En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
6 Eylül 2020

Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı




 https://www.youtube.com/watch?v=2kvnTUVqhIE

 

 Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birbir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

 -Yener DURSUN: Ocağımızın Kurucu Banisi, Gönül Kıymetlimiz ve Sevgili Koldaşlar hoş geldiniz. Her zaman bir arada bulunamıyoruz. İş, güç dolayısı ile ama böyle bir araya geldiğimizde biliyorsunuz ki klasik bir bizim program versiyonumuz, muhabbet oluşuyor. Mutlaka bu muhabbetin olmazsa olmazı kaynağı Sultanımız oluyor. Hemen bulduğumuz yerde birçok sorular soruluyor. Bu sorular ile beraber daha önce internette sorulmuş olan sorularda var. Dolayısı ile herkese cevap verme niteliğinde biz hazır bulduğumuzda Sultanımızı lütfediyorlar ve hemen bir muhabbet hasıl oluyor. Bugünde onlardan bir gün. Yine koldaşlarımızla, Sultanımızla bir aradayız. Bu vesile ile başta Sultanımız olmak üzere sizlere hoş geldiniz diyoruz. Tabi bu oluşan muhabbetten elde edilen deruni bilgilerin burada olmayan koldaşlarımızla da paylaşılması açısından kayıt yapıyoruz. İnşallah hayırlara vesile olsun diyerek sözü Sultanıma bırakıyorum. Buyurun Sultanım.

-Oktan KELEŞ: Teşekkür ediyorum. Yine bir muhabbet ortamındayız. Ocağımızın bereketi ile İnşallah nasiplenelim. Sohbetlerimiz bizim çok olağan ve doğal oluyor. Tabi ki konferans ve çalıştaylar haricinde bu bir muhabbet olacak. Konuşacağımız konularda çok fazla dünyevi olmuyor. Yani son model araba, telefonu falan şeylere çok ilgi duyanlar yok aramızda. En azından aşırı derece muhabbet edecek babta. Geçtiğimiz günlerde yine epey oldu bazı konular işlemiştik. Onunla ilgili sorular sorulmuştu. Zamandan kar yapmak amaçlı bazılarını not alalım ya da not alırız onları sorun demiştim. Ogün galiba birkaç soru, not almış. Bu arada da daha çok açılan konular etrafında sorular olursa daha da yelpaze genişler ve konudan çok çıkmadan tekrar söyleyeyim doğaçlama bir şekilde ilerleyebiliriz. Evet buyur Ogün.

Ogün Emir YAYLA: Sultanım, geçen hafta yaptığımız bir küçük sohbette zaman kısıtlı olduğu için daha sonra açalım diye not almıştım ben. Süleyman peygamberin inşa ettirdiği mabet, cinlerin Süleyman peygamberin vefatından haberdar olmadan mabedini inşaatına devam etmeleri, bastonun kurtlar tarafından yenilip Süleyman peygamberin yere düşmesi ile cinlerin onun öldüğünü fark edip mabedi yarım bırakıp gitmeleri. Burada şöyle bir sorum vardı. Bu yarım kalan mabedin akıbeti ne oldu? Cinler orayı terk ederek nereye gittiler? Böyle bir not almıştım Sultanım.

-Oktan KELEŞ: Evet, birkaç daha notum vardı. Diğer arkadaşlarda notlarını çıkarsınlar. Şimdi biz burada altın sırrı ile ilgili ve yine Yusuf Kuyusu ve Altın Elbiseli Adam konusunu işledik. Oradan arta kalan sorular bu onu belirtelim. Çünkü o çok önceleri yapılmış konular içerisinde yerini almıştır da. Bizim arşivlenen konular var, sohbetler var. Onlar bazen yayınlanıyor bazen zamanı geldikçe yayınlanıyor vs. Bu konuda onlardan bir tanesi idi altının eksilmesi ona binaen. Şimdi tabi o konu ile anlatacaklarımızı birleştirsinler diye bu açıklamayı yapıyorum. Konuya vakıf olanlar var. Yayınlandığı zaman konuların kopuk olduğunu hissetmesinler diye bir önce ki Yusuf Kuyusu Altın Elbiseli Adam başlıklı idi. Bunu izlemeden cevapları çok cevap kabul etmesinler. Çünkü kafa karışmasın. Ne demek istiyoruz yani işin temeli orada. Bu birazda açılımı diyelim. Evet, Süleyman peygamber kısaca, cinleri çalıştırıyor. Cinlerden kasıt ne defaatle belki anlattığımız meseleler ayakları ters, kulakları şöyle, burunları böyle falan filan. Yoksa Cin Can örtülü kelimesi ile alakalı bunun içerisine birçok varlığın, şuurlu varlığın gireceği, insan fizyolojisinden ve yaratılışından biraz daha farklı kısmen avantajlı veya dezavantajlı bir yaratıma, tasarıma sahip olan varlıklar diyelim. Ömürleri belki uzun belki kısa, hareket tarzları farklı yani fizik ötesini kullanabilen metafizik dediğimiz veya boyutlar arası varlıklar. Hepsi de cin tabirini kullandığımızı tekrar vurgulayalım. Mesele uzaylılara da cin denilebilir mi? Kuran literatüründe cin, örtülü varlıklar açıklaması ile tabi ki denebilir. Önemli olan burada Zayirat 56. ayette de cinler ve insanlar kulluk edilmesi meselesi ibadet anlamı ile tabi onu işlemiştik daha önce. Şuurlu olduğu için anılması itibariyle böyle bir şuur var bunlarda hatırlatalım senin söylediğin ayette daha önce ben kitaplarımda ya da çeşitli vesileler ile anlattığım konular. Cinlerin gaybı bilmediği Kuran tabiri ile konuşuyoruz. Süleyman’nın çalıştırdığı onları hatta korkudan Süleyman peygamberdi o, birbirleri ile fısıldaşarak Süleyman bize bakıyor işimizi doğru yapalım tapınak veya yaptığı iş neyse o, onunla iştigal ettikleri ve daha sonra Süleyman peygamberin vefat etmesi asasına dayalı şekilde asayı bir kurt yiyipte dengesinin bozulması ve Süleyman peygamberin yere yığılması ile cinlerin evet bu ölmüştür deyip Yasin Suresinde ki mevzu ile de evet Allah da diyor ki onlar eğer şayet gaybı bilselerdi cinler böyle alaycı bir konumda hatta azapla düçar olmazlardı. Şimdi bu işin bir boyutu fakat yapılan bir iş var. Şimdi altın eksilip, altın deneyi geçtiğimiz o videoya atıf yaptığım mesele nereye gidiyor bu boyuta mı gidiyor bu. O bilgiye baksınlar. Yapılan bir inşa var. Şimdi tapınak fizik âlemde mi yapılıyordu, metafizik alemde mi yapılıyordu? Bu soruları sormadan açıklamalara girer isek artı Süleyman ölmeden önce, vefat etmeden önce yapılan şey ile vefatından sonra devam edilen şey aynı mı? Şimdi İslam dünyası bunu hiçbir zaman sormaz. İşi cinler gaybı bilmez, Süleyman peygamber öldü falan filan gibi, tefsirlerini de israiliyattan birkaç alıntı ile işi kurtarırlar bırakırlar. Bu sefer insanlık dinin ya da Kuran’ın anlattığı şey onların algıladığı ve bize empoze ettiği kadarını alarak anlatmaya gelecek nesillere aktarmaya başladı. Şimdi soralım burada ki herkes katılımcı olsun. 1) Bu tapınak bu boyutta mı yapılıyordu? Yoksa başka bir boyutta mı? Yani fiziki âlemde mi,  metafiziki alemde mi yoksa başka bir galakside mi? 2) Süleyman peygamber yaşarken onları çalıştırıyor değil mi Kuran tabiri ile. Onlarda korkuyor dikkat et bak Süleyman bize bakıyor diye aralarında fısıldaşıyorlar işlerini yapıyorlar yani korkudan yaptıklarının altını çizelim yani isteseler demek ki yapılmayacak, isyan edecek başka varlıklarda var o işin başka boyutu. Fakat Süleyman peygamber vefat ediyor. Sorulmayanı soruyoruz. Bunlar iş yapmaya devam ediyor. Şimdi mimarları düşünün plan, proje hayatta iken sunuyor ve çalıştırdığı insanları değil mi mühendisleri ve alt kadroya devamlı bilgi aktarmak zorunda en azından kontrol etmek zorunda. Hayatta iken bunu yapıyor, öldü mimar o proje belki var plan olarak çizilmiş ama bunun devamı, bekasının sürmesi için yine o mimara ihtiyaç var. Fakat burada mimar dediğimiz Süleyman peygamber vefat etmiş ancak ölmediği zannedildiğinden dolayı plan işliyor. Fakat ölmeden önceki plan işlemesi ile öldükten sonra cinler bunu yaptığına göre işlenen şey aynı mı? İki soruyu şöyle aramızda bir beyin fırtınası yapalım. Cevap vermek isteyen arkadaşlar buyursun. Ogün konuyu sen açtın sen söyleyeceksin. Sessiz kalmayın.

-Ogün Emir YAYLA: Sultanım, 1. Soru fiziki âlemde miydi, başka bir boyutta mıydı diye.

-Oktan KELEŞ: Yani bu tapınak dediğimiz şey işte onlar bir şey inşa ediyorlar yani.

-Ogün Emir YAYLA: Benim aklıma şöyle bir şey geldi. Bu eğer bu fiziki bir alemde olsaydı Süleyman peygamberin asasına dayalı vefat ettikten sonraki süreçte mutlaka birileri Süleyman peygamberin yanına bir şey danışmak için gelirdi fiziki âlemdeki insanoğlu yani ademiyet. Benim anladığım o süreçte Süleyman peygamber insanların arasında değildi yani bulunduğu mekânda. Çünkü uzun bir süre geçiyor hiç kimse yanına gelmiyor yani cinler onları görürdü yani Süleyman bunlarla niye konuşmuyor falan diye. Anladığım kadarı ile bu farklı bir boyutta. Zaten cinleri çalıştırması da insanın çalışamayacağı bir sistemin içinde olduğunu gösteriyor. Bu şekilde düşünüyorum Sultanım ilk sorunuz için.

-Oktan KELEŞ: Evet güzel. Başka arkadaşlar bu konu ile ilgili Salih sen ne düşünüyorsun?

-Salih YAVUZ: Ogün’ün söylediği biraz önümüzü açtı diyelim. Cinlerin ulaşamayacağımız bir boyutta çalışmaları, neden başka varlıklar çalışmadı, örtülü varlıklar çalışıyor yani bizim şu anda algılayamayacağımız varlıklar çalışıyor. Bunun üzerinde biraz düşünülebilir.

-Oktan KELEŞ: Boyutsal olarak da bizim çok sezemeyeceğimiz bir boyutmuş gibi düşündürüyor. Dede sen ne düşünüyorsun? 

-Bülent BATUR: Hiç bunu şimdiye kadar böyle düşünmemiştik. Yine anlatıldığı gibi bize sunulan Süleyman Mabedi var ya hep orayı düşünüyoruz zahiri olarak. Hep onun üstüne düşündüğümüz için hiç aklıma bir şey gelmedi konuşulanların haricinde.

-Oktan KELEŞ: Başka fikir beyan etmek isteyen Yasin buyur kardeşim.

-Yasin AKDOĞAN: Sultanım, ben burada bir ayrıntıyı anlamak için sormak istiyorum. Burada ki söz konusu olan mesken, mabet mi, tapınak mı? İkisi arasında ben de farklı bir algı oluşuyor. Onu ben düzeltmek istiyorum.

-Oktan KELEŞ: Şimdi tabi mabet ile tapınak arasında bir fark var. Fakat biz bunu tapınak olarak düşünüyoruz. Çünkü sadece mabet işlevi görecek bir yer olsaydı acaba şöyle de sorulabilir. Cinler bunu yapıyorsa cinler mi burada ibadetlerini yapacak gibi sorular sorulabilir. Bizi ne bağlar yani diyebilirdik. Kuran niye bunu zikretmiş gibi birçok soru sorabiliriz. Tapınağın daha kapsayıcı bir anlamı olduğundan dolayı tapınak dememiz daha doğru zaten öyledir de aslında. Fakat tabi bu bildiğimiz tapınaklardan falan da değil yani aslında anlaşılsın diye söylenilen bir basit isim. Evet buyur.

-Yasin AKDOĞAN: Şununla bağlantı kurmak istiyorum. Çünkü Kuran’da bazı ayetlerde tapınak der ibadethanelerde Allah’ın bir yönlendirmesi var. Yani Biz İbrahim’e dedik ki işte o yer burası. Burayı tekrardan ihya et, yükselt. Yani bir yönlendirme var. Şayet yanlış ve eksik zikrediyorsan düzeltmenizi rica ediyorum. Süleyman peygamber bir emir üzerine mi böyle bir tapınak inşa ettiriyor yoksa bir talep mi var?

-Oktan KELEŞ: Evet bunlar ara nüanslar. Kendiliğinden bir şey yapacağını düşünmüyoruz, kendinden yaptığı şeyler olmasına rağmen. Fakat bu konu biraz daha kapsayıcı bir konu olduğu için, Kuran’da da yer aldığı için yani yapılsa yapılsa bu bir emir ile yapılan bir şey diye düşündürüyor. Çünkü bununla ilgili aleyhte bir söz yok, lehte de tam senin söylediğin anlamında bir söz olmamasına rağmen kitabın bize göstermiş olduğu resimde kitaba konu olması itibari ile sanki kafasından ya da kendinden yapılan bir şey olmadığını da bir ruhsata dayalı en azından yani bir emirde olmasa, kendi talebi de olsa bir ruhsat verilmiş yap denmiş ki cinleri de çalıştırabilecek maharet ve yeti ona sunulmuş, kudret verilmiş ve o kudreti de kullanıyor yani. Bunu da böyle düşünmek gerekiyor.

-Bülent BATUR: Farklı bir boyutta ki tapınak yapma şeyi nereden geliyor. Neden farklı bir boyut?

-Oktan KELEŞ: Evet şimdi orada da bildiğimiz tapınaklardan değil derken bunu kast ediyorum. Biraz daha konuyu irdeleyelim. Ama o 2 soruyu unutmayın. Yani bu boyutta mı o boyutta mı biraz birinci soruyu açmaya başladık. Fakat ikincisi işte öldükten sonra yapılan ile onların bilmediği halde devam ettikleri konu aynı mı? Mimar örneğini şerh edelim ona bir virgül koyalım. Şimdi Salih’inde dediği gibi, katkıda bulunmak istiyor musun, Salih buyur.

-Salih YAVUZ: Süleyman (A.s.) ile ilgili ayetlerde, bakırı oradan seller gibi akıttık diyor. Şimdi baktığımız zaman bakır şu anda ki elektrik kabloları da bakırdan sanki bir sel gibi akar gibi durumlar var. Acaba bu yapılan inşada diyelim bu teknolojinin bakır teknolojisinin, elektrik teknolojisini bir yerde kullandı mı diye düşündüm.

-Oktan KELEŞ: Evet bunlara gireceğiz. Çünkü hem elektriğin ya da manyetizmanın, manyetik biliminin bunlarla ilgili bazı görüşleri var. Fakat biz konuyu şöyle ele alsak. Şimdi bu boyutta mı yani yaşadığımız müşahede âlemi dediğimiz, beka aleminde mi yoksa bir başka alemde mi yapıldı? Şimdi bir kere Süleyman Tapınağı’nı biliyorsunuz Yahudiler hala oluşturmaya çalışıyorlar. Hatta Mescid-i Aksa’nın altını kazarak aradıklarını iddia ediyorlar. Bununla ilgili arkeolojik çalışmalar yapıyorlar. Sık sık bu konu ile ilgili o bölge de biliyorsunuz ki kaos çıkar ama yıllardan beri iddiası o dur. Eski metinlere falan baktığımız zamanda onların belgesellerine, dini terminolojilerine bununla ilgili bir çok anekdot var Süleyman Mabedi ile ilgili, Süleyman peygamber ile ilgili. Tabi biz Kuran bilgisinden o pencereden bakacağımız için meseleye mesela Kuran’da bir tabir var; ‘Ona büyücü dediler.’ diyor. Hatta Kral Süleyman diye geçiyor. İşte kral peygamberler, kral olmayan peygamberler yani yönetici anlamında kral deniyor. Bakıyoruz ki burada insanlar için olsa, onların dediği gibi iddia edildiği gibi arkeolojik kazı ile meydana çıkarılabilecek bir eser olsa, kalıntılar olsa bu boyutta yapılmış gibi kabul edeceğiz. Fakat cinlerden bahsedilmesi, cinlerin çalıştırılması şimdi neden mesela insanlar çalıştırılmıyor, insani bir fizik kanunu yok gibi gözüküyor. Matematik, geometri kullanılmamış gibi gözüküyor. Orada insanlardan bahsetmiyor ayet, cinler böyle böyle yaptı diye çok açık ve net yani yoruma muhtaç falan bir ayette değil. Yahudiler bunu arıyor. Şimdi gelelim ilk defa madem öyle bir şey söyleyeyim. Birincisi, bu da ilk defa olacak yani dedik ya ilkleri açacağız onlar peşimizden gelecek. İslam dünyası şunu bilmesi lazım, insanlıkta bilsin bunu. Bu yahudi namussuzları kızıyorlar bana böyle konuşunca da israilli namussuzlar diyorum. Musevilere dinleridir bir şey demiyoruz yani inanca karışmıyoruz bize karışmadıkları sürece, hele ki Türklere karışmadıkları sürece ama Türklerinde rahatsız olacağı şeylere de karışmayacaklar insanlara da bulaşmayacaklar. Onlara karışınca bizde işin içine girip otomatik olarak karışmak zorunda kalacağız. Bunların iddası şu; Süleyman Mabedini çıkaracağız. Yıllardır bu işin içinde biri olarak söylüyorum bu konuları takip eden vs. İşte Mescid-i Aksa’nın altını çökertecekler bunlar yıkmaya çalışıyorlar, o mabedi yeniden çıkartmaya  çalışıyorlar, ya da aslında yok da sırf Aksa’nın yıkılması ile yeni bir düzen oluşturmaya çalışıyorlar falan gibi bir çok binlerce bununla alakalı bilgi var. İşin aslı şu; 1) Süleyman peygamber cinleri çalıştırdığına göre bu boyutta olmadığı çok açık. Biraz tuzak sorularla ya da kelimelerle biliyorsunuz benim biraz metodum öyledir hani konuyu açalım diye. 2) Cinlerle alakalı olduğuna göre bu boyutta olmadığını anladık doğru mu? Şimdi yahudilerin Süleyman tapınağına bakış açısı ile ne alakası var diyeceğiz yani söylediğim kelimeleri lütfen unutmayalım hatta ben unutursam lütfen hatırlatın. İkincisi ise en önemli şey bu alemde olmadığı gibi aslında bir başka âlemde de değil.

-İlhan Ağabey: Acaba her iki tarafta da mı var. Şimdi biraz önce Salih kardeşimiz dedi ya bakır ileti…

-Oktan KELEŞ: Şimdi oralara sonra geleceğiz. O işin çok sonra ki meseleleri, onlar cinler konusunda belki konuşulabilecek örtülü varlıklar, güçler konusunda diyelim tam cin kelimesi de karşılamaz onları. Bizim anladığımız cinden bahsediyorum böyle uydurma kaydırma işlerden değil. Bir, öbür boyutta değil ama öbür boyutta cinler var. Dedik ki bu boyutta olsaydı cinlerden bahsedilmezdi matematik, fizik kurallarına göre bu cinlerin işi değil. İki, bu boyutta da değil yani insani boyutta değil, o zaman bir ara boyut olması gerekiyor. Şimdi sadece delili cinlerden getir, cinler çalışıyor dersek Süleyman’da insan onu nereye koyacağız. Yani insanlara ait bir geçiş alanı da var. İşlevi olacak bir tapınak, bir bilgi belki galaksiyi yerinden oynatabilecek bazı sırları oluşturabilecek bir yönetim merkezi v.s, aklınıza ne gelirse diyebilirsiniz ama o tartışmanın sonra ki bölümü. Fakat bir ara bölge var yani burada hem insanlar faydalanacak, hem örtülü varlıklar dediğimiz varlıkların faydalanacağı bir alan. Şimdi İlhan’ın dediği gibi o elektrik işinde uzman olduğu için daha ilgisini çekti yani bu araya kablo döşeyebiliriz İlhan. Tabi işin latifesi, bunu bir kere böyle alacağız. Peki, Yahudiler bu işi niye bu kadar yani arkeolojik kalıntıdan falan mı medet bekliyor. Hayır. Bugün oluşturulmak istenilen mabet dediğimiz şey aslında büyük bir tapınak diye Yasin’in mabetle tapınak ayrımına vurgu yapması meselesi ile aslında işin çok dahabüyük yani duvardan köşeleri, çatısı, kapısı, temeli olan bir yer değilde büyük bir teknolojik veya her iki aleme geçiş sağlayabilecek ve oradan yönetim yapılabilecek hem fiziki alem hem fizik ötesi alem, boyutlar arası, boyutlar ötesi v.s. birçok alana sirayet edecek bir güç, temsilgah makamıdır bu ve bu yarım kalmıştır. İşte asıl sır budur. Yahudilerde burada ki bilgileri araştırıyorlar yoksa onun altında o salaklar da onun tapınak olmadığını biliyor ama bizim Müslüman kardeşler mi diyeyim onlara işte onlar anlamıyor. Şimdi mevzu bu. Bu kadar ucuz mu? Adam ona bütün devlet ideolojisini, siyonizmi yerleştiriyor ve oradan bir tane taht çıkacak diyor bizimkiler söylüyor onlar onu söylemiyor onlar akıllı yani bir tane tahtadan tahtada erimiş gitmiştir kaç bin sene olmuş uçmuş gitmiştir ya da metal arkeolojik bulgu, bu mu yani. Mesele oradan çıkabilecek belki bir tablet ki, tableti de şey olarak düşünmeyin ilkel tabletlerden bahsetmiyoruz, ileri teknoloji iki boyut arasında çalışabilecek bir anahtar ki onların teolojilerinde, birçok kabalitik şeylerde Süleyman’ın anahtarı diye bir kavram vardır, Süleyman’ın yüzüğü meselesi farklıdır, Süleyman’ın anahtarı. Aradıkları şey bu. Süleyman tapınağı koduyla buna ulaşıp işte bütün o dünyanın boyutlar arası geçişin yönetim temsilgahına ulaşmaya ve onu tamamlamaya çalışıyorlar yarım kaldı bu. Bu şu anda ne cinlerin işine yarıyor ne insanların işine yarıyor. Bakır ilettik meselesi ile de Kehf suresini hatırlatalım Zulkarneyn bir sed çekiyor. Orada bakır kelimesi geçiyor değil mi? Bizimkilerde zannediyor körüklerle koca koca tonajlı şeyler falan hatta bazıları temsili resimler yapmışlardı çok gülmüştüm ondan bahsettim işte böyle yaptı ve körüğü üfledi, körük dünyanın yarısı kadar bir insan bunu nasıl yapabilir? Eee o peygambersen ne karışıyorsun falan diyebilir de o körüğü peygamber tek başına mı yaptı. Tabi bunlar komik şeyler ama işin daha ilkel beyinle bakış açısını geçip daha öncede vurguladım daha üst frekanslarda analiz etmemiz gereken bir konu olduğu çok açık. İşte şimdi Kuran-ı Kerimle de siret-ül evvelin dedikleri işte anlatmışta bakır gelmişte, Musa şunu yapmış, İsa bunu etmiş falan filan değil. Özellikle ateistlerin veya ateistten daha tehlikeli olan Müslümanların, yani anlamayan Müslümanlardan bahsediyorum müminlerden bahsetmiyorum. Müslüman takıntım oluştu, mümin değil.Müminler üst tabaka ayrı konu. Müslümanların bu işi ilkel bir frekans bilgi ile ve işi mucize moduna çekip, hatta iman kaygısı ile Allah’ ın gücü bu falan deyip ötelemelerinden kaynaklı fakat her öteleme bize ve bizden öncekilere zarar getirdiği gibi şerliler tarafından bizden sonrakilere de zarar getireceği çok açık olmasına rağmen İslam dünyasının içinde bulunduğu rezalet, kepazelik ortada olmasına rağmen değil mi? İslam münezzehtir onu her zaman söylüyoruz. Şimdi biraz anlamışlar beni bazen ismime Kafir zındık diyorlardı. Biri diyor ki bunu bunu ayırıyor falan yani ayırıp ayırmama meselesi de değil konu. Herhalde yani bizim derdimiz İslam’la haşa cebelleşmek değil İslam diye yutturulan yanlış bilgilerle. Şimdi ne diye çıkarıyorlar Alevi- Sunni değil mi Şia-Sunni bilmem ne falan filan. Şimdi baktığımız zaman iki tarafta da hikmetli sözler bulabilirsin, hadis kaynakları bulabilirsin, kaynaklar bulabilirsin. Mesela şimdi İlhan Sunni olsa ben Alevi veya Şia olsam İlhan’a yaklaşmıyorum toptan reddettim. Toptan ret edişim orada ki hikmetli, güzel kaynaklara da ulaşamama anlamına geliyor tam tersi o da bana bu şekilde yapacak işte bu kimin işine yarıyor. Hakikati örten biri vardı değil mi? İşte mesele bu,böldüğü zaman çokta güzel bölünmüştü ekoller böyle. Ben şimdi Sunni falan değilim, Alevi falanda değilim ama Alevi canları çok seviyorum onlarda beni sever hatta ben Sunni ekolden çok onları seviyorum. Şimdi bunu merak edenler oluyor da ondan söylüyorum. Bu benim gönlüm kardeşim kime ne, kim kimi seviyorsa sevsin. Kişiler değil bahsettiğimiz konu, onların tavrı daha düzgün hakikate ulaşmak adına, daha uzlaşıcı biri de tahakküm kurucu. Sonuçta bende Sunni bir gelenekten gelen bir ailenin çocuğu olarak yetişmiş biriyim ama baktım ki tahakküm kuruyorsun sen, sizin tahakkümleriniz hikmete ulaşmamıza engel oluyor. Aaaa Bektaşi kurban ol Bektaşi’ye, aaa Alevi kurban ol Alevi’ye. Şimdi mesele hikmete ulaşmak, manaya ulaşmak değil mi, Yaratıcına ulaşmak için bir merdiven basamağı aramak değil mi maksadımız. Tamam var ama ne sen o basamağa gidiyorsun, ne öbürü o basamağa gidiyor. Çünkü o şu’cu, sen bu’cu işte bak örtülmüş her şey. Buarada da tabi soslamışlar bunu her zaman söylemenin bir anlamı yok. İnsani olmayan şeyleri din diye algılatmışlar, insanların inanç duygularını tahrik etmişler, yezid denen köpeğe radıyallahuanh demişler. İyice de kamçılamışlar bunu, daha da körüklemişler bu ayrıştırmayı beyinsiz takımı şimdi olay bu. Şimdi gelelim konumuza dönelim. Köpekte güzel bir varlıktır, o köpek bile değil yani ne diyelim it mi diyelim köpeğe kurban olsun. Mesele şu, biz hangi tapınaktan bahsediyoruz kardeşim arkeolojik bir eserden mi bahsediyoruz, uydurma kaydırma işlerden mi? Bizi birileri ilkel olarak beynimizi aşağı çekmeye çalışıyor. Zaten aşağıya indirilmişiz bir türlü çıkamıyoruz. İpte atmışlar oradan bize değil mi Ali İmran suresinde ip vardı uzan filan. O da bakıyoruz lan ya çürükse diyoruz yukarı doğru çıkarken, ya kendimize güvenmiyoruz ya da işimize gelmiyor ya da ip olarak tabi mecaz yapıyorum tabi burada diyoruz ki ya kısa yoldan bizi alsana ya iple miple uğraştırma diyoruz nefsanî bakış açısıyla başka şey söyle falan filan. Şimdi peki bu cihetten baktığımız zaman demek ki Yahudiler daha büyük bir şeyin peşinde dünyayı ve dünya ötesini yönetmeye talip adamlar. Tabi biz Türkler olduğumuz sürece ve olacağız ona müsaade etmeyeceğiz. Bunun önünde engel Müslümanlar değil bunun önünde engel Yüce Türk Budunu, Milletidir bak onlar bunu çok iyi biliyor. Birçok eserinde çaktırmadan bunu da belirtiyorlar. Müslümanlardan zerre kadar tırstıkları yok adamların. Yıllardan beri 1988ti benim ilk yazım Milli Gazete’de bunlar üzerine yayınlandı kaç sene geçmiş 32 mi? 32 seneden beri terane benim hayatımdaki şey bu. Yani değişen bir şey yok. Değişecek bir şey de yok bu yolla. Çünkü yaratıcı ne diyor kendinizi değiştirmezseniz sizin durumunuzu da değiştirmem bu kadar açık doğru mu Yasin? Yani biraz önce de hangi kardeşimle konuştum Olcay ile galiba Olcay nerede? İçeride yorgundu o. İşte şöyle şöyle dedi abi niye böyle oluyor bu Müslümanlar ya da bizim tarzımız şöyle böyle ona bir kelime sarf ettim yeri gelmişken onu da söyleyeyim. Yani hep belirli bir şikâyet var ya bizim toplumumuzda ya işte falanlar şöyle yapıyor filanlar böyle yapıyor işi siyaset boyutundan al, sosyoloji boyutundan al, kültürel, psikoloji ne dersen hep böyle bir şikâyet var, ekonomi Yaratıcı diyor ki neye layık olursan onunla yönetilirsin diye hadisten de söz edilir. İnanırsın inanmazsın bu bilimsel olarak doğrudur yani hep söylemişimdir burada biz hırsız olursak başımıza bir hırsızı atarız. İşimiz öyle çünkü bir dürüst adamı atar mıyız taş koyacak önümüze ya da tam tersi olsa değil  mi onlar hırsız atar mı falan. Yani neysek bizi yöneteceği insanı bizzat seçmesek de bilinçaltımızda, ruhumuzda, bilincimizde “Yaratıcı hiç bilmez mi ayeti gereğince” biz aslında seçtiriyoruz, bizim duygu frekanslarımız seçtiriyor. Şimdi şikâyet edenler bir de biraz daha ileri gidelim Allah bunlara niye müsaade ediyor? Cevabım tektir böyle kula böyle Allah anladın mı? Siz bunu istediğiniz şablona oturtun sosyolojiye, psikolojiye, siyasete bu kadar basit. Böyle kula böyle Allah bitti başka bir Allah da yok yani hani yanlış anlaşılmasın ama Allah’ın vasıflarının sizin üzerinizde değişmesini istiyorsan önce sen değişmek zorundasın ve bunu toplumca yapmak gerekiyor. Evet, bireysel olarak aramızda iyiler vardır eee toplumsal olarak… Geçen söyledim demi dağda Tengri ile bağını kopardığı dönemlere toplumun fetret dönemi denir yoksa peygamber gelmemişte bilmem şey olmamışta falan filan. Allah devamlı bir şey gönderiyor yani doğru mu şimdi oraya girmeyelim. Türk milleti de düşünsün, titresin, kendine gelsin defaatle söyledik.

Tapınak meselesine geri dönecek olursak eksilen mesele geçtiğimiz anlatı da. Yarım kalan bir şey var şimdi bu kadar anlatımla arada bir bölge var. Aradan insanların o bölgeye geçeceği, o bölgeden aradan bizim bölgeye geçiş olacak bir kapı, ara bölge. Yani cinlerin ve insanların veya şuurlu varlıkların veya arada buluşulacak bir boyuttan bahsediyor ve orada oluşulan bir yönetim sırrı bilim de buna, teknoloji de yani buna sadece dini terminoloji yükleyerek işi masalsı hale getirmeyelim din masal değil de hayalimizde tahayyül ettiğimiz şeyleri küçültmeyelim anlamında söylüyorum. Buraya kadar olan bölümde fikriyatı değişen veya bir şeyler söylemek isteyen varsa. Buyur Salih

Salih Yavuz: Bu bize tapınak olarak yorumlatan bir kelime var orada ama tapınak manasına gelmiyor esasında bence çünkü orada mihrap diye bir kelime mihrap işte camilerden bildiğimiz için biz işte burası tapınaktır yani veya ibadet merkezidir diyoruz ancak daha çok meharip harp kelimesinden geliyor. Harp, karargâh gibi algılanabilir yani harp belirleme yeri meharip. Daha çok savaşla ilgili karargâh merkezi inşası gibi bence.

Oktan Keleş: o bir hatta olabilir değil mi hatta bir türk sanat musikisinde mihrabım diyerek sana yüz vurdum… mihrap kelimesi hat oluşturulabilecek bir yer. Senin için anlamlı ama sureti bir, fiziki bir boyutta gözlemlenebilecek bir alan dediğin gibi savaş tabi bu savaşın alanlarını, sınırlarını genişletebiliriz. Tahta kılıçla savaşmaktan bahsetmiyoruz yani her devire göre değişebilecek ya da öyle bir yer ki karargâh işte bir öğretiyle bu elde edilebilirse işte o anahtarı düşünelim şunu bunu düşünelim biraz önce arz ettiğim konulardaki gibi başka bir anlam çıkabilecek bir şey. Tapınak onun için dedim yani tam bizim anladığımız mana da tapınak değil derken bu konuya aslında atıf edecektim ileride erken oldu ama iyi oldu. Başka bir şey söylemek isteyen?

Salih Yavuz: Kelimeleri irdeleyebiliriz yani daha çok genel manalarına bakılmadı tabi kelimelerin kökünü incelemediğimiz için mesela çanaklar diyor belki bizim bildiğimiz yemek çanakları değil de belki uydu çanakları yani. Öyle bir şey de o bir savunma sistemi olabilir harp karargahı için.

Oktan Keleş: Aynen aynen evet. Çanak mesela içi oyuk iş görülen bir kap gibi algılandığı gibi biz de Türkçe de kullanımı veya o bölge de o dönemin kullanımına girmiş olan bazı şeyleri tanımlamak için kullanılan mesela değil mi çanak, çorba çanağından da bahsetmiyoruz doğru söylüyorsun, çok güzel.

Salih Yavuz: diğer kelimeleri de irdeleyebiliriz belki başka manaları da olabilir

Oktan Keleş: tabi tabi evet çok güzel ya da kuytu bir şeyler mi var bir alanlar mı var orada. Ya zaten tanımlamaya gireceğimiz zaman aslında tabi kazanlar şunlar bunlar. Mesela Davut içinde heykeller yapardık diyor, dalgıçlar seçmiştik onlar için bir başka ayette şimdi onlara gireceğiz ama ben istiyorum ki siz girin şöyle sesli düşünelim. Salih komiserim teşekkür ediyorum yani Salih zaten şey bu konuları araştıran, ilgi duyan bir kardeşim benim sağ olsun. Çalıştaylarda da benim sağ kolum gibi sıkıştığım yerde Salih nerede diye soruyorum. Sağ olsunlar birçok kişi aynı vasıfta. Geri kardeşlerimizde öğreniyorlar o raddeye gelmeye başladılar. Buyurun Yasemin Hanım.

Yasemin Hanım: benim aklıma takılan en başta sorduğunuz soruyla ilgili şöyle bir şey oldu sultanım. Şimdi biz biliyoruz ki Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmaz, boşuna yapılmasını emretmez. Yapılşan yapı ne olursa olsun mihrap veya tapınak bunu bir amaca yönelip mutlaka…

Oktan Keleş: ama ama ama şimdi erenler lügatinden de konuşacağız. Öyle Sünni münni bir şeyler benden beklemeyin. Zaten biraz da bizi ondan seviyorlar ya da tam tersi nefret ediyorlar umurumda da değil. Allah ne dediniz hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Ama boşuna yapılan şeye göz yumar. Bununla ilgili birçok ayet vardır. Bu çok önemli bir mesele. Heva ve hevesleriniz, boşuna uğraşlarınız göz yumuyor. Göz yumma derler değil mi mesela madem sizin dediğiniz gibi kati bir şey varsa.orada da bir murat var bak bu çok önemli bir şey. Siz devam edin.

Yasemin Hanım: burada Hz. Süleyman’a verilen bir emir varsa ben tamamen kendi zanlarımdan hani hareketle söylüyorum. Öyle bir yapının yapılması ile ilgili Hz. Süleyman’a, peygambere mutlaka bir emir var yap diye metafizik âlemde yapılıyor diyelim ki böyle bir yapı. Hz. Süleyman’da iki boyut arasında bir yolculukta mutlaka hani gidiyor geliyor. Orada bir akış var yani ve mutlaka bana göre Hz. Süleyman’ın cinlerin güvenilmezliğini biraz önce konuştuk güvenilmez varlıklar çünkü zorla yapıyorlar istemeden

Oktan Keleş: e insanlar çok mu isteyerek yapıyor

Yasemin Hanım: Peki Hz. Süleyman’ın bir alt kurmayları yok mu onarlı gözetecek hepsine Hz. Süleyman mı bakıyor

Oktan Keleş: siz projeden 2. Sorunun cevabını vermeye çalışıyorsunuz evet

Yasemin Hanım:  yani bir şefleri ya da kâhyaları yok mudur ben tabii ki dünyevi manada konuşuyorum mutlaka oradaki unvanları farklıdır bir hiyerarşi yok mudur? Yani o aklıma geldi. Eğer hiyerarşik bir durum varsa ve metafizik olmayan boyutta Hz. Süleyman vefat ettiğinde cinler onu diğer boyuttan fark edemeyecek durumdaysalar bu rahatlıkla gizlenmiş olabilir bir müddet için.

Oktan Keleş: Evet, mesela Hüdhüd nerede burada diyebilir miyiz? Ölmüş olabilir mi?

Yasemin Hanım: Evet, yani 2 boyut arasında mutlaka gidip gelen kendisi gibi veya kendisinden farklı izin verilmiş varlıklar da vardır diye düşünüyorum

Oktan Keleş: Evet, teşekkür ediyorum. Bunu 2. Soruya geçtiğimiz zaman tekrar lütfen açabilirsiniz. Buyur Ogün.

Ogün : Sultanım biz Kambala-1 çizgi romanı ve Tengri’nin Türk’ün de bir şey öğrendik. Dünya dışı yaşam formunun insanlık ile iletişimde olduğu bir uyması gereken bir protokolden bahsedildi orada. Dünya dışı yaşam formunun uyması gereken bir racon var insanlığında buna uyması gerekiyor. Şimdi ben bunu algıma oturtmaya çalışıyorum bu tapınak ve mabet meselesini. Bu bana biraz şeyi anımsattı sultanım. Bugün hayatın olağan akışı içerisinde bunu çok duyuyoruz yani Uluslararası uzay istasyonu meselesi. Sanki bu da yaşam formları arası bir istasyon gibi.

Oktan Keleş: O zaten kapsayacak onu. Yani normal bir mabet veya tapınak değil deyişimizin sebebi o. Teknolojik düşünün dedim, bilimsel düşünün dedim, boyutlar arası galaksiler arası, gezegenler arası uzay filan oradaki varlıklarla temas şu bu birçok şey düşünebiliriz dedim. Evet, işte bak sen şimdi ilkel düşünmüyorsun. Sen yine devam et kesmiyorum. Ben arada sırada böyle nükteleri belirtmemdeki sebep vurgulamak istiyorum ne demek istediğimi. Yani ilkel beyin deyince yanlış anlaşılmasın bir insan çok moderndir ya adam profesör olmuş fizik profesörü birkaç defa bana yıllar önce yazışmada yaptı. Yıllar önce dediğim de 7-8 senelik hikâye. Bir uluslar arası etkinlik falan vardı şimdi tabi burada söylemeyelim ama yani adını söylemeyim zaten adını da tam çeviremiyorum. O adam Hintli adam profesör, fizik profesörü enerji konusunda da şeydi ama adam ineğe tapıyor kardeşim. Yani ilkel beyin dediğim kısım bu. Demek ki bilimsel olarak bir eğitim almanın veya bir kariyer yapmanın öyle mi Salih bir şeyi de yok. Anlatmak istediğim ilkel beyine kendin indiriyorsun. Ha inançtır diyeceksin şimdi inançların işte iman kaidesini falanı filanı bu işlerde falanı senin de kuranında şöyle uçuyor kaçıyor falan peygamber gidiyor asayı vuruyor falan diyebilirler ama burada somut bir şey var inek var Brahmanlar bunu yapıyor Budistler de değil. Adam duruyor saatlerce bekliyor inek kalkacakta mesela biz ineği çok severiz tandırı güzel oluyor ama yani Karadeniz’de de sütünü tereyağı falan çok yaparlar. Onlar hakikaten de çok sever benim rahmetli nenem bizden fazla ineğini severdi. Ona isim takardı, boncuklar yapardı, oyy sarı kızım filan biz kıskanırdık kimi ineği ama biliyorum ki brahman değildi yani neyse anlatmak istediğim buydu sen devam et kesmeyim.

Ogün: Bir de Süleyman peygamberin anladığım kadarıyla diğer peygamberlerin kıssalarında Süleyman peygamberin kapsayıcılığını göremiyoruz istisnalar tabi var. Anlıyorum ki Süleyman peygamberin hükmünü bütün yaşam formları kabul etmiş. Yani onları boyunduruğu altına almış yalnız ademiyeti değil yani hakikati açıklanmamış varlıkları da Süleyman peygamber boyunduruğu altına almış fakat onların insanları rahatsız edecek pozisyonunun engellemek adına yani bir sulh yapabilecekleri, görüşebilecekleri bir mekân yani bunun şemasını tabii ki bilemem yani de bu tapınak kısmını böyle algılıyorum sultanım.

Oktan Keleş: Çok güzel tapınaktan içeri girdin. Şimdi tapınağın odalarında dolaşalım bakalım nasıl bir yer. Bildiğimiz gibi bir yapı değil dedim zaten onu öyle düşünmeyelim öyle tahayyül etmeyelim. Bir bilgi merkezi, Salih’in dediği gibi mihrap dediği kısmı da gözümüzün önüne getirerek daha da çerçeveyi genişletebiliriz. Başka bir şey başkanım buyurun.

Yener Dursun: Sultanım şimdi ilk soruda sorduğunuz soruda birçok arkadaşımız söyledi. Cinlerin bizimle aynı boyutta olmamaları yani gizli olmaları, saklanmış olmaları.

Oktan Keleş: Aynı boyutta olmamıza rağmen bazılarıyla bizim onları çok rahat göremememiz, sezemememiz konusu.

Yener Dursun: fakat onları görmesek de varlıklarını inkâr edemiyoruz, yaratılmış olmalarını inkar edemiyoruz hem Kuran ayetinde delili var. Diğer şekliyle Süleyman a.s mülkü konusunda ona inanmadılar şeytanlara inandılar inkar ettiler Süleyman inanmadı diyor mülkü konusunda. Eğer bu mülkü dünyada olmuş olsaydı biraz önce söylediğiniz gibi arkeolojik olarak bunları bulabilirdik, görebilirdik, bir iz bulabilirdik.

Oktan Keleş: Ha tabi Süleyman meselesi onlar Solomon şu bu falan birçok şey var hani kayıtlarda var. Efendim belgelerde, eski yazıtlarda, inançlarda falan diyebiliriz kutsal metinlerde fakat arkeolojik olarak bana bir tane bulgu getirin söylence dışında. Şimdi sen unutma çok özür diliyorum başkanım. Tapınak dedin Türklerle tapınak ilişkisi diye bir soru var bana tam orada sözünü kesmemek için girmedim buyurun başkanım.

Yener Dursun: bununla beraber Süleyman a.s’ın şöyle bir duası vardı. Bu verdiğin zenginliği benden başkasına verme diye bir duası da var. Şimdi böyle bir mülkü ve zenginliği olmuş olsa birçok arkaik dönemdeki bulgular bulunuyor olmasına rağmen bu da bulunabilirdi yani cinlerle beraber bakıldığı zaman yani görülemeyen varlıklar ile Süleyman a.s ile ilgili ayetlerde hep metafizik olaylar anlatılmış. Yani tahtın getirilmesi ifrit var orada da geliyor metafizik bir olay.  Şimdi insanın tapınak konusunda Salih’in söylediği karargâh dedi. Şimdi Kabe bizde de aslı, hakikati ve işlevsel olarak görmemiz gereken hac vazifesi büyük bir kurultay denir. Yani orada da kararlar alınıyor ve o kararlar dünya Müslümanlarına aslında iletilmesi gerekli, hallerin düzeltilmesi gerekirken bir etki alanı düşüncesel boyutta, şuursal boyutta, bilinçsel boyutta bir etkileşim olması lazım yayılıyor. E şimdi cinlerde işin içerisinde görülmeyen örtülü varlıklar olarak ve bu bizimle aynı boyutta olmamış olması Yahudilerin ya da Süleyman tapınağını ortaya çıkarmak isteyen insanların dünyanın yönetiminde şu an düşündüğümüzde de söz sahibi olmalarına rağmen Türklerle ten engel, mücadele etmelerine rağmen. Bu onlara bu şey çok tatmin edecek bir olay değil dünya yani.

Oktan Keleş: işte benim Müslüman eleştirim burada başlıyor. Bunu bu kadar basit düşünmeyin bunu canım. Orada Süleyman peygamber ile ilgili farz edelim bir eşyası çıksın e ne olmuş? Bir sürü geçmişe yönelik tarihi kişiliklerin şunların bunların müzelerde bir sürü şeyi var değil mi eşyaları kullandığı işte pusatı şusu busu. Yani bu bu kadar basit olmamalı ama aradıkları şey öyle bir şey olmalı ki değil mi daha büyük bir meseleye kapı açacak bir mevzu olmalı. Evet buyurun.

Yener Dursun: Burada bu dünyadaki Süleyman mabedi adına onu ortaya çıkarmaları Süleyman a.s’ın cinleri kullanarak yapmış olduğu mabetteki biz izdüşüm, bir boyut kapısıyla insanların etkileşimi noktasında yani yönetimi, köleleştirilmesi noktasında çünkü şeytan inkâr etti onun mülkünü şeytanlar inkâr etti diyor hatta. Dolayısıyla insanlar üzerinde oluşacak etkinin yeniden ortaya çıkarılması o güce ulaşılabilmeleri adına o öğretiyi, oradaki öğretiyi Süleyman a.s’dan sonra cinlerin bunu devam ettirme de diyelim ki yani şeytanlar dediği için biz bir tane şeytan tasvir edilir. Şeytanlar diyorsa cinlere de bu kaldığınız yerden devam etmelisiniz edilmeli diye de yani o boyutlar arasında bir irtibatın sağlanması noktasında bir çalışma olabilir mi çünkü Solomon dedikleri Süleyman kral peygambere inananlar yeryüzünün efendileri o zenginliğin sahibi olarak kendilerini görmeleri o cinlere de kaldığınız yerden devam edecek, etmelisiniz diye de bir irtibat sağlanması noktasında da çalışmış olabilir.

Oktan Keleş: Evet, zaten onu kastettim söylediğinizi söyledim. Yani o ara boyutta bir inşanın o gücü elde edebilmesi için işte o anahtarı hani en azından arkeolojik bulgu da bunu arıyor olabilirler. Yani tapınağı, tahtı falan değil de o şeye ulaşabilecek gücü elde edebilecek mekanizma bilgisini işte buna anahtar de başka bir şey de ne dersen de bu şekilde evet teşekkür ediyorum başkanım. Biraz daha konu şeye ulaşmış oldu. Benim de söylemek istediğim bu. Bir de o şeytanlar meselesine Melih sen bir şey söyleyeceksin unutma. Şeytanlar onun mülkünü kabul etmedi meselesini de açalım bu da ilk defa olsun. Çünkü şeytanlar, Kehf Suresi 50. Ayette İblis, şeytan secde etmedi ancak diyor ayeti kerime de şimdi biz Kuran zaviyesinden bakacağız cin olduğu için diye bir ibare var. Dikkat edelim buna şimdi bak şeytan da bir vasıf iblis, ifrit vs. onları şimdi burada işlemeyelim. Başka konularda işleriz. Ama orada yaratıcının Kehf 50. Ayette çok açık o âdeme secde etmedi, secde edenlerden olmadı aslında konu daha da detaylıdır da bizimkiler onu da çok kısır bir şeye sokmuşlar. Cin olduğu için diyor yani şeytan neymiş? Cin veya cinler tayfasından veya onun büyüklerinden veya onun yaratılışı gibi işte dumansız ateş de vs. vs. birçok şey diyebiliriz veya o frekansta yani şimdi bu ayet olmasaydı şeytan nasıl bir varlıktır desek bir sürü yorum yapılabilinirdi. Örtülü bir varlık olduğunu da anlamış oluyoruz bir mahiyette. Onun mülkünü kabul etmediği dediği şey e cin olan ya da cinlerin yaptığı gibi fizik ve metafizik boyutlar arasında gidip gelen bir varlık, bu yetkiyi bilen veya o maharetle, marifetle, kabiliyetle yaratılmış olan bir varlık ne yapabiliyor? Boyutlar arası dolaşıyor fakat yaratılış itibariyle daha çok metafiziksel dediğimiz, Batıni veya mana anlamında somutlaştırmak için söylediğimiz bir kavramda kendini daha yakın buluyor. İşte dumansız ateş tabirini şimdi açmayalım uzun sürecek. Yani metafizik alana ait bir varlık Süleyman’ın mülkünü dediğimiz zaman Süleyman kim? İns, İnsan, insanların mülkü. Şimdi buradan şunu anlıyoruz işte ilk defa söylüyoruz şimdi çalacak olan arkadaşlar da çalsınlar buradan böyle ama doğru anlasınlar olayı. Bu tapınak dünyada başlanmıyor yani insanların yaşam alanlarında, atmosferinde başlanmamış metafizik boyutta başlamış işte o ara bölgede cinler onun için çalışıyor anladın mı? Şimdi kendilerine ait alanda çalıştıkları için şeytanlarda cin tayfasından veya o zümre orayla hemhal olduğu için yaratılış bakımından da maliyet ve aktivite aynı zamanda maharet ve marifeti de işin içine katarsak Yasin doğru mu? Eğer diyor siz orada Süleyman mabedi dediğimiz kısım "anlaşılsın diye söylüyorum- bu kısımda yapılıyor bir duvarı o tarafa ait yani suret âlemine. Fizik âlemine taşarsa biz bunu kabul etmiyoruz diyor. Başlandığı belli ama tamamlanmamış yıkılan kısım o anlatabildim mi? Yani Yahudi salaklarına buradan seslenelim arıyorsanız yani sadece duvar aramayın yani o mabedin yarısı da öbür tarafta gidebiliyorsanız gidin anlatmak istediğim ama tabi burada ki Müslüman kardeşler de yani düşünsünler yani mescidi aksa’nın altında tahtadan bir mihrap çıkacak bilmem ne çıkacak çıksa ne olur bu değil konu. Duvar çıkacak bu değil konu. Unutmayın sözünüzü anlatmak istediğim yaratılış itibariyle şeytanlar kendi nevisinden olmayan bir âlemindeki kısmı kabul etmiyor mülkü dediği o. Oradan aynı zamanda el mülkillillah, mülk Allah’ın değil mi? Yönetimi de kabul etmiyoruz anlamına geliyor. Yani sadece suret aleminde bir şey olmasına da sıcak bakıyorlar onunla ilgili bazı nüanslar var ama oradan bu taraf yani metafizik tarafı yönetemezsin diyor. Zaten bir ayet neydi siz onları buradan baktığınız yerden göremezsiniz bununla alakalı yoksa bazı Müslümanların böyle üçkâğıtçı cincilerin mincilerin dediği gibi işte burada geziyor da şöyle de biz görüyoruz da siz göremiyorsunuz böyle bir ayet var diye sav yapanların dediği gibi değil. Diyor ki tamam orada da tapınağın yarısı suret âleminde, müşahede âleminde anlaşıldı mı bu anlattığım? Anlaşılmadıysa tekrar devam edelim. Yarısı metafizik âleminde. Fizik âleminde ki yaratılışlar belirli boyut de buna başka bir şey de sadece örnek olsun diye bunu kullanıyoruz fizik âleminde insanlar var değil mi eti kemiği olan canlı, soluk alan, nefes alan türden yaratıklar. Bunlar gidip geliyor da tabi oraya ehilleri falan filan boyutlar arası geçiş yapılıyor zaten o arada ama diyor böyle bir şey yaparsanız buradan buraya yönettirmeyiz kardeşim. Yani sizin taraftan, mülkünü kabul etmediği dediği sır budur bunu da ilk defa açıklamış oluyoruz yani 2020 yılında Allah’ın izniyle bu da Ali mushafındandır. Bunu bilmezler bu benim açıklamamdır diye haşa haşa şeyim yok anlaşılsın diye söylüyorum. Yani yine Ali’si olmuyor Kuran. Buradan dünyayı da yönettirmeyiz. İşin içine boyutlar, evrenler, solucan delikleri biraz bilimsel tabir katalım değil mi çarklar, işte çarkıfelek dediğimiz Türklerde birçok alan kaderi bölge, geçmiş, gelecek, ilerisi, ara alan sizin bulunduğunuz yerden yönettirmeyiz, kabul etmiyoruz sır budur.

Yener Dursun: Şimdi sultanım cinler örtülü varlıklar. Süleyman a.s ins ama bir ins cinleri yönetiyor.

Oktan Keleş: Orada da bir nükte bütün cinleri değil. Şimdi o da yanlış algılanıyor bazı cinleri, bazı cin kavimlerini, örtülü varlıkları. Bununla ilgili başka ayetler falan var yani. Evet buyurun.

Yener Dursun: Şimdi bazıları da şöyle midir? Teknolojik olarak üstün, üstü seviye düşünebiliyor ya da düşünemiyor çünkü Süleyman a.s’ın asasını görmedi ama oradaki üstünlüğü yani teknolojik üstünlüğü ve gelişimi biliyor o bazı diyelim ki kavimlerde. Şimdi altının eksilmesi meselesiyle de düşünüldüğünde bizde de bir altın adam elbisesi de var. Atalarımız bize bu boyutlar arası geçişte bunu bize bir şey olarak mı bıraktılar, bırakmış olabilir.

Oktan Keleş: Tabi tabi onu geçtiğimiz bölümde anlatmıştık zaten söylemiştik

Yener Dursun: Şimdi bu Süleyman mührü ya da anahtarının aranması buradan orası ya da her bir taraf yönetilmeyeceğine göre bu metafiziksel fizik alandan metafiziksel alana geçip oradan bir yönetmeyi arzulayanların çabası ama yani çok bu bakıldığı zaman insanlığın teknolojik olarak gelişmesiyle boyutların farkındalığı ya da aşikar olmasıyla gelişecek, oluşacak bir zamana şimdiden bunların bir hazırlık yapılması. O boyutta açıldığı zaman insanların fevkalade gelişmişlikleri ister sihir desinler çünkü o zaman Süleyman a.s’a dedikleri gibi büyücü kral vs. orada karşılaşacak olan, o zamana erişecek olan insanlara ve orada o cinlere de yönetimsel anlamda diyelim ki altın elbise içerisinde bir ins yönetimi sağlıyor olacak, yöneticisi olacak ama atalar bize bu şeyi bırakmış yani bu elbiseyle geçilecekse altının eksilmesi artması meselesiyle böyle bir fiziksel geçiş olacaksa bu ara boyuta mı ilk önce bir geçiş olacakta sonraki boyutlarda

OKTAN KELEŞ: Zaten ara boyut iki tarafın da ortak oluşturulmuş tapınağı ya da oluşturulmaya çalışılan tapınağı. Arada uzlaşma, arada buluşma ‘biraz da felsefeyi konuşalım’ yeri. Ogün anlatabildim mi? Arada buluşma. Fizik ve metafizik diye ayırıyoruz biz olayı ama iş aslında daha büyük. Anlaşılsın diye kısa kestiğimiz bir konu. Ama arada buluşuluyor. Tapınak da orada yapılıyor. Fakat yarım kalıyor. Şimdi yarım kalan kısmını tamamlayacak olan kim? Tamamlandığı zaman yönetimi acaba tamamlayanlar mı alacak? Hak ve Batıl denilen şeyin özünde o var ben bunu devam ettireceğim ama Melih sana bir şey söyleyeceğim bunu da unutmayalım. Yüksek sesle...

MELİH KÖLÜK: Şimdi ayette diyor ki:

“Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik.” diyor. “Sabah gidişi bir aylık akşam dönüşü bir aylık yol gidin” diyor. Yani iki aylık bir yol var, bir günde kat ediliyor. Ama bu yolun ölçü birimi de söylenmemiş. Yani ışık hızıyla mı çarpacağız bunu zamanı bulmak için yoksa başka bir şeyle mi çarpacağız, o söylenmemiş. Yani burada bir hızlanma var benim gördüğüm. Sonra da diyor ki “Erimiş bakırı da sel gibi akıttık” diyor. Yine bir hızlanma var yani erimiş bir bakır var ama sel gibi akıyor, orada hızlandırıcı bir şey var. O Mabette ne yapılıyorsa bir şey hızlandırılıyor, benim gözlemlediğim burada bu.

OKTAN KELEŞ: Ya da hızlı bir hareket, buna frekans da diyebilir miyiz?

MELİH KÖLÜK: Evet, hızlı bir frekans var, orada bir hızlanma durumu var. Ondan sonraki ayette de Davud’un kavmine hitap ediyor. “Siz de çalışın, şükredenlerden olasınız diye. Ama çok az kişi şükrediyor. ” diyor. Sanki orada Yahudilerin bu bir çabasına işaret olabilir. Yani bu bulma çabalarına yönelik bir işaret olabilir.

Bir de benim asıl dikkatimi şey çekti. Şimdi Allah Cinlere emir veriyor. “Rabbinin izniyle Cinler de Süleyman’ın emrindeydi” diyor. “Onlardan kim emrimizden saparsa da biz onlara çetin bir ceza veririz.” diyor. Ama Süleyman ölünce ve o güve asayı yiyince Cinler bırakıyor işi. Yani demek ki orda emir durumu, yani Allah’ın emri olsa devam etmesi lazım ne olursa olsun emir var çünkü Allah’ın emri var. Sanki orada Allah’ın bir muradı var, hatta öyle de bir zamanlanıyor ki o güvenin yiyeceği zaman, tam o anda oranın yarım kalması lazım.

OKTAN KELEŞ: Şimdi güzel, benim biraz önce anlattıklarımı da düşünerek Allah’ın emri ve onun emrinden çıkacak olan Cinlere bir cezalandırma var, işte çetin azaptır şudur budur. Ama kurt, güve neyse Asa yenildikten sonra Süleyman’ın ölmesiyle Cinler artık işi bırakıyor o zaman emrinden çıkıyor. O zaman şöyle de bir soru sorulabilir. Onlar cezaya mı çarptırıldı helak mı oldu? Ama bir şey yarım kaldı. Değil. Oradaki sırrı da ilk defa açıklayalım. Allah’ın emri metafizik bölümündeki olan Cinlerin yani kendi alanlarıyla ilgili bir emirdir. Cinler kendi alanlarıyla ilgili imardan sorumlu oldukları için metafizik alanda, Süleyman ölünce iş bitti. Fakat fizik aleminde bunlar iş yapmayacağı için iş dağıldı. Tabi bu ayetler arasında da çağlar da var yani mesela Davud’a da çalışın deniliyor senin söylediğin işte onlara bir yönlendirme mi var? falan sanki kısa bir sürede olan şeyler değil bunlar. Onu bir düşünelim. Ama anlatmak istediğim emir, Cinlerle alakalı, Cinlerin kendi imar konumunda fizik değil de metafizik yani kendi yaratılışları ile alakalı olan bölümde katkı yapacakları konuyla alakalı. Baş Mimar dedikleri Süleyman ki Yahudiler, Masonlar mesela Hiram Ustaya işte mimarların biraz şeyi vardır Masonlar mimarları severler yani ilkesel bazda, onların tabi başka şeyleri vardır. Girmeyelim şimdi oralara, çok girdik bu konulara yıllarca girdiğim konular da. Artık bilen de biliyor. Türkiye’de bunları anlattığımız zaman gülüp geçilen şeyler, ohoo şimdi herkes uzmanı olmuş. Fizik alemde o emir işe yaramayacak. “Allah hiç yaptığını bilmez mi” ayeti gereğince çünkü niye zaten öyle bir güce sahip değil oradaki çalışanlar. Kendi alanlarındaki yaradılışları ile alakalı metafizik alanda iş yapacak kişiler ya da yaradılışta varlıklar. Bunu böyle düşünelim. Sen devam mı etmek istiyorsun?

MELİH KÖLÜK: Benim gönlüme sonra şu geldi komutanım. Bizdeki çift başlı kartal sembolünü düşündüm. Ying Yang sembolünü düşündüm. Burada da metafizik ve fizik durumu var.

OKTAN KELEŞ: YingYang sembolü? Onu da açıkla, siyah-beyaz, gece-gündüz...

MELİH KÖLÜK: Allahualem ben şey düşündüm, bu yani tapınağı iki alemiTürkler’in birleştireceğini asıl olarak.

OKTAN KELEŞ: Ondan şüphen olmasın. Şimdi birçok alanda Kur’an’da anlatılan şeyler bizim Ön Türkler’de Atalarımızda yaşanılan şeyler. Mesele zaten bu. Yaşanılan şeyleri Kuran’ı Kerim’e konu edildiğinde zannediyorlar ki 2000 sene önce oldu bu olay. Alakası yok. Belki de çağlar önce olan bir olayı Allah zikrediyor. Daha önce bunu çalıştaylarda işlemiştik. Tabi şimdi konuyu dağıtmayalım. Evet doğru söylüyorsun. Böyle bir mesele var. Onun için zaten Türk kavmini engel görüyorlar bu işin önünde. Dinleri, inançları falan engel kabul etmiyorlar. Ama Türk kavmini öğretisi ve sırrı itibariyle, Atalarından gelen o bilgi itibariyle bunları engelleyecek unsur o. Oğuz Kağan dediğimiz Zülkarneyn Ata bakırı eritip bir set çekti. Nereye çekti? Nereye çekmiş olabilir? Acaba ara bölgeye çekmiş olabilir mi? “Akın akın oradan delecekler, çıkacaklar.” Yani değil mi? Bakır, koca körüklerle tonlarca bakırı gidip de oraya herhalde işlemedi yani böyle bir şey fizik kurallarına da aykırı. Yani Allah da “Lâ Yukellifullâhu Nefsen İllâ Vus’ahâ”, “Yapamayacağın şeyi, nefsinin dahi yüklenemeyeceği güçte olan şeyi teklif dahi etmem” diye bir ayet  söylüyor. Ama Zülkarneyn’e diyor ki “Sen tonlarca şeyi al bunu bunu bunu yap.” değil tabi ki. O boyutsal bakırın da sırrıyla alakalı asında İlhan onu biraz belki deşebilir yani bize. O süper iletken altın meselesi bakır ötesi bir şey, bakırla kromun karışması bronzun elde edilmesi, ya da madensel sırlar onlara ilerde gireceğim ben onları başka videolarda konu edeceğim için. Şimdi açmayayım çünkü dağıtmayayım konuyu.

Devamı:  

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8098/suleyman-mabedi-sirri---altin-elbiseli-adam-fizik-ve-metafizik-sirri





Bu yazı 547 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 12 Ekim 2020 Milli Şehidin Anıtını Kaldırmışlar
    • 6 Ekim 2020 Türkiye Ermenistana Haddini Bildirmeli
    • 25 Eylül 2020 Mavi Vatan Kırmızı Su
    • 13 Eylül 2020 Kambala-7 (İlk Defa Açıklanan Maden Sırrı)
    • 6 Eylül 2020 Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı
    • 1 Eylül 2020 Yunanistanla Savaş
    • 31 Ağustos 2020 Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam
    • 24 Ağustos 2020 Kambaba-10
    • 20 Ağustos 2020 Kambaba-9
    • 19 Ağustos 2020 Kambaba-8
    • 14 Ağustos 2020 Kambaba-7
    • 4 Ağustos 2020 Kambaba-6
    • 1 Ağustos 2020 Kambaba-5
    • 29 Temmuz 2020 Kambaba-4
    • 27 Temmuz 2020 Kambaba-3
    • 24 Temmuz 2020 Kambaba-2
    • 21 Temmuz 2020 Kambaba-1
    • 4 Temmuz 2020 Göbeklitepe Kam Mimarisi
    • 29 Haziran 2020 Portrenin Sırrı
    • 25 Haziran 2020 Kambala-6: Dabbe

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    14,553 µs