Türk Kozmogonisinde “Rabbani” ve “Akınış” Kavramları

Türk Kozmogonisinde “Rabbani” ve “Akınış” Kavramları

Türk Kozmogonisinde “Rabbani” ve “Akınış” Kavramları


11 Ocak 2018 08:14
font boyutu küçülsün büyüsün


Türk Kozmogonisinde “Rabbani” ve “Akınış” Kavramları


EZİL ALT ELİZ     Biz transfer olmuş halkız
AT UÇU BU AQINIŞ    Namdar lider yaptığı akın sonucunda
AP AQ-ONIS ALT AW    Tanrı'ya doğru kozmik olarak akmış bulunuyor
ATINÇIS A     Vücudundan atılma yoluyla
ÖT ESİNİS     Geçmiş olması nedeniyle
OQ ANIRUDU     Biz onun ruhunu anan
ÖKÜK ANT ELİG     RABBANİ ant halkıyız.
Kylver yazıtı (Kazım Mirşan’a ait okumadır)

Yukarıda yer alan metin Baltık Denizindeki Gotland adasının en eski yazıtlarından olan Kylver yazıtının araştırmacı-yazar Kazım Mirşan tarafından okunmuş halidir. Bu yazıt ilk bulunduğunda alfabesi çözülemediğinden okunamamış, ancak sonradan yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde ÖN-Türkçe ile yazılmış olduğu anlaşılmış, Kazım Mirşan haricinde parmakla sayılacak kadar az araştırmacı tarafından da okunmaya çalışılmıştır. Kazım Mirşan haricinde yapılan bu okumalar, akademik düzeyde çelişkiler barındırması nedeniyle muteber kabul edilmesi mümkün olmamıştır. Ancak tüm bu araştırmaların Türk tarihinin araştırılması ve topluma aktarılması hususunda katkılarının göz ardı edilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle burada biz Kazım Mirşan tarafından yapılan okumayı esas alacağımızı öncelikli olarak belirtmek isteriz.


 Kylver yazıtı da Ön-Türklere ait diğer bir çok yazıt gibi bir çok anlaşılması ve anlamlandırılması zor kavramları ihtiva etmektedir. Bu nedenle burada Kylver yazıtını değil bu yazıtta da geçen “Rabbani” kavramını ve “Akınış-AK-ONİS” kavramlarını Türk kozmogonisi ve kozmolojisi kapsamında irdelemeye çalışacağız.

  

  Derya kardeşimize Teşekkürler resim İçin 


 İslam dini literatüründe de yer alan RABBANİ kavramı, Kuran'da Ali İmran suresinin 79 ayetinde “Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah kendisine kitap, hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" desin. O ancak şöyle der: "Öğrettiğiniz şu Kitap'a ve okuyup araştırdıklarınıza dayanarak Rabbânîler olun!" denmek suretiyle açıkça geçmektedir. Ayetin Arapça orjinalinde de “RABBANi” kavramı geçmektedir. Peki islam literatüründe de yer alan Rabbani kavramı ile anlatılan şey nedir? Ayette açıkça kitabı öğrenen ve öğreten olmaları sonucu RABBANİ olun denmektedir. Yani RABBANİYET bir süreç sonrasında ortaya çıkan bir vasıf ya da durum olarak ifade edilmiştir.


Peki Türk kozmogonisinde RAB -ÖK ve RABBANİ-ÖKÜK kavramı neyi ifade etmektedir? İsveç'te bulunan Ön-Türklere ait Möjbrö Taşında yer alan metni irdeleyerek ÖK ve ÖKÜK kavramlarını anlamaya çalışalım. Metnin okunuşu ve tercümesi şu şekildedir:


ÖÇ       Sahip
ÖK OQ ESİD EKİZ     RAB, kuantum olarak bilinen
ES EKİN EKİNİK     Can olan şeyin
OQ-ÖK      kuantum rabbıdır
ÖÇ-ÖK AQIN ÖK-UR EKİR   Sahip Rabba akma hususundaki rab kararı olan
ÖK-UR ÖG      Rab kararı öğesidir.

Bu metinde RABBİN kuantum olarak bilindiği, canın da kuantum RABBI olduğu, Rabba akma olgusunun da RABBIn emri olduğu ve bu suretle bu kararın da RABBIN kararları içerisinde yer aldığı anlatılmıştır.

 


Bir çok yazıt ve taşlarda da aynı yönde bir “RAB” kavramı anlatılmıştır. “ÖK-RAB” kavramı bazı metinlerde kralları tarif ederken de kullanılmıştır. Bu da bize iki şeyi açıkça göstermektedir: İlk olarak, “RAB” kavramının kralda mevcut bulunan tüm vasıfları içerdiği, “RAB” ile kralın yetkileri ve görevlerinin kıyaslanacak düzeyde benzerlik gösterdiği hususudur. İkinci olarak ise, Rab kavramının TANRI ile özdeş olmadığıdır. Çünkü “TANRI” Türklerde en üstün ve kıyas kabul etmez, her şeyden münezzeh olandır.  Ön-Türklere ait bir çok yazıt ve taşlarda Tanrı’nın bir başka vasfı olan “AP” kavramı da kullanılmıştır. Yine yazıtları incelediğimizde ÖC-ÖG kavramının da Tanrı’nın bir vasfı olarak kullanıldığı görülmektedir.

Rabbın TANRI olmadığı ve kral ile benzerlik kurulabilecek vasıfları ihtiva ettiği hususu anlaşıldıktan sonra, “ÖK ve RAB” kavramının etimolojik olarak irdelemesini yapmaya çalışalım.

“ÖK” kavramı, günümüz Türkçesinde “öksüz” ve “ Ökkeş” kelimelerinde kullanılmaktadır. Türkçe’de “öksüz” kavramı annesi ve babası olmayan kişiler için kullanılır. Yine “ÖKKEŞ” kelimesi de yetimleri ifade etmekte kullanıla gelmiştir. “Ök” ve “öksüz” kavramları için akademik düzeyde tatmin edici etimolojik bir veri bulunmamaktadır. Ancak Türkçede kullanılan öksüz ve Ökkeş kelimeleri göz önüne alındığında, “ÖK” kavramının nesep, mensubiyet ve terbiye eden kişi ile bir alakasının olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim annesi ve babası olmayanlara “ökkeş” ve “öksüz” denmektedir.

Burada “RAB” kavramının da etimolojik ve islam dini açısından bir incelemesini yaparak, “ÖK” kavramı ile olan ilişkisini ve her iki kavramın dini terminoloji olarak kapsadığı alanların benzerlik ve farklılığını anlamaya çalışarak devam edelim.


“RAB” kelimesi Aramice’de büyük, ulu kişi; Akatça’da ise büyük anlamlarında kullanılmıştır. İslam anlayışı doğrultusunda Arapça’da ise terbiye etmek, yetiştirmek, ıslah etmek, başkan olmak, malik olmak olarak tanımlanmaktadır. Yani “RAB” kelimesinin bir vasfı da terbiye etmektir.


“Öksüz” ve “Ökkeş” ise terbiye edeni olmayan, terbiye edici mensubiyeti olmayan demektir. Çünkü çocuğa ilk eğitim ve terbiye anne ve baba tarafından verilir. Çocuğun ihtiyaçları ve yetiştirilmesi anne ve babanın görevleridir.Bu da bize çok ilginç bir veri sunuyor. Türkçe “ÖK” kavramı ile “RAB” kavramının kullanım şekli olarak da, mana olarak da birbiri ile şaşırtıcı şekilde benzer olduğu görülmektedir.


Bildiğiniz gibi islam dini terminolojisinde de “RAB” kavramı Allah’ı yani Tanrı'yı ifade etmemekte olup Tanrı'nın bir vasfı olarak nitelendirilmektedir. Tüm bu incelemeler ve açıklamalar “ÖKÜK” kavramı ile “RABBANİ” kavramının özdeşliğini ve benzerliğini anlamamız noktasında yolumuza ışık tutacaktır.


“RABBANİ” kelimesi, “RAB” kelimesinin ism-i mensup yapılması suretiyle türetilmiş olup, rable ilgili olan, Rabbe mensup olan kişi, Rablik vasfına eren kişi manasına gelmektedir. Yukarıda yer verdiğimiz Ali İmran süresi 79. Ayette de açıkça görüldüğü üzere “RABBANİ” olmak için  geçilmesi gereken bir süreç olduğu, bu tamamlandıktan sonra kişilerin “RABBANİ” olacağı belirtilmiştir. Peki bu süreç nedir? Nasıl “RABBANİ” olunur? Bu sorunun cevabını, Tanrı'yı  ve Tanrı'nın düzenini İslam dininden önce ve hatta çok daha kadim zamanlardan beri çok iyi bilen Türk'ün inancı doğrultusunda keşfetmeye çalışalım.


ÖK UW ES UR     Kutlu Rabbın can hakkındaki kararı
ÖK ERİLİK AQIN EK-İY     Rabbe erişme akını içindir.
Torvika A Yazıtı (Norveç)

AQINISIM ERİR AT ÜZÜT ETÜÜN ER   AQINIŞ aracılığı ile kesinleşen erişme
Pra-Portekiz yazıtları

“Kozmik kuantum halinde ozmuya erişerek kutsal kişi haline gelme Cenab'ına erişme, bilinç liderliği Cenab-ı tarafından aparılan erişme alanındadır.” (Stentoften yazıtı" İsveç)

“Oz” kavramı, öbür dünyaya geçerek orda yeniden teşekkül etme manasındadır. “Ozma” ise bir yerden geçerek diğer bir yerde yer almak demektir. Nitekim “Oz” kavramı Divan-ı lügatit Türk’ te de aynı anlama gelecek şekilde aşağıdaki gibi geçmektedir:

“erdi oza erenler
erdem begi bilig tag
aydı üküş ögütler
könglüm bolur angar sag”

“Erdi oza Erenler'” denilerek kozmosta başka bir boyutta var olma vurgulanmaktadır. Şiir “Geçmişte fazilet beyi, bilgi dağı gibi adamlar vardı. Söz söyler öğüt verirlerdi. Onlara gönlüm açılır.” Olarak tercüme edilmektedir. Yani “Oza erenler” erdemli, bilge ve etrafındakilere öğüt veren kişilerdir. “Ozan” kelimesinin “oz” kelimesi ile bir bağlantısının olduğu açıktır. Çünkü ozanlar başka boyuttan aldıkları ilham ile halka öğüt veren kişilerdir. Onların asli amacı eğlence ya da sanat kaygısı değildir. Bu nedenle bir çoğumuz edebiyat derslerinde divan edebiyatı ile halk edebiyatını karşılaştırarak “sanat için sanat” ve “ halk için sanat” tartışmasını yapmışızdır. Ozan, oza eren ve öğüt veren kişidir.

Stentoften yazıtı ozmuya erişen kişinin kutsal kişi olduğunu vurgulamaktadır. Yazıtın devamında ise ozmuya eren kutsal kişinin aparılmak suretiyle “bilinç liderliğine” sahip olduğu anlatılmaktadır. Peki bilinç lideri olmak ne demektir? Her insan kendi bilincinin lideri değil midir? Eğer öyle olduğunu kabul edersek, burada kastedilen bilincin insanlardaki bireysel bilinç olmadığı açıkça görülecektir.

Kuran'da Fatiha suresinin ilk ayetinde “Hamd alemlerin Rabbinedir” diyerek birçok alemin rabbi olana hamd ederiz. Yalnızca kendimizin Rabbine hamd etmeyiz. Demek ki kişi "ozmuya” erişince başka alemlerin Rabbini de tanımaktadır. Burada “RABBANİ” olanların, yani oza da eren kişinin bu alemler üzerinde tasarruf yetkisi doğmaktadır. “RABBANİ” sıfatı kazanan kişi Tanrı olmamakla beraber “Rablik” sıfatı kazanmaktadır. Nitekim, Stentoften yazıtında bahsedilen “ bilinç liderliği” olgusu da kişinin bu kazanmış olduğu yeni sıfat dolayısı iledir. Yazıtlardan anladığımız kadarıyla bu bilince eren kişi “ÖGİS” ve “ ÖC-ÖG ”  olmaktadır. “ÖGİS” Rabbani bilince eren kişidir. “ ÖC-ÖG ”  ise “Rablik” sıfatı kazanan kişidir.

“Oz” , “ÖGİS” ve “RABBANİ” kavramları arasındaki bu bağlantıyı açıkladıktan sonra nasıl ozmuya erişileceği ve nasıl RABBANİ ve ÖGİS yada ÖC-ÖG olunacağı hususunda Ön-Türk yazıtlarını irdelemeye devam edelim.

Burada “akınış” ve “ akın” kavramlarını incelememiz gerekmektedir. Çünkü yazıtları incelediğimizde ozmuya ermek için en çok karşılaştığımız metod olarak bu kavramları görmekteyiz.

“ Ay oldum aleme doğdum,
Bulut oldum göğe ağdım.”
Yunus Emre

“Ağmak”, “akmak”, “akın” ve “akınış” kelimeleri aynı kökten türemiş kelimelerdir. Ön-Türk yazıtlarını incelediğimizde “ ağmak ile öte aleme geçiş” hususunun devamlı vurgulandığı görülmektedir. Yani “ağmak” ve bunun için “ akın” yapmak öte aleme, alemlerin Rabbine ermek ve bilinç liderliğine sahip olabilmek için metod olarak karşımıza çıkmaktadır.

Daha önceki yazımızda kam kartlarında yer alan “ÖG-AT” figürünün tengrisel yol bağlamında fonksiyonundan bahsetmiştik. ÖG-AT kişiden “Atılanı” oz çarkından geçirerek kozmoza taşımaktadır. Yani kişinin oza ermesi için aracılık etmektedir. Burada bu hatırlatmayı yaptıktan sonra ÖG-AT’ lar ile “ağmak ve akınış” kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışalım.

“Akın” kişinin iradesi ile başlayan bir olgudur. Bu “akın iradesi” kişiden atılacak olanın (yazıtlarda bu atılan, can olarak geçmektedir.) başlangıcını oluşturmaktadır. Ön-Türkler tarafından yazılan yazıtların bir çoğu ölen “akıncılar” ya da ölenlerin ozması amacıyla dua şeklinde yazılmıştır. Bazı metinler ise metni okuyanların “ozma” ve “akınış” olgularını unutmamaları ve hep hatırlamaları için yazılmıştır. Yani başlangıç olan “akın iradesi” hep canlı tutulmak istenmiş ve aynı zamanda ölenlerin ozmoza ermesi için dua edilmiştir.

Günlük Türkçede “AK” kelimesi beyaz renginin eş anlamlısıdır. Beyaz kelimesi köken itibariyle Arapça bir  kelimedir. “Ak” kelimesi ise Türkçe kökenlidir. “Akmak” kelimesinin kök itibariyle “AK” kelimesinden doğduğu kanaatindeyim. Ancak günlük kullanımda her iki kelime arasındaki manasal ortaklıktan uzaklaşılmıştır. Bu nedenle köken tespitinde bu ortaklık göz ardı edilmiştir. Hatta öyle ki, “ağlamak” ve “ağıt” kelimesinin de kökeninin yine “ak” kelimesi olabileceği kanaatindeyim. Öyle ki, “ağlamak” ve “ağıt” kelimesinin etimolojik kökeni tam olarak tespit edilebilmiş değildir.

“Çalışmamızda ‘ağla- ~ ıgla’ ve ‘kül- ~ gül-’ sözcüklerinin Türk dilinin ortak ve en eski sözcüklerinden olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu sözcüklerin alıntı olduğuna dair herhangi bir kayıt veya görüş yoktur. ‘Ağla- ~ ıgla’ sözcüklerin kökeni ‘ı ~ a > ıg ~ ağ’ fiil veya isim kökleridir. ‘Ağla- ~ ıgla’ ve türevlerinin daha ziyade uhrevî hayata mahsus olduğu, ölen kişi için arkada kalanların, ölünün ruhunun sükûnetini sağlamak bakımından gerçekleştirdikleri eylemler olduğu, bunların derin manalarının bulunduğu görülmektedir. Ancak ölünün ruhu için ‘ağlama ~ ıglama’ ile dünyevî meseleler için ‘ağlama ~ ıglama’ ayrı tutulmuştur.” (Divanü Lügat-it-Türk’te ‘Ağlamak’ ve ‘Gülmek’ - Adem AYDEMİR- International Journal of Language Academy- Volume 2/1 Spring 2014 p. 247/259)

Buradan varmak istediğimiz husus; “ak” rengi ile “akmak”, “ağlamak” ve “ağıt” kelimelerinin arasındaki ortak yönün ne olabileceğinin tespitidir. Yukarıda değindiğimiz gibi Ön-Türklere ait yazıtlarının bir çoğu ölen kişinin ozmuya erişerek kozmoza erişmesi için yazılmıştır. Bu yazıtlarda ölen kişi dua edilerek kişinin ozmuya erişmesi için bir çeşit ağıt yakılmaktadır.

ÖKÜG ÖKÜP ONIS ER    Dua ile Rabda kozmoşlaşmaya erişme
ESİNÇ ESİTİNİS     ıdrakı ile
AT ÖKÜG ITİS     Atılma duası impulsu
ÖÇ ESİC ÖKÜP ONİS ER    sahip denilen Rabda kozmoşlaşmaya erişme
ONIS UR ALT ETİN     ile kozmoşlaşma tahakkuk ederek
ÖCÜG ÖKÜP ONİS ER      ÖCÜG olan Rabda kozmoşlaşmaya erişmedir.
ONİS ANT İTİSİS    kozmoşlaşma kanunu impulsu ile.
Istaby yazıtı-İsveç

“…Yad olunan ruh savaşta vurulmuş olan kraldır.  Kederimiz bundan ötürüdür. Izahı şöyle:Atılmış olan Can savaşta vurulduktan sonra kozmoşlaşmaya akmakta olan kraldır…”
Glemming Bitigtaşı

“Bedeninden atılmış olan lider kozmik kuantum gerçekleşmek üzere atılmış olan halk yetkilisidir. Kendi halkı olan, onu ozduran, halk tarafından kozmosa atılması sağlanmış bulunmaktadır…”
Aspoe sınbitiği-İsveç

 Bu yazıtlarda da gördüğümüz üzere ölen kişinin “akınışının” tamamlanması ve ozmuya ererek kozmoşlaşması için dua edilmektedir. Yani, ölenin “akması ve akınışını tamamlaması” için ölenin arkasından “ağıt” yakılmaktadır.

 “Ak” rengi ile “akmak” , “ akınış” , “ağlamak” ve “ağıt” kelimelerinin köken olarak ortak olduğu, bu kelimelerin yazıtlardaki ve günlük Türkçedeki kullanımı ile ortaya çıkmıştır. Bu kelimelerin manasal ortaklığını anlamak için kelimelerin manalarını irdelemeye devam edelim.

Kazım Mirşan “AQINIŞ” kelimesini “kuantumların, elektromagnetizm ve gravitasion alanlarında,  konfigürasyon kuvvetlerinin tesiri altında akışı” olarak tanımlamaktadır. Bu ne demektir? “ Ak” rengi ile alakası nedir?

Ozmuya erme sürecinin “akın iradesi” ile başladığını yukarıda izah etmiştik. “Akmak, ağmak, akınış” olguları oza erme süreci içerisinde kişide meydana gelen kısımdır. Akın iradesine sahip olan kişi, bazen de kişi iradesinin farkında olmayarak fiili ile bu iradeyi ortaya koyar, “akınış” sürecine girer.  Kişi bu süreç içerisinde radyasyon (ışınım) yayar. Nitekim, bilimsel bulgular da kişilerin zaman zaman alfa, beta , teta, data ve hatta gama ışınımları yaydığını ortaya koymuştur.

 Bedenden yayıldığı söylenen ışınıma ve bu ışınımın yayılma olayına “radyasyon” adı verilir. Işınımın meydana gelişinde bilimsel bir uzlaşı bulunmamakla birlikte genel kabule göre ışık ve renk kelimeleri şöyle tanımlanabilir:

“…Bilimdeki tanımıyla “ışık, bir enerji kaynağından göze gelen ışının elektromanyetik dalgalara dönüşmüş halidir” (Temizsoylu, 1987: 10). Renk ise ışığın bir özelliğidir: “Görülebilen her dalga boyundaki ışık özel bir renk hissinin doğmasına yol açmaktadır. Normal bir insan gözü dalga boyu 380-760 nm arasında olan ışığı algılaya- bilmektedir” (Daw,1992: 545-561; Kamış, vd, 2001:732’den)… “Fiziksel sistemde renk: Işığın, ölçüler ve rakamlarla geniş bir şekilde incelendiği olaylar topluluğudur. Fizyolojik sistemde renk: Işığın, göz retinası üzerinde ve sinirlerde meydana getirdiği değişimdir…”(Sevgi AVCI • Bilimsel Renk Bilgisinin Resim Sanatındaki Yansımaları-YEDİ: SANAT, TASARIM VE BİLİM DERGİSİ-2014, SAYI 11: 53-67)

Yani; ışık bir enerji kaynağından göze gelen ışının, elektromanyetik dalgalara dönüşmüş hali iken; renk ise ışığın göz retinası üzerinde ve sinirlerde meydana getirdiği değişimdir. Işık,  hem dalga hem de parçacık özelliği göstermekte olup bu durum akademik alanda hala ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Bu tartışmalar neticesinde, ışığın parçacık olduğu iddiası kapsamında “elektromanyetik ışınma” teorisi ortaya çıkmıştır. Elektromanyetik ışınımların en küçük birimi fotondur. Fotonlar, boşlukta “enerji paketleri (kuantumlar)” şeklinde yayılırlar.

İnsan bedeni de ışınım yayar. Bedenden yayılan bu ışınıma ve ışınımın yayılma olayına, parapsikolojik kapsamda,  “psişik radyasyon” denmektedir. Bu yayılma olayının meydana geldiği ve görülebildiği iddia edilen güç ve etki alanına “aura” adı verilmektedir. 

Burada yeniden Möjbrö yazıtına geri dönerek, bu yazıtta anlatılanları “akınış” olgusu ve “psişik radyasyon” ve “ elektromanyetik ışınım teorisi” doğrultusunda yeniden irdeleyelim.

 Metin Kutusu: Sahip
RAB, kuantum olarak bilinen
Can olan şeyin 
kuantum rabbıdır
Sahip Rabba akma hususundaki rab kararı olan
Rab kararı öğesidir.
Möjbrö yazıtı

Möjbrö yazıtı



Kazım Mirşan bu yazıtta yer alan metni ve resimleri şu şekilde anlamlandırmıştır:

 “… Metnimize göre kişi canı Tanrı haline gelebilmek (cennete girebilmek) için dual bir İT’e (impulsu) sahip olmalıdır: (1) o, ilk önce “ kuantum” haline gelebilmelidir ve (2) bundan sonra, (gravitasion etkisiyle) akarak yol alabilmelidir.; AT ki, asılı kalacağı ÜY ASIS’a (gravitasional eve); yani ÜY-ON’a (kozmoz evine) ulaşabilsin. İşte resminizdeki iki it bu şekilde bir “dual impuls”u temsil ediyor. İki İT’imizi Bulgaristan’daki Şuman Sıntaşında da görmekteyiz. Bu İT’ leri bir proto-Grek yazıtında da görüyoruz. Burda iki İT arasına, bir yılan resmî yapılmış bulunuyor ki, bu da ışık dalgası halinde giden canı temsil etmektedir…”

Kazım Mirşan, Proto-Grek yazıtında da görülen iki İT resmi arasında yer alan yılan resmini, “ışık dalgası halinde giden can” olarak nitelendirmiştir. Burada, Kazım. Mirşan’ın yılan resmini ışığın dalga özelliğine benzerliği nedeni ile ışık dalgası halinde giden can olarak okuduğu kanaatindeyim. Ancak, şaşırtıcı olan husus, Möjbrö yazıtını açıklarken atlının altında yer alan İT’ leri “ilk olarak kişinin kuantum haline gelmesi için itici kuvvet” olarak açıklamıştır. Kuantum haline gelme izahı ise ışığın parçacık özelliğinden kaynaklı bir izahtır. Nitekim ÖG-AT’ lar tarafından oza atılmak için taşınan “AT (tenden atılmış olan şey)” lar da kuantum yani enerji paketleri halindedir.

Bu iki açıklama arasında bir çelişki var gibi görünmekle beraber, bu açıklamalar arasındaki farklılığın “akınış” olgusu içerisindeki farklı aşamaların tasvirinden kaynaklı olabileceği ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir. Nitekim, “ akınış” süreci bir çok aşamayı içinde barındıran bir süreçtir. Öyle ki, burada ÖG-AT’ların taşıdıkları “AT” lar ile itici kuvvet olan “İT” lerin ittikleri şey, olgusal ve aşamasal olarak farklı olabileceği kanaatindeyim. ÖG-AT’lar atılan şeyi taşımakta iken, İT’ler atılması gerekenin atılması için itici kuvvet işlevini yerine getirmektedir.

Kişi, itici kuvvetler olan İT’ lerin vasıtasıyla “ akınış” sürecine girmektedir. ÖG-AT’lar ise kişideki akınış neticesinde ortaya çıkan kuantumu oza taşımaktadır. Kuantumun oza ÖG-AT’lar ile taşınmasının nedeni ise çıkan kuantumun oza ulaşabilmesini temini içindir. Bunun önemi ise, çıkan kuantumun farklı enerji ve ışınımlar ile hapsolmasının ya da yok olmasının engellenmesi şeklinde anlaşılması gerekmektedir. ÖG-AT’ ların varlığı Tanrı’nın ozma garantisinin bir sonucudur. Çünkü Tanrı’nın bir vasfı da “AP”, yani “aparan” dır.

“…Canın, kozmikleşerek kuantum haline gelmesi kuantumun aparılışı gerekçesiyledir… Kuantumun atılması kozmik hüküm taahhüdüdür…”
Bjalbo Bitigtaşı-İsveç

Kozmik hüküm taahhüdü ve aparılma olgusu ile anlatılmak istenen nedir? “Aparılmak” kelimesinden kastedilen bir çeşit elektromanyetik ve kozmik gravitasion (çekim) olması kuvvetle muhtemeldir. Atılan şeyi  ÖG-AT’lar bu çekici kuvvet etkisi ile ozmuya taşımaktadır. Böylece kişinin oza ermesi sağlanmaktadır.

Sonuç olarak; bu yazımız ile “akın, akınış, ağmak, ağlamak, ÖKÜK, ÖK, AQ, ÖGİS, ÖKÜK TÜRÜK, RAB, RABBANİ, OZ, ÖG-AT, İT ve AT” kelimeleri arasındaki bağ ve ortaklık izah edilmeye çalışılmıştır. ÖN-Türk yazıtlarında birçok teknik kavram ve olgu bulunmakla beraber, burada biz ÖN-Türklerin kozmogoni ve kozmoloji anlayışı içinde “AQINIŞ” ve “ÖKÜK-RABBANİ” kelimeleri arasındaki ilişkiyi genel olarak ortaya koymaya çalıştık.

Yukarıda detaylıca izah ettiğimiz üzere, yazıtlarda yer alan metinlerin bir çoğunda “AQINIŞ” olgusu zihinlerde canlı tutulmaya çalışılmıştır. Bu yazımız ile, atalarımızın bu kutsal amacına uygun olarak, zihinlerimizdeki AQINIŞ algısının oluşması ve bilinçli olarak AQINIŞ olgusu içerisinde olmamızı ümit ediyorum.

“Aklıselim ile AQINIŞ üzerine düşünme elektromanyetik gravitasion sonucuna götürür.” (Kazım Mirşan)

Dudu BOZKURT
10.01.2018










Bu haber 4,753 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (15)
  • Mustafa Kemal İzgi / 16 Ocak 2018 17:05

    Teşekkürler

    "AQIN" sözcüğü Kazak Türkçesi'nde "Şair" anlamında kullanılıyor. Bizdeki "OZAN" gibi...

    Emeğiniz için, araştırmalarınız için, bizlere ulaştırdığınız bu güzel bilgiler için sonsuz teşekkürler. Sevgiler, Saygılar, Selamlar sunuyorum.
  • Nefesi Rical / 13 Ocak 2018 03:02

    AQINIŞ = “Ruhta ki Anti Çekim Dalgalar”

    Önce şunu bil ki, “RUH” gerçek yapısı itibariyle bazılarında üç ve bazılarında da dört katmandan meydana gelmiştir:

    1. Taşıyıcı dalgalar..

    2. Anti- çekim dalgaları..

    3. Enerji dalgaları..

    4. Bellek dalgaları..

    – Hiç duymamıştım bunu Elf !… Yâni, şimdi benim ruhum dört katlı bir yapıdan mı oluşuyor… ?

    – Evet, senin ruhun sanki dört katlı bir yapıdan oluşuyor !… Ama herkesinki böyle değildir !..

    – Nasıl yâni Elf?. Kiminin ruhu üç katlı, kiminin ki de dört katlı mı?

    – Buna “katlı” yerine “katmandan oluşuyor” deyimini kullansan daha yerinde olur…

    Çünkü dalga yapıda, dalgalar kat kat değil, birbiri üzerine bindirilme şeklindedir, şâyet tabiri uygun ise… Hani şu, televizyon dalgaları üzerine bindirilmiş ses ve görüntü dalgaları gibi…

    – Peki benim ruhumun dört katmandan olduğunu söyledin, bazılarınınkinin ise üç katmandan olduğunu ifade ettin… Nasıl oluyor bu… Sebebi ne ?

    – Bir insan hayatında en önemli şey, “RUH” adını verdiğiniz bu yapıdaki üç veya dört katmanlı olması olayıdır… Az önce bahsetmiş olduğum “anti- çekim” dalgaları her beyin tarafından üretilmez…

    Şâyet, bir beyin bu “anti- çekim” dalgaları üretip, “taşıyıcı” dalgalar dediğimiz anayapıya yüklerse, o kişinin ruhu bedenden kurtulduktan sonra dünyanın manyetik çekim alanından da, daha sonra güneşin çekim alanından da kendini kurtarıp; önce uzaya açılabilir; daha sonra da boyut değiştirme olanağını elde edebilir!.

    Evrensel Sırlar
    @Ahmed Hulusi
  • Huseyin avlayici / 12 Ocak 2018 22:51

    Secilmis halk turkler
  • halil ibrahim çelebi / 12 Ocak 2018 12:57

    iyiki zuhur ettlier

    öyle demişti kadim Türk kalp erenler iyi ki zuhur ettiler.
    görüyoruz ki her alanda insanlığa yol gösteren ufuk açan yeni hedefler belirleyen oldular çok şükür.gökbörü grubunda da aynı başarıları tekrarlaman dileğim ile.deruni babamın ellerinden kalp eren koldaşlarımın gönüllerinden öperim.
    sevgi saygı ve hürmetlerimi sunarım.
  • noyan 55 / 11 Ocak 2018 23:17

    dirilis

    İbnul arabiyi simdi daha iyi anladim emeginize ilminize kuvvet
  • ateş / 11 Ocak 2018 19:13

    Dudu bacı beyim, maşallah...

    Tebrik ederim. Son derece özenli, hani nerede ise ilmi yayınlarda rastlanacak bir makale... Ve ne mutlu ki, bir kalperenin kaleminden çıktı. Gönlün var olsun..
  • Türk / 11 Ocak 2018 18:56

    aRAB

    aRAB ismide burdan geliyo olabilirmi? “RAB” kelimesinin bir vasfı da terbiye etmektir. Hz.Muhammet bu yanlış yoldaki arab kavmini terbiye etmek için gönderildi başarılıda oldu ancak Sevgili Peygamberimiz sonrası arab'ların sonu hüsran oldu...
  • alaca / 11 Ocak 2018 13:31

    Teşekkür

    Çok güzel bir makale emeğinize yüreğinize sağlık. Bu Anıtları nette görmüştük ama şimdi biraz daha iyi oturdu kafamıza. Kozmoslaşma ya da Ozlaşmak ve kuantum kelimelerini, Ruh ve Beden olarak görürsek basitleştirme ile daha iyi anlaşılabilir. İsveç Bilbo Taşına baktığımızda
    “…Canın, kozmikleşerek kuantum haline gelmesi kuantumun aparılışı gerekçesiyledir… Kuantumun atılması kozmik hüküm taahhüdüdür…”
    Bjalbo Bitigtaşı-İsveç
    Burada Canın beden haline geldiği ve geldiği gibi eski haline döneceğinin taahhüdü verildiği yazılıdır. Bu Topraktan geldik toprağa gideceğiz ve toprağın ayrıştırıcı özelliği ile düşünülmesi gerekir gibi.
    “ÖKÜG ÖKÜP ONIS ER, ESİNÇ ESİTİNİS” bunun anlamına baktığımızda Tanrının öğrettiği gibi oku ve bilinci toplamla birle anlamı vardır. Makalede verilen Ali İmran 79. Ayete baktığımızda "Öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbanî olun." Bu ayetle Üstteki metin bire bir gibi duruyor.
  • ayse karaman / 11 Ocak 2018 12:56

    anlamadım ben bir şey biraz karışık
  • Didem Karakumru / 11 Ocak 2018 11:53

    ÖKÜK TÜRÜK-RABBANİ TÜRÜK

    Kazım Mirşan' ın araştırmaları neticesinde ÖKÜK TÜRÜK ün anlamının RABBANİ TÜR olduğunu ancak Orhun yazıtlarındaki bu ifadenin günümüzde halen Göktürk olarak çevrildiğini görmekteyiz. Kazım Mirşan' ın Ortalık Asya' da yaşayan Türklerle yaptığı görüşmelerde de yöre halkının Göktürk Devleti' nden haberdar olmamaları dikkat çekicidir. Konu ile ilgili bilgiler ayrıntılı olarak aşağıda paylaşılan linkten incelenebilir. Konunun ele alınmasına vesile olan koldaşlarımız Yasin Akdoğan ve Dudu Bozkurt ile doğru bakış açısı ile irdelenmesi için bize yol gösteren hocamız Oktan Keleş' e teşekkür ederiz. Sevgiler...

    https://onturk.org/2011/03/17/turkler/
  • mete / 11 Ocak 2018 11:44

    Ökük

    Turgay Kürüm Makalesi:

     http://www.antalyaonline.net/futhark/FUTHARKT.HTM

    Kylver taşı (ilk gri olan)

    bilke ış inydi ök oknça öt akisn goydo pu kosütüg

    Bilge ışığı indi bizzat kendisi okunun ucuyla ağzından çıkan sözleri oydu bu dik taşa


    Möjbro taşı (köpekli sarı olan)

    gopek yik op ke kelkic ikin ekgök göksüpek desinkic

    köpek iyi hucuma kalksın -saldırsın- ikisinede "ekgök" gözüpek desin


    Istaby taşı:
     
    ök gikit yaspurgu içok güriç sü gikit yatpudır goiç gikit yatsorg

    o yiğit yaşadı çok güç asker -olan- yiğit yapmadı göç yiğit yatıyor (yatsın)
  • Savaş / 11 Ocak 2018 09:50

    Ufuk Açıcı

    Kalemine sağlık Bacıbeyim,
    Allah ilmini arttırsın İnşAllah.
    Ufuk açıcı, arkaik dönemin ne kadar ileride olduğunun da bir göstergesi olmuş.

    Belki Uçmag kavramı da bu çalışmalar kapsamında değerlendirilebilir.
    Devamını bekliyoruz.

    Selam ve dua ile...
  • Atilla Murathan / 11 Ocak 2018 09:25

    Tebrikler

    Çok güzel ve anlamlı bir çalışma. Gösterdiğin çaba için tebrik ediyorum. Daha nice araştırmalara imza atman dileklerimi sunarım.
  • Bekir Öztürk / 11 Ocak 2018 09:19

    Aferin kardeşim

    Çok guzel Aferin
    Devamini bekliyoruz
    Basarilar
  • Hamdi cenk düzgit / 11 Ocak 2018 08:25

    Helal sana kardeşim
    çoook ufuk açıcı...
    dillendiremediğim bir düşünce üzerine harika bir çalışma.
    konuşalım tefekkür edelim inşallah






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara