En Sıcak Konular

Tarık C.

Köşe Yazarı
Tarık C.
9 Mayıs 2013

Gidiyorum



Aşağıdaki yazının sahibi olan e.b’yi Oktan Keleş’in kitaplarını okuyanlar hatırlayacaklardır. Kalemi gibi gönlü de nezih bir sanatkar... Bir gönül insanı... Tarık C.

Gidiyorum

Zaman geçiyor… Dur desen de, demesen de geçiyor. Türlü şekillere sokarak, budayarak, bazı dallarına güller takarak dikenlerinden sıyıra sıyıra geçiyor. Bütün mesele bütün bunlar olurken niyetlerine neleri taktığın?

Sağlık, hastalık; kazanmak, kaybetmek bizim için. Ömrümüze misafirdir her gelen. Misafire davranış ev sahibinin edebinden. Edebi de imandan. Gönderene iman, O’na emniyet duyduğumuz kadar. Onun için hastalığı güzelliklere çevirip edep burçlarına çıkanlar da var. Bir bela gibi görüp o burçları yıkanlar da.

- Verdiğiniz örnekte niyetlerimiz, olayları kalbimizde nasıl yönlendireceğimizle ilgili. Demek Allah’tan gelen her şeyi kalbimizle karşılıyor, niyetlerimizle uğurluyoruz. Ve takdir, mükafat bu uğurlanışa göre oluyor.

- Evet. Düşünsene dünya hayatı ne kadar kısa ve sınırlı… Ve bizler bu sınırlı hayattan sınırsızlığı; cenneti diliyoruz. Bir ânı asır haline getirmenin, bir damlada deryaya açılmanın sırrı hep niyetlerimizde gizli.

- Bu sırrın çözümü nasıl olacak?

- Kalbinde halis niyetler yetiştirerek. Çünkü kalp manevi bir belde gibidir. Bu beldenin tüm rızkı imandan gelir. Eğer iman olmazsa için için söner, gider. Can dediğin, sesini ve soluğunu hep buradan alır. Gördüklerinin, hissettiklerinin altında hep onun tasdiki var. Kararlarındaki, isteklerindeki niyetlerin de hep buradan çıkıyor.

“Dikkat edin! İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Eğer o salah bulursa bütün ceset salah bulur; eğer o bozulursa bütün ceset de bozulur. Dikkat edin o, kalptir.”                                                                                                   

Bu sırrın çözümü kalbin tellerini “Sahibi”ne bağlamakta. Dünya imtihanında seni ya oraya, ya buraya meylettiren hep niyetlerin ve kararların değil mi? Öyleyse niyetlerini tetikleyen düşüncelerin ve hislerin ipini sağlam tutmaya bak. Onları yetiştireceğin zemin çok önemli. Bu nedenle neleri okuduğuna, neleri dinlediğine, kimlerle birlikte olduğuna dikkat et.

- Maddi hayatımızı ayakta tutmak için maddi kalbimize gösterdiğimiz özen, hastaneden hastaneye koşuşturmalarımız, en iyi doktoru arama çabaları… Ama manevi hayatın sağlığına gelince gerek yok; benim kalbim temiz saçmalıkları ve geçiştirmeleri… Garip değil mi?

- Önem vermeyen; geçiştiren, gün gelir geçiştirilir. İşin özü: Sağlam adımlarla doğru yerde dolaşmak. Kur’an’la nefeslenmek. Allah’ın yarattığı gözün bebeğine Habibi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetini koymak ve oradan bakmak hayata. Çünkü nazarın şekillerini, sınırlarını belirleyen ve yönünü çizen, hep kalpteki niyettir.

Hem o kalbin sahibi hiç yalnız bırakmıyor ki bizi… Nereye dönsek bizi kollayan rahmeti orada…
  
“Ve siz nerede iseniz O, sizinle beraberdir.” Hadid / 4

“İmanın en efdali, nerede olursan ol, Allah’ın seninle beraber olduğunu bilmendir.” Hadis-i şerif

Neye baksan, sürprizler sunan sayısız tecelliler var. Sevr’deki bir çift güvercin, yuvasında yumurtaları, mağara ağzına örümceğin ağı ile örülen merhamet… “Asâ”nın değdiği yerden denizi kabartan ve yaran kudret, azamet.

“Mahzun olma! Muhakkak ki Allah bizimle beraber.” Tevbe /  40

Ve devamında Kur’an ne diyor?

“Ve derken Allah ona katından bir sükûnet bahşetti ve onu göremediğiniz bir ordu ile destekledi.”

- Bütün bunlar görene… Görebilmeyi  ne kadar isterdim. Ama nasıl olacağını bilemiyorum.

- Dikkat et ayete. Allah’ın öyle bir yardımından söz ediyor ki… “Ve onu göremediğiniz bir ordu ile destekledi.”

- Sevr’deki güvercinler, yumurtaları ve ağını ören örümcek gibi mi?


Eser: Yusuf Coşkun Benefşe


- Evet. Mağara kapısından Kureyşlileri döndüren başka neydi ki…

“İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır; hiç endişe edilir mi?” diyen o mübarek dudaklara göklerden gelen cevaptır onlar. Dileğin ve gayretin, hep görmek istediklerinin anahtarıdır. Basîr ve Alîm olan Allah’tır. O görür, O bildirir.

Şimdi dinle: Allah (cc) isimlerini, sıfatlarını varlığa dağınık olarak serpiştirmiş. Kainat adeta bir kitap gibi. Yaratılan her şeyde bu hatları, harfleri, kelimeleri, yazıları okuyabilmek arifane gözlere sahip olmakla gerçekleşiyor. Bu idrake “Marifet” diyoruz. Yani Allah’ı isim, sıfat ve fiilleriyle tanıyabilme bilgisi. Dinleyecek kulağın, görebilecek gözün var. Düşünecek aklın ve alabildiğine uzanan sayfalar… Dilersen okursun, dilersen okumazsın.

Rabbimiz buyurmuş:

“(Ey Peygamberim!) De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…” Kehf / 29

İşte bu özgürlük sonucu kimimiz müminiz.  İman eden nazarlara sahibiz; okuyoruz. Kimimiz müminim diyoruz; ama uykudan kendimizi alamıyoruz. Kimimiz ise kafir olmuşuz. Hakkın üzerine örtmüşüz inkar perdelerini kat kat. Bırak okumayı, görmek bile istemiyoruz.

- Bütün bu farklılıkların kaynağı da mı kalbimiz ve içindeki niyetlerimiz?

- İman kalbi besliyor. Kalbin verimli toprağında niyetler aynı tohum gibi birbirinden güzel filizler veriyor. Dualarımız, teslimiyetimiz, tövbelerimizle gelişen irademiz de bizi hep hak olana, hakikat olana çeviriyor.

Kalp vardır: Sadece benlik için atar. Nefsin elinde bir o yana, bir bu yana sallanır durur. Yüce titreyişleri bilemez. Seherde uyanamayan yorgun gözler gibi hep kaçırır, hep kaybeder.

Kalp vardır: Nereye baksa, Sultan’ım der. Bir “Marifet Deryası”ndadır hep. Bazen sakin suların Ya Cemil… Ya Kerim… Ya Rahim sesleriyle yol alır. Bazen Ya Azim… Ya Cebbar… Ya Kahhar dalgalarıyla iner, çıkar. Güneşten gelen Ya Nur… Ya Nur zikirleri öyle şevklendirir ki onu; Karîb Olan’a yaklaşır da yaklaşır. Fora der yelkenleri, süzülür vuslat kıyılarına…

Kalp artık bilir ki buralı değildir; sınırsız öteler onu beklemektedir. Bu yalancı sınırlar onun için çok dardır. Kalbin bakışı “Melekût Âlemi” dediğimiz manevi âleme; hakikate çevriliyse sadece güzelliği görür. Ve güzelliğin arkasındaki Cemil’i. Çünkü bilir ki Halık, hem hayrı yaratır hem şerri. Ancak bu diyarın Sultan’ı kötülükten, şerden razı değildir. Olmadığını da bize fermanıyla bildirmiştir.

Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir.” Nisa / 79

Tecellileri görebilmeyi isterdim. Ama nasıl olacağını iyi bilmiyorum dedin ya. Bütün mesele seyrederken, söylerken, karar verirken senin hangi hâlde olman. Aklını verebiliyor musun kalbinin eline? Kalbin adımlarını aklın aydınlığında atabiliyor musun?

Niyetini O’na bağlamışsan, nazarında sadece O vardır. Adımların O’na atılır ve yolların O’na döner. Zaman yaşamak içindir; yollar da yürümek için. En önemlisi: Mesafelerin anlamını, hedefin ve gayenin belirlemesi.

- Doğru. Yürümek var, yürümek var. Hepimiz yürüyoruz; ama kaçımız nereye gideceğini biliyor? Bakıyorum çevreme: Ne kadar anlamsız yürüyüşlerle dolu… Hangi adımlarla nerelerden geçmesi, nerelerden geçmemesi  gerektiğini tayin edemeyen binlerce şaşkın irade.

- O zaman gel seninle bu ayeti birlikte düşünüp adeta zerrelerimize fotoğraflayalım.

“Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.” İnsan / 3

- Karşımıza yine iki yön çıktı. Aynı iki ayrı niyet gibi.

- Evet  iki ayrı niyet gibi. Peki ikram edene bizler teşekkür ediyor muyuz? Hayatın kendisi muhteşem, her şey çok güzel ve hepsi birer ikram. Ama bütün bunlara rağmen nasıl hâlâ böyle olabiliyoruz?

- İkram edene teşekkür edilir. Böylesi lütuflara “hamd”dir bize düşen. Bunları hep düşünüyorum da  nazarımı ayarlayabilmek -bir ömür boyu- beni korkutuyor. Evet ömür denilen, hiç de sanıldığı gibi öylesine geçmiyor. Adeta içimize dokuna dokuna, gönüllere yazıla yazıla geçiyor.

“Bu yol uzundur
 Menzili çoktur
 Geçidi yoktur
 Derin sular var.”       Yunus Emre 

Yolculuk uzun, farklı konaklamalar ve gözü gafletten görmeyen bir nefis… Üstelik sığ sularda bile çırpınırken derin sulardan nasıl geçebilirim onunla? Bu durumda ben ne yapabilirim?

- Ne mi yapabilirsin? Mil çekebilirsin gafletin gözüne, mil. Baktığı şeyde sahibini göremeyenden ne fayda gelir? O ancak cahil, şımarık bir çocuktur. Yalnız başına bu uzun yolculuğa çıkan o çocuğun vay haline…

Allah kuluna ne diyeceğini, “zaman”ın içine koyuyor. Alıyorsun eline; ama gönderilme sebebini anlamak için içindekini okuyorsun. Âlemin olduğu gibi zamanın da iki yüzü var. Biri dışındaki madde yüzü. Diğeri içindeki mana yüzü.

- Biri madde; biri mana. Aynı bir elmanın kabuğu ve içi gibi mi?

- Evet. Ağızdan çıkan kelime kalıpları ve içlerinde gönül manaları gibi… Onun için gözündeki gafleti yırtmak demek, nazarını yazının sebebine çevirmek demektir.

Yırtmak…  Arapçada karşılığı “Hârik”. Neyi yırtmak dersen? Rutin olanı. Alışkanlık haline gelmenin karşılığı ise “Ade”. Ortaya çıkan ise beğeni hissimizin taştığı noktada dilimizden yükselen kelime: “Hârik’ul-ade”. Yani alışılmış şeylerin ardındaki fevkaladeliğin yüzünü görmenin adı.  Onun için hârik’ul-adelikleri görmek istiyorsan, ülfetin perdesini yırt.

- Bütün bu hasletleri taşıyabilmek her babayiğidin harcı değil?

- Sana ne verilmişse nimet olarak; göz mü, kulak mı? İfade gücü mü, hayal gücü mü? Akıl, idrak, gönül, mülk ne varsa… Bütün bunları, “Veren”in rızası yolunda kullan ve asla onları tembellik edip paslandırma. İnşallah o zaman başaran babayiğitlerden olursun…

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ne diyor? “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.”

Ömür dediğimiz; ana rahmine düştüğümüzden itibaren başlayan, yükselmeye ayarlanmış insan fıtratının merdiveninde ilerlemektir. Her basamağına da zaman diyoruz. Zaman… Ruh ve bedenin iç içe sarmalandığı; tonunu, çeşidini bizim verdiğimiz renkler kuşağı…

Her şeyi kemale erdiren; Mükemmil olan Allah bu isminin gereğince kainatta her şeye bir mükemmellik hedefi koymuş. Varacağımız en son noktayı tayin etmiş. Bu noktaya gidebilmek için, hepimizin içinde bir meyil arzusu var. İşte bu meyil arzusuyla hep yürüyeceksin. Senin için en önemli şey tekamül edebilmek olmalı. Yani ilmin, şuurun, ahlakın ve tam kulluğun ustalığına varabilmelisin… İmanın nurlarıyla içindeki hakikati görebilen kâmil bir insan olabilmelisin.

- İmanın nurlarıyla içimizdeki hakikati görebilmek… Ne müthiş…Peki  bunu ben gerçekleştirebilir miyim?

- Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Din, güzel ahlaktır.”

Şimdi şu soruları sor kendine: Bütün peygamberler niçin gönderildi? Kur’an durmadan neyi öğütlüyor bana? Bizler; hayra, iyiliğe ve güzelliğe mi, yoksa şerre, kötülüğe mi daha yatkın yaratılmışız?

Hadis’te bu soruları tefekkür ederek ararsan aradığın cevabı “din”in anlamında bulursun; çünkü  “din” insanları iyiye, güzele, doğruya yöneltmek için Allah'ın peygamberleri aracılığı ile bildirdiği ilahi kuralların tümüne denir.

İlahi kuralların tüm varlığı nasıl ayakta tuttuğunu, her birini nasıl şefkatle sardığını o dilediğin nazarla görebilmek için okuduklarının, öğrendiklerinin rehberliğinde ilk önce iç dünyana, sonra da kainata bak. Gördüklerini nakşet aklına ve kalbine. Sonra tekrar, tekrar yine bak. Kainat ve her bir zerren adeta tek dil olmuşçasına sana yaratılışın mükemmelliğinden söz edecekler. Her şey O’ndan geldi ve O’na gidiyor diyecekler. Müminsen harfi harfine uyarsın bu ahenge.

- Dediklerinizi aynen uygularsam kim bilir neler görürüm, neler?

- Göklerdeki nizamı görürsün. Dağlardaki heybetin, denizlerce suları tepemizde bir tüy hafifliğinde gezdiren bulutların, birbirlerine bir dirsek teması kadar bile değmeden dönen sayısız galaksilerin ancak Kudret’in iradesiyle olabileceğini hayranlıkla seyredeceksin. Ellerine, yüzüne, dediklerine, yediklerine neye bakarsan bak, hiçbirini gerçekleştiren sen değilsin. Bütün bunları idrak etmeye başlayacaksın. Sen sadece niyet ediyorsun o kadar. Ve o niyetin ne ise, seni ya cennet bahçelerine koyacak ya da cehennem çukurlarından birine atacak.

- Neyi dileyeceğimin riski bu kadar korkutucuysa, yolculuk gerçekten çetin. Peki… Adımlarıma en fazla güç verecek olan, nedir sizce?

- Yolculuk çetin; ama hikmeti de o kadar derin… Şöyle düşün: İçi ziynet dolu bir sandıkta en nadide taşı bulmak ne kadar zordur. Ama sandıkta bir tek o taş varsa ışıl ışıl parlayan… Hiç zorlanmaz; elini uzatır, alırsın değil mi.

Nazarını bulandıran her şeyden kurtul; çünkü nazar sana o nadide taşı bulduracak. Geceleyin ıssızca uzayan  kırları hayal et… Gözünü alan hiçbir şey yok. Seyrine dalacağın sadece gökyüzü var. Ay ve yıldızlar… Kudret’in, Rahmet’in eserleri sırlı âlemlerden el uzatıyorlar sana. İşte böyle bir ortamda niyazlarımla “Var Olan”a tutunabilmeliyim, tüm ihtiyacımla sadece O’na yönelmeliyim diyebiliyorsan o gücü yakaladın demektir.

- Doğruyu diledimse ya kararım yanlış olursa… Bu endişe beni öylesine korkutuyor ki… Sanki bir lunaparkta bir karmaşanın ortasındayım; başım, gözlerim, düşüncelerim fırıl fırıl dönüyor gibi.

- Sana iradenin hayra yönelmesi için ne yapabileceğini söylemiştik. Her an bu ayeti rehber et kendine:

“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir…” Enfal / 29

Allah’ın lütfu bol. Hiç tahmin etmediğin şekilde her yerden yardımları akın akın gelir.  Sen sadece “bir hakikat”in peşini bırakma: Takvalı olmak hakikatinin… O’na karşı gelmekten sakın. Bu kulluk şuurunu her daim taşı.

O zaman sana iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir anlayış ve hakkı, batılı fark edecek bir kabiliyet verilir. İşte o zaman “Furkan sahibi” olursun; yani sözlük anlamınca bir fecr-i sadık. Sabaha karşı doğudan yayılmaya başlayan bembeyaz bir aydınlık… Karanlıkta kalsan bile, o kör noktaya baktığında içinden çıkan aydınlık sana hep doğru olanı gösterecektir.

- Kısacası bütün anlattıklarınızdan anlayabildiğim, yollar bizde düğümleniyor, bizde açılıyor.

- Evet. Allah dilerse aynen öyle. Yapılan her şey esasında iki yönü olan bir yolculuk. Namazında da yol alıyorsun. Onda bile iki yön yok mu? Orucunda da bir yolcusun. Senden beklenen sadece mide orucu mudur? Ya gözlerin, dillerin, ayakların, kalplerin orucu… Ayağından yön kaysın. Dilinle yol dönsün. Gözlerin haramı okusun! Olur mu?

- Kısa yürüyüşlerdeki canlılığı, heyecanı anlıyorum; ama bu uzun yolculukta takatler tükenir. Şevkimizin sönme riski yok mu?

- Var tabii. Ama şevki hareket ettirecek şeyler de var: Mükemmelliğe olan açlığımız, hedefi bulma heyecanı ve  bizi  “Bekleyen”.  

“… Unutma ki sonunda bana döneceksiniz.” Lokman / 14

“Bekleyen”in kadr ü kıymetine göre açılır engeller; dağlar geçit verir, yollar düzlenir. Yolcuya düşen ise yürümek…  ve gitmek…  ve  gitmek… ve gitmek…
                

Marifet deryasında yel olmuş gidiyorum.
Öteler beni bekler; hâl olmuş gidiyorum.
Gökler mi hasrettir; ben mi hasretim göklere?
Her parem bulut gibi; yol olmuş gidiyorum.

Deseler ki: Ey beden! Neyin var ki dünyada?
Derim: Her şey O’nundur; çöl olmuş gidiyorum.
Işıktan kelimeler zamanın zerreleri.
Ama gaflet okutmaz; mil olmuş gidiyorum.

“Yaradan’ın  Esması” tomur verir binlerce
 Basiret peteğinde bal olmuş gidiyorum.
Vicdan sermiş toprağı; ek ekebildiğince
 Huzur bahçelerine dil olmuş gidiyorum

Neden can eridikçe yücelere yükselir?
Sevdadır, yakar bizi; kül olmuş gidiyorum
Her birinden hislerin, sesi derinden gelir.
Şu âlemin sazına tel olmuş gidiyorum.

Gönül bu susamıyor; şakıyor gözlerimde
Dur desem de duramaz; sel olmuş gidiyorum.
Çatlar dili hayretin; biter değdiği yerde
Filizler kucak kucak; dal olmuş gidiyorum.

Ömrün yaldız yüzünü birer yıldız sananlar!
Hak deler perdeleri; tül olmuş gidiyorum
Gitgide ardımızda birer nokta olanlar…
Bu tadı alan durmaz; lâl olmuş gidiyorum.

Gün açmış kollarını; azığım yeryüzünden
Dikeninden sıyrılmış gül olmuş gidiyorum.
Ruh bedende durur mu, davet alsa yârenden?
Sultan gel demiş bize; kul olmuş gidiyorum.

                                                   e.b          
                                           18 Nisan 2013



Bu yazı 6,583 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2018 2 Aralık 2014 Olayı
    • 20 Temmuz 2017 Ordan Burdan-15
    • 28 Haziran 2017 Ordan Burdan-14
    • 20 Haziran 2017 Ordan Burdan-13
    • 10 Mayıs 2017 Ordan Burdan-12
    • 22 Nisan 2017 Ordan Burdan-11
    • 21 Mart 2017 Ordan Burdan-10
    • 5 Mart 2017 Ordan Burdan-9
    • 8 Şubat 2017 Ordan Burdan-8
    • 25 Ocak 2017 Ordan Burdan-7
    • 28 Aralık 2016 Ordan Burdan-6
    • 25 Kasım 2016 Ordan Burdan-5
    • 28 Aralık 2015 Ordan Burdan-4
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-3
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-2
    • 10 Mart 2015 ORDAN BURDAN-1
    • 26 Kasım 2014 Surete Aldanmak
    • 14 Kasım 2014 Kalperenler
    • 1 Ekim 2014 Yol
    • 21 Ağustos 2014 Oxford’a “HAYIR!” Diyorum!

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,557 µs