En Sıcak Konular

Global Kapitalizm ve Fransisken Hareketi

2 Temmuz 2018 08:17 tsi
Global Kapitalizm ve Fransisken Hareketi Global Kapitalizm ve Fransisken Hareketi

Global Kapitalizm ve Fransisken Hareketi

Global Kapitalizm, Küresel Sermaye, Küreselciler gibi terimleri hepimiz gündelik hayatımızda televizyonlarda, tartışma programlarında, radyolarda duyarız. Bu yapılanma o kadar büyük bir kütledir ki birçok ülkenin ekonomisini bir anda ters yüz edebilecek boyuttadır derler. Para- banka, piyasa hatta dolaylı olarak emek bile bu şirketlerin kontrolünde olduğunu söyleyebiliriz. Birçok akademisyen Küreselcilerden bahseder ama bu kütlenin başlangıcı hakkında bir fikir beyan etmez. Sanayi devrimiyle bir sıçrama yapılmıştır fakat kökeni Rönesans’ın ilk nüveleri olan 13 yy. dayanmaktadır. Sanayi devrimi üçüncü sıçramadır. Birinci sıçrama 11-12. yy Ortaçağda Komünlerin kurulmasıyla oluşmuştur. 13. yy. komünlerden taviz alınmıştır. Bu noktada bir el değiştirme ve gelişme söz konusudur.

Bu yazıya devam edebilmek için öncelikle kullanılan terimlerin günümüz Türkçe anlayışıyla, Ortaçağda ki anlamı ve günümüz de ki yerinin belirlenmesiyle devam etmeye çalışacağız. Çünkü Komünün ne olduğunu bilmeden Senyör’ün bu yüzyılda nereye oturtulduğunu bilmeden bunların anlaşılması çok zor ve sıkıcıdır. Bunları ayrıştırırken 13. yy. yaşamış olan ve kilise otoritesine ters yazılarıyla bilinen İngiliz William Ockham isimli bir filozofun, Ockham Usturası adı verilen ilkesini kullanacağız. Bu ilke bir şeyi açıklarken en basit ve yalın haline getirip anlaşılır olma mantığına dayanır.

Ortaçağ’da hakim anlayışı anlayabilmek için tümel ve tikel kavramlarının da bilinmesi gerekmektedir. Çünkü bütün hesap bu iki anlayışın üzerine kurulmuştur. Konuyu örneklerle Ockham usturasını kullanarak basit bir şekilde anlatmaya çalışırsak, Filozofların tümeller tartışması diye bilinen bir olgu vardır. Bahsettiğimiz gerçek felsefecilerdir. Bugünlerde bazı felsefeciyim, mantıkçıyım diyen kişilerin çoğu tümellere örnek getirmekten acizdir. Kendilerini Hadislere, Pir Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerine, Yunus Emre’ye, Mevlana’ya, Muhiddin-i Arabi’ye, Heretik Felsefeye kapatmış, dolayısıyla Hikmet diline de aynı zamanda sağır olmuşlardır. Aşağıda açıklayacağımız gibi bunların çoğu Skolastik Felsefe ile yoğrulmuş, Yüzüklerin Efendisinde ki Ork’lar gibidirler. Bildiğiniz gibi Orklar, elflerin evrim geçirmiş halidir. Tümeller tartışmasında Birinci grup düşünürlerin düşüncelerine Münir Derman Hazretleri kaç tane örnek veriyor.

Tümeller Tartışması:
http://www.felsefe.gen.tr/tumeller_tartismasi_nedir.asp
A. Birinci grup, tümellerin, nesnelerden bağımsız olarak varolduğunu ve onların dışında veya üstünde bulunduğunu savunur. Bu görüşe mensup olanlar, Platon'un yolundan giden Augustinus ve Anselmus gibi düşünürlerdir.

B.İkinci grup, tümellerin varolduğunu ama nesnelerin dışında veya üstünde değil, içinde bulunduğunu ve onlara bağımlı olduğunu savunur; yani nesnelerle ilişkileri bakımından, tümeller aşkın (transcendent) olmayıp, içkindirler (immanent). Bu görüşe mensup olanlar, Aristoteles'in yolundan giden Abelardus, Albertus Magnus ve Thomas Aquinas gibi düşünürlerdir.
Görüldüğü üzere, bu ilk iki grup, kavram gerçekçisidir, yani tümellerin şu veya bu biçimde gerçekten varolduğuna inanır. Ancak birinci grup aşırı gerçekçi, ikinci grup ise ılımlı gerçekçi olarak nitelendirilir.

C. Üçüncü grup ise sadece nesnelerin varolduğunu, tümellerin ise benzer nesnelere vermiş olduğumuz adlardan ibâret bulunduğunu savunur. Bu görüşe mensup olanlar, Roscelinus ve Ockhamlı William gibi düşünürlerdir.

https://garipdervis.wordpress.com/2016/02/24/dr-munir-derman-sohbetleri-26/
Her ayetin. “Vecmiaşşemsu vel Kamer” Kıyamet suresinde bir ayet. “Feiza berikal basar ve hasafal kamer Vecmiaşşemsu vel Kamer” Kamer bu kadar (küçük); güneş koskocaman. “Vecmiaşşemsu vel Kamer(Güneş aya girdiği zaman)” güneş aya giriyor, kıyameti tasvir ediyor

1.Mana: Yahu! koskocaman güneş, Ayın içine girebilir mi? Yani vecmialkameru veşşems olması lazım Ayeti Kerimenin. Küçük, büyüğe giriyor. Yani bu cami, şu sobanın içine giriyor. Vecmiaşşemsu vel Kamer. Kamer (Ay) manevi alemin Remzidir (İşaretidir). Güneş de maddi alemin Remzidir.
2.Mana: Maneviyat alemine daima maddi alem mağlup olacaktır. Manevi alem daima büyüktür.
3.Mana: “Vecmiaşşemsu vel Kamer” Bir gün kıyamet kopacaktır muhakkak. Dünyanın sonu vardır.
4.Mana: “Vecmiaşşemsu vel Kamer” Ne kadar zengin olursan ol, ne kadar dağ gibi büyük olursan ol, ne olursan ol manevi alemin esirisin. O aleme gitmek için hoca efendi seni yıkayacak, omuzda gideceksin. Bundan hiç kimse kurtulamaz demek.
5.,6. Manaları da artık söyleyemem. İşte bu manalara Kuran da, i’caz denilen bir kısım vardır. İ’caz; aciz bırakmak demektir.

Güneş ve Ay, birer nesnedir. Kıyamet, Maneviyat, Dünyanın Sonu ve Ölüm temasıyla ilişkilendirme yapılıyor. Güneş’in Ay’a girmesi aslında bir olayı anlatıyor. O anlatılmak istenen şeyin kanıtı olarak Güneşin Ay’a girmesi örnek gösteriliyor. Dışında veya üstünde olması demek aynı şeyi ihtiva etmediğini yeni bir durumun meydana geldiğini gösterir. Bu olaya karşılık ikinci grubun düşüncesi ise; Tümel diye bir şey vardır ama Güneş, Ay’ın içine girdiği için o durumlar oluşmaktadır. Oluşan durumla aynı şeydirler yeni bir şey değildirler diye düşünmektedirler. Yani buna yeni bir anlam yükleyemeyiz. Üçüncü grup ise sadece nesnelerin veya bireylerin var olduğunu ve bunun neticesinde deney ve gözlem yöntemiyle ancak doğrusu bulabileceğimizi söyler. Oluşan yeni şeyler, nesnelerin marifetleri sonucunda açığa çıkan tümellere verdiğimiz adlardır.

“Ockham’ın Öğretisi; tümellerin nesnelerden önce de var bulundukları doğrudur ama bu Tanrı-bilimsel açıklamalar için, geçerliliği bununla sınırlı bir önermedir. Yaratıcı bir Tanrı`yı varsaymak için yaratılanların zihninde daha önce Tanrılılığın var olması gerekmektedir. Ne var ki bu, mantığın alanı olan insan zihninde de var bulunmalarını gerektirmezdi. Bilgi edinmek işlemini gerçekleştiren insan zihni için tümeller elbette nesnelerden sonra meydana çıkmışlardır. İnsan zihni, onları tek tek nesnelerden soyutlayıp birer ad olarak ortaya koymuştur.”

Ockham istisnai olarak deney ve gözlemi Tanrı-bilimsel konulardan soyutluyor. Tümellerin, nesnelerden önce var olduklarını kabul ediyor. İnsan zihni oluştuktan sonra yani bireysel olarak düşünce ya da tefekkürle deney ve gözlem sonucu buna ulaşabiliyoruz. Sonucunda bulunan kavramlara birer ad veriyoruz. Mesele Platon İdealar demiştir. Tam olarak bu ad (idea) sadece kavramın anlaşılması içindir yani benzeridir, aynısı değildir demek istemiştir.

Tümel-Tikel kavramlarına bir örnekte Ömer Hayyam’dan getirebiliriz.
Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok

Gül ile servi ağacını, sabah, akşamla yani Güneş ve Ay ile birleştirirken, Tefekkür ile almış olduğu hazzın yansıması ise kızıl dudak ve şarapla ilintili gözüktüğünü anlatır. Tümel olarak ulaşmış olduğu zirvelerin görüntüsü, tikel olarak nesnelere yüklenmiştir. Sonuç olarak ben varım birey ve nesnel olarak bunu tefekkür ettiğim için onlar var diye düşünülebilir. Son mısraya tümel olarak başka bir anlam daha yüklersek yukarıda ki Münir Derman Hazretlerinin 5 ve 6. Maddesiyle de okunması yeterlidir.

Nominalizm:
 
http://www.filozof.net/Turkce/felsefe-akimlari/
Genel olarak bütün varlıkları birer isim ve sese indirgeyen görüşlerin genel adıdır. Daha açık bir ifadeyle, cins ve türlerin (tümellerin), genel kavramların, ne aslında ne de zihinde hiçbir varlığın olmadığını ve bunların birer addan ibaret olduğunu savunan görüşlere bu ad verilir.

Platon tümellerin birer varlık olduğuna inanmıştır. Nominalistler ise tümeller gerçekte vardırlar fakat bu bildiğimiz manada bireyden kopuk bir var olma değildir. Var olan tümeller nesnelerin oluşturduğu gerçek tümellerin benzeridir aynısı değildir. “Her şey ondan fakat hiçbir şey o değil” gibi. Örneğin, Tasavvufta nefsin Yedi aşaması vardır derler. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine vs.. Platon, tümeller birer varlıktır derken bu aşamalarda insanın yaşamış olduğu marifetlerin hepsinin gerçekte var olduğunu söylemek ister. Nominalistler ise bunlar gerçeğin sadece benzeri olduğunu savunur. Bireyin bunları tecrübe etmesi ile açığa çıkararak adlandırılması, gerçeğinin bireylerin tecrübesiyle varlıkta gözüken benzerinin olduğunu gösterir. Tümellerin gerçek olduğunu söyleyenler Ali İmran Suresi 79. Ayetini “Rabbaniler olunuz” okuması Nominalistler de “Rabbaniler gibi olunuz” okuması arasında ki fark gibidir. Umarız anlaşılmıştır çünkü Ortaçağ kafasını anlamak için bu ayrımın bilinmesi gereklidir. Aynı şekilde bu anlayış farkının günümüzde de halen geçerliliği olduğunu göz önüne bulundurmak gerekir.

Nominalizmin kullanım yerine bakarak neyi ihtiva ettiğini bugünden bakarak 1000 sene önceki kavramını anlamlandırmaya çalışıyoruz. Oysaki 1000 sene öncesinde ki Nominalizm düşüncesini de oluşturan Aristo mantığının M.Ö. 300 senesinden süregelen bir anlayışın süzgecinden oluştuğunu düşünürsek sadece 1000 sene öncesine bağlı kalarak bunu anlamamız mümkün değildir.

Skolastik Felsefe:

FRANSİSKEN HAREKETİNİN ORTAÇAG AVRUPASINDAKİ ÖNEMİ VE ORTAÇAĞ AVRUPASINA ETKİSİ adlı tezden:

“Yeni Eflâtuncu renk tasıyan bir Hıristiyan felsefesidir. Ortaçağa has olan bu felsefeye
“Skolâstik” denilmektedir. Skolâstik; Latince ‘scola’, okul kelimesinden gelmektedir ve
“medrese bilimi” anlamı taşımaktadır. Çünkü bu felsefe gerçeği aramaktan çok, okullarda ve medreselerde okutulan derslerden ibaret bir felsefedir. Buralarda okutulan derslerin en önemlisi de Teoloji (İlâhiyat)`dir. Diğer dersler “Septem artes liberales” (Gökberk, 1999: 139), Yedi Özgür Sanat denilen ve altı tanesi Trivium ve Quadrivium olarak ikiye ayrılan derslerden oluşmaktadır. Trivium, ‘üçlü’ demektir ve burada kastedilen bilimler sözlü bilimler olan gramer, diyalektik ve retoriktir. Quadrivium ise ‘dörtlü’ demektir ve sayısal bilimler olan aritmetik, astronomi, geometri ve müziği kapsamaktadır.”

Schol kelime olarak pisi balığı anlamını da taşımaktadır. Balık Sembolü galip olmakla yani zaferle alakalıdır. Yunan Mitolojisinde Nike, Roma Mitolojisinde Victory’nin kullanıldığı anlamda zaferden bahsediyoruz. Örnek olarak soğuk hava ile sıcak havanın karışımında zafer yağmurundur gibi. Nike, defne ağacı ile sembolize edilir bu bizde Kayın Ağacı, Hurma Ağacıdır. Balık Sembolü ise bunlardan çok çok öncesini anlatmaya çalışan ilk varoluş temeline dayanan bir anlatımı belirtmek için kullanılır. 
 


Koşmak fiilinin bir düşüncesi vardır bir de hareket haline dönüşmesi vardır. Burada ki Zafer düşünceye oranla hareket haline gelmesi demektir. Papa’nın başlığının neden balık ağzını açmış gibi olduğu bu noktadan düşünülebilir. Hümanizm’de bu doğa ve hayvan sevgisinin hakikati ile bilinip sevilmesi anlamını taşır. Bir de insanın zaferinden sonra ki hali düşünelim. Gerçek Hümanizm mana olarak budur diyebiliriz.

Skolastik dönemde Skol kelimesi bugünkü kullanılan evrimleşmiş school kelimesinin önceki söylemidir. Bir kelimenin değişim sürecini anlamak için yazılışına değil de sesine bakmak gerekir. Buradan anlıyoruz ki skolastik dönem denilen dönem, okul dönemidir. Ortaçağda ki egemen gücün kilise olduğunu göz önüne aldığımızda kiliseye bağlı okullar olarak görmek gerekir. Yani skolastik dönemden eğitim ve öğretim dönemi diye Ortaçağda ne anlamda kullanıldığını hazmetmemiz gerekir. Zamanın anlayışıyla geçmişin anlayışını birleştirerek anlamaya çalıştığımızda Skolastik kelimesinin günümüzde temsil ettiği kavram ise Kilise Felsefesidir. Kilisenin kendi otoritesinin hakim kılmak için uyguladığı eğitim politikası bizlere öğretilirken Skolastik Felsefe adını veriyorlar. Skol kelimesi Us-Ok, Uç-Ok yani üçlü sac ayağı denilebilir. Bunun ilki diyalektiktir. Bir fikri bütün yönleriyle tartışarak ilerlemek ve çıktı elde etmeye denir. Tefekkür etmek diyalektiğe örnektir. Tam olarak Türkçe çevirisi “Fikir yürütme Tekniği” demektir. Skolastik Dönemde, kilisenin belirlemiş olduğu kuralların aşılmaması, kurallar çerçevesinde eğitimin yapıldığı görülmektedir. Buna göre Felsefesinin bir sonuç elde etmek gibi bir gayesi olmadığı fikri, Ortaçağda ki kilisenin Heretik Felsefenin önünü kapaması, Platon anlayışını dışlaması ve hatta Aristo’nun çevrilmeyen eserlerinin çevrildikten sonra aslında ona da karşı olduğunu, Yeni Platonculuk akımının benimsenmiş olmasıyla anlamaktayız. Felsefenin bir değer yargısı oluşturmadığını, sonuca gitmek gibi gayesi olmadığını savunmak, kilise döneminin skolastik felsefenin diktesidir. Bütün akımlar bir değer yargısı sonucunun mahsulüdürler. Nominalizm, Anarşizm, Komünizm, Kapitalizm vs.. aklınıza ne kadar İzm’li bir öğreti geliyorsa hepsi felsefenin, bir sonuca endeksli hareket ettiğinin kanıtıdırlar. Büyük filozoflar çevremizde gördüğümüz varlıklara ya da nesnelere örneğin elma, armut, muz, çilek ağaç, ot, hayvan, insan gözüyle bakmamış hepsinin aslında bir marifetin sonucunda oluşan mahsul olduklarını düşünmüşlerdir. Bu nesnelerin hakikatine Platon gibi filozoflar tümel diye adlandırırken, Nominalistler ise bunlar nesneler var oldukları süre içinde tümel olanların (süt- bilgi, su- canlılık) sadece benzeridirler demişlerdir. Yani Vahdedi Vücut ve Vahdedi Şuhud ayrımı gibi. Hümanizm, Rönesans döneminin önemli bir akımıdır. Sorgulayan insan gerçek bilgiye ulaşınca, görülen ve hakikat bilgisi ışığında, kilisenin ve kralların ya da yozlaşmanın çıkarları tersine hareket olarak oluşmuşlardır. Bugün kullanılan Hümanizm, insan sevgisi, hayvan sevgisi, doğa sevgisi çok basit bir açıklamadır. Gerçekte bunların bilincine erişip, hakikatini bilerek sevmek demektir.
“Yaratılanı severim yaratandan ötürü.” Yunus EMRE

Diğerleri ise Gramer, dilbilgisi, Retorik ise hitabet sanatıdır. Çok derin bir mevzu olduğu için şu anda buna girmemiz imkansızdır. En yüksek perdeden söylemek gerekirse, dilbilgisini sadece edebi manada değil, semboller, işaretler, doğanın resmini yorumlama, retorikte ise hayvanlarla ve doğayla konuşma söz konusudur. Bunun zirvesi;
Taha suresi 27. Ayet: Dilimin düğümünü çöz". Amin.

Bu bilgiler ışığında Skolastik dönemin, kilise okullarının günümüzde ki yansıması İmam Hatip okullarıdır. Bu okulların son dönemde hükumete empoze eden zihniyetin, hangi kaynaktan beslendiği anlaşılması açısından bilinmesi gereklidir. Dörtlü denilen okulların yansıması ise düz liselerdir.

Kaldığımız yerden devam edersek Komünlerin kurulması birinci sıçrama olduğunu söylemiştik. Birinci sıçramayı dönemin Ulusalcıları diyebileceğimiz krallar, prensler yapmıştır. İlk komünler Fransa’da kurulmuş daha sonra Almanya’ya ihraç edilmiştir. Komünler, şehir devletleri denilen kralların belirli kişilere tahsis ettikleri toprakların yönetimi ve başlarına Senyör adı verilen, şimdi ki belediye başkanları eliyle yönetilirdi. Türkiye Cumhuriyetinde ki Ademi Merkeziyetçilik, merkezden yönetim yerine, Mahalli idareler, yerinden yönetim şeklinde anlayabiliriz. 16 Nisan 2017’de referanduma sürülen yeni Anayasa’da, Mahalli idareler maddesi vardı. Akabinde ki sosyal olaylara baktığımız da Doğu’da bir belediyenin Muhtariyet talepleri oluşmuştu. Bölgeden çıkan petrol gelirlerinden pay istiyorlardı. Fakat sonra ki tartışmalar sonucu bu madde Anayasa’da çıkarılmıştır. Kabul edilen maddeler;
http://www.milliyet.com.tr/anayasa-degisikligi-kabul-edildi--gundem-2434013/

Komünizm, Sosyalizm, Kapitalizm:

Bu kavramları çok basit bir şekilde açıklarsak, üretim faktörlerinden sermayenin, kullanım yerine göre belirlendiği görülür. Üretim faktörleri dört tanedir. Bunlar;
Doğal kaynaklar, toprak.
Sermaye.
Emek.
Girişimci.

Doğal kaynakların karşılığı ranttır. Yani ödediğiniz kira bedelleri, yerine göre kuracağınız dükkanın işlek yerde olması açısından değerinin ölçülmesi, kira aldığınız evin belediye tarafından değerinin tespiti vs..
Sermayenin karşılığı faizdir. Kuracağınız işte alacağınız donanım ve ekipmanlar için aldığınız araçlara belli bir bedel ödediğiniz faizi anlatır.
Emeğin karşılığı ücrettir. Alın terinizin karşılığında size ödenen bedel.
Girişimcinin karşılığı kardır. Bütün bu organizasyondan ödemelerden sonra geri kalan bakiyeyi anlatır.

Komünizm de sermayeyi ve bütün faktörleri devlet karşılar.  Bunun karşılığında ücretlilere sadece yaşamaları için gerekli koşulları sağlar. Eğitim, sağlık, barınma hepsi devlet eliyle gerçekleştirilir. Cengiz Aytmatov’un eserlerinde eski Sovyet komünizmi çok güzel anlatılmıştır.
Sosyalizm de sermaye faktörünün borçları bittiği zaman paylaşılmasını anlatır. Yani sermayenin kazancından ücretlilere, yaşlılara, yoksullara pay verilmesini anlatır. Burada yine devlet eliyle büyük işler yapılır fakat bazı şeyler için komün denilen yapıya muhtariyetler denir. Bunlar zamanla eyalet, bölge şekline evrilmişlerdir.
Kapitalizm de sermayenin ve bütün her şeyin girişimciye ait olması demektir. Burada girişimci zamanla zenginleşirken, ücretli yoksullaşmak ta ve refah seviyeleri arasında uçurum oluşmaktadır. Bunları düşünürken sadece bir işletmeyi hayal etmeyip, Devletin de bir işletmeci olduğunu göz önüne alarak büyük ölçekte düşünülmelidir.

11 yy. dan 13 yy. kadar süren komün anlayışında halk nasıl bir anda birey olduğunun farkına varmış ve bir takım haklar talep etmişlerdir?

Fransisken Tarikatı:
FRANSİSKEN HAREKETİNİN ORTAÇAG AVRUPASINDAKİ ÖNEMİ VE ORTAÇAĞ AVRUPASINA ETKİSİ adlı tezden:

Ortaçağda kilise, Tanrı merkezli bir kilisedir. Öğretisi ise, Mesih`in; ‘her şeyi bırak ve beni izle’ buyruğunu gerçekleştirmektir (Küken, 2001: 85). Kilise sosyal, ekonomik ya da kültürel her konuda çoğu yetkiyi elinde bulundurmaktadır. Hayatın her alanında Papalığın dediği herhangi bir şey yapılmadığında kullanılma ihtimali çok büyük olan aforoz yetkisinden çekinen insanlar, ilk dönemlerde sorgusuz sualsiz her denilene uyum göstermeye çalışmışlardır.

Mesih inancı bir nevi Tanrı inancı olduğunu göz önüne bulundurursak, bu zamanımızda ki Kuran ve Allah’a inançla birleştirebiliriz. Bu noktada hadislerin ve araştırmaların yeri yoktur. Tek referans Allah’ı da anlatan Kuran şeklinde görülebilir. Bunun yansıması Kuranın görülen ayetlerini yorumlama, hikmeti dışlama, selefi akımlarına yakın olan bu görüş zamanla Deizm akımının da doğuşunda etkili olmuştur. Bugün bazı üniversite hocaları Deizmle mücadele ederken hadisleri ve hikmeti dışlayarak aslında Deizme çanak tutmaktadırlar.

Ezbere Konuşma!:
Bu sözü hepimiz birçok kez ya kendimizin ya da bize söylenir şeklinde duymuşuzdur. Bir bilgiyi tartışıyorsunuzdur. Genel kalıplar dahilinde konuşulduğunu ifade etmek için karşıt söylem olarak ezbere konuşma denir. Bu sefer bir yazı ya da bir makale hazırlayıp kendinizden ve yorumlarınızdan bahsedersiniz bu sefer bunun desteklenmesi ve kabul görmesi için otorite aranır. İşte bu çelişkiyi zamanımızda bazı felsefeciyim diyenler, hadisleri yani Peygamber Efendimizden nakledildiği söylenen sözleri reddedip, kendi akademik çalışmalarında eski filozofların nakillerini bir otorite gibi kabul etmekten itina göstermezler. Yani hadislerin inanılacak şeyler olmadığını söylerler fakat kendi çalışmalarında örneğin “Platon’un yazdığına göre Sokrates şöyle demiştir” şeklinde ispat yöntemi olarak kullanırlar. Bu hadis değil de nedir? Onun için bizde Ezbere Konuşma! diyoruz. Bunu bilmemizde ki yarar, bugün bahsettiğimiz insanlar televizyonlarda, radyolarda boy göstermekte ve insanların kafalarını uyuşturmaktadırlar. Sözüm ona “Sorgulayan İnsan” kalıplı kendilerini aşan sözleri dar çerçevelerine sığdırıp, insanlara inkarlarını makyaj yaparak sunmaktadırlar. Ortaçağın işe yaramaz köhne zihniyetinin yansımasını, günümüzde bu insanlarda görmek mümkündür.

Assisi’li Aziz Francis:
1181 yılında İtalya’da Asisi’de zengin bir kumaş tüccarının oğlu olarak doğmuştur. Babasının Frank hayranlığı dolayısıyla kendisine Francis ismini vermiştir. Asker olmak istediği için savaşa katılmış ve esir düşmüş, hapishane de görmüş olduğu bir rüya sayesinde kendisini keşişliğe adamıştır. 1206`da San Damiano Şapeli`nde dua ederken, aniden bir ses duymuş, ses İsa`lı haçtan gelmektedir ve ona, “Francis, git ve evimi onar, gör, tamamen tahrip oldu” demektedir. Sonra babasının dükkanından kumaş almış, ayrıca dilencilik yaparak kazançlarıyla bu Şapeli onarmıştır. Bazı akademisyenlere göre Şapelin, bu kitabın 59. Sayfasında Benedikt Tarikatına ait olduğu yazmaktadır. Önemine gelirsek bu mekanı daha sonra kadın müritleri için tahsis etmesidir. Manastır hayatının da bu oluşumun bir parçası olduğunu bilmek gerekir.
https://books.google.com.tr/books?id=aZzQDAAAQBAJ&pg=PA59&lpg=PA59&dq=san+damiano+benedict&source=bl&ots=owjkDSF_Bi&sig=nvkUUCbc5MI2f94fDacif1VepaM&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwjomMP96erbAhUEbFAKHWjgDPQQ6AEIcTAQ#v=onepage&q&f=false

Fransisken, Küçük Kardeşler demektir. Bir de biraderler vardır (Fratres). Francis’in manastır hayatına bakılırsa Benetick’ten bir yaşam sürdüğünü ve koymuş olduğu kuralların da bu tarikatın kurallarına benzer olduğu görülür. Gezici keşişler tamamen Fransisken Tarikatının özelliğidir. İlk aşama da Benedikt’in bir kolu olarak doğmuş zamanla Benedikt’ler kendini unutturmuştur. Gezici keşişlere abiler denmiş, bir de dilenci keşişler(İmam) diye bilinen bir kolu daha vardır. Dilenci keşişler daha çok manastırlar da ikamet ederken, gezici keşişler sahada boy göstermişlerdir.

Dilenci keşişler 1281 yılında her türlü yargılanmadan muaf oldukları, dönemin Papası eliyle onaylanmış olması, bu tarihte aslında hukuk sistemini tamamen ele geçirmiş olduklarını da kanıtlayan bir ferman niteliğindedir. Adil Öksüz’ün yakalanıp mahkemeden serbest bırakılması derin araştırmaları gerektirmektedir. Yine bu dönemde eğitim sistemini ele geçirdiklerini Paris’te, Londra’da ellerinde tuttukları üniversitede ki kürsülerinden anlamaktayız. Teknik olarak bunu sınav sorularını kendi müritlerine vererek belirli kademelerde avantaj elde etmişler, kadrolara kendi adamlarını yerleştirerek her alanda üstünlük sağlamışlardır. Ekonomik hayatta kurmuş oldukları lonca sistemi ile kendileri dışında ki ticaret erbabını bitirmişlerdir. Kazançlarını kendi bankaları üzerinden yapmaları, devletin ya da o zamanki imparatorlukların ihalelerini kendi adamlarına vermeleri, en verimli toprakları kendi adamlarına tahsis etmeleri şeklinde ekonomik hayatta da söz sahibi olmuşlardır.
 
Fransisken tarikatında Üç grup vardır.
Birincisi keşişlerdir
İkincisi kadın müritlerdir
Üçüncüsü evli olanlar yani bütün halkın katılabileceği gruplardır.

FRANSİSKEN HAREKETİNİN ORTAÇAG AVRUPASINDAKİ ÖNEMİ VE ORTAÇAĞ AVRUPASINA ETKİSİ adlı tezden:

13. yy da bütün Avrupa’ya yayılmışlar ve bütün kilit noktaların başındadırlar. 1302`deki genelge de kazanç elde edilmesini ve mal biriktirilmesini yasaklanmıştır. Bu yasağın gelmesi için çok büyük bir mal birikimi olmuş olması gerekmektedir. 20 sene sonra 1322 Anayasası ile keşişlerin malları iade edilmiş ve bir daha gündeme gelmemiştir. 14. yy. o kadar büyümüşlerdir ki büyük ayrım denilen olayda kendi Papalarını desteklemişlerdir. Büyük Ayrımda Avrupa’da Üç Papa vardır. Kara ölüm denilen salgında kasabalar, manastırlar kapanırken kendi yapılarına binlerce yeni mürit katmışlardır. Bu yeni müritlerini Üçüncü tarikatları yani evliler sayesinde alanlarını genişletmişlerdir. Üniversitelerde kuralları ihlal etmişler, konusunda uzman olmadan ilahiyatta rütbe sahibi olmuşlar ve bu alanlarda ders vermişlerdir. Dönemin laik hocaları onları öğrencilerin kanına girmekle ve onlardan para talep etmekle suçlamışlardır. Laik hocalar onların amacının üniversiteyi ve kiliseyi yıkmak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Üniversitelere karşı papalığı ve krallığı arkalarına alan tarikat mensupları belirgin bir zafer kazanmışlardır. Tarikatın, kiliseye bağlı olması Papalığın işine gelmiştir ve üniversitelerden çıkabilecek olumsuz akımlarında önüne geçmeyi hedeflemiştir. Otoriteye itaat etmek Francis’in temel öğretilerinden biridir. 14. yy. Papalık merkezi Avignon’a taşınmış ve Roma’nın genel görünümü şu şekildedir.

Papalık makamının Avignon`a taşınması döneminde ve sonrasında “Hıristiyanlığın kutsal kenti” diye tanımladığı Roma`nın durumunu söyle betimlemektedir: Hıristiyanlığın kutsal kenti bir sirke ya da bir geneleve dönüşmüştü; adına Cumhuriyet dense de, bir Cumhuriyet değildi; silahlı çetelerin saldırısına, şiddet ve yağmaya uğruyordu. Din adamları lâik yargının dışında kaldıklarından, gözü dönmüş haydut çetelerine başkanlık ediyor, elde kılıç, soyuyor, günah işliyor, haksız kazanca dayalı ticaret örgütlüyorlardı.

Fransiskenler şehirliler tarafından da kabul edilmişler, yasa yapmanın kilisenin işi olmadığını bunu halk meclisleri tarafından yapılması gerektiğini dile getirmişlerdir. Buradan anlıyoruz ki şehir meclislerini kurmuşlar, özerklik kazanmışlardır. Manastır sistemini şehirlere aynı şekilde monte etmişler ve halktan sadaka toplamışlardır. Ne kadar aldıklarını bilemeyiz ama kazançlarının %10’u olabilir. 1282 yılında manastır sayısı 1583 civarında olduğu söylenmektedir.

İmparatorların kurduğu komünler artık yavaş yavaş ele geçirilmeye başlanmış olduğunu kabul ettirdikleri imtiyazlardan anlıyoruz. Bundan sonra her komün kendi üretim sistemini kurmaya başlamış ticari hayatta da etkisini göstermiştir. Artık komünler,  Feodal Beyliklere evrilmiş, ölçek ekonomileriyle Avrupa pazarının ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da Burjuva sınıfı yani ticaret ehli oluşmuştur. Kilisenin, imparatorların elini zayıflatmak için feodal beyleri desteklediği söylenir. Aslında bu dönem kilisenin adamlarının dönemidir. Yani desteklemesi imparator için değil kendi adamı olduğu içindir. Bu dönem Sosyalizm diye adlandırabileceğimiz ikinci sıçramayı anlatan dönemdir. Bu noktada Fransiskenler halkla bütünleşmiş, onlardan kendi kadrolarında belli paylar alarak hem sermayenin hem de paranın sahibi olmaya başlamışlardır. Burjuva sözünden Burçların içindekiler ve dışındakiler olarak iki kısım ticaret ehli olduğu görülmektedir. Burçların dışında ki sermaye sahipleri bugün Küresel ekonomiyi de ellerinde tutan topluluktur. İçindekiler ise ulusal sermayeye hükmeden ve korumacılık yasalarıyla ayakta kalması hedeflenen topluluktur. O zamanki anlamını ifade etmek içindir. Bugün bu şekilde korumacılık faaliyetleri yapılamaz çünkü yasaları kendi lehlerine çevirmişlerdir. Devletin bütün gelir sağlayan kurumları özelleştirilmesi korumacılık etkisini kırmak içindir. Liberal ekonomi, serbest ticaret ilkeleri kanunlarla onaylanmış bugün devlet bu kanunların dışına çıkamamaktadır. Geçmişte kullanılan Lonca sisteminin bugünkü ismi Dünya Ticaret Örgütüdür (WTO). Buraya üye olunmadan kolay bir şekilde ticaret yapılamaz. Bu şekilde global kanunların uygulanması sağlanır. Para konusunda Visa ve Maestro özellikleri aynı şekilde para üzerinden kontrolü sağlar. Bu örgüt ikinci dünya savaşından sonra kurulmuştur. Eski ismi Gatt olarak geçmekte yeni ismi WTO’dur. (Dünya Ticaret Örgütü)

Bugünlerde Trump korumacılık faaliyetlerini gündeme getirip, Amerika’yı bazı ürünlerin gümrük vergisi konması neticesinde serbest piyasaya kapatma kararı almıştır. Burçların içinden yani Burjuvazi’nin ulusalcı kanadından yapılan bu hamle ile Trump, ulusalcı olmuş olmaz. Bu sadece koşuda önden koşan atlet gibi yorulunca, koşu ritmini takım arkadaşına devreder ve dinlenir. Bu bitmiş Amerikan ekonomisine yeni dönemde yani ticaretin, ekonominin, siyasetin ve bütün her şeyin değişeceği döneme kadar nefes almak için yapılmış bir hamledir. Şimdi Amerika’nın geçirmiş olduğu liderlik evresini Çin belli bir müddet yüklenip, liderlik evresinin aynısını dünyanın gelişimini kontrol etmek maksadıyla yürütecektir. Amerika bu zaman zarfında bambaşka bir endüstri ve ticari anlayış ile tekrardan bayrağı alıp koşuya devam edecektir.

Komünlerden sonra özellikle Kuzey Avrupa’da Hansa Ligi kurularak Almanya, İngiltere ve İskandinav ülkeri burjuvazi sayesinde sisteme dahil edilmiştir. Bu dönem üçüncü sıçrama yani Kapitalizm dönemidir.

Bugün deniliyor ki Fetö 40 yıllık 50 yıllık bir oluşumun semeresidir. Ulaştıkları güce bakarsak devlet kadroları, üniversiteler, hizmet sektörü, banka, ordu, polis teşkilatı ve dünyada ki yapılanması, bizim sayamayacağımız her şey bu kadar zaman içinde yapılıyorsa Avrupa’yı ve dünyayı sömüren bu düzenin 1000 yıldan beri ulaşabileceği büyüklüğü düşünebiliyor muyuz?

Global Kapitalizm teriminden kilisenin büyük sermayesi anlaşılmaktadır. Bu Oktan Abi’nin kitaplarında geçen Haçlıların nereye oturması gerektiğini bilmemiz açısından önemlidir. Bundan sonra bir akım olacaksa vahşi komünizm gelir. Fişlenmeye, çiplenmeye karşılık özgürlüğün ele geçirilmesi son safha olabilir. Devletin komün taktiğinin, Şirketin komün taktiğine çevrilmesi artık özgürlüklerin bitimi anlamını taşımaktadır.

Avrupa’da kast sisteminin olmadığı söylenir bu kanunla yasalaşmamıştır fakat fiili olarak vardır. Keşişler arasında kast sisteminin olduğunu Benedikten kurallarında ki 4 tür keşişin olmasında anlayabiliyoruz.

Kaynak: Ortaçağ Avrupa’sının Dini ve Sosyal Hayatına İlişkin Bir Bildiri: http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/1687/17981.pdf
Doç. Dr. Özlem GENÇ

İlki Cenobitlerdir.5 Bunlar manastırlarda yasarlar ve bir kuralın ve bir başrahibin yönetimindedirler.
İkinci tür Ankoritler6 (anachorites) yani münzevilerdir. Onların değişimi bir keşiş adayı hevesi değildir, manastırda uzun süren bir denemeden geçerler. Cemaat yardımı onlara şeytanla nasıl mücadele edeceklerini öğretir. Onlar bedenin zaaflarına karsı mücadele etmek için yeteri kadar güçlüdürler. Üçüncü tür türü Sarabaitlerdir ve onlar acınacak haldedirler. Onlar deneme ölçütü üzerine odaklanan hiçbir kuralla test edilmezler, onlar ocakta denenmiş altına benzemezler, kursun gibi yumuşaktırlar. Görünüşte baslarının tepesini tras ederek Tanrı’ya uzanırlar ama yine de yaptıklarıyla dünyaya sadık kalırlar. İkili ve üçlü hatta tek kişi olarak bir kılavuzları olmaksızın, İsa’nın olmayan8 kendilerine ait koyun ağıllarında yasarlar. Canlarının istediği onlar için yasadır, fikirlerini ve isteklerini kutsal olarak adlandırırlar, onları sinirlendiren sey onların söylediklerine izin verilmemesidir.
Dördüncü türü Gyrovaguelerdir. Hayatlarını çeşitli bölgeleri dolaşarak geçirirler, bir seferde 3 ya da 4 gün başka keşişlerin hücrelerinde kalırlar, her zaman hareket halindedirler ve asla sabit değillerdir. İsteklerine ve damak zevklerine köledirler, her yönüyle Sarabaitlerden daha kötüdürler. Bu keşişlerin başıboş dolaştıkları hayat tarzını konuşmaktansa susmak daha iyidir.9

https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/08/24/iste-fetoculerin-uzerinden-cikan-1-dolarlarin-sirri Kendilerine dolar verilmiş olan elemanlar bu 4 seri numaralardan kendilerine hangileri verilmişse, örgüt tarafından hangi türde eleman olarak görüldüklerini anlayabilirler.

Fransiskenlere Benediktlerin en başında yardımcı oldukları görülmektedir. Dolayısıyla Benedikt tarikatının da iyi bir araştırma yapılması gerekmektedir. Kuruluşu M.S. 500’lü yıllar dayanmaktadır. Dolayısıyla Fransiskenler yayılma politikasında bu yapılardan çok faydalanmış oldukları anlaşılmaktadır. Bu konu bizim için bitmiştir ama araştıracak olanlara bir yol göstermesi açısından Benedikt Tarikatının Kurucusu Nursialı Benedikt’i takip etmelerini öneririm. O da nereye ya da kimlere götürür çalışmalardan sonra yazılanlar içimize sinmişse o kişi doğru kişidir. Sinmişse fakat bazı alışkanlıkların neticesinde alışkanlığımızdan vaz geçemeyip kabullenemiyorsak bu da iyi bir şeydir. Nefs nedir tam olarak anlamlandırılamaz ya, işte bu da örnek olmuş olur. Doğruyu bildiği halde kabullenmede zorluk çekmek nefsin kötü sonucudur.

Kaynak: FRANSİSKEN HAREKETİNİN ORTAÇAG AVRUPASINDAKİ ÖNEMİ VE ORTAÇAĞ AVRUPASINA ETKİSİ
http://docplayer.biz.tr/8133476-Fransisken-hareketinin-ortacag-avrupasindaki-onemi-ve-ortacag-avrupasina-etkisi.html Özlem ŞENTÜRK
Bu güzel eseri hazırlayan Özlem Şentürk Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Kadir Sevencan



Bu haber 4,699 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    30563 µs