En Sıcak Konular

Baran Aydın

Köşe Yazarı
Baran Aydın
24 Nisan 2020

Türk Atanın Sırrı





Mühürle korunan semanın hakikatine erenler…

Kim bunlar?

O sema ki mühürlenmiş hakikatleri, korunan koynunda saklayan bir nur üstüne nur mevzisidir. İşte hakiki sema ehlinin bu mührü söktüğü ezelden beri söylenmiştir. Mühür sökülürken; mührün kendisinin de hakikatle mühürlendiği özellikle dile getirilmiştir. Anlayana, ehline…

Mühür nedir?

Mevlevilerde, baş keserken sağ ayağın sol ayak üzerine konulması ‘mühürleme’ olarak nitelendirilmiş ve Ateşbaz-ı Veli’den Mevlevi ulularına hatıra kaldığı söylenmiştir.

Elbette her söylencenin bir menkıbesi vardır. Menkıbeyi aktaralım:

‘’Hz. Mevlâna bir konuğu için Ateşbaz-ı Veli’den ikramda bulunmasını ister. Vakit gecenin ilerlemiş saatleridir ve matbahta odun yoktur. Ateşbaz-ı Veli hemen ocağın altına sol ayağını sokar ve parmaklarını yakarak kazanı kaynatır. Daha sonra Hz. Mevlâna’nın huzuruna çıktığı vakit ayağındaki yanıklar görünmesin diye sağ ayağını, sol ayağının üzerine koyarak baş keser.‘’

Pirim, bir sorum üzerine yukarıdaki menkıbeyi anlatmış ve geleneğin sırlarını anlatması bitince ise ‘mühürleme’ şeklinde ayağa kalkarak baş kesmemi istemişti.

Pirime baş kesip, selam vermiştim. İşte o an Türk Ata’ma ait bu yazı harflerinden tüm kelimelerine kadar gönlüme akmaya başlamıştı. O anda gönlümde demlenenleri sizlere de aktarayım…

Yesevilik, Bektaşilik, Bayramilik ve Mevlevilik…

Türk menşeli ulu meclis kuran Ataların geleneklerini içeren bu yapılanmaların hepsinde ocak kültürü mevcuttur. Bunlar hakkında birçok tez vs. bulmak, geleneğin zahiri inceliklerine vakıf olmak mümkündür. Ateşbaz-ı Veli’nin menkıbesi de ocak kültürünün Mevlevilerde ki yansımasıdır.

Saydığımız ulu meclislerin her birinde ocağın sırrı ateştir. Pişmenin, olgunlaşmanın sırrı olan ateş…

Şeytan’ın inatla kendi ile özdeşleştirdiği ateşe; ulu ata meclislerinin her birinde büyük hürmet gösterilmiş ve ocak kültürünün taşıdığı sırra binaen baş mihmandarı olmuştur.

Ateş’in taşıdığı sırrı bir nebze aralamak demek Türk Ata’nın da sırlarını aralamak demektir.

Türk Ata kimdir? Kaynaklarda yer alan Türk Ata tanımını aynen aktaralım:

‘’İlk ateşi yakan ulu Ata. Adını ona Tanrı vermiştir.’’

‘’Oğuz Kağan’ın akıl danıştığı ve gerekli olduğunda Tin’i çağırılırken ‘Ey Uyumaz Türk!’, ‘Ey Uluğ Türk’ hitabı ile seslenilen Oğuz Kağan’ın ulu vezirinin ismi Türk Ata.’’

Ayrıca Ötüken’de Ulu Ataların ruhları ile iletişime geçmek için özel ritüeller ile yakılan büyük ateşe ve başında bulunulan ocağa; Türk Ata anılarak şöyle seslenilmektedir:

‘’Atamızın yaktığı alevli ateş, Anamızın gömdüğü taş ocak.’’

Bu sebeple, Ötüken bilinci ile kurulan her ocakta; ateş otağın tam ortasında canlı bir varlık olarak tasavvur edildiğinden özellikle geceleri kesinlikle söndürülmeden uyutulmuş, sabahları uyandırılmıştır.

Türk Ata’nın ilk yaktığı ateş mevzusunun örtülmüş ve bile isteye çarpıtılmış hali, dünyada yer alan uygarlıklara ait mitolojilerde de yerini almıştır. Bunlardan en önemlisi Prometheus mitidir. Bu mitte sönmeyen ateş kavramı ile kadim Türklük sırrının üzeri örtülmüştür.

Neticede Atamız ile ilgili ilk hatırlamamız gereken, Türk Ata’nın ilk ateşi yakan ulu kişi olduğu hakikatidir.

Yazıtlarla devam edelim…

Ötüken yazıtlarında geçen bazı kelime ve cümlelerdeki ifadeler günümüzde konu ile ilgilenen bilim adamları tarafından hala çözülememiştir. Bu ifadelerden en önemlisini inceleyelim:

‘’Üstte Türk Tanrısı, Türk’ün kutsal yer ve su güçleri; Türk milleti yok olmasın diye, babam İlteriş Kağan’ı, annem İlbilge Katunu, tepelerinden tutup, yukarı kaldırmış.’’

Metinde yer alan Türk Tanrısı ifadesi hakkında günümüze kadar yapılan yorum; Türklerin, Tanrılarını millileştirdikleri yönünde olmuştur. Oysa ki yazıtlarda geçen Türk Tengrisi ifadesi Türk’ün en büyük sırlarından birini haykırmaktadır.

Türk Tanrısı ifadesi Türk Ata’nın mührüdür. Yazıtlarda Türk Tanrısı ifadesinin yer aldığı cümlelerle; Tengrinin verdiği güçle ilk ateş diye kodlanan şeyi yakan ulu Türk Ata kastedilerek; onun Türk’e en zor anında yardıma koştuğu anlatılmıştır.

Peki neden yazıtlarda açıkça ‘Türk Atası’ ifadesi kullanılmamıştır? Neden Tanrı vasfı eklenmiştir? Sorunun cevabı üze kelimesinde saklıdır!

Yazıtlarda üze kelimesinin her geçtiği yerde Tengrisel bir alemin mevcudiyetinden bahsedilmiştir. Üze kelimesi yazıtlarda başka hangi unsur için kullanılmıştır? Meşhur üstte (üze) mavi gök, altta (asra) yağız yer cümlesinde. Tıpkı Türk Tengrisi ifadesinde olduğu gibi, bu cümlelerde gök kelimesine Tengrilik vasfı verilmiştir. Çünkü kelimenin önünde yine üze nitelendirmesi yer almaktadır.

Nitekim ‘üze’ kelimesi ile kastedilen Gök hangi varoluşsallık ise; orası Tengrinin güçlerinin aracısız mevcut olduğu bir alemdir.

Ötüken bilincinin çekirdeğini oluşturan Gök öğretisi kavramındaki Gök kelimesi de aynı alemi ifade etmektedir. Daha anlaşılır olması için Gök öğretisinin, Türk tasavvufunda yer etmiş kelimelerini kullanırsak; üze kelimesinin tam karşılığı kudret alemidir. Asra yani alt kelimesinin tam karşılığı ise imkan alemidir. (Kudret ve imkan alemi terimlerinin açıklaması için Derman Dede’nin kitaplarına bakılabilir.) İşte bu sebepledir ki yazıtlarda Türk Atası denilmemiş; Türk Ata’nın kudret aleminde bulunması sırrından dolayı ‘Tengrisi’ kelimesi ile kudret alemine ait vasfı belirtilmiştir.

Türk Ata’nın yazıtlarda geçen Türk milletini kurtarma hadisesi ile devam edelim.

Kudret aleminin sırrını taşıyan Türk Ata’nın ve altta ( asra-imkan alemi) yer alan yer su güçleri ile birlikte Kağanı ve Katunu ‘yukarı kaldırdı’ ifadesi çok ama çok önemlidir. Çünkü yazıtlarda geçen göğe ait sırlı ifadelere göre; kudret aleminden imkan alemine müdahale edildiği hakikati ortaya çıkmaktadır. ‘Yukarı’da Türk Ata, bu iki kişiye nasıl bir ilim bahşetmiştir ki devlet kurma sırrı ile geri dönmüşlerdir? Geri dönmek ne demektir? (Tin’in kara yeri hiç görmemesi mi? Ölmez Türk’ün sırrı?)

Tıpkı Türk Ata’nın ilk ateşi yakma hadisesinin Prometheus kültü ile çarpıtılması meselesinde olduğu gibi, Gök öğretisinde yer alan ‘yukarı kaldırdı’ esrarının daha sonrasında birçok uygarlık tarafından taklit edildiği ve özellikle bu sırra ulaşılmaya çalışıldığı bir hakikattir. Mesela Nemrut, İskender, Asur kralı Etana vb. birçok kralın kutsiyetinin anlatıldığı destanlar bulunmaktadır. Bu destanların her birinde krallar, yerde imparatorluklarını perçinledikten sonra göğe yükselmek için kartal-insan benzeri varlıkla göğe yükselmeye çalışırlar. Ancak her biri de bu hedefine göğün hükümdarından gelen ‘Yerdeki tüm sırlara vakıf oldunuz da mı göğe yükselmeye çalışıyorsunuz?’ azarı ile karşılaşarak göğe çıkamadan yere indirilirler. İşte tüm bu mitlerin temiz kaynağı Türklerdir ve bu kaynak Ötüken yazıtlarıyla taşa nakşedilmiştir,  

Son olarak bu konuda Hz. İdris ve Hz. İsa’nın durumları da ayrıca hatırlanmalıdır.

Neticede Atamız ile ilgili ikinci hatırlamamız gereken, Türk Ata’nın üze/kudret aleminden Türk’ü izleyip; imkan alemindeki yaratılışı insandan farklı varlıklarla birlikte Türk’ün devletini ve milletini yok olmaktan kurtardığı hakikatidir.

Türk Ata’ya ait iki hakikatin; ‘ateş’ ve ‘yukarı kaldırma’ esrarının izlerini daha da derinlere inerek açıklayalım. Derinlerden kastımız elbette yüce kitabımız Kuran’dır.

Ötüken yazıtlarında ateş kavramının derin manasının bir veçhesi aslında bir kelimeye sıkıştırılmıştır.

Ateş ile zaman kelime kardeşidir. Ancak Gök öğretisinde Ateş kavramı, zaman kavramını kapsar. Yani ateşin sırlarından sadece biridir zaman…

ÖD/OD veya ÖT/OT kelimelerinin aynı manalara geldiği hakikati günümüzde birçok bilimsel makaleye konu olmuştur. Ayrıca ÖT-Ü-KEN (İlk ulu ateşin yakıldığı ıduk/kutsal alem) kelimesinde de aynı kelimenin izahı vardır. Burada hangi zaman sorusu sorulmalıdır. Kudret alemine ait zaman, yani günümüzdeki tam karşılığı ile An. Dolayısı ile üze yani kudret aleminde An mevcuttur. Bu An’ı doğru tabirle yeniden kuran ve koruyan Türk Ata’dır. İlk yakılan ateş kavramının bir veçhesi ile belirtilmek istenen budur. Çağ ve zaman değil; An’ı kurabilme bilgisinin karşılığıdır.

İmkan aleminde ise zaman kavramının karşılığı ‘asra yağız yer’ ifadesindeki asra kelimesiyle ifade edilmiştir. Kuran’da ‘asra’nın sırrı Vel asr ile başlayan ayette açıkça telaffuz edilmiştir. İmkan alemindeki Asr’ı (Tam karşılığı çağ. Zaman bile değil.) hakikat sanan nasa, ‘ziyandadır’ ifadesi ile karşılık verilmektedir. Aslolan kudret alemindeki An’dır. Çağları delip, Zaman’a bakmak; gönlün ile şaşmadan An’da kalabilmektir gayret…

An’ın işlediği kudret alemi göğün hakikatidir. Kuran’da, Türk öğretilerinde yer alan gök kelimesinin tam karşılığı Sema’dır. Kuran’ın birçok çevirisinde Semavat ifadesi yanlış bir tercüme ile gök diye çevrilse de semavat kelimesi göğün ve yerin arasındaki hudutsuzluğu ifade eder. Semavat kelimesi, mekanı kaplayan hudutsuzluk anlamına gelmektedir. Sema ise doğrudan mekana ait gök demektir. Dolayısıyla Sema yani gök ise kudret aleminin Kuran’da yer bulan ifadesidir. İşte kadim Türklerin gök ile kastettikleri; Kuran’da yer alan bu sema kelimesinin sadece bir yüzüdür.

Peki Türk Ata’nın bulunduğu kudret aleminin, semanın/göğün sırrı nedir? Yani gök ehlinin farkı nedir?

Sema’nın en büyük sırrı Rab kelimesinde saklıdır. Münir Derman dedemin deyişi ile Kuran’da, ‘semavat ve ard’ kelimeleri Rab ismi ile birlikte kullanılmıştır. Semavat ve Ard’in Rabbi vardır. Ancak Rabbisema kelimesi hiçbir yer de geçmez. Neden? Çünkü bizzat Tek yaratıcının Rab kelimesinin tecellisi kudret aleminde yer alan Semadakilere/Göklerdekilere (Pirimin, Sabikunlar çalıştayları hatırlanmalıdır) mahsustur. Göktekiler, Rab kelimesinin tecellisi sırrına mazhardırlar. (Onaltıyıldız’da bir yazımızda kullandığımız ‘Gök ehli lider tabiatlıdır, ehlileştirilemez.’ cümlesinin açıklaması budur.)

Semadakilerin varlığı nasıl ki Rab kelimesi ile örtülmüşse; Semadakilerin mevcut olduğu kudret alemine ait sır da burç kelimesiyle örtülmüştür.

Burçların sırrı Kuran’da Buruç Suresi’nde anlatılmaktadır.

Kaşgarlı Mahmud’un sırlı Türk tanımını okuyarak; semadaki burçlar meselesine Buruç Suresi’ni inceleyerek değinelim:

‘’Allah’ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi.’’

Kaşgarlı’nın sırladığı Türk burçları ne demek? Devlet Güneş’i, Devlet Kuşu gibi tanımlar ne demek?

Bir gün bu konulara cevap için sual sorduğumda Gök sakallım şöyle demişti:

‘’Oğlum, Yer takvimi ayrı, Gök takvimi ayrı. Gök takvimi 16+1’dir.’’

Gök Takvimi, yedi gökte harfler şeklinde zuhur etmektedir. 12 harfin manasını bilenler bilir. Hurufu Mukatta… Konuyu fazla açmıyorum. Ancak bu burçlar arasında diğer burçlara da yön veren beş tanesi vardır ki; işte onlar Kaşgarlı’da Türk Burçları olarak sırlanmıştır.

Nitekim 12 burç içinden 4 burç fiiliyattır tabiri caizse sabittir. Diğer 8 tanesi sabitlerin sabitidir ki hareket ettiricilerdir. Kalan beşi ise varoluşun sırrı ve gezicilerdir ki toplamda gök takviminin burç sayısı 17 yapmaktadır. İşte Sema’nın sırrı olan bu burçlara şeytanlar yaklaşamamaktadır.

Sema’da yaratılan burçların sırrına ermek için Buruç süresi çok dikkatle incelenmelidir.

Sema/Gök, bizzat tek yaratıcı tarafından verilen bir ilim ile korunmaktadır. Hicr Suresi’nde Gök/Sema’nın korunduğu ‘Andolsun, biz Semada birtakım burçlar yaratıık ve onu taşlanmış her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.’’ ifadeleri ile anlatılmıştır. Ayette geçen şihab kelimesi ile semanın korunduğundan bahsedilmektedir. Şihab’ın ateş olarak çevrilmesinin hikmeti nedir? Nar’dan yaratılanı yakan bir ateş gerçeği olabilir mi? Evet, olabilir. Yıkanmış ateş kavramı üzerine tefekkür edilmelidir. Bu durumda Gök ehli Türk Ata’nın yaktığı ilk ateş kavramının şihab kelimesi üzerinden bir başka veçhesi ortaya çıkmış olmaktadır.

Hicr Suresi’nde anlatılan, semadakilerin ve Türk Ata’nın sırrı ateş ile kodlanan ilmin bir veçhesi olan şihab sistemine karşı; elbette ki taşlanan şeytanlar da boş durmamıştır. Göğe çıkmak ve semanın sırlarını öğrenmeye kalkışan her insanın karşısına şihabın varlığını taklit edercesine ‘ateşli hendek’ sistemini tuzak olarak kurmuşlardır. Göğe çıkanlara kazılan çukurlardır hendekler ki bu hendekler ateşle doludurlar. Hangi ateş? Dumansız, yıkanmamış olan ateş. Şeytanın ateşi. Bu ateşin ilk anlamı, şeytanın tuzak dolu ve imkan aleminde sadece onun gezebildiği boyutlara atıftır.  

Buruç Suresi’nde ateş dolu hendeğe atılarak öldürülenlerden bahsedilmektedir. Ayrıca bu tuzağı kuranlar Ashab-ı Uhdud olarak özel bir nitelemeyle anılmaktadırlar. Ashab-ı Uhdud, Yahudi belasının göklerdeki soyunun temsilidir. Bu lanetli soy, son tuzak peşindedir. Son tuzak kısaca Yapay Zeka’nın evrileceği son aşaması ile ilintilidir. Son aşamaya gelinerek; şihab sisteminin kodu çözülmek istenmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, bu soyun her yaktığı kıvılcım (ateş dolu hendek/gök tuzağı) Allah tarafından söndürülmektedir.

Sema’daki Yüce Türk Ata ve diğer Uluların; şihab sistemini ateş dolu hendek sistemi ile taklit edenlerin tuzaklarının derinliği iyice tefekkür edilmelidir ki bu tuzaklara düşülmesin.

Millet-i İbrahim’e ateş tuzağı işlememelidir. Hz. İbrahim’i de ateş dolu bir çukura atmamışlar mıydı? Nemrut ifadesi Kuran’da tek kelime ile bile geçmez. İbrahim’i ateşe atanlar Ashab-ı Uhdud olarak nitelenenlerdir. Çünkü Hz. İbrahim’de göklerin yani semanın kudretine bizzat tek yaratıcı tarafından şahit edilmek için bir gök yolculuğuna çıkarılmıştır. Türk Ata tarafından yukarı kaldırılmıştır ve bu kaldırılışta eline tüm burçların sırrının (Hurufu Mukatta) anahtarı yıldız haritası verilmiştir. (Konu ile alakalı Kulbak Bilge’de Urbarra bölümü tekrar okunabilir.)

Türk Ata’nın yaktığı ilk ateşin sırrına vakıf olan Hz. İbrahim’e; bizzat onun emri ile ateş serinlik vermiştir. Bu durumda Türk Ata’nın yaktığı ilk ateşin yeni bir veçhesi karşımıza çıkmaktadır.

İlim…

Tüm kudret aleminden imkan alemine yansıyan varlıkların ve yaratılmışlığın içerisinde ateş ile kodlu olan ilim. Bu ilmin üstü örtülmüş ve çarpıtılmıştır. Çarpıtılan bu Türklük sırrına, 10’lar tarafından ‘gizli ateş’ ya da Pirimizin nefesi ile bir kitabımızda yazdığımız merkezi ateş/vulcan denilerek; gnostik geleneklerin içerisine sokuşturulmuştur. 

Türk’e ait ilmin temiz ve çarpıtılmamış hali Kuran’da iki yerde ayet halinde yazmaktadır. İlki, ‘Rabbin, Adem’e isimlerini öğretti.’ cümlesiyle hakikat bulmaktadır. İşte bu tüm isimlerin cümlesinin hareket ettirici kuvveti; ateş ile kodlanan Türk Ata’nın sırrına vakıf olduğu ilimdir. Tabiri caizce Türk Ata ateşi zapt etme sırrına vakıftır.

Derman Dede’miz ne diyordu? Çağımız ateşin zapt altına alınacağı çağdır. Ateşi zapt altına alma sırrı Millet-i İbrahim’e ait bir sırdır. Kudret aleminden bu sırrı Rab tecellisiyle öğreten ise Türk Ata’dır. Derman Dede’nin müjdesi ile imkan aleminde yer alan tüm ilimleri söndürecek ateşin; çağımızda Türk Ata’nın tecellisi ile zapt edilmiş hakikatine şahit olacağız.

Ateş’in zaptı meselesi önemli bir sırdır dedik. Peki bu sırra Kuran’da atıf var mıdır? Vardır. Ateş’in zapt altına alınması Mai billur denilen Kristal bilgisi ile mümkündür.

Kuran’da yer alan Nur Suresi’nde ‘’Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde çerağ bulunan bir kandillik gibidir. O çerağ kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.’’ denmektedir.

Çerağ kelimesinin tam karşılığı meşaledir. Türk divan şiirinde çerağın meşale olarak çevrildiği metinleri sıkça okumamız mümkündür. Bir meşale düşünün. Dış tarafı kristal ile kaplı. Ucunda nur var ve bu ateş değmese bile parlıyor. Doğuya ve batıya nisbet edilmeyen; yani melekut alemi ile ilgisi bulunmayan ki doğrudan kudret aleminin sırrı olan bir ağaçtan tıutuşturulur.

Tengrinin Türk’ünde Türk Ata’ya Ötüken’de koruması için bir tohum emanet edilmişti. İşte bu tohum, Kuran’da anlatılan ağacın bir hakikatidir. Türk Ata’ya emanet edilen bu sır ile kristal içindeki nur tutuşturularak bir meşale adeta yanmaya başlar. Yanan meşalenin ışıkları bir kristalden geçerek imkan aleminde yer alır. Yani Türk Ata’nın yaktığı ateş, kristal bilgisi ile imkan aleminde zapt edilmiş halde bulunmaktadır. Kristal bilgisi bu yüzdendir ki çok önemlidir.

Kristal bilgisinin önemini işaret eden birçok ayet vardır. Bu ayetlerden biri Neml Suresi’ndedir.

Neml Suresi’nde bir köşk içine giren Seba melikesi zemine baktığında korkarak eteklerini çektiği ifade edilmiştir. Neden? Çünkü Süleyman’ın köşkünün zemini mai billur denilen kristalin sırrı ile yapılmıştı. Bu sır nedir? İlk yakılan ateşin sırrıdır. Her şeyin hakikatinin görülmesi sırrı… Kısacası Seba melikesi, Süleyman’ın yanına don değiştirerek gelmiştir. Kendi sureti ile değil. Ancak köşkte yer alan kristal zemin üzerine geldiğinde ise kendi hakikat suretini görmüş ve bunun nasıl olduğunu anlayamadığından korkmuştur.

Yeri gelmişken bir sırrı açalım. Günümüzde dahi bir kristalin (hangi kristal) doğru kesilmesi halinde başka dona girmiş her varlığın hakikatini görebiliriz.  

‘’Hangi kristal ne demek? Ayrıca bir kristalin doğru kesilmesi ne demek?’’

Soruya cevap Gökte oluşan kış ve yaz altıgeninde (Davut ve Süleyman’ın sırrı/ 6 köşeli yıldız ve mühür meselesi) saklıdır diyelim ve konunun üstünü kapatalım.

 


Sema/Gök ehli tarafından yakılan meşale ve ateşi zapt edebilen kristal bilgisinin, derinlemesine düşünülmesi için ilgili ayetlerin yeterli olacağı kanısındayım. Bu durumda Türk Ata tarafından ilk yakılan ateş ve yukarı/sema/göğe kaldırma misyonunun da ifade ettiği derin manalara kısmen değindiğimize inanıyorum.

Derinlerden çıkalım ve bir resim yayınlayalım. 

 


Atatürk tarafından kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi arması olarak kullanılmak için bir yarışma sonucunda seçilen sembol. İşin tarihi kısmını isteyenler araştırabilir. Ancak biz işin hiç bilinmeyen taraflarına değinelim.

Dünya üzerinde sadece Atatürk’ün kullandığı sembolleri araştıran bir gizli cemiyetin varlığını ilk kez On Altı Yıldız sitesinden duyurmuş olalım. (Bu cemiyet ile ilgili araştırmalarımız bittiğinde siteden makale halinde yayınlayacağız.) Böylesine bir cemiyetin kurulma sebebi Türk Devlet sırlarının idrak edilmesi olabilir mi? Yayınladığımız armaya dikkatle baktığımızda; bu armanın Kadim Türk’ün Gök ve Yer’e ait devlet sırlarının şifrelerini taşıdığı görülecektir.

Sembolün en altında Kambala’nın sırrı İstiklal Madalyası bulunmaktadır. Onun üstünde Gök Kurt’un ve Gök Kurt’un sırtında taşıdığı AY-YILDIZ bulunmaktadır. AY-YILDIZ nedir? (Buradaki kelimeleri özenle seçerek kullandığımı ifade etmeliyim. Ayrıca ‘Ay Yıldız nedir?’ sorusuna cevap için İsra 12. Ayet tefekkür edilmelidir.)

Arma’nın en üstünde ise; Türk Ata’nın ve semanın sırrı ilk yakılan ateşin sembolü meşale bulunmaktadır! Meşale sembolünün ne olduğunu (Türkiyat enstitüsünün eli meşale tutan Bozkurt’u hakkında söyledikleri) Atatürk’ümüzün nefesi ile aktaralım:

‘’Karlı Tanrı Dağları’nın önünde elinde meşale tutan bir Bozkurt olsun, bu MEŞALE genç Türkiye Cumhuriyeti’nin İLMİNİN ifadesi olsun!’’

Semanın sırrına sahip bu ilmin mühürdarları; Ötüken bilincinin İslam ile müşerref olmasının ardından kurulan; Yeseviler, Bektaşiler, Bayramiler ve Mevleviler olmuştur. Bu uluların ocakları vasıtasıyla Türk Ata’nın ilk yaktığı ateşin yani deruni Türklük ilminin korunması ve gelecek nesillere aktarılması sağlanmıştır.

Evet, Türk Ata’nın sırlarından bir damla yazdık! Emin olun onun sırları kalemle yazmakla bitmez ve bitmeyecektir de… Hududu yoktur…

Mühür ile korunan sema/gök ehlinin nefesine şahitlik edenlerin göğe yolculukları devam edecektir.

Mühür, meşaledir. Meşalenin; ilk yakılan ateşin sır tarihi ise 23 Nisan’dır. (Meclisin açıldığı dönemde Rumi takvim kullanılıyordu. Rumi Takvim de 23 Nisan, Gregoryan takvimde 6 mayıs Hıdrellez Bayramı’na denk gelmektedir.  Pirim, bu konuyu ilk kez dile getirmiştir. Soru: Hıdırellez’de neden ateş yakarız?)

Bu sırra binaen 23 Nisan Ulusun Egemenliğe ve Çocuklara atfedilmiştir. 23 Nisan Türk Ata’nın çocukların ruhuna nefeslediği esrarıdır. İlk yakılan ateşin tüm incelikleriyle Türk geleneklerinde tekrar tekrar yaşatıldığı bir An’dır.

‘Kut’lu An’ımız, daim olsun. Sönmeyen ocağımız, daima yansın!’ diyerek sözlerimi; Türk ocaklarında hikmetli bir muhabbetin sonunda nefeslenen bir cümle ile bitiriyorum:

‘’Hepimiz Türk Ata’nın balalarıyız!’’ 


Baran AYDIN

baranaydin88@gmail.com 


 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7831/turk-ata-nin-sirri



Bu yazı 2,161 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 23 Aralık 2020 Hedef'teki Akdeniz
    • 15 Ekim 2020 TÜRK BURÇLARININ SIRRI
    • 5 Ağustos 2020 TBMMNİN SIRRI: HİLAFET
    • 13 Mayıs 2020 Munun Sırrı: KAMAL
    • 24 Nisan 2020 Türk Atanın Sırrı
    • 30 Mart 2020 Türkün Misyonu O Taçı Kırmaktır!
    • 7 Şubat 2020 Gönül İlinin Sırrı: Güneş-Dil
    • 24 Ekim 2019 Özsoy'un Sırrı: Türk Sir Budun
    • 8 Temmuz 2019 Gökkurtun Sırrı: Kadim 5 Tuzak
    • 6 Şubat 2019 Maya Krallarının Sırrı
    • 29 Ağustos 2018 Derin Abd'ye Deruni Hatırlatma
    • 24 Haziran 2018 Fatih'in Sırrı Hilal'in Şövalyeleri
    • 8 Ocak 2018 Barbarosun Sırrı: İç İçe Geçmiş Üç Hilal
    • 30 Ağustos 2017 Dokuzların Sırrı ve Ahirun
    • 10 Mayıs 2017 16 Krallığın Sırrı ve Kılıca Sarılı Yılan
    • 12 Mart 2017 Cernin Sırrı TURAN ve Neyzen Baba
    • 2 Kasım 2016 II. Abdülhamit Han ile Atatürkün Deruni Sırrı
    • 30 Ağustos 2016 Vira Bismillah

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,617 µs