En Sıcak Konular

Tarık C.

Köşe Yazarı
Tarık C.
14 Kasım 2014

Kalperenler



 Aşağıdaki yazının sahibi olan e.b’yi Oktan Keleş’in kitaplarını okuyanlar hatırlayacaklardır. Kalemi gibi gönlü de nezih bir sanatkar... Bir gönül insanı... Tarık C.

 

Bütün Kalperenler’e gönül hediyemdir.

KALPERENLER

Kim ki haktan yanadır; başını eğer dağlar.
Âşık gönlün ateşi, değdiği yeri dağlar.

Lâl kesilir yüreği Leylâ’sını görünce
Pak olur cümle diller Mevlâ’sına erince.

Ey hakikat yolcusu! Gaye “Batıl”ı yermek.
Rabbin muradı neyse önüne ömrü sermek.

Elini koy üstüne; sırrı açılsın kalbin;
Nuruyla boyanmalı ruh-u Muhammedî’nin.

Laf değil, can vermeli “bu dava”nın uğruna
Eren gülü dermeli insanlığın bağrına.

Rıdvan bahçelerine kilitlenmiş fikrimiz.
İlelebet yoldayız; aman bilmez erimiz.

Zamanlaşıp hayatta, hayra koşan olalım
Biri bin eyleyerek göğe geçit bulalım.

İyilik duvarına tuğlaları koyarak
ZAFER: Basıp dünyaya, yıldızlara ulaşmak.
                                                                        e.b



-Her yerde Allah'ın "Hakk" isminin tecellileri hava gibi sarıyorken bizi, bu gerçeği göremeyen, göz müdür, kalp midir? Akıl mı?

“Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil! Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.

 Nefsini bilenlerden ol; Silenlerden değil...”  Şems-i Tebrizi

Dünyanın güneş etrafında döndüğünü gören kim?Her sene dört mevsimin mucizelerini yaşayan, kışta ölü gibi duran topraktan baharda baş veren sümbülleri koklayan kim? Kim akıl erdirebilir hiçbir kar tanesinin birbirine benzemediğine, aynı parmak izlerimiz gibi?

-Biz insanlar.

-Hepsi mi?

-Hayır. Sadece kendini bilenler. Bildikçe deryada bir damla bile olmadığını hissedenler. Hissettikçe esas gücün nereden geldiğini idrak edenler. Kainatta durmadan cereyan eden bu hadiselerin; âlemde ne var¬sa her şeyin, sadece O'nun eseri olduğunun şuurunda olanlar.

Ruhlar âleminde Allah’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine “Evet, sen bizim Rabbimizsin!”cevabını verdiklerini unutmayanlar. Ezelde verilen bu söze bağlı kalarak kulluğun sadakatini ruhlarında taçlandıranlar.

Gördüğün, işittiğin, bildiğin, bilmediğin her şeyin bir yaratılış gayesi var. Bu muhteşem düzende hepsi hak, hepsi hakikat ve asla gayesizliğe, batıla, boşluğa yer yok. Gözler bu düzeni ve düzende sergilenen hakkı görmek için yaratıldı. Kulaklar sesleri duymak, dil ise ifade etmek için.

Bu âlemde her varlığa bir pay düşüyor. Görebilene düşen, hakkı yaşamak ve anlatmak. Göremeyene ise batıla yandaşlık etmek ve sayısız eğri yollarda şey-tana yoldaş olmak.

Hakka yar olanın azığı, bineği, döşeği hep Allah’tan. Gücü kuvveti Kadir Olan’dan. O’na yar olmayanın ise sonu “el aman… el aman.”

-Yaradan’ın gönderdiği, indirdiği her şey, kullarının hakikati bulması için değil mi?

-Evet. Hakikati bulduğunda da her zerresiyle şükre sarılmak için.

Efendimiz (sav) gelmiş ve gelecek bütün günahları affolunduğu halde ayakları şişinceye kadar kıyamda durur, gece namazı kılarmış.

Bunu gören bazıları demişler ki:

 -Ya Resulallah sen Allah'ın mağfiretine uğramış bir peygambersin. Bu kadar neden kendini yoruyorsun?

Ve cevabı şöyle olmuş Efendimiz’in (sav):

“Bu büyük nimetin şükrünü eda etmiş olmak gerekmez mi?”

-Acaba Peygamber gönlünün değdiği bu kelimelere yüreğimle dokunabilir mi-yim? Hakk sevgisinin ateşten damlalarını idrak edebilmek,benim gibilere ne mümkün…

-Ümitsizliğe düşme. Bizler bu ateşten damlaların izini bıkmadan, takılmadan takip etmeye gayret edeceğiz ve O’nun (sav) çizgisinde yaşamaya azmetmeye.

Şükür-sabır; sabır-şükür sarmalında durmadan dön. Döne döne kainatın nizamına uyarak huzur bul kendinde. Vefanı sakın vefasız dünyaya satma!

Hakikat yolcusu olmak istiyorsan pusulan; yani vicdanın Hakk’ı göstererek yardımcı edecek sana.

Hakkı aramak, hakkı bulmak ve bulunduğu her yerde Hakkı anlatmak göklerden hayran nazarlarla okunan bir şükür manzumesi. Okundukça cezbeyle dönen nice tespihler, tahmidler, tekbirler… Dilinden döküldükçe sözlerinin üzerinde gezinen melek bakışları.

Sen de ara, sen de bul ve sen de her yerde hakkı-hakikati anlat.

-Peki Hak nedir? Bu hakikati bizler nasıl anlayacağız?

-Allah “Hak” tır. Varlıkları anlamlı kılan, hikmetle var eden “Hak” olan Allah’tır. Onun “Birliği” haktır. “La ilahe illallah” haktır.

“…Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak'tır. Müşriklerin Allah'ı bırakıp da tapındıkları putlar ise, hep batıldır…”  Hac / 62

Hak, doğrudur. Doğruluk, adalet, hikmettir. Hakk’ı (cc) hakikat yolunda hakkaniyetle, hikmetle anlatmaktır. Anlatırken, yürürken, koşarken, koştururken çizgiden şaşmadan adaletle davranmaktır.Hak isminin en büyük tecellisi Kur'an'dır; yani Kur'an haktır.

Hakkı ararsan, batıla sırtını dönersin. Batıla dönersen hakka, hakikate. Hakikate yaklaştıkça, batıla o kadar uzaksın. Batıla yaklaştıkça da hakikatten o kadar uzak. Yolun hangi noktasında olduğunu ve her bir sapmanın batıla kapı açacağını da sakın unutma.

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” Muhammed  /  7

-Allah (cc) -haşa- yardıma muhtaç değil ki… Nasıl yardım edeceğiz?

-Sana verilen her nimeti, gördüğün, işittiğin, şahit olduğun gerçekleri; kısacası ömrünü yürüdüğün yola, gayretine işleyerek.  O yolun üzerine Allah lafzının elmas taşlarını döşeyerek. Geceleyin göklere “i’la-yı kelimetullah” yıldızlarını,  gündüz ise “i’la-yı kelimetullah” ışıklarını yayarak.

-Bu yolda ilerlemek çok zor değil mi?

-Evet; ama ilerlemenin sırrını bulursan kolay gelecek. Nerede diye soracak olursan koy elini kalbinin üzerine derim. O zaman ellerin fıtratının titreyişlerini duyacak. O zaman unuttuğun âdemliğini hatırlayacaksın.

“-Delikanlı

İnsanlık bir olgudur. O olgudan kim bir lokma yerse, alırsa ve üzerine sürerse ve onunla boyanırsa o zaman insan olur. Bazıları o boyaya kendilerini olduğu gibi batırır. O olgudan başka hiçbir şey onlarda gözükmez dedi.

Ben de

- Hepimiz insanız. Öyleyse o olguyu taşıyoruz dedim.

Şöyle emin tarzda

- Yoo… dedi.

Ben de biraz muhalefet havasında

- Nasıl yoo… İnsan değil miyiz? Bu kadar dolaşanlar, insan değiller mi?

- Hayır. Çoğu Birinci Âdem; azı İkinci Âdem; çok azı da Üçüncü Âdem; İNSAN yani dedi.
………
Üçüncü Âdem İnsan ise kendisini davet ettiği, kendisine gelme-dönme teklifini yaptığı Âdem.” (Bir Meczubun Rüyâsı’ndan)


Bunun için yollar, adımlarının O’na dönmesini bekliyor. Yol ile adımlar aynı aşkla çarparsa hiç yolculuk sana zor gelir mi? Can ahdin, imzanı bekliyor. Her kalbine dokunuşta hatırla ahdini. İşte o zaman parmak uçlarından Peygamberimiz’in (sav) nuru yayılacak ruhuna.

Âdem (as) Arş'ta gördüğü nurun mahiyetini sual etti.

Hak Teala buyurdu ki:

“Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.”
                                                   İmam-ı Kastalani (Mevahib-i Ledünniye)

Bütün âlemlerin içinde “en sevgili olan”ın nuru yayılırsa ruhunda, o ruh Yaradan’ına bir başka türlü dönmez mi? O nur yayıldıkça ibadetin tadı bedeninde bir başka tatlanmaz mı?


    

Eser: Yusuf Çoşkun Benefşe 


İşte o zaman bir“Mana Sultanı”nın dediği gibi:“Ruhundaki nefha-i İlahi canlanır ve etrafını nurlandırır. İman nuruyla aydınlanan bu ruha şeytan hiçbir şey yapamaz.”

“Ona Kendi ruhumdan nefhettim.” Hicr / 29

Onun için elindeki sırrınla kalbindeki hazineyi açmalısın. Açabilmen için de anahtarın, Efendimiz’in (sav) sevgisi, sünneti, ahlakı olmalı. Eğil Hakkın önünde. Bükül dolu başaklarca toprağa… Tevazuunu gökler alkışlasın.

-Kendimi böyle bir “kul” bildikçe mi yücelecek sözüm, amelim?

-Allah dilerse evet. Kalbine erebilmek için yola düşersen, başka kalplerin ereni olursun. Zahirde bu kadar kısa, batında bu kadar uzun başka bir yol var mı? Bunun cevabını da hayatın verecek sana.

Eren dediğim, bu yolun fatihidir. Nefsinin dikenli çitlerini, aklın tepelerini aşıp gelendir. Kalbinin derin sularını geçen yiğitlerin yiğididir. .

-Budadıkça dikenlerimi, dallarıma başka ellerin uzanmaya başladığını görebilecek miyim?

-İnşaallah.

-Demek ki çok eren gülleri dermeliyim. Dağıtmadığım hiçbir yer kalmamalı.

-O zaman bastır ellerini yüreğinin üstüne. Damarlarından her yanına zikrin ahengi yayılsın. Açılan zerrelerin kokusunu öyle çeksin ki parmakların; candaki bağların, bahçelerin kendinden geçsin. İşte bu kokudur “dava küheylanı”nı şahlandıracak olan.

Davan, şafaklara küskün bülbülü coşturma davasıdır. Bülbülü coşturmak için gülce konuşma gerek. Davan, gül renkli şafaklara can kuşunu uçurtma davasıdır.

-Dipsiz gibi görünen karanlıklardan şafaklara yürümek. Yürümekle kalmayıp uçabilmek… Kargaların bol olduğu yerde güle,hem de bülbülce sesimi duyurabilmek. Çok zor. Çok…çok zor. Hangi azıkla doldurayım ki heybemi; gücüm olsun.

-Şevk ile doldur; sevda ile, sadakat, vefa, sükunet, tevekkül ile.

“Sözler hakikat değildir; ağızdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil yaşamaya ihtiyaç vardır.” Şems-i Tebrizi

-Şimdi git evine. Sükunetle düşün. Sevdayla geril. Şevkle hamleler oluştur. Te-vekkülle Rabbine sarıl, sadakatle söz ver ve ahdinden asla dönme.

Allah rızasıyla tüllenen tepelerden biraz sonra güneş doğacak. İlk önce doruk-larda sonra sularda, ağaçlarda, toprakta, damlarda, camlarda… Sonra perdeleri çeken yüzlerde, gönüllerde gittikçe derinlere doğru ışıklar yayılacak.

Ve gün sana “Selam üzerinize olsun” diyecek ve yepyeni bir güne başlayacak-sın. Bu azıklarla öyle bir yaşa ki günü; bir adım daha yaklaş hakikatine.

-Ben hakikatime yaklaştıkça dünyadan, onun aldatıcı yüzünden, oyunlarından uzaklaşmış mı oluyorum?

-Evet uzaklaşmış oluyorsun. Uzaklaştıkça başka iklimlerin ebedî rayihası tenine değecek. Bir gün gelecek; artık buralı hissedemeyeceksin kendini.

Bilirsin sevda bir mıknatıs gibi çeker gönülleri. Deryanın sesine sevdalı nehirler de bu yüzden aktıkça akar. Yücelere vurgun sineler yanar da yanar. Yandıkça buhar olup ağar yücelere.

Sen de ak gönülden gönüllere. Sen de ağ damladan bulutlara. Çare ol. Derman ol. Dost ol, kardeş ol.

Kalbine, kalplere eren ol ve sonra kalbi erenlere katıl.

Böyle oldukça kim bilir ne güzel “maide sofraları” kurulacak senin için o âlemlerde.

-Bunun için mi sevmeyi bilen seviliyor. Affetmeyi bilen affediliyor. Hakkı tutup kaldıran, yüceliyor.

-Sevmedikçe nefrete, affetmedikçe öfkeye yaklaşıyoruz. Hakkı ittikçe batıla sü-rükleniyoruz. Ahsen tepelerinden nasıl esfele yuvarlandığımızı bir anlayabil-sek…

-Ya anlamada geç kalırsak?

-Geç kalırsak ne olacak bilir misin? Aynadan bakan yüz, artık biz değilizdir.

Sorunlarını çözerek, çehreleri tebessüm ettirmeye ver ömrünü. Sultan’ı sevdire-rek kuluna, nice ocakları yak. Alevlerinin ışığıyla senin de onların da öteleri; ahireti aydınlansın.

“Ve Allah muhsinleri sever.” Al-i İmran / 134

“(Ey Peygamber) Sen sabredenleri müjdele!” Bakara / 155

müjdeleriyle taçlanmak varken gönlüne yük üstüne yük yükleme.

Yine bir başka“Mana Sultanı”nın dediği gibi:

“Ey İnsan! Kaf dağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma; her şeyin bir hesabı var; üzdüğün kadar üzülürsün.”

Onun için hayırda yarışıp ayları güne, günleri ana sığdıranlardan ol. Dileğin, hep sadırlarda özleri ilmek ilmek örmek ve o örgülerin üzerine Allah, Peygam-ber, Kur’an, İslam sevgisini işlemek olsun.

Tevazu gökyüzünde süzülen bir kuş gibi;
Onun kanatlarında candan cana gideriz.
Sevgi sabah yeliyle yükselen güneş gibi;
Gönülden bir “gönül”e yana yana gideriz.
Niyetimiz aşk ile doruklara ermektir.

-Tarif ettiğiniz doruklara Hz. Yunus’un “Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü” hakikatiyle çıkabilir miyiz?

-Gayemiz zaten bu değil mi?

O yer ki, hakikati tek noktadan görürüz.
Ruh arınır gölgesinden, güneşe bürünürüz.
Ebedî yuvamıza gündüz gece yürürüz.
Renk olmasın ne çıkar, dilek özü örmektir.

Her hak sahibine istidadınca hakkını vermek, Hakk’ın tecellisidir. Belki istida-dına yerleştirilen cevherleri göremediğimizden, onları işleyemediğimizden insan hakkettiği yeri bulamıyor. Karşımızdakine sadece insan olduğu için değer vermek, bu kadar imkansız mı?

 Oysa Hakk’ın ahlakıyla ahlaklanmak bunu gerektiriyor. İnsan sadece insan olduğu için ne çok şeylere layık; ama üzerine kendimizce yapıştırdığımız etiketlerden hakikatini göremiyoruz.

Bu nedenle renginle övünme, başka renkleri küçük görme. Sıyrıl farklılıkların renginden. Kainatta neleri yaratmışsa Rabb’in; hepsine sarıl. Kulaklara Al-lah’ın rahmet nağmelerini, Efendimiz (sav)’in“gel” davetini fısılda.

O peygamber ki hak ve batılı birbirinden ayıran manasında “el Faraklit” adıyla İncil'de müjdelenen ve ümmetine hakkı-istikameti gösteren biricik rehber.

O peygamber ki öteler ötesinde şefaat burçlarında dalgalanacak “Livaü'l-hamd”ın altında ümmetini bekleyecek olan.

Yarattı Hak dünyayı Peygamber dostluğuna,
Dünyaya gelen gider, baki kalası değil.”    Hz. Yunus Emre

Mademki kalamayacaksın bu dünyada, o hâlde buranın yaratılış sebebine sarıl. Yapış ellerine o Nebi’nin. Anlat Onun ahlakını hâl dilince. Bir yandan anlat, bir yandan nefsinin üzerine tuğlalar koyarak zaaflarına set çek.

Her güzel niyetle, her hayırlı amelle sen de “iyilik duvarı”na tuğlalar, taşlar koy. Bir tuğla cimriliğin, tembelliğin, adam sendeciliğin üstüne. Bir tuğla vefa-sızlığın, sadakatsizliğin üstüne. Bir tuğla adaletsizliğin, ayrımcılığın, zulmün üstüne.

Sonra da bas bu dünyanın aldatıcılığına, menfaatine, vefasızlığına, riyasına, yalan oluşuna. Gittikçe yücel “iyilik duvarı”nın üzerinde gerçek insanlarla beraber. ÂDEMLİĞİNLE, ADAMLIĞINLA VE KULLUĞUNLA YÜCEL.


e.b
Ekim 2014



Bu yazı 5,809 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2018 2 Aralık 2014 Olayı
    • 20 Temmuz 2017 Ordan Burdan-15
    • 28 Haziran 2017 Ordan Burdan-14
    • 20 Haziran 2017 Ordan Burdan-13
    • 10 Mayıs 2017 Ordan Burdan-12
    • 22 Nisan 2017 Ordan Burdan-11
    • 21 Mart 2017 Ordan Burdan-10
    • 5 Mart 2017 Ordan Burdan-9
    • 8 Şubat 2017 Ordan Burdan-8
    • 25 Ocak 2017 Ordan Burdan-7
    • 28 Aralık 2016 Ordan Burdan-6
    • 25 Kasım 2016 Ordan Burdan-5
    • 28 Aralık 2015 Ordan Burdan-4
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-3
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-2
    • 10 Mart 2015 ORDAN BURDAN-1
    • 26 Kasım 2014 Surete Aldanmak
    • 14 Kasım 2014 Kalperenler
    • 1 Ekim 2014 Yol
    • 21 Ağustos 2014 Oxford’a “HAYIR!” Diyorum!

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,159 µs