MU Uygarlığı VE NAACAL Tabletleri

MU Uygarlığı  VE NAACAL Tabletleri

MU UYGARLIĞI VE NAACAL Tabletleri


28 Mayıs 2018 08:11
font boyutu küçülsün büyüsün


Batık Mu kıtası ve Mu uygarlığı hakkındaki bilgilerin çok büyük bir bölümü, 19. yüzyılda yaşamış olan İngiliz araştırmacı James Churchward’ın incelemeleri neticesinde gün yüzüne çıkmıştır. İngiliz silahlı kuvvetlerinde albay olan Churchward, 1880’li yıllarda Hindistan ve Tibet’te görevle bulunduğu sıralarda bu kıta hakkındaki ilk bilgilen edinmiş, emekliliğinden sonra da Orta Amerika’da araştırmalarını tamamlayarak bu batık uygarlık hakkında beş eser yazmıştır.

Bilim dünyası, gerek Churchward’ın ortaya çıkardığı Mu uygarlığının, gerekse bir diğer batık kıta olan Atlantis’in varlıklarını kuşkuyla karşılamaktadır. Ancak yine bilim dünyası, bu iki kıtanın battığı öne sürülen tarih olan 12 bin yıl önce dünyada büyük bir jeolojik olayın yaşandığını onaylamaktadır. Kaldı ki, dünyanın hemen her yerindeki kavim ve milletlerin tufan efsaneleri de, büyük bir felaketin yaşandığını doğrulamaktadır ve bilim dünyası ister kabul etsin, ister etmesin, Mısır, Maya kalıntıları, Paskalya adası uygarlığı gibi bugün nasıl ortaya çıktıkları izah edilemeyen birçok eser bu batık kıta uygarlıklarının varlığı ile mantıklı izahlara kavuşabilmektedir. 


Ancak, dünyanın geçirdiği tufan felaketi nedeniyle çok az belge ve bulgunun kalmış olmasına rağmen, bu belge ve bulgular, insanoğlunun dünya üzerindeki uzun geçmişinde, günümüz uygarlığının dışında en az bir büyük uygarlık daha yaratmış olduğunu ve hatta bugünkü uygarlığın temellerinin de bu eski uygarlıkta atıldığını ortaya koymaktadır.

James Churchward 1883’de, Batı Tibet’te bir manastırda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çıkarttı. Tibet’te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkındaki araştırmaları doğrultusunda Tibet’teki manastırları dolaşırken, yolu Batı Tibet’te bir manastıra düştü. Bu manastırın, “Büyük Rahipler Kardeşliğinin” önde gelen üyelerinden olan başrahibi Rishi, Churchward’a, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış “Naacal Tabletleri”ni gösterdi

Rishi’nin Churchward’a, binlerce yıldır sır olarak saklanan tabletleri niçin gösterdiği bilinmiyor. Ancak, kendisi de bir inisiye olan Rishi’nin, başka kanallardan da olsa Ezoterik doktrini bünyesinde yaşatan bir diğer kardeşlik örgütüne, Masonluğa üye olan Churchward’ı kendisine yakın bulduğu ve bazı sırların batı dünyasına açıklanması zamanının geldiğine inandığı tahmin ediliyor.

Rishi, bu düşüncelerle Churchward’a iki yıl boyunca üstatlık yaptı ve sadece büyük rahiplerin bildiği, Naacal Tabletlerinin yazıldığı ölü dili kendisine öğretti.

Naacal dilini öğrenen ve tabletleri inceleyen Churchward, bu tabletlerin ışığı doğrultusunda batık kıta Mu ve uygarlığının izlerine rastlamak umuduyla 50 yıl süren araştırma gezilerine başladı.

Pasifik okyanusundaki hemen bütün adalarda, Sibirya ve Orta Asya’da, Avusturalya’da, Mısır’da incelemeler yapan Churchward’a yeni nur kaynağı Meksika’da parladı. Amerikalı Jeolog William Niven, 1921-23 yılları arasında Meksika’da yaptığı kazılarda, 11.500-12.000 yıl önce yazıldıkları saptanan 2600 dolayında tablet buldu. Bu tabletlerdeki yazılar ne Niven tarafından, ne de tabletler üzerinde uzun bir inceleme yapan Carnegie Enstitüsü uzmanlarından Dr. Morley tarafından okunamadı. Tabletlerin varlığını duyan Churchward Meksika’ya gitti ve Tibet’te öğrenmiş olduğu Naacal diliyle yazılı olduklarını ispatladığı Meksika tabletlerini çözmeyi başardı. Tibet tabletlerinde eksik kalan bilgilerini Meksika tabletleri ile tamamlayan Churchward, batık uygarlık Mu hakkında büyük yankılar getiren eserlerini yazdı.

Churchward ve Niven’in bulguları, Mu kıtasının bugünkü Pasifik okyanusunun oldukça büyük bir bölümünü kapladığını, Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adaları ile diğer Polonezya adalarının bu batık kıtadan artakalan parçalar olduklarını ortaya koydu. Danimarkalı araştırmacı ve yazar Eric Von Daniken de, birbirlerinden binlerce kilometre uzakta olan bu adalar kültürlerinin şaşılacak derecede benzediğine işaret ediyor.

Churchward’a göre Mu kıtası, doğudan batıya 8 bin kilometre, kuzeyden güneye de 5 bin kilometre uzunluğunda dev bir ada kıtaydı. Naacal tabletleri bu kıtanın, uygarlığın beşiği olduğunu öne sürmektedir. Yaklaşık 70.000 yıllık bir uygarlık geçmişine sahip olan Mu, zaman içerisinde tüm dünyada birçok koloniler ve büyük imparatorluklar oluşturmuştur.

Mu uygarlığının ne zaman başladığı bilinmiyor. Naacal Tabletleri ve Meksika’da bulunanlar bu konuda aydınlatıcı olamadı. Ancak tabletler, Mu’nun kolonileşme ve uygarlığının temelini oluşturan dinini yayma aşamasına 70 bin yıl önce geçtiğini gösteriyorlar.

15 bin yaşında oldukları belirlenen Naacal Tabletleri evrenin başlangıcı ve ortaya çıkışı konusunda ayrıntılı öngörüler kapsamakta. Bu tabletlere göre, evrenin başlangıcında sadece ruh vardı. Daha sonra bu ruhtan, bir kaosun hâkim olduğu uzay var oldu. Zamanla kaos yerini giderek düzene bırakmaya başladı ve uzaydaki şekilsiz ve dağınık gazlar biraraya geldi. Bu gazlar güneş sistemlerini ve gezegenleri oluşturmak için katılaştı. Katılaşma sırasında önce hava, sonra su oluştu. Sular dünyayı kapladı. Güneş ışıkları havayı ve suyu ısıttı. Bu ışıklar ve toprak altındaki ateş, üzerinde su bulunan toprakları yükseltti ve bunlar açık toprak oldu. Güneş ışıkları suyun içinde ve balçıkta kozmik hayat yumurtalarını (Rna-Dna) oluşturdu. İlk hayat sudan çıktı ve tüm yeryüzüne yayıldı.


Mu uygarlığı bir imparatorluktu ve imparatorların unvanı, güneşin oğlu da denilen “Ra Mu” idi. Mu imparatorluğunun bir diğer adı da “Güneş İmparatorluğu”ydu. Mu dilinde “Ra” kelimesi, güneş anlamına geliyordu. Mu’nun kolonisi olan Mısır’da da güneş tanrıya “Ra” adı verilmiştir. Ayrıca, kökleri Mu uygarlığına kadar uzandığı sanılan Japonya’da da imparatorun unvanı “Güneşin Oğlu” dur. Bunun yansıra eski Maya ve İnka uygarlıklarında da krallar aynı unvanı kullanmışlardır.

Mu dininin dört temel kavramı vardır:

1- Tanrı tektir. Her şey ondan var olmuştur ve ona dönecektir.

2- Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.

3- Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.

4- Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrıya döner ve onunla birleşir.

Kaynak: JAMES CHURCHWARD
http://www.galaksiarsivi.com/mu-uygarligi-ve-naacal-tabletleri/








Bu haber 2,504 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (3)
  • Selim Turan / 30 Mayıs 2018 21:32

    Üçleme bir Çorba...

    James Churchward Nepal'e ve Tibet'e gidiyor. Tibet'te 15000 yıllık (o tarihte tabletlerin yaşını nasıl tespit etmiş/ettirmiş?) tabletler kendisine gösterildiğini iddia ediyor. Tabletlerde Mu kıtası ve kıtadaki medeniyet hakkında bilgiler içeriyor diyor.

    Gelelim o bilgilere: Tibet'tesin İlahsız/Tanrısız bir dine sahip insanların coğrafyasındasın. Orada bir keşişten 15000 yıllık Tablet ediniyorsun. Tablette, bulunduğun yerden binlerce kilometre uzakta Mısır topraklarında olan dinin Güneş İlahı olan RA'yı hikaye'ye montajlıyorsun. Sonra, ama Onlar "Tek Tanrıya" inanıyorlarladı O Tanrıya da RA diyorlardı şeklinde konuyu çorba ederek her kesimin ilgisini zihnini konuya çekiyorsun. Sonra Tanrı'dan kut sahibi Hakan veya Kral imajını kullanarak Liderlerine Ra-Mu derlerdi diyorsun.

    Ne olmuş oluyor böylece: Budizm + Paganizm + Monoteizm (Tektanrıcılık) Üçlemesini kurgulanmış ve bu 3 kesimden alıntılanan konuya mistik gizem, güya ilahi arkaplan eklenmiş oluyor.

    Tanrı' dan Kut sahibi lider Kağan Han Kral imgesini de konuya yerleştiriyor ki tarih bu şekilde iddia sahibi batıl veya hak şahsiyetler ile dolu. Zihinler bunda gizem arasın labirentte yeni bir çıkmaz yaratılsın...

    Tabi yerseniz...
  • Osman / 29 Mayıs 2018 20:48

    Dolmabahçe Sarayı’nda binlerce yıllık antik tabletler

    Aralık 1936. Çankaya Köşkü.

    Türk Tarih Tezi üzerinde çalışmalar yapan Mustafa Kemal Atatürk’e önemli ve son derece gizli bir paket gönderildiği haberi ulaşır.

    Nisan 2015. Dolmabahçe Sarayı.

    İstanbul Boğazı’nda yaşanan bir gemi kazası sonucu alt bölmeleri hasar gören Dolmabahçe Sarayı’nda binlerce yıllık antik tabletler ortaya çıkar.

    Ulusal Arkeoloji Kurumu ve Hakan Geda’nın tabletleri incelemek üzere katıldığı bir toplantı sırasında büyük bir saldırı yaşanır ve antik tabletler kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırılır. Bu olaydan yalnızca iki hafta sonra İstanbul şiddetli bir depremle sarsılmaya başlar. Marmara fayı kırılmış ve beklenen felaket gelmiştir.

    Bütün Türkiye’yi dehşete sürükleyen depremin ardından dünyanın farklı yerlerinde başka doğa olayları da yaşanmaya başlar. Peki tüm bunların Atatürk’ün tarih çalışmaları ve Dolmabahçe Sarayı’nda ortaya çıkan antik tabletlerle ilgisi nedir?

    Hakan Geda hükümetin desteği ile Moğolistan’ın ıssız topraklarında hayatı pahasına bir maceraya atılır. Gobi Çölü’nün derinliklerinde karşılaştığı gerçekler ise Atatürk’ten bu yana başlayan zincirleme reaksiyonun nihai noktasıdır ve tüm dünya korkunç bir teknolojiyle karşı karşıyadır.

    Gerilimli olay örgüsü ve her sayfaya yayılmış nefes kesici aksiyonuyla Kayıp Kıta, Cenk Kayakuş’un macera romancılığında geldiği noktayı bir kere daha vurguluyor.

  • Volkan / 28 Mayıs 2018 18:31

    Naacal Tabletleri

    Selamlar,Mu Kıtası,Tahsin Mayatepek'un araştırmalarına ve Churchward'ın çevirileri için verilen çabalara saygım sonsuz ancak Naacal tabletleri ile ilgili bilimsel bir bulgu yok.Kısacası bu tabletler sadece Churchward'ın sözlü anlatımları ile varlar.Ortada hiçbir belge veya kalıntı yok.






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar