En Sıcak Konular

Tarık C.

Köşe Yazarı
Tarık C.
18 Şubat 2012

İçimdeki Cevizi Kırmak



 

Aşağıdaki yazının sahibi olan e.b’yi Oktan Keleş’in kitaplarını okuyanlar hatırlayacaklardır. Kalemi gibi gönlü de nezih bir sanatkar... Bir gönül insanı...     Tarık C.

İçimdeki Cevizi Kırmak

İç içe daireler gibi her dalda nice kader…Değişiyor yeşil, değişiyor tomurcuk. Kuru dalların hikayesi kar altında dillenirken, hazan fırtınalarına boyun eğmenin teslimiyeti dağılıyor etrafa.

Neyi hissederler bilemem. Bildiğim, kainatın en güzel manzarasının “teslimiyet” oluşu. Nizam halkasında dizi diziinciler. Altın altınlığını taşır, gümüş gümüşlüğünü. San’at ahenginin erişilmez sükuneti her yerde. Bildiğim; nerede isyan var; orada renkler, çizgiler alabora. Nerede zulüm var; orada feryatlar, figanlar fora.

Geçen her gün, her saat; hatta her dakika ne kadar farklı birbirinden. Duygularımızda yaptığımız renkli resimler ve davranışlarımızın, tepkilerimizin melek elleriyle çekilen fotoğrafları… Kaçımız farkındayız bu nur ellerinden? Bu sadakatin, bu yorulmazlığın, bıkmazlığın abidelerinden.

Ama yaşam bu. Nefislerin durmadan değişen senaryoları. Şeytanın at koşturduğu alanlar; zaaf boşluklarımız…

Kendimizi haklı gördükçe çözülen sinirlerimiz; ama asla tatmin olamayacak ruhumuz,kalbimiz. Hakikati bekleyen her kapı batıla kapanmaz mı? Bu yüzden yüzümüze kapanan nice huzur beldeleri…

İnsan ne kadar kendini geliştirdiğini, olgunluğa adım attığını zannetse de ona haddini gösteren bir olayla tekrar en başa dönebiliyor. O zaman anlıyor ki kendi yarasını tedavi etmek,başkasının yarasına bakmaktan çok farklıdır.

Sevgin, şefkatin, insanlığın yetiyor zannediyorsun sorunları çözmeye. Ama olmuyor…Olamıyor… Ne var ta derinlerde? Kıvrım kıvrım elimi, ayağımı bağlayan. Ne yayılıyor ki damarlarımda azar azar dağlayan? Ne sevgim yeterli burada; ne insanlığım. Başka bir şey. Başka…

“Allah cevizi verir; ama kabuğunu kırmayı sana bırakır.” G.Büncher

İç dünyamız adeta ulu bir ağaç gibi. Dalları cevizle dolu. Her biri apayrı bir âlemi saklıyor içinde. O âlemleri tanımadan kendimi bulmamın imkansızlığını anlamak için ceviz toplamam gerekiyormuş.

“Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.”
Gazali

Esas mesele, cevizi nasıl kıracağım?

"Bilmiyorsanız zikir ehlinden (bilenlerden) sorun!"

Enbiya /7

“Yaş ve kuru herşey Kitab-ı Mübin’de vardır.”

En’am /59

Evet “yaş ve kuru Kur'an'da her şey vardı” ancak; basirete işlenen mânanın nuruyla ceviz hâlinde bulunanı öz halinde görene göre vardı

Ve görene göre vardı noktasında “Mülk Suresi”nin ilk ayetleri ışığım oldu


1- “Mülk elinde olan O (Allah) Mübarek'tir. Ve O, her şeye Kadirdir.”

Can mülkü bana mı aitti? Hayır.

Kazandığımı sandığım benim miydi? Hayır.

Mülkün sahibi beni Yaratan'dı. O, bereketin ve hayrın sahibiydi. Her şeye gücü yetiyordu. O an içime güvenin, emniyette olma duygusunun ılık ılık süzüldüğünü hissettim

2- “Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Ve O; Aziz'dir, Gafûr'dur.”

Varlığın olmadığı hâl yokluktu. Mesela ışık, var olandı. Olmayınca karanlık çıkıyordu. Sağlığın olmadığı yerde hastalık, sıcağın olmadığı yerde soğuk vardı.

Hayat ve Ölüm… Böyle değildi. Hayatı yaşıyordum. Ölümün de yokluk olmadığını artık biliyordum. Ancak ölüm gerçeğini kabul edemeyenlere, ömürlerini zehredenlere anlatamıyordum. İşte bu ayetteydi aradığım hakikat.

Kur’an Önce hayatı ve sonra ölümü yaratan demiyordu.

“ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATAN…”

Ölüm, düşünüldüğü gibi hayatın yok oluşu değildi ki… Hayat nasıl yaratılmışsa o da apayrı yaratılmış bir âlemdi.

Burada beni heyecanlandıran (Allahua’lem) başka bir şey daha vardı. Tefekkür etmeye başladım:

Ölüm ve hayat niçin yaratılmıştı? “İMTİHAN ETMEK İÇİN”

İmtihanın önemini ölçen; soruların kalitesi, zorluğuydu... Başarısını ölçen ise hangi yoldan, nasıl, ne kadar zamanda çözülmesi.

Niçin imtihan oluyorduk sorusuna "HANGİNİZİN EN GÜZEL AMELİ YAPACAĞI…” cevap veriyordu.

Şok gibi sarsan olaylar. Adeta içimizdeki sevgiyi, anlayışı, hoşgörüyü yok eden, öldüren kabalıklar… İşte buradaydı benim asıl çözüldüğüm yer.

“ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATAN…”

Yani bende bir şeyleri öldürdüğünü sandıklarım; aslında ebed yolunda gücüme güç, hayatıma hayat katıyordu.

“İyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik ER kişinin işidir.”


ESER: YUSUF COŞKUN BENEFŞE


Duyduklarımız, gördüklerimiz, başımıza gelenler elimize uzatılan birer imtihan zarfıydı. Açmalıydım; ama yırtmadan. Okumalıydım; ama dikkatle… Ve sabırla çözmeliydim.

Ne zamandır içimi acıtanlar, benim sorularımdı. Düşündükçe kırılan hayallerim. Dindiremediğim sızılarım… Sanki ölüm gibiydiler. Ama soruları “imtihanı yapan”ın kabul ettiği yoldan cevaplarsam ardından gelecek, hayattı.

Can mülkümün sahibi Malik’im ne Mübarek’ti. Azîm Olan’dı. Her büyükten daha büyük, hiçbir aklın kavrayamayacağı kadar…

Tefekkür ettikçe bu büyüklük karşısında gaflet perdelerim yırtılıyor, kalbimde hasretini duyduğum bir sıcaklık hissediyordum. Ne kadar acizdim ve ne kadar kusurlarım vardı bağışlanacak. Azamet ve bağışlayıcılık… Bizim dünyamızdan ne kadar uzak.

Cevizler kırılıyordu tek tek içimde, duygularımda, düşüncelerimde. Özleri beynimde nur, yüreğimde lezzet, boğazımda titreyiş, gözlerimde yaş oluyordu. Ne güzel hislerdi Allah’ım! İçimden dışarıya kuruntularımın, vehimlerimin boşaldığını hissediyordum.

3-“Gökleri yedi tabaka olarak yaratan O'dur. Rahmân'ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Haydi bakışını çevir (tekrar bak), bir çatlak görüyor musun?”

Aynadan yüzüme bakıyorum: Her çizgisinde ayrı nakış…“Sanatçı”sını anlatıyor; aynı güneşin yükseldikçe ışıklarının bulutları, dağları anlatışı gibi. Bu ihtişamlık sadece görebildiklerimdi. Ya göremediklerim…

“GÖKLERİ YEDİ TABAKA OLARAK YARATAN O'DUR.”

Yıllar kainatın solukları gibi bir gelip, bir gidiyorlar. Yıldızların intizamındaki titizlik toprağın zerresinde de var. Kartal gözlerinden doruklara kadar her şeyde bir ahenk.

Rahman’dı O. Hiçbir şeyi ayırmadan sarmalayan sınırsız merhamet.

Şu an basiretin, idrakin sustuğu noktadaydım.

“RAHMÂN'IN YARATMASINDA BİR UYUMSUZLUK GÖREMEZSİN.”

Dünyamızı karartan elemler, vesveseler… Hepsi bizim uyumsuzluğumuzdu. Çünkü fıtratımızdan uzaktık. Çevremize, içimizdeki ve dışımızdaki düzene uyamıyorduk

“Senin en azılı düşmanın, şu iki omuzun arasındaki nefsindir."

Hadis-i Şerif.

Neden tekrar tekrar bak uyarısı yapılıyordu?

“HAYDİ BAKIŞINI ÇEVİR (TEKRAR BAK), BİR ÇATLAK GÖRÜYOR MUSUN? SONRA İKİ DEFA DAHA BAKIŞINI ÇEVİR.”

Hiçbir şeyde, hiçbir yerde eksiklik yoktu da ondan. Bu yüzden kim ne söylediyse, neden canım acıdıysa hepsinin bir sebebinin, bir hikmetinin olduğunu anlamalıydım.

Hayat boşluk kabul etmiyordu. Boşluk boş bakan gözlerde, körleşmiş hislerde, kof düşüncelerdeydi. Boşluk yitiğiydi ideallerimizin. Onları doldurmak varlık gayemizi bulmakla gerçekleşiyordu. Yaratılış gayeme yaklaştıkça şeytan cirit atamayacaktı zaaflarımda.

4- “Sonra iki defa daha bakışını çevir (bak). Bakışın aciz ve yorgun olarak sana (geri) döner.”


Aczi dert olarak görmek ne talihsizlik… Bir bebeğin anne göğsüne sarılışı aczinin şefkat pınarını buluşuydu. Bana çaresizliğimi hatırlatan her eksiğimi ve şer sandıklarımıbu sırra bürüyerek onları hayra, huzura dönüştürebilirdim.

Ve böyle bir hakikati bulanda yorgunluk, bezginlik kalır mıydı?

“BAKIŞIN ACİZ VE YORGUN OLARAK SANA (GERİ) DÖNER.”

Bize yorgun dönmeyen, bekamıza uzanan bakışlar ver Allah’ım.

Rahmet kaynağını bulmamız için aczimizi anlayan idrakler.

Yokluk gibi geleni hayata çeviren niyetler…

Ve en güzel ameli işleyecek azmi ve gayreti ver.

Mevlâ’sına sığınana şeytan ne yapabilir? O’nun zikriyle bezenmiş gönlün semalarında nice hakikat kandilleri yanıyordu. Batıla yer yoktu buralarda.

“İlac”ın başucunda durur. “Doktor”un şahdamarından yakın. Sen nerelerde dolaşırsın şaşkın şaşkın basiretsizliğinle, idraksizliğinle ey nefsim?

5: “Ve andolsun ki, dünyanın semasını kandillerle süsledik. Ve onları, şeytanlar için (atılacak) taşlar kıldık. Ve onlar için alevli ateşin azabını hazırladık.”

Bu, kulun değil, Rabb Olan’ın sözü.

VE ANDOLSUN Kİ…

e.b

26. 1. 2012




Bu yazı 8,597 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2018 2 Aralık 2014 Olayı
    • 20 Temmuz 2017 Ordan Burdan-15
    • 28 Haziran 2017 Ordan Burdan-14
    • 20 Haziran 2017 Ordan Burdan-13
    • 10 Mayıs 2017 Ordan Burdan-12
    • 22 Nisan 2017 Ordan Burdan-11
    • 21 Mart 2017 Ordan Burdan-10
    • 5 Mart 2017 Ordan Burdan-9
    • 8 Şubat 2017 Ordan Burdan-8
    • 25 Ocak 2017 Ordan Burdan-7
    • 28 Aralık 2016 Ordan Burdan-6
    • 25 Kasım 2016 Ordan Burdan-5
    • 28 Aralık 2015 Ordan Burdan-4
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-3
    • 5 Kasım 2015 Ordan Burdan-2
    • 10 Mart 2015 ORDAN BURDAN-1
    • 26 Kasım 2014 Surete Aldanmak
    • 14 Kasım 2014 Kalperenler
    • 1 Ekim 2014 Yol
    • 21 Ağustos 2014 Oxford’a “HAYIR!” Diyorum!

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,602 µs