En Sıcak Konular

Zaman Doluyor

24 Temmuz 2018 08:27 tsi
Zaman Doluyor Oktan Keleş'in "Deruni Devlet-Kutsal Halı Kitabından": Zaman Doluyor

 Zaman Doluyor

Bir ikindi vaktiydi. Hava hafif yağmurluydu. Artık sonbahar ayında olduğumuz için dolayı ağaçların yaprakları sararmıştı Üç günden beri parkın oturaklarına biri gelip oturuyordu. Bu kişi; uzun paltolu, başında tuhaf bir şapka, boynunda kalın bir atkı, bir elinde şemsiye, diğer elinde köstekli saat olan, sağ elinde ise mavi taşlı yüzüğü göze çarpan, ayaklarında yüksek topuklu ayakkabı giymiş, orta boylu, zayıf, 75-80 yaşlarında, ak saçlı, ak kaşlı, ak bıyıklı, sakalsız biriydi. Bu zat, insanın içini okurcasına derin bakışlıydı; ince naif bir ses tonu ile kısık kısık konuşuyordu.

Ben ise bu zatı bulunduğu yerde ziyaret ediyorum. Bazen ben geldiğimde bazan, yanında gençleri oturuyor buluyorum. Bu zat, kısa sohbetler ediyor. Çünkü gençler sohbetten çabuk sıkılıyor ve hemen kalkıyorlar. Gençlerden birini tanıyorum. Göz işareti ile soruyorum: “Hayrola?” Tanıdığım genç cevap veriyor:

 “Abi bu meczup galiba, bazen aklı başında konuşuyor ama biraz önce Çin’den geldiğini, biraz sonra da Alp’lerde bir köye gideceğini söyledi. Sık sık da ‘zaman doluyor,’ diyerek elindeki köstekli saati sallıyor. Biraz bunamış galiba, garibin biri.” diyor. Bu sözler karşısında ben hafifçe gülümsüyorum. “Ah diyorum” içimden “ah bir bilseniz bu garip ihtiyarın İlhami Abi olduğunu…” 


DERGÂH

Bizim dergâhın; tapusu, çatusu, kapusu yok. Bizim için her yer dergâh. Tüm evren, tüm kâinat. Tüm yaradılış bizim için dergâh. Dergâhın kapısı yok dediysek, mekânsal sabit bir kapısının olmadığını, söyledim. Her yer kapı olabilir. Bir sır vereyim: Aslında herkesin bulunduğu yer bir kapı olabilir. Önemli olan adım atmak.

Bugün İlhami Abi ile ‘dergâhta’ yolculuğa çıkacağımdan dolayı hem heyecanlı hem de sevinçliyim. Nasıl sevinçli olmayayım: Benim için dergâhın kapısı İstanbul. Tabii kapının anahtarları çok önemli. O güzel anahtarlar, yani o güzel insanlar. Bugün o güzel insanlarla, Hilâlilerle, On Altı Sultan’la, Kırklar Meclisi ve daha niceleri ile tanışma, yeni bilgiler öğrenme, yine daha önce tanıştıklarım ve sevdiklerimle görüşme, hasret giderme ihtimalim var inşallah. Bu da yeni bir macera demek oluyor. Ya nasip… Nasıl sevinçli olmayayım, dergâhın baş anahtarcısı İlhami Abi ile beraberim…

YENİ BİR İŞE KOYUL

Selâm verdim, selâmıma mukabele etti. Tam bu sırada köstekli saat ‘tin tin!’ diye güzel bir melodi ile çaldı. İlhami Abi, cep saatini sallayarak, gözleri ile işaret ederek; “Vakit geldi, kalkalım mı?” diye sordu. “Estağfurullah, siz bilirsiniz efendim” dedim. Besmele ile oturduğu yerden kalktı ve İnşirâh Suresi’nin 7. ayetini okudu: “ÖYLE İSE YENİ BİR İŞE KOYUL.”

ZİKİR

İlhami Abi’nin her sözü hikmetli, boşa sarf edilmiş bir tek kelimesi yok! Tıpkı erenlerinki gibi. Elli metrelik bir yürüyüşten sonra tren istasyonuna vardık. Bizim varmamızla trenin gelmesi bir oldu. Tren sanki bizi bekliyordu. Birlikte trene bindik. Birkaç durak sonra Haydarpaşa’daydık. Boğaz’ın muhteşem manzarası karşımızdaydı. İskele de o güzel vapurlarından biri sanki bizi bekliyordu. Jetonları alıp hemen vapura bindik. Boş bulduğumuz koltuklardan birine oturduk. Akşam güneşi İstanbul’un siluetinin üzerinden sulara gömülüyordu. Lacivertimsi ve kızılımsı o tablo martılar eşliğinde ayrı bir lisan ile gören gözlere, işiten kulaklara bir nağme fısıldıyordu sanki.
Tüm varlık zikir halindeydi. Dalgaların sesi ve ritmi ile vapur ahenkle sallanıyor, bizlere adeta “Haydi buyurun zikre, sizde eşlik edin!” diyordu. Bunları düşünürken İlhami Abi şu hakikati söyledi; “Zikir ah zikir, her yerde var. Cehennemde bile var.” “Nasıl?” diye sormadım çünkü mânâlı gözlerle bana bakarak sözünün devamını getirdi. “İnsan yandı mı, ‘ALLAH’ diyecek, yani zikir yapacak!” Öyle ya yanan adam nasıl bağırır ki, ister istemez “Yandım Allah!” der diye düşündüm.

Şu zikri cehenneme girmeden yapsak, daha iyi olmaz mıydı?
 

ADALETSİZLİK OLMAZ MI?

Biz İlhami Abi ile böyle sohbet ederken, yanımıza 55 yaşlarında bir bayan oturdu. Konuştuklarımıza kulak misafiri olmuş olacak ki, biraz nezaketle biraz da eleştirel bir tonla İlhami Abi’ye sordu: “Allah bizi neden yarattı? Cehennemde yaksın diye mi? Yoksa böyle çileli, hengâmeli bir hayat yaşatsın diye mi amca?”

İçimden “Eyvah, inşallah bir edepsizlik yapmaz bu bayan.” dedim. Zira karşımızdaki İlhami Abi’ydi. “Tam da adamına sordu soruyu, nasibe bak!” diye düşünmeden de edemedim. İlhami Abi hafifçe gözlerini kısarak, işaret parmağı ile beni göstererek; “Haydi buyur, cevap ver bakalım!” dedi. Biraz mahcup biraz da heyecanla; “estağfurullah” dedim. Ama emir büyük yerdendi. Bu soru öyle sık sorulurdu ki… Genelde cevaplar da çok klasik olurdu… Benim de klasik bir cevabım vardı. Hep şöyle derdim: “Sırf sen bu soruyu sorasın, diye yaratmış olamaz mı?” Ama bu klasik cevabım bu bayana tesir etmezdi. Çünkü daha önce bu soruyu çok sorup, cevap aldığı ve tatmin olmadığı, soruyu soruş şeklinden belliydi.

Ee bizde, erenlerle aynı sofrada olmamızdan olsa gerek, yani onların yanında şereflenmekten, nasiplenmekten olsa gerek, çok şükür, biraz halden anlar olduk. Bu soruya Kuran’dan cevap verdim. Zâriyât Suresi 56. Ayette geçen “kulluk etsinler” kısmının erenler tefsirinden cevap verdim:

“Allah, bizi, her şeyi yarattı. ADALETSİZLİK yapmasın…” diye. Hanımefendi sordu: “Nasıl yani?” Ben konuşmama devam ettim: “Allah, bizi ne cennette koynumuza huri soksun diye, ne de cehennemde kebap yapsın diye yarattı. Allah’ın bir ismi de ÂDİL, adaletli. Eğer yaratmasaydı âdil olur muydu? O çok Yüce. O, kelimelerin yetersiz kalacağı güzellikten, yani kendisinden mahrum bırakmamak için, haksızlık yapmamak için bizleri yarattı. O’nun şanına haksızlık yapmak yakışmaz! Bizleri yaratmasaydı, O yüceler yücesi, güzel Yaratıcımızı bilir miydik? Bu durum onun adil ismine âdaletsizlik olmaz mıydı?” dedim.

İlhami Abi tebessüm etti. Hanımefendi; “Enteresan bir cevap!” diyerek derin bir düşünceye daldı. “Öyle ya, Allah’ı bilmemek, mahrumiyetin en zirvesi değil midir? O bildirmeseydi, yaratmasaydı…” diyerek sözüme devam edecektim ki, Hanımefendi; “Gerçektende adaletsizlik olurdu!” dedi.

Oktan Keleş

Deruni Devlet-Kutsal Halı Kitabı (sh42 vd.)



Bu haber 6,950 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    26376 µs