İstiklal Madalyası

İstiklal Madalyası

Dr. Münir Derman'ın yayınlanmayan yazılarını yayınlamaya devam ediyoruz. Bugün üçüncü olarak yayınladığımız yazı: İstiklal Madalyası.


13 Şubat 2012 10:01
font boyutu küçülsün büyüsün


 Münir Hoca'nın daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1287,

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1316  yazılarından sonra, şimdi de üçüncü yazısını  ilk defa yayınlıyoruz.

 

İSTİKLAL MADALYASI

 

Madalya nişan...

İnsanlık tarihinde görünür görünmez, el ile tutulur, tutulmaz, İnsanın yaradılış hasletlerine duyulan sevgi ve hürmetin ifadesi olarak göğse takılan, kitabelere yazılan, kafalara nakşedilen bir semboldür: Madalya, nişan, kitabe dediğimiz nesne...

Bunları eritip insanın ilahi duygu laboratuarında tahlil edersek verilen raporda şu kelime ortaya çıkar: “Vatan”

Vatan tarif edilemez. Her insan manevi ve ruhi malzemesi ile bunu içinde benliğinde tarif eder. Duyar. Diğer lâflar bunu izahta kuru ve yavan kalır...

Bu görünmeyen hissi yıkmaya yönelik her şey “Düşman” ismini alır. O zaman kitleyi, elde olmayan durdurulamayan bir hal ortaya çıkar. “Harp”

 Adam öldürmek suçtur. Harpte öldürmek suç değildir. Nedir o halde?

O tarif edilmez. Şuursuz insan hasletinin tezahûrudur. O kadar... Kendinizi zorlamayınız. Tarif edilemez. Duyulur. Mahiyeti de anlaşılamaz…

Bir nefere derste yüzbaşı soruyor.

“Oğlum, vatan nedir?”

Nefer hiç düşünmeden; “anamdır” diyor, yüzbaşım...

Başka bir nefere soruyor; “sen söyle?”

Nefer saf temiz bir düşünce ile “Mehmet’in anasıdır.” Diyor. Gülünç bulmayınız. Burada şuursuz tarif vardır. Şuurlu tarifi zaten yoktur. Vatan'ın...

Vatana duyulan bu hasleti harekete geçirmek, herkesin kârı değildir.

Günün birinde sessiz sözsüz bir şahlanma oldu. Anadolu'nun her yerindeki izbelerden, efsanevi yağız yüzlü adamlar belirmeye başladı... Habersiz toplandı. Kulakla duyulmayan bir sesin peşine takıldı. Olan oldu. Ne oldu? Bilmiyoruz bu hengâmede...

Şeref, namus, cesaret, fedakarlık, kahramanlık tabloları çizildi, görünmez şekilde...

Âlemde manasız bir şey yoktur. Manasızlığın bile manası vardır. Tesadüf diye bir şey yoktur. Hem maddi hem manevi hepsinin bir kanun hududu içinde cereyan ettiğini bilmek, anlamak milyonda bire nasip olur. Tesadüf manevi bir kanunun bize gizlenmesidir. Manasız demenin manasızlığın içindeki manaya hakaret olur. Aklın bazen ermediği tesadüfler vardır. O noktaya akıl ermez değil.(Yetmez).

Namsız, nişansız; Mehmetler, Fatmalar, Satılar, Osman çavuşlar, Nineler, Gül hatunlar, Hasan dayılar yaptı bunları. Kim bunlar, bilmiyoruz.

Şeref,  fedakârlık, cesaret, kahramanlık, namus kelimeleri ile süslüdür bunlar...

Şeref: İnsanın manevi yüksekliğidir.

Mevki, makam insana şeref  vermez. İnsan mevki ve makama Şeref verir. Eğer hakiki insan ise…

Hakiki insan olmayan nedir. Siz düşünün…İnsanı (insan) insan yapar. Düsturunu unutmayın.O (insan) insanın kendi içinde gizlidir. Onunla arkadaş olmaya savaş.

Fedakarlık : Sevgiden doğan bilinmeyen bir korkunun tezahürüdür.

Cesaret : Şartlara bakmadan şuursuz ve sonu düşünülmeyen insani bir haslettir.

Kahramanlık: Şartların getirdiği bir durumdur. Aklın bittiği yerden başlar.

Bütün bu hasletlerin ismi toplam olarak insanlığın manevi ilahi gururu ismini alır.

Hisler, hareketler insanların gururunu ayak altına alacak dereceye kadar küçülürse o insan yoktur, demektir.

Ölüler yaşayanlara yük olursa, saygısızlık olur!

Eski Kızılderili lisanında (Kahraman) kelimesi yoktur. Bunun mukabili (İnsan) kelimesidir. .

Bunların hepsi insan hasletlerinin hülasasını ifade eden mukaddes bir kelime vardır. Tarif edilmez. O da (Namus)’ dur.

Namus - u  Ekber Cebrail'in ismidir. Unutmayın...

İstiklal Madalyası: Madalyalardan başka bir madalyadır. O tek bir madalyadır. Mustafa Kemal,  Anadolu'da iken İstanbul hükümeti tarafından verilen madalyalar geri isteniyor. Hepsi gönderiliyor.

İkinci bir defada Çanakkale'de aldığı, kumandanları tarafından takılan madalyada isteniyor.

Cevap: Devletin taktığı bütün madalyaları gönderdim. O tek madalyayı bana devlet takmadı. Kumandanlarım taktı. Madalyayı göndermiyor...

İşte o madalyayı eritirsek: İçinde; 250.000 Şehit, 50.000 Gazi, 60.000 bir uzvunu kaybetmiş namsız, nişansız insan gizlidir. Terkibinde: Şehit var. El ile tutulan kısmında gazilik duyulur. Bunları methetmek insan düşüncesinin üstündedir.

Allah, onları methediyor. Biz neyiz ki?

O madalya bugün, Mustafa Kemal’in

Şehitlerin,

Gazilerin, uzuvlarını kaybetmiş namsız, nişansızların hatırasını taşıyor. Göğüslerde, amma gönüllerde  “aslı” yatacaktır.

Ne mutlu o madalyayı göğsünde taşıyanlara, onlar yok aramızda şimdi madalyalarını taşıyan torunlarının, torunları var. Yaşıyorlar yaşayacaklar da…

İcap ederse paha biçilmez o madalyanın üzerine sonsuz ilahi kıymetlerle ölçecek dereceye çıkaracak insanlar dolu vatanımızda,

Öperim o madalyayı taşıyanların ayaklarının altını...

Çanakkale’de yatan şehitlerin üzerlerinde bile ismi yok. Onların babaları anaları da şimdi dünyada yoklar. Belki üç nesil torunları var. Niçin isim bırakmadılar? Bırakmazlar: Çünkü “Vatan”  için ölmüşlerdir.

Kanları vatan toprağını sulamış ve buharlaşarak Allah katına çıkmışlardır.

Biz kimiz ki şehitlerimizle iftihar edelim. Hepimiz onlarla beraberiz de ondan...

Onların yolu daima açıktır. Görünmez sanırlar, fakat vakti gelince bütün Dünya görür, tekrar öğrenir.

Adlarını bilmediğimiz, şükran ve rahmetle andığımız gemi personeli. Hangi gemi bu? Kaptan İsmail Hakkı’nın gemisi. İçinde Mustafa Kemal Paşa  var.

Paşa, Kaptan’a soruyor:

“Karadeniz’e kaçıncı seferiniz?”

“Marmara’dan dışarı ilk defa çıkışımdır,” Paşam

“Peki, hangi rotayı takip ediyorsun ?”

Ne rotası paşam? Allah’a sığındık gidiyoruz işte... Pusulamız bile yok.”

Görünürde bilinmeyen bir geleceğe doğru yol alıyordu gemi... Paşa’nın görünmeyen rotası kafasında.

Allah'a sığındık pusulası gözlerinde... Nihayet mayıs ayında Samsun'a çıkıyor.

İşte “İstiklal” mücadelesinin başlangıcı, bu çıkış...

Ondan sonra ne oldu? Herkesin bilmesi lazımdır. Utanırım söylemeye Türk olarak!

Onlarda dizi halinde görünen ve görünmeyen hatıralarını bu yazılarda hatırlatıyoruz. Belli etmeden, dışarı vurmadan iftihar edesiniz diye... Ve kendi kendinize söyleyebileceğiniz ilahi bir sözü mırıldanırsınız. Bu Türk asaletidir.

Türk – İslam’da ince mukaddes bir hürmet vardır. Onu izhar etmezler. Güzel sözlerde gizlerler. İşte Çanakkale bu hürmetin gizli mukaddes bir toprağıdır.

250.000 Şehit'in yattığı mübarek bir yerdir.

Her meydana çıkıp zuhur eden şeyin aslı, sırrı, gücü, kudreti o zuhur eden şeyin içinde kalandır.

Mustafa Kemal. Çanakkale. Madalya. Binlerce şehit. Yüzlerce gazi, bunların hepsi ilahi bir takdirin tecellisi içindir.

Atatürk, bunun için yukarıda söylediklerimizin millete mal olması için hülasa; o istiklal madalyası için, bu kadar dertler ızdıraplar, acılar çekilmiştir. Bunları hatırlamak değil, bu kelime ayıp olur. Daima onlarla birlikte olmak yaşayan her Türk’e, Türk olarak lazımdır. O madalya Çanakkale'de Atatürk’ün göğsünde eriyerek, Samsun'dan, Akdeniz'e kadar mukaddes bir toz halinde dağılmış ve nihayet birden bize ilahi bir kuvvetle toplanmış Türk’ün sembolü olarak göğüslere takılmış ve gönüllere nakşedilmiştir. Sureti göğüste, (Aslı) gönüler de saklıdır ve daima saklı kalacaktır.

Onu Türk'e hediye edenlerle birlikte... Atatürk’e hürmet .

Asıl Türk'e, kendi kendimize hürmet demektir. Bu da kendi benliğimizi bulmak demektir.

Atatürk’e sevgi göstermek kendi kendimizi sevmek olduğunu anlamak demektir. Atatürkçülük diye bir anlam yoktur.

Türk'ün Ata'da birleşerek tek bir gaye uğrunda ayrılmaz bir bütün teşkil etmektir.

O'nun için Atatürk “Hakimiyet bila kaydı şart Milletindir”. Demiş.

Atatürk edebiyete intikal etmiştir.

Atatürk'ü herkes kendi Türklüğü derecesinde anlar.

Sevgi ve hürmet...

Kimi Atatürk’ü resimlerde,

Kimi Abidelerde,

Kimi kitaplarda,

Kimi yaptığı işlerde,

Kimi gözyaşlarında,

Kimi gönlünde bulur,

Düşünen her insan için işin aksi varit değildir.

Ebediyete intikal ettiği gün, sevmediğimiz düşman bir milletin mebusu, Onun için şunu söylemiştir:

“Böyle büyük bir insanın ölümünden sonra dünya artık enteresan değildir.” Demiştir.

Çok iyi bilen anlar Atatürk'ü...

Ve onu rahmetle anar.

 

Dr. Münir Derman








Bu haber 4,163 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (16)
  • AydınZEKİ / 20 Şubat 2012 02:30

    öz dilimiz

    osmanlıcayı öz-dil bilmek büyük gaflettir bence. ya da ingilizceyi dilimize takmayı , dilimizi eksik görüp tamamlama girişimlerini ... dili tarzanca hale getirmek lafları süslü göstermek merakından başka birsey değil aslında ...
    şükür ki bir önder gelip dili arapçadan arındırıp kendi düşünce ve dil yapısına uygun hale getirmiş . biraz bilgisayar bilginiz varsa en azından windows olmayan bir sistemde windowsun dizgelerinin (tarzanca konuşursak programlarının) çalışmayacağını bilirsiniz.

    Bir tümce öz ve has türkçe değilse ANLAYAMAZSINIZ sadece EZBERE konuşursunuz. inanmıyorsanız "integrali" ya da "kelimeyi" anlatın bana tanımına bakmadan . (Türkçe terimleşmiş hali ile intagral = tümlev , tümlev nedir desem aklınızdakilerin de ne olacağını biliyorum : tüm , tümleme , tüm etme ... toplama gibi birşey ...)

    Bir önder , Cumhurbaşkanı , Başkumandan kendi eliyle bir "geometri" kitabı hazırlamışsa ve açı , dikdörtgen ... gibi terimleri kendi türetmişse bunda bir öngörünün , bir gerekliliğin olduğu apaçıktır.

    saygılarımla
  • Sevil / 15 Şubat 2012 12:15

    Ziya bey, bizim dilimiz Türkçedir ancak her dönem farklı dillerden kelimeler kullanıma girmiştir. Bir dönem Arapça ve Farsçadan etkileşim daha yoğun iken bugün ise batı dillerinden daha yoğun etkileşim vardır.Bu da doğaldır..Öz dilimize dönelim ile neyi kastettiğinizi doğrusu anlayamadım. Öz dilimiz hiç bir zaman değişmemiştir sadece alfabe değişmiştir. Yoksa siz Türklerin öz alfabesinin arap alfabesi olduğunumu zannediyorsunuz?Türklerin hiç bir zaman ortak alfabesi olmamıştır.Bulundukları coğrafyaya göre alfabeleri değişiktir sadece. kastettiğiniz osmanlıca ise türkçe, arapça farscadan oluşan ve arap harfleriyle yazılan karışık bir dildir. Kelimelerin anlamını bildikten sonra osmanlıca bilen birinden 1 hafta ders alsanız çok rahat öğrenebilirsiniz ama öz dilinizi öğrenmiş olmazsınız.saygılarımla
  • Ziya ÖZŞEN / 14 Şubat 2012 12:51

    Bir müslüman evladı olarak içimden gelenleri yazıyorum. Keşke Osmanlıcayı unutmasaydık. En azından adaletli bir kıyas şansı olurdu bireylerin. Gösterilen ile görüneni değerlendirme noktasında daha iyi tesbit yapardı Türk evladı. Keşke. Şimdi kendime sorar oldum acaba laz, çerkez, kürt, vs. öz dillerini unutmamakla davalarında haklılarmı? ya da bizim 600 yıllık dilimizin kime? nerde? ne için zararı oldu? da latinceye geçtik. 80 yılda avrupaya entegre olamadık. Olacağımızda şüpheli. Daha mı ısrar edelim yoksa öz dilimizle gerçek Atalarımızı mı anlayalım. Bunca yaşanan ulusal karmaşa uluslararası ilişkilerimiz ve komşu bildiklerimiz... beni şahsen atamıızı, atalarımızı daha çok araştırmaya itiyor. Samimiyetinize hala güveniyorum ve daha nice büyüklerimiz ve komutanlarımız hakkındaki orjinal belgeleinizi bekliyoruz inşallah. Sevgilerimle.
  • Murat Üstüntaş / 14 Şubat 2012 11:40

    Rabbimiz, tüm şehitlerimize ve büyüklerimize rahmet eylesin.

    Rabbimiz, Dr. Münir Derman Hz' den ve bu yazıyı yayınlıyanlardan razı olsun.

    Burada Dr.Münir Derman Hz. şu sözünede dikkatinizi bil hassa çekmek isterim. "Onların - şehitlerin - yolu daima açıktır. Görünmez sanırlar, fakat vakti gelince bütün Dünya görür, tekrar öğrenir." - tekrar öğrenir.

    İnşallah, Rabbimiz bizleri de dünyaya öğretenlerin içerisinde olmamız için yardımcı olur.

    Kalın sağlıcakla.
  • Sevil / 14 Şubat 2012 11:18

    Atatürk, Cumhuriyet ve İslam

    Dr.Mustafa Tatcı, Denizlili mehmet Emin efendi tarafından 1933 de yazılan İnsan adlı el yazmalarını latin harflerine çevirip, yayınladığı kitabının ilk bölümlerinde Atatürk tarafından Cumhuriyet'in ilanının tasavvuf erbabınca "asr-ı saadet " olarak nitelendirildiğini söylemektedir. Nitekim Denizlili Mehmet Efendi de el yazmalarının ilk bölümünde Türklerin kurduğu Cumhuriyet sayesinde islamın ulemanın etkisinden kurtularak gerçek anlamıyla artık ifade edilebileceğini söylemektedir. Müniz Derman hocamızın bu üç makalesiyle birlikte bu konularda tefekkür etmek lazım diye düşünüyorum.
  • Yasin Akdoğan / 14 Şubat 2012 08:56

    İlahi program adı TÜRKLÜK

    Son zamanlarda Türkiye iyice dünya gündeminden düşmez hale geldi,kimi zaman hayır kimi zaman şer konularla.
    16 Yıldızın bu günlerde şer medya ve yılan zehirine karşılık olarak bizlere panzehir veriyor ilaç adı "DERMAN"...
    Tıpkı mevlananın dediği gibi "islam dini ilaç gibidir DERMAN uman hastaya".
    Bilgisayar diliyle bunun adına "TANITIM" değidimiz süreç içerisindeyiz.
    Programı kullanabilmek için tanıtmak lazım ki program çalışsın.
    Mustafa Kemal bunun aynısı söylemişti "aradığın kudret asil kanda mevcuttur"diye yani aradığımız bu bilgi zaten tanıtılmış programı çalıştır demek...
    "ateş" isimli kardeşime samimiyetimle kısa bir şey söylemek isterim: evet kardeşim hazırlık var derken öz hakikate dönüş var,belli ki düşüncelerinde sürtünme meydana gelmiş ki "ateş" yakmışsın :)
  • B.MADEN / 14 Şubat 2012 02:50

    teşekkürler OAY

    Mübareğin bu yazısına da şapka çıkartılır,yorumcular da söylenecek sözleri söylemişler zaten,Allah cc. razı olsun.
    Atalarımız bu vatanı sevişerek değil savaşarak aldı...! bizlere de kanımızın son damlasına kadar korumak düşer.Tüm şehitlerimizin,gazilerimizin mekanı cennet olsun.
  • yedi dokuz yedi / 13 Şubat 2012 21:21

    atatürk

    atatürk kadar dindar biri varmi acaba yalovadaki köşkün yanindaki cınar agacinin dalini bile kestirmemiş köşkü az kaydirmişdir şimdikiler ise orman katliami yapiyorlar anliyan anlamişdir
  • ne önemi var / 13 Şubat 2012 18:04

    Süphanallah !!!

    Yıllar önce duyup da tebessüm edip geçtiğimiz ;
    Bir nefere derste yüzbaşı soruyor.
    ''Oğlum, vatan nedir?
    ”Nefer hiç düşünmeden; “anamdır” diyor, yüzbaşım...
    Başka bir nefere soruyor; “sen söyle?”
    Nefer saf temiz bir düşünce ile “Mehmet’in anasıdır.” şeklindeki anektodu bu denli farklı bir şekilde izah edip bir ''rahmet tokadına'' vesile olan büyük veli Dr.Münir Derman Hz.(kaddesallahusırrahulaziz)...Bir kez daha hiçliğmizi,acizliğimizi Resulu Ekrem Efendimiz'in varisleri olan velilerin büyüklüğünü bize gösteren bu yazı için Allah sizlerden razı olsun biz kıtmirini de Mahkeme-i Kübra'da şefaatine nail eylesin inşallah.Amin,ecmain...
  • ateş / 13 Şubat 2012 16:15

    bir hazırlık mı var?

    Allah(c.c.) bu millete, Atatürk'ü, Münir Derman hz. gibi anlayacak ve anlatacak yeni nesil dimağlar nasip etsin. Amin. Bir de bu üçüncü yazıyla beraber, kafamda bir düşünce gezinmeye başladı. Acaba, inceden inceye, Türk Milletinin bilinçaltını harekete geçirip, aslını hatırlatmaya yönelik bir çalışma mı var? diye düşünüyorum. Hani, ufukta gözüken savaşa, zihinlerin hazırlanması mıdır bu derin manalı Türklük ve istiklal ile ilgili yazılar?
  • arda gultekin / 13 Şubat 2012 15:15

    Sukurler olsun ki Turk'um.Gazi Mustafa Pasanin evladiyim.Vatanimizi,milletimizi insallah Ataturk'un biraktigi sekilde koruyup kolluyacak kardeslerimiz vardir insallah.Allah icin seni cok seviyorum pasam...
  • bekir öztürk / 13 Şubat 2012 15:11

    çok güzel

    Atatürk'ü herkes kendi Türklüğü derecesinde anlar."
    ALLAH razı olsun.
  • Hamdi Cenk Düzgit / 13 Şubat 2012 13:41

    Atatürk'ün ve tüm şehit/gazi ecdatımızın ruhuna birer Fatiha okuyalım.Bilip bilmeden onların kul hakkını almayalım kötü sözle incitmeyelim.Sen Türk oğlusun incitme yazıktır atanı,verme; dünyaları alsan da bu cennet vatanı...
  • Murat Gerçek / 13 Şubat 2012 13:15

    Tek söz

    Söylenebilecek tek bir söz var; Mustafa Kemali bize lütuf ve destek olarak gönderen Allah'a sonsuz hamd olsun. İnşallah bundan sonra da onun eserini devam ettirecek yiğitler nasip eder.

    Sevgiler
  • Recep / 13 Şubat 2012 13:01

    Gazi Pasa gibi olana ne mutlu
  • Anıl Eser / 13 Şubat 2012 12:04

    Allah razı olsun

    Derinden etkileyen söz: ''Atatürk'ü herkes kendi Türklüğü derecesinde anlar.''






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara