Yunan Mitolojisinde Bir Türk Kamanı: Abaris

Yunan Mitolojisinde Bir Türk Kamanı: Abaris

Yunan Mitolojisinde Bir Türk Kamanı: Abaris


31 Mayıs 2018 02:16
font boyutu küçülsün büyüsün


Yunan Mitolojisinde Bir Türk Kamanı: Abaris


Bu yazıda kendisi hakkında derli toplu çok fazla bilgi olmayan Abaris’in kaynak taraması sonucu bilimsel bir dökümü ortaya konmaya çalışılmıştır. Bilimsel yazılardan alınan bilgi parçacıkları yapboz gibi birleştirilerek bir bütüne gitmek amaçlanmıştır. Söz konusu mitoloji olunca bir gerçeğe, bir bilgiye ulaşmak için bir nevi iğneyle kuyu kazmak gerekmektedir. Bu yazıda ortaya konanlar da bu tür bir çabanın ürünüdür. Dolayısıyla, ortaya konan varsayım veya çıkarımlar bilimsel açıdan değerlendirilirken mitoloji dünyasının abartılı, gerçek dışı dünyasında çok az ipucuyla hareket edilmek zorunda olunduğu gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Zaten ele alınan dönem doğrudan bilimsel verilerle ulaşılamayacak kadar eski olduğundan ortaya konan kanıtların açıklayıcılığı veya doğruluğu elbette ki tartışmalı olacaktır. Bu gerçek yadsınamaz. Ancak, arkeolojik kanıt yok diye tarih öncesine ait söylenceleri incelemekten ve irdelemekten vazgeçemeyiz. Bu insanlığın kültür mirası ve o mirasın içindeki değerli bilgilerden vazgeçmek anlamına gelir. Öte yandan, az sorulanı veya hiç sorulmayanı sormak ve o sorulara elden geldiğince bilimsel verilere dayanarak yanıt aramak her zaman için düşünce dünyamıza bir katkı sağlayacaktır. Bu yazının oluşturuluş amacını taşıyan soruların yanıtını her yönüyle bulamayacağız ve büyük resme ait yapbozu bu çalışmayla da tamamlayamayacağız belki, ama tamamlayacak kişilere küçük bir basamak olmak daha güçlü sonuçlar için önemli bir adım olacaktır.

Bu araştırmanın sonucunda görülmüştür ki Heredot’un sözünü ettiği Abaris’in bir Türk kamı veya Türk-Altay halklarının kültüründe yoğrulmuş bir bilge kişi olabileceği hiç de yabana atılabilecek bir sav değildir. Abaris sözcüğünün “Avarlar” gibi bir kavme gönderimde bulunduğu da ortaya konan savlar arasındadır (Abaris sözcüğüne Türklükle ilgili olarak değinen bazı kaynaklar: Bilhan 1988: s. 8-9; Koç 2002: s. 56; Koşay 1951: s. 91; Öztuna 1963: s. 143). Öte yandan Abaris’ten yola çıkarak Yunan mitolojisinde adı geçen Apollon, Artemis ve onların annesi Leto (Latona) incelendiğinde Türk kültürü ile ilişkili olabilecek birçok ipucuna da ulaşılabilmektedir. Ancak bu yazı amacı gereği Abaris odağında biçimlenmiştir.

Abaris Kimdir?

Abaris, öten kuğular ülkesi, yani Altay Dağı’nın kuzeyindeki bozkırlardan uçan altın bir ok ile Yunanistan’a (Hellas) inmiş bilge bir kahindir. Kimi kaynaklara göre Kafkaslardan (Caucasus) gelmiştir. Seuthes’in oğludur. Şifacı veya hekimdir. Birçok hastalığı iyileştirir veya birçok hastalıktan korur. Yunan mitolojisinde Apollon’un kahin rahibi olduğu söylenir. Hatta ona kahinliği Apollon öğretmiştir. İskitli (Scythian) bu kahin rahip, ALTIN bir oka binerek (veya oku başında taşıyarak) dünyayı dolaşmış ve şifa dağıtmıştır. Hyperborean, yani Kuzey dağlarının ötesinde ebedi ışık ve bereket ülkesinde yaşadığı düşünülen bir kişi olma niteliği taşıyan Abaris’i Heredot’un (Heredotus) Dördüncü Kitap’ından (IV, 36) bir öykü olarak öğreniyoruz: Abaris’in Oku. Abaris, Tanrı’dan aldığı ilhamla kehanetlerde bulunur. Yunanistan’a gelir ve Apollon’un himayesinde bütün Yunanistan’ı dolaşarak kehanetlerde bulunur. Apollon’un hediyesi olan altın okuyla hiçbir şey yiyip içmeden uçarak dolaşır. Bu bağlamda istediği yere konumlanabilen (bir nevi ışınlanabilen) Abaris’in bir bilgi taşıyıcısı (information transporter) olduğu söylenebilir. Pelops’un kemikleriyle Truva’yı koruyan Tanrıça Pallas’ın heykelini inşa etmiştir. Bazı yazarlar onu M.Ö. 500’lü yıllarda yaşadığı düşünülen İyonyalı filozof Pisagor’un (Pythagoras) öğrencisi veya arkadaşı olarak betimlemişlerdir. Bazıları onun Karun (Croesus) zamanında yaşadığını söylemiştir (Abaris ile ilgili bk. Crabb 1825: 3; Kent 1870: s. 3; Kurat 2013: s. 426; Mure 1850: s.475-476; Smith 1873: 1; Weitzmann 1984: s. 24;).

  
Abaris                                                                    İskitler


Eusebe Salverte (1847: s. 119-120), Abaris’le ilgili birçok değişik hikaye anlatıldığını, bunlardan birinin ise mağara hikayesi olduğunu belirtmektedir. Abaris, bir mağaraya girer ve orada uyuyup kalır. 57 yıl o mağarada uyur. Bundan dolayı, uyandığında her şey değişmiştir. Nerenin neresi olduğunu güç bela çözebilir. Kendine geldikçe ruhunun bedeninden ayrıldığını farkeder. Bu süreçte kehanet gibi birçok yetenek kazanmıştır. Salvarte’nin (1847) aktardığı bu hikaye bütün yönleriyle olmasa bile bir yönüyle Yedi Uyurlar (Ashab-ı Kehf) anlatısına benzemektedir.

John Gorton (1851), Abaris’in gerçekten yaşamış bir kişi olabileceğini söylemektedir. Gorton’un bu düşüncesi önemli; çünkü bu çalışmaya başlarken bizi de güdüleyen bu olasılıktı. Gorton’un yaklaşımı, mitoloji ile belgeli tarih arasında kurulmaya çalışılan bağın bu çalışmaya özgü bir düşünme biçimi olmadığını göstermesi açısından önemli. Gorton, Abaris’in gerçek bir kişi olabileceği düşüncesine karşın sonradan ona sıra dışı ve çelişkili özellikler eklenerek varlığının tartışmalı bir hale geldiğini belirtmektedir.

Abaris’in kim olduğundan söz ederken burada bir noktaya da özellikle dikkat çekmek isterim. Biliyoruz ki mitolojiler farklı çağlarda çağın özelliklerine, kültürüne göre bazı değişikliklere uğrayabilmektedir. Abaris de Yunanlılarla ticaret gibi çeşitli ilişkiler kurduğunu bildiğimiz İskitler (bk. Eroğlu 2014) veya onların bir önceki atalarının yaşadığı döneme ait bir eklenti olabilir. Yani, kahin Abaris Yunan mitolojisine sonradan eklenmiş olabilir. Nitekim Halikarnaslı Heredot’un yaşadığı dönem (M.Ö. V. yüzyıl) böyle bir yorum yapabilmemize olanak sağlamaktadır ki zaten Ebru Oral’ın (2015: s. 721) da söz ettiği gibi Heredot tarihinde İskit krallarının ve İskit toplumunda yer alan sıradan kişilerin defin törenleri çok canlı bir biçimde anlatılmıştır. Öte yandan Abaris, benzer nedenlerle Yunan mitolojisinin çok daha arkaik dönemlerdeki söylencelerinde sözü edilen başka bir kahinin güncellenmiş bir versiyonu da olabilir. Ancak ne olursa olsun Abaris’in bir bilge olarak Yunanın mitolojik söylencelerindeki yeri ve Türk-Altay kültürü açısından önemi yadsınamaz.
 “Abaris” Sözcüğünün Kökeni (Abaris bir kişi mi, kavim mi yoksa bir yer adı mı?)
Sözcüğün Türkçe olabileceği varsayımı, öten kuğu kuşlarının ve uçan okların eski Türk inancında önemli bir yere sahip olmasına dayanmaktadır (Kurat 2013: s. 426). Türk mitolojisinde zerafetin simgesi olan kuğu, aşk ve güzelliğin Tanrıçası olan Ayzıt’ın dönüştüğü bir formdur aynı zamanda. Ayzıt’ı simgelediği için kuğular kutsal sayılır. Kuğular kamanın göğe yaptığı yolculuk esnasında yardımcı olan kuşlar arasındadır. Bazı Türk boyları kuğudan türediklerine inanmaktadır (Karakurt 2011: s. 200).

  
Tanrıça Ayzıt                                            Kaman davulunda ok-yay


Ögel (1959), Yunan kaynaklarında bir kişi adı olarak “Avar” veya “Abar” adına benzer Abaris sözcüğünün bir kişi adı olarak bulunduğuna değinen bir kaynaktan söz eder: Gy. Moravcsik, Abaris, Priester von Apollon, KCsA, I. Erg. Band, 2.H., 1936, s. 104-118.

Oktan Keleş (2017), Abaris’ten “Altaylı Türk Kahin” olarak bahseder ve “Abaris” sözcüğünün “ata” anlamına gelen “apa” sözcüğüyle ilgili olduğunu belirtir. Bu noktada farklı kaynaklardan “apa” sözcüğünün anlamlarına bakalım. Tekin (1998) “apa” sözcüğünün “ata, ecdat; büyük” anlamlarına geldiğini söylemektedir. Yine Orhun Yazıtlarıyla ilgili aynı kaynakta “apa” sözcüğünün “büyük” anlamıyla bir unvanı nitelediği görülmekte (Tekin 1998: s. 98): Apa Tarkan (“büyük tarkan, başkumandan”). Orhun Yazıtlarında Apa ve bir etnik ad olarak Apar (“Avar”) sözcüklerinin eşzamanlı olarak kullanıldığı anlaşılmakta. Mehmet Ölmez (2012), Tekin’de (1998) belirtilenlere ek olarak Apa sözcüğünün “Apa Tarkan” örneğinden yola çıkarak bir unvan parçası olarak değerlendirmiştir. A. von Gabain (1995) Eski Türkçenin Grameri adlı eserinde apa sözcüğünün “abla” ve “eslâf”, yani “bizden öncekiler, geçmişler” anlamına geldiğini belirtmektedir. Yine Gabain (1995), Apar sözcüğünü bir halk adı olduğunu belirtmiştir. Tuncer Gülensoy’un (2011), Köken Bilgisi Sözlüğü’nde apa veya aba sözcüğünün “cedd, dede, anne, nine, baba” anlamına geldiği söylenmektedir. Aynı kaynakta ilginç bir bilgi de not olarak düşülmüştür: Apa sözcüğü Kıpçak Türkçesinde tabulaştırılan “ayı” sözcüğü yerine de kullanılmaktaydı (Gülensoy 2011: s. 72). Burada ayı ile ilgi apa sözcüğünün “büyük” anlamıyla kurulmuş olabilir.

“Abaris”in bir kişiye ait değil de bir kavime ait eski bir Türkçe sözcük olabileceği ortaya konan varsayımlardan biridir. Buna göre, Abaris “Abar” yani “Avar” sözcüğüne gelmiş Yunanca bir ek olan {+is}’ten ibarettir; yani, Abar + is = Abaris. Bu savı öne sürenler kavim adlarının çok eskilere dayanabildiğini hatırlatarak “Avar” sözcüğünün Yunan mitolojisine bu şekilde girebildiğini söylemektedir (Kurat 2013: s. 426-427). Bir kavim adı olarak “Avar” sözcüğünün Hunlar ve Islavlar için de kullanıldığı kaynaklarda belirtilmektedir (Ögel 1959: s. 265). Günümüz “Avar” (< Abar ya da Apar’dan) sözcüğünün yalnızca kavim değil Batı Türkistan’da bir yer adı olabileceği varsayımı da bulunmaktadır (Ögel 1959: s. 264).

Abaris’in Cinsiyeti

Abaris kaynaklarda Seuthes’in oğlu olarak geçmektedir (Crabb 1825: 3; Kent 1870: s. 3). Abaris resimlerde de erkek olarak tasvir edilmiştir.

Abaris Nereli?

Abaris’in bir Türk kamanı olduğuna ilişkin savı güçlendiren kanıtlardan biri geldiği yerdir. Bu meselenin ayrıntısına girmeden önce Türklerin ilk ana yurdunun neresi olduğuna ilişkin savlara değinelim. Yukarıdan bir bakışla ilk belirtilmesi gereken Türklerin Asyalı bir topluluk olduğudur. Bu noktada çok az tartışma varsa da ana yurdun asyanın neresi olduğu hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bunları maddeler halinde sıralayalım (Kurat 2013: s. 422): (i) Altay Dağları civarı, (ii) Moğolistan, (iii) Altay Dağlarının batısı, (iv) Kazakistan, (v) Batı Türkistan ve Kuzey İran, (vi) Baykal Gölü’nden Baltık Denizi’ne uzanan kuzey Avrasya. Bu varsayımları biçimlendiren ağırlıklı olarak dil ve kültürel öğelerdir. Sözgelimi at beslemeye müsait yerler Türklerin ilk ana yurdunun neresi olduğuna ilişkin savları belirleyen bir unsur olmuştur.

Abaris’in bir İskitli olduğunu düşünürsek İskit (bu arada kaynaklarda Saka ve Alan Türkleri de İskit başlığı altında verilebilmekte) arkeolojik kültürünün yer aldığı bölgelere bakılabilir. M.P Gryaznov (1983) İskit arkeolojik kültürünün 11 farklı bölgede görüldüğünü ifade etmiştir: (i) Karadeniz’in kuzey kesimleri, (ii) Kuzey Kafkasya, (iii) Aral Gölü civarı, (iv) Orta ve Kuzey Kazakistan, (v) Yedi Nehirler, (vi) Bozkır ve Orman-Bozkır Kuşağı, Altay dağlarının kuzey ve doğu bölgeleri, (vii) Altay dağları, (viii) Güney Sibirya, (ix)Tuva, (x)Moğolistan, (xi) Ordos. (Gryaznov 1983 aktaran: Güneri 2018: 717).

Türklerin ilk ana yurdu hususunda çeşitli varsayımlar olsa da Asya’nın özellikle kuzey tarafları veya Altay Dağları civarının ağırlık kazandığı söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında Abaris’in Türklerin ana yurdundan gelen bir kaman olduğu düşüncesi yabana atılmayacak bir sav olarak ağırlığını korur (Kurat 2013: s. 426-437).

Bir Binek Olarak “Altın Ok” ve Altın elbiseli Adam’a Uzanan Kuyumculuk Geleneği
Abaris’in İskitler’in (M.Ö. bin yıl) atalarından olduğu varsayımın destekleyen bazı ipuçları bulunmaktadır. Bunlara değinmeden önce İskitlerden ve onlara ait olduğu düşünülen Esik (Issık) Kurganı ve orada bulunan Altın Elbiseli Adam’dan söz etmek yararlı olacaktır.

  


Esik Kurganı’nda bulunan Altın Elbiseli Adam ve altından hayvan görünümünde bir figür

M.Ö. V-IV. yüzyıllara ait olduğu düşünülen Esik Kurganı Kazakistan’da Almatı’nın yaklaşık olarak 50 km doğusunda yer almaktadır. Bu bilgi bize maden daha özelde ise altın işlemeciliğinin kadim bölgelerinden birine bilimsel bir kanıtla şahitlik edildiğini gösterir. Kısacası Almatı ve çevresinin altın işlemeciliğinin olduğu yerlerden biri olduğu artık kesindir. Ancak doğal olarak bu çember kuzeye doğru daha da genişletilerek Kazakistan’ın ve hatta Rusya’nın ve Çin’in büyük bir bölümünü içine alacak biçimde geniş bir alan kaplıyor olabilir. En azından Esik Kurganı Almatı ve çevresinin altın işlemeciliğinde usta bir kavmin yaşadığına ilişkin somut bir bilgi sunmakta bu da Kuzey Asya’dan gelen Abaris’in altın okla ilişkisini Yunan kültüründeki altın işlemeciliğinden bağımsız olarak kurmamızı sağlamaktadır. Zaten Engin Eroğlu’nun (2014) da çeşitli kaynaklardan yola çıkarak ele aldığı gibi, gerçekte İskitlerdeki kuyumculuk geleneği Yunanlılarla kurdukları ilişkilerden çok daha önceye dayanmaktadır.

 
Kazakistan


Altın elbiseler içerisinde altından bir vasıtaya binmiş bir kişi düşünün. Bırakın tarih öncesini, günümüzde bile böyle bir sahne birçok kişiyi heyecanlandıracaktır. Bindiği vasıtayla birlikte altınlara bürünmüş bu kişi altından ışıltısıyla zihinleri etkileyecektir. Bindiği vasıta bir at arabası olsa bile tasarımından dolayı “Sanki bir ok gibiydi” denilecek ve en son efsaneleşerek bineği “Uçan altından bir oktu”ya kadar gidecektir. Bu mümkün. Efsanelerde, mitolojide neyin ne kadar abartıldığını bilebilecek kesin kanıtlara sahip değiliz. Ancak, mitoloji ve efsaneler abartılı bile olsa bir gerçeklik taşıyabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır. O gerçekliğin bilgi işçiliği ve bilimsel kanıtlarla tespit edilmesi gerekmektedir.

Altaylardan gelen bir arabanın oku çağrıştırması bilimsel verilere de uygundur. Semih Güneri (2018: s. 81) tarihi M.Ö. 1. bine kadar uzanan Altay arabaları için şunu söylemektedir: “Altay arabalarının neredeyse tamamı çift at çekimlidir, dolayısıyla TEK OKLUdur. Tasvirlerde, tekerlek dingilinden çıkan OKun diğer diğer ucunda, aracı çekecek hayvanlara bağlanacak sağlı-sollu basit iki bağlantı elemanını temsil eden, boyunduruk görevini üstlenen iki çift çıkıntı görürürüz. Pazırık arabasında bu bağlantılar ahşaptandır ve oku dik kesen boyunduruk parçasına bağlıdır.”. Altay arabaları ile ilgili bu bilgiden sonra Abaris’in bineği arkaik bir Altay arabasıdır iddiasında değiliz. Ancak, bu bilginin okla taşıt arasında bir ilişki kuramayanlar adına bir yönüyle açıklayıcı olacağını umuyoruz. Öte yandan İskitlerin at üstünde veya yaya olarak çok iyi ok kullandığını gösteren pantolonlu okçu figürleri de bulunmaktadır (bu figürler için bk. Şeker 2015).

 
Türk-Altay halklarının arkaik Okunyev Kültürü (bk. Güneri 2018)


Bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir: “Abaris’in altın oku Abaris’in geldiği yer ile ilgili olamaz çünkü Abaris’e altın oku Yunan tanrısı Apollon vermiştir.”. Bu haklı itiraza yanıt vermeden önce bazı noktaların altını çizmek gerekmektedir. Evet, Yunan mitolojisinde Apolllon müzik, şiir ve ışığın tanrısıdır (Kent 1870: s. 13). Işık soylu Apollon Yunanistan’dan daha çok Anadolu kökenlidir (Taşlıklıoğlu 1954: s. 23). Altından lir çalan bir tanrı olarak tasvir edilir. Vahşi hayvanların eşliğinde dolaşan ikiz kız kardeşi Artemis ise genellikel bir ok ile yay taşır (Burn 2012: s. 19-20; Joost-Gaugier 2006: s. 85).

Not: Burada, küçük bir not olarak geyik (geyik zaten onun sembolü derecesindedir), kurt gibi vahşi hayvanlarla dolaşan ve iyi bir avcı olan Artemis’in (Farklı dönemlerde Diana adıyla da anılır) savaşçı bir Tük kızını çağrıştırdığını belirtmek isterim. Annesi Leto (Latona), Zeus’un karısı Hera’nın gazabından hamile olarak kaçarken Hyperboreans’tan (yani Abaris’in memleketinden) gelen bir dişi kurttan yardım alır veya dişi kurt formuna bürünür. (Bridgman 2005: s. 52). En azından Leto’nun kaçış hikayelerinden biri bu olsa gerek. Leto’nun doğururken de kurt formuna dönüştüğü söylenmektedir (Eckels 1937: s. 66). Artemis kurt tanrıçası olarak da bilinir (Steiger ve Hansen Steiger 2013: s. 183). Ok ve yay kullanan Artemis hilal biçimindeki Ayla ilişkili (bk. Bolen 2014: s. 153) bir tanrıçadır (Bu arada Oğuz Kağan’ın bir çocuğunun adı Ay’dır). Artemis’in geyik sembolü İskit Pazırık kurganlarında at ve dağ keçisi gibi en çok işlenen hayvanlardan biridir (İskit geyik tasvirleri hakkında bk. Erol 2015: s. 722; Güneri 2018: s. 762).

 

  


Müziğin, şiir ve ışığın tanrısı Apollon         Apollon’un kız kardeşi avcı Artemis

Yunan mitolojisinde Apollon’un tanrılığına karşın Abaris, bir tanrı değil, yalnızca kahin bir rahiptir. Ona altın oku Apollon vermiş, kahinliği de o öğretmiştir (Weitzmann 1984: s. 24). Bütün bu Yunan Mitolojisi anlatımından şu iki sonuç çıkmaktadır:

(i) Abaris Yunanistan’a gelip Apollon’un himayesinde kahin olma özelliklerine erişmiştir. Ve Abaris’in bineği olan o meşhur altından oku da yine altın lir çalan Apollon ona vermiştir. Kısacası, Abaris’in bütün mehareti Apollon’a ipotek edilerek onla varolan edilgen bir kişi profili çizilmiştir.

(ii) Herkesin tanrı olduğu Yunan mitolojisinde nedense Abaris’e o paye verilmemiş, Abaris, Apollon’un hizmetinde bir çırak statüsünde yer almıştır.

Bu iki sonucun tam da Keleş’in (2017) altını çizdiği gibi Yunan mitolojisindeki yanlı anlatımın bir yansıması olabileceğini düşünebiliriz. Mitolojilerin ait oldukları milleti daha üst seviyede tutması elbette beklenir bir durumdur. Bu gerçeğin Yunan mitolojisi değerlendirilirken Abaris için de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla, yukarıda yer verdiğimiz “Abaris’in altın oku Abaris’in geldiği yer ile ilgili olamaz çünkü Abaris’e altın oku Yunan tanrısı Apollon vermiştir” biçimindeki olası itiraza; Yunan mitolojisinin yanlı bir anlatımı seçmiş olabileceğini, bu nedenle başka milletten olan bir karaktere tanrı payesini vermediğini, hatta Abaris’in bütün maharetini Yunan tanrısı Apollon’un bahşına yüklediğini söyleyerek yanıt vereceğiz.
Oktan Keleş (2017), Abaris’e tanrı statüsünün verilmemesinin Abaris’in gerçekten yaşamış bir kişi olduğuna kanıt olarak sunulabileceğini belirtmektedir. Gerçekten de, Keleş’in (2017) söylediği gibi, Kuzeylerden gelen bir Abaris olmasaydı, Yunan mitolojisi neden yanlı davranarak onun bir tanrı olarak anılmasına aktardığı öyküde engel olsundu? Tanrı enflasyonunun olduğu bir mitolojide tanrılar kadar maharetli bir kişinin zoraki kahinlik makamında tutulması üzerinde durulması gereken noktalardan biridir. İğneyle kuyu kazılan bir alanda bu tür ayrıntılar önemsiz sayılamaz. Yanlı bir anlatıma sahip mitolojinin kendinden olmayan güçlü karakterlere karşı iki tavrı olacaktır: Ya onu kendinden sayıp ulu bir konuma yükseltecek ya da daha alt bir mevkide saygıyla anılmasına izin verecektir. Abaris’in ikinci tavra maruz kalmış olabileceğini söylemekteyiz. Ya Anadolulu Apollon, yoksa o da ilk tavra mı maruz kaldı; yani Yunan olmadığı halde öyleymiş gibi mi gösterildi ve bunun sayesinde anlatılarda tanrı statüsünden düşürülmedi mi?

İskitler Türk-Altay halklarından mı, Esik Kurganı ve Pazırık Kurganları Türklere mi Ait?

Gerçekte bu yazıdaki varsayımların doğruluğu İskitlerin Türk kökenli olup olmadıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Eğer İskitler Türk kökenli değilse ve Altın Elbiseli Adam Hint-Avrupa gibi Türk-Altay halklarından çok farklı kavimlerin prensiyse Abaris ile İskitler arasında kurulan bağ büyük oranda çökecektir. Tersi durumda ise, İskitlerin Türk-Altay halklarından olması bilimsel verilere dayandırıldığında Abaris’in Türk olabileceği savını destekleyen bir kanıt olacaktır.

Selim Güneri (2018), İskit kültürünü içerdiği kimi yerel farklılıklarına rağmen Tagar kültürü (adını Yenisey nehri üzerindeki Tagar adasından alır) ile aynı kültürel gelişim içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir (s. 707).  Yeni radyo-karbon tarihleme sonuçlarına göre M.Ö 10. yüzyılın sonu-M.S. 1. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bu kültür, bozkırda sıralanan kurganlarıyla, güçlü ve mükemmel mimari teknikleriyle, grift ve zengin ölü gömme gelenekleriyle, birçok tunç silah ve süs eşyalarıyla bilinmektedir (s. 715).

Selim Güneri (2018), birçok bilimsel makalede Pazırık kurganı ile ilgili kazılarını yazan Batılı araştırmacıların orada bulunan iskeletlerin Avrupalılara ait olduğunu yazdıklarını belirtmektedir. Güneri bu sava ilişkin haklı olarak şu soruyu sormaktadır: “Altay dağlarının 2500-3000 metre yüksekliklerinde beyaz Avrupalıların ne işi var?”. Selim Güneri’nin 2010 Altay çalışmalarında Pazırık kurganı çukurunun hemen kenarında Batılı bir meslektaşıyla yaptığı diyalog gerçekte Avrupalıların ne kadar yanlı olabileceğini gözler önüne sermektedir (s. 783).

P.-H. Giscard: -Pazarık halklarının tamamı, senin de çukurdaki iskeletten gördüğün gibi beyaz Avrupalıdır.

Selim Güneri: -Hayır, ben öyle görmüyorum, mezardan çıkan bu kafatasları daha çok Mongoloid’i andırıyor.

P.-H. Giscard: -Hayır, o bir beyaz Avrupalıdır, kazdığımız onlarca Pazırık kurganından çıkan diğer beyaz Avrupalılar gibi. Eğer mezarda beyaz insan iskeleti bulursak onun konuştuğu dilin Avrupaca olduğunu anlarız.

Selim Güneri: -Ooo! Kazıları sen yapıyorsun diye fikrin böyle ama bu kazıları ben yapıyor olsaydım bu kadar bariz Mongoloid özellikleri gösteren bireyin iskeletini beyaz Avrupalı diye tanımlamaktan çekinirdim.

P.-H. Giscard: -Olabilir. Bu benim kazım. Üç aylık çalışmalara ---,--- Euro para harcayan benim. Söz hakkı da benimdir.

Selim Güneri’nin (2018) “Parayı veren düdüğü çalar.” biçiminde özetlediği ders alınası bu diyalog, kibirli oryantalist yaklaşımın güzel bir örneğidir aslında. Güneri, Pazırık insanının İran insanına da benzemediğini söylemektedir. Pazırık insanı Mongoloid iken diğeri Kafkazoiddir. Dolayısıyla, antropolojik veriler açısından Pazırık insanı ve kültürüne Hint-Avrupa damgası vurmaya çalışmak mümkün görünmemektedir (s. 784). Selim Güneri, artık günümüzde Pazırık kültürünü yaratan ve yaşatan insanların Altay dağlarının yerli halkları olduğunu kanıtlayacak birçok bilimsel verinin bulunduğunu söylemektedir (s. 810).

Esik kurganına gelince, kurgandan çıkan gümüş kap üzerine Runik alfabesiyle işlenmiş yazı hakkında birçok tartışma söz konusu olsa da, yazının Türkçe veya Altay dillerinden biri olduğu savı oldukça güçlüdür. Türkçe olduğu savını güçlendirecek birçok okuma da yapılmıştır. Dolayısıyla, Esik kurganında Altın Adam ile birlikte 2500 yıldır zengin bir tarihi saklayan gümüş kabın Orhon Yazıtlarında kullanılan alfabenin ilkörneği (prototype) olabileceği güçlü savlardan biri olarak durmaktadır (bk. Durmuş 2009: s. 135-136).

Burada belirtilmesi gereken bir diğer önemli nokta, Esik kurganı ve Pazırık kurganlarındaki kültür ve sanatın onlardan sonra gelen Hun, Göktürklerde gelenek derecesinde devam ediyor olmasıdır. Aralarında, sözgelimi defin gömme işlemleri veya altın sanatı gibi, tesadüf olmayacak kadar birçok ortak özellik bulunmaktadır (bk. Durmuş 2009; Eroğlu 2014; Erol 2015; Güneri 2018).

İskitlerle ilgili bütün bulgular onlara ait medeniyetin Türklükle yoğrulmuş olabileceğini güçlü bir biçimde göstermektedir. Bu durumda kuzeyden gelen Abaris’in bir Türk kamanı veya bilgesi olabileceği bilimsel verilere de uygun bir sav olarak durmaktadır.

Kaynaklar


1- ANKARALI, Ahmet ve diğ. (1999). Dünden bugüne Gümüşhacıköy. Gümüşhacıköy : Ticaret ve Sanayi Odası.

1- BİLHAN, Saffet (1988). Orta Asya Bilgin Türk Hükümdarlar Devletinde Eğitim- Bilim- Sanat. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

2- BOLEN, Jean Shinoda (2014). Artemis: The Indomitable Spirit in Everywoman. San Francisco: Conari Press.

3- BRIDGMAN, Timothy P. (2005). Hyperboreans: Myth and History in Celtic-Hellenic Contacts. London and New York: Routledge.

4- BURN, Lucilla (2012). Yunan Mitleri (çeviren: Nagehan Tokdoğan). Ankara: Phoenix Yayınevi.

5- CRABB, George (1825). Universal Historical Dictionary, or, Explanation of the Names of Persons and Places (Vol 1). London : Printed for Baldwin and Cradock, and J. Dowding.

6- DURMUŞ, İlhami (2009). Bozkır Kültür Çevresi Türk Tarihi Araştırmaları ve Kronoloji. Gazi Türkiyat Türkoloji Araştırmaları Dergisi, Sayı 5, s. 129-141.

7- ECKELS, Richard Preston (1937). Greek Wolf-lore. Pennsylvania: University of Pennsylvania.

8- EROĞLU, Engin (2014). İskitler’de Kuyumculuk. Cappadocia Journal of History and Social Sciences (CAHIJ), Sayı 3, s. 14-22.

9- GABAIN, A. von (1995). Eski Türkçenin Grameri. Ankara: Türk Dil Kurumu.

10- GORTON, John (1851). A general Biographical Dictionary (Vol. I.). London : Henry G. Bohn, York Street, Covent Garden.

11- GRYAZNOV, M. P. (1983). Naçal’naya Faza Razvitiya Skifo-Sibirskih Kul’tur. Arheologiya Yujnoy Sibiri, Vıp. 12. Kemerovo, s. 3-18.

12- GÜLENSOY, T. (2011). Türkiye Türkçesindeki Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü (A-N). Ankara: Türk Dil Kurumu.

13- GÜNERİ, Semih (2018). Türk-Altay Kuramı. İstanbul: Kaynak Yayınları.

14- GÜRSES, Sabri (2018). Türk Mitolojisi. İstanbul: Alfa.

15- JOOST-GAUGIER, C. L. (2006). Measuring Heaven: Pythagoras and His Influence on Thought and Art in Antiquity and the Middle Ages. Ithaca and London: Cornell University Press.

16- KARAKURT, Deniz (2011). Türk Söylence Sözlüğü. Türkiye: F-Klavye.

17- KELEŞ, Oktan (2017). Kalpoder 13. Çalıştayı. www.onaltiyildiz.com (Erişim tarihi: 16.05.2018).

18- KENT, Charles (1870). A Mythological Dictionary. London: Charlton Tucker.

19- KOÇ, Nurettin (2002). İslamlıktan Önce Türk Dili ve Edebiyatı. İstanbul: İnkilap Kitabevi.

20- KOŞAY, Hâmit Zübeyr (1951). Fouilles d'Alaca Höyük. Ankara: Türk Tarih Kurumu.

21- KURAT, Akdes Nimet (2013). Türk Tarihinin Karanlık Devri. Tarih İncelemeleri Dergisi, XXVIII/2, s. 417-428.

22- MURE, William (1850). A Critical History of the Language and Literature of Antient Greece. London : Longman, Brown, Green, and Longmans.

23- ORAL, Ebru (2015). İskit Sanatı ve Anadolu’daki Yayılımı. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi [ASOS Journal], Sayı 10, s. 720-733.

24- ÖGEL, B. (1959). Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Bazı Yeni Araştırmaların Tenkidi. DTCF Dergisi, Cilt 17, Sayı 1-2, s. 261-273.

25- ÖLMEZ, M. (2012). Orhon-Uygur Hanlığı Dönemi Moğolistan’daki Eski Türk Yazıtları. Ankara: BilgeSu.

26- ÖZTUNA, Yılmaz (1963). Türkiye Tarihi. İstanbul: Hayat Yayıncılık.

27-SALVARTE, Eusebe (1847). The Occult Sciences: the philosophy of magic, prodigies, and apparent miracles. New York : Harper & Bros.

28- SMITH, Sir William (1873). A Dictionary of Greek and Roman Biography and Mythology. London: Printed by Spottiswoode and Co., New-Street Square and Parliament Street.

29- STEIGNER, Brad ve HENSEN STEIGNER, Sherry (2013). Four-Legged Miracles: Heartwarming Tales of Lost Dogs' Journeys Home. New York: St. Martin’s Griffin.

30- ŞEKER, Hamza (2015). İskit Süvari Tasvirli Ünik Drahmi. Art - Sanat, Sayı 4, s. 53-65.

31- TAŞLIKLIOĞLU, Zafer. Tanrı Apollon ve Anadolu ile Münasebeti. İstanbul: İbrahim Horoz Basımevi.

32- TEKİN, T. (1998). Orhon Yazıtları (Kül Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk). İstanbul: Simurg.

33- ÜZEL, Andaç (2016, 26 Eylül). Türk Mitolojisinde Aşk ve Güzellik Tanrıçası Ayzıt. Mynet. Erişim adresi: www.mynet.com/turk-mitolojisinin-ask-ve-guzellik-tanricasi-ayzit-1083013-mykadin (Erişim tarihi: 20.05.2018).

34- WEITZMANN, Kurt (1984). Greek Mythology in Byzantine Art. New Jersey: Princeton University Press.

35- BİLGİ GÜÇTÜR (müstear ad) (2018). Leto: Kurtların Tanrıçası ve Etrüskler. https://tarihvearkeoloji.blogspot.com.tr/2014/03/leto-kurtlarin-tanricasi-ve-etruskler.html (Erişim tarihi: 20.05.2018).

Resim Kaynakları
1-
https://de.wikipedia.org/wiki/Datei:Schamanentrommel2.JPG (Erişim tarihi: 04.05.2018).

2- http://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/hyperborean (Erişim tarihi: 04.05.2018).
3-https://insanveevren.wordpress.com/2011/05/10/esik-kurgani-issik-kurgani-ve-altin-elbiseli-adam-khan-uya/ (Erişim tarihi:17.05.2018).

4- www.mynet.com/turk-mitolojisinin-ask-ve-guzellik-tanricasi-ayzit-1083013-mykadin (Erişim tarihi: 17.05.2018).

5- https://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Kazakistan_Harita.jpg (Erişim tarihi: 17.05.2018).

6- https://pinkparasol.deviantart.com/art/Artemis-428521152 (Erişim tarihi: 19.05.2018).

7- https://www.flickr.com/photos/carolemage/5714072532 (Erişim tarihi: 19.05.2018).

8- http://thedelphiguide.com/hyperborea/abaris/ (Erişim tarihi: 21.05.2018).

9- http://www.cagriguleser.com/index.php/2018/01/12/iskitler/ (Erişim tarihi: 21.05.2018).

10- http://arheologija.ru/wp-content/uploads/iskusstvo-bronzovogo-veka-2.jpg (Erişim tarihi: 23.05.2018).

Dr. Turgay Sebzecioğlu








Bu haber 3,603 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (9)
  • Nihal Kaya / 3 Haziran 2018 02:52

    Turgay bey Allah ilminizi arttırsın,çok değerli bir araştırma,Allah razı olsun
  • alaca / 1 Haziran 2018 20:52

    Teşekkür..

    Harika bir çalışma emeğinize yüreğinize sağlık
  • Adem / 1 Haziran 2018 09:57

    Adem'in şekline girenlerdeniz

    Hitab-ı elestte bezm-i ezelde
    Sadakatla ikrar verenlerdeniz
    Gönül gezdirmeyiz gayri güzelde
    Biz Cemalü'llah'ı görenlerdeniz

    Bir kün emri ile halk'oldu dünya
    Bu kadarmevcudat bu kadar eşya
    Nefhatü min ruhi dedikte Mevla
    Adem'in şekline girenlerdeniz

    Bin türlü dert ile bezet Dertli'yi
    Gerek kısalt gerek uzat Dertli'yi
    Bab-ı velayette gözet Dertli'yi
    Yabancı değiliz erenlerdeniz
  • Mihriban / 31 Mayıs 2018 18:34

    Teşekkürler.. Tebrikler !

    Sayın Dr. Turgay Sebzecioğlu,

    Öncelikle detaylı ve sağduyulu bu karşılaştırmalı incelemeyi bizlerle paylaştığınız için teşekkürler ve tebrikler ! Ellerinize sağlık, tarafsız olmaya özen gösterilmiş bir inceleme olduğu apaçık anlaşılıyor...

    Arkeoloji dünyasında maalesef yanlı tartışmalar olduğu, kazıyı yapan tarafın kayırmacı dayatmaları gerçekleri hep perdeleme yönünde ilerliyor... Bizim tarihimizi ve köklerimizin araştırmasını neden biz ağırlıklı olarak Alman ve Kuzey Avrupalı arkeologların eline ve vicdanına teslim etmişiz bu anlaşılır gibi değil... Gerçekleri çarpıttıkları yetmezmiş gibi bir de paha biçilmez tarihi eserlerimizi kendi ülkelerine kaçırdılar ve utanmadan kendi müzelerinde sergilemekteler...
    İskit tartışmasına gelelim... Muazzez İlmiye Çığ'ın inceleme ve eserlerine göre İskitler kesin olarak TÜRK'türler iddiası taşımaktadır... Sümer'lerin TÜRK oldukları gerçeği gibi... Sümer efsaneleri, Gilgameş ya da Bilgemiş destanlarına baktığımızda ve arkaolojik kalıntılar ( toprak tabletler, kullandıkları dil ve gramer vs ) incelendiğinde aslında bu apaçık görülmektedir...
    Kazak arkeologlar maalesef Türkiye'nin çok zayıf destekleriyle çalışmalarını yürütmeye çaba sarfediyorlar... Devletimizin çok daha güçlü mali desteğine ihtiyaç duydukları aşikar... Ancak TÜRKlerin ilk anayurtları neresiydi? Ya da nereleriydi ? Sorusunun yanıtı ortak bilimsel buluşmayla elde edilebilir düşüncesindeyim... Arkeoloji tek başına kifayetsiz kalacaktır... Çünkü Sümer Mitolojisinde geçen tufan, 3 Semavi dinin kitaplarında da yer bularak bize bir şeyi işaret etmekte... Jeomorfoloji olmadan bu araştırmalar sağlıklı bir neticeye varamaz... 3. Arkeolojik Devirde gerçekleştiği düşünülen Büyük Tufan, çok büyük yeryüzü değişikliklerine sebep olmuş, kıtalar yer değiştirmiş, kimi sulara gömülmüş, yeni denizler ve kıtalar ortaya çıkmış... Kısaca yeryüzünün şekli şemali değişmiş... Bugünkü yeryüzü haritandırmasıyla bu arayış ne kadar gerçekçi olabilir ? O dönemde belli ki yeryüzü haritası bugünkü gibi değildi...
    Gelelim Altın Elbiseli Adam konusuna... Aslında bu çığır açan bir konu bence.. Çünkü Altın Elbiseli Adam incelendiğinde çok gelişmiş bir kuyumculuk eseri olduğu görülüyor... Sadece yerleşik toplumlar böylesi üstün bir ustalıkla altını işleyebilirler... Bu da "göçebe Türkler " bakış açısını külliyen değiştirir... Uzmanlık konum bu olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim ki Altın Adam giysisi oldukça üstün bir kuyumculuk işidir...

    Sözün özü... Bir gün anlaşılacaktır ki... ASLINDA TÜM DÜNYA BİR PARÇA TÜRKTÜR !

    Saygı ve Selamlarımla...
  • Bekir Öztürk / 31 Mayıs 2018 11:45

    Hocam teşekkürler

    Hocam çok güzel
    Kaynaklandirarak bizlere bilimsel veriler verdiniz
  • Orkun akar / 31 Mayıs 2018 11:35

    Tebrikler

    Selam selam.Turgay hocam bu özenli,ilginç ve Türk tarihi açısından önemli bir köşe yazısı olacak çalışman için tebrik ediyorum sizi.Gönlünüz var olsun.Atalarimiza ait nice yeni çalışmalarıniz için gayretiniz kutlu olsun şimdiden.Varolun
  • Hamdi Cenk Düzgit / 31 Mayıs 2018 10:20

    İlminize sağlık,çok bilgilendirici bir çalışma olmuş.
  • Özlem Genç / 31 Mayıs 2018 09:42

    Mitolojik kahramanların hikayelerinde gerçeklik payı olduğunu bir kez daha bize hatırlattınız. Puzzle'ın bütününü ustalaşmış bilgi işçiliğiyle bize gösterdiniz. İlminiz artsın Turgay kardeşim.
  • Zafer YAVUZ / 31 Mayıs 2018 09:25

    Abaris

    Güzel bir çalışma olmuş... Ellerinize gönlünüze sağlık...Allah ilminizi arttırsın inşallah...






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar