En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
9 Mayıs 2012

Şimdi Ezan Vakti. İmza: Vatikan!



AB müktesebatı gereğince açılan başlıkların alt metinlerinde acaba Türk Milleti’nden neler gizleniyor?

Avrupa Birliği’ne kayıtsız şartsız, teslimiyetçi bir yaklaşımla girmek için uğraşanlar, demokrasi havariliği yapanlar, nedense bu millete AB’ye girip girmemesi konusunda fikrini sormuyor, bu konuda referandum yapmıyorlar.

Milletin egemenliğini AB’ye ve Vatikan yasalarına teslim etmek yetmiyormuş gibi şimdi de dinini teslim ediyorlar.

Avrupa Birliği projesinin ne olduğunu uzun uzun açıklamaya gerek yok. Vatikan İmparatorluğu’nu hayal edenlerin, Siyonizm’den destek gördükleri söz de bir medeniyet projesi. Ama bu birlik içinde, İslam’a ve Müslümanlara yer  yok. Yıllardır AB ile ilgili olarak; yazıp çizip, nefes tüketiyoruz. Avrupa’da İslam karşıtlığı ve ırkçılık had safhadadır. Birtakım işbirlikçiler; Avrupa’cığına ve Vatikan’cığına toz kondurmamak için bu gerçeği efendilerinin lehine kamufle ediyorlar bu milletten.

Nihayet Avrupa’da yükselen İslam  ve Müslüman karşıtlığını devletimizin en üst makamı da dile getirdi. Sayın Cumhurbaşkanımız, “bu konudan endişe duyduğunu” açıkladı.
 
Gerçekleri görmek için, tarihe göz atmak aslında yeterlidir. Ancak “göz bağlayıcıları” milyonlarca Müslüman ve Türk’ün kanını akıtan Hıristiyan-Haçlı medeniyetinin yaptıklarını bu millete unutturmak istiyor.

Vatikan’ın ve AB’nin “dini özgürlükler” martavalı, onların çizdiği sınırlar içersinde geçerli. Yoksa AB’nin İslam’a verdiği bir özgürlük yoktur. Hatta İslam’a toleransı ve hoşgörüsü bile yoktur! Kimse bu konuda bize hoşgörü masalı anlatmasın! Bu konuda hemen her gün Avrupa ülkelerinde Müslümanların karşılaştıkları engelleri okuyoruz. Hani Avrupa ileri demokrasiye sahipti, özgürlüklerin olduğu bir yerdi?

AB’nin niye böyle davrandığını uzun uzun anlatmayacağım: Kuran’daki  şu Ayet’in bizi uyandırması gerekmez mi: “Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır…” Bakara/120.

Şimdi sorun şudur: Kim ne kadar uymaktadır? Uymaya ve uydurmaya çalışanlar bu milletin dinini ve özgürlüğünü hangi hakla ve gerekçe ile bunu yapmaktadır?

Bu konuda Batı’nın ve Siyonistlerin sihirli sözcüğü “ılımlı” kelimesidir. Geçtiğimiz günlerde Graham E. Fuller, bir açıklama yaptı.  Daha önceki açıklamalarında “ılımlı İslam”ı kullanan bu CİA Ajanı, şimdi de “Türkiye’ye ‘ılımlı Sol’ gerekli,” dedi. Onlar için inançların, ideolojilerin hiçbir önemi yoktur. Yeter ki, “ılımlı” olsun. Ilımlı ne anlama geliyor onlar için; kendilerinin istediği ve onlara uyacak bir format. Kendilerine uysun da, ister solcu olsun, ister Müslüman.

Ilımlı demek, işbirlikçi demektir.

Şimdi gelelim  yazımın asıl konusuna:

2010 tarihli “AB Açılım Müzakeresi Başlıkları” konusunun 153/bendi C maddesi gereğince,  Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girdiği taktirde “gündüz iş saatine gelen ezan saatlerinin” ayarlanılması istenilmiş, işyerlerindeki mescitlerin kaldırılması talep edilmiştir. Gerekçe ise; “iş ile dini inançların farklı kavramlar olduğu ve işverenlerin haklı olarak işçilerinin dini inançlarının gereğini yaparken, onlardan iş konusunda o an faydalanamayacağı” açıklaması yapılmış. Güya burada işverenlerin hukuku korunmaktadır. Türkiye için  özellikle öğle ve ikindi ezanı vakti bahis konusu.

Şimdi soru şu:

Bizim ezan vakitlerimizi Vatikan mı ayarlayacak? Bunun da taşeronluğu evrensel haklar kamuflesi ile Avrupa Birliği mi yapacak?

Bu ne cüret?

Şimdi akıllara şu gelir: Yahu bu millet hiç buna rıza gösterir mi?

Onun kararını “dün olmaz denilenler, bugün oluyorsa?” siz verin.

Ama ben farklı bir tuzaktan bahsetmek istiyorum. Bu işi tereyağından kıl çeker gibi nasıl yapacaklar? Yani millete bunu nasıl kabul ettirecekler, milleti uyandırmadan. Yine uyuyanlara küçük bir ip ucu: Ezan saatlerini kamu oyunda tartışmaya açarsınız. Nasıl mı? Dindar duyarlılığı olanların en çok psikolojisine dokunan vakit ile işe başlarlar.

Ne demek istiyorum: Mesela Ramazan ayında oruç saatleri…Çıkar dersiniz ki, “ezan saatleri yanlıştır, biz fazla oruç tutuyoruz.” Diğer bir kesimde çıkar der ki, "hayır ihtiyat vakti  vardır. Dolayısı ile ezan erken okunabilir, oruç tutulabilir." Bu tartışma birkaç yıl sürer. İş iyice kızıştırılır, tartışma programlarına taşınarak, milletin kafası karıştırılır ve gerilim yaşanır. Oradan kerahet konulu öğlen namazına, oradan da ikindi vaktinin girip girmediğine sıçrar tartışma. İş büyür ve Diyanet İşleri Başkanlığı duruma el koyar: “Bu artık bir ihtiyaç oldu” diyerek, “ne sizin, ne öbür tarafının” dediği diyerek namazlar birleştirilir, cem fetvasından dem vurulur. Veya başka nüanslar bulunur. İstisnai bir konu, genel konu içersine sokulur ve itikadi meseleler tartışılarak, genelleştirilir. Bu konuda yeni fetvalar verirler, hedef kitle yeni nesildir, gelenekçiler değildir.

Bu işi güya kendi aramızda, tartışarak yapmış oluruz. Kimse bizden böyle bir şey istememiştir(!)

Şimdi ezan saatlerini biz mi ayarlamış oluyoruz Vatikan mı?

Bir zamanlar, “din elden gidiyor” diyen bir kesim vardı. Din elden gidiyor mu bilmem, ama dinin egemen güçlerin eli ile gittiği kesin.

Başka bir konu ise 1 Temmuz’da AB Başkanlığı Rumlara geçiyor. Aldığımız duyumlara göre Rumlar bu maddeyi (AB Açılım Müzakeresi Başlıkları” konusunun 153/bendi C maddesi) şantajla önümüze sürüyorlarmış.

 Hani bir marş vardı: "Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak…Yunan Türk’ü esir almış, şu feleğin işine bak!"

Acaba yeniden bir marş mı yazılacak?

"Ankara’dakilerin başına bak, gözlerimin içine bak! Rum vasıtası ile Vatikan dinimi teslim mi alacak, şu milletimin işine bak."

Türk Milleti’nin, rüyalarımızdaki hayali gerçekleştirmek için, önce UYANMASI gerekir!

Saygılarımla.

Oktan Keleş

Oktankeles@gmail.com
onaltiyildiz@gmail.com

26.04.2012



Bu yazı 13,257 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 12 Kasım 2019 KUR'AN'DA TÜRK İSİMLERİ
    • 7 Kasım 2019 Siyaset Eşeği
    • 4 Kasım 2019 Cumhurbaşkanı Gitmemeli!
    • 8 Ekim 2019 Trump Ürür, Türk Ordusu Vurur
    • 24 Ağustos 2019 Akdeniz Nükleer Tuzak mı?
    • 23 Mayıs 2019 Derin Analiz S-400, F-35 Meselesi
    • 31 Mart 2019 TERÖRİST BATI MEDENİYETİ VE ATEİZM
    • 19 Şubat 2019 ESKİ DÜNYA TASVİRİ
    • 4 Ocak 2019 Yapay Casus Zekalı Kulak Hırsızı
    • 30 Aralık 2018 Büyük Marketler Hastalık saçıyor
    • 27 Kasım 2018 Ata'ya Şikayet
    • 17 Kasım 2018 Bir Soru Bir Cevap
    • 26 Ekim 2018 Cemal Kaşıkçı Mesajı
    • 4 Eylül 2018 Gündem Değerlendirmesi
    • 27 Haziran 2018 Seçim Özel
    • 21 Haziran 2018 Çökerken
    • 7 Haziran 2018 Siyonizmin Trolleri, Üst Akılcılar
    • 24 Mayıs 2018 İşte Bu
    • 15 Mayıs 2018 Makariosun Çocuğu Mustafa Akıncı
    • 11 Nisan 2018 Kahrolsun Suudi Arabistancılık

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,487 µs