En Sıcak Konular

Tarık C.

Köşe Yazarı
Tarık C.
7 Ekim 2013

Seher Gülünde İlk Namaz



       
  Aşağıdaki yazının sahibi olan e.b’yi Oktan Keleş’in kitaplarını okuyanlar hatırlayacaklardır. Kalemi gibi gönlü de nezih bir sanatkar... Bir gönül insanı... Tarık C. 
     
Daireler... Bir daralıyor, bir genişliyor; el ayalarımda şekilleniyorlar. Gözlerimi kısıyorum. Beynimin duvarları gri bir renkle sıvanmış. Üzerinde benek benek düşüncelerim: Kırmızı, siyah… Bir dehliz uzanıyor gerilere; duvarlara gölgeler düşüyor.
   
Uzanıyorum, uzanıyorum... Kollarım uzuyor. Bileklerime asılıyorlar. Bileklerimden koparıyorlar ellerimi. Bedenim geriliyor. Gitmek istemiyorum. Karanlıkta bir leke olmak istemiyorum. Ellerim uzuyor. Parmaklarım uzuyor. Uzaklarda ufukları parçalıyorlar. Yarınları göremiyorum. Başsız çocuklar doğuruyor analar. Kan akıyor yağmur oluklarından. Ellerim uzuyor, parmaklarım uzuyor. El ayalarımda şekilleniyor daireler.
  
Yüzü yok annelerin; gözleri boş. Daireler daralıyor, doluyor göz çukurlarına. Ben oluyorum. Alıyorlar ellerimi, koparıyorlar. Gözlerim taneleniyor. Taneler sıkışıyor, daralıyor. Boncuk boncuk terli-yorlar.
   
Avuçlarıma toplasam onları. Ellerim yok. Yok ellerim. Vücudumu, bacaklarımı yoklamak istiyorum. Yok bacaklarım. Bacaksız çocuklara  deynek satıyorum. Avuçlarıma bozuk paralar bırakıyorlar. Avuçlarım eriyor. Paralar dökülüyor etrafıma. Yuvarlanıyorlar; koşamıyorum.
   
Ellerim… Ellerim boşluğa kayıyor. Soluğum, sesim olmuyor. Bağıramıyorum. Yok ellerim: Ellerim, elleri, elle, el…

Son zamanlarda gecelerimi darmadağın eden bu tür rüyaların etkisi sarmış her yanımı. Sıyrılmaya çalışıyorum. Gözkapaklarımda ağırlık… Vücudum ter içinde… Boğazım bir dehliz. Ruhum tıkanmış; soluklanamıyor.

Birden… Ne oluyor ki… Dehlizin kapıları açılıyor yavaş yavaş… Ruhum havalanıyor. Rahatlıyorum. Uzaklardan bir ses: Hafif hafif… İçime, ta içime işliyor. Yüreğim ısınıyor aniden. Sıcaklığı yükseliyor boğazımdan. Ses oluyor dudaklarımda.

Kalbimden iki dal uzuyor. Biri sağa, biri sola kol atıyorlar. Uzadıkça tomurlanıyor; damarlarımda can buluyorum. Kollarımda uzuyor dallar. Bileklerim yakalıyor ellerimi karanlıktan. Avuçlarımda tatlı bir uyuşukluk; kurtuluyorum. Yüzümü buluyorum, gözlerimi. Analar gürbüz çocuklar doğuru-yorlar. Sarnıçlarda nisan yağmurları…

Uzaklardan bir ses. Yaklaşıyor, yaklaşıyor. Bir gül tanesi kokuyor burnumda: buğulu beyaz, yanık, hoş… Sadece ruhum değil, gözlerim uyanıyor… Kulaklarım, yüreğim uyanıyor. Bütün benliğimle uyanıyorum.
   
Duvardaki fosforlu saat tam 05.30 Gördüğüm rüyanın etkisiyle vücudum kasılmış. Bacaklarım gergin. Uyuyan eşimin soluklarıyla birden gevşiyorlar. Karnımdan nefes almaya çalışarak gözlerimi açıp kapıyorum. Açıp kapıyorum. Beynim açılıyor, ellerim açılıyor; çözülüyorlar.
            
O ses iyice yaklaşıyor. “Seher gülü”nün kokusu karanlığı daha delememiş; ama bu sesin kıvrımlarında burcu burcu kokuyor. Kalkıyorum.
   
Evden çıkmama daha bir buçuk saatlik zaman var. Bol bol… Kimseyi uyandırmadan hareket etmeliyim. Evin en erkencisi benim. Yatak sıcacık… İçimden biri -çalışma artık- diyor. Yat keyfince. Zamanı unut, her şeyi. Harca dakikaları. Gel gör ki bu çalışma temposunda saniyeler bile çarkın dişlileri gibi. Biri kopsa… Varlığım, vücudumun mekanizması öylesine programlanmış ki tatil sabahlarında bile geç kalkamıyorum. Oysa her sabah yatağın bu sıcaklığından ayrılış ne zor…
              
Çayın suyunu koymadan önce pencereden havanın durumuna bakıyorum. Ortalık nasıl, ne giyebilirim bugün? Akşamki fırtına dinmiş. Mutfak penceresinin camlarında damlalar kurumamış. Belli ki yağmur yeni durmuş.

Caddenin ışıklarında karanlık yer yer dağılıyor; ama gökyüzü simsiyah bir çöl gibi… Ne bir görüntü, ne de bir kıpırtı. Bilemediğim şu âlem kapılarını henüz açmamış. Her yer, her şekil, ağaçlar, kuşlar...  Evler kiremit ağızlarında merak içinde. Sessiz… Karanlıkta açılacak bir kapının aralan-masını bekliyorlar. Bir ayak sesini… Esrarengiz ülkelerin ayak seslerini dinliyorlar.
    
Seher gülünün kokusu yayılıyor. Dalga dalga yükseliyor. Ta ilerilerde ufukların beyaz tayları henüz şaha kalkmamış; bekliyorlar. Beynimin, ruhumun gözleri binlere; binler yüz binlere dağılıyor petek petek. Göremiyorum ötesini. Çay demini alana kadar bekleyeceğim. Ötelerden gelen beyaz tayların yelelerinde günü bekleyeceğim.

Bu ne müthiş bir sır Allah’ım!
  
Beni uyandıran içimdeki ses, uzaklardan gelen bir başka sesle birleşiyor. Bir ezginin dalgalarında yükseliyorum. Sabâ makamında “seher gülü”nün kokusu burcu beyaz; güzel bir erkek sesinde buğulanmakta. Ezan okunuyor.
     
Allahu Ekber Allahu Ekber
Allahu Ekber Allahu Ekber
.

Gördüğüm rüyanın hatlarını hatırlayamıyorum. Karmakarışık. Zihnim son günlerde neden bu denli dağınık? Yorgunum. Gönlüm beynim, yaşam gücüm yorgun… Ne zamandır bir şeyler arıyorum; bulamıyorum.

Beden için koşturmalar, aklın cazibesindeki çırpınışlar. Zeka mertebelerindeki hırslı rekabet. Aşk masallarıyla uyutulan tutkunun esiri kalpler, çaresiz ve garip ruhun çırpınışları…

Tayların sesleri sabâ makamında, doruklara ulaşıyorlar. En yücelerde bir gönül bahçesinden dallar, ağaçlar, otlar dalgalanıyor. Estikçe kokuları yayılıyor rüzgârın. Renk renk, boyut boyut bulutlar aralanıyor.

Diğerlerine benzemeyen bu sabahın düğümlerinden çözüldüğümü hissediyorum. Benliğimde tatlı bir gevşeklik…  huzur buluyorum. Alıp götürüyor beni bu ses. İçten içe işliyor:

Eşhedü en lâ ilâhe illallah
Eşhedü en lâ ilâhe illallah
Eşhedü enne Muhammeder-Resûlullah
Eşhedü enne Muhammeder-Resûlullah

Gözlerimde ninemin beyaz başörtüsü. Beyaz tayların yeleleri uçuşuyor. Hiçbir şeye benzemiyor bu ses. Öylesine güzel... Öylesine derin...  Zaman aralarından ayak seslerini duyuyorum. Adını veremediğim sayısız düşünceler titreşiyor beynimde. Sersemliyorum.

Ezanın sesi zerrelerimde yeniden doğarken arkasında dile getiremediğim sadece yaşayabildiğim bir sessizlik uzanıyor.

Sessizlik… Ne derin anlamı vardır bu kelimenin… Kim bilir nice duygulara gebedir? En büyük aşkların kıvılcımını körükler. Bir bakarsınız, anlaşılamamanın çözülmez bir düğümü oluvermiş. Bir şair kaleminin, bir ressam fırçasının dillendiği ortam… Sessizlik.                 
 
Şu an bulunduğum odanın her tarafı, bu anlama bürünmüş, sımsıkı sarılı, öylece duruyor. Yapıla-cak işler. Elbiselerim, çantam tamam mı? Ve mutfakta kahvaltı hazırlığı… Birine başlasam biliyorum; bir sürü el sürükleyecek beni. Ama şimdi istediğim bu değil. Öylece durup sadece sessizliği dinliyorum.
                  
Tısss…  tısss… Basit, duru, sıradan bir ses. Arkama yaslanıyorum. Tısss…  tısss… Kaynayan bir suyun çıkardığı bu ses ne derece keyifli gelebilir ki insana. Sanki bir kanat hışırtısı gibi, sanki rüz-garda yaprakların gülüşmeleri gibi nedense hoşuma gidiveriyor. Dinliyorum… Beni cezbeden tıslama değil, belli ki ardındaki sessizlik…
                   
Ve sessizliğin ardında düzenli ve durmadan çalışan muazzam bir kainat… Aklın alamayacağı, idrak hudutlarının ötesinde bir yoğunluk.

Ne büyüksün Allah’ım!

Bu yoğunluk içinde her şey ne güzel yapılıyor. Kendimi düşünüyorum. Bazen birkaç iş karıştığında nasıl bunaldığımı, ağrıyan başımı. Zavallı bizler… İnsanların bir dakikayı dahi alamayacak kadar küçük yaşamlarında çırpınan karınca yüzleri. Uzay saatine göre bin senelik insan ömrü bir saatmiş.

Kırk küsürlük hayatımı yerleştirmeye çalışıyorum: Bir hiç. Tavırlarımız, tutkularımız… Hepsi hepsi bir solukluk zaman. Bıkmadan bana hakikatleri anlatma çabasında olan nurani yüzlü ninem. Ve çevremin albenisiyle gidişlerim, gelişlerim…

Bir hiç için mi bu dünya, bu ömür?

Oysa ruh sonsuz bir deryaymış. Vicdan kainat kadar enginmiş. İnsansa bütün kainatı öz olarak taşıyan bir hazine. Hz. Ali'nin dile getirdiği gibi kâinatın kendinde dürülü olduğu küçük bir kainat.

Yeni tanımaya başladığım bir gönül insanından dinlediğim bu gerçeklerle rutin olarak yaşadıklarımı karşılaştırıyorum. Bu denli basit oyunlara nasıl izin verebiliyoruz? Gittikçe daralan düşünceler... küçülen hayaller, kuruyan kabiliyetlerimiz... Hayretten hayrete girdiğim ve zevkle dinlediğim; ama bir türlü eyleme geçiremediğim hakikatler...
          
Şu an tek başına yollara düşmüş yalnız bir yolcu gibiyim.

Yalnızlık bir kervandır. Taşınan da sensin; taşıyan da. Mesele hangi yoldan nereye gideceğin?

Allah’ım! Sana ulaşacağım bir yol aç önümde…

Uzaklara bakıyorum. Taa uzaklara… Bir tomur yapraklarını açmak üzere. Önce bir top “nur” dö-nüyor etrafında. Dönüyor. Döndükçe yayılıyor. Laciverdin bir başka tonuna bir tutam kırmızı, bir tutam gümüş karıştırıyorlar. Dönüyor… dönüyor… Döndükçe gümüşî, al pervaneler uçuşuyor. Tek tek konuyorlar: Ağaca, kuşa, dağa, suya. Ağaç uyanıyor. Gökyüzünün bu enfes rengine bürünmüş pencerelerden yeni bir yaşam soluklanıyor.

Zaman durmuş. “Bir Tek” varlığın gücüyle hayat buluyor her şekil. Böceğin iradesini kim ayırt edebilir insandan? Kelebek bunca yaşam gücünü nereden buluyor, bizden farkı ne? Sende, bende, kozadan kelebeğe her varlığın özünde yepyeni bir gün: “O”
          
Ne büyüksün! Sözcükler yetersiz. Dile getiremiyorum “Kudret”ini. Sadece görebiliyorum, duyabiliyorum. Göz pınarlarıma bütün benliğim doluyor. Dallara, çiçeklere düşmüş şebnemler gibi şeb-nem oluyorum.

Ne büyüksün!
          
 Ellerimi yıkıyorum. Ağzımı, burnumu, yüzümü, dirseklerimi. Beynimden ayaklarıma çözülüyorum. 

 - Niyet ettim Allah’ım…
            
Uzaklardan beyaz tayların sesleri yaklaşıyor, yaklaşıyor… Yelelerinde yüreğim yelpazeleniyor ve seher gülünün goncalarında pervaneler secde ediyorlar. İç içe daireler bir daralıyor bir genişliyor. El ayalarımda şekilleniyorlar.
 
Çizgiler artık eski çizgiler değil… Ne renkler… ne de sesler… İçimde çoğalırken dile getiremediğim yepyeni bir âlem… akıyorum boyuttan boyuta. 


Tek boyut çizme zaman.
İki boyut gerekli sadece görmem için.
Yürümeye yollar…

Bana bir boyut daha ekle
Ki duvarlara çarpmasın bedenim.
Sesinde tekrar doğmam için rüzgar
Esmeli üç boyuttan.

Ya akşamlarda,
Dördüncü, beşinci boyut mu, bilemem.
Boyutsuz yalnızlığım yayılır
Ufukların ardından.

Saat yok, mekan yok, ad yok.
Senle başladığım yolun sonunda
Başka bir sevda…
Başka bulutlardan başka yağmurlarla
Yıkanıyor yüreğim.

Ey muhabbet! Ey Sevgili… Ben neredeydim şimdiye kadar? Affet beni. 

Ağladıkça parlayan gözler gibi düşüncelerimde billur çizgiler. İçimde gizli bir güç. Binlerce akıncı soluğunda şahlanıyor damarlarım.

Gözlerimi kapıyorum. Beynimin duvarları nurdan bir renge sıvanmış. Bir yol uzanıyor parmaklarımın ucundan doruklara.   

- Allahu Ekber… 

 
                                                                
                                                                                                    e.b



Bu yazı 5,436 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2018 2 Aralık 2014 Olayı
    • 20 Temmuz 2017 Ordan Burdan-15
    • 28 Haziran 2017 Ordan Burdan-14
    • 20 Haziran 2017 Ordan Burdan-13
    • 10 Mayıs 2017 Ordan Burdan-12
    • 22 Nisan 2017 Ordan Burdan-11
    • 21 Mart 2017 Ordan Burdan-10
    • 5 Mart 2017 Ordan Burdan-9
    • 8 Şubat 2017 Ordan Burdan-8
    • 25 Ocak 2017 Ordan Burdan-7
    • 28 Aralık 2016 Ordan Burdan-6
    • 25 Kasım 2016 Ordan Burdan-5
    • 28 Aralık 2015 Ordan Burdan-4
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-3
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-2
    • 10 Mart 2015 ORDAN BURDAN-1
    • 26 Kasım 2014 Surete Aldanmak
    • 14 Kasım 2014 Kalperenler
    • 1 Ekim 2014 Yol
    • 21 Ağustos 2014 Oxford’a “HAYIR!” Diyorum!

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,661 µs