En Sıcak Konular

Tarık C.

Köşe Yazarı
Tarık C.
22 Ekim 2012

Rüya Görmeyi Bırak, Mehdi Bazılarını Uyandırmayacak-4



(Rüya Görmeyi Bırak, Mehdi Bazılarını Uyandırmayacak-4)

 

ARTIK

Şuurlu göz, seherde Medine’dir; münafıklar korksun!
Bekler kalesi “Nübüvvet” şahlanışlarını İstanbul’un

“Kelâm” rengine boyanmakta diller; dörtnala küheylan.
“Şah”ın elinde Hakk mührü; elbet vurur batıla; dayan.


“Mahrem”e uzanan fillere ebabiller kanat kanat.
Allah’ım ne olur duyur yankısını zaferin: ŞAHMAT..!
  

  e.b   

Makaleye e.b’nin şiiri ile bir girizgâh yapmayı istedim. Kendisinin kim olduğu hakkında değişik tahminler yürütüyor okuyucularımız. Oktan Abi’nin kitaplarında oldukça açık bir şekilde ifade edilmişti hâlbuki: “Duasını Kırkların yaptığı” biri o.    

Evet, bu satranç oyununda hiç yalnız bırakılmadık. Bu işin arkasında kırklar var. Rical-i gayb erenleri var. Ne yazık ki şeytanları taşlamaktan Kâbe’yi tavafa vakit bulamayan bizim gibiler, vakitlerini internet başında, kaynağı bizzat batılılar olan komplo teorileri ve İlluminati hakkında teorileri ezberlemek ile vakit geçiriyor. Hâlbuki internetten ve bazı kitaplardan aldığımız bu bilgilerin kaynağını araştırmalı değil miydik? Hucurat Suresinde, fasık bir kaynaktan alınan bilgilerin araştırılması; hemen kabul edilmemesi beyan edilmemiş miydi? Niye kendi kumandanlarımızı ve askerlerimizi; rical-i gayb erenleri ve diğer Allah dostları mücahitleri onlar kadar merak etmiyor çoğumuz? Elbette istisnalar var; fakat “el hükmü lil ekser” kaidesince bu serzenişimde haklı olduğumu düşünüyorum. Denilecek ki “Var mı onlar hakkında kitaplar, internet siteleri ki onları da bu yoğunlukta araştıralım?” Ben var olduğunu söylüyorum. Oktan Abi’ye giden yolun bir kısmı Lâdikli Ahmet Ağa’dan, bir kısmı Munir Derman’dan geçmedi mi? Birçoğumuz öyle ulaşmadık mı bu “ahir zaman paşasına”?   

Oktan Abi’ye meşhur bir komplo teorisyeninin ismini sormuştum. Bir Amerikalının… İlluminati’yi Türkiye’de ilk tanıtanlardan… O adamın bizzat Şeytanîler ile irtibatlı olduğunu ve aralarında ekonomik menfaatler olduğunu Latif Baba’dan nakletmişti. İşin hakikatini görsek acaba bilgilerimizin yüzde kaçını tashih etmek zorunda kalacağız? Var mı bizzat kendi kaynaklarımız tamamen bize ait olan? Tamamen milli? Bizzat yaşanmış; sahadan? Evet Oktan Keleş bu sahada -çok net ifade ediyorum- bir tecdid yapmıştır. İleriki yıllarda bunun daha net anlaşılacağını tahmin ediyorum. Ama zihinlerimizin bir hayli silkelenmesi gerekiyor. Bu sahada koşturmak ve aktif olmak isteyen insanlar bir zihin detoksu yapmalı ve yepyeni ve seraları gökler olan turfanda fidanlar dikmeli… Zihnim ve birçoğumuzun zihni W yılanının dışkıları ile dolu. Atalım onu ki “kattan ilim alan zat” ve “talebesi” gönlümüzü ve zihnimizi “yemyeşil” etsin. Evet, Şeytan taşlamaktan Kabe’yi tavafa vakit bulamamak… Allah erlerinden ziyade Şeytan erlerini merak etmek… Şeytan’ı taşlıyorum derken Şeytan’a gül atmak… Kur’an’dan çok Kabala’yı merak etmek… Her şeye tekrar başlamalı ve okkalı bir “euzu” çekmeliyiz. Ve sonra da Ladiklilerin, Hacı Veyiszadelerin, Gönenlilerin, Sami Efendilerin, Garip Hafızların, Munir Dermanların ve “Ahir zaman Paşalarının” peşine düşmeliyiz. Sen adımını at, sensörlü kapılar gibi kendiliğinden açılan kapılara sen de hayret edeceksin. Zira zaman “Ahir zaman çocuklarının” yetiştirilme çağı… Nasibi olan kendini satranç tahtasında bulacak.   

“Tabiat boşluk kabul etmez.” Dolduramadığın boşluğu dolduracak olur mutlaka. Kâbe’miz niye işgal altında? Bırakın kafirin amansızlığını bir tarafa; kader hakkımızda bu fetvayı niye verdi? Kâbe’mizi boş bıraktık da ondan mı? Ondan mı “Şah”ımızın yanına Hubel putunu diktiler?  


 

       


Evet boş bıraktık. Daha doğrusu her şey gibi ona da “boş boş” baktık. Kur’an’a baktığımız gibi; İstanbul’umuza baktığımız gibi… “Her şeyi gören göz” (sözde tabii) senin boş boş baktığına dolu dolu bakıyor şimdi ve dolduruyor orayı kendi taşları ile… Bakışlarımız boştu, zira zihinlerimiz boştu. Kâbe ilk bizim zihinlerimizde, sonra kalbimizde düştü. Kaçımız sordu, Kâbe denilen bu binanın aslında ne olduğunu? Mekândan münezzeh olan Hazret-i Allah’ın oraya neden “evim” dediğini? Neden oranın “şah” olduğunu? Neden küp şeklinde olduğunu? Namazda neden illaki oraya yönelmemiz gerektiği ve oraya yönelmeyince miraca çıkamadığımızı ve “huzurda” olamadığımızı? Ne var o taştan binada? Neden mübarek olsun ki? Hâşâ, mekâna mı tapıyoruz yoksa? Bir binaya neden âşık olunur? Oraya neden hasret duyulur? Ne var orada? Akıl akıl ise sormalıydı bu soruları. Sormadık. Sonra da kalbimizde düştü ve devamı malum. Hâlbuki ümmetin kıyamı ve dolayısı ile insanlığın bayrağının tekrar dalgalanması onun kıymetinin bilinmesine bağlı. Bu önemli tespit bana ait değil. Bunu bizzat Rabbimiz buyuruyor:             

Cealallâhul ka’betel beytel harâme kıyâmen lin nâsi

“Allah Kabe’yi; o hürmete layık mabedi, insanların din ve dünya hayatları için bir kıyam; bir diriliş vesilesi kılmıştır.” Maide / 97

Kâbe hakikatinin anlaşılma oranında dirilişimiz ve doğrulmamız mümkün olacaktır. Namık Kemal’in yâreli şir-i jiyanı (yaralı uyuyan aslan), Kâbe’yi hatırladığı ve anladığı miktarca iyileşecek ve ayağa kalkacak.

Kâbe’mizi işgalden kurtarmak mı istiyoruz? Bayrak düştüğü yerden kalkar. Zihinlerde düşen bu bayrağı tekrar kaldıracağız inşallah. Kâbe tefekkürleriyle; Kâbe okumalarıyla; Kâbe sohbetleriyle; hepimizin karınca kararınca yazacağı Kâbe yazıları ile… Kâbe türküleri söyleyelim ki, ay-yıldızı oraya dikecek yüzümüz olsun. Yoksa ne kadar tumturaklı laflar da etsek; Şeytanîlere ne kadar da dayılansak da bir kıymet-i harbiyesi olmayacak ve sadece kendimize “küçük enişte” gibi güldüreceğiz. Evet, “Bayrak düştüğü yerden kalkar.”

Tarık C.

tarkci@gmail.com

Serinin Diğer yazıları:   

1- http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=205

2- http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=225

3-http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1889

 

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1901

 

14.10.2012



Bu yazı 10,039 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2018 2 Aralık 2014 Olayı
    • 20 Temmuz 2017 Ordan Burdan-15
    • 28 Haziran 2017 Ordan Burdan-14
    • 20 Haziran 2017 Ordan Burdan-13
    • 10 Mayıs 2017 Ordan Burdan-12
    • 22 Nisan 2017 Ordan Burdan-11
    • 21 Mart 2017 Ordan Burdan-10
    • 5 Mart 2017 Ordan Burdan-9
    • 8 Şubat 2017 Ordan Burdan-8
    • 25 Ocak 2017 Ordan Burdan-7
    • 28 Aralık 2016 Ordan Burdan-6
    • 25 Kasım 2016 Ordan Burdan-5
    • 28 Aralık 2015 Ordan Burdan-4
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-3
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-2
    • 10 Mart 2015 ORDAN BURDAN-1
    • 26 Kasım 2014 Surete Aldanmak
    • 14 Kasım 2014 Kalperenler
    • 1 Ekim 2014 Yol
    • 21 Ağustos 2014 Oxford’a “HAYIR!” Diyorum!

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,943 µs