En Sıcak Konular

Tarık C.

Köşe Yazarı
Tarık C.
18 Şubat 2012

Firar



 Aşağıdaki yazının sahibi olan e.b’yi Oktan Keleş’in kitaplarını okuyanlar hatırlayacaklardır. Kalemi gibi gönlü de nezih bir sanatkar... Bir gönül insanı...     Tarık C.

Firar / “Fefirrû İlallah”                            

Davranışlar kalbin sesi. Fır döner etrafımızda. Ayaklar çırpınır, heyecan boğazda; oradan oraya koşarız.  Aşığın buluşma titreyişi, yayına takar okunu. İmkan olsa da fırlasak deriz. Zamanı delerek mekanlardan geçip varsak…

    Mevsim ilkbahar. Cemrelerin üzerinden hayli zaman geçmiş. Havada, suda, toprakta pür neşe… Dışarıda ağaçlar, bütün dallar “Esma aşkı”yla benim gibi deli divane…

“DE Kİ:  İSTER ALLAH DİYE ÇAĞIRIN, İSTER RAHMAN DİYE ÇAĞIRIN. HANGİSİYLE ÇAĞIRIRSANIZ ÇAĞIRIN, NİHAYET EN GÜZEL İSİMLER O’NUNDUR”                                                                                                                                              İSRA / 110 

 Herkes sorsa kendine:

- İlk cemrem ne zaman düştü? İlk kor ne zaman, nerede yaktı bağrımı?  

 Benim ilk cemrem hayallerime, düşüncelerime, sorularıma düştü; soluklandım.Buz gibi beyinlerin üşüttüğü aklıma biranda gelen tebessümlerle düştü… Dar sınırların gecelerine ufukları gösteren nurlarla düştü. Düştükçe eridi beni benden alanlar. Beni bana veren düşünceler aktı damarlarımda. Derinlerde uyanan tohumun sesi, seherin zikriyle baş verdi uykusundan. 

 

  “Hayye ale’l felâh, Hayye ale’l felâh!
    Allahü ekber, Allahü ekber!”
                                                   

  Secdenin zerrelerinde ateşin ilk kıvılcımları… Isındım ve Seni anlayamayan kısırlığın soğukluğundan muhabbetinle kurtuldum Allah’ım

 Günleri birbirine boğduran hırslar, kaygılar, birbirimizle oyalanma oyunları ne kadar acımasız ve o kadar da komik…

Oysa             

- Yarının var yarını

  Deyip koma kârını.

  Gönlün namazgâhını

  Her dem öp ki; gülesin.   demeliydik birbirimize.

  Sonra bedenimde kanım donandı, başka sular içtim irfan pınarlarından ve ikinci cemrem suya düştü.

 Su hayat damarımdı. Can kattı her şeyime. Denize yaklaştıkça daha hızlı akan nehirler gibi köpüre köpüre çağladım. Ağlamayı sevdi dudaklarım.

  “Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.”    

“Allah’ım sen kimi dertle hasta etmek dilersen, ona ağlayış kapısını kapatırsın.

   Kimi de beladan kurtarmak dilersen, gönlüne sızlanma ve ağlayış verirsin.”  

                                                                                                                        Mevlâna

     

   Dile aktıkça sular; yeşerdi “marifet”in yüzü.

- Güneşe bir davettir dedi arif gönüller. 

  Yüzüm güldü onlarla varlık aynasında. Ve sevgimde, vicdanımda, kalbimde, gönlümde üçüncü cemrem…

   Bencillik çözüldükçe katılığından, filizlerin baş verdiğini gördüm. Ürünün bereketi toprağındanmış. O toprak, Fatır Olan’ın yarattığı fıtratımmış. Sinemden paylaşıma, infaka, hayra doğru yollar döşendi ve topraklaştıkça benliğim; doğurganlığında mevcudatı sevdim.

“Allah için sevenler güler yüz ve tatlı sözle buluştukları zaman, günahları sonbahar yaprakları gibi dökülür.”                                                                                                                              Mücahid b. Cübeyr

 Kıştan donan varlığımı hep ısıttın. Düşünüyorum da beni hiç, hiç yalnız bırakmadın. En olmaz düşünceler bile keserken insanlığımı; beni seven yine hep “Sen”din. Sana sığınmamla utanmalarım hafifliyor ve ben bunlardan bağışlamana gelmek istiyorum. Kuru göz pınarlarından çağlayan yaşlara, gecelerin nurlu köşelerinde ağlamaya… Ben Sana sığınmak istiyorum Allah’ım.


                                   

 

ESER: Yusuf Coşkun Benefşe


 “ÖYLEYSE ALLAH'A FİRAR EDİN (KAÇIN VE SIĞININ)”      

                                                                                                 ZÂRİYÂT / 50      

 “ARTIK ALLAH'A SIĞIN, MUHAKKAK Kİ O, EN İYİ İŞİTEN (SEM’İ) VE EN İYİ GÖRENDİR (BASİR).”                                                                                                                                                 MÜMİN / 56

 Sem’i Olan’ın şefkati ta derinlerde hüznü sarıyor. Basir Olan’ın teveccühünde can sıyrılıyor karanlığından İşte o zaman “Rauf” esintileriyle dönmeye başlıyor kalb. Şefkatin çok ötesinde bir şefkatin; re’fetin esintileriyle… Alında fikrin çileleri çözülüyor; rahatlıyor ellerin, dizlerin, ayakların… Ne anlatılmaz duygudur beden dairesinde ruhun seması…


“ALLAH S
İZİN İMANINIZI ZAYİ EDECEK DEĞİLDİR. ŞÜPHESİZ ALLAH, RAÛF’TUR, RAHÎM’DİR.”                                                                                                                                           BAKARA / 143

 Ana rahminde besledin bizi, büyüttün ve korudun.  Şimdi de başka rahmin içinde besliyor, büyütüyor ve koruyorsun. O rahimde her gün cennet fidanları yetiştirtiyorsun bize.   

  Bazen korkuyorum Allah’ım. Avuçlarım sımsıkı; kaçmasın içindeki huzurum. Bir kumru ürkekliği oluyor yüreğimde.  Kimseler tutmasın, kollamasın beni. Şevkim “Sen”de yoğunlaşırken, içinde çoğalırken sevdamın, tutmasınlar.

  Bu korku hasretini çektiğim sükuneti kaçırma korkusu… Bu korku korkudan emin kılanı; El Mümin Olan’ı kaybetme korkusu…

“VE ONLARA KORKU YOKTUR VE ONLAR MAHZUN OLMAZLAR.”

                                                                                                   BAKARA / 26

  Kelimelerin hakikatine giderken mânâları düşürmemeliyim. Ayetin müjdeleyiciliği içine alıyor beni; etrafımdan gittikçe uzaklaşıyor sesler. Söz kilitlensin, konuşmasınlar benimle; istemiyorum. 

  Al beni, al bu canı; devrana girsin kulun. Davetine şükrüm yetmez.  İçimde damarlar sayısınca tavaf arzusu...  Döndükçe perdeler kalkıyor. Yaprakları açılıyor “Gül Devri”nin.  Üzerlerinde Muhammedî (sav) şebnemler… Suyu zemzem, ekmeği aşk; sofralar kuruluyor “Beyt”inde. 

“Canın aşk yoluna vermeyen aşık mıdır?
 Cehdeyleyüp ol dosta ermeyen aşık mıdır?
 Dost sevgisin gönülde, can ile berkitmeyen
 Tul-i emel defterin dürmeyen aşık mıdır?”

                                                                       Yunus Emre          

   Allah’ım!

  Görmüyorlar, göremiyorlar. Açlığı anlamamak açlıktan daha acıymış. Bilen bulur, bulan koşar sofrana. Bulamayansa çöplük karıştırırmış. Eskiyi burada bırakmalıyım. Yepyeni gözler için, yepyeni diller, eller için; aciz hücrelerimle, kul zerrelerimle geliyorum Sana.

   Arkaya dönmeden koşmak ne güzel!  Uzanan koridorlar... Biraz sonra kapılar açılacak; bakmamalıyım arkaya.

  Çünkü ben düşüncelerimden, ettiklerimden, edilenlerden, yaptıklarımdan, yapılanlardan, çevremden, her şeyimden Sana firar ediyorum.    

 Sordular:

- Feri yok. Fer koysan göze. Göz ne der sana?                    

- Işığımsın.                                                                                                              

-Canı yok.  Can üflesen öze. Öz ne der sana?       

- Dermanımsın.                                                                                                        

 - Renksiz, izi kalmayan söze anlam döşe. Söz ne der sana?

 - İrfanımsın.                                                                                   

- Uykusuz gecelere uyku olsan ninnilerce. Gece ne der sana?

 - Huzurumsun.      

Allah’ım!                                                                                                   

 Işıklı yollarına, derman veren kollarına, huzur dolu koylarından irfan bulmaya koşuyorum. Ben; ölü yıllarımdan diri saniyelerine, ben bu dünyanın rengini atan her şeyinden firar ediyorum. Bana benden yakın Dost! Ben Sana Seninle geliyorum.

      

      

Her fidan elifçe ufkuna ağar.

Ağdıkça dal verir; dalında meyva…

Bir beden mânâda elifle doğar.

Doğdukça can biter; canında Mevlâ…  

 

Bu oluş armağan, Sultan’dan çağrı,

Sahip’ten kuluna bir yol azığı.

Köleye yakışan çözdükçe bağrı;

Ter olmak, aczine ektikçe rıza. 

     

Yeşile dönerse çorak arazi

Oraya değmiş bil, Hızır’ın eli.

Ne kadar zerren var; şükür demeli

Bedenden dikenler ayıklandıkça

     

                                           e.b



Bu yazı 6,438 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2018 2 Aralık 2014 Olayı
    • 20 Temmuz 2017 Ordan Burdan-15
    • 28 Haziran 2017 Ordan Burdan-14
    • 20 Haziran 2017 Ordan Burdan-13
    • 10 Mayıs 2017 Ordan Burdan-12
    • 22 Nisan 2017 Ordan Burdan-11
    • 21 Mart 2017 Ordan Burdan-10
    • 5 Mart 2017 Ordan Burdan-9
    • 8 Şubat 2017 Ordan Burdan-8
    • 25 Ocak 2017 Ordan Burdan-7
    • 28 Aralık 2016 Ordan Burdan-6
    • 25 Kasım 2016 Ordan Burdan-5
    • 28 Aralık 2015 Ordan Burdan-4
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-3
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-2
    • 10 Mart 2015 ORDAN BURDAN-1
    • 26 Kasım 2014 Surete Aldanmak
    • 14 Kasım 2014 Kalperenler
    • 1 Ekim 2014 Yol
    • 21 Ağustos 2014 Oxford’a “HAYIR!” Diyorum!

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,471 µs