Zamanda Yolculuk Mümkün mü?

Zamanda Yolculuk Mümkün mü?

Zamanda Yolculuk Mümkün mü?


17 Haziran 2017 15:31
font boyutu küçülsün büyüsün


ZAMAN YOLU

Mücadele daha da artmıştı. Firavun her yerde bizi arıyordu.Neyse ki şu an bizden uzaktı. Kan ter içindeydik.Bu boyutta da ter olur muydu? Bunu şöyle ifade edebilirim:

Kabuslu bir rüya sonrası uyanıldığında kan ter içinde kalırız ya..

İşte öyle bir şeydi.

Latif Baba kısık bir sesle:

- Duvarın diğer tarafındaki yoldan yavaşça ilerleyin.

Yavaşça harekete geçtik. Ancak önümüzde birçok yol vardı.

Latif Baba bize dönerek ilerideki buğulu olanı göstererek:

- Buradan geçeceğiz dedi.

Neden buğulu yol ifadesini kullandım? Çünkü diğer yollar çok netti. Sadece bu yol böyleydi. Hani kavurucu bir yaz sıcağında asfalttan bakıldığında asfalt yanıyormuş da dumanlar yükseliyormuş gibi flu bir görüntü olur ya. Öyle buğulu bir yoldu.

Latif Baba tekrar bize döndü:

- Birbirinizin ellerini tutun. Bu yol “zaman yolu”dur. Ne olursa olsun sakın ellerinizi bırakmayın!

Besmele çekerek ilk adımları attık. Önümüzde yepyeni bir yol uzanıyordu ilerisini göremediğimiz. O andan itibaren sanki irademiz dışında bir helezonun içinde dönüyor gibiydik. Biz mi helezonun içinde dönüyorduk, yoksa helezon mu başımızın üstünde dönüyordu? Ayırt edilemez garip bir durumdu. Çeşitli şekiller, sahneler gözüküyordu. Ordular, uçaklar, geçmiş dönemdeki ordular, Osmanlı, Hitit ... Sanki birbirine karışmış insanlık tarihinden kesitler yansıyordu. Hiç bitmeyecekmiş gibi döndük, durduk. Neden sonra bu dönme son buldu ve yolun bir kıyısından başka bir yola çıktık.

- Hızlı hızlı yürüyün!

Latif Baba’nın bu uyarısıyla adımlarımızı daha da sıklaştırdık. Karşıda sisler içerisinde kocaman bir dağ görünüyordu. Zirvesinden yarısına kadar olan kısmı sisten gözükmüyordu. Dağın  menzilinin yarısında büyüklü, küçüklü tepeler... Hava mora çalan bir eflatun rengindeydi. Çınar ağacına benzeyen dev bir ağacın yanına geldik.

Latif Baba:

- Bir müddet burada soluklanacağız dedi.

Ağacın kocaman bir gövdesi vardı. Yanında beklemeye başladık.Bu durumdan istifade ederek aklımı meşgul eden demin yaşadığımız olayı sorabilirdim.

Latif Baba sorumu:

- Zaman yolunda kısa bir yolculuk yaptık diye yanıtladı.

- Peki zamanda yolculuk mümkün mü?

- Elbette mümkün.

Ben bu sorulara verilen cevapların içinde daha neler sorabilirim diye düşünürken baktım İlhami Abi ve Nuri yanımızdalar.

İlhami Abi:

- Çok şükür sağ salim buradasınız. Bir sorun yaşadınız mı?

Bir sıkıntınız var mı?

Bu sorular üzerine Latif Baba başımızdan geçenleri bir bir anlatmaya başladı.

Daha sonra İlhami Abi hatırımızı sorarak bizlere moral verdi:

- Melâmi grupları fire vermeden planlanan noktalara vardılar. Şimdilik her şey iyi gidiyor. Havanın rengi bir müddet sonra pembeye dönecek. İşte o zaman tekrar harekete geçeceğiz. O zamana kadar buradayız. Sorunuz varsa sorun.

Tabii böyle bir izinden sonra hiç durur muyum? Aklıma bunca sorular takılıyken... Heyecanımı frenlemeye de çalışsam nafile.

- Var Efendim diye atıldım. Deminki soru hâlâ aklımı kurcalıyordu.

Latif Baba’ya sorduğumu İlhami Abi’ye yöneltebilirdim:

- Zamanda yolculuk mümkün müdür Efendim?

- Elbette mümkün. Kısaca şöyle anlayabilirsin:

Yaradan insan ruhunu zamanla ve mekanla mutlak kayıtlı kılmadı. Şöyle düşün: Yaradan zamandan ve mekandan münezzehtir. Zaman Allah’ın indinde yok; çünkü zamanı da her şeyde olduğu gibi Allah yaratmıştır. Zaman kullar indindedir. Kullar için yaratılmıştır. İnsan iki kısımda yaratılmıştır. Ruh ve suret, mânâ ve madde gibi. İnsanın sureti zamanla ve mekanla kayıtlıdır.

Bir mânâda insanın sureti zamanın ve mekanın içindedir.

Fakat ruh şöyle izah edilebilir.

Zaman ve mekan insanın ruhu içindedir.

Yani insanın ruhu zamanı ve mekanı kapsar. Bir başka deyişle zaman ve mekan insan ruhuna kayıtlıdır. Ruh bu mânâda bütün zamanlara ve mekanlara kaimdir ve dolayısıyla yaratılmış bütün zaman ve mekanların bilgisi de insan ruhunda kayıtlıdır.

Allah “KÜN:OL” dediğinde her şey olup bitmiştir. Her şey bu “ol”un içindedir. Fakat bu “OL: KÜN” bizim için hâlâ yaşanmaktadır. Olup bitmiştir derken Allah her şeyi bilir mânâsında da söyledik. İşte buna “Mutlak Kader” denir. Bu OL Allah’ın emriyle bir anda olmuştur. Bütün buyruklar bu OL’un içinde zuhur etmiştir. Senin o çok görmüş olduğun tarihler, asırlar ve içinde yaşanan hayatlar bu bir anlık OL’un içindedir. Daha iyi anlayabilmen için Kamer Suresi 50. ayeti oku ve tefekkür et. O ayette Yaradan şöyle buyurur:

“BİZİM BUYRUĞUMUZ, BİR ANLIK BAKIŞ GİBİ

BİR TEK SÖZDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”

Yaradan KÜN dediği zaman zamanı da başlatmış oldu. KÜN’ün, yani OL’un, yani BİR ANLIK BAKIŞ’ın başlangıcı ve sonu oldu. İşte o başlangıçla son arasındaki kısım zamandır.

Bu zaman içinde de zamanlar; yani kısım-bölümler vardır.

Sen hangi kısım ve bölümde dünyada yaşamışsan o senin zamanın ve tarihin olur. OL’un başı ve sonundaki kısım dediğimiz zamanı işte bu kısmın içindeki tarihler ve zamanlar bütün zamana ulaştırır. Allah’a dost olmuş ve Allah’ın dostluğunun sırrına varmış erler, suretini ruhunda eritmiş; yani ruhunu suretine galip kılmış, ruhun kapsadığı tüm kapsamı elde etmiştir. Böylelikle ruhta kayıtlı olan zamanlara ve mekanlara da Allah’ın izniyle hakim olur. Suret bilgileriyle ruh bilgileri kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Suret demin söylediğimiz bütün zamanın içindeki küçük bir kısım zamana sıkıştırılmış, Allah’ın takdir ettiği kadar olan bir ömürdür.

Bu yüzden suret hükmünü yitirir; yani ölür. Oysa ruh İlahî takdirin menzilinde var olmaya devam eder. Böyle veliler küçük ömürlerinde, küçük zamana sıkışmış ömürlerinde ölmeden önce ölmenin sırrına ulaşmış kimseler olmuşlardır. Bu konu çok detaylı. Bu ulaşılmış bilgi zaman bilgisidir. Bir de bunun ötesinde bir bilgi vardır ki o da “Zamansızlık Bilgisi”dir. Anlayacağın dilde onu da şöyle ifade edeyim:

Allah’ın indinde zaman hep şimdiki zamandır; yani O’nun indinde aslında zaman yoktur.

“O SİZİN YAPTIKLARINIZI DA HER AN YARATMAKTADIR.”

ayetiyle anlaşılacağı gibi bu yaratmalar, kulların indindeki bütün yaratmalar, Allah’ın indinde şimdiki zaman gibidir. Bu ifade biz aciz kulların aciz anlatımı içindir. İşte zamansızlık bilgisi bu büyük Allah dostlarının zamanın olmadığı bölgeye gelmeleridir. Bunun nasıl olduğunu anlatmaya gerek yok. Bunlar “Bekabillah”a ulaşmış eşref-i mahlukâtın hâlleridir. Şimdi gelelim zamana müdahale edilip edilemeyeceğine.Dolayısıyla bu olmuş olayların geçmişe dönülerek, tekrar müdahaleyle, sonuçlanmış hâlinin değiştirilip değiştirilemeyeceğine. Anlayacağın dilde demin iki zamandan bahsettik.

Birincisi: Kün!: Olun; yani bahsettiğimiz bir anlık “Ol”un başlangıcı ve sonu arasındaki kısım olan bütün zaman. Bu zaman bütün zamanları kaplayan, bütün zamanları içinde barındıran zaman.İkincisi: Bu bütün zaman içindeki zamanları oluşturan kısım zamanlar. Birinci zaman; yani bütün zaman değiştirilemez.

Çünkü Ol denmesiyle bir anlık bakış gibi olup bitmiştir. İşte bu “Mutlak Kader”dir. (Tirmizi’nin İbn Abbas (ra)’dan rivayet ettiği bir hadis-i şerifte; “Kader kalemleri kaldırıldı ve (mukadderatın yazıldığı) sahifeler (in mürekkebi) kurudu “ (Tirmizi, Kıyamet, 59) şeklinde bildirilir.)

Fakat ikinci zaman; yani bütün zamanı oluşturan kısım “Parça Zamanlar” değiştirilebilir. Müdahaleye açıktır. Bu kısım zamanların içinde de zamanlar, zamanla ifade edilecek anlar mevcuttur.

Örneğin: Bir fidanı toprağa diker, doğru anlarda (zamanlarda) sular, gübreler, budar ve bakımını sağlarsak bu fidan anların; yani zamanların birbirine eklenmesiyle büyür, gelişir ve bu altında bulunduğumuz ağaç gibi son hâlini alır.

İşte bu son hâl:

Mutlak Kader, Kün’ün başlangıcı ve sonuna ulaşmış; yani bütün zamana tezahür etmiş olduğu hâldir. Artık bütün zamanı teşkil etmiş, Mutlak Kader olan bu hâli değiştirmek mümkün değildir. Fakat demin fidan örneğine geri dönersek:

Fidanı bütün zaman içindeki anlar içinde sulamaz, doğru bakımını yapmaz, gübrelemez, budamaz, İlahî bilgiyle o fidana yapmamız gereken tesirleri o anlarda o fidana uygulamazsak o fidanın son hâli ya kurumuş ya meyve vermeyen bodur bir ağaç olacak yada hiç olmayan ölmüş bir ağaç olarak Mutlak Kadere; yani bütün zamana; yani Ol’a tezahür edecektir.

Onun için İlahî bilgiyi, Allah’ın bize tanımış olduğu zaman mecrasında uygularsak, her ana bu bilgiyle tesir edersek Mutlak Kadere Allah’ın razı olduğu şekilde geçmiş oluruz.

Aklıma bir anda Yunus Emre Hazretlerinin

“Dem bu demdir. Dem bu demdir. Dem bu demdir.”

(An bu andır) dizeleri gelmişti. Bu anda; yani “An”da ne yaparsak, İlahî bilgiyi bu “Dem”e nasıl monte edersek Mutlak Kaderimiz de (bütün zamanın sonunda) öyle tesir edecekti. Allah’ın vermiş olduğu nefes sayısı bu anı temsil ediyordu. Bir ana kendi nefsimizi düzeltme adına bir tesirde bulunursak o ana İlahî müdahale, ayetin buyurduğu gibi olacaktı:

“ONLAR KENDİ NEFİSLERİNDEKİ DURUMU DÜZELTMEDİKÇE ALLAH DA ONLARIN DURUMUNU DÜZELTMEZ.”

Yani nefsimizdeki durumu düzeltirsek Allah da bizim durumumuzu o anda ve gelecek anlara ve zamanlara yansıyacak durumumuzu değiştireceğini ve İlahî müdahalede bulunacağını beyan ediyor.

Anladığım şuydu: Biz andaki zamanlarda ne yaparsak, sonucunda, ilerdeki zamanda da karşımıza o çıkacaktır. Anda yaptığımız işlerin sonucu karşımıza çıkacaktır.

Yani

Karşımıza çıkacak bu sonucu değiştirmek ancak anda mümkündür.

Zamanında ektiğimiz şeyin gereğini, anda İlahî bilgilerle uygularsak, biçeceğimiz şeye; yani sonuca, bu şekilde müdahale etmiş olurduk.

Kısacası:

Ne ekersek onu biçeriz.

Tefekkür ettikçe beynimde adeta yepyeni koridorlar açılıyordu: Bütün zaman; yani “Ol” bir kitap. Yazılmış ve bitmiş. Kitabın iki kapağı arasındaki bütün sayfalar, kitabın başlangıç kapağı ile bitiş kapağı arasında olan sayfalar aynı tek tek zamanlar gibi... Her sayfa, tek yaprak bir zaman. Yani bütün zamanı içindeki zamanlardan bir zaman gibi. Bütün bu yaprakların ve bütün sayfaların toplamı bir kitap; yani bir bütün zaman.

O zaman, geçmişte Zülkarneyn (as) set örmekle o zamana,o ana tesirde bulunmuş, müdahale etmişti ve aynı zamanda ahir zamana, gelecek zamanlara da müdahale etmiş oluyordu.

- Anların içerisindeki zamanlara müdahale “Ade-tullah”tandır.

İlhami Abi’nin bu sözleriyle düşüncelerime daha da kapılar açılmıştı. Anlayabildiğim kadarıyla şunu demek istemişti her hâlde:

Kitap örneğindeki sayfaların herhangi birine o sayfa yazılırken müdahale etmek mümkün olduğu gibi, o sayfa yazıldıktan sonra da o sayfayı silip baştan yazmak ve böylelikle o sayfaya, o zamana müdahale etmek mümkündür.

Ve ileride bir gün İlhami Abi bu olayı tekrar ele alacak ve bana detaylı anlatacaktı. O anlatım sonucunda da şunları kavrayabilecektim:

Kitabın (bütün zamanın) içindeki zamanlardan herhangi birine (zamanlardan birine) müdahale mümkündü ve bu müdahale sonucunda değişen satırlar, kelimeler, eklemeler kitap bittiğinde; yani bütün zamana tezahür ediyordu. Bundan da şu çıkıyordu.

Demek ki kitap sayfalarında dolaşmak, “zamanda yolculuk” mümkündü.

Şunu da söylemek gerekir ki bir ayette buyrulduğu gibi:

“ANA KİTAP ALLAH’IN ELİNDEDİR. DİLEDİĞİNİ YAZAR, DİLEDİĞİNİ SİLER; DEĞİŞTİRİR.”

Yani kitap O’nun. O ne isterse onu yapar. O dilerse izin verdiği kullarına, kitabı izin verdiği kadar okutur ve kitap sayfalarında dolaştırır. Ve yine dilerse kitabın arasında bazı böceklerin sayfaların arasında dolaşması gibi, bazı kullarını dolaştırır. Bu dolaşma da bir hikmet üzerinedir. O sebepsiz bir şey yapmaz.

Şimdi Latif Baba, İlhami Abi, Cemil, Yusuf, Nuri; hepimiz bu dev ağacın altındaydık ve ben şunları düşünmeden edemedim:

Şimdi biz hangi sayfanın (zamanın) satırlarına, kelimelerine Allah’ın izniyle müdahale edebiliyorduk ve ben böcek olarak bu kitabın hangi sayfalarında geziniyordum? Bilmiyordum. Bilemiyordum.

- Ne Âdem çok derinlere daldın? Kafana takılan bir şey mi var?

İlhami Abi’nin sesiyle kendime geldim.

- Efendim dedim. Size şunu sormak istiyorum. Bir gün zamanda yolculuk mümkün olacak mı?

Yüzüme baktı:

- Kısmen zamanın, geçmiş zamanın görüntüleri teknolojik olarak mümkün olacak. Sadece sana şu kadarını söyleyeyim Âdem:

Allah bir nimet olarak bu imkanı da kullarına teknolojik olarak bahşediyor. Görüntü nakli bugün teknolojide bahşedildi. Ses nakli yine aynen öyle. Şimdi şunu iyi anlamalısın. Bütün bunlar Adetullahın içinde varolan konular. 18OO’lü yıllarda bir Allah dostuyla dünyanın öbür ucundaki bir başka Allah dostu seslerini birbirlerine ulaştırıyordu. 1OOO sene önce de durum böyleydi. Yani bu durum Adetullahın içinde vardı. 1OO sene önce böyle veliler olduğunu söyleyenlere deli, meczub, şarlatan deniyordu. Şimdi Adetullahın içindeki, ahir zamanda Allah tarafından bütün insanlığa bahşedildi.

Yani bu nimet, teknolojik olarak bahşedildi. İşte şimdi cep telefonunu eline alıyorsun. Sadece bir düğmeye basarak, arada görünen bir vasıta olmadan, dünyanın öbür ucundaki arkadaşınla konuşabiliyorsun. Sesin oraya gidiyor. Süleyman (as) kıssasının bulunduğu ayetlerde geçtiği üzere Allah tarafından özel bir ilim verilmiş bir kulun Süleyman’a (as) Belkıs Melikesinin tahtını göz açıp kapayana kadar getirmesi gibi; bir parmak hareketiyle, bir tuşa basarak bilgisayar ekranına bilginin, görüntünün gelmesi mümkün günümüzde. Allah daha önceleri kendi dostlarına malum ettiği ve başkalarına mahrem kıldığı birçok esrara ve bilgilere ahir zamanda bir nimet olarak avama, insanlığa teknoloji olarak sunuyor. Yani geçmiş tarihte sır sahiplerinden mucize ve keramet nevinden zahir olan her şeyin ahir zamanda teknolojik araç ve cihazlarla avam tarafından görülmesi murad olunmuştur. Zamanda yolculuk da, ışınlama da, teknolojik olarak -kısmen- mümkün olacaktır.

Allahu Teala keramet ve mucizelerini, o günkü insanlığın anlayışındaki ayetlerini sonraki nesillere ispat ediyor. Delilleriyle eline veriyor.

Şimdi sana tefekkür edesin diye kısa bir örnek vereceğim:

Bütün sesler kainatta kaybolmaz, toplanır. Bir gün bir teknoloji bu geçmişteki ses frekanslarını kısmen toplasa, insanlığa bir cihazla sunsa ve o cihazın içinden şöyle bir ses yankılansa:

- Ey havarilerim! Ey insanlar! Biliniz ki Allah birdir. Ben  de O’nun oğlu değilim. Allah’a eş koşmayın. Benden sonra son peygamber Ahmed-Muhammed gelecektir. Ahir zamanda Ona yetişen, benim gibi, Ona biat etsin.  Dese ve bu Hz. İsa’nın sesi olsa, ahir zamanda Allah’ın kullarına sunmuş olduğu teknolojik bir cihazdan gelen bu apaçık bir ses dalgası yine mucize olmaz mı? Şimdi sen birine bunları anlatsan sana şöyle diyenler çıkabilir: İsa’nın sesi nasıl çıkar? Nasıl seslenir? Rahmanî olayı böyle nasıl cihazla izah edebilirsin?

İşte o zaman sen sadece akleden beyinlere ipucu olarak şu ayeti oku:

“RABBİ MUSA’YA BİR AĞAÇTAN SESLENDİ.”

Bir kez daha şok olmuştum. İnanıyorum ki bir gün bunları anlattığımda bu yazıları okuyan ve bu bilgilere kafa yoran insanlar da şok olacaktı. Tabii her insandan bahsetmiyorum. Allah’ın

hikmetinden sual olmaz. İlhami Abi’nin özellikle bu konuda ipucu olarak verdiği

“RABBİ MUSA’YA AĞAÇTAN SESLENDİ.”

ayeti kafamı çok meşgul ediyordu. Devamlı düşünüyordum. Allah’ın ağaçtan seslenmesi ağacı bir cihaza, ileride olacak teknolojik bir cihaza işaret etmesi aniden beynimde can buldu. Heyecanlanmıştım.

Gerçi buna bugün de somut bir örnek verilebilirdi. Örneğin radyolardan ezan okunması.. Acaba radyo cihazından ezanla bizleri çağıran kim? Eşref-i mahlukât, yani insan her türlü teknolojik cihazdan, bilgisayardan üstün olduğuna göre; hatta bütün bu makine ve cihazlar insan yapımı olduğuna göre insan neden kendinin yaptığı makineden ve o makinenin meziyetlerinden daha düşük olsun? Bir cep telefonunun yaptığını, bir bilgisayarın yaptığını neden bunlardan üstün olan insan yapamasın? Artık hiç şüphem kalmamıştı ki, yaratılmışların en üstünü olan insan,kendi yaptığı makineden daha üstündü. Yaptığı bir makine, bir cihaz dünyanın öbür ucuna sesini gönderiyorsa insan da gönderirdi.Görüntüsünü gönderiyorsa insan, Allah’ın izniyle, bizzat kendini de gönderirdi.

Bütün bunlar, bu konular özellikle bu çağdaki beyinleri,şaşırtacak ve onları hayretlere düşürecekti. Bunlarla meşgulken aklıma birden Mehdi (as) ile ilgili bir hadis rivayeti ve İsa (as)’ın sesi meselesi ile alakalı iki ayet meali geldi:

Bir ses semadan “Emiriniz Mehdidir!” diyecek. Birel semadan çıkıp işaret edecek.

“DOĞRUSU ALLAH ONU GÖKYÜZÜNE YÜKSELTTİ.”

(Nisa suresi, 158.ayet)

“MERYEM OĞLU İSA ŞÜPHESİZ KIYAMET SAATİNİN İŞARETİDİR.” (Zuhruf suresi, 61.ayet)

Böyle bir ses hadisesinin gerçekleşmesi kıyamete büyük bir işaret olacaktır. (Allahu alem)

Oktan Keleş

Melekler Ağlarken Kitabı (161-172) 








Bu haber 4,872 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (11)
  • Zeliha / 24 Haziran 2017 05:19

    Dengel

    Zamanda yolculuğu bilmeme ama sizlerle uzuun bşr yolculuğa çıkıyoruk kalabalıkça , kara yolu,deniz yolu vs.HAYIRDIR İNŞ. :)))
  • dursun ali / 19 Haziran 2017 11:10

    mümkün değil

    şu imtihan dünyasında mükelllef olan bir canlının (insan ve cin) zamanda yolculuk yapmasına olanak yok.yalnızca ruh zamanda yolculuk yapabilir ama oda seyretme olarak herhangi bir müdahale olanağı olmadan yalnızca izleyici olarak zamanda yolculuk yapabilir.
  • beklenen / 18 Haziran 2017 13:29

    Zamanın tanımı ve irade hakkında ki daha önce çıkan yazılara aslında çok güzel bir cevap olmuş.
  • Yasin / 18 Haziran 2017 11:28

    Kıyamet??

    Hocam birgunde kıyamet ile ilgili makale yazsaniz.kimi diyorki kiyamet kiyam yani uyanış diyor. Ve bildigimiz kiyamet dunyanın sonu.
  • Bir Kalperen / 18 Haziran 2017 03:00

    ....

    '' Fakat ikinci zaman; yani bütün zamanı oluşturan kısım “Parça Zamanlar” değiştirilebilir. Müdahaleye açıktır. Bu kısım zamanların içinde de zamanlar, zamanla ifade edilecek anlar mevcuttur.'' Bu kisim cok kafami karistirdi , korktum , icim daraldi . Bir ''an' a'' kac kez mudahale edilebilir ? O ''an'' da yasayanlar bunu hisseder mi ? ''An 'a '' her mudahalede yeni bir gelecek de mi olusur , yoksa en son mudahale tekrar mudahale edilene kadar yasanip ordan sonrasi silinir mi ? cok zor , korkutucu , cok sinirsiz /ucsuz bucaksiz . :S Butun icinde ''iyilik ve kotuluk'' birbirini tamamlar anliyoruz ama kotu tarafin da zamana mudahaleleri mumkun mu ? Zamana mudahale Adetullah' ta var , Muradullah'ta da var mi ? bilmiyorum cok zor . :S
  • alaca / 18 Haziran 2017 01:15

    Zamanda yolculuk

    Söylenecek tek bir kelime bile bulamıyoruz. Aklın durduğu nokta. Bu anlatılanların hepsini harmanlayıp düşünürsek, böyle bir BİLİMSEL makale çoğu kişi görmemiştir. Bilimsel olarak seslerin ve görüntülerin bir şekilde bir yerlerde kayıt olunduğu söylendi. Seslere bariz vurgu yapıldı (Sesler Kainata toplanır dendi) Görüntü ile de Mutlak Kader üzerinden değinildi. Seslerin teknolojik kullanımı Cep telefonları ya da Musa AS’a ağaçtan seslenilmesi üzerine yeni bir cihaz olasılığı üzerinden anlatılırken, Görüntülerin teknolojik kullanımı bugün bilimin gezegenlerin ve yıldızların oluşumunu incelemek üzerine olasılık hesaplamalarıyla geliştirilmiş, süper fotoğraf makineleriyle sonuçtan sebebe doğru ya da sondan başa doğru bir model çıkararak, hologram sunumlarıyla açıklamaya çalışmaktadır. Buradan anlaşılıyor ki ilerleyen dönemlerde Tarih üzerinde de aynı kurgularla sonuçlar çıkarılacaktır. Önceden düşündüğümüz ama tam anlamıyla kafamıza oturtamadığımız Nuh Suresi 8 ve 9. Ayetlerde bu şekilde bir yere oturuyor sanıyoruz.
    “Rabbi Musa’ya ağaçtan seslendi” Ayetine baktığımız zaman Rab kullanılması ve Ağacın’da bir süzgeç veya anten gibi olduğu akla gelmekte. Seslerin Kainatta olması ve bir noktadan konuşulduğunu düşündürmekte. Burada “Doğuyor Bak Ergenekon” türküsünü de iyi analiz etmemiz gerektiği kanısındayız. Zaman hakkında okuduğumuz en güzel Makale diyebiliriz. İnşallah herkes içinde ki İlhami Abi’yi bulur. Oktan Abi’ye sonsuz teşekkürler.
  • ertuğrul yılmaz / 18 Haziran 2017 00:47

    Oz damgası

    Oz damgasının sırrı nedir?
    Yani bu damganın zaman yolculuğuna katkısı ve yeri nedir?

    Milli gazete arakana girdi !

    http://www.milligazete.com.tr/neredesin_musluman/469089
  • yildiray celik / 17 Haziran 2017 22:20

    asa

    Agactan seslendi rabbi musaya , agac asa ama asayi harekete geciren ahit sandiyi oda akasya agaci ,ozel olcumlere ve ozel guclere sahip ,ve icerisindekilerin ozel olmasi ,ahir zaman yarenlerin yani gariplerin ve hz mehdinin isa as ,sandigi mana alemindeki hazurunda bekliyen hz musa allah 4 buyuk peygamberden misak (söz)aldi bu hareket icin ahirzamanda 313 lere yardimlari icin, biride hz musa ve keyf suresi ahire sirli ,yetimlerimdi o hazine derken hizir , .......
  • İbrahim / 17 Haziran 2017 20:14

    SORU: Geçmişimizi değiştirebilir miyiz?

    Zamanda yolculuk ile kitaptaki sayfaları silip yeni şeyler yazabilirsek geçmişe gidip kendi yaptığımız hataları ve günahları yapmamamız için geçmişteki halimizi bu günahları yapmaktan alıkoyabilir miyiz? Bunu yaparsak şimdiki halimiz ve şimdiki hayatımız değişmiş olur mu?
  • Orhan ŞAHİN / 17 Haziran 2017 18:27

    Bı yazı bugün paylaşıldıysa bir hikmet vardır. Acaba teknoloji dünyasından yeni haberlermi duyacağız. Tabi tefekkürüde ayrı.
  • c.d / 17 Haziran 2017 17:34

    Anlayamadigim bir husus var. Oktan Abi ayeti göstererek demistiki " kıyamet ansızın gelecektir alameti olmaz" ve evet kıyamet ansizin gelecektir diye ayet mevcut. Peki o zaman " Meryem oğlu İsa şüphesiz kıyamet saatinin işaretidir." derken bize ne anlatılmaya çalışılıyor. Kur'an kendini haşa yalanlamaz beni yanlış anlamayın Kuran'da eksik ve yanlış hiçbir şeyde yoktur. Ben sadece bize verilmek istenen diğer anlamı anlamadım. Bu olaydan sonra büyük olayların olacağı malum doğrusunu Allah bilir tabi.






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar