En Sıcak Konular

Dr. Özlem Genç

Köşe Yazarı
Dr. Özlem Genç
20 Haziran 2020

Kafesdeki Zihinler



15 Haziran 2020 tarihinde Kambala-5/Kafesteki Cenin videosu https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7959/kambala-5-kafesteki-cenin   yayınlandığında, içeriğindeki bilgiler ile şoke olmuş kişilerden sadece biri olmakla kalmayıp, bu sarsıcı bilgilerin etkisinin de zihnimde hâlâ sürdüğünü söyleyebilirim. Sayın Oktan Keleş’in açıkladığı “Kafesteki Cenin/ Zihin Önde” projeleri ile Mu Hanedanlığı kayıtlarının 2020 yılına özel bölümlerinden de haberdar olduk. Sağ olsun, var olsun. Tabi ki bu tasarlanmış projenin çalışmaları yeni değildi, sadece bu yılın başından beri bize illet olan virüs bahane edilerek, projenin uygulaması yapılmıştı. 

Peki bu bilimsel olarak nasıl mümkün olabilirdi? Daha doğmamış bebeğin DNA’sının hangi bölümlerine etki ediyorlardı? DNA’sına müdahale edilen bebekler nasıl insanlar olacaktı? Zihinleri nasıl işleyecekti? Gelin hep beraber bu soruların yanıtını arayalım, doğru soruları soralım ve hipotezler geliştirelim.

Neden İsmi “Kafesteki Cenin” Projesi?

Zannımca bu sadece bir kod adı. Amaç; güya insana ceza vermek, insanı istedikleri forma sokmak, kafesinin şekli ölçüsünde zihnini kullanmasına izin vermek. Bazen de kafesin şeklini değiştirerek yeni zihinsel süreçlere sebep olmak. Bunlar tabi ki benim varsayımlarım. Videodaki kafes uterusa (rahim) benziyor mu yoksa bana mı öyle geldi? Yani “daha rahimlerde, siz daha doğmadan birkaç hücre demeti halinde (embriyo safhaları) iken sizin bırakın bedeninizi, zihinsel kodlarınızı bile etkiliyoruz” dayatması ve korkutması. 

Tepegöz Kimdir, Neden Bunu Yapıyor?

Dede Korkut hikâyelerinde Tepegöz'ün doğumundan şöyle bahseder: Oğuz budunundan Konur Koca Saru Çoban, kutsal Uzun Pınarın (Perili Pınar) yanında iken bir peri ile zorla birlikte olup, kutsal olanı bozar ve ahlak dışı yasak bir ilişkiye girer. Bir sene sonra peri söz verdiği emaneti pınarın yanına bırakır. Peri kızının “emanet” dediği yerde yatan bir yığınaktır. Çoban, gördüğü bu nesneyi sapan taşına tutar. Ancak nesne vurdukça büyümektedir. Bu sırada Bayındır Han ve beyler pınarın bulunduğu mahalle gelirler ve bu “ibret nesne”yi görürler. Teptikçe nesne büyür ve sonunda yırtılır. İçinden Tepegöz adeta doğar. Basat’ın babası Aruz Koca, Tepegöz'ü alır ve onunla birlikte büyütür. Tepegöz adeta kötülüğün bedenlenmiş şeklidir. Her şeyi, herkesi yer, öldürür. Sonunda budundan kovulur. Uzatmayalım, Dede Korkut araya girip barış sağlar, ancak işler daha da kötüye gidince Basat onu gözüne ok saplayarak öldürür. Hep de öldürecek, müjdeyi aldık. Aslında Tepegöz'ün bulunduğu kese mecazi olarak uterustur. Tepegözler her çağda rahimlerdekine göz dikmiş, onları kendisi gibi kötülük yapmaları için yaratma cüretinde bulunmuşlardır. Aynı kafesteki ceninler gibi. Yani yasak olanı yaparak, Allah’ın yarattığı insanın DNA kodlarına kadar girerek. Piyonlar (doğmuş insanlar) zaten hazırdır; kendisine fil, at, şah, vezir, kale hazırlamaktadır ki bu taşlar ile daha güçlü hamleler yapabilsin. 

DNA’nın yapısı ve Epigenetik Kavramları

DNA (deoksiribonükleik asit) bütün canlı organizmaların hücrelerinde bulunan ve canlının tüm genetik özelliklerini taşıyan moleküldür. DNA ikili sarmal yapıdadır. Resimde kimyasal yapıyı ve nükleotidleri-bazları (A,C,G,T) görüyorsunuz. Bu harflerin sırası hücrelerimizde hangi proteinlerin üretileceğini belirliyor. Aslında kodlanan bir yazılım olarak da düşünebiliriz. Resimlerde kırmızı renkte işaretlediğim molekülleri aklınızda tutun. Bir ara lazım olur belki.

   

DNA’da iki ayrı veri katmanı bulunuyor. Biri bildiğimiz genetik kod, yani kodlanmış fiziksel özelliklerimizi belirleyen gen dizilimi. İkinci katman; DNA’nın kendini katlama şekline bağlı olan epigenetik kod. Yani DNA’nın hangi genin aktif olacağına farklı şekillerde katlanarak karar verme işlevi. Genin ifade edilmesi diyebiliriz. Çevresel koşullar hangi genlerin aktif olacağını ve o gün vücudumuzu etkileyeceğini belirliyor. Epigenetik faktörler; çevre koşulları, beslenme, stres, kimyasal ve radyasyona maruz kalma gibi faktörler. Bu epigenetik durumlar değişken ve geri dönüşümlü. Örneğin rahimde açlığa maruz kalan bebeklerin açlığa maruz bırakılmayan kardeşlerine göre insulin metabolizması daha farklıdır. Epigenetik orijine sahip bazı hastalıklar ve sendromlar, çeşitli patolojilere yol açan anormal DNA metilasyonu ya da damgalanmış gen bölgelerine sahiptir. Bunlara büyüme geriliği ve vücut asimetrisi görülen Silver-Russell sendromu, Beckwith-Weidemann sendromu, Angelman ve Prader-Willi sendromları dâhildir.

GDO’lu besinler, kimyasal etkiler ve radyasyon, elektromanyetik etkiler şeytanilerce zaten sürekli DNA’larımıza veriliyor, hem cenine hem doğmuşlara. Bir önceki yazımda https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7872/simbiyotik-yasama-hazir-misiniz çeşitli mekanizmalardan bahsetmiştim. Uzatmayalım konuyu.

Yapay DNA ve Sentetik Biyoloji, Organik bilgisayarlar

El âlem boş durmuyor. Benner ve ekibi 30 yıllık bir çalışma ile yapay olarak güçlendirilmiş ilk sentetik insan DNA’sını yarattılar (2015). Bu molekül en az doğal DNA kadar iyi çalışıyor. DNA’nın içeriğine DNA’nın doğal yapısını bozmadan iki yeni harf eklediler: Z ve P harfleri. Texas Üniversitesinden Andrew Ellington, “Dört nükleotid ve altı nükleotidlik alfabeyi karşılaştırdığınız zaman altı nükleotid içeren versiyonun kazandığını görüyorsunuz” demiş. Yani kendilerince kazanmışlar. 6 harfli bir DNA 216 aminoasit (protein yapıtaşı) kodlayabilir. Ve sürpriz: 2019 Science dergisinde; A,T,G ve C harfleriyle kodlanan DNA yerine 8 harfli (ek olarak S, B, P ve Z) yeni bir DNA modelinin geliştirildiği bir çalışma yayınlandı. Üretilen DNA'nın orijinal haline bağlı kalarak RNA'ya kopyalanabildiğini gösterildi, yani protein de kodlayabiliyor. S, B, P ve Z harfleri nelerin kısaltması acaba?

Son zamanlarda“Sentetik biyoloji” ile canlı hücreler genetiği değiştirilmiş organizma haline getirilmekte ve insan hücreleri mantıksal işlemler yürüten organik bilgisayarlara dönüştürülmekte. Örnek: MIT araştırmacıları termal güvenlik kamerası gibi kayıt yapan ilk organik bilgisayarı geliştirdi (2015). İnsan gözü güvenlik kamerası gibi çekim yapacak, hatıralar film gibi kaydedilecek! Genler değil, “genlerin ifadesi” değiştiriliyor. Bu ne demek: DNA’larımızda bize göre olağanüstü bu özellikler kayıtlı ve onlar bunu keşfetmişler. Bu yönteme “Biyolojik Olayları Entegre Eden Sentetik Hücresel Kayıt Cihazları” sözlerinin kısaltması olan SCRIBE ismi verilmiş. Yani yazıcı, katip. DNA’daki kodu yeni şekliyle istedikleri gibi yazacaklar. Ayetleri tersten yazıp okumak gibi. Ne çağrıştırdı bu size?? Allah’ın yazıcıları yerine kendi yazıcıları işe girmiş.

DNA’ya veri depolama

Harvard Üniversitesi, 1 gram DNA’da 770 terabayt veri depolamayı başardı (2012). Tabi ki laboratuvar ortamında. DNA yer kaplamıyor ve büyük miktardaki veri binyıllarca saklanıyor. DNA’ya nasıl kayıt yapılır? DNA’ya veri depolamak için önce yeni-içi boş DNA şeritleri sentezlendi. Baz çiftlerini oluşturan “T ve G harflerine” 1 değerini, “A ve C”ye ise 0 değerini veren bilim adamları, DNA’ya tıpkı bilgisayarlarda olduğu gibi 1 ve 0’lar halinde veri kaydetmeyi başardılar. Avrupa Biyoinformatik Enstitüsü’nden Dr. Nick Goldman 1 gram DNA’ya 2,2 petabayt (2200 terabayt) veri kaydetmeyi başardı, çünkü “üçlü sayı sistemi (tritler)” kullandı. Bu veriyi okuma yöntemleri de var tabi, uzun konu yazmayalım. Bu sistemi canlı insan hücrelerinde kullanamayız. Kullanılıyor mu yoksa? Canlı hücrelerde DNA ve protein sentezi süreçleri aralıksız devam etmekte ve DNA’ya yazı yazmak için önce DNA’nın orijinal genetik kodunu silmemiz gerekmekte. Bu da hücrenin ölümüne sebep olur. Peki ya hücre ölümüne sebep olmadan embriyo safhasında veriler eklenirse?

İş otomasyona dökülüyor baksanıza: Washington Üniversitesi ve Microsoft araştırmacıları, üretilmiş DNA'ya veri depolamak ve kullanmak için ilk tam otomatik sistemi sundu (2019).

Ya bu otomasyon tüp bebek tedavisi sırasında laboratuvar ortamında kalan ve birkaç hücreden oluşan embriyoların DNA’larına veri yüklemek için kullanıldıysa? Kimin verisi? Wikipedia yükleyecek değiller herhalde?

Bilinç ve Zihin

Şimdi DNA konusundan “Bilinç-Zihin” konusuna atlayalım. Ne alaka demeyin? Alaka kurarız inşallah.

Projenin adı: “Zihin Önde Projesi” değil miydi? “Zihin Önde” kelimelerini internet ağlarında aradığımda İngiltere kaynaklı bir programa rastladım: “Minds Ahead, Mental Health in Schools”. Kısacası öğrencilerin ruh sağlıklarını destekleyen, onları dünya liderleri yapmayı hedefleyen bir program https://www.mindsahead.org.uk/ İngiltere’de ruh sağlığı-zihin sağlığı iyi olmayan 250.000 öğrenci varmış. Acaba bu çocuklardan nasıl dünya liderleri yapacaklar?

Neyse bilinç kavramını irdeleyelim. Bilim insanları henüz “Bilinç nedir?” sorusunu tam olarak yanıtlayamadı. Zihinsel bir aktivite sonucu gelişen bilinç dünyayı keşfeder, deneyimler ve dünyada olan her şeyle duyuları kullanarak etkileşime girer. Kendi varlığımızın, düşüncelerimizin ve psikolojik durumumuzun farkına varmaktır. Şimdi bilinci tanımlamak için geliştirilmiş bazı bilimsel teorilere bakalım:

Global işyeri teorisine göre; insan bilinci beyindeki nöronların bir şeyi düşünürken birbiriyle haberleşmesi, etkileşime girmesi ve işbirliği yapmasıyla ortaya çıkıyor. Bilincin bu nörolojik süreçlerden türeyen bir olgu olduğu görüşünü savunan Ray Kurzweil 2012’de “Bir Zihin Yaratmak” kitabını yazdı. Kurzweil kim peki? Bi bakın derim. Beyin bir bilgisayarsa, çözdüğümüzde tüm zihinsel süreçleri de çözebiliriz iddiası var. Singularity’ci …(üç noktayı siz doldurun). Bunu bir de onaltiyildiz.com’dan okuyun, Sayın Oktan Keleş’ten dinleyin (https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,33): Singularity Tehlikesi - Bilinç Kıyameti (2010).

Entegre enformasyon teorisini geliştiren Tononi ise şu şekilde bilinci tanımlar: “İnsan bilinci kendisinin farkındadır, kendini ifade eder. Herkes kendi zihninde hapistir ve kendi bilincini deneyimler. Kimse başkası gibi hissedemez. İnsan bilinci bölünmez bir bütündür.” Yani sadece nöral ağ altyapısı yok diyor. Sanki bu daha anlamlı ve insancıl. Bu teoriye göre özgür irade de vardır! Özgür irade bilinçli olarak verilen kararlardır ve kişiye özeldir. İrade seçmeye ve değiştirmeye yönelik nörolojik süreçleri de başlatabiliriz.Tegmark ise “Bilincin maddenin farklı bir hali olarak anlaşılabileceğini düşünüyorum.” diyor.Oldu mu size bir karmaşa?

Kuantum Bilinç

Hem felsefeciler, hem fizikçiler ve tıp dünyası son yıllarda bu konu üzerinde oldukça yoğunlaşmış. Kısaca kuantum bilgisayarlar, tek tek atomları ve hatta atomdan küçük parçacıkları birer işlemci olarak kullanılabiliyor. Kuantum fiziğindeki dolanıklık ve süper pozisyon özellikleri sayesinde parçacıklar aynı anda hem 1 hem de 0 değerini, hem de ara değerleri alabiliyor. Yani aynı anda yüzlerce işlem yapabiliyorlar.

Fizikçi Roger Penrose ve anestezist Stuart Hameroff insan beyninin organik kuantum bilgisayar olduğunu düşünüyor. İnsan beyninin standart kuantum bilgisayarlarda olduğu gibi elektromanyetik dolanıklıkla değil de yerçekimi etkisiyle çöken özel bir dolanıklık türüyle çalıştığını söyleniyor. Örneğin; Matriks’teki Neo gibi mavi ya da kırmızı hapı seçeceğiz, insan beyni önce dolanıklığa girip iki seçeneği değerlendiriyor. Sonra yerçekimi devreye giriyor ve dolanıklık sona eriyor hapın biri seçiliyor. Bu durumda “özgür irade” diye bir kavram kuantum bilince göre de var olmalı.

Kuantum fiziğinde bir de belirsizlik ilkesi var. Buna göre bir atoma bakınca onu mutlaka değiştiriyoruz. Dalga fonksiyonun çökmesine, atomun dolanıklık ve süper pozisyondan çıkmasına yol açıyoruz.

Yani kuantum bilincimiz varsa aynı anda birden fazla işi yapabilir miyiz?Geçmişi ve geleceği, bakış açımızı değiştirerek değiştirebilir miyiz? Aklımda deli sorular. Ya da yerçekimi etkisi olmasa (yere ve dünyaya bağlı olmazsak) zaman ve mekan (ikisinin de 1 ve 0 gibi sayısal bir değer olduğunu varsayarsak) kavramları da değişir ve bize başka âlemler mi (1 ve 0 sayısı dışındaki yerler) açılır? Erenlerin ve Allah’ın sevgili kullarının yapabildiği gibi (Allahüâlem). Aaa yoksa şeytaniler kuantum bilinç diye diye bunları mı çözmek istiyorlar?

Kuantum bilinççilere göre nöron hücrelerinin içinde bulunan mikrotübül adlı küçük yapıların içinde kuantum etkileşimleri oluyor, böylece kuantum bilinç ortaya çıkıyor. Şimdi bunun önemi ne?  Mikrotübüllerin düzenlenmesinde “Tau proteini” adlı bir protein bulunur. Proteinin bu görevi, yapısına fosfor eklenmesi ile kontrol edilir. Tau proteini beyin hücrelerinde, vücut hücrelerine oranla daha fazla bulunmaktadır. Genellikle yaşlılıkta ve Alzheimer hastalığı gibi bazı nörodejeneratif hastalıklarda yapısına gereğinden fazla fosfor eklenmesi neticesinde işlevini kaybeder ve beyinde birikmeye başlar. Yani bilincin arızası.

Tau aynı zamanda Mu Uygarlığı tabletlerinde var olan bir semboldür. “T” harfi ile sembolize edilir, diriliş ve tekrar doğuşun, hayatın simgesidir. T şeklindeki sütunları Göbeklitepeden de hatırlayın. Yani Tau proteinlerine veya bunun sentezlenmesinde yer alan DNA bölgelerine müdahale et, fosfat ekleyerek yapısını değiştir ve bilinci zayıflat. 2015 yılında California Üniversitesinden fizikçi Matthew Fisher, insan beynindeki fosfor atomlarının 10 milyar nöronun elektrik sinyali göndermesine yetecek kadar uzun süre dolanık kalabileceğini gösterdi. İnsan beyninde dolanıklık fosfor atomlarıyla mümkünse tüm hücreler ve fosfat içeren DNA da kuantum bilgisayar gibi mi çalışıyor? Ya da Tau proteinlerini (diriliş, tekrar doğuş, hayat) fosfat ekleyip çıkararak istediğin gibi yönetebilir misin? Bilgiyi unuttur ve yenisini empoze et gibi…

 

İşte tüm bunları yazıya dökerken sağ olsun Sayın Erol Elmas bana Türk’ün Kadim Kitabını hatırlattı. Sayın Oktan Keleş’in bize Tengri’nin Türk’ü kitabı ile birlikte sırlarını sunduğu kitap. O kitaptan birkaç resim gösterelim. “T” harfi ile simgelenen Tengri masası, Tengri’nin buyruğunu koyduğu yer. T simgesinin üstünde Tengri buyruğunu simgeleyen bir nokta. Resimlerdeki bütün sayfalarda yeniden yaratılış ve doğuş resmedilmiş. Tengri’nin “Ol” demesiyle ve görevli kişi tarafından (Tengri’nin biri, Tengri’nin adamı, Tengri’nin Türk’ü) yeniden yaratılış ve doğuş gerçekleştirilir. Bunların daha ileri yorumlarını artık size bırakıyorum. Ama mutlaka “Tengri’nin Türk’ü” tekrar okunmalı ki bu konu daha iyi irdelensin.

 


Bilinç DNA’da mı gizli?

Şimdiye kadar DNA yapısını, yapay DNA’ları, epigenetik durumları, organik bilgisayarları, DNA’nın hangi moleküllerine etki edilebileceğini ve bilinçle ilgili teorileri-çalışmaları yazdık. Peki bilinç ve bizim ulaşmak istediğimiz Tengri bilgisi-bilinci, DNA’mızda mı kodlanmış? Kambala-5 videosunda açıklandığı üzere ve Mu kayıtlarında 2020 yılına özel bilgilerde de bunun cevabının “evet” olduğunu görüyoruz. Ancak yanıtı bilimsel olarak çözülemedi daha. Ah bir çözseler…

İnsan genom projesine göre DNA’nın sadece %10 aktifmiş, yani %90’ı çöp-hurda DNA. Böyle bir şey mümkün mü? Geri kalan DNA’da neler kodlu? İşte Tepegöz avanelerinin yapmak istedikleri bu geri kalan DNA’daki bilinçle ilgili kodları deşifre etmek, yeniden kodlamak, değiştirmek ve insanları kötülüğe hizmet ettirmek olabilir mi? Yani Tanrı bilincini, Rahmani kodlarıdeğiştirmek tüm isteği. Yine aslında kuantum bilinç denilen süreç her insanın DNA’sında kodlu ama, bu DNA bölgelerinin aktif hale gelmemesi (unutmamız, hatırlamamız) için her şey yapılıyor mu? Sonuç olarak çağımızda bu değişimleri veya örtmeleri teknolojik yöntemlerle yapmak artık mümkün gibi görünüyor. Bizzat laboratuarda belirli bir grup antibiyotiğe duyarlı (yani o antibiyotikle karşılaşınca ölen) olan bir bakteri grubunun DNA’sına onun ölümüne sebep olmadan antibiyotik direnç geni aktardım ki bu mümkün. Artık bu antibiyotikle karşılaşınca ölmeyen tasarlanmış bir bakteri vardı önümde. Böylece bu bakteri kazandığı yeni genle doğasına aykırı davranıp isyan etmiş olmuyor mu? Hem de benim müdahalemle.

Âdem ve Âdemoğulları ne yaptı?

Yine Kambala-5 videosunda Taha 115-121 ayetlerine dikkat çekti Sayın Oktan Keleş. Şimdi hatırlayalım. Âdem’e tüm isimler öğretildi, değil mi? Yani yaşamla ilgili tüm kodlar verildi ve bu Rahmani bilgiler DNA’sına kodlandı (en iyi veri depolama aygıtı). Burada ahidleşmede var; Ahid Rabbini tanımak ve Rahmani bilgiye göre hareket etmek. Ancak Âdem ahdi unuttu (Taha/115). “Ve onda da bir azim bulamadık” der Tanrı aynı ayette. Ne azmi bu? Rahmani bilgiye göre hareket etme azmi, ahdi hatırlama azmi. Biz çağımızda kimin yasaları dahilinde yaşıyoruz? Ekini ve nesli mahvetmeyin diyor Allah, yapabildik mi? Âdem tekrar tekrar uyarılıyor: “Bak cennet senin için en iyi yer, açlık yok, çıplaklık yok, sıcak yok”. Tıpkı Âdemoğlunun da peygamberlerle her çağda uyarılması gibi. Bu uyarılara, Tengri bilgisine, emrine kaçımız uymak için azim-çaba gösteriyor?  Ee Âdem gibi unutursak ve unutmamak için çaba da göstermezsek, şeytan çıkar sahneye ve başrolü elimizle ona veririz, ayvayı da yeriz. Artık tek başına mı, yoksa birlikte mi bilemem.

Kısacası;

Şeytan insanın zihninden Tanrı bilincini yok etmeye çalışıyor, hem de daha beyni tam oluşmamış ceninlerde. Yeniden tasarlıyor insanı. Özgür iradesini kendi lehine kullandırmak istiyor. DNA’daki kodlara, hedef bölgelere etki ederek ve böylelikle tüm hücrelerine sızarak çalışıyor yöntem. Tasarlanmış zaman diliminden de bahsetti Sayın Oktan Keleş. Yani Tasarlanmış DNA. Korunma yollarını da söyledi: Türk’ün Töresi. Töreye uyarsan korunursun. Türk olmayanlar üzülmesin, biz sizi de koruruz, yeter ki bize tabi olun.

Şimdi bir resimle bitiyorum yazımı. Yine Tengri’nin Türk’ü kitabından. Kadim Kitaptaki 25. sayfanın açıklaması yoktu. Belki “Kafesteki Cenin” projesinin açığa çıkarılacağı zamanı bekliyordu (Allah bilir). Üstte Tengri bilgisi “nokta”, noktadan devam eden kollar bir cenini sıkıca sarmış (uterus-rahim?) ve içeriye geçemeyen-rahmin dışında kolları güdük kalmış adam kılıklı dokuz (dokuzlar çetesi?) çizim. Bizi koruyan, kollayan ve esirgeyen yine yüce TENGRİ bilgisi ve buyruğu. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Saygılar

Dr.Özlem Genç

drozlemg@gmail.com

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7973/kafesteki-zihinler



Bu yazı 1,827 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Haziran 2020 Kafesdeki Zihinler
    • 11 Mayıs 2020 Simbiyotik Yaşama Hazır mısınız?
    • 1 Mayıs 2020 Maskeli Bir Dünya mı?
    • 9 Nisan 2020 Sözde Kutsal Korona Aşısı
    • 6 Nisan 2020 Kök Börü - Mavi Kurt ve Göklerin Bilgisi
    • 26 Mart 2020 Korku ve Umut
    • 22 Mart 2020 Covid-19 Hakkında Küresel Gerçekler
    • 7 Mart 2020 Tek Nefes,Tek Nefis
    • 23 Ağustos 2019 Selam Olsun Bizlere
    • 11 Kasım 2018 Türk, Öğün, Çalış, Güven
    • 7 Eylül 2018 Şarbon Nedir?
    • 6 Temmuz 2018 Hatırla
    • 19 Mart 2018 Ah Bu Gönül
    • 4 Ocak 2018 Kimiz Biz?
    • 28 Ekim 2017 Çok Mu Meşgulsün? Şimdi Dinle Sana Anlatacaklarım Var
    • 13 Eylül 2017 İnsanoğlunun Kibri
    • 1 Ağustos 2017 Biz Ötükende Çokuz

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,738 µs