Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat-1

Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat-1

Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat-1


6 Aralık 2016 10:43
font boyutu küçülsün büyüsün



Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat

Zor ve sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Tarih boyunca benzer dönemleri yaşadığımız da çok olmuştur ama Türk milletinin varlığı bugüne kadar devam edegelmiştir.

Zor bir milletiz ve stratejik bir coğrafyayı kendimizi yurt edinmişiz. ABD Başkanı Bill Clinton 1999 yılı Kasım ayında Türkiye’ye geldiğinde yaptığı konuşmada: “Beyaz Saray’da her sabah uyandığımda dünya haritasına bakarım. Gözüm sürekli Türkiye’ye ilişir. Ülkeniz dünyanın merkezinde ve en kritik coğrafyasında bulunuyor.” Demişti.

Binlerce kilometre uzakta bir devlet başkanının gözü her sabah Türkiye’nin üzerinde. Bunun gibi pek çok devletin, örgütün, istihbarat kuruluşlarının  gözü hep Türkiye’ye çevrili. Bu yüzden Türkiye üzerinde her zaman planları olanlar olmuştur, olacaktır da.

Ben temelde savaşa ve mücadelelere Âdem ve Şeytan arasındaki mücadele olarak bakarım. İşin mihenk noktası olarak bu temeli alırım. Tepe nokta olarak burayı aldıktan sonra diğerlerinin kimin yanında yer aldığına bakarım. Zaman zaman iş o kadar girift hale getiriliyor ki, kim kimin safında belli olmuyor. İşte bu belirsizlik noktasında da insanlar tuzaklara düşüyorlar.

Türkiye üzerinde emeli olanlar elbette dışarıdan açıkça gelip müdahalede bulunmuyor. Böyle bir müdahalenin adı ise zaten savaştır. Ne yapıyorlar; Türkiye’nin içerisindeki yapıları kullanıyorlar. Konumuz cemaatler ve tarikatlar olduğu için bu yapı üzerindeki yabancı istihbaratların oyunlarını ele alacağız. Burada toplumuzun dini duygularını ve iyi niyetini kullanarak bize karşı silah olarak kullanıyorlar.

Kur’an’da: “…ve çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın…” (Lokman, 31/33)

Bu ayet bize bir uyarıda bulunuyor. Bu ayet, insanları, Müslümanları uyarıyor. Demek ki, Şeytan bizi aldatmak için bir yol  daha  bulmuş ve Cenab-ı Allah bizi uyarıyor.

Doğru yolda olduğunu sanan nice insan var ki, Şeytan’ın askeri olduğunun farkında bile değil.

Tasavvufu öğrenmeye çalışan birisiyim. Literatürü de az çok bilirim. Hakiki tarikatların da var olmasından ve yaşamasından yanayım. Ama şunu da biliyoruz ki, gerçek tarikatlar o kadar azaldı ki. Gerçekten insana edep, erkân öğreten onların seyri sülüğünü tamamlayan çok az tarikat var. Çoğu tarikatın,  içi boşaltılmış. Öyle ki  manevi olarak yetkilendirilmemiş kişiler posta oturmuşlar.

Bir hadisi şerifte: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir." Denilmektedir. Ama hangi cemaate, tarikata  sorsan kendini  o bir fırka sayıyor. Hiç kimse “acaba o 72 fırkanın içinde biz de olabilir miyiz?” diye düşünmüyor.

Cemaat ve tarikat arasındaki ayrımları bilmemiz gerekir. Burada beraber anmamızın sebebi; yapıların işleyişi arasındaki farklardan dolayı değil,  bu yapıların nasıl kullanıldığını örneklememiz açısındandır.

İslam birlik olmaya önem verir. Hak olanın yanında yer almak bizim vazifemiz. Bir topluluğun yanında değil, hak olanın, doğru olanın yanında durmamız gerekir. Yanlışa düşmüş milyonların arkasından; topluluk, cemaat, tarikat diye takılır giderseniz Hak’tan uzaklaşmış olursunuz. Yanlışa düşmüş topluluğun yanında, peşinde olmaktansa tek başına hakikatin yanında durmak daha önemli ve doğrudur.

Şimdi bu girizgâhtan sonra gelelim asıl anlatmak istediğimiz tarikat ve  cemaat yapılanmalarındaki istihbarat  örgütlerinin etkisine. Aslında bu bir kitap konusu kadar önemli ama burada ana fikirlerle meramımı anlatmaya çalışacağımı ümit ediyorum. Bu anlattıklarım benim şahsi fikirlerim kimseyi bağlamaz ama düşündüklerimi, gördüklerimi ve yaşadıklarımı da yazmalıyım.

Hz. Ali (ra) bir sözü var: “En tehlikeli düşman, bize benzeyip de bizden olmayandır.”

Ne güzel bir tespit. Bu söz bizim şimdi yaşadığımız sıkıntıları ne de güzel anlatıyor.

Burada -çok az olan hakikilerini tenzih ederek- cemaat ve tarikatların işleyişleri ilgili düşüncelerimi paylaşayım:

Ülkemizde bir tarikat veya cemaat elbette yabancı bir isim  etrafında oluşturulmaz. (Tarikat silsilerini  kastetmiyorum.) Örgütlenme için bizden biri olması lazım.  Açıktan bir İngiliz, Amerikalı, bir Alman gelip; şeyh, lider, efendi vs. olamaz. Bunun için bizden birinin posta oturtulması, lider yapılması lazım.

Bizden biri bulunup; cemaatin, tarikatın başına oturtuldu mu sonra insanları onun etrafında toplarlar. Buradaki şeyh, lider, efendi istihbarat örgütlerinin kontrolündeki kişidir. Gerçek  islam’dan, tasavvuftan, tarikat işleyişinden söz edilemez. Ama  bu sahte yapı ve onun başındaki kişi, gerçekleri ile  aynı argümanları kullanırlar. Gerçeği ile sahtesini ayırt etmek zorlaşır. O yüzden yukarıdaki lokman suresindeki ayeti özellikle verdim.

Bizim dinimiz hep aklı ön planda tutmuş, düşünmeyi öğütlemiştir. Kuran’da şu uyarılarla sık karşılaşırız: 

-Siz hiç düşünmüyor musunuz? 

-Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.  

-Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar. 

-Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz? 

-Düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.

 

Zaten İslam’da aklı olmayanın sorumluluğu da yoktur. Aklı olmayanlara da lafımız yok.

Şimdi cemaatin, tarikatın başına yerleştirilen bu sahte  lider, şeyh, efendi  etrafında toplanan kalabalıklar  ‘BİR KİŞİ’ üzerinden kontrol edilir ve yönlendirilir. Böyle bir yapıyı da  kimse tek başına bırakmaz. İşte burada istihbarat kuruluşları (elbette yabancı istihbaratları kastediyorum) birbirleri savaşırlar. Böyle bir yapıyı kimse birbirine kaptırmak istemez. Düşünsenize bir kişi üzerinden milyonlarca kişiyi ve onların bağlantılarını kontrol edebiliyorsunuz. Böyle bir yapı hangi istihbarat örgütünün iştahını kabartmaz?

İstihbarat kuruluşları bir kişiyi kontrol edince, milyonlarca kişiyi kontrol ettikleri bir yapıyı elbette kolay kolay bırakmak istemezler. Bu istihbarat kuruluşları açısından bulunmaz bir fırsattır ve maliyeti de çok düşüktür. Dünyada böyle bir sistem yoktur. Bu yüzden cemaat, tarikat üzerinden bir savaş yürütülür. Bunun için dikkat ederseniz Türkiye’de pek çok cemaat, tarikat yapılarında baştaki pek çok kişi ya öldürülmüş veya şaibeli kazalarda hayatlarını kaybetmişlerdir. (Hayatını kaybeden kişilerin istihbarat kuruluşları ile ilgisi var demiyorum, örnek olarak veriyorum.) Ölen kişinin yerine kim oturacağı da tartışma konusu olur, cemaatler ve tarikatlar gelecek kişi üzerinde anlaşamadıkları için de zaman zaman bölünürler.

O sahte şeyh, lider, efendi  bütün cemaatini, tarikatını bu istihbarat kuruluşlarına satar.

Türkiye’deki bu yapıların üzerinde en çok  BND, CİA ve MI6  faaliyet yürütmektedir. Hatta bu cemaatleri ve tarikatları kendi aralarında  paylaşmışlardır. Falan yapı, falan istihbarat örgütü ile ilgilidir diyebileceğimiz spesifik örnekler de vardır.

Bakın bunu bir tarikat lideri söylüyor, ne kadar doğru bir tespit:

“Bana da tabi olmayın! Bana tabi olursanız, beni sıkıştırırlar. Ondan sonra, "Sen bu adamlarına şöyle yap!" derler. Bana da tabi olmayın, İslâm'a tabi olun! Allah'ın emrine tabi olun!”

Bunu dikkatinizi çekerim bir tarikat lideri söylüyor. Belli ki bu kişi oyunu görmüş ve feryat ediyor.

Bu ülkenin insanlarını ve imkânlarını kullanarak ülkemize savaş açıyorlar.

Dikkat ederseniz Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki isyanların çoğu dini argümanlarla şeyhler üzerinden çıkarılmıştır.

Bu yapılar Osmanlı’da nasıldı? Nasıl kontrol ediliyordu? Her önüne gelen cemaat-tarikat kurabiliyor muydu veya posta oturabiliyor muydu?  Bunları irdelemek lazım. Osmanlı nasıl çözüm bulmuştu? Şimdi bizim neler yapmamız lazım?

 

Devam edecek…

 

Erol Elmas     

buulkem@gmail.com   

Twiter:@emiryildizdan









Bu haber 7,781 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (24)
  • muhammed / 29 Aralık 2016 11:16

    gerçekler ortaya çıkacak

    Her devirde hak bir yol var.ona tabi olmak lazım.Nasibi olanlar bulur.Zaman gelecek gerçekler ortaya çıkacak.
  • Homeros / 15 Aralık 2016 16:05

    Tasavvuf

    Erol Hocam, yazılarınızı merak ile takip ediyor, tespitlerinizi başarılı buluyorum. Ancak tasavvuf denilen düşüncenin asıl kaynağının islamın içerisine sokularak yeni bir din anlayışı getirmek olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle tasavvuf konusunda biraz daha inceleme yapmanızı salık veriyorum.
    Saygılarımla,
  • Cihan a / 10 Aralık 2016 11:53

    İspatı

    http://odatv.com/ismailaganin-kritik-ismine-bicakli-saldiri-0912161200_m.html
  • Abdulkadir DEMİR / 9 Aralık 2016 00:16

    ..

    Kalemine, yüreğine sağlık Erol Hocam.
  • Selçuk Karaca / 8 Aralık 2016 12:22

    Gönlün Var Olsun Erol Ağabey

    Konu gerçekten harika ama burada malum her konuyu şimdilik yazamıyoruz Gönlün var olsun Erol ağabey, tespitlerin yerli yerinde sağol, varol. IYI ki varsın.
  • HARUN ÇETİNER / 8 Aralık 2016 11:40

    ÇOK GÜZEL

    ALLAH RAZI OLSUN ÇOK GÜZEL DEVAMINI BEKLİYORUZ
  • Hüseyin Bulduk / 7 Aralık 2016 19:47

    Hangi tarikat, hangi cemaat?

    İstisnalar dışında tarikatlar ve cemaatler -maalesef- emperyalizmin maşası durumunda. Kendilerini güvende gördüklerinden milli kültürümüze, devletimizin kuruluş felsefesine, Atatürk'e olan düşmanlıklarını gizleme ihtiyacı hissetmiyorlar.

    Ayrıca siyaset yapma, hak etmeden makam-mevki-para edinme, devleti ele geçirmeye çalışmalarını da tasavvufla bağdaştıramıyorum.

    Erol Abi, değindiğiniz konu yaşamsal önemde, devamını merakla bekliyorum. Selam ve saygılarımla.
  • sefil / 7 Aralık 2016 09:14

    (Ama şunu da biliyoruz ki, gerçek tarikatlar o kadar azaldı ki. Gerçekten insana edep, erkân öğreten onların seyri sülüğünü tamamlayan çok az tarikat var. )

    Bunu ifade ettikten sonra bu gerçek ve az olan tarikatları belirtmezsek onlar da zan altında kalmaz mı?
  • drkalperen / 7 Aralık 2016 02:04

    Yakinen biliyorum ki, mecburi hizmet yaptigimiz donemde ki g.dogudaki bir ilden bahsediyorum, bizim ulasamadigimiz bakanina arasi cok iyi olan bir cemaatin seyhleri direk ulasabiliyorlardi ki bakanligindaki bu cemaatin yapilanmasi alenen bilinmekte. Simdi soru su: Sayin Bakan seyh olmadigina gore, bu cemaatin seyhini mi on planda tutacak yoksa basbakani mi yoksa c.baskanini mi ? Merak ediyorum cevabini acikcasi. Ornek olarak vermek istedim.
  • Atabey / 6 Aralık 2016 23:57

    Tasavvuftaki müridin mürşide teslim olması meselesinin ehillerince yorumlanması gerektiği kanaatindeyim.
  • Kıbrıs Fatihi / 6 Aralık 2016 22:03

    erol abim harika bir yazı,devamını merakla bekliyorum
  • Ali Erim / 6 Aralık 2016 21:06

    Araf / 16

    "İblis öyleyse dedi beni azdırmana karşılık and içerim bende onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım"
  • Zafer YAVUZ / 6 Aralık 2016 20:01

    Tarikatler cemaatler

    Allah razı olsun Erol hocam... Çok harika bir tespit hislerimize tercuman olmuşsunuz...
  • Orkun Akar / 6 Aralık 2016 19:06

    Şahane bir konu

    Selam selam...Kıymetli ağabeyim çok muhim bir konu daha kaleminizle vucud buldu...Laiklik meselesinin gercekte ne icin oldugunu izah eden bir uyari daha...Şeyhin cubbe cepinde yer almaya gayret edenleri insAllah kendine getirir bu yaziniz varolun can abim...
  • oktan keleş / 6 Aralık 2016 18:42

    Tebrik Ederim Erol Dostum

    harika bir analiz aynı zamanda tespit

    ders konusu.
  • şizofren / 6 Aralık 2016 18:13

    ...

    Tarih boyunca bazı Tarikatler Devletine yakın, Hattaa Devletin Temeli Durumundaydı.

    Ama şimdilerde kimin neci olduğu belirsiz.
  • Tuğrul / 6 Aralık 2016 17:26

    Ne olacak bu ülkenin hali

    Şeytaniler bütün güçleriyle saldırıyorlar ülkemize ve ne acıdır ki yöneticilerimiz kendilerini düşünmekten başka birşey yapmıyorlar. , ülke bölünme tehlikesi altında, amaçları bizi anadoludan atmaktır. Bizim ise ne yazık ki gücümüz yok bize moral verecek küçücük bir olay bile yok. . Türk milleti olarak bugüne geldik ama ne yazık ki artık geleceğimizin olmadığını düşünüyorum. Bizi yok edecekler. Basiret sahibi yöneticilerimiz de yok ki bizi kurtarsın yol göstersin. Türkiye ile ilgili çok plan kuruldu tamam ama hiç bu kadar açık ve güçlü şekilde saldırmamıştılar.
  • fahrettin oğuz / 6 Aralık 2016 16:51

    Erol abi saygıları devletde artık bunların tepesine çökmeye başladı heralde aşağıdaki haber bugün yayınlandı bursada ünlü hocayı aldılar içeri.
    http://www.bursadabugun.com/haber/bursa-da-sahte-faturadan-60-ay-hapis-cezasi-767040.html
  • dertli mümin / 6 Aralık 2016 15:48

    dert bir değil ki elvan elvan !!!

    tam bam teline dokunan bir yazı olmuş erol abi hislere tercüman olmuşsun ALLAH razı olsun bizim insanımızı bize karşı kullanıyorlar ya işte en üzücü nokta burası mesela 15 temmuzda meclisi emniyeti bombalayanlar abdli avrupalı mıydı yok anadolu insanı !!!! bir diğer örnek http://www.takvim.com.tr/guncel/2016/12/04/feto-gosterdi-pkk-sehit-etti şimdi mesela mevcut yöneticilerimize desek ki kardeş bak 2002 den beri koltuktasınız bakın gözünüzün önünde ırakı bir tarikat eliyle (kesnizani ) bitirdiler hiç ibret örnek almadınız mı ki ülkeyi bir cemaatin eline bırakıyordunuz ? kesnizani hakkında 2 güzel yazı http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2016/07/28/8480/kesnizani-tarikati-irakin-fetosu http://www.ensonhaber.com/pekin-cemaat-irak-ordusunu-bitiren-kesnizani-gibi-2015-07-07.html yine bu yöneticilerimize sorsak öğrenciler için yurt yapma seferberliği şimdi mi aklınıza geldi ? anadoludan şehirlere okumaya gelen çocukların bunların evlerine yurtlarına gittiğini ellerine düştüğünü görmediniz mi ? DOĞA BOŞLUK KALDIRMAZ meydanı boş bırakırsanız birileri gelip doldurur dünkü sohbette oktan baba ne dedi YOLUMUZ YESEVİLİKTİR dedi bence devlet artık vatandaşlarını insanlarını öğrencilerini bu yola sevketmeli haberdar etmeli yönlendirmeli aksi halde görüyoruz ki insanlarımız oradan oraya savruluyor bakın mesela milli eğitimin 100 temel eser projesi birçoğu güzel eserler tamam bir diyeceğimiz yok lakin piri türkistan ahmet yesevinin hayatını öğütlerini (divanı hikmet ) anlatan bir kitap bir eser niye yok listede ? olsa gençler okusa fena mı olurdu lütfen listeye bir bakın tagore bile var !!!!! https://tr.wikipedia.org/wiki/MEB_100_temel_eser_listesi_(orta%C3%B6%C4%9Fretim) Bilgi mazidir HİKMET ise istikbal (Hz. İsa )
  • Melih Kölük / 6 Aralık 2016 15:21

    Metafizik Üzerine

    Erol abi tevafuk olmuş ben de yakın zamanda bu konuda bir yazı hazırlamıştım. Çok önemli, üzerinde durulması gereken bir konu... Ben de düşüncelerimi paylaşmak istedim. Allah tek adam olma istediğinden ve tek adamlar tarafından zihnimizin bloke edilmesinden bizleri korusun...


    Şeytan; halife olarak tayin edilen Hz.Adem’in yaratılışından beri insanın kendisinde var olan vasıfları keşfedememesi, kullanamaması ve Hz.İnsan olamaması için çalışmaktadır. Şeytanın bu amacına ulaşabilmek için kullandığı en etkili yöntemlerden biri insana Allah tarafından verilen hassaları sınırlı göstermektir. Burada bir ayrım ortaya çıkıyor: Allah tarafından insana verilen özellikler ve şeytan tarafından kısıtlanmış özellikleriyle insan… Genel olarak kabul edilen görüş insanın görme, duyma, koklama, dokunma ve tatma duyularına sahip bir varlık olduğudur. Ancak acaba insan sadece bu duyulardan mürekkep bir varlık mı, yoksa bu duyular keşfedilmeyi bekleyen başka hassalarımız için örnek oluşturacak birer cüz mü? Allah Hacc Suresi 46. Ayette “Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baştaki gözler kör olmaz, lakin sinelerdeki gözler kör olur” buyuruyor. Allah bu ayette görme hassasının sadece ışığın kırılması ve beyne iletilmesinden sorumlu bir yağ ve sinir ağı ile sınırlı olmadığından ve bizlere başka bir görüş ve bakış deneyimi yaşatacak “gönül gözleri” verdiğinden bahsediyor. Burada baştaki gözlerle yaşadığımız deneyimin bizi gönül gözleriyle görüş deneyimine ulaştıracak minimal bir örnek olduğunu düşünürsek; maddesel anlamda yaşadığımız görüş deneyimi sürecinin bizi ne gibi bir sonuca götürdüğü sorusunu cevaplamamız gerekir. Görme duyusunun temel işlevi bize “şeyler” i yani eşyayı tanıtmaktır. Peki eşya bizim gördüğümüzle sınırlı mıdır, bizim gördüğümüz kadarı eşyanın bütünü yani hakikati midir? Bunun böyle olmadığını peygamber efendimizin duasında görüyoruz. Peygamber efendimiz “Rabbim bana eşyanın hakikatini göster diye dua ediyor. Edebin bir manası da haddini bilmekse peygamber efendimiz her vasıfta olduğu gibi edep noktasında da insanlığın zirvesiyse, eşyanın hakikatini görmek insanın yaradılış hududunun içinde yer alan, insana Allah tarafından verilmiş bir hassadır.
    Bu noktaya kadar metafiziğin yani genel olarak kabul görmüş algıların dışında da bir gerçekliğin var olduğunu ve bunu inkar etmediğimizi anlatmaya çalıştık. Bu noktadan sonra metafiziğin insanları yanlış yönlendirmek, kişisel ego ve istekler doğrultusunda insanları kontrol etmek için nasıl kullanılacağını incelemeye çalışacağız. Öncelikle metafiziği insanların kullanımı için elverişli hale getiren olgulardan biri; metafiziğin gerçek olması, dolayısıyla varlığının kanıtlanabilirliğidir. Metafizik; yazının ilk bölümünde de belirttiğimiz gibi kuran, peygamber efendimizin yaşamı gibi insanların saygı duyarak inandığı referanslarla var olduğu kanıtlanabilen bir kavramdır. Aynı zamanda metafizik elle tutulamaz, gözle görülemez soyut bir kavramdır. Yani metafiziğin varlığını kanıtlamak, metafizik olayları rahmani bir biçimde gerçekten yaşıyor olmanızı gerektirmez. Metafiziği insanların kullanımı için elverişli hale getiren bir başka olgu; elle tutulamayan, gözle görülemeyen yani herkese açık olmayan bir hali yaşamanın veya yaşayacak olma umudunun insanda uyandırdığı ayrıcalık hissidir. Sürekli kendilerinin yaşadıklarını iddia ettikleri veya evliya menkıbelerinde geçen metafizik hadiseleri anlatan mikro veya makro düzeydeki kanaat önderleri, şeyhler (tabi burada hakiki manadaki kanaat önderleri ve şeyhleri tenzih ediyoruz) kendilerine ayrıcalık atfetmekte, onları dinleyen topluluklar da onların bu ayrıcalıklarına imrenerek bu halleri yaşamaya talip olmaktadırlar. İnsanı her türlü arzu ve tutkunun fazlasından uzaklaştırmaya çalışan bir islam dini varken, bu gibi insanlar metafiziği bir arzu nesnesi, tüketim malzemesi haline getirmektedirler. Zamanla bu üst perdeden metafizik anlatıların büyüsü altına giren insanlar; emzik bekleyen bebeklere dönmekte, uyuşturucu almak için her şeyi yapabilecek uyuşturucu bağımlıları gibi önderleri için her şeyi yapabilecek hale gelmektedirler. Buradaki bir başka tehlike de bu durumun hem o mikro veya makro düzeydeki kanaat önderini hem de takipçilerini dipsiz bir kibir girdabına sürüklemesidir.
    Metafiziğin nasıl istismar edildiğinden, ne gibi tehlikeleri ihtiva ettiğinden kısaca bahsettikten sonra bahsetmek zorunda olduğumuz bir konu daha var. Yazının başında şeytanın bizi bize sınırlı gösterdiğinden ve metafiziğin var olduğunu öğrenmemizi engellemeye çalıştığından, devamında ise metafiziğin ihtiva ettiği tehlikelerden bahsettik. Şeytan bizim metafiziğin varlığını öğrenmemizi engellemeye çalışıyorsa, metafizik insanoğlu için zararlı değil yararlı olmalıdır. O zaman burada bir çelişki yok mudur, aslında yoktur. Çünkü burada insanoğlunu kibir, başkalarının elinde oyuncak olma gibi tehlikelere sürükleyen metafizik de şeytanın insanoğlunun metafiziği tanımaması planına hizmet etmekte ve gerçek anlamda metafiziği kamufle etmektedir. Bu durumda metafizik nasıl anlaşılmalı ki şeytan planladığı amaca ulaşamasın ve insanoğlu kibir, kullanılma gibi girdaplarda boğulmadan metafiziği tanısın. Bana göre bu sorunun cevabı metafiziğe atfedilen gizem ve buna bağlı oluşan ayrıcalık, seçilmişlik algısının kırılmasında yatıyor. Bunun yolu da metafiziğin normalleştirilmesidir. Komutanımız kitaplarında sık sık metafiziğin bir ilim olduğundan, metodolojisinin varlığından bahsediyor. Buradan benim çıkardığım sonuç metafiziğin de algılayan için bir fizik olduğudur. İşte bu yaklaşım metafiziği normalleştiren, şeytanların, çıkar peşindeki kanaat önderlerinin elinden alıp insanlara veren, insanları kul köle olmaktan kurtaran, onlara çalışmayı öğütleyen, onları özgürleştiren bir yaklaşımdır. Sonuç olarak metafizik konusu şeytanın üzerinde hassas planlar yaptığı, dikkatle yaklaşılması gereken bir konudur. Bu konuda aldatılmak istemiyorsak, komutanımızın verdiği reçeteyi bir an bile olsun elimizden bırakmamalıyız. O reçetenin bir yüzünde insan için çalışmasından başka bir şey yoktur, diğer yüzünde ise ben dahil, kimden öğrenirseniz öğrenin öğrendiğiniz her şeyi sorgulayın yazıyor.
  • Bekir Õzturk / 6 Aralık 2016 13:22

    Doğru tespit

    Tarikatlar ve cemaatler bilerek bilmeyerek dış düşmana alet olurken bir çok insanida ülkemizde sıkıntıya sokuyor. Ülkemizde en son 15 temmuzda gördük olanları diğer yapılarında ne yapacağı belli değil. Her an bir çıkar çatışmasında ülkemize zarar verebilirler. Burada devlete çok büyük iş düşüyor kesinlikle bu yapıları denetleyici atamalarını ilişkilerini yakından kontrol etmelidir. İnsanımıza her gördüğü sakallıyı dedesi sanmamalidir.
    Ayrıca tasavvuf dışı özellikle parasal ilişkileri kontrol altına alınmalıdır. Birde bir cemaatin bu kadar sayısal taraftarı olmamalıdır.
  • Hasan / 6 Aralık 2016 12:19

    Tekke ve Zaviyeler

    Harf inkılabından sonra en zararlı devirim tekke ve zaviyelerin kapatılması olmuştur. O gün şartlar öyle gerektirdi gibi bir bahane sunulabilir. Tartışılır. Ama bu kurumlar sadece din ile ilgili değil, sanatla, musiki ile edebiyatla velhasıl halkın sosyal olarak hayatının büyük bir kısmını geçirdiği okullar ve ortamlardı.
    Açık açık soruyorum şu an 72 fırkadan olmayan kurtulan tarikat hangisidir tabi olalım?
  • beklenen / 6 Aralık 2016 12:10

    Erol bey;
    Aslında tamda üzerinde durulması gereken noktayı konu edinmişsiniz.
    Erol bey;
    Benim anladığım İslam kavramında bizim anladığımız türden bir cemaat veya tarikat yapılanması yoktur. Böyle bir emir yoktur dahası. Bu tür yapılanmaya ilişkin bildiğim en yakın ( sanırım ayet) müminlerin birbirlerinin velisi olmaları, uygulama da suf-ha ehlidir. Yani REsulullah Efendimizin (sav) etrafında dini öğrenen bir gruptur. Her iki yapıda cemaat e emir olarak algılanamaz. Eğer cemaat veya tarikat gibi kavramlara yol açarsanız, aynen örnekte verildiği gibi mutlaka her biri kendini temiz, kurtulanlardan görecektir. İşin doğası budur zaten. Bana kalsa ülkemizdeki bütün cemaatleri dağıtırım. İyi veya kötü olması değil söz konusu olan. Sizinde belirttiğiniz gibi kontrol edilemeyecek kadar büyük bir risk unsuru milli güvenlik açısından. Dinin öğretilmesinde ki yanlışların büyük bir bölümünü kaynağı da maalesef tarikat kaynaklı. Kapatılma kaybedeceğimiz hiç bir şey yok. Kazanacağımız ise çok şey var.
  • SİNAN YILDIRIM / 6 Aralık 2016 11:13

    ELİNE KALEMİNE SAĞLIK EROL AĞABEY ALLAH CC RAZI OLSUN BU TOPLUMUN EN BÜYÜK YARALARINDAN BİRİNE PARMAK BASMIŞSIN. AYNI ŞEYLERİ DÜŞÜNÜYORUZ MAALESEF ÜLKEMİZDE BİR ÇOK TARİKAT VE CEMAAT İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN KONTROLÜNDE . ÜLKEMİZİN ACİLEN BU TİP YAPILARA BİR ÇÖZÜM BULMASI GEREKİYOR. EN CANLI ÖRNEĞİNİ TEMMUZ AYINDA YAŞADIK. ANCAK DEVLETİMİZİN İDARECİLERİ AYNI HATALARI YAPMAKTA ISRAR EDİYORLAR. DEVLET KADROLARINA İŞİN EHİLLERİ VEYA HAKEDENLER DEĞİL A B C TARİKAT CEMAAT MENSUPLARI YERLEŞTİRİLİYOR. YARIN BİR GÜN BUNLARINDA GEREKLİ GÜCE ERİŞTİKLERİNDE VATANA İHANET ETMEYECEKLERİNİN GARANTİSİNİ KİM VERİYOR. ÜLKELER DENGELER ÜZERİNE KURULUR BURADA ESAS OLAN ADALETTİR.ADALETİN OLMADIĞI DEVLET ÇÖKMEYE MAHKUMDUR. ADAM KAYIRMACILIK TARAFGİRLİK BİR KENARA BIRAKILMADAN DEVLETTE DÜZEN KURULAMAZ. İŞ EHLİNE VERİLDİĞİ GÜN BU DEVLET DÜZE ÇIKAR. HÜRMETLE ELLERİNİZDEN ÖPÜYORUM YAZININ DEVAMINI BEKLİYORUZ. TÜM GÖNÜLDAŞLARA GÖNÜL DOLUSU SELAMLAR.






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar