Yeni Çağın Sohbetleri: Uzay Tarihi

Yeni Çağın Sohbetleri: Uzay Tarihi

Yeni Çağın Sohbetleri: Uzay Tarihi


22 Kasım 2016 07:59
font boyutu küçülsün büyüsün


 

Kadim Türk Bilgileriyle Uzay Tarihi 

Bayçu Kam devam etti: “Sistem dediğiniz şey birçok hissi, güzelliği örttüğü gibi kadim bilgileri de örtmüş, gizlemiştir.

Sizin bugün teknoloji, bilim dediğiniz, geçmiş bazı çağlardakine göre en ilkel dönemindedir. Sadece size algılatılanla yaşıyorsunuz. Aradığınız sırların başlangıcı olan çağlardaki örtülmüş bilgilere ulaşmadan, sonuca ulaşamazsınız. Taş Devri, Tunç Devri insanı gibi basit bilgilerle, bilinçli gizlenmiş asıl gerçekler bilinmeden" ki bilenler biliyor - ama şerde biliyor ki örtüyor. Zihinlerle adeta alay ediliyor. Tartışılıyor; ‘uzayda hayat var mı?’ Biz uzayda değil miyiz? Oysa uzayı, canlılar besliyor.”  dedi.

Latif Baba latifeyle: “Taş Devri var, bir de Cilalı Taş Devri. İnsan nasıl da taşları cilalamış ama. Cilalı ayakkabı devrindeyiz desene Bayçu’m.”

Sohbet daha da ilginç bir hal alıyordu ki Kam Bayçu’nun,  ‘uzayı canlılar besliyor’ kelimesi bana çok şaşırtıcı gelmişti.

Bayçu Kam, Latif Baba’nın şakasına gülümsedi ve konuşmasına devam etti: “Arananı bulmak  önce Ay sırlarını bilmekle başlar; Ay, Dünya’dan mı koptu, nasıl oluştu, Dünya’dan önce mi sonra mı?  Önce bunu bilmek lazım. Türk kadim bilgisinde uzaydaki Ay başka Aybörk başka. Biz uzaydaki yani Dünya’nın uydusu denen Ay’dan başlayalım:

Uzayda mavimsi bir ‘dönengeç’ vardı. Satürn'ün çemberine benzer toz buz ışık dolu içinde 16 gezegen vardı ki bunların ismi, ‘Ay Gezegenler Topluluğuydu.’ Milyonlarca Dünya zamanında uzayda yüzerdi bu Ay gezegenlerini içinde barındıran dönengeç. Bu dönengeç bu günkü uzay bilim adamlarınca milyonlarca  ışık yılı mı uzaklıkta  tek bir mavi gezegen yıldız olarak tespit edildi. Ancak yakından görülmesi için çok güçlü teleskoplara ihtiyaç var. Bu dönengeci tek yıldız gezegen sanıyorlar. Oysa bu bir felek dönengeç ve içinde Ay Gezegenlerini barındıran bir sistem. Bu sistem uzayda yüzer, bir an bu gün dünyanın bulunduğu sisteme yaklaştı mavi bir gezegen ve 16 Ay gezegenini içinde sırlayan dönengeç uzayda tarihi bir ana şahitlik etti.”

Bayçu Bilge bu inanılmaz bilgileri anlatırken aklıma Kur’an’da; Güneş, Ay, Yıldızların, Feleklerin yüzdüğünü söylediği ayetler, yüzme tabirleri geldi.  

Kam Bayçu, inanılmaz bilgiler verdiği konuşmasına şöyle devam etti: “Bir süre mavi gezegenden dönengeç görüldü. 309 Dünya yılı dönengeç yörüngesinde yüzdü, sonunda dönengeç yarıldı, mavi dünyanın çekim gücünün de etkisiyle irili ufaklı Ay gezegenlerden biri zincirden koptu, mavi dünyanın etrafında yörüngeye oturdu. 

Artık mavi Dünya’nın etrafında Ay denilen bir gezegen dolanıyordu. Mavi Dünya’da yaşayanların bir kısmı Tanrı edindiler bu gördükleri parlak gezegeni. Öyle olmadığını bilenlerde vardı. Derken parlak Ay’dan bir ışık çıktı bir binengeç (uzay gemisi) döne döne ışıkları sanki içile geçmiş sarmal çizerek, Dünya’ya doğru geliyordu.

 Yerdeki Türk bilgelerden görenler görüyor, bilenler biliyor, bekliyordu.  Parlak ışık saçan binengeçin semadaki şekli ‘tamga’ oldu ‘sembol’oldu sonraki çağlara.

Binengeç, Dünya’da tarlalarda ekim günlerinden bir gece yüksekçe bir alana indi.

Ekim günleri; tarlalardaki ekim zamanı.

İçinden 16 Ulu TÜRK, Ata Kağan, Prens indi. Hepsi dönengeçteki 16 Ay gezegeninin ulularıydı. Yanlarında yerin ilk defa gördüğü; Kök Kurt, BOZKURT, GÖKBÖRÜ vardı.

Gökbörü geldiği Ay gezegenine bakarak sanki hasretle uluyordu. Yerdeki bilge ve heyeti karşıladı uzun zaman  beklenenleri. 16 Ata’dan biri elinde bir tohum uzattı bilgenin birine. Aldı bilge, hemen yere dikti.

16 Ulu Ata, çıkınları, bilgileriyle gelmişti yere. 

16 Ata, indikleri  Dünya’dan geldikleri Ay gezegenine binengeçleriyle 19 Dünya yılı 365 sefer yaptılar. Her seferinde ona uyan kavim ve bilgeleri Ay gezegenine taşıdılar. Zira bu Dünya yakında yok olacak, burada yaşam sona erecekti. İnanmayanlar çoğunluktaydı. Bu dünyadan bir çok tohum, hayvan, dinozorların atalarının özleri de  taşınıyordu. Ay gezegeni,16 Ay gezegeni barındıran dönengecin 14. ayıydı. 14.gezegene gelip gitmeler sürdü. Ancak kulak hırsızlığı yapanlar da vardı. Bunlar uzay cinleriydi, mavi ışıklı yansıyan saçlar hepsi dişiydi, bulundukları yerden başka galaksilere yansıma mahirlikleri vardı. Sırları bu gezegen, Dünya’da idi. Günahları boynuna bu dişi cinler insanların erkekleriyle düşüp kalkarak üremek istediler.”

Konuşmayı dinlerken aklıma şu ayetler geldi: ENAM-128; “EY CİN TOPLULUĞU SİZ İNSANLARDAN KENDİNİZİ ÇOĞALTMAK İSTEDİNİZ.”

Yansıma maharetleri de şu ayeti aklıma getirdi: ARAF-27: “CİNLER KABİLESİ SİZİN ONLARI GÖREMEYECEĞİ YERDEN SİZİ GÖRÜRLER.” 

Devam etti ulu Kam Bayçu: “ Ve gelen geldi, çarpan geldi, çattı, çarptı  Dünya’ya. Son seferi yoldayken çarptı. 16 Ata ve Ay gezegenine gidenlerle binengeç, çarpanın şekli yerdeki bilgelerin tacında vardı. Demek ki biliniyordu şekline kadar çarpacak olan.  Mavi Dünya yok olurken sırlarıyla bir parça koptu ateş topu gibi. Ay gezegeninin etrafında soğudu yıllarca. Ay gezegenine gelenler türedi, yerleşti getirdikleriyle ve gelebilen davetsiz misafirler uzay cinleriyle, burada erkek cinleriyle temas kurma imkanları bulacaklardı. Yeni bir hayat oluştu, yeni dünyaları burasıydı, dönengeçten gelen 14.Ay gezegen.”

Bu anlatılanlar da şu ayeti aklıma getirdi: KARİA-2: “O DEHŞETLİ ÇARPAN.”

Bayçu’yu soluksuz dinliyordum.

Devam etti: “Bu 14.Ay gezegeni beyaz kristalize yapısı,  zamanla bu dünyayı oluşturdu; yavaş yavaş denizler, karalar, ormanlar, hayat mavi renge boyadı. Uzayda mavi gözükmesinin sırrı bu eski yapısıdır, bilmezler. Çarpmanın etkisiyle diğer mavi Dünya gezegeninden kopan ateş topu bu günkü Ay’ı oluşturdu. Bu yüzden Dünya’nın yapısı ile Ay’ın oluşum çekirdeği aynı. Bugün Dünya’nın uydusu Ay, aslında diğer yaşam olan, yok olan Dünya’dan geri kalan parça.

 16 Ata ve bilgeler, yok olan Dünya’dan bu Dünya’ya öyle bir şey getirdiler ki aranılan sır bu. Daha sonra 16 Ata, geldikleri dönengecteki diğer Ay gezegenlerine geri döndüler. Bir daha belirlenen gün gelmek üzere. Hala beklenmekteler Türk’ün hakimiyeti için. Bu dönengece, kadimden Türk atalar, ‘çarkı felek’ ismini taktılar. 6 evrede bugünkü dünya kemale erdi.

 Türk öğretisinde yer kavramı bir kaç anlamda ele alınıyordu; bunlardan biri Dünya.

 Şu ayetler ayrı bir anlam kazanıyordu: SECDE-4: “YERİ GÖĞÜ İKİSİ ARASINDAKİLERİ 6 EVREDE YARATTI.”

 FUSSİLET-9: “YERİ İKİ GÜNDE YARATAN O’DUR.”

FUSSİLET-10: “YARADAN YERDE SABİT DAĞLAR VAR ETTİ, ONLARI BEREKETLİ KILDI, RIZIKLAR TAKTİR ETTİ 4 GÜNDE.”

 

Oktan Keleş

Kopuz Ata-2. Bölüm'den alınmıştır.

 http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=5552








Bu haber 2,176 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (5)
  • Turan / 23 Kasım 2016 22:50

    Ruya

    Sizin Kopuz Ata yaziniz baslamadan once ilginc bir ruya gormustum. Kisaca ruyada artik zaman yaklasti, uzaya bak deniyordu bana :). Hayirlisi
  • cem gerçek / 22 Kasım 2016 16:14

    insanlık tarihi ve sirius bağlantısı

    Selamünaleyküm http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=5131 bu yazıyı tekrar okuyun derim nacizane
  • mete / 22 Kasım 2016 16:06

    Altın Boynuzlar Ne Zaman Çakılmış Acaba?

    http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=4281 konu ederseniz seviniriz... Selam ve saygılarımla
  • Bir Kalperen / 22 Kasım 2016 14:02

    ...

    cok hayretl okudum , '16' nin kiymetinin nerden geldigini anladim sonunda :) Bir sorum var ; '...6.evrede dunya kemale erdi .' dediginiz , 'evreler ' nedir ? Simdi dunyamiz hangi evrede ? Hurmetler .
  • Derviş Ozan / 22 Kasım 2016 08:16

    Eyvallah

    Allah Allah eyvallah