Sırdaş 7. Bölüm: Abdülhamid Han'a Suikast Dosyası

Sırdaş 7. Bölüm: Abdülhamid Han'a Suikast Dosyası

Oktan Keleş, Sırdaş yazı dizisinin yeni bölümünde; Abdülhamid Han'a yapılan suikastı yine bilinmeyen yönleri ile anlatıyor.


25 Ekim 2009 22:27
font boyutu küçülsün büyüsün


ABDÜLHAMİD HAN'A SUİKAST DOSYASI


Tarihler o kara günü, 21 Temmuz 1905'i gösteriyordu. Abdülhamit Han'ı ortadan kaldırmak isteyen hainler;  aylarca bu suikastı planlayarak tatbikat yapmışlar, nihayet  Padişah'ı  ve maiyetini Yıldız Camii çıkışında katletmeyi kararlaştırmışlardı.
Abdülhamid Han ortadan kaldırılırsa, Osmanlı İmparatorluğu tahtı boş kalacak ve  Osmanlı Devlet'i kısa süre içersinde tarih sahnesinden silinecekti. Siyasi dehası ve bilgisiyle; batılılara ve özellikle de Siyonistlere kök söktüren Abdülhamid Han, onlara göre, ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılmalıydı. Ancak, suikastı planlayan şeytanilerin bu planı başarıya ulaşmadı. Hevesleri kursaklarında kaldı.
Melâmi İstihbaratçıları ve Yıldız İstihbarat Teşkilatı, olası suikastın hazırlıklarını biliyor ve takip ediyorlardı. Sadece suikastın günü ve tarihi konusunda kesin bilgileri yoktu. suikast mekânı konusunda da şüpheleri vardı. Abdülhamid Han'a,  bu konu ile ilgili devamlı raporlar sunuluyordu. Fakat netice itibarıyla, suikast olacağı bilgisinin dışında; yer, zaman ve mekân ile ilgili olarak elde kesin bir bilgi yoktu.
 Suikastı gerçekleştirecek olan kişiler, profesyonel bir plancının maiyetinde çalışmalarını sürdürüyorlardı.
Suikasttan bir gece evvel…Gece saat 12'ye geliyordu.
 Derviş, Yıldız Sarayı'na hızlı bir şekilde giriş yapmıştı. Hemen  Sultan Abdülhamid Han'a haber verildi. Koca Sultan, zaten uyumuyordu. Her Cuma gecesi yaptığı gibi Hatmi Şerifi'ne devam ediyordu. Fatihayla noktaladığı Kur'an–ı Kerim'i, usulca kapattı, öptü ve yerine kaldırdı.
 Sultan, Derviş'i kabul etti. Derviş, Hakan'ı selamladıktan sonra:
 - Sultan'ım, yarınki  Cuma Namaz'ından sonra her zamanki adetinizi bozunuz. Daha evvel yaptığınız gibi bazı adetleri yaptıktan sonra hemen kapıya yönelmeyiniz. Mümkün mertebe içeride oyalanınız. Fakat bu oyalanmanızdan hiç kimse şüphe etmemeli. Bütün hareketleriniz, adetleriniz, davranışlarınız önceden bilinmektedir. Hepsi kayda geçirilmiştir.
  Sultan Abdülhamid Han Derviş'e sorar:
 - Bildiğin bir şey mi var?
 Derviş tefekküre dalmış bir vaziyette, gözleri sanki çok uzakları seyreder bir halde, büyük bir tevazu ve saygı içersinde, Hakan'a cevap verir:
 -Hakkın bildirdiği kadar Sultanım…
 Sultan da teferruatını sormaz. Çünkü bilir ki, Derviş'in bir bildiği vardır.
 O gece ikisi arasında daha neler konuşuldu bilinmez….



Nihayet sabah olmuş ve Cuma vakti gelmişti. Sultan Abdülhamid Han, okunan ezanın arkasından cemaat ile birlikte namazını kıldı. Namazını eda ettikten sonra, adet üzerine her zaman yaptığı gibi, cemaatin sağ tarafındaki en yaşlı kişinin elini sıktı. Bu yaptığı musahafadır. Dolayısıyla bu hareket, tüm cemaatin elini sıkmış anlamına gelirdi.
 Herkes Sultan'ı ayakta beklemektedir. Sultan'ın yanındaki Paşa, safları yararak Sultan'ın dışarı çıkması için yol açmaya başlar…
 Paşa'nın arkasından koruma askerler yürümeye başlar, onları  Şeyhülislam (Cemaleddin Efendi) takip eder. Bu heyetin ardından da Sultan Abdülhamid Han, kapıya doğru ağır adımlarla ilerler. Kapıya yaklaşırlar, Paşa kapının dışına adım atmıştır, tam o esnada Şeyhülislam kapıdan dışarı adımını atacakken, Sultan Abdülhamid Han Şeyhülislam'a seslenir:
 -Efendi, sen benim yanımda saf tutuyordun. Tespihimi namaz  kılmış olduğum yerde düşürmüş olacağım, gördün mü? Der .
 Şeyhülislam Efendi, hemen geri dönerek namaz kıldıkları yere  yönelir, gider bakar. Tespihi orada arar. Tabii ki bulamaz. Çünkü  Sultan Abdülhamid Han, Derviş'in tavsiyesi ile böyle davranmış, yani  camii içerisinde oyalanmıştır.
 Şeyhülislam (Cemaleddin Efendi), mahcup bir tavır içersinde Sultan'ın yanına gelir.
 -Sultan'ım tespihinizi bulamadık,der.
 Bunun üzerine Abdülhamid Han, Şeyhülislam Efendi'ye:
 -Üzülme, tespihim yanımdaymış,der. Ve devam eder:
 -Bu üzülmen sebebiyle tespihimi sana hediye ediyorum,diyerek tespihi verir.
 Şeyhülislam Efendi hem mahcup olmuş, hem de Sultan'dan hediye aldığı için sevinçli bir şekilde, tespihi alır, öper başına koyar ve Sultan'a:
 -Allah ömrünüzü daim etsin Sultan'ım, der.
 Sultan'da Şeyhülislam Cemaleddin Efendi'ye:
 -Mukadderat, der ve devam eder:
 -Ömrümüz uzun mu kısa mı, birazdan belli olur, diyerek birlikte kapıya doğru yönelirler.
 Camii dışına çıkan Paşa ve halk  Sultan'ı beklemektedirler. Sultan dışarı çıkmakta gecikmiştir.
 Sultan Besmeleyle  kapı dışına yönelmiştir ki, büyük bir patlama duyulur. Art arda  patlamalar… Herkes yere yatmış, bağırış çağırış ve feryatlar etrafı kaplamıştır. Ayakta duran tek kişi kalmıştır, o da: Sultan Abdülhamid Han !
  Abdülhamid Han, büyük bir soğuk kanlılık içersinde herkesi sükûnete davet etmiştir. Elini uzatarak yerden Şeyhülislam Efendi'yi kaldırır.
 Manzara korkunçtur. Patlamanın etkisiyle bir çok insan  parçalanmış, ceset parçaları etrafa savrulmuştur.Aynı şekilde atlarda parçalanmış bir vaziyette etrafa parçaları saçılmıştır. Her taraf  kan gölüne dönmüştür. (Bu saldırı neticesinde; 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştı.)



Patlamanın etkisiyle; Sultan'ın Yaverlerinden Miralay Sadık Bey, korku ve telâştan kılıcını yere düşürmüştü. Miralay Süleyman Şefik Bey de apoletini kaybetmişti. Bu manzara Sultan II. Abdülhamid  Han 'ı çok kızdırmış ve olaydan sonra yaveri için :
 "Kılıcını düşüren yaveri maiyetimde görmek istemem, yurt dışına sürgün gidecek!.." emrini vermişti.
 Hemen Sultan'a binmesi için at arabası getirilmiş, Sultan, arabacıların Saray'a götürme tekliflerini kabul etmemiş ve atların dizginlerini eline alarak kendi kullandığı araba ile Yıldız Sarayı'na gelmiştir.
 Bu korkunç olaya sebep olanlar derhal yakalanmış, bu kişiler daha sonra Sultan ile yüzleştirilmiştir. Sultan, kendi elleriyle suikastçıların fotoğraflarını çekmiştir. Ayrıca, patlamamış bombaların da resimlerini çektirip, belgelemiş ve kitap haline getirtmiştir. Bu çalışmaları, suikastı tezgahlayanlara, başta İngiltere olmak üzere; dönemin Yahudi kanaat önderlerine ve işte şimdi sıkı durun: DEVRİN PAPASI'NA, bu belge- kitapları göndermiştir.
 Yakalanan kişiler arasında Ermeni olan kişiyi, bizzat Papa yönlendirmiştir. Hatta Papa, bu Ermeni suikastçıya, Abdülhamid Han'a düzenlenecek saldırının planlarını, bir kardinal aracılığıyla iletmiştir.
 Daha sonra, Sultan Abdülhamid Han, maiyeti önünde bu Ermeni suikastçıyı tören düzenleyerek affetmiştir.
 Sultan Abdülhamid Han'ın, tören tertip ederek, bu suikastçıyı affetmesi, Papa'nın çok zoruna gitmiştir. Çünkü işin arka planında kendisinin de olduğu belgelerle ortaya çıkmış ve deşifre olmuştur.Vatikan bu olayı "mimleyerek" unutmadığını göstermek istemiştir.(TIPKI KİN KAPISI GİBİ.)
 Şimdi yakın tarihe not düşelim:
 Papa II. John Paul suikastında yer alan M.Ali Ağca'ya, yıllar sonra Abdülhamid Han'ın yaptığı tören gibi bir tören düzenlenerek, Papa tarafından affedilmiştir. Ağca'nın affedilmesi bu işin rövanşıdır. Vatikan 'mim' koyduğu bu olayı unutmadığını göstermiştir.
 Sultan Abdülhamid Han, Yıldız suikastı ile ilgili olarak, devrin önemli gazetelerine; bilgi, belge ve fotoğrafları vererek yayınlatmıştır.
 Bu suikastla ilgili olarak, ilk defa bu kadar teferruatlı – kullanılan mühimmatlara kadar- fotoğraflar yayınlanıyor:


(Patlamamış bir bomba)


(Suikastta kullanılan malzemeler)


(Suikastta kullanılan patlamamış bombalar)


(Abdülhamid Han'ın kendi elleriyle çektiği suikastçıların fotoğrafları)


(Suikastçılar ve suç aletleri)


Abdülhamid Han'a yapılan suikast girişimi ile ilgili olarak çok detaylı bilgiler vardı. Bir gece SIRDAŞ, Kara Kaplı'ya bu notları düşmüştü….
 Vatikan, Ağca ile rövanşı almıştı. Ya bu suikastın içinde olan diğer Batılı Devletler, özellikle de İngilizler?
 Onların da rövanşı; Türk düşmanı Papa'nın heykeli altında, Türk Başbakanı'na imza attırmaları mıydı?



 Bu da onların rövanşı mıydı?

 
 Suikast ile ilgili şu notları düşmek de fayda var:
 Suikastta yer ve zamanın bilinmemesi ilahi bir kader olarak düşünülmelidir. O gün, suikast başarıya ulaşmış olsaydı, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri atılamayabilirdi.
 Suikastta gizlenen önemli bir nokta da; Suikastçılara, içerden bilgi veren "Hoca Kisvesi" adı altında birisinin olmasıdır. Abdülhamid Han, kendine yakışır bir şekilde, "bu kişiyi" deşifre etmemiştir. Bunu da sadece Müslümanların şerefini düşündüğü için yapmıştır.
 Abdülhamid Han suikastçılardan bazılarını affetmiştir...
 Suikast ve ajanlık faaliyetleri  elbette bitmiş değil. Meselâ 1922 yılında ajanlık yaptıkları belge ile sabit olan İngiliz casusları, elçilikteki görevlerinden istifa etmek zorunda kalmışlardı.(Aşağıdaki resim)



Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com








Bu haber 8,408 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar