En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
4 Temmuz 2020

Göbeklitepe Kam Mimarisi




   

Bilinen en eski ön Türk yakarış ritüeli, ata kültü geleneği Türklerin bulunduğu hemen hemen bütün coğrafyalarda etkisini sürdürmüş, hatta İslamiyet sonrası da devam etmiştir ve devam etmektedir. Ve bu ritüel zamanla mimariye dönüşmüştür. Bu mimari; gök kubbe ve dönme ritüelidir. İslamiyet’te tavaf diye bilinen kutsal mabedi veya yerleri gezip dolaşma, adımlama yoluyla atalarının izlerini takip etme ve ayrıca spiral dönme ile kozmosu, gök sırlarını ve enerjisini kendi bilinçleriyle bütünleştirmek tabiri caizse alış veriş, Mevlevilikteki Hak’tan alıp halka vermek ve arada duran kişinin yansıtıcı olma özelliği… Şimdi ön Türk kültüründen bugüne; yaşayan ulu tepeler, dağlar ve buralarda bulunan tek ağaç kutsaması.

 

Ağaç hayat kaynağıdır. Tek ağaçtan kasıt; ormanlık sık ağaçlık değil, dağlık hatta çorak arazide bulunan küçük veya büyük olsun tek ağaç yani ata ağaçların tohumları olarak kabul edilen ağaçlardır. Bu çorak arazide, oraya hayat veren, hayat için kök salmış, öksüz ve yetim, ata tohumu olan ağaç sembolü. Bu tek ağaca çaputlar bağlanır. Renkleri genelde gök rengi olan, mavi olan, göğü simgeleyen çaput bağlama; hayata katkısından dolayı o ağaca bir şükran seremonisidir. Bugün hâlâ Altaylardan Sibirya'ya, Hakasya’dan  Moğol bozkırlarına tüm Türklerin coğrafyasında yaşayan bir gelenektir. Bu tek ağaçların etrafında dönülür. O çorak araziye hayat sunan bu akıncı ağaçlar bu şekilde saygı görür. Bu bir tapma değildir. Burada Tengri'nin bu alanlara bir hayat sunması, ağacın da uçsuz bucaksız bu çorak arazilerde tek olarak bu varlık âleminde hayat mücadelesinde bulunmasına saygı duyulur. Bu mücadele tüm varlık ve canlılar için olduğundan kişioğullarını da kapsar. Kişioğulları yani insanlar, kendileri için olan bu mücadelenin bilincini kendi bilinçleriyle bütünleştirir böylelikle de insanların şuurluluk halinden ve şuurdan bahsetmesi mümkün olur. Bu tek ağacın tohumlarını kuşlar, rüzgârlar vs. getirmiştir. Bulutlar, yağmurlar ve güneş tüm tabiat destek vermiştir oluşmasında ve kök salmasında. Bu ritüel aynı zamanda tüm tabiata ve varlık âlemine bir şükran ve bir teşekkürdür. Bu teşekkürü ancak bir şuurlu yapar ve bu bilince ulaşmış bir şuur yaptırır. Böylelikle egoizm burada yok olur. Burada Türklerin hayat ağacı motifini anlatmıyorum. Tengri’nin Türk’ü kitabında bu konu detaylı anlatılmıştır.

 

 

 

 

 Bozdağ’da geçtiğimiz yıllarda ritüel yaptığımız zirvedeki tek ağaç.

 

Şuurlu kişilerin çorak arazi ve boş tepelerde ağaç olmadığı zaman yaptığı ritüel ise “taş üstüne taş koyma” ritüelidir. Ağaç olmayan, uçsuz bucaksız bu bozkırlarda şuurlu kişiler, hayata katkı sunmak için orada bulunan taşları üst üste koyarak hayata katkı yaparlar. Bir iş, bir oluş ritüelidir bu. Bunun kısaca anlamı: Tengri’den buralara bir hayat dilemek, tabiri caizse bir yakarıştır. Bir an önce bu ritüelle buralara kuşların uçması, rüzgârların ve yağmurların tabiata bir tohum taşıyarak yeşillendirmesi ve bir ağacın kök salması dileğidir. Bir ağaç oluşursa; ağacın etrafında kurtçuklar, tohumlar ve bir canlılık oluşur. Buraya kuşlar gelir, onlardan yer ve diğer yerlere taşır. Taş taş üstünde bırakmama tabiri ise bunun “antisi”dir. Oradaki hayatı yok etme kavramıdır ki; savaşlarda bu literatüre baş baş üstünde bırakmama, yani halkın başını, liderini, aklını ve hayat dinamiklerini yok etme tabiri de eklenir. Taş taş üstüne koyma ritüeli; orada bulunan daha önce yaşamış ata ruhlarını da bu yakarışa dâhil etme, anma, unutmama ve hatırlama ritüelidir. Bu taşlar üst üste konduktan sonra etrafında yine dönülür. Mezar taşı kavramı. Bu ritüel; Türklerde mezarı belli olmayan tüm atalara bir saygı olarak atfedilir. Not: Balbal geleneğiyle bu ritüelin alakası yoktur ve bu bir tapınma değildir. Türk Kağanlarının ve büyük Hanların mezarları belli değildir. Çünkü bu bir saygı gereğidir, bu bir gelenektir. Düşmanların ve art niyetlilerin bu mezarları açmaması, tahrip etmemesi ve ata ruhlarının rahatsız edilmemesi için bu bir Türk budun geleneğidir. Bu İslam’a da sirayet etmiştir. İslam peygamberi bir ölünün mezardaki kemiğinin yerinden oynatılmasını hayattaki bir kişinin kemiğine acı vermekle eşdeğer tutmuştur. Düşünün kim bir ölmüşünün mezarının açılmasını ister, cesedin ve kalıntılarının tahrip edilmesini ister?

  

 

 

   

Şamanizm diye bir din yoktur. Türkler Şaman değildir. Defaatle yazdık çizdik Kam müessesesi Şamanlıkla karıştırılmamalıdır. Türkler Tek Tengri inancına mensupturlar. Bu zaten artık günümüzde tartışılmamaktadır, kabul görmüş bilimsel bir gerçektir. Cahillerin ve Türk kültüründen bihaber olanların hezeyanları kendi dinlerinde fazlaca mevcuttur. Ön Türklerde ve Türk’ün tarih boyunca yayıldığı bütün coğrafyalarda bazı inanç kaymaları olsa bile bu tüm din mensupları için geçerlidir. Bugün İslam olduğunu iddia eden Arapçı geleneğinin putperest ve birçok müşrik âdetini yaşayanlar, istisnalar hariç, bunu kendilerinde gözlemleyebilirler.

 

Şimdi gelelim Türklerde ata ruhlarını yâd etme ve önemli kişilerin mezarlarının ritüellerine. Baştan beri anlattığımız bütün bu ritüeller daha sonra mimariye de yansımıştır. Oğuz geleneğinde bir yere göç edileceği zaman, eğer bir daha dönmeyeceklerse, ölülerini gidecekleri yere taşıdıkları bilinir. Kalıcı kurganlar, mezarlar haricinde bu gelenek yani ata ruhlarıyla beraber yaşama geleneği hala sürdürülmektedir. Anadolu’da Türk höyüklerinin neolitik dönemde de mezar üstüne ev yapma ve otağı kurma geleneği arkeolojik kazılarla tespit edilmiştir. İslam sonrası da bu gelenek aslında Türkiye’de bazı bölgelerimizde sürdürülmektedir. Örneğin Trabzon Of’ta evlerinin hemen yanındaki çaylıklarda vefat edenler köy mezarlığına değil, evlerinin yanına defnedilir. Eve giriş ve çıkışlarda Fatihalar okunur ve bu ruhlarla beraber hayat devam eder. Bu geleneğin mimariye yansıdığını söyledik. Mezar ziyareti, türbe ziyareti ve etrafının dönülmesi bugün devam etmektedir. Bu Türk ata geleneğidir. Dönme geleneği mezarı ve yapıyı kapsar. Şimdi Göbeklitepe’nin kazılarda çıkarılmış spiral dairesel yapısına dikkat edelim.

 

 

 

Burada da bir giriş, bir dönüş, bir tavaf ve bir kutsama söz konusu.

  

Şimdi ülkemizden Erzincan’dan Mama Hatun Türbesi’ne göz atalım.

    

    

  

İslamiyet döneminde yapılmasına rağmen, İslam mimarisi olmayan bu türbe. Orta Asya Kam dairesel dönüş mimarisine/ritüeline sahiptir. Bu bilgi araştırılırsa görülecektir. Tıpkı Göbeklitepe’deki gibi bir forma sahiptir. Ziyaretçiler türbenin girişinden girerek spiral şeklinde dönerek türbenin yukarısına kadar çıkıp, sarmal şekilde aşağı kadar türbeyi dönerek iner. Bu mimari yapı türbenin etrafının dönülmesi için tasarlanmıştır. Orta Asya'da bulunan İslamiyet öncesi Türk mezar mimarisinin kopyasıdır. Sultan Sancar Türbesi ve daha birçok mezar bu mimariye örnek verilebilir. Bunlar, ne Selçuklu, ne Osmanlı ne de İslam mimarisidir. Tamamen bir Kam ritüel kökeni olan bir olgudur.


Yakında Türk tarihi ve dinler tarihi ile ilgili birçok gerçek meydana çıkacaktır. Bu konular bu kadar kısa da değildir. Ama şimdilik bu kadar yeter. Bu sene hacca gidemeyecekler üzülmesinler. Çanakkale şehitlerimizi ziyaret edip, hayata katkı sunan, aziz canlarını bu vatana ve bizim hayatlarımıza sunan ata ruhlarımızla beraber şehitliği dönsünler.


Tengri Biz Menen       

Saygılarımla.
 

Oktan KELEŞ 

  

oktankeles@gmail.com

onaltiyildiz@gmail.com

Twitter:@oktankeles

 

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8004/gobeklitepe-kam-mimarisi

 




Bu yazı 541 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Kasım 2020 Türk Töresi
    • 6 Kasım 2020 Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü
    • 5 Kasım 2020 ABD Seçimi, Büyücü Savaşları
    • 26 Ekim 2020 Zan, Yaratılış ve Atom
    • 25 Ekim 2020 Şirin Çocukculuk İmamoğlu
    • 24 Ekim 2020 Sembollerle Mesaj mı?
    • 18 Ekim 2020 Kur'anca, Ne Kadar Arapça?
    • 12 Ekim 2020 Kambaba-11 (Kambaba Şehirde)
    • 12 Ekim 2020 Işıklı Korona Oyuncağı
    • 12 Ekim 2020 Milli Şehidin Anıtını Kaldırmışlar
    • 6 Ekim 2020 Türkiye Ermenistana Haddini Bildirmeli
    • 25 Eylül 2020 Mavi Vatan Kırmızı Su
    • 13 Eylül 2020 Kambala-7 (İlk Defa Açıklanan Maden Sırrı)
    • 6 Eylül 2020 Süleyman Mabedi Sırrı - Altın Elbiseli Adam, Fizik ve Metafizik Sırrı
    • 1 Eylül 2020 Yunanistanla Savaş
    • 31 Ağustos 2020 Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam
    • 24 Ağustos 2020 Kambaba-10
    • 20 Ağustos 2020 Kambaba-9
    • 19 Ağustos 2020 Kambaba-8
    • 14 Ağustos 2020 Kambaba-7

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,554 µs