En Sıcak Konular

Ruhsal savaşçı-2

25 Mart 2026 13:41 tsi
Ruhsal savaşçı-2 Tomris : hayal idim, vücut buldum…

Ruhsal savaşçı-2

Tomris : hayal idim, vücut buldum…

Güneş öyle parlaktı ki odayı bütünüyle aydınlatıyordu. Odada büyük bir yatak vardı. Geniş bir cam kapı balkona açılıyordu; kapı aralıktı ve perde rüzgârın etkisiyle usul usul dalgalanıyordu.

Birdenbire o kapıdan içeriye yirmi, belki otuz kadar kadın girdi. Hepsi gençti; sarışın, esmer ve kızıl saçlıydılar. Yüzlerinde sıcak bir gülümseme vardı. Yanıma doğru geldiler. İçlerinden biri öne çıktı. Üzerinde 1900’lü yılları andıran bir kıyafet vardı. Siyah saçlarını topuz yapmıştı, başında küçük bir şapka bulunuyordu. Ellerimi tuttu ve gülümseyerek, “Seni çok merak ediyordum, görmek istiyordum,” dedi. Yüzünü hâlâ dün gibi hatırlıyorum.

Kadınlar geldikleri gibi bir anda kayboldular. Bana balkona çıkmamı söylediler. Çıktım. Binanın en üst katındaydım. Karşımda başka bir bina vardı. Birden o binanın çatısında yedi ya da sekiz erkek belirdi. Yan yana dizilmişlerdi ve bana bakıyorlardı.

En başta duran kişi uzun boyluydu. Üzerinde içi beyaz, dışı yeşil, bir kaftan vardı; başında bir kavuk bulunuyordu. Yanındaki diğer erkekler ise ondan çok daha önce yaşamış, farklı çağlara ait savaşçı kıyafetleri içindeydiler. Hepisinin isimleri tarihe yazılmış, kudretli savaşçılar, Hükümdar. Sessizce beni izliyordular; sanki “buradayız, yanındayız” der gibiydiler…

Tam o sırada yanıma takım elbiseli bir adam geldi. “Benimle gel,” dedi. “Seni başka bir yere götüreceğim.” Rüyam burada sona erdi…

 

                               

 

Bu rüyayı yıllar önce gördüm ama her ayrıntısı hâlâ dün gibi zihnimde canlı. Kimileri için bu sadece bir rüya olabilir. Fakat benim için sıradan bir rüya değildi; yaşanmış bir hakikatti. Bu bedendeki son yolculuğum olduğunu hissediyorum...

Çocukken yıllarca aynı rüyayı gördüm. Kendimi bir savaşın ortasında görüyordum; her yer yıkılmış, gökyüzünde uçaklar bombalar bırakıyor ve ben can havliyle kaçıyordum. Bu rüya beni derinden ürkütüyordu. Neden gördüğümü hiç anlayamadım. Belki de bu yüzden savaş ile ilgili filmleri hic izleyemedim. Ergenliğe geldiğimde ise bu rüya birdenbire sona erdi.

Hayatta anlam veremediğimiz onlarca olay var. Çoğumuz “neden?” diye sormuyoruz; çünkü bize öğretilen kalıpların dışına çıkamıyoruz. Formatın dışına çıkmak, çoğu insanın aklına bile gelmez " belki birkaç “deli” hariç.

İçimde zaman zaman bazı duygular uyanıyordu. Onlara da anlam veremiyor, “saçma” deyip geçiyordum. Hayatım boyunca işaretlere dikkat etmişimdir. Bazılarını anlayabiliyordum, bazıları ise kapalı kalıyordu. Yaklaşık bir yıl boyunca şu ayet sürekli karşıma çıktı: “Ey örtüsüne bürünen” Bunun neden sürekli önüme geldiğini bir türlü çözemiyordum. Ama bunun bana bir şey anlatmak istediğini hissediyordum. Bir işaretti. Yine de “neden?” sorusu içimde cevap     bulamıyordu ta o kam deneyime kadar, her şey bu deneyiminden sonra değişti…

O gün kam ayinini yaptım. Hâlâ o günü dün gibi hatırlıyorum : « Gözlerim kapalıydı, daireler çizerek dönüyordum. Ruhumun başka diyarlara yolculuk ettiğini hissediyordum. Bir anda kendimi siyah kristallerle kaplı karanlık bir yerde buldum. Siyah kristaller beni çevrelemişti; adım atamıyordum. Birkaç saniye hareketsiz kaldım. Sonra duvar kalktı ve etrafımda Tinleri gördüm. Beni izliyorlardı. Bir Tin yaklaştı, ardından bir diğeri. İkisi etrafımda dönmeye başladı ve birden yok oldu ama etrafinda hala tinler beni izliyordu »

Bundan sonra her şey değişti, hatırlamaya başladım…Yaşadıklarım, karşıma çıkan işaretler anlam kazanmaya başladı.

Bu deneyimin ardından iki vizyon gördüm. Gözümün önünde aniden belirdiler.

İlkinde kendimi bir savaş alanında gördüm. Bu çağa ait değildi. Kılıçların ve atların olduğu bir savaştı. Atın üzerindeydim, elimde kılıç vardı ve savaşıyordum. Etrafım at sırtında savaşan erkekler doluydu.

Başka bir zaman ise farklı bir vizyon geldi. Bir ormanın içindeydim. Her yer bembeyazdı; karlı bir kış günüydü. Üzerimde uzun beyaz bol elbise vardı. Sadece elbisemi ve ayaklarımı görebiliyordum; tıpkı savaş vizyonunda olduğu gibi, kendimi, yüzümü görmüyordum. Ormanın içinde yürürken etrafımda iki beyaz kurt dolaşıyordu.

 

                 

İçimde derin bir kesinlik vardı: bu, başka bir çağda, başka suretlerde yaşadığım hayatların bir kesitiydi. Biliyordum, gördüğüm bütün insanlar, geçmişteki bütün suretlerimin bana görünmesi, kendilerini hatırlatmasıydı…

Ve Tomris… Varlığından habersiz olduğum, adını hiç duymadığım o olağanüstü kraliçe. Kam ayindan önce, tıpkı aynı o ayet gibi, ismi karşıma çıktı; o an varlığını fark ettim.

Demek ki zamanı gelince her şey yerli yerine oturuyor, taşlar bir bir tamamlanıyor ve olaylar kendi akışında şekilleniyor.

Tomris ile ilgili bir vizyonu hatırlıyorum : « Her yer karanlıktı. Yalnızca bir ateş yanıyordu ve bir kadın o ateşi izliyordu. Üzerinde hafif uzun krem rengi bir elbise vardı. Simsiyah, beline kadar uzanan düz saçlar. Yüzü çok güzeldi, hatları inceydi. Siyah,hafif siyah badem gözleri ateşe dalmıştı, izliyordu. Teninin rengi, ateşin ışığından mıydı bilmiyorum, hafif altın tonlarında görünüyordu. Elbisesi hafifçe aralanınca hamile olduğunu fark ettim… »

Bütün bu inanılmaz olaylar arasında biri vardı ki, en inanılmazı, en imkânsız gibi görüneniydi. Zihnim bile bunu inkâr etti, “olamaz” dedi. Ama hayal kurduran da zihin değil mi? O zaman neden kendi yarattığı bir şeyi reddetsin? Biliyordum bu sadece zihnimin kurduğu bir hayal değildi ona bunu kurduran birisi vardı. Bu, gerçekten yaşadığım bir andı.

O gün o kadar acı çekiyordum ki… Saatler geçmesine rağmen gözlerimden sessizce yaşlar akıyordu; ne yaptıysam durduramıyordum. Kendimi toparlamam gerektiğini biliyordum. Bir saat sonra biriyle buluşacaktım ve bu halde onun karşısına çıkmak istemiyordum.

Tam o anda bir şey oldu. Yanımda bir varlık belirdi. Saçları bembeyazdı, üzerinde yeşil bir elbise vardı, bir ışık, bir gölge, bir hologram’a benziyordu, bana sarılır gibi oldu. O an zaman durdu sanki. Ve birkaç saniye sonra kayboldu. Içime bir serinlik yayıldı, az önce durduramadığım gözyaşlarım bir anda kesildi, sakinleşip kendime geldim.

Bu evrende bilmedigimiz, cozemedigim o kadar olay varken, nerden diyebiliriz ki sadece bir kere bu dunya’ya geliyoruz ? sadece bir kere yasiyoruz ?  Bazı dinler bunu söyledikleri için mi böyle düşünüyoruz? Oysa başka bazı inançlar, dünyaya sadece bir kez değil, defalarca geldiğimizi söyler. Günümüzde birçok bilginin, dinin zamanla değiştiğini, hatta dezenformasyona uğradığını biliyoruz. Ama yine de düşünüyorum ki eğer bir bilgi var olmuşsa, onun mutlaka bir gerçek payı vardır. Çünkü hiçbir bilgi tamamen yok olmaz; bir yerde varlığını sürdürür ve belki de bir gün onu arayan kişiye ulaşmayı bekler.

Şuna da inanıyorum: Eğer bir şeyi düşünebiliyorsak, o bir şekilde vardır. Var olmayan bir şeyi hayal etmek bile mümkün değildir.

Dünyada olup bitenlere baktığımda ise kafamda pek çok soru beliriyordu. Neden bazı ülkelerde çocuklar açlıktan ya da savaştan ölüyor? Bu çocukların, bu insanların suçu ne? Neden bazı insanlar engelli doğuyor? Neden bazıları daha doğuştan büyük acılarla karşılaşıyor?    Neden bazı insanlar, aynı dünyada yaşamalarına rağmen adeta cehennemi yaşarken, bazıları cennetlerini yaşıyor?

Belki de dinlerde bahsedilen cennet ve cehennem kavramları yalnızca ölümden sonraki bir hayatı değil, bu dünyadaki yaşamı da anlatıyor olabilir. Belki de insanlar, bir önceki           hayatlarinda yaptıkları ya da yaşadıkları şeylerin sonuçlarını bir sonraki suret’te deneyimliyorlardır, yani artık o surette, o hayata geri dönüş olmaması; bunun yerine yeni bir surette kaderini yaşaması.

Her olay, kendisinden önce gelen bir ya da birden fazla sebebin sonucudur. Hiçbir şey tamamen tesadüf değildir. Her sonuç, bir tetikleyici nedenin ürünüdür ve olaylar mantıklı bir zamansal düzen içinde ilerler.

Dinlerde sıkça “ceza” kavramından, yani yapılanların bir karşılığı olduğundan söz edilir. Bu anlayışa göre her davranış bir sonuç doğurur; iyilik mükâfatla, yanlış ise bir bedelle karşılık bulur. Hiçbir eylem karşılıksız kalmaz. İnsanın yaptığı her tercih, söylediği her söz ve attığı her adım, er ya da geç bir sonuca dönüşür.

Bu perspektiften baktığımızda, bugün yaşadığımız ve “kader” olarak adlandırdığımız durumlar da başka bir anlam kazanabilir. Bu “kader”in nasıl oluştuğunu hiç düşündük mü? Kader nedir gerçekten? İnsanın bir tür yazılımı mı? Eğer öyleyse, bu yazılımın neye göre yazılıyor?

Yaşadıklarım hayata bakışımı derinden değiştirdi. Kendimi artık bir oyunun içindeymişim gibi hissediyorum. Bana verilmiş bir rol, yazılmış bir senaryo var ve ben bu sahnede kendi payıma düşeni oynuyorum. Bu yolculukta bana eşlik eden başka oyuncular da var, her biri hikâyenim bir parçası.

Biliyorum, bu suret benim hakikatim değil. Oyun bittiğinde kendi hakikatime döneceğim…

Ve Tinim o anı bekliyor…

 

Tomris 



Bu haber 1,595 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,867 µs