En Sıcak Konular

Dr. Özlem Genç

Köşe Yazarı
Dr. Özlem Genç
7 Mart 2020

Tek Nefes,Tek Nefis



Tek bir nefesteydi O sır. Tek nefesten; ıslıklar, notalar, çığlıklar, haykırışlar, inlemeler gülme ve ağlamalar türedi. Çoğalttık kendimizi. Öyle istedik. Ve ne yazık ki kendimizi O nefesin sahibi zannettik, O’yum dedik. O’ndanım diyemedik. Var olan nefesi değil, yok olan kokmuşu istedik. Cenneti, cehennemi, acıları, hazzı, şehveti, ateşi istedik umarsızca. Yunus gibi “Bana Seni Gerek Seni” diyemedik. İradeyi kabul ettik, iyi ve kötüyü seçmek için. Bilmedik ki aslında kötüyü biz kendi ellerimizle yaptık. Kendimiz ettik, kendimiz bulduk. Suret istedik, suretimizi sevmek, okşamak, suretimizle oyalanmak ve O’nun üflediği Ruh gibi güzel olan her şeyi sarıp sarmalayıp kamufle etmek için. Bir örtüydü suret. Örtümüzden sıyrılıp Hakk’ı göremedik (Ey örtüsüne bürünen, kalk). Zamana ve mekana kayıtlı olmak istedik. Çeşitli suretlerde yeryüzüne yada başka yerlere gönderildik. Uzaklaştıkça unuttuk gerçeği. Yerin yedi kat dibinde oturduk da göremedik Mevlana’nın dediği gibi bir yağ ve sinir parçası olan zavallı gözlerimizle. Zaman her şeyin ilacıdır, dedik. Kavuşmaya çalıştıkça zaman uzaklaştırdı bizi O’ndan, zaman o bir nefeslik “An”ı örttü, örtüsünü bile fark edemedik.

İşte bütün bunları talep ettikçe O tek nefes “nefis, nefislere” dönüştü, dönüştürdük tek harf farkla: “E”. Suretlere bürünmeden, tek nefisten çoğaldık da çoğaldık, eşlerimiz yaratıldı nefislerimizden, yine bizim o şahane arzularımızla (Nisa/1, Enam/98, Araf/189, Nahl/72, Rum/21, Zümer/6, Şura/11). Ama şunu da ekleyelim: Bizim yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir nefisin yaratılması ve diriltilmesi gibiydi (Lokman/28). Bu arada mutlak güç, mutlak irade, mutlak akıl da bölündü parça parça herkese. Kimine azıcık, kimine fazlaca. Her birimiz kendimizi küçük Tanrıcıklar ilan ettik. Yaşadığımızı zannedip, bu dünyada oyalandık durduk. Bu arada suret ile mekana gönderilirken “O” bizi başıboş bırakmadı. Nefse, cana, akla kendini hatırlatmak için kendinden bir parçayı Ruh olarak üfledi. Ruh zamana mekana kayıtlı değildi, her yerde her zamanda olurdu, özdü. Herkesin rüyasında, kimilerinin ise isteğine bağlı olarak dolaşıyordu alemlerde. Sonradan birçok kez çoğaltılan nefis gibi; istek, arzu dolu değildi. Ruh, sadece O’na, aslına dönmeye programlıydı, çünkü ilk nefesten önceki halimizdi. Aslında nefisle beraber “O güzel, temiz nefes” de verildi bizlere, her soluk alışverişimizde ciğerlerimize dolduğunda aslımızı unutmayalım diye. O ilk saf nefesi unuttuk, verilen nefesi de kirlettik, dünyamızın havasını kirleterek. Bu nedenle can verirken kirlettiğimiz son nefesi bu dünyada bırakıp gidiyoruz. Zalim’in nefsi onu Alim’i öldürmeye ittiğinden beri (Maide/30) halimiz harap. Zamanı kullanarak, harcayarak, “An” ı unutarak geçiyor ömrümüz. Zaman, yada bize tanınan mühlet biraz sıkıntılı aslında. Mühlet verilen inkarcılar, bu mühletin hayırlı olduğunu sandılar. Halbuki bu mühlet günahları artırdı, nefse de azap verdi (Ali İmran/178).

Nefislerimizi çok iyi tanıyoruz aslında. İnsan sürekli hoyratça kullandığı şeyi bilmez mi? Bilmiyorsan kendine bak yeterli. “Nefsini bilen Rabbini bilir” mi sözün esası, yoksa “Nefsinin kendini neler yaptırabildiğini fark eden Rabbini bilir” mi? Öncelikle her nefis kendinden sorumlu, başkasının nefsinin yaptıklarından sorumlu değil bunu bilmek lazım (Bakara/48, Bakara/123, Enam/164, İnfitar/19). Allah’a döndürüldükten sonra her nefse hak ettiği eksiksiz olarak verilir (İbrahim/51, Nahl/111, Zümer/70, Mümün/17), haksızlık edilmez (Bakara/281, Ali İmran/25, Ali İmran/161, Enbiya/47, Yasin/54, Casiye/22).  Öyle nefsini kaçıramazsın, hiç uğraşma, sessizce ortadan yok olamazsın. Nefislerinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de Allah onu bilir ve hesaba çeker (Bakara/284, Hud/21). Kötülükten yüz çevirip, tövbe edenler bağışlanır (İsra/25). Haddi aşarsanız da Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin (Zümer/53). Olur olmaz zamanlarda boşuna nefsinizi temize çıkarmaya çalışmayın, her şey ortada (Nisa/49, Necm/32).

Ukaladır da nefis, insanlara iyiliği emreder, kendini unutur (Bakara/44). Kendini öyle bir aldatır ki, bunun farkına bile varamaz (Bakara/7, Enam/123). Peygamberi bile saptırmaya çalışır, ancak kendi sapar (Nisa/113). Ucuzdur da. Allah’ın indirdiğini inkar ederek kendini satar, harcar (Bakara/90, Ali İmran/69). Hoşlanmadığı bir şey olursa peygamberleri yaralar, öldürür bile (Bakara/87, Maide/70). Harut ve Marut’un öğrettiği sihri kötülük için kullanır, sihri satar, aslında kendini harcadığını bilmez (Bakara/102). Kıskançtır (Bakara/109, Nisa/128), yalancıdır (Tevbe/42), hainlik eder-satıverir (Nisa/107), iman ettim der yalan söyler (Bakara/9, Enam/24). Can alınırken Allah’a iftira ettiğine, ayetlerini yalanladığına ve kafir olduğuna şahitlik eder (Araf/37). Bu ilginç işte. Bile bile lades.

Her nefis ölümü tadacaktır, canla beraber (Ali İmran-185, Enbiya/35, Ankebut/57). Nefisler suret canlıyken de ölümü tatmalıdır ki, gerçek ortaya çıksın, Hakk görünsün, perde kalksın. Hoca Ahmet Yesevi pirimiz neden yerin dibinde yıllarca yaşadı ki? Nefsini bu dünyadaki toprağa gömmek için olmasın? “Bakara/207: İnsanlardan öyleleri de vardır ki, Allah’ın rızasını almak için nefsini feda eder.” Allah’ın izni olmadan nefisler ölmez, ölemez (Ali İmran/145). Yine onun izni olmadan hiçbir nefis inanmaz (Yunus/100). Ancak nefis, yaşam bitmeden önce iyilikle yoğrulmalıdır ki, Allah katında temize çıksın (Bakara/110) ve Allah da ona lütfundan versin (Rum/44). Doğruya yönelen kendi nefsi için yönelir (Yunus/108). Her nefis önceden gönderdiği şeyi apaçık görecektir (Yunus/30, Kıyame/14, Tekvir/14, İnfitar/5), iyiliği de (Müzzemmil/20). Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir (Müddesir/38). Yani kazancı iyi olursa rehinliği sona erer. Özgürleşip, özüne döner. Doğru yolda olan iman edenlere kimse zarar veremez (Maide/105). Rabbimiz bize basiretler vermiştir ve bu yeteneği Hakkı görmek için kullanırsak faydası yine nefsimizedir (Enam/104). Süre kısıtlı. Gökler, yerler ve ikisi arasındakiler belirli bir süre için yaratıldı. Nefis bunu biliyor olmalı, ama sanırım bilmezlikten geliyor (Rum/8).

Bir de nefislerimizi kontrol altında tutmak için, bizi sınırlamak için bir takım kurallar gönderilmiştir Allah tarafından. Bunun adı “Din” dir bizim lugatımızda. Kendi nefsimizin uçsuz bucaksız isteklerini frenlemek için peygamberler bize bu kuralları bildirmişlerdir. Dikkat: Peygamberler de kendi içimizden (nefsimizden) gönderilmiştir (Ali İmran/164, Tevbe/128), tanıktırlar bize (Nahl/89). Yani bunu da biz istedik dersek, yanlış olmaz. Peygamberler nefsimizin iyiliği için, nefsimizi saflaştıracak, temizleyecek tesirli söz söylemeyi de bu yüzden iyi bilirler (Nisa/63). Ancak nefislerini ziyan/helak edenler peygamberlere de inanmazlar (Enam/20) ve insanları peygambere yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar (Enam/24), ayetlere karşı haksızlık ederler (Araf/9), putlara taparlar (Araf/53), uydurdukça uydururlar (Hud/21). Putların yada Allah’a ortak koşulanların kendi nefislerine bile faydası yoktur (Araf/192, Araf/197, Rad/16, Enbiya/43, Furkan/3). Cinlere ve insanlara ayetleri anlatan peygamberler gelip gelmediği sorulduğunda, onlar nefisleri aleyhlerinde şahitlik yapmışlardı (Enam/130). Bal gibi biliyorlardı, ama nefisleri daha baskın çıkmıştı. Nefsimiz zorlandığında peygambere danışmak ve Allah’tan af dilemek de ziyadesiyle esirgenmemiştir bizden (Nisa/64). Peygamber hiçbir nefsin felakete uğramaması için Kur’an ile nasihat eder (Enam/70). En azından nefsin de kendini bir sınırlama mekanizması varmış. Öğrenmiş olduk hep beraber. Nefsini kınamak da bir sınırlamadır insana (Kıyame/2). Yanlış yol üzerinde olduğunu gösterir. Sonuçta nefis için imtihan var mı var (Ali İmran/186), bari bildiğimiz sorulardan başlayalım.

Nefis ile savaşır dururuz yaşarken. “Canlarıyla cihad edenler” diye geçer ayetlerde bu durum (Enfal/72, Tevbe/20-41-44-81-88, Hucurat/15, Saff/11). Cihad eden ancak nefsi için cihad etmiş olur (Ankebut/6). İlgili ayetler de “can” olarak tercüme edilse de esası “nefis” kelimesidir. Nefis ister, biz “hayır” deriz. O arzular biz “dur” deriz. Biraz beslemeli, yeterince isteklerini vermeli, ama azdırmamalıyız, benim bildiğim bu. Aslında nefsi fazlaca beslemek ona asıl zulümdür. Sınırsızca davranması zulümdür. Çünkü kendi sınırsız değildir ki, aşık atsın Allah ile. Nefis bu zulmü kendi talep eder, kendini besletir ve zanneder ki Yaradana zulmediyor, ama sadece kendine zulmeder (Bakara/72, Ali İmran/117). Zamanında Adem de nefsine zulmedip, yasak ağaca yaklaşmıştı (Araf/23). Nefisler, Musa’ya karşı buzağıyı yaratır (Taha/96), ilah edinir ve Musa’nın “kendini öldür” tavsiyesine kulaklarını mühürler (Bakara/54). Yine Musa’yı dinlemeyen kavmi verilen rızıkların temizlerinden yiyin emrini dinlemez (Araf/160). Ayetleri yalanlayanlar da kendilerine zulmeder (Araf/177). Zulmeden Allah değil ki, nefisler kendine zulmeder (Tevbe/70, Yunus/44, Hud/101, Nahl/33-118, Ankebut/40, Rum/9). Neden mi? Ayetleri yaşayarak temizleneceğine inanmaz da ondan ister de ister. Ancak hala umut var. Ne güzel ki kendine zulmeden nefis için af dileme hakkı verilmiştir yeter ki bile bile kötülükte ısrar etme (Ali İmran/135, Nisa/110).

Nefsimizin yaptıklarını şeytana yükleriz, hep böyleyiz biz ne yazık ki. Ancak şeytan şöyle der hepimize: “…Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi inkara çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, nefsinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni ortak koşmanızı reddettim... (İbrahim/22). Aslında burada şeytan açıkça söylemiş “Ben Allah’a ortak değilim, ama siz beni ortak yapıyorsunuz”. Yani “Nefisleriniz alın da gidin başımdan” diyor. Şimdi itiraf edelim şeytan mı bize fısıldar, yoksa nefsimiz mi? Kaf/16: “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz.” Allah, iblis ve soyunu nefislerin yaratılışına şahit tutmamıştır (Kehf/51). Burada şu soru akla geliyor: Acaba biz şeytanın yaratılışına yardımcı mı, yada şahit mi olduk? Bozacının şahidi şıracı misali.

Şimdiye kadar hep olumsuz yanlarından bahsettik nefisin. Şimdi umutlanma zamanı. Bize sevgili Kur’anda hep hatırlatılır: “Hiçbir nefis gücü yettiğinden fazlasından sorumlu tutulmaz (Bakara/233, Bakara/286, Enam/152, Araf/42, Müminün/62)”. Bir kurtuluş umudu var sanırım artık. Cimrilik olduğu kadar (Muhammed/38), cömertlik de vardır nefsin içinde. Bu hali kuvvetlendirmek için mallarımızı hayır için sarf etmek önerilir (Bakara/235, Bakara/272, Haşr/9, Teğabun/16).

Peygamberlerin nefsi nasıldı peki? Peygamberimize şöyle denir: Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter (Nisa/79). Peygamberimiz bile sadece kendi nefsinden sorumlu, başka nefislere ancak güzeli tebliğ eder (Nisa/84). Nefsine göre Kur’an ayetlerini değiştiremez (Yunus/15). Musa, nefsine ve kardeşine hakim olduğunu Rabbine iletir ama, yoldan çıkmış kavmine hakim olamaz (Maide/25). Yine Musa, Firavunun büyücüleri ile çarpışırken, hissettiği korku nefsindendir (Taha/67). Ayrıca Musa birinin ölümüne sebep olduğunda, nefsine zulmettiğini anlamış, Allah’tan af dilemiştir (Kasas/16).Yusuf da çokça uğraşmıştır, nefsini kötülükle, şehvetle dolduranlarla. Kardeşleri onu kuyuya atmış (Yusuf/18), evinde bulunduğu kadın nefsinden murad almak istemiştir (Yusuf/23-26-30-32-51). Ancak gelelim gerçeklere: Yusuf bile itiraf etmiştir: “Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder. Ancak Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir (Yusuf/53)” Süleyman karşısındaki Melike de gerçeği görünce nefsine zulmettiğini anlar ve Allah’a teslim olur (Neml/44).

Milletlerin, kavimlerin de nefsi vardır. Belki bu, kolektif nefis, ortak nefis gibi düşünülebilir. Milletler nefislerinde bulunanı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez (Rad/11). Tıpkı Firavun hanedanın tavırları gibi (Enfal/53).

Nefis yaptıklarının sonucu cennete de gider (Naziat/40), cehenneme de. Yanında gönderilen şahit ve sürücüye rağmen (Kaf/21), koruyucuya rağmen (Tarık/4) iyilik de yapar, kötülük de. İyilik de nefise, kötülük de nefise (İsra/7, Zümer/41, Fussilet/46, Casiye/15). Kıyamet günü önümüze bir kitap çıkar ve kitabını oku denir, hesap sorucu olarak nefsimiz bize yeter (İsra/14). Kendine zulmeden (Nisa/97) ve tartısı hafif gelen (Müminün /103) nefsin yeri cehennemdir. Yada servet olarak sadece para, malk mülk biriktirirse ateşi tadar (Tevbe/35). Zulmeden nefis yeryüzündeki bütün serveti feda etse azaptan kurtulamaz (Yunus/54). Kendine vahyedildiğini iddia edenlerin, Allah’ın indirdiği ayetlerin bir benzerini indireceğini söyleyenlerin nefisleri azap ile cezalandırılır (Enam/93).  Önceden inanmamış yada hayır kazanmamış nefise, Rabbimin alametleri geldiği gün, iman etmesi bir fayda sağlamaz (Enam/158). Allah müminlerden nefislerini kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır (Tevbe/111). Ne güzel bir ticaret. Cennete giren nefis istediği şeyleri orada rahatça bulur (Enbiya/102, Fussilet/31, Zuhruf/71). Fecr/27-30: “Ey huzura kavuşmuş nefis. Sen O’ndan razı, O senden razı olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir”

Allah’ın bir nefsi var mı ki? “Ne diyorsun sen” dediğini duyar gibiyim. Biliyorum tehlikeli sularda yüzüyorum şu anda. Ama ben demiyorum ki, Kur’anda yazıyor bunlar. Ve yukarıda anlattıklarımdan çok çok farklı, lütfen dikkatli okuyun. Hiç yorum katmayacağım. Allah’ın nefsi sakınılacak, korkulacak bir nefis. Ancak şefkatli ve müminleri uyarıyor (Ali İmran/28-30). İsa, “Sen benim nefsimi bilirsin, ama ben senin nefsini bilemem” diyor direkt Allah’a (Maide/116). İki ayet daha: Enam/12: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir? Diye sor. “Allah’ındır” derler. O merhamet etmeyi kendi nefsine yazmıştır…” Enam/54: Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendi nefsine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Bunlardan başka Allah, Musa’ya “seni nefsim için yetiştirdim” diyor Taha/41’de. Bu burada dursun, hadi ben kaçtım.

Eee sonuç ne” diyeceksin? “Fazlaca dağıldın galiba” diyeceksin. Aslında sorun da bu. Tek iken çoğalttık, çiftler ve nefisler yarattık. Hz.Ali’nin dediği gibi: İlim tek bir nokta idi, cahillik edip onu çoğalttık. Ama bir antlaşma yaptık Rabbimizle, O’nu hatırlayacağımıza dair (Araf/172). Rabbimizi içimizden/nefsimizden anmak/zikretmek antlaşmayı hatırlatacak, umarım (Araf/205). Allah’ı unutana, Allah da nefislerini unutturacak (Haşr/19). Hatırlamazsak bize bir şekilde gösterecekler, geç olmaz umarım: “Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve nefislerinde göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. (Fussilet/53).” Yeryüzünde ve kendi nefislerimizde ayetler var (Zariyat/21). Bakmasını bilene. Dönüş sadece O’na. Bu kesin bilgi. Nasıl döndüğümüz, nefsimize çokça yükler yükleyip onu ne kadar ağırlaştırdığımız önemli. Ne kadar ağırsa o kadar dönmek zor. Ne kadar ağırsa, o kadar o antlaşmayı hatırlamak zor. Çoğumuz dönmekte zorlanıyor, debeleniyoruz. Sanırım; azap, günah, hazlar, cennet, cehennem sarmalında oyalıyoruz kendimizi. İşte şimdi, hafiflet o yükü, temiz/pak ve ferahlatıcı bir nefes gibi aslın/gerçeğin/hakikatin seni tekrar geri çeksin içine, izin ver artık.

Saygılarımla

Özlem Genç

 drozlemg@gmail.com 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7712/tek-nefestek-nefis


Bu yazı 896 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Haziran 2022 Simülasyon Teorisi ve Adguk Öğretisi
    • 25 Mayıs 2022 Monkey Pox; Maymunların Suçu Ne?
    • 22 Haziran 2021 Suyun Hafızası
    • 21 Aralık 2020 Can Suyum-2
    • 16 Aralık 2020 Can Suyum
    • 20 Haziran 2020 Kafesdeki Zihinler
    • 11 Mayıs 2020 Simbiyotik Yaşama Hazır mısınız?
    • 1 Mayıs 2020 Maskeli Bir Dünya mı?
    • 9 Nisan 2020 Sözde Kutsal Korona Aşısı
    • 6 Nisan 2020 Kök Börü - Mavi Kurt ve Göklerin Bilgisi
    • 26 Mart 2020 Korku ve Umut
    • 22 Mart 2020 Covid-19 Hakkında Küresel Gerçekler
    • 7 Mart 2020 Tek Nefes,Tek Nefis
    • 23 Ağustos 2019 Selam Olsun Bizlere
    • 11 Kasım 2018 Türk, Öğün, Çalış, Güven
    • 7 Eylül 2018 Şarbon Nedir?
    • 6 Temmuz 2018 Hatırla
    • 19 Mart 2018 Ah Bu Gönül
    • 4 Ocak 2018 Kimiz Biz?
    • 28 Ekim 2017 Çok Mu Meşgulsün? Şimdi Dinle Sana Anlatacaklarım Var

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,888 µs