En Sıcak Konular

Emir Yıldızdan

Köşe Yazısı
Emir Yıldızdan
14 Ocak 2011

Denizleri İçen Kim?



Dünyanın ekolojik dengesini kim bozuyor

ABD’nin batı eyaleti Louisiana kıyılarından 110 kilometre uzaklıktaki, İngiliz petrol devi BP’ye ait ‘Deepwater Horizon’ adlı petrol platformunda 20 Nisan’da 11 kişinin ölümüne yol açan bir patlama meydana gelmiş, iki gün sonra da bu platforma bağlı, denizin 1500 metre altındaki bir kuyudan suya milyonlarca litre ham petrol karışmaya başlamıştı. Her gün yüzlerce varil petrolün okyanusa sızması ile 3 Kıbrıs adası büyüklüğünde bir alan petrol altında kalmıştı.

Tarihin en büyük çevre felaketlerinden olan bu kaza (!) sonrası dünyanın ekolojik dengesinin çok büyük zarar gördüğü bilim adamlarınca açıklanmıştı. Bu konuda basında da pek çok haber yer aldı. Felaketin yeni boyutları ile ilgili olarak  bugün yayınlanan bir haber: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16702842.asp?gid=200

 

Oktan Keleş’in, “Bir Meczubun  Rüyası” kitabında, İlhami Abi ile arasında şöyle bir konuşma vardı:

 

İlhami Abi:

 

- Yoo dedi.

 

 - Pis deniz yoktur. Pisletilmiş deniz vardır. Kirli hava yoktur. Kirletilmiş hava vardır diyerek düşüncelerime cevap verdi.

 

- Allah bu denizi, havayı, her şeyi tertemiz yarattı. Âdemler Âdem olsaydı da kirletmeseydiler..."

 

 

Yine yaşanan çevre felaketi  dünyanın en büyük deniz ürünleri havzalarından biri olan bölgede yüzlerce balığı, kuşu ve diğer canlıyı da yok edeceği, sadece hayvanların yaşam alanlarını değil, insanlar için büyük önem taşıyan ekosistemde onarılması çok güç tahribat yarattığı ifade edilmişti.

 

Yine bu konuda İyibilgi’de güzel bir analiz yayınlanmıştı:

 

"Golf Stream ya da Körfez Akıntısı Kuzey Atlantik Akıntısı'nın bir parçası olan, Meksika Körfezi'nden başlayıp İngiltere'nin kuzeyine kadar devam eden sıcak su akıntısı. Kuzey Ekvator Akıntısı'nca beslenir. Avrupa'nın kuzeyindeki iklimi yumuşatarak yaşanabilir kılar. Körfez akıntısı, yolculuğuna Meksika Körfezinden başladıktan sonra Kuzey Amerika'nın doğu kıyılarını takip ederek, Florida kıyılarına oradan da Newfoundland'a hareket eder. Akıntı bundan sonra Atlantik Okyanusunu geçer ve 30°D, 40°K dolaylarında ikiye ayrılır; bir kolu Avrupa'nın batı kıyılarına ulaşır, öteki ise Batı Afrika kıyılarına doğru hareket eder." (Wikipedia.org)



Bildiğiniz gibi, BP'ye ait "Derinsu Ufku" adlı petrol platformu, Meksika körfezinde bulunuyordu. İşte iddia o ki yangından sonra ortaya çıkan ve bir türlü durdurulamayan petrol sızıntısı Körfez akıntısı sayesinde İzlanda'ya taşınabilir. Hani şu Eyjafjallajökull volkanın patladığı yer. Ve bu birileri tarafından planlanmış olabilir. Yani kaza değil, diyorlar.

 

 Püskürttüğü küller yüzünden Avrupa uçuş trafiğini engelleyen volkan ve bu volkanın bulunduğu yere doğru hareket eden muazzam miktarlarda petrol sızıntısı.

 

İki olay arasında parallelik, dikkatlerden kaçmıyor. Yer altından kaynaklı iki çevre felaketi, biri hava ulaşımını etkilerken öbürü deniz ulaşımına negatif etki ediyor. Ve bir ihtimal körfez akıntısı bu iki felaketi bir araya getirecek. Bu iki felaketin ard arda yaşanması ilginç değil mi? İşte kimilerine göre bu planlı bir hareket. Neden ve kim tarafından planlandı diye soruyorsanız, şimdilik cevap yok. "Nasıl planlanır böyle bir şey, hadi Meksika Körfezindeki felaket insan hatası yüzünden ortaya çıktı, İzlanda'daki volkanı da insan mı patlattı?"  (CERN'deki deneyler sonrasında denk geldiğini hatırlatan ve insan sebep oldu diyenler var) derseniz, gene haklısınız. Olabilir, iki muazzam çevre felaketinin Avrupa'nın kuzeyinde buluşması tesadüftür. http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=166340

 

Bütün bu yorumları üst üste koyunca, oradaki felaketin kaza değil de bilinçli mi yapıldığı sorusu ister istemez akıllara geliyor. Çünkü ŞEYTANİLERİN dünyanın ekolojisini bozma planlarını Oktan Keleş’in kitaplarından biliyorduk.

 

Oktan Keleş’in Melami Savaşları kitabının 220. sayfasında şöyle bir bölüm vardı:

 

"Ekolojik dengenin kontrollü olarak bozulması. 

Herkes dünyanın bir kıtası olan buzulların ozonun delinmesi yüzünden eridiğini zanneder.Halbuki bizzat buzulların çeşitli  noktalarında gizli birimler vardır.Bunlar teknolojik olarak hedef seçilen buzulları eritip,bazı bombalarla patlatıp denize yönlendirmektedir.

Oysa dünya medyası çok çeşitli oturumlar,sempozyumlar düzenleyerek çeşitli gazların ozonu deldiği, bu yüzden küresel ısınma olduğu ve buzulların eridiği,Arjantin kadar büyük bir buzulun koptuğu v.s. gibi konularda birçok yayın yapar.

Dünyanın gelişmiş birçok ülkesi bu konuda  toplantı düzenler,kararlar alır.Aldıkları kararlar da ozonu delici kozmetikler,uçucu gazlar sanayi üretiminde yasaklanan falan filan...Fakat bunlar ne hikmetse her sene üretimlerini daha fazla arttırırlar.

 

Madem durum bu kadar vahimdir neden ciddi ciddi kararlar uygulanmaz,yasaklar getirilmez? Bunlar düşünülmez?Oysa bilim adamları bas bas bağırırlar: Küresel ısınma,ekolojik denge...

 

Bu bağırışlar dünya insanının beyninde gelecek olan sorunlara adeta hazırlık safhasıdır."

 

 

Yine Oktan Keleş’in Melami Savaşları kitabının 317. sayfasında şöyle ilginç bir konuşma vardı:

   

"Kıyametin alâmetlerinden olan, insanların gözleriyle görüp de anlamadıkları bir hadise:

 

Yaradan insanı; yani Âdem’i yarattı, sonra kainatı.Ve Âdem’i oraya gönderdi.

 

Alâmetlerden biri ise bunun tersi:

 

 Önce dünya da insanlar için yaratılmış olan hayvanların nesli tükenip yok olacak,sonra nebat, denizler... Sonra kupkuru insan kalacak. Bu ahir zaman  alâmetlerinden. Yani insan göz göre göre kendi için yaratılan her şeyi yok edecek. dedi ve sustu.

   

İnsan kendi eliyle kainatın dengesini bozup başına felaketleri çekecek. Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı ayetler gereği tüm musibetler de kendi elleriyle işlediği nefislerinin eseri olacak..."

 

Bugün (7 Ocak 2011) Milliyet Gazetesi'nde tam da bu konuyu analiz eden bir haber vardı:

 

"Dünya korkuyor...Yeni yılın ilk gününden bu yana ardı arkası kesilmeyen ilginç doğa olayları ve hayvan ölümleri haberleri akıllara “Dünyanın sonu mu geliyor?” sorusunu getirdi."

 

Haberin devamı için:

http://www.milliyet.com.tr/dunya-korkuyor/yasam/haberdetay/07.01.2011/1335826/default.htm

 

Melekler Ağlarken kitabının 146. sayfasında İlhami Abi’nin anlattıkları, sanki bize uyarı gibi:

 

“Yecüc’ün şu veya bu ırktan olması önemli değil. Önemli olan, yaptıkları işin Kur’an’da ve hadislerde tarif edildiği gibi olduğudur.

 

“BOZGUNCULUK ÇIKARACAKLAR.”

“YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN EKİNLERİ YİYECEKLER, DENİZLERİ İÇECEKLER, SULARI KURUTACAKLAR, KENDİLERİNİ DÜNYANIN HAKİMİ İLAN EDECEKLER.”

Konuyla ilgili ayet ve hadisler bir bir düşüncelerimden geçerken İlhami Abi’nin sesiyle tekrar dikkat kesildim:

- Denizleri kurutmuyorlar mı? Denizlerdeki tuzlu suyu arıtıp tatlı su hâline getirerek içmiyorlar mı? Düşünürsen insanoğlunun barajlarda topladığı sular, miktar ve hacim açısından denizler hükmünde gibi değil mi? Barajları kurutmuyorlar mı? Yani denizlerdeki suları içerek tüketmiyorlar mı? Ekinleri yiyerek bitirmiyorlar mı? Fesat ve bozgunculuk yaparak diğer insanların kanını dökmüyorlar mı? Yaptıkları zalimce uygulamalardan dolayı ekolojik dengeyi bozarak dünyayı kurutup çöl hâline getirmiyorlar mı ve bütün yaşamı hızla yok etmiyorlar mı? İşte bunlar Yecüc’ün amelleri. Bir kısım Yecüc daha bunlara katılmadı.”

 

Şimdi bu bilgilerden sonra,  bu çevre felaketinin Yecüc’ün bir ameli olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

İyiler ve kötüler, ilk günden beri mücadele içinde. Yani Adem ve şeytan...Mücadele devam ediyor...Siz hangi taraftasınız...

 

Dengeyi bozan kim?

 

 

Emir Yıldızdan         

buulkem@gmail.com

 

7 Ocak 2011

 



Bu yazı 9,272 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Mayıs 2019 Barbarosun Sancağı
    • 12 Aralık 2018 NATO mu PESCO mu?
    • 17 Ağustos 2018 Papaz Kaçtı Oyunu
    • 17 Aralık 2017 Yüzyıllık İntikam
    • 13 Ağustos 2017 Gökteki Türklerle Yerdeki Türkler Birleşti!
    • 4 Ağustos 2017 Gargad-DNA Görünmezliği Projesi ve Manyetik Biyoloji
    • 31 Temmuz 2017 Pentagon'un Planını 5 Yıl Evvel Deşifre Etmiştik
    • 23 Haziran 2017 27 Uçağın Sırrı
    • 4 Mayıs 2017 LOLAN (LÜLEN)-ECE-AYSULU TÜRK'e Kavuştu!
    • 6 Şubat 2017 13 Ocak 16.40, Denktaş, İstanbul
    • 1 Ocak 2017 Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat-1
    • 6 Aralık 2016 Ordu, Bütün Türk Milletidir!
    • 1 Kasım 2016 Sessiz Sözsüz Yaşananlar
    • 22 Eylül 2016 Kadim Savaş Devam Ediyor
    • 16 Eylül 2016 Che Guevara Yahudi'dir!
    • 28 Ağustos 2016 Biden Hangi Şantajlarla Geliyor
    • 5 Ağustos 2016 Şifreler Açıklanıyor!
    • 29 Haziran 2016 İstanbul'un İlk Sahibi Türklerdi!
    • 8 Haziran 2016 Türklerin Sırrı AY'da Saklanıyor
    • 29 Mayıs 2016 TIME Dergisine Kapak Olmak

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,491 µs