Emir Yıldızdan: Atatürk ve DNA

Emir Yıldızdan: Atatürk ve DNA

Emir Yıldızdan Romanın 2.'sinde yepyeni bir konuyu gündeme taşıyor...


8 Mayıs 2014 17:01
font boyutu küçülsün büyüsün


            EMİR YILDIZDAN-2

      1.BÖLÜM

                                                          ATATÜRK VE DNA

  

Kanatları göğe çarpan bir kuştur yüreğim. Oysa bilirdim sizlerin kanatlarının âlemlere nasıl açıldıklarını. Şu mavi gök, sizlere dar gelirdi, bizim ise kanatlarımızın çarptığı  bir duvar. Belki bu yüzden kan revan içinde her yanım.

Güzel insan, ne demiştin: “En güzel incileri bulmak için inmelisin yüreğinin derinliklerine.” İndikçe kayboluyorum Osman Baba. Kayboluyorum elimden tutmazsan. Kayboluyorum bakışlarını sırtımda hissetmezsem. Kayboluyorum dualarının arasına katmazsan beni…

Demiştin ya; “Gözlerimizin değdiği güller, yüreğimizin kokusudur.” diye. Zamana ve mekâna uzanan ellerin, elimizi tutmazsa halimiz nic’olur? Bilmezdim,  ayrılığı hep yanında taşıdığını.  Ağlamama bu yüzden kızma Osman Baba, biliyorsun “Ben böyle ağlamayı provalarla öğrenmedim!”

Senden öğrendim karanlığın da yolu aydınlatabileceğini. Senden öğrendim, uykuya başlarken gece, uyanık kalabilmeyi. Ben, ipi bağlayıp salmıştım kendimi senin yüreğine. İp’e bile gerek yok,  bir boşluğa fırlar gibi  yüreğinde bulmuştum kendimi. Gözyaşları ile işlenmiş mendiller bırakıyorum sana. Bu yüzden kızma bana Osman Baba.

Tarihi belgelerde ellerinin izini arıyorum. Loş odalardaki kilim desenlerinden türküler tutturuyorum, sesimi duyar mısın diye… Odanın tarih kokan havası, eşyalarının gözlerimle çektiğim resimlerini nasıl unuturum? Bir çağdan bir çağa geçiyor gibi  eşyalarla dolu odanı…

Zaman ve mekân. Belki en çok senin odana yakışıyor…

Nasıl unuturum:

“Allah’ı sevmek için yetiştir kendini, Allah’ın sevdiklerini sevmek için yetiştir kendini. Zaman geçiyor, zaman geçiyor.”  deyişini…

Osman Baba, senin karşında boynum İsmail!

Belki bunları söylemek isterdim sana Osman Baba. Yüzüne bakacak cesaretim olsaydı. Belki söyleyemezdim, bilemiyorum.

Ama “bundan sonra artık sık görüşemeyeceğimizi” söylediğinden beri, elinden oyuncağı alınmış çocuk gibiyim. Sudan çıkmış balık misali… Beni bırakıp nerelere gidiyorsun?

“Seni bırakmıyoruz evladım. Bundan sonra da görüşeceğiz ama eskisi gibi sık olmayabilir. Bizler artık yaşlandık, görevleri sizler alacaksınız inşallah. Sen bize emanetsin, biz de seni başkasına emanet edeceğiz, ondan da çok şey öğreneceksin. Bunları değişik okul gibi düşün evladım. Herkesten farklı bilgiler alarak yetişeceksin kendini inşallah. Hem Eskici’den çok şeyler öğreneceksin…”

Böyle demişti  son konuşmamızda Osman Baba. Beni Eskici’ye emanet etmişti. Kimdi, niye Eskici deniliyordu? 

Osman Baba’nın anlattıklarını kitap olarak yayınlamış ve bir tane de ona takdim etmek istediğimi Yavuz Selim’e söylemiştim. Osman Baba beni İstanbul’a davet etmiş ve yine bu güzel insan ile buluşmuştuk. Kitabı görünce çok sevindi, “Allah muvaffak etsin, işte bu, mücadele bu.” demişti. Kitabı eline alıp inceledikten sonra “muhakkak buna devam et, devamını da yap,” dedikten sonra beni böyle hüzünlendiren şu cevabı vermişti.

“Artık bir süre Eskici ile devam edeceksin.”

Bu sözleri duyunca gözlerim dolmuştu. Osman Baba beni bırakıyor muydu? İçimi okumuş gibi:

“Seni bırakmıyoruz evladım. Nöbet değişimi diyelim. Yine beraberiz. Ancak benim bir süre işlerim olacak. Uzun zaman dönmeyebilirim. Ben yokken yoluna Eskici ile devam edeceksin. Ondan da yeni şeyler öğreneceksin. Meraklanma herhangi bir sorun yok. Senden çok memnunuz,” dedi.

Bu sözleri duyunca mahzunlaştım. Üzüleyim mi sevineyim mi bilemedim! Osman  Baba ile yaşadığım onca hatıra gözümde canlandı. Onlar öyle uygun görmüşseler, ben bir şey diyemezdim. Osman Baba tekrar beni teselli etti:

“Bak Eren evladım.  Tekrar söylüyorum, bunu nöbet değişimi olarak gör. Yapacağın görevlere aynen ben yokken devam edeceksin. Eskici  ne derse sözünden çıkmayacaksın. Hem senin de çok sevdiğin işle uğraşıyor. Ondan her manada çok şey öğreneceksin. Üstelik Ankara’da yaşıyor. Senin için daha kolay.” dedi.

“Efendim, ben İstanbul’a gelmekten şikâyetçi değildim ki,” diye cevap verdim.

Osman Baba’nın gözlerinin içi gülüyordu. “Biliyorum evladım, biliyorum. Allah razı olsun, çok emek harcadın. Ama tarihe de not bıraktın, belge bıraktın. Bu Devlet, sizin gibi gençlerin uğraşları ile daha da iyi olacak inşallah... Bu Devlet kabile Devlet’i değil. Binlerce yıllık hafızası var. Daha neler var, neler? Zamanı gelince tek tek çıkar. Kimse Türk  Devleti’nin gücünü test edemez! Sen bakma öyle ortada oynanan tiyatroya.”

Osman Baba Türk Devlet’i ile daha çok özel bilgiler verdi. Bunları şimdi yazmamamı da istedi.

Sohbet sabaha kadar sürdü. Ama zamanın da bir sonu vardı. Ayrılık vakti gelip çattı. Eskici’yi nasıl bulacağımı sordum. Osman Baba:

“Merak etme, o seni bulur.” dedi.

Ağlamış mıydım, sızlayan yerlerime dua mı sürmüştüm…

Osman Baba’nın elini öperek ondan ayrıldım. “Hakkını helal et evladım,” dedi Osman Baba. Ben; “asıl siz bize hakkınızı helal ediniz Osman Baba,” dedim.

Helalleştik ve ben Ankara’ya döndüm. Döndüm mü orada mı kaldım, bilemiyorum…

Osman Baba’dan ayrıldıktan sonra bir, buçuk iki ay kadar  bir zaman geçmişti. Eski yaşantımıza devam ediyorduk; evden işe, işten eve. Hayatımızda önemli bir  değişiklik yoktu. Osman Baba ile anlaşılan uzun bir süre görüşemeyecektik. Böyle olmasının da bir hikmeti olmalı.

Eskici kimdi, neden ona Eskici deniliyordu? Ankara’da ona nasıl ulaşacaktım? Kafamda bu sorular vardı.   

Aslında ben de bir manada eskici sayılırdım. Eşim hep öyle diyor. “Ne var da bu eskileri toplayıp, eve getiriyorsun?” Taş plaklar, plaklar, gramofonlar, eski radyolar, saatler, eski kitaplar, belgeler vs. Şimdi bunlara antika deniliyor ama bizim hanımın gözünde “eskiler.” Benim de alışkanlığım bu.

Oturduğum evin civarında son birkaç aydır bir simitçiden  -genellikle hafta sonları- simit alırdık. Bu simitçi ile sonraları samimi olmuştuk; yaşlı ve bir ayağı da topallayan bu kişi Ahmet Amca’ydı. Zaman zaman kahvaltıya davet ederdik, ama pek gelmek istemezdi. Bir iki kere ısrarlarımıza dayanamayarak bize misafir olmuştu. İçimde ona karşı hep bir muhabbet vardı.

Evde söz yine eskilerden açılmışken, Ahmet Amca’ya bir taş plağı sormuştum. Ne alakası varsa Ahmet Amca ile… Ama gönülden geldi sordum. Ahmet Amca’da bana nerede bulacağımı tarif etti.

Bir gün yine Ankara’nın turistik yerlerinden birinde, o bulamadığım taş plağın peşindeydim. Birkaç yere sordum, bulamadım. Tam vazgeçecektim ki, bir el sanki beni sokak arasında bir dükkâna yönlendirdi. Dükkânın camekânında “antikacı” yazıyordu. Eski ahşap kapıyı açarak içeri girdim. Böyle dükkânlarda hep aynı şeyi yaşamışımdır; sanki bir çağdan bir çağa geçiyorsun hissini yaşıyorum. Eski zamanların kokusu sinmiş etrafa ve sanki  eşyalar canlı gibi. Eski eşyaları bu yüzden seviyordum; canlı gibiler, kim bilir kimlerden geldi buralara. Bir eşyaya bakıp, dalar giderim...

Dükkâna adım atar atmaz, yine o sevdiğim eski eşya kokusu. Girdiğim yerin tam karşısında kocaman eski masif bir masa ve koltuk beni karşıladı. Koltuğun üstünde bir koyun postu vardı. Dükkan sevdiğim eşyalarla doluydu; radyolar, plak çalarlar, gramofonlar, taş plak, plak, eski kitaplar, sehpalar, cam eşyalar, levhalar, halılar, kilimler, köy eşyaları, bastonlar, eski oyuncaklar vs.

Ortalarda kimse yoktu. Dual bir pikapta Nezahat Bayram çalıyordu. “Allah Allah, Nezahat  Bayram’ın 33’lük plağı mı varmış,” diye düşündüm. Taş plakları vardı ama bunu ilk defa görüyordum. Duymuştum ama 33’lük görmemiştim. 45’likleri çok vardı ama bu gördüğüm nadir bir plaktı.

Öyle dalmış incelerken içeriden bir kapı açıldı, dükkânın sahibi olduğunu tahmin ettiğim kişi bana:

“Hoş geldin, ben de abdest alıyordum, geldiğini duymamışım,” dedi. Ben ise: “Pikap çaldığı için duymamışınızdır,” diye cevap verdim.

Dükkân sahibi yarıya kadar katlı olan gömleğinin kollarını düzeltti, gömleğin kol düğmelerini ilikledi.

Elektrikli bir semaverde demlenen çayın buram buram kokusu geliyordu burnuma. Dükkan sahibi: “çayı yeni demledim, içer misiniz?” diye sordu. Cevap vermeme fırsat vermeden iki bardağa  çay koymaya başladı. Demin konduğu bardakta çay otları dönerken, süzgeç kullanmaması dikkatimi çekmişti. Sıcak suyu da ekledikten sonra bardağı bana uzattı.

“Çay böyle içilir, ağzına çayın otu gelecek kardeşim.” dedi. Sonra kendine çay koymaya başladı. Bu işi sanki bir sanat eseri yapıyormuş edasındaydı. Onun bu kadar özen göstermesi garibime gitmişti.

Çaylarımızı içmiş, sohbete başlamıştık. Aradığım taş plağı sordum. Çay bardağını masaya bırakarak, içeri odaya girdi. Biraz sonra sarı bir zarfın içinde  arayıp da bulamadığım taş plağı getirmiş ve beni oldukça şaşırtan şu cümleleri söylemişti:

“Epeydir senin için bekletiyordum.” dedi. Bu cümleleri söylerken de hafif gülümsemişti.

Bir an sessizlik oldu. Eski bir Osmanlı duvar saatinin  tik takları bu sessizliği bozuyordu.

“Nasıl Simitçi sana uğruyor mu?” diye sorunca benim şaşkınlığım iyice artmıştı. Ahmet Amca’yı soruyordu.

Ardından söyledikleri ile şaşkınlığım daha artmış ve yerini sevince bırakan şu cümleleri söylemişti:

“Eee Eren Bey, Osman Baba’nın yerine bir süre bana yarenlik edeceksin.” dedi.

Gözlerim parlamıştı. Demek ki aradığım Eskici buymuş. Simitçi Ahmet Amca nasıl da ustalıkla beni buraya yönlendirmişti. Aradığım adresi  nihayet bulmuştum. Gerçekten de aradığım  Eskici’ydi bu.

Osman Baba boşuna  Eskici dememişti. Evet burası bir antika dükkanıydı ve benim nasibimde şimdi Eskici’ydi.

Benden birkaç yaş büyük Eskici tahminen  50 yaş civarındaydı. Gözleri simsiyah, saçları hafif dökülmüş, orta boylu ve yapılıydı.

Eskici: “Baktık geleceğin yok, seni çağıralım, dedik. Ahmet Amca’da erenlerden biridir. Bir manada senin mahallendeki hamindi. Osman Baba sana çok değer veriyordu. Bize emanet ettiğine göre, o büyüklerin bir bildiği vardır Eren Bey. Biz  seni yakinen biliyoruz. İnşallah bir süre beraber yürüyeceğiz…” dedi.

Ağzımdan belli belirsiz  “inşallah” kelimesi çıktı. Eskici Amca, tekrar çayları koydu. Sohbete başladık…

Sohbetimiz  zaman zaman içeri giren müşteriler yüzünden kesiliyor, onlar çıkınca kaldığı yerden devam ediyordu.

Eskici Amca bana dükkânı gezdirdi. Eşyaları tanıttı. Birçoğunu ilgi alanımdan dolayı biliyordum; el yazması kitapları, taş plakları, plakları, pikapları, gramofonları… Bilmediğim eşyaları da Eskici Amca bana anlattı. Burası anlatmakla bitmez ya, bir yerden başlamıştık. Huzur veriyordu buranın ortamı bana.

Eskici Amca bir fotoğraf çıkardı. Bak, bu geçen gün İstanbul’daki dostumuzdan geldi senin için.

Fotoğrafta Atatürk'e ait bedensel parçalar vardı.

Eskici anlatmaya başladı.

Ben ise her zamanki gibi yanımdan ayırmadığım ses kayıt cihazını açmış, Eskici Amca’nın anlattıklarını kaydetmeye başlamıştım.


                                                 ATATÜRK ve DNA

“Bilindiği üzere yüzyılımızın önemli keşiflerinden biridir DNA. DNA tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asit. Kalıtımda rol oynayan organik bir molekül. Canlılarda yönetici bir molekül. DNA konusunda yapılan çalışmalar o kadar hızlandı ki bunun şimdiki zirvesi İnsan Genom Projesi.

Her insanda trilyonlarca hücre var. Hücre çekirdeğinde ise insanın fiziksel ve sağlık durumunu belirleyen kromozomlar, kromozomlarda da DNA'lar var. Buna bilimde ‘genetik şifre’ deniyor.  Genler, insanın saç renginden, boyuna, yakalanacağı hastalıklara kadar kişinin hayatını belirleyen kimyasal madde olan proteinlerin salgılanmasını sağlıyor.” dedi Eskici Amca. Bir bardak çay daha aldıktan sonra semaverin altını kapattı. “ Bunlar zaten kitabi bilgiler Eren Bey,” dedikten sonra kaldığı yerden anlatmasını sürdürdü:

“Bu kadar önemli olan DNA, Genom Projesi ile çok daha ileri bir noktaya taşındı. İyi kullanılırsa iyi, kötü kullanırsa sonucu felaketlere yol açacak bir proje.

DNA birçok  hayati önem arz eden alanlarda  insanlığın işine yarıyor. Hastalıklarının tedavisinin yanı sıra adli tıp vakalarında da DNA’dan yararlanılıyor.

Şimdi  DNA’nın anlatacağımız konuyla olan ilgisine gelelim:

Kişilerin kalıtımsal özellikleri  Atatürk’ün de ilgisini çekmiştir. Tabii ki o devrin koşullarında bilim ne kadar gelişmiş ise… Fakat anlatacağımız konu aslında Gazi Paşa’nın ilgi alanı değil de vefatından sonra onunla ilgili bölümdür.

Tarihte, binlerce yıllık mumyalama teknikleri bilinmektedir. Yine arkeolojik kazılarda çıkan, bozulmamış iskeletler, hatta cesetler bulunmaktadır.  Bunlar üzerinde  bugünün teknikleri ile DNA araştırmaları yapılmaktadır. Hatta  bazı mumyalanmış cesetler ve iskeletler gizli veya aşikar sergilenmektedir.  Örneğin Lenin’in mumyalanmış cesedi; her sene periyodik ilaçlama ve kendine has yöntemlerle  işlenip, sergilenir. Ancak bizim anlatacağımız bu cesetler üzerindeki incelemeler değil.

Önemli tarihi kişilerin, özellikle de tarihi değiştirmiş, çığır açmış kişilerin Dünya tarihindeki vizyonu, çağlar boyunca önem arz ettiğinden, bu kişilerin  biyografileri, soy şecereleri, mensubiyetleri hep araştırma konusu olmuştur. Bu da çok tabiidir. Ancak, yapılan bu inceleme ve araştırmalar  bir savaş alanı gibidir. Nasıl mı? Düşünün, Dünyada iki düşman grup var; birbirileri ile tarihte savaşmışlar ve bu savaş son bulmasına rağmen yüzyıllarca üstü kapalı bir mücadele de devam eder. Vizyonel olarak, konjonktürel olarak bu üstü kapalı soğuk savaş devam eder durur.

Bu iki düşman grup,  sürekli bir rekabet halindedir. Düşman gruplar, birbirlerinin liderlerini, yani tarihi kişilik olan geçmişteki rakip liderlerini küçültmek, prestijini yok etmek amaçlı birçok yola başvurabilirler ve vurmaktadırlar da. En çok bel altı vuruşlar ise; soy sop, nesep üzerinedir. Daha sonraki argümanları ise inanç üzerine olur. Oysa ki bu önemli kişilerin dünya tarihi üzerine etkileri pek konuşulmaz. İnanç, soyut bir kavram olduğu için bu konuda yapılan saldırılar ve yorumlar da kesinlik arz etmez. Ancak birinci örnek olarak verdiğimiz argüman; soy, nesep kavimsel aidiyet, belge niteliği taşıyan deliller bulunduğundan  somut veri olarak kabul edilirler. İşte bu somut delili bozmak, yok etmek için kullanılan ve günümüzde teknolojinin ulaştığı nokta olarak önem arz eden  DNA ve bu konudaki araştırmalardır.

Şimdi bu konuyu açalım:

İki düşman gruptan bahsettik: Biri karşıt grubun liderini soy, nesep belgeleri olmasına rağmen, bu belgeleri çürütmek için psikolojik harp yapabilir. Örneğin bir Asyalı lidere, konuyla ilgili belgeleri olmasına rağmen, psikolojik harp yaparak, o liderin sahip olduğu topluma yalan, hurafe ve farklı ünsiyetlerden olduğunu üfleyebilir. Asyalı lider dedik, düşmanları şöyle diyebilir. ‘Tamam belgeleri var ama bir yere kadar. Sahte tahrif edilmiş vs.’ Bu olasılık çok düşük olmasına rağmen psikolojik harbi yutanlara ‘acaba mı’ dedirtir. Yani düşmanları Asyalı lider için ‘o bir Afrikalıydı’ diyebilirler. Günümüzde sıkça uygulanan İngiliz buluşu, Siyonist bir taktikdir bu.

Sömürgeci zihniyetin kullanmış olduğu psikolojik harp silahıdır bu tür söylemler. Belge  ve bilgi bir anda zihinlerden silinir bu Şeytani taktikle. Düşünün, lider ölmüştür, aradan 100 sene geçmiştir ve Devlet o liderin vizyonu ile bekasını sürdürmektedir. 100 sene sonra bekası devam eden o Devletin yeni jenerasyonu, bu saldırılara çok açıktır. Yani büyük bir algı operasyonuna maruz kalabilirler.  

İşte burada devreye DNA girer. O Asyalı liderden geri kalan bedensel organ, iskelet, saç teli, kafatası vs. kurumuş dahi olsa kan örnekleri ilerleyen bu bilim dalında kesin, kati bu algı operasyonlarını çürütecek karşı bir silahtır. Her ne kadar bugün saç teli ve kıllardan DNA  sonuçları kati elde edilemiyorsa da ayrı bir teknikle  ve ilerleyen teknoloji ile bu da meydana gelmek üzeredir.” dedi Eskici Amca ve ekledi; "Şunu demek istiyorum, bu bedensel organlar için karşılaştıracak bir 'veri' gerekir. Bunu şimdi cinayetlerde şöyle kullanıyorlar; katilin saç telinden DNA karşılaştırması yaparak, veri tabanındaki DNA'larla eşleştiriyorlar. Veri tabanında DNA'nın karşılığı yoksa veya katil yakalanıp örnek alınmamışsa, ne yapılacak? İşte şimdi  yeni gelişen bir teknolojiden bahsediyorum. Ayrı bir teknikle bu başarılmak üzeredir. Şimdilik bu kadar açalım bu konuyu..." 

Bunları anlatırken  içeri genç iki üniversite öğrencisi girdiler. Eskici Amca onlarla ilgilenirken ben de kayıt cihazını durdurmuş, onun dönmesini bekliyordum. Eskici Amca, kaldığı yerden anlatmaya başlayınca tekrar kayıt cihazını çalıştırdım:


“İşte Gazi Paşa, antropoloji bölümünü  bu yüzden kurdurmuştur. Sanıldığı gibi ırkçılık vs. için değil.  Nedir bu antropoloji? Kültür bilimidir. Antropologlar tüm toplumları, kültürleri, insan kalıntılarını ve fiziksel, biyolojik yapılarını inceler. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur. Gazi Paşa dünyada ilk Antropoloji bölümlerinden birini kurdurmuştur. Bu önemli bilim dalı  gerekli değeri görüp, Gazi Paşa’dan sonra, onun yaptığı çalışmalar devam ettirilseydi, antropoloji konusunda bugün dünyanın  en iyi ülkelerinden biri olurduk. Bugün gelişmiş ülkeler de bu bilim dalına çok büyük önem veriliyor. Bugün gelinen noktada antropolojinin onlarca alt dalı oluşmuştur:

Adli antropoloji, biyolojik antropoloji, dil Antropolojisi, Paleoetnobotanik, Paleopatoloji, Tıbbî antropoloji, Primatoloji, Paleoantropoloji, Osteoloji vs.

Bu çok önemli bilim dalı maalesef Atatürk’ten sonra hak ettiği değeri görememiş, hatta bazı aklı evveller Atatürk’ün  bu çalışmasını ‘kafatasçılık’ olarak nitelendirmişler ve yapılan çalışmaları önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu art niyetli kişilerin antropoloji ile uzaktan yakından ilgileri yoktur ve bu bilim dalının önemini kavrayamamışlardır. Ama bugün gelinen noktada Atatürk’ün antropoloji konusundaki çalışmalarının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Bilim işte budur! Tarih ise art niyetli tarihçilere bırakılamayacak kadar değerli bir alandır. Kimse Türk'e olan 'kinini', tarihçi(!) kimliğini kullanarak milletin kafasını karıştırmasın. Esas 'kafatasçı' işte bu milletin kafasını karıştıranlardır! 


 


Ancak anlatacağımız asıl  konumuz bu değil Eren Bey. Ama bunların da bilinmesi gerekir. Şimdi, Atatürk’ün vefatından sonra Atatürk’e ait bir çok bedensel parça koruma altına alınmıştır. Saç telleri, dişleri bunlardan en önemlileridir ve yıllarca Muzaffer Kılıç ve bazı isimler bunları muhafaza etmişlerdir. Sanıldığı gibi kutsal bir emanet olarak bunlar saklanmamıştır. İşte ilk defa açıklayacağımız sır:

Atatürk’ün meşhur bir lafı vardır:  “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” diye. Bu kelimeyi sarf ettiğinde yanındaki en güvendiği dostlarından birine de şunu söylemiştir: ‘Ölürsem, ki elbette öleceğim, benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Benden bazı parçaları da yetiştirdiğimiz hekimlere teslim ediniz ve saklayınız. Günü geldiğinde bunu neden söylediğimi Türk Milleti'nin bu çocukları anlayacaktır.’

 
Evet bu önemli bilgiden sonra işin ehilleri ile yaptığımız uzun araştırmalar sonucu Gazi Paşa’nın bu sözünü anladık.  Vücudundan alınıp, saklanan  bu parçalar,  bugün ilerleyen tıp ve antropoloji  bilimiyle  ve bilimin inkar edilemez delilleriyle Atatürk’ün, özbeöz Türk Milletinin bir ferdi, Türk oğlu Türk olduğu anlaşılacaktı. Anlaşıldı da…” dedi Eskici Amca.

Onu dinlerken sanki Osman Baba’yı dinliyormuş hissine kapıldım. Bu bilgileri nereden öğreniyorlardı, bu kadar belge ellerine nasıl ulaşıyordu, akıl sır erdirmek mümkün değildi.

Eskici Amca elinde tuttuğu ve İstanbul’dan geldiğini söylediği belgeyi bana verdi. “Bir kopyasını al Eren Bey,” dedi.

İşte Atatürk’ün dişleri ve saç telleri ile ilgili ilk çekilen siyah beyaz  orijinal fotoğraflardan bir tanesi:


 


Emir Yıldızdan        
buulkem@gmail.com
Twitter:@emiryildizdan

 








Bu haber 38,316 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (50)
  • Barış / 30 Mayıs 2014 11:04

    DNA, genetik ile başlarlar dil, simgeler ve mitolojiden devam ederler. İstedikleriyse tüm tarihimizdir.
  • cem ç. / 12 Mayıs 2014 23:23

    Osmanlı-Genetik Mutasyon

    http://news.yale.edu/2014/04/24/genetic-legacy-ottoman-empire-single-mutation-causes-rare-brain-disorder

    İnternet sitesindeki haberin özeti "16" nesil önce bir Osmanlı'daki genetik mutasyonun bugün ender bir nörolojik hastalığın kaynağı olduğu ortaya çıkması ve bunu dış güçlerin incelemesi ,,çok enteresan ,,ayrıca çok Gizli olduğu öne sürülen Kuru Kafa ve Kemikler Örgütünün Yale Üniversitesi 'nde kurulması ve bu tip konularda araştırmalar yapması bana enteresan geldi sevgili kalperen kardeşlerim,,,ayrıca Atatürk'ümüzün bu konularda da ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunu anlıyoruz sevgili Erol Elmas hocamın araştırması sayesinde,,,Sevgi ve Saygılarımla
  • by / 12 Mayıs 2014 13:08

    İddialar doğru ise Atatürk ’ün hayatı yeniden yazılmalı...

    http://www.radikal.com.tr/politika/ataturk_malatyali_yegenleri_de_yasiyor-1097625
  • Serkan Gündoğdu / 12 Mayıs 2014 07:18

    Melih Kölük Kardeşime

    Doğru söylüyorsun kardeşim teşekkürler bilgiledirdiğin için ben kendi Atatürk hayranlığımı masumhane hitler'e yükledim biraz tamamiyle strateji gereği söylemler olma ihtimali yüksek. Bizim bizden başka dostumuz yok. Hem mantıken hemde ilmen düşünüyorumda haklısın kardeşim
    Allah razı olsun :))
  • sultan fatih sari.... / 11 Mayıs 2014 13:57

    antroplog

    Antropoloji okuyorum lakin dendigi gibi herkes Irkçılık ve kafatasci olarak biliyor bu bölümü aslinda bu bölümün amacı dna testi Kriminolojik olaylar adli vakalar yaslandirma kimlik tespiti analiz ve benzeri konulardir ulkemizde bazi kökenler ilerlememizi kendi ozumuzu bulmamizi engellemek icin dolaylida olsa Darwin'in teorisini bilinç altimiza islemek ve ezbere dayali sorgulamaya kapali tanri tanimayan bir nesli yetistirmek için bir cok yola bas vuruyorlar ve basarili oluyorlarda ellerinde büyük kozlar olduguna inaniyorlar inşallah yakinda herşey olmasi gerektigi gibi olacak sayenizde (Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur)
  • Melih Kölük / 10 Mayıs 2014 22:55

    Serkan Gündoğdu Kardeşime

    Biliyorsunuz sultanımız Hitler'in İsrail'i kurdurtan adam olduğunu, dolayısıyla şeytani olduğunu yazmıştı. Ben Hitler'in saf bir Atatürk hayranı olduğunu düşünmüyorum. Hitler de, Mussolini de ırkçılıklarıyla bir nevi kafatasçılıklarıyla anılan liderler. Erol Abi'm de bu yazıda bir takım şer odaklarının Atatürk'ün geleceğe yönelik çok önemli bir bilimsel hamlesini, kafatasçılıkla özdeşleştirmeye çalıştıklarından bahsediyor. Bence burada Hitler de bu gruplara hizmet eden ve bilinçli olarak bu yazıyı kafatasçılığı Atatürk ile özdeşleştirmek için yazan bir şeytani.
  • ateş / 10 Mayıs 2014 16:48

    Ihaneti gördüm!

    ' Rabbim Cleveland dedi.'
  • Serkan Gündoğdu / 10 Mayıs 2014 15:36

    Hitler'in atatürk hayranlığı

    Hitler’in Sofra Sohbetleri’ Kitabı

    Kitabın 607. sayfasında şunları söylüyor:

    Bizim Amacımız Dünyayı Nazi Egemenliği Altına Almak Ama Ben Türkiye İle Hiç
    Bir Zaman Düşman Olmayacağım…yani, “Dünyada savaşmayacağım tek ülke
    Türkiye’dir.” Adolf Hitler Atatürk Hakkında ( Mavi gözlü Mustafa Kemal, bize demokrasi ve milliyetçiliğin ne olduğunu öğretmiştir…)

    “Benim ustam Il-Duce’dir, ama onun ustası da Mustafa Kemal’dir.”
    “Bütün enerjimi Atatürk’ten alıyorum.O’nun hayatı bizim feyizli ışığımızdır.”
    “Mustafa Kemal’in ilk oğrencisi Mussolini,ikinci öğrencisi de benimdir.” ( Adolf Hitler )
  • Kel Murat Gerçek / 10 Mayıs 2014 14:29

    ÖNEMLİ DETAY

    Benim Atatürk'ün evliya olabileceği konusunda zanlarım var. Yusuf suresinde Allah, güzel düşünüp güzel davrananlara hükmetme kabiliyeti ve ilim verdiğini söylüyor. Atatürkte de Yusufa verilenin bir farklı versiyonu var ''OLAYLARI TEVİL ETMEK''

    Konuya gelince, o dna biliminin ve Atatürkün vücut parçalarının çok önemli bir soruyu aydınlatacağını da düşünüyorum;

    Atatürk öldürüldü mü?

    Öte yandan ''beni, türk hekimlerine emanet edin'' sözünün altında başka bir mana daha yatıyor. Atatürk milletini aşırı seven bir insandı. Kendisini milletiyle bütünleştiren bir adamdı. O halde beni, türk hekimlerine emanet edin sözündeki ''beni'' kelimesini kaldırıp yerine ''milletimi'' kelimesini koyun.

    Milletimi türk hekimlerine emanet edin

    Cümlesi çıkar ortaya. Bunu aklınızda tutun, gelin günümüze, günümüzde ne var?

    Yabancı doktorların türkiyede çalıştırılması çabaları var. Önce dil sorunu yüzünden askıya alınan bir tasarıydı bu. Ama ne yazık ki, o sorunu çözdüler, türkçe öğrenip gelecekler.Bunu da aklınızda tutun.

    Şimdi Kur'ana gelin, Allah, ekini ve nesli yok etmeye uğraşılacağını haber veriyor. Bu ayet sadece gdo meselesini anlatmıyor geniş bir konsepte oturan manası var bu ayetin zira nesil, sadece gdo ile bozulmaz. Tıp ve genetik bilimiyle de bozulur. Daha önce yine burada yorumlardan birinde yazmıştım, bir çift tüp bebek sahibi olmak için doktora gitse, o doktor (yabancı doktor) kocanın spermini çöpe atıp, dışarıdan getirdiği spermi kullansa ne olur? Nesli bozmuş olmazmı?

    Düşünme soruları;

    1-Neden Allah üvey evlatların öz evlat gibi olmadığını, babalarına nisbet edilerek çağrılması gerektiğini söylüyor?
    2-Allah, neden kadınlara rahimlerindekini kocalarına iftira etmemelerini söylüyor?
    3-Çirkin iş olma kısmını saymazsak, zina neden günah? Yukarıdaki iki soruyla bağlantısı olabilir mi?
    4-Kafirler, sperm bankalarını niye kurmuş olabilirler? Amaç nesli bozmak olmasın sakın?

    Peki bir de şu soruyu tefekkür edin, müslüman ülkelere sperm bankasını kuramayacaklarına göre, o spermleri, bu ülkelere nasıl sokabilirler? Doktor kanalıyla olmasın sakın?

    Ayrıca mesele sadece spermle ilgili değil arkadaşlar, bir ara hatırlarsanız bir doktorumuz kanserdi ve amerikadaki tedavisi sırasında türkiyeden kan istemişler ve kampanya başlatmışlardı ve o zamanki sağlık bakanımız buna karşı çıkmıştı, halkın dna'sını çözecekler diye. Evet aynen öyle yabancı doktorlar eğer hastahanelerimize girerlerse bize ait bütün bilgiler, kayıtlar, raporlar dışarı gider.

    Atatürk bence bunu dile getridi ama kendi üzerinden şifreleyerek. Atatürk şu anda hayatta değil, ölü vücudunu türk hekimine versek ne olur vermesek ne olur. Ama türk milletini, türk hekimlerine emanet edelim.

    Bu hükümetin, kafirin her dediğini yapmaktan vaz geçmesi gerekiyor, bizim de hükümete ara ara ''dur, bunu yanlış yapıyorsun'' dememiz gerekmez mi?

    Allah, Raina (koyun gibi güt) demeyin, unzurna (BİZİ DİNLE) deyin demiyor mu? Yani güttürmeyin diyor kendinizi (bu ifade tarzını biz türkçede de kullanıyoruz)

    O halde ara ara, unzurna diyelim kendimizi dinletelim. Yabancı hekim de gelmesin hacı.

    Türk milletini, türk hekimlerine emanet edelim, ETTİRELİM

    Sevgiler.
  • Baran Aydın / 10 Mayıs 2014 13:26

    Büyük Hilali ye

    Akif diyor ya çatma kurban olayım çehreni ey nazlı Hilal ...Erol Elmas Ayyıldız da ki hilal dir...





  • gökmen çapacı / 10 Mayıs 2014 11:54

    çay

    hayırlı olsun, aşk ile
  • turka / 10 Mayıs 2014 09:02

    zurna'nın zort dediği yer

    ''Bu çok önemli bilim dalı maalesef Atatürk’ten sonra hak ettiği değeri görememiş, hatta bazı aklı evveller Atatürk’ün bu çalışmasını ‘kafatasçılık’ olarak nitelendirmişler ve yapılan çalışmaları önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapmışlardır.'' bütün cd değil de teyp dinleyenlere gelsin.
  • Bekir ÖzTürk / 10 Mayıs 2014 08:13

    DNA ve GEN TEKNOLOJİSİ ile Neler olur?

    Yukarıdaki harika yazının sonucunda, aklıma düşenleri, kalbime gelenleri sır(a)lıyorum.
    Şeytaniler Firavunu ve daha bir çok melanetli tarihsel şahsiyetleri (örneğin; Hitler, stalin v.s. gibileri) yeniden, kopyalayarak hayat vermeye çalışırken. Olmaz denileni başarmak için, DECCAL ya da Yecüc Mecüc gibi ırkları ya da cyborg vari yaratıkları İNSANA karşı bir tür olarak hayat vermeye çalışıyorlarken.
    ACABA? ALLAH ve RESULÜ yolunda olan biz Müslümanlarda aynı veya daha gelişmiş teknojilerle Rahman'ın tarafında, iyiliğin, hayrın tarafında olan; peygamber, veli, şehitleri de bu güne getiremezlermi?
    Biz Kuranın ifadesiyle ALLAH dostlarının ve şehitlerin ölmediğini biliyoruz. aynı şekilde bazı Hadislerde. "şehidlerin tekrar tekrar ALLAH yolunda ölüp şehid olmak " istediğini biliyoruz. bu ayet ve hadislerin ışığında şehidlerin tekrar gelecekte bu tür teknoloji ile hayat a dönebilmesi mümkün olabilir.
    Nasılki, şeytan taraftarları deccal ve şerli leri hayata döndürüp iLAHİ düzene baş kaldırıp. kaos, kargaşa ve fitne ile dünyayı doldurmak istiyor. Rahmanın yanında yer alan larda bu yöntemle, Mehdi a.s 'ı ve altın çağı getirebilir.
    Eski mumyalardan alınacak dna ile birileri hayat bulaçaksa, muhtemelen cesedleri çürümeyen; peygamberler, veliler, şehitlerde bu yolla görevlerini geleçekte de ifa edebilirler.
    Ayrıca efendimizin sakalı şerifi bir çok yerde sergilenmektedir. Bu yöntemle dna ve gen, nano teknoloji v.s.ile Mübarek sakalı şerifle efendimiz S.A.V de günümüze yada yarınlarda hayat bulabilir. Belkide MEHDİ A.S bu tür bir işlem ile ortaya çıkaçak. bizzat efendimizin parçası olarak. ALLAHUALEM
    Çünkü hadisler de efendimiz S.A.V " Mehdinin adı, adıma, babasının adı, babamın adı gibidir" diye geçer. Ayrıca ""Mehdinin ailesinin bilinmeyeceği ve bir anda ortaya çıkacağın dan" bahis vardır. hadislerde. Oktan hocam Kalperenler 2 videosunda sizde çalışın Mehdinin gelmesi için demişti. Yine o videoda eski gazetelerden İslamiyet adlı gazetedeki insan diriltme ile alakalı bahisle bunlar örtüşmektedir. Şİmdi, asab-ı kehf ve diğer bir suredeki 100 yıl uyuyan ve uyanan kıssa yı düşününce ve Hz. İsa'nın, ÖLÜLERİ DİRİLTMESİ bu işlerin olabilirliğinin bir göstergesi oluyor. Burda özellikle HZ. İSA a.s. 'mın geçmesi, Asabı kehf in de Hz. İsa a.s. takipçisi ve Müminleri olması; bende şu duyguyu ortaya çıkardı. Bu gün bu çalışmalar hep batıda yapılıyor. Batıda malum hırıstiyan, dolayısı ile de Hz. İSA a.s. ile özellikle Kuranda geçmesi buna da bir atıf olabilir.
    Velhasıl; Oktan sultanımızın anlatımları, yukardaki harika yazı bana bunları düşündürttü ve neden olmasın dedirtti.
    Ayrıca Kuranda bir çok yerde "kafirlerin öldükten sonra tekrar dünya ya gelip iyi işler yapmak istediğini, lakin ALLAH C.C. 'de onları tekrar yarattığında bile yine azgınlıklarını arttıracağına ifade etmesi" bana kopyalanan şerlilerin yine fesada çalışaçaklarını ayan beyan anlatıyor.
    Bilimin ve teknolojinin sürekli ve hızla artmasının sonucu olarak en olmaz ve inanılmaz şeylerin gelecekte hemde yakın geleçekte olabilirliğini Kuran ve Hadisler haykırıyor. Yukardaki konuda bahs edilen konu gibi dna v.s. gibi zamanda da yolculuğun olabilirliği her geçen gün aşikarken. şerli İnsan tam haşa haşa haşa!!! ilahlığını kendince ilan edecekken; kim bilir kendi eli ile kendi sonunu hazırlayacak. Kimbilir?
    Yukarıda sıraladıklarım kalbime düşen nacizane benim tefekkürüm. HERŞEYİN EN İYİSİNİ ALLAH C.C. 'ü bilir. Hatamız, eksiğimiz ve kusurumuz var ise RABBİM ALLAH C.C. af etsin. (amin)
    Bekir ÖZTÜRK
    SAYGI, SEVGİ ve DUALARIMLA....
  • Cem TURAN / 10 Mayıs 2014 03:44

    Hazırız EvelALLAH..

    Bilge Kağan'ımız bir sohbetinde Ankara'nın ahir zamandaki önemine vurgu yapmıştı... Muhteşem bir öneri Behçet Ağabey... Ankarada ki o zat-ı muhteşemleri ziyaret etmek, mükemmel olur!!
  • utku / 10 Mayıs 2014 02:53

    NE MUTLU TURK'UM DIYEBILENE....

    Hic kimse unutmasin ki bu cadir,Turk'un cadiri bu otag Turk'un otagidir.Ev sahibi olmak isteyen ev sahibidir.Misafirim diyen de haddini bilecektir....
  • Melih Kölük / 10 Mayıs 2014 00:14

    Erol Abi iyi ki varsın

    İstedikleri kadar atamıza iftira atsınlar, Erol Abi gibi yaptığı araştırmalarla o iftiralara belgeleriyle cevap verecek erler mevcut çok şükür. Bakın Behçet Abi'm gibi atamızın adını görünce, gidelim Ata'm biz geldik diyelim diyecek kadar aşık erler de buradalar çok şükür. Orkun abim ve Bülent abim gibi ben de hazırım inşaallah. Buyruk sultanımızındır.
  • murat gülşan / 9 Mayıs 2014 20:13

    TEŞKİLAT

    GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK,yıllarca biz türk evlatlarına yanlış tanıtıldı,yanlış anlatıldı,değerli araştırmacılarımız,OKTAN KELEŞ,EROL ELMAS gibi son zamanda okuduğum kod 0 ( yonca operasyonu) kitabının yazarı KÜRŞAT BURAK hocamdanda ALLAH (C.C.)razı olsun bizlere duymadığımız ,bilmediğimiz ATAMIZ ile ilgili çalışmaları gün yüzüne çıkarıp yayınlıyorlar,EROL HOCAM kalemine ,kelamına sağlık...
  • Selçuk KARACA (Battal GAZİ) / 9 Mayıs 2014 17:29

    Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi


    Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
    Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Mustafa Kemal Atatürk - 20 Ekim 1927
  • Selçuk KARACA (Battal GAZİ) / 9 Mayıs 2014 16:53

    Feyizli neticeler kalpleri doldurur ve K'Alperenler davalarına kilitlenerek geleceğe doğru adımlarını hızlandırırlar!


    “Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana taan edenler çıkabilir. Hattâ bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki, bu fikirler, Hind’den, Mısır’dan döner, dolaşır gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur!”

    1937, Atatürk (Münir Hayri Egeli’nin hatıratından)
  • şizofren / 9 Mayıs 2014 16:48

    Gazi paşa

    Öncelikle Sevgili Erol Abimizi 2. kitap başlangıcı için en içten dileklerimizle kutluyoruz.
    Gazi paşanın ne kadar öngörülü olduğunu bir kez daha anlıyoruz
  • Tamer ATASOY / 9 Mayıs 2014 16:00

    Saatler 16' yı gösteriyor...

    Erenler gerçekleri perdelere yansıtıyor. Kişisel bahar temizliğimiz nefsimizden başladı, aile, çevre, şehir, ülke ve dünya için büyüyor... Yürekler hep birlikte atmaya başlıyor, Çok şükür...
  • Ahmet Hilmioğlu / 9 Mayıs 2014 14:05

    Ulu Önder

    Bu hükümete yakın olan kanallar Atatürk'ü itibarsızlaştırmak için İngiliz yöntemini kullanıyorlar.Mesela sabetay yahudi diyorlar ya da dini inancına laf söylüyorlar.Ama büyük önder ileri görüşlülüğü ile hepsini alt etmesini bilmiş.Selam olsun Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'e.
  • ateş / 9 Mayıs 2014 12:46

    Bilgi çağına Türk damga vuracak!

    Selâm olsun tüm aileye,
    Muradullah ve Âdetullah gereği bilgi çağının teknolojik alt yapısı şeytanîler tarafından kurulasa da, bu çağ Türk' le anlamını bulacaktır. Atamız kendi zamanından bunun işaretini vermiştir. Selâm olsun bizi geçmişin gerçekleriyle buluşturup, geleceğe hazırlayanlara... Gönlüne, kalemine sağlık Erol hocam. Rabbim bizleri de, sizlere talebe kılsın.
    Behçet ağabeyimiz, gönlünle var ol. Buluşma adresimiz belli oldu, biiznillah.
  • orhan şahin / 9 Mayıs 2014 12:23

    Evet yazı yine bişeyleri haber verircesinden.
    Ata nın geleceği görmesi veya gösterilmesi yine güzel işlenmiş.
    Türk devlet ininde içinde nice erlerden biri daha kendini göstermiştir. Devletimizin kabile devleti olmadığı burdan bellidir.
    Bu olayların ve kişilerin bu zamanlarda ortaya çıkması, (onaltıyıldız, Oktan hoca, erol bey, osman baba ..... )
    Türk devletinin büyüceğinin gelişeceğinin belirtileridir
    eminim daha cok sırlara Allah ın izni ile vakıf olacağız.
    İçimizdende özel kişiler çıkacak gibi görünüyor.
    Ne diyeyim
    Allah yollarını açık, kalemlerini keskin kılsın.
    Allah yar ve yardımcı (mız) ları olsun.
    Ne olursa olsun ÖNCE VATAN.
  • Bekir ÖzTürk / 9 Mayıs 2014 10:49

    ankaraya selam

    Ankara gezisi tam onaltıdan vurulmuş bir güzel düşünce, sevgili atamız ve Münir DERMAN Hazretleri, ve diğer yıldızlarımızı ALLAHın izniyle ziyaret edelim yüreğine sağlık behcet abim. Bir aksilik olmasa oradayım evelALLAH
  • yedi dokuz yedi / 9 Mayıs 2014 10:23

    özal

    demekki merhum özalin mezarini ve koç un mezarini acimşlardi vede meriiç tumluer mustafa kemal paşa hakkına seyit seceresini teyit ettiniz allah razi oldun erenlerden vede emegi gecenlerden
  • Bekir ÖzTürk / 9 Mayıs 2014 10:08

    SAĞOLUN

    ALLAH raı olsun
  • Mananın Maliyesi / 9 Mayıs 2014 10:05

    .

    Öncelikle herkeze günaydın ve selamlar. Erol Bey Çok güzel ve içinde derin anlamlar içeren ve Türk'ün özü olan Atamız ile ilgili yazınıza emek verip bizlere sunduğunuz için teşekkür ederiz.Emeğinize ve gönlünüze sağlık olsun. Allah hepimizin ilmini arttırması dileğimle...
  • orkun akar / 9 Mayıs 2014 10:02

    Görünüyor yandım aman yine sefer yolları...

    Evvela selam selam...Tanıma şerefine nail olduğum en güzel Giritli.. Behçet abim...O şeref bize ait inşallah.....Çok şahane bir öneri....Buyruk Bilge kağanımızındır....EyvAllah...
  • Serhan Barbaros / 9 Mayıs 2014 09:45

    akp utanmadan elinde Antropoloji Kitabını , Atatürkün kurduğu ülkenin Meclisinde utanmadan kafatascı olarak millete göstermiştir ,

  • Niğdeli / 9 Mayıs 2014 09:34

    Tebrik

    Oktan Hocamızın yol arkadaşından kendisine yakışan çok güzel bir yazı yine. Erol Beyefendiyi tebrik ediyor, çalışmalarının devamını diliyorum.
  • oktan keleş / 9 Mayıs 2014 08:20

    Tebrikler Erol Elmas kardeşim

    Dostum gönüldaşım ve yol arkadaşımdan yine mükemmel araştırma ve çalışma,
    Allah hayırlar versin.
  • t. kınalı / 9 Mayıs 2014 04:02

    harika bilgiler Allah razı olsun

    Erol bey yeni kitabınızı sabırsızlıkla bekliyoruz Allah razı olsun.
  • alaca / 9 Mayıs 2014 02:47

    dna ve Atatürk

    açıkçası Osman Baba'nın uzaklaşmasına bizde üzüldük. yazılarda resmen soluklarını bizlerde hissediyorduk. yazının başlarında ki edebi, duygu yüklü satırları okuduk mu yoksa o duygular mı bizi okudu onu kestirebilmek zor oldu. Osman Baba'ya da Size'de kırk pir kere maşallah.
    DNA yazısında ilgimizi çeken bir diyalog da; bir olayda sonuca ulaşmak için karşılaştırma yapılması esasıyla neticelendirilmeye çalışılması söz konusuyken, şimdi yeni bir teknolojiyle kayıt yoksa bile netice alınmasının mümkün olabileceği vurgusu dikkatimizi çekti. acaba beyin dalgalarıyla DNA mı çıkartacaklar. böyle uçuk bir şey düşünmemizin nedeni, insanların günden güne belli bir alana sıkıştırılmaya çalışılmasından çıkarıyoruz. inşallah bunun ne olduğunu da buradan öğreniriz. böyle bir yazının Onaltıyıldız'da paylaşılması önümüzde ki günlerde Atatürk yine belli istismarlara maruz kalabileceği endişesi vermekte. zaten Türk Oğlu Türk olduğunu Hz. Münir Derman'ın bir yazısında okumuştuk. bir Türk Beyi ile Yiğit Bir Çinli'nin güreşmesi anlatılmıştı. http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1287 yazının sonu oldukça düşündürücüydü

    " O Türk yiğidinin; asaleti, cesareti, kahramanlığı,doğruluğu, dağlardan, ovalardan, göllerden, denizlerden, sellerden, savaş meydanlarından geçerek

    Atatürk'ün ağzında tecelli etti:

    "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!"

    belki de DNA'ları aynı soyu gösteriyordur!
  • Mikail / 9 Mayıs 2014 02:12

    Kağıda dokunan kalem kibritten daha büyük yangın çıkarırmis kalemin dert gormesin Erol abi

    Biz kimlerle sohbet etmisiz biz kimlerin yazilarini okuyoruz kimler bizi muhattap aliyor omrumuz olursa herhalde bir 50 yil sonra anlariz. belki de hicbir zaman anlayamayacagiz....
  • Recep / 9 Mayıs 2014 01:25

    Ataturkun bu cumhuriyeti emenet ettigi genclik sizin gibi kardeslerimizdir.Kalperenler bu mirasin muhafizi ve emanetcisidir insallah....
  • mehmeteraycakir / 9 Mayıs 2014 00:37

    Kalperenlere selamlar

    Abi bizle bu bilgileri paylaştığınız için allah sizden razı olsun. Yoksa bunları nereden bilecektik.
    Bu arada bugün ufolarla alakalı ajanslara iki haber düştü.
    Hele ki bir tanesinde geçen sözler çok tuhafıma gitti:

    "İnanıyoruz ki, UFO gerçeğinin dünyaya açıklanması, dünya tarihinde benzeri görülmemiş, yepyeni bir çağın başlangıç noktasını oluşturacaktır."

    http://www.showhaber.com/izmir-seferihisarda-ufolarla-it-dalasi-haberi-725451h.htm
    http://www.haber7.com/asya/haber/1155615-esrarengiz-patlama-ortaligi-karistirdi
  • Ceyhun NURAL / 9 Mayıs 2014 00:15

    Emeğinize sağlık.

    Merakla beklediğimiz seri çok şükür yayınlanmaya başladı. Bu güzel yazı dizisi için çok teşekkürler Erol abi. Atatürke çok ağır hakaretler edip gençlerin beynini çılgınca yıkayan "tarihçi" müsveddelerine kapak olacak bir yazı olmuş. Allah(cc) Bu gibi insanların gerçek yüzlerini ortaya çıkarır inşallah.
    Saygılar.
  • Meczup Kaplerinho / 8 Mayıs 2014 22:54

    Bir de bazıları Atamıza kafatasçı der.
  • murat gülşan / 8 Mayıs 2014 22:45

    sefer belli oldu

    Sevgili GİRİTLİ BEHÇET abim işareti verdi,sefer yönü belli oldu KALPERENLER istikamet,istişarelerimizle inşallah ANKARA'dır..Muhsin başkanımıda yazmış behçet abim,mübarek şahsiyetlerin olduğu başkentimizde kimlermi var? buyrun;Abdülhakim Arvasi, Dr. Münir Derman hz. Ahmet Kayhan.Hacı Bayram—ı Veli, Hüseyin Gazi vs.vs..öyleyse sefere çıkmaya hazırlanın KALPERENLER BAŞKENTE GELİYOOORRR...
  • Omer A. / 8 Mayıs 2014 21:57

    Ataturkun calismalari

    Oncelikle yeni seriniz hayirli olsun Erol abi. Osman Baba yi biz okurlar da ozleyecegiz. Belki onu goremedik ama cok sevdik. Konuya gelince ;Ataturk gercek Turk tarihini aciga cikarmak icin elinden geleni yapmisti olene kadar.,o yuzden Antropoloji,arkeoloji,tarih gibi alanlarda onemli atilimlar yapilmaya calisildi,fakat bir anda sanki birileri bu ani kolluyormus gibi Ataturk vefat ettikten sonra onun gerceklestirmek istedigi bircok proje ve calismalar ya rafa kaldirildi ya da yok sayildi. Belki de bunu ongorup oyle yazmistir vasiyetini. Bir kalperen kardesimizin yeni cikan kitabinda(reklam olmasin diye soylemedim) Ataturk un gizli vasiyeti ve onun basina gelenler ve 1930lu yillardaki dis politika cok guzel anlatilmis ve bence bircok insanin Ataturk e olan bakis acisini degistirecektir .Ve simdi de bu konuyla birlikte kimbilir daha ne bilmedigimiz seyler var. Insallah birgun bunlar ve vasiyet aciklanir. Ataturk u bu milletin cocugu , lideri olarak goremeyenlerin bence ilerde gorecegine inaniyorum. Buna Sayin Oktan Keles ve Erol Elmas in da vesile olacagina inaniyorum.Saygilarimla....
  • Furkan balcı / 8 Mayıs 2014 21:07

    Mükemmel

    Erol abim Allah razı olsun. Allah utandırmasın.
  • Giritli Behçet / 8 Mayıs 2014 21:05

    buluşma

    Erol hocam gönlünüze sağlık! Atatürk'ümüze yıllarca Her türlü yakıştırmayı yapanlar,Acaba Türk Oğlu Türk Olduğunu
    öğreninice ne yapacaklar, .Biraz'cık Onur'unuz ve Haysiyetiniz varsa çıkarsınız özür dilersiniz.Bütün Kalperen Kardeşlerime sesleniyorum.Kalperen Kardeşlerimin bir kısmı Çanakkale'de bu milletin bizzati evlatlarını ziyaret ettiler.Şimdi Tevafuk oldu.Gidilecek yer belli oldu.Gelin Bundan sonraki ziyaretimizi Atamız,Mustafa Kemal ATATÜR'Ü ziyaret edelim.ANITKABİR'DE buluşalım.Biz Geldik diyelim.Bu milletin bizzati kendisi geldi diyelim.Bir Emriniz varmı diyelim.Nedersiniz?Yoğun oldukları malumunuz olan Sultan'nımız,Erol Hocam'ız,Mahmut Abi miz,Orkun Komutanımız da, Teşrif ederlerse Onur ve Şeref Duyarız.Öneri....Ziyaret programı
    Anıtkabir,Münir Derman Hz.,Hacı Ahmet Kayhan dede,Hacı Bayram'ı veli hz.ve Muhsin Yazıcıoğlu olarak belirlesek nasıl olur.Saygılarım ve hürmetlerimle
  • Nihal Kaya / 8 Mayıs 2014 21:01

    Kalemine , yüreğine sağlık Erol bey devamını merak ediyorum.
  • Vatansever / 8 Mayıs 2014 19:06

    Helal olsun Erol Bey... Allah yolunuzu açık etsin. Şaşırtıcı idi, elhamdulillah öğrendik.
  • muallim54 / 8 Mayıs 2014 18:42

    Vayyy beee !...

    Atatürk zamanında yapılan kafatası ölçüm çalışmaları ve diğer bilim araştırmalarının altında daha nice sırlar vardır kimbilir ?...

    Kaldı ki Gazi Paşamızın bizatihi kendi saç telleri ve dişlerinin bir örneğini saklanması istemesinde ileri görüşlülüğünden dolayı gelecekte üzerine oynanacak kumpas ve oyunları bertaraf etme ve daha daha nice olayları öngörmesinden dolayı olası gerek...

    Peygamber Efendimizin de saç telllerinin muhafazası acaba ne gibi ilmi araştırmalara gebe kimbilir ?...

    Cenab-ı Hakk'ın ve onun evliyalarının hikmetinden sualimiz ilmi araştırmalara yönelik olacaksa ne alâ -Oktan Ağabeyimin de burduğu gibi-

    Selam ve hürmetlerimle...
  • evren kalac / 8 Mayıs 2014 18:34

    türk hekimleri

    Mustafa Kemalin hastalandığı zamanlarda etrafında bir tek bile Türk hekim olduğunu zannetmiyorum.hatta onu yavaş yavaş hastanmasına neden olan da bu kesim.hastayken pek çok kararnameye imza attıran yine bu kesim.Bugün bizi sömüren kesim yine aynı.sadece bu sitede x ilişkiler adlı yazıyı okuyun siz bile çıkamazsınız işin içinden.Mustafa Kemal de bunları kapattı ama yine başa çıkamadı.Alllah rahmet eylesin.
  • Oya Kısır(Oya Kara) / 8 Mayıs 2014 18:33

    .

    Çok farklı bir bilgi...''Atatürk İleri Görüşlüydü'' sözü ders kitaplarımızdan aldığımız bir konu başlığı...Lakin ileri görüşlülük sadece zahiri değil batıni manada da ileri(ati zamanı)görüş...
    Ve Mimar Sinan'ın kafatası da ''Acaba Türk mü değil mi?'' tartışmalarına kurban gitmedi...Halen kayıp...
    Erol Hocam Allah razı olsun,Allah ilminizi artırsın(Amin)
  • Kendini Arayan / 8 Mayıs 2014 17:49

    Allah-u Lemyezel Sizlere Güç Nasip Etsin.

    Erol Ağabey,

    Yazdıklarınızdan anlıyorum ki bu güzide millet sahipsiz değil. Bu sahipsiz oluşunu Oktan
    ağabeyimiz de belirtiyor.

    Yine anlıyoruz ki bu dünya bir sahne, bu sahnede oynanan oyunların kimi halkın gözü
    önünde oynanırken, kimi sahne gerisinde...

    Bizlere sahne gerisindeki bu olayları nasip eden Rabbimize şükürler olsun. Bizlere bu
    bilgileri aktaran tüm erenlere selam olsun..

    Sizleri Rabbimize emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla...

    Dört gözle Emir Yıldızdan 2 kitabınızı bekliyorum.
  • Turk'un torunları / 8 Mayıs 2014 17:25

    Müthiş

    Erol Elmas Ağabeyimizden ve Oktan Başbuğumuzundan Allah razı olsun, yine bizlere müthiş bilgi ve belgeler açıkladılar. Acaba Atatürk'e ait bu parçalar üzerinde şu anda bir çalışma yapılıyor mu?

    -Şeytaniler Efendimiz Muhammed Mustafa SAV'in birçok camide sergilenen mübarek sakalı şerifleri(bunların ne kadarı aslıdır ?) ele geçirmek için oyunlar oynuyorlar mı?







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar