Tarık C.

Köşe Yazarı

Tarık C.

tarkci@gmail.com


28 Aralık 2016
font boyutu küçülsün büyüsün

Ordan Burdan-6



 

Ordan Burdan serisinin nicelik olarak küçük, nitelik olarak büyük tesbitleri -çoğu itibariyle- Tarık C.’ye değil, onun muhterem büyüğüne; yani Oktan Keleş’e aittir. Elbette ifadeler bir çok konunu sadece giriş kapısı mahiyetinde yada o kapının zili hükmündedir. Muğlaklık ve bazen şifreyi andıran kısa ifadeler, bu tesbitlerin sahibi olan Oktan Abi’nin kapısının zili -ehil olanlarca- çalınsın diyedir.

“Ben sana sadece kapıyı gösteriyorum.” Morpheus


31 Aralık 2008 tarihindeki konuşmalarımızdan birkaç satır: 


1) “O” Sırrı:


Beka’dan bir önceki hâl… Bizlerin bazen şaşkınlıkla “OOO!” dememiz oradan kalma. (Acaba “Hayret makamı” ile bir irtibatı var mı? - Tarık C.)

 

2) Yani bir civcivin yumurtasından çıkması gibi, aynı o şekilde bizim de bir çeşit yumurtadan çıktığımız ilk anda, Allah’ı görünce “O” dememizin sırrı…


3) (Bu mânâlar, insanın hakikatı itibariyle ilk müşahedeleri ile alakalı. İnsan, Hz. Allah (cc) ile bekâ bulacağı ân’a kadar birçok merhalelerden geçiyor. Bizim gibi 20. Yüzyılda dünyaya gelmiş kişiler, ilk önce kendilerindeki Âdem’e ulaşmalılar. Onun yaşadığı hatıraları bizzat hatırlamalı ve zevk etmeliler. Ondan sonraki safhalar; yani Âdem (as)’dan önceki  safhalar ise beka’ya giden yoldaki diğer menzillerdir hatırlamamız gereken. “O” Sırrı, bu merhalelerin birinde karşımıza çıkar. Bizzat Âdem (as)’ın ilk yaratıldığı andaki mülahazalarını ise Kulbak Bilge-2’de okuyabilirisiniz. Soren Kierkegaard’ın kulakları çınlasın. " Tarık C.)


4) (Yukarıda geçen (3.Madde) mânâyı bir de “Bir Meczubun Rüyâsı”ndan bir bahis ile netleştirmeye çalışalım: 


“Ve sordum. İlhami Abi cevabını verdi:


-Kısaca şunu bil ki


Fenafillah; Âdem’in ilk yaratıldığı andaki, kaderi işletilmemiş, meleklerin secde ettiği Âdem olmaktır. Yani; iradede, nefiste başa dönmektir. Kendi Hakikatine dönmektir. Bu hakikate dönen Âdem, Allah’ın yarattığı andaki Âdem’le olan temasını; yani hitabını yaşar. Dolayısıyla, bu mânâda Allah’a en yakın konumdadır.


Bekâ ise,


Allah’ın Âdem’i yaratmadan önceki, Âdem’in Allah’taki, kimsenin bilmediği hâline dönmesi, kavuşmasıdır ki bu hâli ancak yaşayan bilir. Bu yaşayış, canlı yaşayış gibi algılanmamalı. Hayat veren; HAYY olan Allah’ın hayatı kuluna bir yaşayıştır. Beka bir son değil, Allah’ın yüce ebedî ilminde olan yerini almak ve


“Allah’ın ebediliğiyle saadetlenmektir.”


Birilerinin yanlış anladığı gibi Allah olmak değildir dedi.” (Sayfa 236) (Bir Meczubun Rüyası 1.baskı)


5) (“Allah’ın yüce ebedî ilminde olan yerini almak”. Bu bekâ hâli sanki aynı zamanda hakikat-ı ihlası da ifade ediyor gibi geliyor bana… Çünkü yaptığın işleri, amelleri, değil bir başkasının kendinin bile bilmemesi; yada bunun önemsenmemesi… Sadece Allah’ın bilmesini yeterli bulmak... Değil amelim, varlık olarak/var olmam adına dahi, “Allah’ın beni bilmesi varlık olarak (var olmam adına)  yeter bana.” demek. Nasıl bir ihlas… Belki de ihlasın özü. Damla suyun karışmadığı saf/hâlis/ihlaslı süt. Ne enteresandır ki, süt de ilme işarettir. Su ise hayata ve rahmete…  Oktan Abi “Ben onlara şah damarlarından daha yakınım.” Kaf/16 ayetindeki şah damarını hayat ile irtibatlandırmıştı. Allah ise bize ondan da; yani hayattan da yakın. " Tarık C.)


6) (2.Maddeden devam ediyoruz)


Bu kendisinin farkında olduğunu gösterir. Zira kendisinin farkında olan onu diyebilir. Bunun bir ötesi bekâ’dır.


7) Kul, “O” der


Allah, “Bu” deyince bekâ başlar.


8) “Muhammeden Resulullah” (sallallahu aleyhi ve sellem) “Bu” sırrındandır.


Yani, sanki Hz. Allah (cc) tarafından, tabir-i câizse,


“Sen “Lâ ilâhe illallah” dedin, Ben de “Muhammeden Resulullah” diyorum!” gibi bir mânâ zuhur ediyor.


9) Bu “Resul” tabirinin buradaki tek mânâsı elçi olmaktan ibaret değildir. Daha başka çok sırları vardır. Oradaki mânâya biz de dahil olabiliriz. (“Alimler Peygamberlerin vârisleridir.” Hadis-i şerif’ine göre, o mânâdan hissedar olmak mümkün. " Tarık C.)


10) 9. Madde ile alakalı Latif Baba’nın anlattığı bir menkıbe var. Osmanlı zamanında yaşanmış. Bir Allah dostu, ilk kulağa gelişte oldukça yanlış anlaşılabilecek, fil lokması bir kelam sarfetmiş:


“Köpek de olsan bir, Peygamber de olsan bir.” (Şeref olarak tabii ki değil. Bu veli zât, yaratılmış olma ve Yaratıcı da olmama noktasında, bütün mahlukâtın eşit olduğunu vurgulamak istiyor. " Tarık C.)


Bu zatı idama mahkûm etmişler. Sonra mahkemede bu zatın hakiki maksadı anlaşılınca, hâkim, padişahın fermanını uygulamamış. (Lâleli Baba ile Sultan 3. Mustafa arasında geçen “En büyük nimet” bahsi ile Latif Baba’nın anlattığı bu menkıbe, özü itibarıyla akrabadır. " Tarık C)


11) (Bu bölümü daha iyi anlayabilmek için, “Bir Meczubun Rüyâsı” kitabının, ilk baskısının, 239. sayfasından itibaren “O’nun Sırrı/O Harfinin Sırrı/Hû Esmasının Sırrı” bölümünü tefekkür ile okumanın şart olduğuna inanıyorum. Bir de Oktan Abi bu meseleyi bir ders hâlinde izah da ederse tadından yenmez. " Tarık C.)

 

Tarık C.

tarkci@gmail.com

2aralık 2016 








Bu yazı 1,631 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar