan demiş fakat bunu yoran allahım sen şimdi şeytan dedin ama bu şeytan ruhlu insanlar demiş. Şimdi hangisine yönelmemiz gerekiyor. Şimdi tefsir ilminden dem vurulmasın. Bu tefsir falan değil zaten. Bu literatür anlatımı, tarihte böyledir başta onun şerhini düştüm. Fakat buna tefsir diyemeyiz. Açıklama diyemeyiz. Yorumlama diyemeyiz. Bu bir bilgi sunumu diyebilirsek, tamam. Ama tefsir kelimesini buraya oturtursak sıkıntı var. Anlatabildim mi? Devam et kesmeyelim.

Mehmet Eray Çakır: Anılan kelimenin, bu söylenenlerin hepsini kapsadığı da düşünülebilir. 

Oktan Keleş: düşünülebilir yani düşünülmeyede bilinir. Tekrar edelim. Başkanım düşünebiliriz, düşünülebilir de düşünülmeyede bilinir doğru mu? Şimdi hangi tarafa gideceğiz. Düşünelim mi arkadaşlar düşünmeyelim mi fatih?

Fatih Erdoğan: iki olasılık var zaten. Ya düşünebiliriz ya düşünemeyiz.

Oktan Keleş: öyleyse varız. Buyur devam.

Mehmet Eray Çakır: Sözlükte sihir “sebebi ve kaynağı gizli durum, büyü, gözbağcılık” gibi anlamlara gelen Arapça bir kelime olup, terim olarak tabiat üstü güçlerle ilişki kurmak veya kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı tabii nesneleri kullanmak suretiyle faydalı, koruma gayeli ya da zararlı bazı sonuçlar elde etmek için yapılan işleri ifade eder.

Oktan Keleş: burada konumuz sihir büyü falan değil. Başta da arz ettiğim gibi bunun kitabını yazdık yıllar önce olmuş 15 sene neyse. TV programlarında defaatle anlattık.  Duruyor. Ve yine yapabiliriz yani sihir büyü daha da geniş bir çalıştay da yapabiliriz nedir ne değildir? İşte illüzyon nedir, göz bağcılık nedir, sihir, büyü, maji vesaire bugün ki teknolojik büyüler. Ki o Asa kitabımda ben en kalın kitabımda odur benim zaten. Hatta ne kadar yazsak bilgi bitmiyor. Dolayısıyla da birazda sıkılınmasın diye roman tadında verdik ki bilgileri de vesaire. Kitap reklamı da yapmıyorum bunu bütün Türkiye bilir. Sayın Zeybek Bey de bana televizyonda sıklıkla böyle yapıp birazda kızardı. Niye yapmıyorsun kardeşim derdi değil mi? Oktan Bey yapacaksınız falan derdi. Dolayısıyla konumuz sihir büyü değil. Konumuz bu ayetten yola çıkarak öğrenmeye çalışıyoruz, tefsir, hala bir şey öğrenemedik. Düşüneceğiz mi, düşünmeyeceğiz mi? Samueli mi okuyalım, mezmurlara mı gidelim? Mezmurlarda Zebur’un bir kısmıdır falan. Şimdi oralara girmeyelim. Krallar bölümünden mi öğrenelim Süleyman’ı? Süleyman tarihte kral yani. İsrail oğullarının bir kralı, Yahudilerin kralı. Kuranda başka tabiri var. Biz şimdi kurandan yola çıktık birde. Şimdi bilgiler entelektüel seviyede teolojik bilgiyi almak başka bir şey. Ama bu tefsir değil. Ama diyanet işleri başkanlığı bu ayeti bu şekilde tefsir ediyor hala! Ama anlamadık.  Süleyman Ateş hocamıza sağlık sıhhat versin ona göre böyle falana göre böyle düşüneceğiz, düşünmeyeceğiz falan. Şimdi sihir tabiri işte konu etnolojisine falan girdi kısaca. Devam et.

Mehmet Eray Çakır: Sihir veya büyünün başlıca gayesi, bitkileri, hayvanları, insanları, doğal olayları, güçleri veya nesneleri kullanarak veya kontrol ederek birine iyilik ya da kötülük etmek suretiyle maddî veya mânevî bir menfaat ve başarı sağlamaktır. Bu anlamda büyü, tarihin çok eski dönemlerinden beri her toplumda yapılmış ve yapılmakta olup antropoloji, sosyoloji, fenomenoloji, dinler tarihi, etnoloji, mitoloji gibi bilim dallarıyla uğraşanlar büyünün nitelik ve özellikleri, tarif ve tasnifi, dinle büyünün ilişkisi, benzer ve farklı yönleri vb. konular üzerinde durmuşlar, sonuçta bu alanda çok geniş bir literatür oluşmuştur.

 Câhiliye döneminde de sihir yaygındı. Cincilik, kehanet, fal okları atmak, yıldızlara bakmak, küçük kareler çizip içlerine harf veya sayı yazmak, düğüm atmak ve üflemek gibi sihir çeşitleri uygulanmaktaydı.

Oktan Keleş: Şimdi dur. Bak biz hala ayete giremedik bir türlü manasına. Entelektüel bilgiye de girdi burada. Sihir falan medeniyetlerde filan mitolojilerde çeşitli branşlarda şöyle algılanmıştır. Dönemlerde tarihsel olarak dinle ilişkisi vs. vs. doğru mu? Ama daha biz 102-103. Ayeti ya ne demek istiyoruna giremedik ama tabi diyeceksiniz ki bunları ey sen iki de bir konuşuyorsun da bunları anlamadan falan. Haklısınız kardeşler. Dinliyoruz da şimdi cahiliye döneminde sihir böyleydi. Kültürel sihirler vardır. Tarihsel, kadimden gelen sihir büyüler vardır. Bugünde işte kara büyü, şeylere girmeyeceğim böyle çok bilinen şeyler işte, vudu bebekler bilmem neler majiler, kara maji şu bu. Ki bunlar yapılan şeyler. Oralara girmeyeceğim çünkü bu alana girdim mi bana yüzlerce mail geliyor. Sakın bana da yok bende cin var, büyü var, peri var üzerimde bilmem ne var bana şunu gönderin bunu gönderin. Sakın sakın bak. Televizyonda da yıllar öncede beri uyardım. Lütfen yapmayın tekrar. Bu alanlara onun için girmiyoruz ama şimdi ben bir kam olarak bu ilgili soruya buradan geldiği için bu ne demektir oradan önce burayı çözelim de sonra biz kendi işimizi biliyoruz. Bir şuna göre buna göre işte Kam Hazretleri, Ulu Bay, Tengri Dağının eteklerinde gezen Yüce Kamın görüşüne göre, Sibirya ormanlarında ki Ak Kamanın görüşüne göre efendime söyleyeyim İskitlerde ki Kamana yani Kam Ananın görüşüne diye bir şeyimiz yok. Her şey ortada bizim için bilgiler net. Ama burada bu mukaddes kitapta da bence bilgiler net. Ancak hala anlayamıyoruz ya. Şimdi ne demek istedim mugalata yapmayayım. Müşriklerin yaptığı büyülerle Süleymanın devrindeki büyüler aynı değil ki sen aynı kefeye oturtup şimdi acaba bu ayeti o bu anlayışa göre mi yoracaksın. Bugünün büyüleri sihirleri de farklı. Kökenleri itibariyle kültürel anlamda bir yerlere temas edebilir. Eski Mısırdan bahsedebiliriz Mezopotamya büyülerinden şundan kültürel işte Asurluların, Hititlerin girersin birçok şeylere medeniyetlere gireriz daha eskilere gideriz de yani yaratılıştan sonraki bahislere de gireriz ki yaratılışla başlayan bir meseledir aslında bu. Peygamberin beyanda sihir vardır diye bir hadisi vardır. Yani her alana sirayet edebilir de şimdi kategorik olarak değil acaba bu ayeti bu anlayışla mı yoracak veya o zamanki anlayışla mı yoracak? Yani 1400 seneki anlayışı 5000 sene önceki anlayışa nasıl soracak devam edelim bakalım.

Mehmet Eray Çakır: “ve bütün bu işler putperestlikle birlikte yürütülüyordu. Araplar sihirbazlardan çekinir ve onlara saygı duyarlardı. Özellikle eski dönemlerde Firavun gibi hak dine karşı mücadele verip onu başarısız kılmaya kalkışanların sihir ve sihirbazlardan yararlanma yoluna gitmesi; ayrıca müşriklerin, Hz. Peygamber’in ve İslâm’ın başarısını sihir diye niteleyerek gölgelemeye çalışmaları sebebiyle Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde de sihir konusuna yer verilmiştir. Fahreddin er-Râzî sihrin mümkün olup olmadığı sorusuna cevap vermeden önce sihir kavramı içine giren bütün uygulamaları sekiz madde altında toplamıştır: 1. Keldânîler’in sihri. Yıldızperestliğin hâkim olduğu, dünyanın yıldızlar tarafından yönetildiğine inanılan bu kültürde, tılsım da denilen bu sihir çeşidinin gök cisimlerinin yardımıyla yapıldığına inanılırdı. 2. Güçlü ruh (nefis) sahiplerinin sihri. Bazıları, insanın ruhu uygun biçimde eğitilirse gizli şeyleri görecek düzeyde duyu, algı ve irade gücünün geliştirilebileceğini, bu sayede başkalarınca imkânsız gibi düşünülen birçok bilgi edinebileceğini, işler başarabileceğini söylerler. 3. Yerdeki ruhlardan yardım alınarak gerçekleştirilen sihir. İnsan ruhunun bu ruhlarla veya cinlerle bağlantı kurması suretiyle yapıldığına inanılan sihirdir. 4. El çabukluğu ve algı yanıltmaları şeklindeki sihir. Hokkabazlık, gözbağcılık gibi uygulamalar bunun örneğidir. 5. Bazı teknik cihazlarla sergilenen sihir. Maharetli bir aleti kullanarak bununla ilk defa sergilenen görüntüler (ses çıkaran heykeller, ışık gösterileri gibi), işin mahiyetini bilmeyen insanlarca olağan üstü sanılır. 6. İlâçlar yardımıyla yapılan sihir (sporcunun doping yapmak suretiyle normal gücünün üstünde performans göstermesi gibi). 7. Kalbi bağlayarak yapılan sihir. Sihirbazın, şarlatanlık yaparak, ism-i a‘zamı bildiğine, bununla istediğini yapabileceğine muhatabını inandırmak suretiyle onu etki altına alıp dilediğini yaptırmasıdır. 8. Kovculuk yapmak, insanları birbirine düşürmek suretiyle yapılan sihir. Râzî, bunun insanlar arasında yaygın olduğunu da belirtir.”

Oktan Keleş: Demek ki sihir diye bir olgu varmış değil mi? Fahreddin er-Razi de kıymetli bir alimdir döneminin çok üzerindedir. 8 madde demiş tabi biz ona 28 madde daha ekleyebiliriz. Özellikle 1-2 maddesi aslında aynıdır işte teknolojik büyüler ki ben asa kitabında yazmıştım bugüne sirayet eden teknolojik büyüleri. Bu arada onaltiyildiz.com da bir yazı yazdım “ABD Seçimleri ve büyücü savaşları” o yazımda da ne demek istediğimi anlamak isteyenler kısaca bir baksınlar bugünü birazcık betimler. Oradan başka şeylere de kıymetli izleyenler ulaşabilir ne demek istediğimize en azından altyapısına ulaşmak isterlerse de daha derinlemesine dalabilirler. Şimdi Keldaniler, işte biliyoruz Keldaniler kim tarihte yaşamış bir halk işte yıldız, necm vs. falan. İşte ikinci madde şu bu Süleyman devri hangisine giriyor? Keldanilerin sihri mi? Teknolojik sihir mi? Ya da Harut Marut devri mi? Hangisine giriyor mesela. Şimdi Bakara 102-103 ya başkanım bu anlatılan sihir diye bir şey varmış hem şarlatan diyorsun hem ama bunlar vardır yaygındır deniyor. Sihir zaten var işte bütün dini kitaplarda Kuranı Kerim’de özellikle peygamberlere büyücüsü, sihirbazcısı falan gelmiştir. Konumuz sihir değil, büyü değil belki ileride şimdi oraya kadar daha çok şey var. Mesela 9.su ekonomimiz berbatken çok iyi göstermek. Mesela bu da bir yok olan bir şeyi var, var olan bir şeyi yok olarak göstermekte bir sihir midir? Algılamak bunu kabul ettirmek mesela yanı yanlış anlaşılmasın. Mesela askıya ekmek asıp bütün dünya bizi kıskanıyor demek ve buna inanan bir zihni muhtevası olan insanlar, bu algıyı kabul etmek acaba bu söylem bir sihir mi? Olabilir mi yani? Fahreddin er-Razi’ye göre konuşuyorum ha olabilir mi? Mesela askıya havyar takılsaydı değil mi? Hani bir konfor bir sosyal refah göstergesi gibi bir şey olabilirdi. Yani şimdi olmayan bir şeyi var, var olan bir şeyi yok gibi göstermek algılara bunu çeşitli teknolojiyle, medyayla sosyal medyayla, görsel, yazılı ki ben onu asa’da yazmıştım 2006’da. olabilir mi acaba yani bilmiyorum ama ben kimden faydalandım Fahreddin er-Razi gibiler var ondan bir literatür bilgi var. Fakat hala bu bizim şu anda 102-103 Bakarayı açıklayamıyor ve Harutla Marutun ki acaba hangisi. Devam edelim.

Mehmet Eray Çakır: Râzî’nin tesbitine göre Mu‘tezile âlimleri, sihir adı altında ileri sürülen, fakat gerçekte doğal sebeplere dayalı doğal olaylardan ibaret olan gösterilerin sihir olmadığını belirtmişler; bunun dışında kalan ve olağan üstü güçler yardımıyla gerçekleştirildiği öne sürülen bütün sihir çeşitlerini asılsız, imkânsız olan sahte gösterilerden ibaret saymışlardır.

Ehl-i sünnet âlimlerinin önemli bir kısmı, sihir diye ortaya konan işlemlerin büyük bölümünün gerçekte hünerli bazı kimselerin sergilediği el çabukluğu, algı yanıltması, halkın bilgisizliğinden yararlanarak bazı fizik kanunlarını istismar etme; esrar, morfin vb. uyuşturucu veya sarhoş edici maddeler veya ilâçlar içirerek bir kısım insanları etkileme, umulmadık yöntemlere başvurarak insanları birbirine düşürme gibi gerçekte normal olan bir olayın olağan üstü bir yanı varmış gibi gösterilmesinden…

Oktan Keleş: Dur, bekle. Şimdi ehli sünnet alimleri dendi ya şimdi isimlerini vermeyelim ama açsınlar meşhur ehli sünnet alimleri var değil mi ülkemizde hatta ben onlarla televizyonda baya bir atıştıydım bir tanesiyle. Kardeşim bu sihir, büyü var diyor ve kendini ehli sünnet alimlerinin taklitçisi olduğunu iddia eden tarikatlar var. Hepsi de bu eleştirdikleri demek alimler öyle derken onlar diyor ki bu var ve falan cinciye gidilir bu bir ilimdir, muska yazsın, rukye yazsın diye yönlendirme var. Konuşmaları nerede bilgi ağlarında internette. E peki o alime bir bakalım şimdi ehli sünnet alimlerinin, bu ehli sünnet alimiyim diye kendini lanse edip onlarında yolunda yürüyorum diyenlerin dedikleriyle bir çelişki var. Hani diyorlar ya Araplar sihirbazlardan korkarlardı, saygı duyarlardı falan. Herkes şu an ehli sünnet alimlerinin birçoğu şu an saygı duyduruyor bu sapkınlıklar vs. şimdi onlara girmeyeceğiz. Teşvik yapılıyor teşvik sende büyü var bunun ilmi ayrıdır. Hani bu normal bir şeymiş denmiş ya tefsirci tefsirde. Öyle demiyor ki arkadaş teşvik ediyor. Kimlerin teşvik edeceği sakın haa anlı şanlı ehli sünnet alimleri bak tekrar söylüyorum isim vermeyeceğim korkumdan falanda değil şimdi gerek yok tek tek bakın. Büyü, sihir vardır diyecek e bu adam yoktur diyor buradaki görüşe göre hangisi doğru arkadaş. Fakat biz daha henüz mutezileye falanda girdik. Yani devam ediyor 102-103 Bakara yok ortada hala. Devam edelim bakalım bende merak ettim ya

Mehmet Eray Çakır:  Bunlar mümkündür, fakat gerçek anlamda sihir değildir. İbn Haldûn, Mukaddime’sinin (s. 497) “Sihir ve Tılsım İlimleri” başlıklı bölümünde bazı insanların, ruhun (nefis) kuvveti veya şeytânî güçlerin yardımıyla varlıkları etkileyerek, yıldızların ruhaniyetini celbederek, bu sayede varlıklar üzerinde tasarrufta bulunabileceklerini, nitekim kâhinlerin “şeytânî güçler yardımıyla gayb konularını bilme özelliğine sahip olduklarını” düşünmektedir. Ehl-i sünnet çizgisindeki müfessirler de, özellikle konumuz olan âyet ile Felâk sûresinin 4. âyetine, bazı hadis veya haberlere dayanarak genellikle sihirde kısmî bir gerçeklik payı bulunduğu kanaatindedirler.

Oktan Keleş: yani daha kanaatinde olanlar var olmayanlar var. Bu da ayrı bir düşünmemiz yada düşünmememiz gereken bir mesele konuyu daha oturtamadık. Yani ayet varda iş dönüp dolaşıp ayete patlayacak şimdi. Acaba böyle bir ayet indi mi inmedi mi? Var mı yok mu? Düşünelim mi düşünmeyelim mi? Devam et sen.

Mehmet Eray Çakır: Bununla birlikte a) hakiki olanının hayalî olanından ayırt edilememesi, b) böyle bir ayırıma imkân veren objektif ölçüler bulunmaması,

Oktan Keleş: Vaay nerden bulunmuş peki ehli sünnetçiler insanlara cincilere muska yazmaya tarikatın kendi hocası, hacısı var girmeyeceğim oralara konumuz sihir, büyü falan değil. Dedim ya belki ileride kapsamlı bir şey yapabiliriz. Şimdi ben bu hareketleri de kıymetli izleyenler ukalalık olsun diye yapmıyorum beni yıllardan beri tanıyanlar işte televizyonlardan, kitaplardan şuradan buradan bilirler ki bir üslubum vardır. Ve bunu aslında bilinçli yapıyorum sebebini biraz sonra söyleyeceğim bakın yani hani sanki böyle alaycı bir üslup gibi şu ana kadar gelmiş olabilir değil. Bilinçli yaptığım meseleler var aslında çok şeyleri varda gecenin bu saatinde şey yapmayalım. Devamı:

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8185/kambaba-12




Bu yazı 238 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Kasım 2020 Türk Töresi
    • 6 Kasım 2020 Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü
    • 5 Kasım 2020 ABD Seçimi, Büyücü Savaşları
    • 26 Ekim 2020 Zan, Yaratılış ve Atom
    • 25 Ekim 2020 Şirin Çocukculuk İmamoğlu
    • 24 Ekim 2020 Sembollerle Mesaj mı?
    • 18 Ekim 2020 Kur'anca, Ne Kadar Arapça?
    • 12 Ekim 2020 Kambaba-11 (Kambaba Şehirde)
    • 12 Ekim 2020 Işıklı Korona Oyuncağı
    • 12 Ekim 2020 Milli Şehidin Anıtını Kaldırmışlar
    • 6 Ekim 2020 Türkiye Ermenistana Haddini Bildirmeli
    • 25 Eylül 2020 Mavi Vatan Kırmızı Su
    • 13 Eylül 2020 Kambala-7 (İlk Defa Açıklanan Maden Sırrı)
    • 6 Eylül 2020 Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı
    • 1 Eylül 2020 Yunanistanla Savaş
    • 31 Ağustos 2020 Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam
    • 24 Ağustos 2020 Kambaba-10
    • 20 Ağustos 2020 Kambaba-9
    • 19 Ağustos 2020 Kambaba-8
    • 14 Ağustos 2020 Kambaba-7

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,128 µs