En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
31 Ağustos 2020

Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam




 https://www.youtube.com/watch?v=lJqUniRwfLA

 


l

 Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birbir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

Yener DURSUN: Kıymetli Sultanımız, Değerli Koldaşlarımız, Kalperenlerimiz bir Kalperen Ocakları’nda gönül buluşmalarıyla birlikteyiz.

Bu çekim yayınlandığı zaman izleyen koldaşlarımıza da selam olsun şimdiden. Yine dolu dolu bir gün, bir program yaşadık. Sabaha karşı 2:50. Her zaman olduğu gibi muhabbetlerimiz, programlarımız arasında yine çalıştay formatında Kuran’da geçen meseleler üzerine bir çekim olsun istedik. Çünkü, şimdi işleyeceğimiz, çalışacağımız, tefekkür edeceğimiz bu konuyu daha önce işlemiştik. Tabi bu aramızda konuşulunca çekimde olmayanlarda merak ediyor koldaşlarımız kalperenler de. O yüzden istedik ki bunu çalıştay formatında tekrar edelim. İnşAllah bu konu ile beraber başlayacağız. Başlamadan önce selamlama konuşmasını kendilerinden istirham edeceğiz Gönül Kıymetlimizden.

- Oktan KELEŞ: Estağfurullah Başkanım onur duydum. Kıymetli Gönüldaşlarımla, Koldaşlarımla tekrar bir arada olmak büyük bahtiyarlık. Yani edebiyata gerek yok hepimiz birbirimizin gönlünün içerisindeyiz. Ben yine söyleyeyim de hepinizi çok seviyorum. Başka bir şey de söylemiyorum. Herkese de kalbi selamlar. Burada olmayanlarda gönlümüzde, yanımızda yani suretlere takılmayın. Dünyanın öbür ucunda olanlar, hatta galaktik  ötesinde olan amcaoğulları dahil olmakla beraber, boyutlar ötesindeki koldaşlarımıza da selamlar. Evet Başkanım buyrun programı açalım.

-Yener DURSUN: Estağfurullah Sultanım. Biz çalışacağımız konu daha önce görüşmüş olduğumuz, tefekkür ettiğimiz, yine Gönül Kıymetlimizin, Ocağımızın Kurucu Banisi’ninyolbaşçılığında Kuran’da Yusuf Kıssası ile ilgili ayetler konusunda bugüne kadar dillendirilmemiş, açıklanmamış çok klasik şekilde tefsirler, mealler var.  Ama bunu Sultanımız bahsedince gördük ki burada fevkalade olaylar var, yine kendileri söyledikten sonra düşündüğümüz de Allah Allah biz bunu niye böyle düşünemedik? neden, niçin böyle değerlendirmedik, bugüne kadar bu böyle anlatılmış hangi meseleler gizlenmiş bunların hepsi çok kısa bir aralıkta değerlendirdiğimiz konuşmalardı, çalışmalardı. İnşAllah şimdi Hz. Yusuf ile ilgili, kardeşleri ile ilgili, babasının Yakup (A.s.) söyledikleri ile ilgili, yaşadığı yerde, meliklik yaptığı yerdeki olaylarla ilgili birçok yani açıklanmamışsa bugüne kadar hakikaten buna sır denmez de ne denir. Yani niye açıklanmadı?Açıklayanlar bugüne kadar bu klasiğin içinde niye kaldılar? Çağımızın bu döneminde yaşayan insanların algısı anlayışı geçmiş dönemdeki bu ayetlerin açıklanması ile tatmin olmayınca bir şüphe, bir çelişki içinde kalıyorlardı ama açıklanınca hakikaten bu bütün açıklığı ile ortaya çıkınca insan daha çok Kurandaki meselelere bakış açısı noktasında büyük farklılıklar oluyor. Tabi bu farklılıkların oluşmasında başta Sultanımız olmak üzere tekrar kendilerine, zatıalilerinehürmetlerimizi, saygılarımızı, şükranlarımızı sunuyoruz. İnşAllah lafı uzatmadan da konuya geçelim diyorum Sultanım izninizle.

-Oktan KELEŞ: Teşekkür ediyorum. Şimdi tabi daha önce de biz bu konuları burada ele aldık. Bazı sorular geldi. Bende bir soru sordum bu Yusuf peygamberin, yalvacın geçtiği ayetler de bir mesele var. Şimdi Salih’te buradayken o ayetleri bir açalım. İşte Yusuf peygamber klasik biliyorsunuz bilinen bir mesele vardır. Kuyuya atılmıştır kardeşleri tarafından vs. vs. Fakat kuyudan sonra bir kervan gelir çıkartır satarlar. Şimdi ayette şöyle bir ibare geçiyor buradan giriş yapmıştık. Çünkü bu konu suistimaledilebilinecek bir konu. Biz de özellikle Kuran meselesinde Kuran’ı tanımadan art niyetli olup, bu gibi biraz önce söylediğim gibi bu meselede arz edeceğim asıl noktadan başlayarak çıkacağız ama o noktayı suistimal edebilirler. Salih orada ayeti kerime de diyor ki; İşteo satıldı ama diyor çok az bir dirheme birkaç dirheme. ‘Dirhem’ kelimesi geçiyor Arapçada da. Dirhem ölçü biri Drahmi, Mehdi Drahmi diye de geçer. İlgili arkadaşlar, ilgilenenler baksınlar onlara bilgi ağlarına vs. Ölçü birimi Yusuf peygamber döneminde yok. Romalıların çıkarttığı Drahmi sikke paraları olur meşhur gümüş para pehmi drahmi, drahmi diye ölçü, gümüş özellikle paralara verilen bir ölçü birimi.Daha sonra bölge coğrafyasında o dönemin Romalılarınca kullanılmaya başlayınca işte arap yarımadasında da hatta Anadolunun bir kısmında çünkü Romalıların hüküm sürdüğü alanda akdeniz havzası yine batı Avrupa kısımlarında da pehmi drahmi ve bugün müzelerde de baktığınız zaman birçok sikkenin altında pehmi drahmi veya drahmi yazar gümüş sikkelerde. Burada Kuranı Kerim drahmi kelimesini kullanıyor fakat Yusuf peygamber dönemi en az bu ayet indiğinden 4000 sene öncelere falan tekamül ediyor. 3000 diyen var 5000 bin diyen var vs. ama yani firavunlar çağı, firavunlar dönemi ve firavunlar dönemin de böyle bir ölçü biri mi yok. Şimdi soru şuydu. Biz dünde Hüseyin Hocam buradaydı başka kimler vardı Muhsin ağabey buradaydı, Serdar buradaydı, kardeşlerimiz buradaydı, Ertuğrul yine buradaydı bir beyin fırtınası seviyesinde bir şeyler yaşadık diyelim. Fakat bugüne topu attık.Çünkü biraz madem öyle detaylı yapalım diye yine herkesin görüşünü alacağız. Şimdi şöyle bir şey var Kuran diyor ki; Peygamber çok az bir fiyata Türk Lirasına satıldı ama Türk Lirası Cumhuriyet devriyle başlamış olan bir para birimidir. Peki o dönemde yoksa Yaratıcı neden o para birimini kullandı kelimesi ile başladı. Sonra ayeti kerimeyi irdeleyince peygamberin satılmasından tutunda, kervanın sucularına kadar birçok bugüne kadar meal ve tefsirde işlenilmemiş konular var ve bunlar müslümanlarca özellikle irdelenmemiş, sadece hikayelerdeişte Yakup peygamber üzülmüş, kurt yemiş yemesin seni demiş vs. kardeşleri onu kuyuya atmış.Mesela kuyuya atmış ama kuyuya attıysa ayağı bacağı kırılmıyor mu? Yusuf peygamber çok güzel olduğu söyleniyor doğru mu daha önce çalıştaylarda hatırlarsanız bunları işledik. Peki güzel bir çocuğu kuyudan çıkartıyorlarda onlar o güzelliği görmüyorlar mı? O güzelliğe karşı ‘Müjde’ diye bir kelime var ayette çocuğu kuyudan çıkartan adam ‘Müjdeler olsun’ diyor. Daha sonra kervan satıyor ve peki öyle güzel bir kişiyi kadınlar, Züleyha falan kıssalarını hatırlarsanız işte elma doğruyormuşda elini kesmişler falan bir çok mesele vardır biliyorsunuz çok detaylandırmayacağım. Onlar niye güzelliği görmemişler mesela Salih ve çok az bir paraya satmış Müjde demesine rağmen müjdeyi bu kadar ucuz ve önemsemediler denmiş. O ayetlerde böyle birçok soru işaretleri var. Şimdi drahmiden girdik ama konu birbirleri ile aslında tetikleyici olduğu için bugüne attık. Bu konu ile ilgili ayeti bulanlar var mı? Oku ayetleri yüksek sesle

- Bekir ÖZTÜRK: (Elmalılı Hamdi Yazır) ‘ Ve onu düşük bir değerle birkaç Dirheme sattılar. Ona fazla önem vermemişlerdi.’

-Oktan KELEŞ: Evet şimdi Dirhem kelimesi orijinalinde dirhem geçiyor Salih. Arkadaşlar bu konu ile alakalı baya bir şey yaptık onların haricinde bu konu ile ilgili bir şey beyan etmek isteyen var mı? Ya da düşünülsün demiştik o arkadaşlarda katılabilir. Buyur Salih.

-Salih YAVUZ: Yani, dirhem o zaman ki arap topluluğunun belki konuşmuşsunuzdur ama arap topluluğunun kullandığı para birimi olarak yani onların anlayacağı tarzda bir hitapla dirhem denilmiş olabilir.

-Oktan KELEŞ: Sıklıkla en akla yatkın yorumlardan bir tanesi. Ama tabi yaratıcı o dönemde kullanılmayan çünkü diyor ki o kulu kuyudan çıkarttılar yani o çağı anlatıyor, Yusuf peygamberi anlatıyor ve satıldığı zaman dirhem kelimesini Yaratıcı kullanıyor. Şimdi Yaratıcı bunu özelikle dirhem diye kelam ediyorsa sanki biraz daha derinlemesine bir şey olması lazım yani oranın anlaşılacağı derken az bir ücrete demiyor, altına gümüşe demiyor, çok ucuz buğdaya takasa demiyor, özellikle dirhemi vurguluyor ve o dönemde de dirhem araplar arasında çok kullanılmıyor. Yani altın, gümüş, ecir, ücret karşılıklar vs. birçok şeyleri var tabi o bölgede kullanılan bir şey ama bölgede kullanılmıyor. Romalılarda böyle bir para birimi ölçü birimi var. Bu biraz tuhaf değil mi? Hüseyin Hocam buyur.

-Hüseyin Ağabey: Yusuf peygamberi satın alanların para birimi değil de satanların para birimi olabilir mi? Yani dirhemi hani o kervancılar buluyor ve satıyorlar acaba onların para birimi mi?

-Oktan KELEŞ: Şimdi satan veya alanda olsa o dönemde o para birimi yok.

-Hüseyin Ağabey: O zaman bir zaman yolculuğu yaşanmış olabilir mi?

-Oktan KELEŞ: Akıla, mantığa bu gelebiliyor. Şimdi biz burada ayeti kerimede ki meseleleri iyice anlayabilmek için o ayetleri bir baştan sona oku bakalım. Yani girişi de oku kuyuyu, kuyudan çıkarılışı, satılışını.

-Bekir ÖZTÜRK: Yusuf Suresi 15. Ayet: ‘ Nihayet kardeşleri Yusuf’u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik; Andolsun ki sen onlara ileride hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin. Ve yatsı vakti ağlayarak babalarına geldiler. Dediler ki; Ey babamız biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf’uda eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş. Şu anda biz doğru da söylesek yine de sen bize inanacak değilsin.’

-Oktan KELEŞ: Şimdi burada bir dakika. Arkadaşlar İslam toplumu artık şunu öğrenmek zorunda. Biliyorsunuz biz bu çalıştayları epey yaptık. Yüzlerce konferans, toplantı haricinde de birçok program vs. hep bir şey vurguladık. Kuranı Kerime,  Yaratıcının ne dediğine hakkıyla bakmak gerekiyor. Yani duygusal olarak bakmak, böyle de olur mu diyerek değil. O ne demişse öyle mi mesela Adem’in iki oğlunu hakkıyla anlat diye bir ayet var değil mi orada çok dikkat çekici bir şey. Demek hakkı ile anlatılmayan bir şey var ki Yaratıcı bu yani Ahmet, Mehmet’ten bahsetmiyoruz. Bu konuları böyle çok ciddiye almak gerekiyor. Şimdi burada peygamber çocukları var peygamber diyorsun çocukları var bunların babalarına peygambere yalan konuşuyorlar. Bunlar üçkağıtçı bir adam. Şimdi öyle mi? Babasına yutturmaya çalışırkende ne diyor tekrar oku ayeti kerimeyi

-Bekir ÖZTÜRK: ‘Dediler ki; Ey babamız biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf’uda eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş. Şu anda biz doğru da söylesek yine de sen bize inanacak değilsin.’

-Oktan KELEŞ: Gelelim buraya. Biz doğru da söylesek bir de adamı üçkağıda getirmeye çalışıyorlar. Şimdi adam dediğimiz adam yani Yakup peygamberden bahsediyoruz doğru mu? Öyle değil mi Salih. Burada bir tuhaflık yok mu? Demek ki şu çıkıyor arkadaşlar. Bir adamın peygamber olması onun soyunun, neslinin, çoluğunun, çocuğunun da kendisi gibisi olması gibi anlam taşımıyor. Doğru mu arkadaşlar. Bunu artık Müslümanlar kabul edecekler. Bu Kuranı Kerimi hakkıyla anlatmadıkları için işte şöyle olmuştur da, böyle olmuştur da yalancı,sahtekar bunlar. Şimdi düşünün sizin babanız peygamber ve Allah’ tan vahiy alacak bu adam bir de ona yutturmaya kalkıyorsun. Bir de diyor ki biz söylesekte sen bize inanmayacaksın diye mugalata yapan oğulları varmış bunun doğru mu Orkun. Şimdi bu kelimeyi benden başka Türkiye’ de bu şekilde anlatacak adam yok. Çünkü ben bu konularda artık gemileri yaktım. Allah’ ın kitabı ya doğru okunacak ya okunmayacak kardeşim. Zaten doğru okunmadığı zaman okunmamış anlamı geliyor. Okunmayacak derken onun kararını ben verecek değilim tabi ki, ironi yapıyorum burada. Fakat hakkı ile anlatmak gerekiyor öyle mi? Bu konuda fikri olan var mı? Şuraya kadar olan konunun.

-Misafir: Buna benzer Hocam daha önce Nuh’un eşinin gemiye alınmaması ile ilgili de yaşanmıştı. Kendisine inananları gemiye almasına rağmen eşini gemiye almamıştı. Bu da peygamberin akrabalarının, canının yarısının ona inanmayacağı, onunla doğru yolda olamayacağı anlamına geliyor.

-Oktan KELEŞ: Evet, Hatta senin soyundan, senin ailenden değil diye de bir ibare vardı. Demek ki şimdi mesele şu; Şimdi Yaratıcı böyle diyor ama Müslümanlar böyle demiyor. Bu işi yumuşatmaya çalışanlardan tutunda, farklı farklı anlatımlar yapanlar. Kardeşim bunlar sahtekar doğru mu? Bitti. Sahtekara sahtekar demek tescil edilmiş adamlardan bunu kim tescil etmiş, ben değil Allah. Kuran tescil etmiş. Bunlar yalan söylemiş kime babalarına, babaları kim peygamber, kendi resulüne yalan söylediğini kim söylüyor, teyit ediyor Allah. Yani tescil edilmiş olan adama sen sahtekar, yalancı, hırsız, dolandırıcı, kul hakkı yiyen, çalan çırpana bu ister yönetici olsun ister yönetmeyici olsun kim olursa olsun. Allah’ ın hepimiz kulu isek, eşit isek kardeşim isterse Sultan Süleyman olsun bütün lafım hepsine gidiyor burada. Bundan sonra lafı esirgemek yok. Siyaset yapmıyoruz. Hakkı ile Kuranı anlatacağız. Öyle değil mi Başkanım. Bu konuda da hiç kimse lagaluga yapmasın. Sahtekarlar bilmem neler türemişler böyle. Ondokuzlar falan bizleri bilmem neye davet etmişler falan hepsi palavra sahtekar üçkağıtçılar. Muhattap bile almıyoruz kimseyi. Bu tip şeylere kimse de aldanmasın. Böyle yok efendim birim neresi bizim yerimizde belli, yurdumuzda belli her şeyimizde belli. Dikkat edin de biz sizi kafaya takmayalım. Yakında herkes, herkesin sonunu görecek. Mesele şu; Şimdi Allah’ın kitabından bahsediyoruz burada. Ya hakkı ile anlatılacak ya anlatılacak. Buna bir karar verilmesi gerekiyor. Bu çocuklar sahtekarmış doğru mu? Evet. Biz söylemiyoruz babalarına açıktan yalan söylüyorlar. Şimdi öncelikle Allah’ın ne dediğini Tengiri’nin, Yaratıcının ne dersen de ona, ne dediğini tam anlamadan, içselleştirmeden hikmetine ulaşamazsın. Doğru mu Salih, Öyle değil mi Hüseyin Hocam. Lagalugaya gerek var mı? Biraz avami oluyor ama hakkınızı helal edin. Öyle mi Başkanım. Bu pısırıklık korkaklık yüzünden İslam Dünyası bu halde işte. Çünkü Kelam doğru düzgün okunmuyor, anlatılmıyor, anlayanda korkudan söyleyemiyor. Yöneticiler de aynı şekilde davrandığı zaman aynı yumuşatmalar oluyor. Ya Allah’a inanıyorsundur ya inanmıyorsundur. İnanmayan ile de bir sorunumuz yok. Ama ne dediği ile alakalı örtmeyeceksin. Kafir örten değil midir hakikati. O örtüleri kaldıracağız inşAllah. Olay budur. Şimdi demek ki bunlar yalancı, sahtekar babalarına böyle söylemiş ayete devam edelim bakalım nasıl gidiyor.

-Bekir ÖZTÜRK: ‘Birde gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi. Babaları dedi ki; Hayır nefisleriniz aldatmışta size bir iş yaptırmış. Artık bunda bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır. Daha sonra bir kafile gelmiş sucularını da göndermişlerdi. Kovasını kuyuya saldı; Müjde ey Müjde!’ İşte bir çocuk.

-Oktan KELEŞ: Tamam. Şimdi peygamber zaten işi bildiği için çocuklarına diyor ki; Siz nefsinize uymuşsunuz, bana da sabretmek düşüyor, Allah’ın bunda bir hükmü var, hikmeti var diyor. Peygamber işin farkında değil mi? Yani çocukların bu yalancılıklarını, sahtekarlıklarını yemiyor. Diyor ki biliyorum nefislerinize uymuşsunuz ama diyor fakat polemik yapmıyor ya da niye böyle yaptınız şudur budura girmeden Allah’tan hikmet bekliyor. Bana sabretmek düşer diyor. ‘İnnallahemeassabirin’ Allah sabredenlerle beraberdir ayeti gereğince de sabrı bir metot olarak seçiyor. Bu önemli bir kıstas ve üstelikte düşün peygambersin. Her türlü işin iç yüzünü bildirildiği kadarını vahiy olarak biliyorsun ama bu metodu seçiyorsun. Şimdi bu aradaki hikmetleri çekmek açısından bunların altını çiziyorum. Kuyu meselesi birazcık daha baştan al müjde demeden önce.

-Bekir ÖZTÜRK: ‘Daha sonra bir kafile gelmiş sucularını da göndermişlerdi. Vardı kovasını kuyuya saldı; Müjde ey Müjde! İşte bir çocuk dedi ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu. Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona fazla önem vermemişlerdi.’

-Oktan KELEŞ: Tamam. Şimdi kervan geliyor anlatılan mesele uzun uzun anlatmayacağız burada, tefsirlerdeki palavraları, yalanları, dolanları, israiliyatuydurmalarını, veya birilerinin veya cahil cühalanın veya art niyetli olan fark etmiyor. Burada kelam ne diyor biz ona bakacağız oradan kafamızı çalıştıracağız, gönlümüzü oraya vereceğiz. Kafile, kervan sucularını gönderiyor. Sucular ne için gider, su almaya. Daha önceki ayet neydi bunu kuyuya bıraktılar değil mi. Kuyuya indirme şeklide aslında ayette geçmemesine rağmen bırakma idi yani atmıyorlar kuyuya. Şimdi atsa kafası, gözü dağılır. Dün Yasemin Hanım galiba bunu şey yapmıştı. Şimdi dolayısıyla da fakat sucular burada önemli olan kıstas bu kervandan kafileden su kırba o zamanın işte ne diyelim mataraları diyelim deriden yapılan şu bu falan yapılan vs.vs. kova diyelim daha doğru olsun. Su almak için kuyuya sallıyor ve çocuk çıkartıyor. Ve müjde diye bağırıyor. Fakat enteresan değil mi ayette bu çocuğu bir meta müjde niye müjde acaba çocuğu satmak için mi müjde?Şimdi öyle olsa işte iki dirhem meselesine döneceğiz. Seviniyor oradakiler fakat kafile aldığı zaman saklayıp önemsemiyor bu çocuğu ayete göre bunun neresi müjde bir çelişki var mı bu işte enteresanlık yok mu? Müjde deniyor ama önemsemiyorlar nesi müjde olabilir ki böyle bir şeyin ve çok az bir paraya da satılıyor. Yine altını çiziyorum çok güzel bir insandan bahsediliyor kadınlar parmaklarını, ellerini doğruyor ama burada ki onlar o güzelliği görmemiş.Şimdi diyeceksin ki çocuktu belki çirkindi de büyüyünce güzel oldu falan bir sürü yorum yapılabilir. Fakat biz burada Müjde seviniliyor çocuğu çıkarttık ve kafile buna önem vermeyerek çok az bir paraya satıyor burada bir çelişki var mı? Şöyle dün ki arkadaşlarda düşündülerse katılabilirler. Orkun buyur. Çelişki derken bir tuhaflık var yani sen bir şey buluyorsun bir müjde bir meta ne dersen de cevher, şu, bu falan ama çok az bir değere veriyorsun ve önemsemiyorsun. Nasıl bir müjde ki bu. Evet

-Orkun AKAR: Evet Sultanım. Müjde kavramı ile sonunda arkasından gelen çok az bir değer bir biri ile örtüşmüyor. Yani o kadar sevildiyse ve müjde olarak algıladıysa paha biçeceği değerinde o müjde ile doğru orantılı olması lazım. Burada müjde olarak nitelenen bence çocuğun kendisi değil, o kervanın oraya geldiği zaman ki bulacağı işaret. O kervanın muhtemelen başka bir şeyi daha var o çocuk onları işaret buluyor. Onun için müjde yani para kazanacakları, edinecekleri değer mal ikinci üçüncü beşinci planda. O çocuğun bulunması bir olaya işaret gibi sanki Sultanım. Müjde o işareti bulduk çocuk çıktı bu kuyuda sonra o kervanın başka bir görevimi vardı artık, başka bir şey mi var ileri ki ayetlerden değerlendirileceğini düşünüyorum.

-Oktan KELEŞ:Evet çok güzel. Teşekkür ederim. Dünde buna yakın şeyler konuşuldu. Savaş buyur kamerada sen varsın.

-Savaş AĞCA: Ben şeyi söyleyeceğim. Bu müjdeyi veren sucularla, kervandakilerin bilgilerinin farklılığından kaynaklanıyor olabilir mi?

-Oktan KELEŞ: Bu da aynı şekilde konuya dahil edilebilecek bir unsur. Buda konuşuldu. Dede buyur.

-Bülent Ağabey (DEDE): Sultanım oraya kervanın gelişi güzel gitmediğini, bir şeyi aramak ve o işareti bulmak maksadıyla yönlendirildiğini ve müjde ile de onu ifade edildiğini anladım.

-Oktan KELEŞ: Kısmen doğru evet bu da dahil edilecek birazdan. Evet başka kimdi. Buyur.

-Bekir ÖZTÜRK: Sultanım, burada ayetin devamında onu gizlediler diyor. Gizlediklerine göre arıyorlardı ya da Orkun’un dediği gibi bir işaret, bir şeye göre belki de sırf onun için oraya gittiler.  

-Oktan KELEŞ: Şimdi kervan yalnız şöyle bir şey var onu hemen anti parantez. Dün 2 3 saat konuştuk herhalde Başkanım değil mi. Tabi meseleleri bugüne atmamızın sebebi çekim yapalım herkesle paylaşalım. Çünkü çok sorular geliyor ve sorular içerisinde bununla ilgili soru da geldiği yoktu yani daha çok böyle işin farklı noktaları ile ilgili sorular vardı. Fakat bizde dedik ki bu konu aslında bilindiğinden, sorulduğundan daha fazla soru gerektiren ve ona verilmesi gerektiren cevaplar dolu dedik ve bugüne attık. Kervan fakat Dede önemsemiyor yani kervan hani müjdeyi de önemsememiş oluyor ki az bir paraya dirhemi yalnız kodlayın dirhem ne yani Salih’in dediği gibi acaba o dönemde bir mecaz mı var. Yani yaratıcı da dirhem demesi altın demiyor, ücret demiyor başka bir şey demiyor bir para birimi ölçü birimi kullanması biraz şey değil mi salih yani bir hikmet arana bilir mi burada.Muhsin abi bir şey mi söyleyecektiniz. Buyrun abi.

-Muhsin Doğan: Sultanım bu Hz. Yusuf’u bulanlar ile satanlar ayrı kişiler olabilir mi?

-Oktan KELEŞ: Evet dün bunu da konuşmuştuk. Şimdi ben genel topluyorum ki dün ki konuşmalarla burada olmayanların da bilgilenmesi açısından evet aynen öyle birazdan bir açıklama yapacağız. Dede buyur.

-Bülent Batur(Dede): Sultanım biz dün bu konunun konuşulduğunu arkadaşlar söylemişlerdi. Gelirken biraz Yusuf Suresi ile ilgili ayetlerin tamamına baktım. Başlangıçta Elif Lam Ra ile başladı o da ilginç geldi.Ra Mısırda geçmesi ona bir vurgu var. Bir de ondan sonraki gelen kısımda da onu satın alan aile onun kıymetini biliyor bu diyor çok değerli buna iyi bakalım ileride evlatta edinebiliriz diyor.

-Oktan KELEŞ: Evet o ayetlere geçeceğiz birazdan.

-Bülent Batur (Dede): Yani kıymet bilen birine ulaştırılmak üzere bir emanet alınmış ve yani ücreti onlar için önemli değil ama ondan sonraki yapılacaklar açısından o çocuğun oraya gitmesi önemliydi.

-Oktan KELEŞ: Evet madem ki bu ayeti zikrettin o devam et ayetlere.

-Bekir ÖZTÜRK: ‘Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona fazla önem vermemişlerdi. Onu satın alan Mısırlı eşine dedi ki; Buna güzel bak bize faydalı olabilir ya da evlat ediniriz. Yusuf’u böylece oraya yerleştirdik. Ona rüyaların tabirini de öğrettik. Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. O tam ergenlik çağına gelince kendisine ilim ve hüküm verdik. İşte biz güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız. Derken evinde bulunduğu hanım onun nefsine murat alıp, yararlanmak istedi. Kapıları kilitledi ve ’hadi beri gel’ dedi.

- Oktan KELEŞ: Tamam oraya kadar olan bundan sonraki olanları da devam ederiz Züleyha’nın işte gömleğini arkadan yırtma meselesini. Biz şimdi konunun dirhem ve kuyu, müjde fakat önemsenmeme meselesi ve çok az bir şeye satılma meselesi ile ilgileniyoruz. Bir ibare daha var orada daha sonra biryere yerleştirdik diyor değil mi onu bir daha tekrar alırmısın.

-Bekir ÖZTÜRK:  ‘Onu satın alan Mısırlı eşine dedi ki; Buna güzel bak bize faydalı olabilir ya da evlat ediniriz. Yusuf’u böylece oraya yerleştirdik.’

-Oktan KELEŞ: Oraya yerleştirdik. Şimdi film değişti. Sucularla, kervandaki kişiler Dedenin söylediği gibi Muhsin abinin zikrettiği gibi demek ki aynı kişiler değil. Çünkü Sucular yani su bulmak için gidiyor hatta çölde düşünün Mısırdan bahsediyoruz yani o coğrafyayı gözünüzün önüne getirin çölde en değerli şey sudur değil mi? Hatta hemen anlatalım Mesnevide geçen bir hikaye vardır;‘Çoban bir padişahla görüşmeye gitmiş uzun yollar kat etmiş çölden gelmiş yanında bir küp su getirmiş hediye olarak padişaha sunmuş. Padişahın veziri atılmış;‘Bre densiz sen getire getire padişahımıza bir kap su mu getirdin. Görmüyor musun burada altında ırmaklar akıyor sarayın, her yer su, çağlayan, dağlardan karlı nehirler iniyor.’ deyince. Padişah bilge dileriz ki böyle bilgeler ülkeyi yönetir. Türk Coğrafyasını, Türkleri de eskiden olduğu gibi bilgeler Bilge Kağanlar,Tonyukuklar yönetir o basirete ulaşmışlar yönetir. Der ki; ‘Ey vezir seni azlediyorum. Bilmezmisin ki bir çölde en değerli şey sudur. Çünkü sıcak, en değerli şey ne para ne meta ne başka bir şey. O kendisi için en değerli olanını getirip bana sundu. Bu anekdottan sonra devam edelim. Sucular su arar işte gider ve der ki nihayet burada bir kuyuya daha bakarlar buradan başka kuyulara da bakmış o sucular yoklama çekiyor fakat orada suya sevinmesi gereken adamlar çocuk çıkınca müjde diye bağırıyor. Çocuğu aldıkları zaman kervana götürdükleri zaman tabi bu çok kısa değildir arasındaki mesellere birçok yorum yapılabilir ancak anti parantez israiliyatla değil, yahudi tarihi ile değil. Yapacaksanız da Türk tarihi ile yapın,  İslam tarihi ile yapın. İslam tarihi derken de tarihin olgularını önce kelama bir başvurun bakalım Kelam açıkça söylemiş. Demek ki sucular, Allah size akıl etmezmisiniz diyor. Elif Lam Radeğil mi dede başlıyor. Elif çağ lam ve ra. 3 kategoride ele alınacak bir ayeti kerimedir bu. Dirhemi de oradan vuracağız şimdi biraz sonra meseleyi.Şimdi burada sucular su için sevinmesi gerekirken çocuk çıkıyor. Şimdi düşünün aynı şeyi biz yaşıyoruz psikolojimize soralım daha önce yapmıştık bu çalışmayı ayetleri yaşayarak şöyle gözümüzü kapatalım aynı şeyi biz düşünelim demiştik. Düşünelim çölde suya gidiyoruz su arayacağız bizim için su lazım değil mi diğer meseleyi anlatmamda ki anektodun sebebi buydu fakat çocuk çıkıyor ve müjde diyoruz halbuki biz müjdeyi su bulunca su çıkınca dememiz gerekiyor idi sucular isek. Bununla alakalı bir yorum yapmak isteyen var mı? Buyurun hanım efendi.

-Misafir: Mana aleminde Yusuf’un kendisi su anlamına gelip suyu bulmuş olmuyorlar mı?

-Oktan KELEŞ: Şimdi mana aleminde o baştaki hurufumukatta denilen ayetlerle incelediğimiz zaman sizin söylediğinizi çıkartırız oradan bizde ona kuyu gözüyle bakarsak mana, hikmet çıkar biz önce zahiri ve zahiri içerisinde ki hikmeti manalardan bahsediyoruz daha sonra batıniyete dalarız. Teşekkür ederim o var öyle. Buyur Melih kardeşim.

-Melih KÖLÜK: Sultanım benim aklıma şey geldi çocuk yaşıyor. Yani çocuğun yaşaması orada su olduğunu göstermiş olabilir onlara. Yani çocuk ölü değil ne kadar süredir orada olduğunu da bilmiyorlar. Çocuk çıkınca acaba su da vardır diye düşünmüş olabilirler diye geldi aklıma.

-Oktan KELEŞ: Evet bu bir düşüncesel bazda olası bir şey. Onur buyur.

-Onur ÖNER: Sultanım,dirhem dediniz dirhemin gümüşle bir bağlantısı olduğunu söylediniz. Gümüşü ayla bir bağlantı kurabilirsiniz. Altını güneşle, dirhemi de gümüşle ayla bir bağlantı kurabilir miyiz?

-Oktan KELEŞ:  Kurabiliriz. Birazdan dirhem meselesini özel ele almamız gerekecek. Biz çünkü buradan yola çıkarak diğer hikmetlere de bakıyoruz yani müjde deniyor az bir paraya satılıyor vs. yani demek istiyorum kibize soru gönderen arkadaşlar, kardeşler selam olsun onlara dolayısı ile aslında sorduğunuz sorudan daha fazlası var demek için bu kadar geniş ele alıyoruz o konuya gireceğiz. Teşekkür ediyorum.

-Misafir: Sultanım şimdi bizde biraz Bülent abi ile inceledik. Aslında bu sürecin başlangıcında Yusuf’un babası ile olan diyaloğu var anlattığı bir rüya var. Şimdi Onur arkadaşta aynı şeyi söyledi. Orada aslında bütün ayetler bütün hepsi kodlama şeklinde geçiyor da 12 yıldız, Güneş ve Ay’ın secde ettiğinden bahsediyor. Orada anlatılan ya da işaretleneni bilemiyoruz. Babasının yönlendirmesi var devam eden ayetlerde kardeşlerin ile paylaşma babası olabileceklerin farkında hatta kardeşleri ile olan konuda da farkında sizde az önce izah ettiniz ya sabır yöntemini seçiyor olacakları da biliyor.

-Oktan KELEŞ: Evet bu işin kaderi meselesi. Yani Aslında bir kader var kader işlemeye başlamış belki rüya ile başlamış zaten peygamber tam mahiyetini belki bilmese bile vahiyden anlaşılan şudur ki yani bir şeylerin olacağını biliyor ve sabretme yolunu seçiyor vs. olayları takip edip gözlemliyor bunu kast ediyoruz.

-Misafir 3: Evet ayetlerde hep bir kodlama ve çok ince ayrıntılı tanımlamalar var. Çok ayrıntılı tanımlamışlar kelime kelime.

-Oktan KELEŞ: Evet. Buyur Hüseyin Hocam.

-Hüseyin Hoca: Efendim dirhem aynı zamanda bir ağırlık ölçüsü. Mesela 2 dirhem para birimi olarak düşük olabilir ama 2 dirhem altın çok yüksek bir meblağ edebilir.

-Oktan KELEŞ: Evet güzel fakat tabi ayetin söylediği önemsememişlerdi ve az bir paraya az olduğunu söylüyor yani aslında ağırlık ölçü birimi de daha sonra kullanılıyor. Gümüş paralara verilen ölçü birimi Romalılar tarafından tarihte literatürde. Hocam buyrun.

-Misafir: Ben müjde konusuna değinmek istiyorum. Müjde demelerini bence Yusuf’un rüyasını bilmeleri ve o zaman ki toplumun rüya yorumlama ilmi konusunda biraz bilgi sahibi olmalarından kaynaklandığını ve müjde diye sevinmelerini buna bağlıyorum.

-Oktan KELEŞ: Rüya ilmi çok revaçtaydı muhakkak ki hocam. Yalnız tabi burada müjde diye bağıranlarda rüyayı görenler değil sucular yani çünkü onar bulduğu için. Bir şey mi diyeceksiniz başkanımbuyrun

- Yener DURSUN: Sultanım tabi dün baktık dün konuştuk bugün bakınca şimdi bu kervandaki sucular bir öncesinde Yusuf’un kardeşlerinin bir konuşmaları var kendi aralarında. Şimdi daha öncesinde 7. ayette: ‘ And olsun Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için büyük hikmetler var.’ diyor Allah. 8. ayette de diyor ki; ‘Onlar şöyle demişti; Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir.Oysa ki biz birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız açıkça bir şaşkınlık içerisindedir.’ 9. ayette ‘Öldürün Yusuf’u veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size dönük kalsın.’ Niye babamızın yüzü değil de babanızın yüzü

-Oktan KELEŞ: Şey gibi değil mi samirinin meselesindeki gibi anamın oğlu ey Musa dediği gibi Harun’un

-Yener DURSUN: Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz diyor. 10. ayette ‘İçlerinden bir sözcü dedi ki.’ Şimdi bunlar kardeş ise, konuşuyorsa yani niye sözcü olsun içlerinden biri. Buraya kadar geçen ‘içlerinden bir sözcü dedi ki; Eğer yapacaksanız öldürmeyin Yusuf’u. Onu kuyunun derinliklerine bırakıverinde bir yolcu kafilesi alsın.’ Şimdi burada da yani kervandaki sucularla kervanın farklılık oluşu gibi çok net

-Oktan KELEŞ: Çok net bu çok net.

-Yener DURSUN: Yani burada öldürün Yusuf’u diyor, içlerinden bir sözcü çıkıyor ve babanızın yüzü size dönük olsun, kardeşlerin ilk başta söylediği Yusuf ve kardeşi diyor, babamıza diyor yani zamansal bir boyut var, mekânsal bir boyut var, toplumsal bir boyut var.

-Oktan KELEŞ: Orada zikrettiğiniz ayetler burada o ayetlere de atıf yapacaktık Allah razı olsun güzel oldu bu. Şimdi diyor ya biz birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Şimdi onu söyleyen demek orada bir toplulukta var başkaları da var peygamber çocuklarının arasında o olayı işlemek için yönlendirme yapıyor. Buyrun Başkanım devam etmek istiyorsanız.

-Yener DURSUN: Estağfurullah Sultanım. Buradan bu ayetlere bakıldığında o topluluk oraya biraz önce Dedenin söylediği gibi Elif Lam Ra ile ve sizin söyledikten sonra tekrar bakayım dediğim şeye burada farklı çağlar ya da farklı zamansal bir durum mu var yani drahmi o dönemde kullanılmayan bir para birimiyse eğer.

-Oktan KELEŞ: Burası çok net. Bilimsel olarak çok net müzelerde yani kalıpları dahi olan tarihsel bilimsel olan bir şey yani çok net. Hani bu şöyle olabilir, böyle olabilir denilebilecek iddia edilebilecek bir şey değil çok net bir bilgi. Ama şöyle bir şey olabilir mi? Özür dilerim aradan hikmet yakalayacaksak kaçmasın diye söylüyoruz. Şimdi Yusuf peygamberin güzelliği meşhurdur ya acaba çocuk iken güzel değilmiydi diye bir şey çıkıyor mu bu konu ile ilgili bir şey söylemek isteyen var mı. Muhsin abi buyrun.

-Muhsin Doğan: Sultanım dünde bahsetmiştik o coğrafya da yaşayan insanların esmer olduğu, Yusuf peygamberin ise sarışın ve beyaz tenli olduğundan dolayı bir Türk peygamberi olabileceği aynı zamanda buraya gelen Yusuf peygamberi bulanların görevli bir insanla başka çağda ya da ulu atalar olabilir mi?

-Oktan KELEŞ: Dün bunları konuşmuştuk fakat buna da değineceğiz çok teşekkür ediyorum. Başkanım devam etsin kesmeyeyim. Ben burada ki o nüansı size tekrar hatırlatayım. Ne olursa olsun beyaz tenli, siyah tenli fark etmiyor birilerinin güzel gördüğünü, güzelliği ile meşhur olan bir insanı onlar o güzelliğini önemsemiyor. Yani az bir paraya satıyor fakat başkaları görüyor. Hani derler ki altının değerinden sarraf anlar tamam da bu konuya misal verilecek bir mesel değil çünkü güzelliği ile meşhur bir insandan bahsediyoruz.Çocukken güzel değil miydi gibi bir soru sorarlar. Sormadan biz soralım yani şimdi ateistler bunu yapar yani onlardan önce biz davranalım hikmet babında biz soralım. Buyrun Başkanım siz devam edin lütfen.

-Yener DURSUN: Şimdi Sultanım bu kardeşlerinin Yusuf (A.s.) kuyuya atmadan önce babasının bir şeyi var yani Yusuf (A.s.) babası ile bir konuşması var rüyasını anlatıyor, kervandaki sucular kuyuya gittiklerinde müjde çocuk diyor. Çocuk dediğimiz kaç yaşında olacak, babasına rüyayı anlatacak, onlarda müjde çocuk diyecek.Yani bir yaş aralığına baktığımızda kendi çocuğumuza baktığımızda dediniz ya ayetleri yaşayarak düşünelim diye şimdi düşündüğümde yani Berat’ı çocuk olarak şimdi de görüyoruz 15 yaşında çocuk olarak görüyorum.

-Oktan KELEŞ: 100 yaşına da gelse göreceğiz bizim çocuğumuz.

-Yener DURSUN: Allah razı olsun. Ama yani gelipte o çocuk boyutunda bana böyle bir rüya anlattığında çocuk der geçerim. Çocuk bir şeyden etkilenmiş, bilinçaltından etkilenmiş ama Yakup (A.s) anlatma bunu kardeşlerine diyor. Bu rüyayı anlattığında bu rüyaya değer veriyor Yakup (A.s.) büyük bir insan gibi değer veriyor yani akıl baliğ olmuş yaşamış gibi fakat kervandaki adamlar bulduğunda çocuk diyor yani arada bir yaşanmışlık oluyor ama o yaşanmışlığın mekanı orası değil gibi, zamanı orası değil gibi.

-Oktan KELEŞ: Eyvallah. Dirhem konusunda birazcık kapı aralanmış gibi oluyor zaman boyutu. Mağara, Ashabı Rakim’i düşünelim Kehf suresini dedik ya başka ayetlerle de işi doğrulatmak.

-Orkun AKAR: Orada da para meselesi var Sultanım Kehf Suresinde.

-Oktan KELEŞ: Yine bir para meselesi var. Aynı zamanda şöyle bir durumda var şimdi İslam literatüründen de konuşalım bazı dangalaklar var bizlerin bunları bilmediğini zannediyor. Yani şimdi Kambala, Kambaba videolarında bazen geliyor şu şöyle, böyle. Şimdi biz Kuran-ı Kerim’ iyıllardan beri irdeliyoruz. Yüzlerce binlerce program yaptık, toplantı yaptık, kitaplar yazdık falan buralara değinmeyeceğim. İslam literatüründe, Salih katkıda bulunursan sevinirim sen hatırlarsın. Kurban meselesinde işlemiştik hatırlarsanız çalıştaylar da İbrahim peygamber bir rüya görüyor oğluna söylüyor oğlu da sözünü yerine getir baba diyor. Sanki Peygamberler çocuklarına bir danışma, ondan onay makamı gibi ama her çocuğundan değil. Bazı çocuklara böyle şey var değil mi iltifat ötesi bir şey aslında önemse diyelim mi. Yani İbrahim peygamber o konuda seni keserken gördüm falan biliyorsunuz meseleyi rüyadır o zaten biliyorsunuz onu irdeledik burada. Fakat söylediği zaman baba sen sözünde sadık kal diyor ve onun sözüne göre o işlevi yapmaya kalkıyor. Burada da bir çocuğa bir şey var ama Başkanımın dediği konu çok önemli yani ben bu anektodu da çiziyorum ki bu meseleleri biliyoruz yani çoğu maalesef ki alimim diye geçinenler bunları çok irdelemezler. Bazı çocuklar çünkü peygamberse bu vahiy al?

Devamı:  https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8087

 



Bu yazı 547 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Kasım 2020 Türk Töresi
    • 6 Kasım 2020 Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü
    • 5 Kasım 2020 ABD Seçimi, Büyücü Savaşları
    • 26 Ekim 2020 Zan, Yaratılış ve Atom
    • 25 Ekim 2020 Şirin Çocukculuk İmamoğlu
    • 24 Ekim 2020 Sembollerle Mesaj mı?
    • 18 Ekim 2020 Kur'anca, Ne Kadar Arapça?
    • 12 Ekim 2020 Kambaba-11 (Kambaba Şehirde)
    • 12 Ekim 2020 Işıklı Korona Oyuncağı
    • 12 Ekim 2020 Milli Şehidin Anıtını Kaldırmışlar
    • 6 Ekim 2020 Türkiye Ermenistana Haddini Bildirmeli
    • 25 Eylül 2020 Mavi Vatan Kırmızı Su
    • 13 Eylül 2020 Kambala-7 (İlk Defa Açıklanan Maden Sırrı)
    • 6 Eylül 2020 Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı
    • 1 Eylül 2020 Yunanistanla Savaş
    • 31 Ağustos 2020 Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam
    • 24 Ağustos 2020 Kambaba-10
    • 20 Ağustos 2020 Kambaba-9
    • 19 Ağustos 2020 Kambaba-8
    • 14 Ağustos 2020 Kambaba-7

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,464 µs