Ladikli Ahmed Ağa Anılıyor

Ladikli Ahmed  Ağa Anılıyor

Ladikli Ahmed Ağa 26 Haziran 2011 tarihinde saat 10.30'da Konya Ladik Çalıbağ mevkiinde anılacak.


15 Haziran 2011 18:48
font boyutu küçülsün büyüsün


Ladikli Ahmed Ağa 26 Haziran 2011 tarihinde Konya Ladik'te anılacak.



LADŞKLİ AHMED AĞA KİMDİR?

 

1304 (1888) yılında Konya Vilayetinin Sarayönü Kazasına bağlı, Lâdik (Halıcı) Kasabasında dünyaya gelir. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine'dir. Yusuflar Sülâlesindendir. Üç erkek bir kız olmak üzere dört kardeştir. Yıllarca çobanlık yaptığından dolayı muhitinde ÇOBAN AHMET olarak tanınmıştır. Sonradan Elma soyadını almıştır.

 

Manevi bir yolla kendisine Hüdâî adı verilmiştir:

 

Ol Mevla’m koymuştur Hüdâî adım

Melekler ederler gökte feryadım

Mevla’mın aşkından almışım tadım

Yansa da ayrılmaz haktan Hüdâî

 

Hatice Hanımla evlenmiştir. İkisi oğlan dördü kız olmak üzere altı tane çocuğu vardır. Hâlâ hayatta olan çocuk ve torunları vardır.

 

Okur Yazarlığı Hikmeti ilahi ÜMMÎDİR (Okuma yazması yoktur). Bu durumunu şu beytinde dile getirmektedir:

 

Bir Üstaddan okumadım, yol nedir erkân nedir.

İım-i Zahir okumadım, kalpteki bürhan nedir.

Ey beni yaratan Hüda’m, cümle bilgi sendedir.

Dertliler geldi kapına, hem dermanı sendedir.

 

İmzasını atamadığı için mühür kullanırdı. Mektuplarını kâtipleri yazardı. Bir arkadaşından mektup geldiği zaman kâtiplerine okuturdu. Cevabî mektuplarını da yine onlara yazdırırdı.

 

Dinî kültürü hakkında “Allâh ondan razı olsun, ben dinimi diyanetimi tabur imamımızdan öğrendim” demiştir.

 

Askerliği

 

Yirmi altı sene askerlik yapmış bir İstiklâl Savaşı gazisidir. Kanal Harekâtı’nda İngilizlere karşı arkadaşları ile birlikte harp ederken, sağ omzundan hilâl şeklinde yaralanır. En yakın dört arkadaşının kahramanlıklarını ve şehit düşüşlerini yaralı bir vaziyette seyreder. Sonra oraları düşman istilâ eder. Düşman askerleri,yaralı askerlerimizi, “Ölmeyen kalmasın!” diyerek süngülerler. Bu esnada Ladikli Ahmet Ağa başını bir şehidin kolunun altına sokar. Düşmanlar, “Hiç diri asker kalmadı.” diyerek uzaklaşıp giderler.

 

Orada, aç susuz yaralı bir vaziyette kalır. O anda bulunduğu yeri de düşman işgal etmiştir. Ellerini açarak yalvarır: “Allah’ım, beni düşman eline bırakma!” Cenâb-ı Hakk’ın izniyle Hızır aleyhisselâm atıyla gelir. Ladikli Ahmet Ağa'ya matarasından bir bardak aşk şerbeti içirir. Ancak yarısına kadar içer, tamamını bitiremez. Şerbeti içtikten sonra açlığı ve susuzluğu bir anda gider. Yaranın verdiği ağrı ve hâlsizlik de son bulur. O zaman dili söylemeye başlar:Ne garip garip bakan Tîh’le Tûr’aÖmründe kuş bile uçmadı bura Seni Hakk’a yaklaştırdı bu yara Yansa da ayrılmaz Hakk’tan HüdâîAşk elinden içtim aşkın dolusun Yalvar Ahmet sen Rabb’ının kulusun Hak yolunda arzuhâlin bulunsun Yâ Muhammed sen hidâyet gülüsün Hızır aleyhisselâm, “Gel seni hastaneye götüreyim.” deyip atına bindirir ve Kudüs’teki hastanenin kapısına getirir. Hızır aleyhisselâm, "Seninle arkadaşlığımız bundan sonra da devam edecek." deyip oradan uzaklaşır gider. Hastanedekiler, yaralı asker gelmiş diyerek onu içeri alırlar.Biraz sonra hastanenin içerisi türüm türüm kokmaya başlar. “Bu nasıl askermiş!” deyip, elbiselerini, potinlerini koklarlar. Ladikli Ahmet Ağa ise hastanede tedavi olduktan sonra tekrar cepheye koşar: Ladikli Ahmet Ağa askerlik hatıralarını anlatırken şöyle demişti: “Cephenin birisinde arkadaşımla birlikte düşmana esir düştük. Esir kampı dağlık bir yerdeydi. Etrafı nöbetçilerle doluydu Arkadaşım bana gelerek, ‘Ahmet.. İkimizin de burada esir durması vatanımız için zararlıdır. Ben nöbetçileri meşgul edeyim. Sen kaç, kurtul, cepheye git.’ dedi. Ben de ona, ‘Senin yapacağın işi ben yapayım.’ dedim. Arkadaşım, ‘Yâ Allah bismillah!’ deyip yanımdan kayboldu. Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra arkadaşımla buluştuk. Allah'a şükürler olsun ikimiz de esirlikten sağ salim kurtulduk.Seferberlikte değil insanlar, hayvanlar bile açtı. Kazanın içerisinde koskoca bir kemik kaynardı. Havada uçan kuşlar yemeğe hücum etmesinler diye kazanın başında eli sopalı muhafızlar bulunurdu. Önümüze getirip koydukları zaman, iki kaşık şıkırtısından sonra hemen tükenirdi. Topla tüfekle harp etmek şöyle dursun, süngü harbi yapardık. Süngü süngüye geldiğimiz zaman, düşman elektrik çarpmış gibi olurdu. İçimizde öyle yiğitler vardı ki, düşmanın attığı el bombalarını patlamadan kapıp tekrar düşmanın üzerine atarlardı.Yaşasın komutanlar hazırız emrinize Hangi düşman dayanacak çarklanan süngümüze Atamızdan miras kaldı bu nazlı vatan bize Var mıdır karşı çıkacak yıldırım harbimize“Sen madalya almadın mı?” diye soranlara, “Savaştan sonra madalya dağıttılar. Geri hizmette bulunan bir askere madalya vermemişler. Onun ağlamasına dayanamadım; çıkarttım, madalyamı ona verdim. Bir sevindi ki görecektiniz... Sen neden gazilikten maaş almıyorsun? Gazilik madalyası olanlar maaş alıyorlar.” Denilince de “Birkaç günlük askerliğim var, onu da paraya mı çevireyim.” demiştir.Ladikli, Cenabı Hakkın, kullarına rahmet ve merhametinin bir eseri olarak gönderilen, Mevlâ’mın bir askeri idi. Osmanlının son dönemlerini yaşamış ve Osmanlı askerlik terbiyesi almıştı. yirmi altı yıllık askerlik hatıralarını anlata anlata bitiremezdi. Seferberlikte başından geçenleri anlatırken, hem kendisi ağlar hem de misafirleri ağlatırdı. İstiklâl Savaşı gazisi idi. O, açlık susuzluk ve yokluğun yaşandığı çileli harp yıllarını, Mehmetçik’in yaptığı kahramanlıkları gelecek nesillere aktaran canlı bir şahitti.

 

Not: Ladikli Ahmet Ağa’nın Konya Kadınhanı İlçesi Askerlik Şubesindeki askerlik dosyası üzerinde yapılan inceleme neticesinde, seferberlik zamanında l5 – 16 yaşlarında askere alındığı, en az 16 Yıl , en fazla 26 Yıl askerlik yaptığı sonucuna varılmıştır.

 

Askerlik Sonrası Vatanın kurtuluşundan sonra askerden bir gazi olarak memleketi Lâdik’e dönmüş ve vefatına kadar burada örnek bir şahsiyet olarak yaşamıştır. Hayvancılık ve tarımla geçimini sağlamıştır.

 

Zamanının çoğunu odasına gelen misafirlerine hizmet ederek geçirmiş, onları iyiliğe ve hayra davet etmiş, kimseyi ayırmadan herkese duâ etmiş, sohbetinde katılan hiç kimseyi eli ve gönlü boş çevirmemiştir. Boş kaldığı zamanlarda dağlarda çobanlık yapmış, tarla ve bahçelerini ekip biçmekle meşgul olmuştur.

 

Hocası Hızır (A.S.)

 

 Onu her yönüyle tanıyan bilen 40 sene arkadaşlık yaptığı hocası Hızır Aleyhisselâmdır. “Hocamı yedi adım geriden takip ederim. Hocam yüzüme baktığı zaman, yüzümün rengi solar. Hocam bana derdi ki: ‘Hüdâî! Ben çok evliya ile arkadaşlık yaptım. Sendeki hâli görmedim.” Bazen, “bende bir şey yok. Çobanın birisiyim” der. Bazen de âdeta coşarak “Oğlum benim hocam ilim deryasıdır. Ne soracaksanız sorun. Ben size bir peygamberin hayatını günlerce anlatırım. Fakat sizler dinlemeye tahammül edemezsiniz.” derdi:

 

Söyleyen var söyleten var İlm-i Hikmet öğreten var Ol kapında bekleyen var Affımı isterim Allâhım.

 

Bir gün evinde abdest alırken hocası çıkagelir. Heyecanlanır. Hocası “Mevlâna, sana bir abdest almasını öğretemedik” der. Dedem de “Ne yapalım efendim. Bir çobanı peşinize taktınız. Çoban bu kadar becerebiliyor” deyince “Ahmet! Ahmet! Ne abdest arıyorlar, ne namaz; KALB-İ SELİM arıyorlar... der. 

 

Son Günleri ve Vefatı Son zamanlarında hasta yatarken "Sen gidince bizler ne yapacağız Ahmet Ağa?" diye ağlamaya başlayan misafirlerine, yataktan doğrularak "ALLÂH var oğlum. Allâh var, keder yok!" demiştir. Evlatlarından birisi eline varıp, "Baba hakkını helal et" dediği zaman "Oğlum bende üç emanet var. Onları sahiplerine verirsen, hakkımı helal etmiş olacağım. Sen olmasan da onlar emanetleri alıp götürecekler. Ama sen de onları görsen iyi olur" der.

 

Ve tarihler 8 Haziran 1969 Perşembeyi gösterirken rahmet-i Rahman’a kavuşur.

 

Vefatından bir kaç ay sonra. “Haydi, odaya gel emanetleri ver.” diye bir ses duyar. Odaya geldiği zaman odanın kapısı kilitli olduğu hâlde iki kişi içeride namaz kılmaktadır. Hemen o da namaz kılmaya başlar. Birisi bembeyaz örtüler içerisinde kapalı bir vaziyettedir. Açık olan konuşur. “Sen otur dayanamazsın.” der. Gece sabaha kadar namaz kılarlar. Emanetleri isterler. Emanetlerin birisi Tayy-i Mekân elbisesi. Birisi mühür, öbürü de şeceredir. “Beraber kabrine kadar gidelim. Babanın kabrini birlikte ziyaret edelim.” derler. Yolda giderlerken bir şahıs bunları görür. “Bu adam fazla yaşamaz” derler. Kapalı ve bürgülü olan kabristanın biraz dışında namaz kılar. Namaz kıldığı yerde o sene otlar kurumaz. Kabirden ayrılıp ağaçlık bir yerden geçerlerken içlerinden bir tanesi ‘ALLÂH!’ deyince ağaçlar secdeye kapanır gibi olur. Oğlu oraya düşer bayılır. Onlar da giderler, gözden kaybolurlar.Kabri, Lâdik Kasabası mezarlığındadır. 

 

*

NESİMİ HAZRETLERİ

   

Dedemin Nesimi isminde evliya olan bir arkadaşı varmış. Bu arkadaşı, insanlar tarafından bilinmeyen fakat dedemin bildiği evliyalardan imiş. Akşama kadar sokaklarda dolaşır, insanların bıçaklarını keskinleştirir, onlara bir şeyler satar, yani çerçicilik yaparmış.

 

İşin ilginç tarafı, kazandığı paraları fakire dağıtan, kendisi de çile ve zorluklar içerisinde yaşayan fukara-yı sabirinden. Öyle ki çocuklar sattığı şeyleri çalar, yağmalar, yine de hiç kızmazmış. Çaldıklarını gördüğü hâlde görmezlikten gelirmiş.  

Bu durumu gören ve bilen Nenem:

 

 —Senin arkadaşın ne biçim bir çerçi! Çocukların aldıklarını görüyor, ne parasını istiyor, ne de geri alıyor. Çocuklara da hiç kızmıyor; bu ne hâldir, diye sorar. Dedem:

 

—Onun görevi de o. İleride iyi insan olacak çocukların başını okşuyor, sırtını sıvazlıyor, demiş.

 

Nenem de bu cevaptan bir şey anlamayarak ve adamın da garip hâlini görerek:

 

—Eşeğinin üstündeki heybede kırk tane yama var. Gâliba çok fakir birisi, deyince dedem:

 

—O yamalı heybesiyle kuyulardan çok insan çıkardı, demiş. Nenem:

 

—Çok ağlıyor herhâlde. Yüzünde, gözyaşlarının akmasından izler meydana gelmiş.

 

Dedem:  

—Onun gördüklerini görsen, sen de çok ağlarsın. O, çocukların ileride nasıl bir hayat süreceklerini görür. Dayanamaz, çok acır, çok merhametlidir; bu yüzden çok ağlar, der.

 

Bu Nesimi hazretlerinin, kendisi gibi çok değerli bir de hanımı varmış. Nesimi hazretleri bir gün:

 

—Hanım ayrılık yakın. Allâhü a‘lem, ben yakında dünyamı değiştireceğim, deyince hanımı ağlamaya başlar ve:  

—Sen ölmeden ben öleyim. Ben sensiz ne yaparım bu dünyada, diye gözlerinden sel gibi yaşlar akıtır. Eşini teselli etmek isteyen Nesimi hazretleri:

 

—Hiç kaygılanma hanım, inşâallâh benim kabrime gelirsin, dünyada sağken konuştuğumuz gibi yine orada da konuşuruz, der.  

Bir müddet sonra Nesimi hazretleri söylediği gibi Allâh’ın rahmetine kavuşur. Aradan birkaç gün geçince hanımı kabrine ziyarete gider. Ancak ne görüşebilir ne de konuşabilir. Kocasının dediği gibi konuşup dertleşemediği için üzülür ve bu şekilde kabirden ayrılır. Eşinin başına bir hâl geldiğinden korkar. “Bari onun gibi olan arkadaşıyla konuşayım, bu durumu söyleyeyim” diyerek dedeme gelir ve:

 

—Herhâlde başı selâmette değil. Bir de sen git kabrine bakayım, sana bir şey diyecek mi? der.

 

Dedem de hazretin kabrine gider, selam verir. Az sonra kabirdeki yatan arkadaşı dedeme şöyle seslenir:  

 

Dünyada pişirdim bir gaflet aşım

Secdeden çekmeyeydim n’olaydı başım

Sorguya başladı musalla taşım

Ben Rabbimi bilmez miyim ya melek!

 

Ol Hakk’ın bağından çağrıldım bir gün

Yolunda giderken sandım bir düğün

Mezara varınca işittim bir ün

Ben Rabbimi bilmez miyim ya melek!  

 

Akıl fikir ayrı düştü ol tenden

Ol ruhum bile ürker oldu benden

Ey beni yaratan, hidayet senden

Ben Rabb’imi bilmez miyim ya melek!  

 

Ol kabir solmadan sıkmaya durdu

Zebaniler gelip gürzünü vurdu

Çok şükür Rabb’im hidayet virdi

Ben Rabb’imi bilmez miyim ya melek!

 

Ol nazik tenim de döndü soğene

Hiç elâ gözlerim bakmaz cihane

Yedi gün sorguda kaldım divane

Ben Rabbimi bilmez miyim ya melek!  

 

Kaldırdım kafamı sapmaya vurdum

Ruh cesetten ayrılmış kaçarken gördüm

Çok şükür Mevlâ’ya sualin verdim

Ben Rabbimi bilmez miyim ya melek!  

 

Sağ yanımdan sekiz kapı açıldı

Hem türaba misk-i amber saçıldı

Yakasız yensiz hulleler biçildi

Ben Rabb’imi bilmez miyim ya melek!

 

 

 http://www.ladikliahmedhudai.com/ana_sayfa.htm








Bu haber 3,327 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (14)
  • Ferid / 22 Haziran 2011 00:34

    Bunlar ne için gerekli, sorucam sorucam soramadım kimseye...


    "Emanetlerin birisi Tayy-i Mekân elbisesi. Birisi mühür, öbürü de şeceredir"

    Anlamı, önemi ve mahiyetini kavrayamadım... Araştırdım ama net ve kesin bir bilgi bulamadım.
  • utku / 18 Haziran 2011 01:17

    DÜNYADA ZİYARETLERİNDE AHİRETTE ONLARIN ŞEFAATLERİNE MAZHAR KILSIN MEVLAMIZ.
  • Nureddin / 17 Haziran 2011 18:41

    Bu vesile ile Haci Veyiszade (K.S.) ve Mahmud Sami Ramazanoglu (K.S.) Hazretlerini de unutmamak, unutturmamak gerektigini paylasmak isterim. Ladikli Ahmet Aga´nin hayatinda rastladigimiz bu mübarek isimlere o kadar cok sey borcluyuz ki. Cenab-i Rabbimiz her ücünün sefaatlerine bizleri mazhar kilsin. Ayrica yukarida isimleri gecen büyüklerimizi derin bir saygi, sevgi, muhabbet ile seven ve anlayan Muhterem Tarik C. Agabey´in de güzel ellerinden öpüyorum. Canimiz Agabey´imiz yolunuz acik olsun!...
  • Anahtar / 17 Haziran 2011 10:35

    Erenler aşkına..

    Resullulah aşkına, Eshab-ı Kiram aşkına, bu erenler aşkına tüm ümmet-i Muhammed'e kabirde meleklerinle iltifat eyle ya Rabbi.

    Amin
  • bekir öztürk / 17 Haziran 2011 07:42

    şefaatini nasip eyle yarabbi

    Allahın rahmeti bereketi ahmed ağamıza ve tüm ALLAH dostlarına veee güller gülüne olsun.....
  • mikail / 17 Haziran 2011 02:24

    KALB-I SELIM OLMAK

    AKSA MESCIDINDE EZAN OKUNUR,
    ARAP MUEZZININ SESI DOKUNUR,
    KAHPE DUSMAN BURA NASIL SOKUNUR,
    HEMEN BIR HIZMATA DAHA KOSAYIM....
    AHANA DA DELI GONUL AHANA!..
    BU DUNYADA HERSEYLER BIR BAHANA.
    TOPRAK KOYSAM ALTIN OLUR SAHANA!
    BIZE BIR HAL GELDI MUBAREK OLA.
    YUNUSLAYIN GOYNUR OZUN,
    BU DUNYADA YOKTUR GOZUN,
    SEKER KAYMAK BALDIR SOZUN,
    SELAM SANA YA MUBAREK!!!
    sen neden gazlik maasi almiyorsun?Gazilik madalyasi olanlar maas aliyorlar denilincede"Bir kac gunluk askerligim var,onuda paraya mi cevireyim"
    DEFTERIMI ALIP OKUYUP DURMA!
    GIZLI SIRLARIMI AYANA VURMA!
    BU FANI DUNYA'DA EYNELIP DURMA!
    GECELERDE DOGAR NUR-I MUHAMMED! sayinMUSTAFA OZDMAR basta olmak uzere tum kalem dervislerine selam olsun!!!
    HAYIRLI CUMALAR.....
  • K.ELMAS / 16 Haziran 2011 14:05

    EN BÜYÜK NİMET

    ONALARLA BİRLİKTE OLMAK BİR VELİNİN YÜZÜNE BAKMAK NE LÜTÜF NE NASİP
    İKRAM EYLE YA RAB
    İKRAM EYLE YA RAB
    İKARAM EYLE YA RAB
    AŞKI MUHABETTE KATANLARA SELAM OLSUN
  • shems ondokuz / 16 Haziran 2011 12:16

    Hu

    SubhanAllah, SubhanAllah, SubhanAllah...
  • ali_diye_birisi / 16 Haziran 2011 10:46

    Selamun Aleykum

    Bu Ümmetin Ahmet Ağa gibilere her zaman ihtiyacı var
    Düşman Kavi Talih Zebun....
  • Han / 16 Haziran 2011 09:02

    Öyle ki.....

    Ladikli Ahmet Ağa Allah (c.c.) ondan ve hepsinden razı olsun. Himmetlerini hazır eylesin. İnşaaallah.
    Kabri başında bu dünyada kendisi yolunda devam eden birine hizmet etmek arzusu gönlümde tutuştuğunda, duama müteakip geçen zamanda kendimi apartopar ney hocamın önünde buldum. Birgün sohbet esnasında hocam Ladikli Ahmet Ağadan bahsedince dona kalmıştım. Dahası bu gelişin Ladikli Ahmet Ağa kanalıyla olduğunu söylediğinde ise hayretim tasavvur edilebilecek gibi değildi. Ettiğim duayı hatırlıyordum.. Öyle ki o duayı bile nasıl edebildiğimi bilmeden... Bir Hızır a.s. aşkıyla...
    Allah (c.c.) ney hocamdan da razı olsun.
  • ateş / 16 Haziran 2011 00:10

    affet ya Rab, affet ya Rab, affet ya Rab!
  • nurhan / 15 Haziran 2011 23:45

    Allah şefaatlerini nasip etsin ınşallah amin amin amin
  • bircan / 15 Haziran 2011 23:36

    ladikli Ahmet aga

    ladikli Ahmet aga ve bütün Allah dostlarini cok seviyorum Allahim sefaat ve himmetlerini nasip etsin mezarini ve odasini ziyaret ettim gecen yil Allahim kabul etsin inanirmisiniz bilmem birkac yil önce kendisini iki kere gördüm almanyada ogün icimde sevinc ve heyecan vardi carsida bir dükkanda konustuk kiyafeti ilgimi cekti birsüre sonrayine gördüm ozaman gözgöze geldik gülümsediuzun zaman sonra ladikli Ahmet aganin resimlerini gördüm ayni kiyafet icindeki resmini görünce cok sasirdim Allahima sonsuz sükürler olsun ben konyaliyim ama Hüdai hazretlerini cok gec tanidim bilmeyenlere tanittiginiz ve hatirlattiginiz icin tesekkürler Allah razi olsun
  • Abdulkadir / 15 Haziran 2011 22:50

    selam

    Allah bu büyük insanı tam anlamıyla anlamayı nasip eder bize inşallah.. amin..