Kulbak Bilge-8

Kulbak Bilge-8

Kulbak Bilge Türk Metafizik Timi'nin görevini açıklıyor...


19 Şubat 2014 21:24
font boyutu küçülsün büyüsün


KULBAK BİLGE 

Kulbak Bilge 1. Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2936

 Kulbak Bilge 2. Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2945

Kulbak Bilge 3. Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2950

Kulbak Bilge 4. Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2954

Kulbak Bilge 5. Bölüm:  http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2978     

Kulbak Bilge 6. Bölüm:  http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2983

Kulbak Bilge 7.  Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2995

 

Kulbak Bilge-8.Bölüm

DİĞER FORMAT. http://medya.onaltiyildiz.com/kulbakbilge-b08/#/0

  

 

 

 

 

 

 

    

 

 

    

 

   DİĞER FORMAT. http://medya.onaltiyildiz.com/kulbakbilge-b08/#/0

(YAZI VE RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN)








Bu haber 69,645 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (113)
  • akort / 6 Mart 2014 17:52

    ne zaman ha ne zaman söyleyin ne zaman !
  • Melih Kölük / 5 Mart 2014 23:22

    Behçet Abime

    Selam Behçet Abi! Meramın anlaşılmıştır. Oktan Abi'nin metodu açık ilk kitaptan başlayarak bir doz artırımı ve denge var. Aynı zamanda Oktan Abi'nin kitapları okunarak başlanırsa onun izlediği metodolojiye biz yapabileceğimiz hataları katmamış oluruz. Darıca'da tanışmıştık sizinle ve birçok güzel insanla. Kalperen kardeşin Melih'ten selamlar.
  • I.K. / 5 Mart 2014 21:24

    @Giritli Behcet

    Eyvaallah
  • Giritli Behçet / 5 Mart 2014 18:37

    i.k kardeş

    Bahsettiğin konuların hiç biri değil benim anlatmak istediğim.Belliki anlamamışsınız.Konuyu biraz daha deruni
    düşünürseniz nedemek istediğimi anlarsınız.Saygılarımla
  • I.K. / 5 Mart 2014 14:11

    @Giritli Behcet kardese

    Kardesim bu sitedeki bilgileri alay etmiyecek, düsünebilecek insanlara anlatmada bence bir sakinca yok. Yani bilgileri hazmetme olayini kastediyosan, onu da dinleyecek insana birakalim.
    Bu arada tasavvufta bazi sIr mevzularini baskalarina anlatmak küfür deniyor, neden anlamis degilim.
  • Giritli Behçet / 5 Mart 2014 12:02

    HM Kardeşime

    Şimdiye kadar siteyi takip edenlerin dışındaki kişilere anlatılmama sebebi Kesinlikle SİYASİ değil kardeşim.Bu site bilindiği üzere siyaset üstü bir anlayıştır.Ancak Siteyi Takip edipte Anlatmamak Şu Aşamada doğru bir hareket,bu konulara vakıf insanların kendi aralarında konuşmalarında ve anlatımlarında sakınca yok.Yanınıza gelen tanımadığınız,veya bu konulara vakıf olmayan tanıdığınız kişilere anlatmayın.Anlatmak istiyorsanız Sultanımızın ilk önce kitaplarını okusun.Konulara Vakıf duruma gelsin. Ondan sonra.Belki anlatırsınız.Belki derdimi üstü kapalı anlatmaya çalışmışımdır.Hakkını Helal Et Kardeşim.Saygılarımla
  • HM / 5 Mart 2014 03:01

    Gec bile kalinmis bilgiler

    Neden simdi diye soran arkadaslara, kardeslerime...
    Sadece kendi düsüncem, fikrim, cünkü artik seytaniler apacik saldiriya gectiler her sekilde. Gida sektörü, ilac sektörü, haarp, bluebeam vs. Bunlarin cogu düne kadar ya kücük kitlelere sadece yapiliyordu veya deney niteligindeydi. Su an geldigimiz durum iyi kötü bu gibi konulara vakif olan insanlarin rahatca gözlemlediklerini düsünüyorum. Baska ve en önemli sebeplerden bi taneside, Islam cografyasina bi bakin Allah askina, Ümmete bi bakin, bu kadar cahil, tembel, uyusuk, ne idügü belirsizlesmis bi toplum haline gelmisizki maalesef, Oktan Hocam bu bilgileri bu capda bildirmesi az bile, ama bizim kapasitemiz fazlasini asar galiba :(
    Yani diyecegeim su, insAllah ufak bi kitle dahi olsak buradan aldigimiz bu bilgiler bizde bi elektriklenmeye vesile olurda biz sadece TEK bir kisiye aktarabilirsek büyük bir basaridir. Birde simdiye kadar bilenler olupta anlatmamasinin "siyasi" yönü oldugunu düsünüyorum. Yazilcak cok sey var ama burada benden daha fazla keskin düsünebilen degerli dostlar var, ve zaman hirsizligi yapmiim ben.
    Selamlar ve Sevgiler,

    AYRICA BILGE SERISINI BEN BASIT BIR PDF FORMAT HALINE GETIRDIM, IPAD IPHONE vs ÜZERI TOPLU OKUMASI DAHA KOLAY. ISTEYEN DOSTLARA MAIL ILE GÖNDEREBILIRIM. YALNIZ BÜYÜKLÜGÜNÜ EN AZ 3.5 MB DÜSÜREBILDIM SU AN, BAZI MAIL SERVISLERI KABUL ETMEYEBILIR. Mail adresim ilhan.mehmet@ymail.com
  • Oya Kisir(Oya Kara) / 4 Mart 2014 11:35

    Golge

    Kimsenin golgesi kimseye uymaz,herkesin golgesi kendi bedenine,herkesin golgesi kendi sahidi.
  • kuzra / 3 Mart 2014 17:53

    Rıza kardeşimize.

    Evvela selam olsun size ,rıza kardeşim.sana katılıyorum eğer kitabı yazan arkadaşının ismini verebilirsen ( tabii mümkünse ) memnun oluruz.
  • Kalperen / 3 Mart 2014 11:49

    Oktan Kardesime !

    Kulbak Bilge'yi ve buradaki bazi yazilari , yazicidan cikararak saklayamamiz icin musadeniz var mi kardesim?

    Eger siteye birsey olursa ve biz sizinle baglantimizi kaybedersek , burada yazilanlarin unutulmamasi ve cocuklarimiza aktarabilmek icin bu bilgileri bulundurabilir miyiz ?
  • Kalperen / 3 Mart 2014 11:44

    RIza kardsime...

    Riza kardesim, ben de sizin gibi dusunuyorum . Aslinda filmlerle gosteriliyor bize hersey. Ama film dunyasinin(ozellikle Amerikan film dunyasinin) da ikiye bolunmus oldugunu dusunuyorum .Iyi taraf ve karanlik taraf olarak. MEsela ''Seytanin Avukati '' filmi , Matrix , Avatar ,Star Wars, v.b....gibi filmlerin siradan filmler olmadigi cok belli . Iki taraf birbirne karsi bu filmleri yapiyor sanki . Ama hangi film ,hangi tarafa ait , bunu herzaman bilmek cok mumkun degil.lBu ilmin iki tarafta da olmasi sanirim soyle mumkun;Yuce Allah bu ilmi Peygamberlerine veriyor ,Seyta da ogrenip kendi taraftarlarina ogretiyor ayni sirri.Bu konu mubarek kitabimizda da , ( sanirim Bakara suresinde) geciyordu. Bilenler paylasacaktir.

    Kotu ve iyi taraf genellikle farkedilebiliyor ama bazen ''kotu taraf '' ''iyi tarafi'' o kadar iyi taklit edebiliyor ki ayirdetmek zorlasiyor . Bazen de iyi taraf kotu olarak da gosterilebiliyor , dikkat etmeliyiz . ''Avam'' diye asagilalan ''halk''in sagdusuna guveniyorum ben . Halk -belki kendileri bile farkinda olmadan - cok derinlerinde gercegin pesinde bence .
    Biraz karisik oldu galiba ama umarim demek istedigim anlasilmistir :)
  • Riza / 2 Mart 2014 19:54

    Holywood

    Arkadaslar, Allah dostlari icin zaman ve mekan seyahatlari cok basit islerdir. Beni buradaki cogu insan gibi sasirtan sey, diger tarafin da bunu yapabilmeleri. Bu konda bilgisi olan varsa sirra ihanet etmeden teknik olarak izah edebilirse sevinirim

    2. Onemli bir konu da Holywood. Sundan eminim ki, filmlerin cogunun esin kaynagi hayal gucu degil. Ve gordugunuz cogu sey aslinda mumkun ve buyuk ihtimalle biz farkinda degilken olup bitiyor.

    3. Konu da Oktan Abi, neden bunlari yazilarina konu ediyor son donemde. Bunlar yuzyillardir olan seyler. Savas yeni degil, ama hicbir Allah dostu alenen soylemedi. Belli ki bir yerlerden izin almis. Ama neden simdi

    Bunu sunun icin soyluyorum, kalp gozu acilan bir dostum bir kitap yazdi ve Kuran daki bir cok sirri yazdi. Galu Bela hayati, iblisin gecmisi, Furkan kitabi, Nuhun Gemisi falan. Ancak firca yedi, bunlar zaten bilinen seyler, yeni degil, sen neden yazdin ki dediler
  • mustafa / 2 Mart 2014 13:04

    5. yazıda kulbakla temir 1950 den 2014 geçiş yapmışlardı temirin barış manco olması saçma değilmi?
  • sevde / 2 Mart 2014 11:21

    Devamı gelse

    pazar sabahı müjdeyle okusak kulbağımızı.
  • inci / 2 Mart 2014 10:33

    enfes bilgiler

    oktan bey ALLAH RAZI OLSUN.
    devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
  • Tunç / 1 Mart 2014 15:09

    kulbak bilge fenomeni

    bizler liseli bir gurubuz aramızda kulbakbilge bir fenomen haline geldi.
    oktan abimizden ricamız 9. bölümüde biran önce yayınlaması ellerinizden öperim.
  • Volkan Ç. / 28 Şubat 2014 11:42

    Barış Manço demişken...

    Rahmetlinin Kayaların oğlu şarkı sözlerinde geçen Kuzeyden gelen rüzgar da gün gibi ortaya çıkmış durumdadır: Rusya,Ukrayna-Kırım..

    Güneyden gelen kavurucu sıcak ise zaten malumumuzdur: Irak-Suriye-Mısır ve diğerleri...

    Eee geriye ne kalıyor... Bakalım ülkemizi bu kavurucu sıcaktan ve esen rüzgardan koruyabileceğiz mi? Sıra Türkiye'ye mi geliyor... Malum benzer şartlar ülkemizin güneyinde de olgunlaşıyor...

    Yıl 2014, 1914 yılının 100'üncü yılında kaldığı yerden mi? Bu soru boşuna sorulmadı sanırsam. Bu gavurların Sevr hesabı daha bitmedi herhalde...

    Oktan hocam saygılar... Büyüksün vesselam...

    Selam ve dua ile...
  • ERCAN KOÇAK / 27 Şubat 2014 19:10

    GİDENLER

    Dede korkut hikayelerinde okuduklarımızda ...oğuz çağlarında ağaç
    dibinde bulunan bebekler vardı..onlar da gelecekden mi..acep..
  • ilker.ç / 27 Şubat 2014 16:48

    zaman

    tüm kalperen kardeşlerime selam olsun ve canım kadar sevdiğim oktan abiminde ellerinden öperim .şuana kadar okan abimiz yazdı cizdi dolaylı yollardan anlattı bizlerde basit aklımızca birşeyler anladık ancak o kadar bilgiyi birtürlü birleştiremedim daha doğrusu zor zaman yaklaştıkça insanları uyarmak için ne anlatıcamı bilemiyorum okatan abimden ricam bugüne kadar anlatılan yazılan çizilen ne varsa basit bir tarzla toparlayıp anlatması çünkü bu tarz insanlara neyin yaklaştığını anlatamıyorum sadece zor döneme girdik ama ne bu beni üzüyor ve elimden gelende birşeyler yok gerçi birlik olsak daha çok sesimiz çıkar bir insanı kurtarsak bile yeter veya içimizde basit bir tarzda toparlayabilecek kardeşim varmı varsa yazarsa sevinirim Alllaha emanet olun kardeşlerim .
  • yedi dokuz yedi / 27 Şubat 2014 11:11

    basti zaman tayyi mekan

    kırklardan olan mübarek ladikli ahmet ağanin da zamanda gezdiyini torunlarindan dinlemiştim vede sag iken kendileri ölmeen önce ogluna demişki benden sonra bu 3 emaneti almaya gelecekler emanetleri verirsin diye temmi etmiş ogluna 3 emanetten biri olan da tayyi mekan gömlek veya yelekmiş allah nur içinde yatirsin kırklevi babalarimizi
  • yedi dokuz yedi / 27 Şubat 2014 11:05

    terzilerin piri

    hz idris kalemi tutan ve igneyi ilk diken diye gecer ve terzi olduyu içinde tayimekan elbisesi yelegiveya gömlegi himmeti gelegelmiş selamün aleyküm
  • muallim54 / 27 Şubat 2014 10:54

    Dört Kapı



    Seyr u sülük:

    Seyr u sülük, Tasavvuf ve tarîkatlardaki eğitim ve terbiye işine verilen genel isimdir. Lügatte seyr gezmek, seyr etmek ve yürümek anlamınadır. Sülük ise gitmek ve yola girmek demektir.

    Tasavvuf'un anlamı, "cehaletten ilme giden yol" olup, kötü huylardan güzel ahlâka, fanî varlıktan, Hakk'ın varlığına yönelmektir. Sülük, tasavvuf yoluna girmiş kişiyi, Hakk'a vuslata hazırlayan ahlâkî eğitimdir. Bir başka ifâdeyle "seyr u sülük", tasavvuf ve tarikata giren kimsenin, manevi makamlarını tamamlayıncaya kadar, geçeceği sahaların adıdır.

    Seyrin başı sülük; yani yola girmek, sonu da vusul; yani Hakk'a vuslattır. Hakk'a vuslat, Allah'ı görüyormuşçasına kulluk şuuruna ermek, dâima Hakk ile beraber bulunduğu bilincini yakalamaktır, O'na teslim olup O'ndan razı olmaktır. Her iş ve fiilin gerçek failinin Allah olduğunu kavramak, varlık iddiasından kurtulup, gerçek tevhîde ermektir.

    İnsan zahirde maddi, özünde manevi bir varlıktır, akıl ve ruh, insanın özünü oluşturur. Tasavvufun hedefi, insanın manevi vücudunu, manevi ölüm ve manevi hastalıklardan korumak, insanı manen huzurlu ve sıhhatli yaşatmaktır.

    Tasavvuf ilmine göre, insanın manevi vücudunda iki zıtlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri ise Nefis'tir. Bu iki zıt varlık, insanın vücuduna hakim olmak için mücadele eder. Bu mücadele esnasında, huzursuzluk halini yenmek için, Allah’ın muhabbetine sığınmak lazımdır. Bu muhabbetin (ve Ruhun) nefse hakimiyeti için, gereken yöntemler uygulanmalıdır. Tarikatlarda müridlere bu yöntemler öğretilir. Aksi takdirde, nefis Ruha hakim olunca, insanın maneviyatı çok yara alır. Bu durum, insanın hayatında her alana olumsuz yansır. Halbuki insanın yeryüzündeki yegane amacı, hayvani özelliklerinin üzerine çıkarak, varlık alemi içinde ait olduğu mertebeye ulaşmaktır. Tasavvuf, insanı manevi yöne odaklar, onun ahlaki ve manevi melekelerini geliştirmeyi hedefler.



    Tasavvuf'un 4 kapısı:
    1 - Şeriat Kapısı..
    2 - Tarikat Kapısı..
    3 - Marifet Kapısı..
    4 - Hakikat Kapısı, ..sıra ile geçilerek hakikate ulaşılır!

    Ensesine bir şamar at!

    Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş. "Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum, bana anlayabileceğim bir dil ile anlatır mısınız?

    "Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var, hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."

    Adam gitmiş, birincinin ensesine bir tokat aşketmiş. Tokadı yiyen, derhal ayağa kalkıp, arkasını dönmüş, daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama, hocasına itaat var. Yaradana güvenip, ikinciye de bir tokat aşketmis, o da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracak'ken, vazgeçip, yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra, çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen, hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

    Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış. Mevlana; İşte sana istediğin örnekler;

    • Birincisi; şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yeyince kalktı, aynısını sana iade etti.

    • İkincisi; tarikat kapısındadır, tokadı yeyince o da kalktı tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap", onun için döndü, yerine oturdu.

    • Üçüncüsü; marifet kapısına kadar gelmiştir, iyinin ve kötünün tek Yaradan'dan geldiğini bilir ve inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

    • Dördüncüsü; hakikat kapısını da geçmiştir, iyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu bilir, onun için dönüp bakmadı bile.



    Tasavvufun üç Makamı; Adab, Ahlak, Ahval!

    Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna Ahlak ilmi de denir. Adab ise, zahir (Görünen, aşikâr olan) ve batın terbiyesidir. İnsan edebe, yani ahlaki değişikliğe ehil yaratılmıştır. İlim yalnız edeble anlaşılır, İbadetteki edeb, hizmetten daha yücedir.

    Aşağıda "Adab" ve "Ahlakın" nitelikleri sıralanmıştır. "Adab" kesbidir, çalışmakla elde edilir. "Ahlak" önderdir, ona uyulur. "Ahval" ise mevhibedir, Allah tarafından bağışlanır.

    Adab:

    • Ben'cilliği ezip küçültmek, tasavvufun adabındandır.
    • Dünyadan sıyrılmak, nefsi isteklerden alıkoymak,
    • Öğüt veren bir büyükten edep öğrenmek, gösterdiği yolda gitmek,
    • Vakitleri uygun ibadetle geçirmek,
    • Alimlerin içtihad ve ihtilafından ruhsatlar aramaya kalkmamak,
    • Eline geçen rızkın helal olmasına özen göstermek,
    • Fikriyatı kendi düşüncelerine zıt kimselere dahil olmaktan kaçınmak,
    • Çarşı pazarlara fazla girmemek,
    • Dünyaya düşkün olanlarla arkadaş olmamak,
    • Arkadaşlarını şefkatle eğitmek,
    • Dilenmeyi sevmemek,
    • Dil ile kimseye eziyet etmemek,
    • Yeni yetmelerle arkadaşlığı bırakmak,
    • Mal yığmaktan vazgeçmek,
    • Gerekli olduğu ölçüde ilim öğrenmek,
    • "Ben", "biz", "bizim işimiz" gibi (varlık belirtisi) sözleri söylememek.

    Ahlak:

    • Güzel huy, cömertlik ve tevazu,
    • Başa gelenleri rıza ile karşılamak,
    • İyi hali ile meşhur olmaya çalışmamak (riyadan kaçmak),
    • İbadeti temiz niyetle yapmak,
    • Yaratılan hiçbir şeye ihtiyaç duymamak, yalnız Allah’a muhtaç olmak,
    • İyiliğe yönlendirme hususunda sağlam yürekli olmak,
    • Şefkat ve merhamet sahibi olmak, tevazuyu sevmek,
    • Kendi kusurunu bilmek,
    • Mertlik, kanaat ve ahireti düşünerek hareket etmek,
    • Vakar sahibi, dıştan güleç, içten ebediyyet endişesi taşımaktır.

    İşte Hak yoluna giren kişi, bu adap ile edeplenir ve bu ahlak ile ahlaklanırsa, Allah ona kendisini ibadete vermeye teşvik eder, şüpheli şeylerden uzak durması için yardım eder. Ayrıca aşağıdaki özellikler mürit'te hasıl olur;

    • Tevekkül= Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra, neticelerini Allah'dan beklemek, Allah'tan gelene razı olmak. (Etraflıca Bilgi aşağıda!)

    • Tefviz= (Tevekkül gibi) işleri Allah’a havale etmek.

    • Teslim= Kendini Allah'ın takdirine terketme, emri altına girme, Selâmetle dua etme, Belâ ve âfetten korunur olma. Ayrıca bu sayfaya bakınız!,

    • İhlas= İçten gelen sevgi ile doğruluk, Yapılan ibadet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakiki ve esas gaye etmeyerek yalnız ve yalnız Allah rızasını esas maksat ve gaye edinmek, İnsanlara riyakârlıktan, gösterişten uzak olmak.

    • Yakin= Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.

    • Havf= Allah korkusu,

    • Sıdk= Doğru söz, hakikata muvâfık olan, bir şeyin her hususu tam ve kâmil olması, ahdinde sâbit olmak, Peygamberlere mahsus en mühim beş hasletten birisi, Kalb temizliği.

    • Marifet= manevi bilgi, Allah’ı bilme, ustalık, hüner, uzmanlık, bilim

    • Şevk= İstek, heves, sevinç, neşe.

    • Üns= Alışkanlık, alışma, arkadaş.

    • Cem= Hükümdar, melik, şah (Cem ve Tefrika)

    • Tefrika= Arapça, ayrılık demektir. Dünyaya, masi-vaya dalmak, cem'den uzak kalmak

    • Cem ve Tefrika= Cem asıl, tefrika ferdir. Fer' olmadan asi olmaz, tefrikasız cem zındıklıktır. Cem'siz tefrika inkarcılıktır. Cem'i gözönünde tutmadan tefrikaya işaret eden kişi, yaratıcıyı reddetmiş, tefrikayı dikkate almadan cem'e işaret eden de, Hakk'ın kudretini inkar etmiş olur.

    • Beka= Devamlılık, Evvelki hâl üzere kalma, Dâim ve sâbit olma.

    • Fena= (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma, Geçici dünya, Geçip gitme, Tas: Kendi varlığından geçmek, Devamlı olmayan, Çok kocamış olmak.

    • Kabz= Tutmak, Ele almak, Kavramak, Almak, Tahsil etmek, Teslim almak, Amelde zorluk çekmek.

    • Bast= (Mukabili: "Kabz"dır.) Genişlemek, açmak, yaymak, Bir şeye el uzatmak, Sevindirmek, Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak, Özür kabul etmek,

    • Kabz ve bast; "tutulma ve açılma" anlamına gelen; "havf ve recâ" nin üstünde, "heybet ve üns"ün altında yer alan iki mânevî hâldir.

    • Müşahede= manaları görme, Hakk’ı görme,

    • İlme’l-Yakîn= İlim ile bir şeyi bilmek ve tanımaktır. Bu bilgi kesinliği ispatlanmış olan bilgidir. Kesinliği delillerle ispat edilmeyen şeye bilgi denmez, malumat denir. Bilginin yakîn mertebesi kesin bilgidir.

    • Ayne’l-Yakîn= Gözle görerek bilmek anlamında bilginin ikinci mertebesidir. Gözle görme ve algılama yakîn mertebesinde olursa, kesinlik ifade eder. Aksi takdirde göz yanılması gibi gerçek olmayan algılamalardır.

    • Hakka’l-Yakîn= Bir bilginin hakikatine erme hadisesidir. Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği olan bu mertebenin de çok mertebeleri vardır. Bu bilginin de yakîn mertebesine ulaşması ile kazanılan kesin bilgidir. Bu mertebe bilgiyi yaşama, hakikatine erme ve şüpheye yer bırakmadan işin doğrusunu anlama mertebesidir.

    Bilgi aklî kesinliğe ulaşırsa İlme’l-yakîn, tecrübeye dayanırsa ayne’l-yakîn, içselleştirerek bizzat yaşanırsa hakka’l-yakîn mertebesine çıkmış olur.

    Duyarak, okuyarak kazanılan bilgi ilme’lyakîn bilgidir. Sem’iyyat olarak adlandırılan bilgi kesinlik kazanırsa ilmî bilgidir. Duyduğu şeyi bizzat görerek bilgi sahibi olursa buna ayne’l-yakîn mertebesine ulaşır. Bizzat yaşanan bilgi ise hakka’l-yakîn mertebesine ulaşmış olur.

    Tövbe kapısına yanaşan sufî, adına zühd denilen amel-i salihlere titiz bir biçimde uymak olan bir yola girecektir. Zühd ve takva, sufinin nefsiyle mücahedede bulunması zorunlu bir sürece, bir hale işaret eder. Olgun bir yakîne ulaşmak ve müşahedelere hazır hale gelmek için bu zorunludur. Allah'a yakınlaştıran nafileler de sufinin dikkatli ve duyarlı biçimde uyması gereken ibadetler cümlesindendir.




    Tevekkül

    Arapça`dan dilimize geçmiş olan tevekkül kelimesinin sözlük anlamı: "Vekil kılmak, başkasına havale etmek." şeklindedir. Tevekkül kelimesi ile aynı kökten gelen "vekil" kelimesi; kişinin kendi işini görmesi üzere, yetki verdiği insan anlamına gelir. Avukat da bir vekildir, "Müvekkil" ise vekil edinen, "tevkil" ise vekil kılma, vekil edinme demektir. Aynı kökten olan "ittikal", biraz da tembellik içeren, boşa gidebilecek bir güvenme ve dayanmayı anlatır.

    Tevekkülde, kelimenin Arap dilindeki kalıbı gereği bir zorlama vardır. Bu da, herhangi bir konuda, akli ve bedeni gücü, yani metod ve eylem fonksiyonunu kullanmayı, dayanmayı ve itimat etmeyi ifade eder. "Tevekkül, insanın kendine yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra, işin sonucunu Allah`a bırakması, O`nun yaratacağı neticeyi güven ve rıza ile karşılayıp, insanlardan bir beklenti içerisinde olmaması; kısaca Allah`a güvenip, akibetinden endişe etmemesidir. Bu ölçüde bir güven ve itimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapıları Allah`tan başkasına açık kaldığı sürece, hakiki tevekküle ulaşılmaz!

    Doğru tevekkül anlayışı:

    Evrendeki olaylar bir düzen ve yasalar çerçevesinde, sebep-sonuç ilişkisi içindedir. İnsan evrende geçerli olan yasaları gözeterek, akıl ve iradeleriyle sebepleri bulabilirler. Bir çiftçi tohum ekmeden, ürün elde edemez. Çiftçi tarlasını zamanda sürmeli, tohumunu ekmeli, gübrelemeli ve sulamalıdır. Sonra da bol ve iyi ürün alabilmek için Allah'tan yardım dilemelidir. Çalışmadan başarıya ulaşılamaz, çalışkanlık olmadan, ödül olmaz. Bir öğrenci, önce derslerine devam edecek, doğru, dürüst çalışacak, ödevlerini zamanında yapacak, sonra Allah'tan yardım isteyerek başarılı olmasını dileyecektir. Gerçek anlamda tevekkül eden kimse, işinin gereğini yapar ve sonucu Allah'tan bekler.

    Doğru olmayan tevekkül anlayışı ise, çalışmayı bırakıp, kendisinin yapması gereken işleri Allah'a havale etmesidir. Örneğin bir öğrenci dersine çalışmadan "Ben Allah'ın yardımına güveniyorum, Allah bana yardım eder" diyerek, sınava girmesi yanlış bir düşüncedir. Çalışmadan, hiçbir çaba göstermeden başarılı olmayı beklemek tembelliktir, miskinliktir.

    Yani kendi nefsinin acizliğini bildiği için kendisine güvenmeyen kimse, başkalarının da kendisi gibi aciz olduğunu bilir, onlara güvenmez, yalnız Allah’a güvenir. Unutmamak lazımdır ki, bütün kainatı ve içindekileri, Allah yaratmıştır ve onları rızıklandırmayı, muhafaza etmeyi de üzerine almıştır. Böyle olduğu halde Allah’tan başka şeylere tevekkül etmek, onlardan medet beklemenin ne kadar yanlış olduğu ortadadır.

    Tevekkül aynızamanda, insan gücünün dışında gelişen, değiştirilmesi mümkün olmayan, üzücü olayları, ezelde takdir edilmiş bilip, üzülmemektir. Zira İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, kötü mü olacağını bilemez. Hayır sandığı çok şey, şerle, şer sandığı çok şey de, hayırla neticelenebilir. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, "Hayırlı ise olsun" demelidir.

    Kimseye muhtaç olmamak için çalışmayı, hasta olmamak için tedbir almayı, görebilmek için, ışığı Allahü teala sebep kılmıştır. Bir şeyin hasıl olmasına sebep olan şeyi yapmayıp, sebepsiz olarak gelmesini beklemek, mantığa uygun olmadığı gibi, Tasavvuf düşüncesine de aykırıdır.



    Tefekkür

    Tefekkür'ün manası, herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve şuurlu olmaktır. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir.

    Tefekkür, yalnız insana değil, bütün mahlukata verilmiş, hayati bir kabiliyettir. Bu kabiliyeti, her varlık kendi dünyası içinde ve kendi yaratılışına uygun şekilde kullanır. Ağırlık olarak yiyip içmek, daha iyi, daha rahat yaşayabilmek, neslini devam ettirebilmek gibi hususlardır. Bunun için bir yırtıcı mahlukun tefekkürü, ancak avını parçalayıp midesini doyurmaya yöneliktir. Bunun dışında onun, hayat, kainat ve istikbale dair herhangi bir düşünce ve endişesi yoktur. Zaten ona verilen tefekkür kabiliyeti de, ancak bu kadarına yeterli gelir, fakat insana gelince, onun durumu farklıdır.

    Nefis ve Ruhani Tefekkür

    İnsanoğlu, özgür iradeli yaratıldı ve yüksek mesuliyeti vardır. Buna göre kendisine engin bir tefekkür kabiliyeti ihsan edilmiştir. Çünkü insan; yiyip içme, yaşama ve neslini devam ettirme bakımından, diğer mahlukatla benzer şekilde nefsi ile değil, kendisini geliştirerek, ruhani tefekkür ile insanlık haysiyet ve şerefini elde edecektir. Fakat insan, ruhani yapısını tekamül ettiremezse, tefekkür yeteneğini nefsi arzuların girdabında helak etmiş olur. Böyle gafil bir hayat; çocukluğunda oyun, gençliğinde şehvet, erginliğinde gaflet, ihtiyarlığında elden gidenlere hasret ve pişmanlıktan ibarettir. Yeme-içme ve mal-mülk biriktirme gibi nefsi heveslerin içinde olan, sonunda Allah’ın verdiği tefekkür nimetini ziyan eder.

    İnsanı insan yapan, onu şuur ikliminde yeşertecek olan, ruhani bir tefekkür derinliğidir. Allah Teala da kullarından, gerek imanın, gerekse ibadetlerin yüksek bir şuur ve idrak içinde tezahürünü beklemektedir. Bu da ancak ilahi azamet ve kudret akışlarını tefekkür ederek mümkün olabilir. Tefekkürde derinleşmek, gönül ruhunu uykusundan uyandırmak, kulun en önemli sorumluluklarından biridir.

    Aslında ilahi kudretin eserlerine ibret nazarıyla bir bakacak olursak, sayısız hikmet tabloları görebiliriz. Mesela tonlarca ağırlıktaki bir Fil'i, on yaşındaki bir çocuk çekip götürebilmekte, sırtı yere gelmeyen bir pehlivanı, gözle görülemeyecek kadar küçük bir mikrop, ölüm döşeğine düşürebilmektedir. O halde kim güçlü, kim zayıftır? Güç veya aciziyetin, varlık veya yokluğun ölçüsü nedir?

    Hayat ve kainatı ibretle seyrettiğimizde, cevapları ruhumuzun derinliklerinde gizli daha pek çok sual ile karşılaşırız: Bu cihana nereden geldik? Niçin yaratıldık? Bu evren nedir? Kimin mülkünde yaşıyoruz? Nasıl yaşamalıyız? Nasıl düşünmeliyiz? Yolculuk nereye? Bu yalan Dünyanın hakikatı nedir? Ölüm gerçeğinin sırrı nasıl çözülür? Ona nasıl hazırlanılır?

    İşte bu gibi tefekkürler, ilahi kudret ve azamet tecellileri karşısında, kulu hiçlik ve aciziyetini idrake sevk eder. Yoktan var edilen insana, varlık ve benlik iddiasında bulunmanın ne büyük bir yanlış olduğunu hatırlatır. Hakikaten insan, daima Yaradanına muhtaçtır. Bütün canlılar, var olmak ve hayatta kalmak için, nasıl büyük bir kudrete muhtaçsa, insan da aynı kudrete muhtaçtır. Fakat bunun farkında olmamak, derin bir vurdumduymazlıktır.

    Tefekkür ile ulvi bir ruh kıvamına eren mü’minin ise, kulluk hayatında ve ibadetlerinde yüksek bir feyz ve ruhaniyet hasıl olur. Tefekkürle inkişaf eden ruh idrak eder ki: "Her nefeste ruhun kıblesi Cenab-ı Hak’tır!"

    Bunun içindir ki Hazret-i Ali şöyle der: "İlimsiz ibadette ve tefekkürsüz Kur’an okumakta, fayda ve feyz azalır." Zira Hak’tan gafil bir gönülle yapılan ibadetler, derece derece kıymetini yitirir, hatta bazen bir yorgunluktan ibaret kalır. Bu sebeple Hak dostları da; namazı, son namazmış gibi düşünerek kılmayı; orucu, nimetlerin kadrini ve muhtaçların ıztırabını tefekkür ederek tutmayı, yani bütün ibadetleri mutlaka tefekkür cihetine de riayetle eda etmeyi öğütlemişlerdir.

    Ebu’d-Derda şöyle buyurur: "Bir saat tefekkür; kırk gece nafile ibadetten üstündür." (Deylemi, II, 70-71, no: 2397, 2400) Nitekim böyle bir tefekkür de duyuşları derinleştirerek, ibadetleri kolaylaştırır, huzur halini ve şükrü artırır.

    Dinde itikadın tam olması icab ettiği gibi, ibadet de zaruridir. Lakin ibadetleri makbul kılan, onun gönle nüfuz eden bir tefekkür ikliminde, manevi dikkat, incelik ve zarafet içinde icra edilmesidir. Bu sayede kul, Rabbine yakın hale gelir. Nitekim Abdullah bin Mes’ud, ibadet ehli dostlarına şöyle derdi: "Siz, ashabdan daha çok namaz kılıyor ve cihad ediyorsunuz. Ama onlar dünyaya karşı sizden daha zahid, ahirete karşı sizden daha rağbetli idi."

    Rabbimiz, biz kullarından, ilahi kudret ve azametini, kainattaki büyük nizamın sır ve hikmetlerini, kullarına olan sayısız ikramlarını tefekkür etmemizi, bu tefekkür neticesinde de, dünyanın faniliğini, asıl hayatın ahiret hayatı olduğunu idrak ederek tevazu ve hiçlik duyguları içinde, dindar bir kul olmamızı arzu etmektedir.

    Kainatta hiçbir şey abes yaratılmamıştır. Yaratılışın hikmet ve gayelerini her zerre lisan-ı hal denilen, kendine has bir lisan ile beyan etmekte, gönülleri imana ve Allah muhabbetine çekmektedir. İşte gerçek tefekkür, bu beyanları layıkıyla okuyabilmektir. Kainattaki varlıkları, hayat ve hadiseleri sırf baş gözüyle seyretmek, olgun bir idrak için kafi değildir. Seyredişin, bir de zihin ve gönlün müşterek faaliyeti olan tefekkür ile olgunlaştırılarak, ibret nazarıyla temaşa suretinde gerçekleştirilmesi icab eder. Ancak bu sayede kainattaki ilahi kudret tecellileri, ruha apayrı bir zindelik, kuvvet ve kemalat kazandırır.

    Dolayısıyla, bu alemde olup biten her şeyi iman penceresinden ibret nazarıyla temaşa edip ruhu tefekkürle inkişaf ettirmek zaruridir. Neticede hadiselerin özündeki ilahi murada dair hikmet parıltıları, Allah’ın izniyle damla damla gönle akacaktır. Hikmetle Derinleşme Yolu: Tasavvuf Nice abide şahsiyetler yetiştirmiş olan tasavvufun özü de hakikatte böyle bir feyz ve ruhaniyeti tahsilden ibarettir. Bu bakımdan tasavvuf, hikmetle derinleşerek Hakk’a doğru mesafe alma yoludur. O asla dünyadan el-etek çekmek, Yunus’un buyurduğu gibi yalnızca tac ile hırkaya bürünmek ve ancak belirli bir evrad u ezkar ile iktifa etmek değildir.

    Yani tasavvuf, her şeyden önce mes’uliyetimizi tefekkür etmektir, kendimizi muhasebe halinde bulunmaktır, idrakte yol katedebilmektir, iz’anda mesafe alabilmektir. Kısacası her türlü nefsani düşüncelerden kurtulmak ve ancak ruhani tefekkürle derinleşmek ve bu tefekkürle de merhale merhale yücelerek, nihayette ebedi miraca ermektir.

    Tasavvuftaki ruhi olgunluğun gerçekleşmesinde, tefekkürün çok önemli yeri vardır. Mesele, kuru kuruya amel işlemek değil, onu rakik bir gönül, yani kalb-i selim ölçüleri içerisinde Hakk’a arz eyleyebilmektir. Bu da elbette şuurlu bir tefekkür sahibi olmaktan geçer.

    Tefekkür-i Mevt (Ölümü hatırlamak)

    Kalbin dirilişi ve ruhaniyetin inkişafı, ancak nefsaniyetten vazgeçebilmekle mümkündür. Peygamber Efendimiz de adeta bunun usulünü ifade sadedinde: "Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!" buyurmuştur. (Tirmizi, Kıyamet, 26)

    Hakikaten fani dünya hayatı, ebedi ahiret hayatı yanında kısacık bir an gibidir. Anlık zevkler uğruna ebedi saadeti zayi etmek, anı sonsuza tercih etmek, hangi aklın karıdır? Bastığımız toprak, bugüne kadar gelen milyarlarca insanın cesetleriyle doludur. Sanki üst üste çakışmış sayısız gölge gibi… Onlar da iki kapılı bir han olan bu cihana bir kapıdan girdiler, sonra nefsani veya ruhani davranış ve hislerle dolu dar bir koridor olan dünya hayatını yaşadılar, en nihayet mezar kapısından geçip ebedi aleme intikal ettiler. Yarın bizler de aynı durumda olacağız. Bir gün gelecek ki, o günün yarını olmayacak! O gün, hepimiz için meçhul bir gün!

    İşte tefekkür-i mevt, o meçhul gün gelmeden evvel ölümü çokça hatırlamaktır. Nefsani taşkınlıklardan uzaklaşarak Rabbimizin huzuruna hazırlanmanın daimi bir şuur haline getirilmesidir. Gaye; ölümün ürkütücü manzaralarından kendimizi koruyup, ölümü güzelleştirebilmektir.

    Fani bir misafirhane olan dünyada kalıcı edasıyla oturma gafletine düşmemek. İnsan tefekkür-i mevt neticesinde nefs engelini aşarak ahiret azığını iyi tedarik edebilirse, ölüm, hayal ötesi muazzam ve mükemmel olan Allah Teala'ya vuslatın mecburi bir şartı olarak addedilir. Böylece, ekseriyetle insanlarda soğuk ürpertilere sebep olan ölüm duygusu, vuslat heyecanına dönüşür. Böyle ölümler, tasavvuf yolunun büyüklerinden Mevlana Celaleddini Rumi’nin tabiriyle adeta bir "Şeb-i Arus", yani düğün gece­sidir…

    Hasılı tefekkür, en fazla muhtaç olduğumuz hasletlerden biridir. Ruhumuzun inkişafı, imanımızın kuvvet kazanması, ibadetlerimizin huşu ile edası, muamelatımızın istikamet bulması ve gönül ufkumuzun sadece dünya planda sıkışıp kalmaması, tefekkür hasletini layıkıyla yaşamamıza bağlıdır.

    Rabbimiz, şuur ve idrakimize olgunluk ihsan eylesin! Dünyevi ve nefsani düşüncelerin kıskacında bunalan gönül ve dimağları, ulvi duygu ve düşüncelerin huzur ve sükununa nail eylesin! Hayat ve hadiseleri iman ışığıyla ve ibret nazarıyla temaşa ederek; "Oku" emr-i ilahisini arifane bir tefekkürle hayatımıza tatbik edebilmemizi nasip ve müyesser eylesin!

    Kaynaklar:
    www.sadakat.net/tasavvuf/tas821.htm
    http://blog.milliyet.com.tr/mevl-na-nin-dort-kapisi/Blog/?BlogNo=363417
    www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1695
    http://tevekkul.nedir.com
    http://oylebirrahmetki.darulerkam.altinoluk.com

    http://www.infethiye.net/turkish/notlar/tasavvufta-dort-kapi-uc-makam-tevekkul.htm
  • sezer / 27 Şubat 2014 03:23

    Peki zamanda geriye gitmek mümkünse ileriye gitmekte mümkün mü ? mesela 2023 yılına ..
  • Nihal Kaya / 26 Şubat 2014 21:40

    Barış Mançonun dört kapı sözleri

    Tuz ekmek hakkı bilerek
    Sofra kurmasan da olur
    Ilık bir tas çorba yeter
    Rızkım buymuş der içerim

    Kadir kıymet anlayana
    Sandık açmasan da olur
    Kırk yamalı hırka yeter
    İdris biçmiş der giyerim

    Bir çorbayla karnım doydu
    Hırka bana yorgan oldu
    Birde kalem tutmayı öğret
    Kırk yıl sana hizmet ederim
    Bana bir harf öğret yeter
    Kırk yıl sana hizmet ederim

    Barışım UZAKTAN geldim
    Dört kapı önünde durdum
    Dört kapıdan geçemezsem
    Geldiğim gibi giderim



  • Melih Kölük / 26 Şubat 2014 17:28

    Barış Manço

    Barış'ım uzaktan geldim.(acaba zaman olarak mı) Dört kapı önünde durdum.(Ötüken, Ahmet Yesevi Hazretlerinin huzuru, 1950 ve 2014). Dört kapıdan geçemezsem, geldiğim gibi giderim.(geldiğim zamana mı giderim). Kulbak Bige 7'de ben de Barış Manço'nun Temir olabileceğini yazmıştım. İlker'e teşekkürler, 4 kapı paylaşımı için. Hz.İdris de bildiğim kadarıyla zaman gezmeni olan peygamberlerden. Yanılmıyorsam tarihte Toth, Hermes ve Hz.İdris aynı kişi.
  • A.sefa / 26 Şubat 2014 17:07

    Bariş manço

    İlker kardeşin dedigi gibigerçekten bariş abinin dört kapi klibi çok ilginç sözler oktan abimizin kulbak bilge hikayesine nekadar benziyor,eski yaşli agaci göstererek geldigim gibi giderim demesi ilginç..
  • Taner Erten / 26 Şubat 2014 14:44

    Barış Manço severler...

    Selamün Aleyküm arkadaşlar Barış Manço gibi bir şerefli sanatçı az bulunur mekanı cennet olsun öncelikle,
    2023, 2024, 2025 Parçalarındaki mesajları ayrıntılı açıklayacak arkadaş varmı Oktan bey bahsetmişti sanırım,
    Sırlı bir insandı vesselam selametle...
  • yedi dokuz yedi / 26 Şubat 2014 12:08

    ilker.ç kareşimin dediyi gibi gercekten

    dötr kapi görsel olarak yıllanmiş agaclar ve hz idrisin gömlegi boyutlardan geciş anahtar kelimeler sözler i
    lker kardeşimin dikkatli görmesi tbr ler
  • ilker.ç / 26 Şubat 2014 02:45

    barış manço

    http://www.youtube.com/watch?v=8158TPdR2Qs sona kadar dinleyin ben barış manço kimdir çözemedim yoksa Temirmi .
  • Eskişehir'li / 25 Şubat 2014 16:00

    Kulbak Bilge 9'un tam zamanı....!?

    9. Bölümü merakla bekliyoruz. Bu 8. bölümde yorumcuların katılımları ve yorum derinlikleri bir hayli artı, ortam giderek daha güzel güzel bir hal alıyor. Maşallah.
  • Nihal Kaya / 24 Şubat 2014 23:19

    NEFES-İ RİCAL KARDEŞİM

    örneklemelrle gölge sırrı anlatımın için ALLAH razı olsun kardeşim..
  • Bozkurt / 24 Şubat 2014 19:59

    Nefes i rical

    Kuran da bir cennetin diğerine olan üstünlüğü daha koyu
    yeşil olarak ifade ediliyor. Gölge kaynağa yaklaştıkça rengi koyulaşır ve boyu kısalır. Uzaklaştıkça da daha açık bir renk
    olur ve boyu uzar.
  • bezgin bekir / 24 Şubat 2014 13:38

    NEFES-İ RİCAL KARDEŞİMİZE

    nefes-i rical isimli kardeşimizin yorumlarını şimdi okudum gerçekten çok güzel sırlı bilgiler sanki ötelerden gelen bilgiler gibi umarım daha sık yazar ALLAH RAZI OLSUN
  • Volkan Ç. / 24 Şubat 2014 11:12

    Nefes-i Rical

    Recepgüzel kardeşime katılıyorum.

    Sizin yorumlarınız, benim de dikkatimi çekti. Diğer yapılan yorumlardan farklılık arz ediyor gerçekten. Sanki yer bilgisi değil bunlar.

    Muhabbetle ve sağlıcakla kalın.

    Selam ve dua ile...
  • Recepguzel / 24 Şubat 2014 10:38

    NEFES-İ RİCAL kardeşimize

    VE ALEYKÜMSELAM VE RAHMETULLAH

    MUHTEREM OKTAN Hocamızın ve değerli ekibinin çalışmaları ile, değerli yorumcu karşelerimizin, verdiğiniz bilgiler, SİZİN çok değerli yorumlarınız,

    böyle bilgiler benim gibi cahil birinin tahayyul edemeyeceği, sözler ve yorumlar
    böyle bilgi deryaları ancak ALLAH dostlarının ağızlarından dökülebilir.

    SELAM VE DUA İLE
  • ada / 24 Şubat 2014 07:56

    kitap

    Sayın editör ilginiz için teşekkürederim,ilettiğiniz sitede bahsi geçen kitap kalmamış.Yeni baskıyı beklemekten başka yapılacak birşey yok gibi.Selamlar
    not: Bugün açılacak kitapelinizde.con
  • Basat / 24 Şubat 2014 00:41

    Şems-i asr idi, asırda Şems'in

    Hiç bir gölge sahibine erişemedigi gibi hiç bir gölge adam da peşinden gittiği adamın önüne geçemez.

    Ağacın gölgesi , taşın gölgesi , traktörün gölgesi insana serinlik verir ama insan gölgesi insanı rahatsız eder.

    İkindi vaktinin güneşinin zamanı kısa olur ama gölgesi uzun olur.
    Gölge adamlar her yerde her zaman bol miktarda bulunurlar ama dünyamızda güneş bir tanedir. Güneş batınca her yer gölge kesilir .

    Canlarına Can olan Bilge Oktan Hoca'mıza selam olsun.
  • NEFES-İ RİCAL / 23 Şubat 2014 21:02

    '' GÖLGE SIRR'ı ''... meczub-i lakırdı ..

    'Elimiz'de bir küp olduğunu düşünelim ( düzgün kesilmiş siyah bir ) küp !

    ''Bu Küpün en tepesinden bir ışık yansıtılsaydı ;

    Altta ki beyaz kağıtta küp ne şekilde görünürdü ?!

    '' Bir ''Kare'' biçiminde görünürdü !

    ''Yani 'ben iki boyutlu bir algıdan ibaret olsaydım iki boyutlu görseydim evreni ;

    ''Üç boyutlu gözlemden gölgesi düşürülmüş küpü bulunduğum evrende bir kare olarak görecektim ! ''Bunu bu şekilde kabul edecektim.

    yani kağıdın üstünde yaşayan ''iki boyutlu'' bir cisim olduğumu düşünecektim !

    ''Üç boyutlu gözleme geri dönelim ;

    ''Küpe başka bir ışık kaynağından ışık yansıtılsaydı aynı zamanda üste ki ışık kaynağı halen çalışıyor ;

    Bu durumda altta ki kağıda küpün iki tane gölgesi düşer !

    . . . ve bu iki gölgeden bir tanesi kare biçiminde olmaz ! çok daha yamuk ve belirsiz bir şekil belirir !

    ve gözlemleyen iki boyutlu düzlemde ki algı olarak; hem bir kare görür ;

    hemde uzakta başka yamuk ve belirsiz bir şekil !

    ve bu iki şeklin(yansımanın) arasında ki ilişkiyi ise bunu gözlemleyen asla bilemeyecektir !

    ( İkisini farklı farklı cisimler olarak değerlendirecektir )

    ''Elimizde ki küpe başka yerlerden farklı farklı ışık yansıtıldığında farklı açılardan farklı şekiller iki boyutlu düzleme düşecek ve iki boyutlu düzlemde ki gözlemci ;
    bunları farklı cisimler olarak değerlendirecek ve farklı kavramlar olarak;


    ( kendi iki boyutlu dünyasında ki farklı ögeler olarak değerlendirecek ve arasında ki ilişkiden haberdar olmayacaktır ) !


    Bulunduğumuz evren sayılarını bilemediğimiz atom ve atom altı parçacıklardan oluşuyor.


    ve bu parçacıkların hepsi bizim evrenimizde ögelerden ibaret yani biz evrene batığımızda ;

    farklı farklı şekiller, farklı farklı cisimler görüyoruz !


    ''Şimdi birinci örnekte anlatılanı kendi evrenimize uygulayalım !


    * Bizim evrenimizde ki cisimler dört boyutlu düzlemde; farklı farklı cisimlere,
    farklı farklı açılardan ışık vurdurarak elde edilmiş gölgeler olabilir mi ?!


    ''Eğer iki boyutlu olsaydık; üç boyutlu düzlem(mekanda) bu tekrarlanabilir olacaktı.


    yani evrende ki cisimlerin sayısı sanmış olduğumuz kadar fazla değil !

    hepsi farklı cisimlerin farklı gölgeleri( olabilir mi ) ?!

    yani ...

    ( farklı cisimler faklı frekansların titreşimiyle oluşan şeyler olabilir mi ) !


    Şimdi dört boyutlu düzlemde( boyutta) olduğumuzu var sayalım !


    . . . ve hakikate göre dört boyutlu düzlemde( boyutta) ki cisimler ;

    beş boyutlu cisimlerin gölgeleri olarak varlar( görünüyorlar - ve dört boyutta
    olsa idik böyle görecektik her şeyi !.


    Beş' boyutlu düzlemde( Altının ) Altıda Yedinin, yedi'de (sekizin) sekizde . . . . . . . .!!!
    Yani artarak devam eden bir gölgeler silsilesi var !.

    Hakikat üzeri ;

    Bulunduğumuz evren(boyut)da ki her şey; başka bir evren(boyut)da ki ;

    daha az cisimle oluşan bir düzlemin gölgeleri ( olabilir mi ) ?!


    ''Bu durumda ''Tek bir cismin'' bulunduğu düzlem( boyut ) hangisi olurdu ?!


    '' [ Sonsuzuncu boyut ] yani Sonsuzda ki boyutta ''tek bir'' cisim olurdu ve ona vurulan ışık ;

    Alt boyutta ki tüm cisimlerin nedeni olurdu(!) ..


    ''Şimdi En Üst boyuta çıkalım ''TEK-BİR Cisim var ! ve Ona vuruluan sonsuz tanede ışık kaynağı var !


    ''Peki bu Cisim ne olurdu ?!

    yani Evrenimizde ki her şeyin '' gölgesi '' olduğu cisim ne olurdu ?!


    ''Bunun isimini bilimsel olarak koyuldu mu koyulmadı mı o ayrı konu !

    '' peki nedir ?! yada ne denmiş olabilir bu cisme ? !

    bu sorunun cevabı ;

    ''
    Ehl-i Keşif bunun İsmini çoktan koymuş olduğudur ki;


    '' [ Bu cismin İSMİ ''AŞK'' ] 'tır .


    Bulunduğumuz evrende ki her şey'de ''bunun( AŞK)'ın gölgeleridir !


    ''Her şeyde bu yüzden ''AŞK'' bulunur !


    ''Fark ettiyseniz ben bunların hepsinden bahsederken bir'de ''ışık''

    kaynağından bahsettik !

    ve .. bu

    ''En üst boyutta da Aşk denilen Cisme sonsuz tane açıdan vuran bir ''ışık'' var !


    Bu durumda bu ''ışık'' nedir ?!


    [ ''Kaynak '' ]


    . . . Kaynaktan gelen ''ışk'' ; Aşkı gölgeleyerek bu evreni oluşturur !


    Daha doğrusu bilinebilir düzlemi oluşturur ! ( esrar-ı küntü kenz )


    ilk başta işin aslını göstermek(anlatmak) için verilen bilimsel; örneklerde olduğu gibi bu bilimsel değildir !

    zira ; Bilim bu nokta da bilimsiz kalır !



    ''Esrar-ı Süluk'ta ki son basamak terki terk basamağı(kapısı)'dır.


    '' [ Terk etmeyi terk etmek ]


    . . . yani terk edilebilecek bir olgu( konsept ) olan terk etmeyi bile terk etmek !


    ''El-i Gayb Dede der ki ;


    ''AŞK'' bir ''terk ediştir''.

    ve;

    En Üst düzleme en üst boyuta çıktığında ;


    ''Orda bulduğun ''Aşk'' cisminin bile ötesinde ;


    . . . gitmen gereken yeri bulacaksın ;

    ''KAYNAĞI'' . . .


    ''son basamak odur !

    ve O'nu terk edemezsin .


    biraz Meczub-i an'dan içeri .. '' mantıklı . . .
    ..
    .

    1- Kuşluk vaktine andolsun,

    2- ‘karanlığı iyice çöktüğü’ zaman geceye,

    3- Rabbin seni terk etmedi sana darılmadı da.

    4- şüphesiz senin için son olan, ilk olandan daha hayırlıdır(!)

    36:56 - Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.

    56:30 - Uzamış gölgeler,

    56:43 - Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

    76:14 - Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

    77:30 - "Haydi gidin o üç çatallı gölgeye."

    77:31 - O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.

    77:41 - Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.

    Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler.
    (Rad, 13/15)


    KA-BE küp ?! ..



    ''HAK-İ-KAT OL'sun .


    VE SELÂM ..
    ....
    ..
    .
  • Fizikalemi / 23 Şubat 2014 10:46

    Nurani hiyerarşi ve ahirzamanın metafizik silahları

    Mevlana Halidi bağdadi (ra):“Ecsam Alemi, “Ya-Sin” hurufuna riayet eder. Lakin, Alem-i Mücerret, “Ta-Ha” hurufuna riayetle mükelleftir. Cümle Kainat’ın hududu Alem-i Beşeriyye olup, ol merkez Esfel-i Safilin Alemi müşahhas mehazındadır. Ol merkezin müşahhas berisi, “Ya-Sin”; mücerret gayrısı, “Ta-Ha” hurufudur. Alem-i müşahhas ev maddi ev ecsam, hem fani, hem dahi mahdut olup, müşahhas tabiatı sebebiyle kemiyete isnaddır. Ol maddi alem hitamında, müşahhastan gayrı, mücerred Bera Alemi mevcuttur. Alem-i Mücerreteyn, seyyalevi ve cevval olup, hem zihni mutasavvır ve muhayyel suret imal (olunur). Hem dahi zihni tesirden maada, tabii “Ta-Ha”dan da manevi ve ruhani ve melekuti suretlere havidir. Zihni müesseriyet vasıtasıyla imal olunan suretlerin menbaı, Alem-i Beşeriyye ve cinniyenin tehayülatı olup, rüya ile zuhur eder. Kim ol suretlerin ressamı ve heykeltraşı, şuur-u cin ev insdir. Lakin, cin ve insanlardan azade, tabii sakin suretlerin sebebi, “Ta-Ha” hurufu mukattaasıdır. Ol hurufat, “Ta-Ha”, yani tahayyül ile alakadar bir esrardır. Suret-i kat’iyyede zihni tesirlere müesser kılınmaz. “Ta-Ha”nın, “tahayyun” namıyla maruf tahayyülat kudreti, Alem-i Mana’dan zuhur eyler. Ol “Ta-Ha” tahayyunu müesser olmayıp, müessirdir; yani, “mana seyyahı”, hakikatte, Alem-i Mücerreteyn’in “tahayyül” ve “tahayyun” ile müesses olduğunu müşahede eyler. Ol Beka Alemi, kemiyeti (değil), keyfiyeti haizdir. Tahayyülün sıfatı mevcuttur, velakin keyfiyet-i tahayyunun sıfatı namevcuttur. Yegane mevcudatı, suret-i esması olup, ol Mücerret Alem’de, esmalar, ilahi zikir raksı, semah mevceleri ile Esma’ül Hüsna’yı talim ederler. Nar ve ziyası, ol talime terbiye olmaya istidatlı ve müessir olmayıp, zaif ve naçardır. Zira, tahayyun, ziyadan elfi elfi kerre süratlidir. Ziya Alemi, ecsamın Nar’ıdır. Nevra Alemi, mücerretin Nur’udur. Ziya, Nur’un yanında, küheylana refakat, tosbağa aczine teşbih olup; ziya, fevkalade miskinete ve atalete tavi olup, Nevra’nın süratine suret-i kat’iyyede ve zinhar muvassıl olmaktan (olunur). Hem dahi zihni tesirden maada, tabii “Ta-Ha”dan da manevi ve ruhani ve melekuti suretlere havidir. Zihni müesseriyet vasıtasıyla imal olunan suretlerin menbaı, Alem-i Beşeriyye ve cinniyenin tehayülatı olup, rüya ile zuhur eder. Kim ol suretlerin ressamı ve heykeltraşı, şuur-u cin ev insdir. Lakin, cin ve insanlardan azade, tabii sakin suretlerin sebebi, “Ta-Ha” hurufu mukattaasıdır. Ol hurufat, “Ta-Ha”, yani tahayyül ile alakadar bir esrardır. Suret-i kat’iyyede zihni tesirlere müesser kılınmaz. “Ta-Ha”nın, “tahayyun” namıyla maruf tahayyülat kudreti, Alem-i Mana’dan zuhur eyler. Ol “Ta-Ha” tahayyunu müesser olmayıp, müessirdir; yani, “mana seyyahı”, hakikatte, Alem-i Mücerreteyn’in “tahayyül” ve “tahayyun” ile müesses olduğunu müşahede eyler. Ol Beka Alemi, kemiyeti (değil), keyfiyeti haizdir. Tahayyülün sıfatı mevcuttur, velakin keyfiyet-i tahayyunun sıfatı namevcuttur. Yegane mevcudatı, suret-i esması olup, ol Mücerret Alem’de, esmalar, ilahi zikir raksı, semah mevceleri ile Esma’ül Hüsna’yı talim ederler. Nar ve ziyası, ol talime terbiye olmaya istidatlı ve müessir olmayıp, zaif ve naçardır. Zira, tahayyun, ziyadan elfi elfi kerre süratlidir. Ziya Alemi, ecsamın Nar’ıdır. Nevra Alemi, mücerretin Nur’udur. Ziya, Nur’un yanında, küheylana refakat, tosbağa aczine teşbih olup; ziya, fevkalade miskinete ve atalete tavi olup, Nevra’nın süratine suret-i kat’iyyede ve zinhar muvassıl olmaktan kuvve-i kifayede aczdedir. “Ta-Ha” hurufu, tahayyünün müdiridir. Alem-i Tahayyun’dan, Alem-i Ecsam, tekvin esnasında tecrit ve tard eylenmiştir. Ol sebepten, Alem-i Cismaniyye’nin cümle zerreleri, “Ya-Sin” hurufunun peşinden Alem-i Ecsam’a ihraç olunmuştur. Ol zerreler, “tardiyyun” ev “yasinnun” namıyla yad edilir ki, tard eylenmiştir. Ol “tardiyyun” tard edilmese, Alem-i Ecsam mevcudiyete bigane olurdu.”

    Yukarıdaki paragrafın günümüzTürkçe’si:

    “Cisimler Alemi (Ecsam Alemi), “Ya” ve “Sin” harflerine boyun eğer; ancak, Soyut Alem (Mücerret Alem), “Ta” ve “Ha” harflerine uymakla yükümlüdür. Tüm Kainat’ın sınırında insanlık yer alır ki, orası, “aşağıların en aşağısı” olan Cisimler Alemi sınıfındandır. Oranın somut olan berisi “Ya-Sin”, soyut olan ilerisi “Ta-Ha” harfleridir. Cisimler Alemi sınırlı olup, somut doğası nedeniyle “niteliğe” dayanır. O Cisimler Alemi’nin bitiminde, soyut (mücerret) ve kalıcı bir evren vardır. O Soyut Alem seyyal ve dinamik olup, hem zihinde tasarlanarak imal edilebilir; hem de zihinsel etkiden başka, doğal “Ta-Ha”da bulunan manevi ve ruhani melek biçimlerinde olabilir. Zihinsel etki ile imal edilen biçimlerin kaynağı, cinlerin ve insanların düşünce ile biçimlendirmesi olup, bu durum düşlerle de ortaya çıkar ki, o biçimlerin çizeni ve heykeltraşı, cin ya da insan bilincidir. Ancak, cin ya da insandan bağımsız olarak oluşan doğal ve yerleşik biçimlerin nedeni, “Ta-Ha” harfleridir. O “Ta-Ha” harfleri, hayal kurma (tahayyül) gizemini içerir. Kesinlikle zihinsel etkilemeye uymazlar. “Ta-Ha”nın “tahayyun” adıyla bilinen hayal etme gücü, Mana Alemi’nde ortaya çıkar. O “Ta-Ha” tahayyunu, etkilenen değil, etkileyendir. Bunun anlamı şudur: Mana Alemi “gezgini”, gerçekte, Soyut Alem’i bilincinde biçimlendirir. O kalıcı evren, nicelikle değil, “nitelikle” donanmıştır. İnsan tahayyülünün bir sıfatı vardır; ancak, tahayyyunun niteliği bir sıfatla anlatılamaz. Var olan, sadece isimlerin biçimi olup, o Soyut Alem’de isimlerin zikri semah eden dalgalarla “Esma’ül Hüsna”yı talim ederler. Nur ve ışığı, o talime uyarlı olmaya yeterli ve etkili olmayıp, zayıf ve çaresizdir. Çünkü, “tahayyun” ışıktan binlerce kez hızlıdır. Işık, Cisimler Alemi’nin enerjisidir (Nar’ıdır). “Nevra” (Nur kökünden türemiş olup, bilimdeki karşılığı Cerynkoff Işını’dır); Soyut Alemi’n “Sonsuz Özenerjisi”dir (Nur’udur). Işık, Nur’un yanında, bir yarış atı ile kaplumbağanın yarışına benzer. Işık çok yavaş ve ağır gider. Bundan dolayı, Nevra’nın hızına ulaşmaya asla ve kesinlikle gücü yetmez. “Ta-Ha” harfleri, “tahayyun”un yönetmenidir. Cisimler Alemi’nin, Tahayyun Alemi’nden yaratılması (Big Bang) sırasında, madde soyutlanmış ve kovulmuştur. Bu nedenle, Cisimler Alemi’nin tüm zerreleri, “Ya-Sin” harflerinin ardından Cisimler Alemi’ne ihraç edilmişlerdir. O zerreler, “tardiyyun”, ya da “yasinnun” (Y-S-N) adıyla anılır ki, oradan aktarılmamış olsa, Cisimler Alemi yaratılmamış olurdu.”
  • Ömer Can / 23 Şubat 2014 09:51

    C.D ye cevap

    O videoda bulunan kişiler ben ve arkadaşım Sevan idi. Oktan abinin öğüdünü almak gibi bir mutluluk yaşamıştık ki zaten gazetecilik okumamda da Oktan abinin katkısı büyüktür. Marmara Gazetecilik 2. sınıftayım şuan. Bu arada güzel sözleriniz yüreğinizin güzelliğini gösteriyor. Çok teşekkür ederim.
    Talu kardeşinizden selamlar.
  • NEFES-İ RİCAL / 23 Şubat 2014 03:09

    (K)ALP EREN İLE DOĞUŞLAR ..

    * Etraf boş değildir, cümle Hakikatır,

    '' Dünya dediğin bir, Tarikattır,

    '' Tarikat kapısı açılır geceleri,

    . . . Gönlün aynasın parlatan okur heceleri !


    * Saklıca bir kitap vardır dürülmüştür ta insan içine ,

    -*Bu kitabın ilk satırı ''İkra'' diye başlar, sonu (A)yn (Ş)ın (K)af ile biter ..


    SELÂM KALP-EREN'lere ram OLA'sı ''' Recepguzel '' Kardeşim !


    ''Kaynak Bu garibin Geda-i Viranesine Sudur Olunanlar'dır !


    Anlattığımız Bu alametlerin tersi ;
    ''

    KALP AYNASINI TEMİZLEYEN '' İnsanlar'da Aksi olarak Zuhur eder !


    ''GÖZÜ TEMİZ OLANIN YÜZÜ'de TEMİZ OLUR !

    (E)LİF

    (D)AL

    (B)E

    ELİNE, DİLİNE, BELİNE sahip ol.


    '' BELİNE( sahip olanın ) Dilinden hikmetler Akmaya başlar = Dilinden Hikmet akan ( Elin sırrına mazhar olur )

    * EDEB = Öyle bir zırh elbisedir ki; Tarık '' yıldızın'dan indirilmedir !

    ''Edeb elbisesini giyen her beladan emin olur.


    * 'Hak ve Batıl arasın'da olacak savaşa Manevi ordu Manen hazırlanmaktadır.

    ''Onları Hazırlayan eller ise '' daim Gayb-i dir .

    ''Eğer bir kişi O Eli görse Aklını kaçırır;

    '' Kendi elinden şüpheye düşer ..


    * Bir de elini koynuna sok! Bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın.
    / TÂHÂ - 22


    * İnsan Elini nasıl koyuna sokar ?

    ''Eline sahip olunca bunu anlayacaksın !

    ''Koynun'da bir El değil ! binlerce El taşıdığını göreceksin !.


    *Gözü kirli olanın yüzünde ki Rabbani'lik silinir - Yerini Nar alır !

    NAR( karadır siyahtır ) yüze yansıdığında böylesinin yüzü ala kara olur.


    * Nurun rengi yoktur fakat ( Zahiren İnsan'da tecellisi beyazdır ) Böylesinin yüzü ay gibi olur.


    ''Ten '' içte canlanan nuru sızdırır '' böylesinin teni'de şeffaf olur.


    *'Sürekli harama bakanın gözünün içi buğulu ve silik olur.


    * Kendini bu halden koruyanın ise '' gözü '' Cam gibi olur '' O Gözden NAZAR denilen O Nur bakar ;

    Her bakana'da sirayet eder ( burayı iyi anlamalı )


    * 'Mümin erkeklere söyle, '' gözlerini '' haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korsunlar...

    Ve Mümin kadınlara söyle '' gözlerini '' haramdan sakınsınlar ırzlarını korusunlar.'

    ( NUR suresi :24/30-31)


    * neden ''NUR'' ? suresinde geçer bu sıradan bir olay mıdır ! sende yoksa tesadüflerin olduğuna inanlardan mısın !


    ...Ben sana yükselişi anlatıyorum ''

    Benden bilme Musa'ya Ağaç'tan seslendi ama Ağaçtan bilmemek lazım( ağaçla kayıtlamamak lazım)


    * 'Nur yolu zordur '' meşakkatlidir emek ister '' letafet ister ;

    ''Herkes bu pazara tabi olmaz !

    ''Ahenk ve Düzendir bütün yolların başı !

    Kafanı kaldır ve bak bir düzensizlik görebiliyor musun ''! her şey kendi ekseni ve düzeni etrafında yüzmekte ;

    Eğer Mutlu olmak ve Hakikate ermek istiyorsan sen'de ''TESLİM'' olmalısın !

    ''Düzensizlik, Ahenk bilmezlik( Kaos ) Şeytanın Südur etmişliğidir !


    MEVLEVİ SEMA'nı izle '' dön bak bir düzensizlik '' ciddiyetsizlik '' görebiliyor musun !

    Orada ki tek bir birey '' Bana göre '' dese ve ben sizler gibi Ahenke teslim olmayacağım kafama göre döneceğim dese ;

    O meydan Aşk değil '' Kavga ve Kibriya meydanı olur !

    ''Letafet lazım, Ahenk lazım - DEN-GE lazım.


    * (D)ELİYLE (V)ELİ ARASIN'DA BİR HARFLİK MESAFE VARDIR !

    ''VELİ DELİ OLDUĞUNUN BİLİNCİNDE OLANDIR.

    ''DELİ İSE; BİLİNCİ OLMAYANA DENİR !



    * DUA'DAN VE DUA ORDUSUN'DAN UZAKLAŞAN HABİSLERE YEM OLUR !


    *"“Ey görünmez [ şeytanî ] varlıklar ile yakınlık içinde olanlar! Siz [diğer]

    birçok insanı tuzağa düşürdünüz!” yoldan çıkardınız !

    'Ey ''CİN'' topuluğu insanların ekserisini [ hükmünüz altına aldınız ]

    En’âm / 128



    * Dünya bir aşure kazanıdır,
    Lübb'ün titredi mi tamamdır,
    '' Bu Ateşin harlandığı zamandır .


    * Ayn, şın, Kaf tefsir-i Aşk !
    ''Erde biran evvel Kabrin'den kalk ..


    * Muradın bilmek ise ey ahi,
    . . .Ziyaret kıl Kalb-i şerif'i.



    - Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse,
    ben de ona cennet hususunda garanti veririm."

    ( Resul-i Zişan aleyhissalatu vesselam)



    * ŞEYTANIN AKLI ZAYIF ''hilesi çoktur !



    * Nefsine emmâre denmiş yani hasım Allah'a !

    ''Suret-i Hakk 'tan görünür, kanma bâtıla !

    ''Bu yolun erleri satmışken dünyâyı bir pula !

    ''Eğer Salih değilse uyduğun çevirir seni Mundara !..



    * 'K-Alem'in harfleri Esma'ül hüsna ..
    ''Okuduğunu yaşamayanlara müstesna..


    * Arz vücudun aslı, Ab-ı hayattır suyu..
    ''Balçıkla çevrili Ziya kuyusu..

    ''Narını Nuruna döndüren..
    ''Bulur İlah-i soyunu ..


    * Allah'a kulluk etmenin yok oL'mak olduğunu bilmeyen serkeş,

    'Benliği ile nefsine gece gündüz rüşvet çeker peşkeş..


    - Girip meydana merdane, başın feda kıl çevgâne,
    ''İrade teslim muti olmaz ise emre,
    ''Mundar olur benliği Maşuka ram etmeyen pervane ..


    *Ateş Su'ya, su ateşe düşman !

    ''Mücahede etmezsen olusun pişman !

    ''Savaş olmadan barış olduğu nerde görülmüş !

    ''Sen nefsine cılız ol, Ruh'una şişman !..



    * Okusan bin cild kitabı yığsan bir köşeye bir Adım yol alamazsın amel etmeyince.
    Ma'rifetden zerre nasibin olmaz kalbe nur inmeyince.

    'Nasibi olan bir Nefes'ten bir sözden nasibini alır'da; yollar O'na düz olur !

    ''Nişansız olanın yanın'da ''Nişanlıların değeri yoktur ! ..

    ''Duymayı isteyen Kulağa sesin nazarı çabuk yetişir tecelli olur ..



    * Kalbin yedi ciheti miraç yollu bilinir..
    ''Yedi merhale'den geçen er ..
    ''Hakikate evrilir ..
    ''Riyazat-ı berk tutup..
    ''Ilık lık kanlar yutup..
    ''Yeseviye yolun tutanın..
    . . . Suret-i '' siretine '' çevrilir ..

    ''Bilgiyi eyleme dönüştür kalma avam-i,

    ''Yoksa er yada geç olursun haram-i..



    * ŞERİATI TAMAM ET YIKA ÖZÜ !
    ANCAK BÖYLE AÇILIR HAKKIN BATIN GÖZÜ !

    EHLİ HAKİKAT OLAN SÖYLER DOĞRU SÖZÜ !
    EDEPLE DÖNMÜŞTÜR CEMALULLAH'A YÜZÜ !



    * Tutsak dili hapis edildiği kuyusundan çıkartmak için, gönlünün derinliklerinde saklı olanı ..
    Aşk ateşi ile yak,
    zira ışığını yakmayanın ruhu kör, dil hanesi ölü kalır.

    ''Bu dünyada kör olan, âhirette de kördür !.

    /İsrâ 72



    * İnsanın gerçek kefeni'dir üstünde ki ten hırkası.

    'Vehme kapılma Ney'in içi boştur;

    '' . . . sesin nerden geldiğini bilen, sesin sahibini bulur.



    ''Elif - A
    Lam - L
    Mim - M

    Elif - A
    Dal - D
    Mim - M



    * Abdestin'den şüphesi olmayanın, bir vakit gelir namazı miraç olur .



    سْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

    ''Gözler kör olmaz,
    ''. . . asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.

    /Hac 46


    (K)ALP - EREN DENDİ ... iyi anlamak lazım !


    *EVLİ-YA DERLER ERENE NİÇİN ?
    HAKK İLE NİKAHI KIYIP ;

    ..KALP EVİNE GİRDİĞİ İÇİN !


    * HAKK BİR MUHAMMED ALİ'nin MEYİN'den İÇEN,
    ''MESTANE OL'ur CİHAN'DAN GEÇER !

    ''ATEŞ-İ FEŞAN İLE SİNESİ'ni YAKAN !
    ''ASLI MUSHAF OLUR; İMLA'DAN GEÇER !

    ''SİRET-İ AL-İ İMRAN İLE CEM OL'an,
    ''ELİF-İ BA'ya SIRLAYIP NOKTA'ya Eren,

    ''CENAB-I HÜSEYN'e İKRAR BEND OL'an,
    ''ASLI KERBELA OLUR; YEZİT'den geçer !

    ''MEÇHULLER KAPISIN'da TURAB OL'an,
    ''OL DEM'de ''BATIN ÇERAĞINI UYANDIRAN,

    ''CÜMLESİNİ BİR NOKTA'DA BULAN,
    ''MİRAC-I KANDİL OL'ur; KENDİN'den geçer !

    ''NEFES-İ BİR AĞAÇ ALTINDA HAKKIN ELİN TUTAN,
    ''EBDAL-I RİCALİ'n ŞEMS'iyle DOĞAN,

    ''SIRRIN MAHREMİNE; NA-MAHREM OL'an,

    ''SALİH'in DEVESİ OLUR ;

    ''İĞNE DELİĞİN'den geçer ..




    * BU SÖZLERİN ''MEALİ'' KİŞİ KENDİN BİLMEKTİR *




    '' . . . '' İKİ ''BEN'' BİR GÖNLE SIĞMAZ HAYY HAKK . . . ''



    .. MAHCUB-U GEDA ( Nefes-i Rical ) ..



    ''SELÂM VE SEKİNET TÜM KALP-ERENLER'in ÜZERİNEDİR !


    ...VE SELÂM



    '' Allâhümme rzukna hıfzal murseliyn, ve ilhâmel enbiyâ-i ve fehmel evliyâ .




    * O, gaybın bilgisini (sizden) esirgemez.

    /TEKViR 24
  • Basat / 22 Şubat 2014 23:31

    Gölge düştüğü yeri belli eder

    Sabahleyin yatay doğan güneşle eşyanın gölgesi çok uzun olur .
    Güneş en yüksek yerine gelince gölgelerin de boyu kısalır.
    Müslümanlar, İslam'la yükseldikleri oranda kafirin gücü ve etkisi zayıflar.
    Güneş yatmaya başladığı anda gölgenin boyu yeniden uzadıgı gibi Müslümanlar da gaflet uykusuna daldıkları oranda kafirin etki alanı uzar .

    Eğer dile-seydi göl-geyi sabit kı-lardı . derken bu ayet bize Yunus süresinin 99'uncu ayetini hatırlatır.
    Ayette Rabb'imiz ,eğer Rabb'in dileseydi yeryüzündekilerin hepsi iman ederdi " buyurmuş.

    Küfrün, inkarın saltanatının etki alanının boyunu kısaltma görevi İslam'la aydınlanmış Müminlere aittir.

    Onaltıldız 'a sevdalı Canlara Canı gönülden selam olsun..
  • ada / 22 Şubat 2014 21:46

    kitao

    Deruni Devlet kitabını sipariş ettiğim kitapevi on gün geçmiş olmasına rağmen tedarik edemediğini iletmiş.Kitaba nasıl ulaşabileceğim konusunda yardımcı olabilirseniz sevinirim.Selam cümleten...
    Not: Kitapelinizde.com
  • ada / 22 Şubat 2014 21:45

    kitao

    Deruni Devlet kitabını sipariş ettiğim kitapevi on gün geçmiş olmasına rağmen tedarik edemediğini iletmiş.Kitaba nasıl ulaşabileceğim konusunda yardımcı olabilirseniz sevinirim.Selam cümleten...
    Not: (Kitapelinizde.com)
  • GULAOMER / 22 Şubat 2014 19:49

    İnsanın kendi gölgesinin bilinci oldugunu ve bazı yöntemlerle(bazı kadim milletlerde bu yöntemler hala uygulanmaktadır) gölge ile konusulup bazı işler yaptırılabilecegini biliyorum,cinlere yakın bir yapısı var.İnsan öldükten sonra gölge olan varlık bagımsız olarak varlıgını sürdürüyor.Oktan abinin bahsettigi gölgeler bunlarmı acaba?
  • biyolog / 22 Şubat 2014 17:59

    2. diriliş ne zaman?

    İsrafil Kıyamet günü Allah'ın emri ile iki defa Sûr'a üfleyecektir. "Sûr'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sûr'a bir defa daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışıp dururlar".Zümer, 39/68

    75. sayfada bakara suresi 259. ayet verilmiş ve zaman kavramının göreceliği hakkında bilgi verilmiş.

    Aynı ayetten 2. dirilişin kaç yıl sonra olabileceği hakkında fikir edinebiliriz diye düşünüyorum.
  • Tamer ATASOY / 22 Şubat 2014 10:40

    Gece Gündüz ve Gölge

    Gece ve Gündüz ile ilgili bazı ayeti kerimeler:

    3/27- “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

    50/39- O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.

    79/29- O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı.

    89/4- Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).

    89/5- Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.

    91/1- Güneşe ve onun aydınlığına andolsun,

    91/2- Onu izlediğinde Ay’a andolsun,

    91/3- Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun,

    91/4- Onu bürüdüğünde geceye andolsun,

    92/1- (Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,

    92/2- Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,

    93/1- Kuşluk vaktine andolsun,

    93/2- Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki,

    93/3- Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.

    * * *
    Münir Derman Hazretlerinin yazısında da belirttiği üzere namaz vakitleri gecenin gölgesiz son dakikalarından gölgenin teşekkül etmeye başlayacağı ana kadar olan sürede eda edilmesi ile başlıyor. Gölge doğrusal ışık hüzmelerinin atmosfere geçişi ile temas etmeye başladığı cisimlerde önce sonsuza kadar uzuyor sonra yavaş yavaş cisme yaklaşıyor en uzun hali öğle vaktinde en küçük haline ulaşıyor. Güneşin batışına kadar da ters istikamette en uzun haline yönelip sonsuza uzanıyor ve görünürlük çizgisinin dışına çıkıyor. Cisim gölgesiz kalıyor. Kuşluk vakti gibi zamanlarda ışık doğrusal değil genel bir aydınlatma yapıyor o saatlerde gölge yok. Akşam batışın hemen ardından da bu böyle. Atmosoferin küresel yansıtıcı etkisi ile ışık doğrusallıktan çıkıyor sürekli kırılıyor. Ay olan geceler ise faklı bir durum oluşturuyor o gecelerde de cisim gölgeleniyor. Özelikle yine Münir Derman Hazretlerinin bir sözü burada yeridir yazayım, "müslüman ay olan gecelerde uyumaz, o gecelerde bir çok kervanlar geçer, bunları kaçırmamak lazımdır." Ayın dolunay halinde bu hal maksimuma çıkar, gölge de en yoğun halindedir. O gecelerde Ricali Gaybın toplandığı anlatılır. Gece içinde gölge olması aslında düşünülesi çok başka bir durum. Gündüz herkesin gölgesi yerlerde. Ama Aylı gecelerde sadece uyanık olanlarınki yere düşüyor. Dünyanın da gölgesi bazen aya düşer, o zamanlar da çok özel zamanlardır. Ay tutulması ve güneş tutulması zamanları... Güneşin gölgesi olmaz, ama ayın dünyaya bakan hep aydınlık bir ve bir de hep gölgede kalan kısmı vardır. Dünya da ise gölge ve ışık sürekli birbirini takip etmekte kovalamaktadır! Görünen bu hal sürekli devam etmekte ki insan bunlara yemin edilmesindeki gerçeği ömrü boyunca tefekkür edebilsin. Gölge yine gölgesi olan bir cisimde tezahür ediyor. Bir cismin gölgesinin olmaması o cismin de bir ışık kaynağı olduğunun işaretidir. Örneğin Hazreti Ayşe (R.A.) validemiz buyumuşturlar ki , Hz. Fatma (R.A.) bulunduğu ışıksız karanlık odaya geldiğinde, iğnenin deliğini görebilcek ipi iğneden geçirebilecek kadar aydınlanırdı". Hz. Fatıma(R.A.)'nın gölgesi varmıydı? Başka bir halde ise; gece gibi siyah bir Allah Dostu ALLAH dediğinde yüzü bembeyaz olmakta imiş.... Hazreti Musa'nın elindeki görünür ışık ta ona bir gece vakti hediye edilmişti... Bunlar böyle iken Resullah'ın (S.A.V.) ışıl ışıl olduğunu düşünüyorum ama sadece onu tahammülünce görebilenler için. Güneşin de tahammülü vardır muhakkak ve onun ışık hüzmeleri Resulullah (S.A.V.)'e yönelince onun ışığı sönük kalmakta idi ve bu edep ile güneş S.A.V. Efendimizin gölgesini dahi toprağa düşürmekten haya etmekte idi... Ancak bir de şu varki güneş havayı ısıtmakta ve havanın doğrudan temas ettiği fotonlar da hava moleküllerini titretmekte. Güneşin ışığı harareti de beraberinde getirmekte. S.A.V. Efendimizi daima takip eden bir bulut olduğu söylenmekte, İlahi bir şemsiye, bu da havayı ısıtan güneşin ışınlarını engellemekte ve Resullullah (S.A.V.)'e sıkıntı vermesini engellemekte idi. O'nun hali daima Hz. ibrahim'in ateş içindeki hali gibi esenlik içinde idi. Ateş hararet ona birşey yapamaz. Bu gölgesizlik durumu başka, bizim çizgi gerçeklikte anlatılan gölgesizlik başkadır. "Çizgi gerçeklikteki" gölgesiz bir cisim değil çünkü. O hep arada ne güneşli bir yerde ne gecedeki lütuf ayın aydınlığında. O bir yansıma hologram gibi birşey... Pişmalığının manyetik titreşimi o kadar fazla ki kendisi için iş işten geçmiş çaresiz bir hayal halinde... Bu arada çocukları eskiden akşam ezan okunur okunmaz anneleri eve çağırırdı !.. Gölgeler kaybolunca çocuklar eve girmeli idi... Aklıma gelenleri uc uca ekledim umarım bir başka tefekkürü tetikleyebilmişizdir. Allah Hepimize Afiyetler versin. Selâmlar.








  • yedi dokuz yedi / 22 Şubat 2014 09:21

    daha önce

    daha önce maymun v
    e köpek yollanmasindaki amac maymun darwinizimiydi maymuncular diyoz ya ama köpek neydi acaba
  • Nihal Kaya / 21 Şubat 2014 23:04

    Allah razı olsun Oya Kara kardeşim, değerli MÜNİR DERMAN HOCANIN gölgeyle ilgili anlatımları bir hayli var mesela "Gölgelerini görürler, güneş bir gölge kaynağı sanırlar" diyor.iki gündür gölgenin hikmetini düşünüyorum...
  • ilker.ç / 21 Şubat 2014 19:40

    BİRLİK

    Tüm kelperenlere slm olun ben ortalama 2 seneye yakındır oktan abimi takip ediyorum gerçekten bugüne kadar yanılmadı ve uyardı ancak bu degersiz aklımla birşeylerin yaklaştıgını ve zamanın daraldıgını anladım ancak ne gibi sıkıntılar oldugunu çözememiştim şuan taşlar yerine oturmaya başladı buna ragmen insanlara anlatamıyorum yani nerden başlıyıcagımı bilmiyorum benim aciz düşünceme göre bu zor zamanlar başladıgında bir kişiyi bile hak yoluna çevirmek benim için kardır o yüzden bir kişi yerine bir topluluk halde hareket etmek da mantıklı geliyor tabi oktan abimiz bilgisinde bizlere vericek emir çerçevesinde olası gerek ve oktan abimizle sürekli irtibat içersinde olmak gerek benim liderlik gibi amacım yok benim derdim hep bir agızdan hakkı haykırmak ve insanlara yardımcı olmak sanırım tüm kalperenler böyle bir oluşumun olmasını istiyor oktan abimiz izin verirse dünyanın en mutlu insanı olurum Allah hepimizin yardımcısı olsun tüm kalperenlere selam olun Allaha emanet olun kardeşlerim.
  • Recepguzel / 21 Şubat 2014 17:05

    On Altı Yıldız Mükemmel, Yorumlar Süper

    Oktan Hocamızın verdiği bilgiler, ufkumuzu açıyor, değerli yorumcu kardeşlerimiz verdiği bilgiler cehaletime ışık tutuyor.
    Her yorum birbirinden değerli, fakat NEFES-İ RİCAL isimli kardeşin İŞARET'ler yorumu gerçekten müthiş; kaynağını öğrenme imkanımız varmıdır? Teşekkürler
  • asfiya / 21 Şubat 2014 14:01

    yardım

    selamün aleykum
    peygamberimizin de gölgesi yok bildiğim kadarıyla
    neden?
    bu yazıdaki bilgilere göre biri açıklarsa sevinirim ????
  • Niğdeli / 21 Şubat 2014 11:12

    dertli mümin kardeşimize

    Teşekkür ederim. Onaltıyıldız sitesi, birbirimizi tanımasakda bizleri büyük bir aile haline getirdi. Burada her yazı sonrası tefekkür edip görüşlerini yazan herkes seviyeli bir beyin fırtınası oluşturuyor. Bu birlikteliği sağlayan Allah dostu Oktan Hocamıza, Erol Elmas beyefendiye teşekkür eder, Allahtan uzun ömürler dilerim. Kalperenlere ve diğer dostlara selamlar.
  • Taner Erten / 21 Şubat 2014 11:08

    Selamün Aleyküm

    Arkadaşlar bnde aslında toplanılıp fikir alışverişinde bulunulmasını veya Oktan bey'le bir araya gelip fikir alışverişinde bulunulmasını gerektiğini düşünüyorum artk birlik olma zamanıdır, Organizasyon nasıl yapılır bilemem ama Sultanahmet ayasofya oralarda buluşulup, başlamak gerekir diye düşünüyorum, selametle.
  • Oya Kisir(Oya Kara) / 21 Şubat 2014 11:00

    Allah Razı Olsun.

    Öncelikle tüm yorumcu kardeşlerime ve akabinde ayriyeten Nihal Kaya kardeşime teşekkür etmek istiyorum.
    Değerli Nihal Kaya kardeşim,''Gölge Sırrı'' başlığını taşıyan yazıyı paylaştığın için gönülden teşekkür etmek istedim.Münir Derman Hazretlerinin yazısını okuyunca düşündüklerim konusunda 'hatalı mi düşünüyorum,yanlışta mıyım diye duyduğum tereddüt gitti,gönlüm ferahladı.Allah razı olsun.

    He-man dün benim de aklıma gemişti,çocukken ben de izlerdim :) Dün bu kelimelerin aslının "By the power of Grayskull" olduğunu okudum internette.Grayskull sözcüğü ''Gölgelerin gücü adına'' şeklinde tercüme edilmiş.Orjinalinde gray gri(kurşuni),silik,duman anlamlarına geliyor ,skull ise kurukafa,iskelet...Gölge kelimesi neye istinaden tercih edilmiş...?Bilinmez.
    Herkese hayırlı,bereketli Cumalar dilerim.
    Selametle kalın.
  • Hamdi Cenk Düzgit / 21 Şubat 2014 10:54

    Allah!!!
  • Omer A. / 21 Şubat 2014 08:57

    c.d ye cevap..

    Videodaki ben degilim kardesim,Istanbul da da oturmuyorum ne yazikki, ama bazen Oktan abi Izmir e gelse de gorebilsem diyorum,iyi gunler...
  • abdul Kadir / 21 Şubat 2014 02:36

    Selam

    bu bölümle ilgili çok açık yorum yapabilmek için baya baya bir çok şeyi sindirmiş olmak gerekir sanırım. ama anladığımız kadarıyla cesedi ölümü tatmış inançsızlar ölüm anında gerçeğin kendilerine görülmesiyle ruhu alınmış ve o şekilde arafta kalmış. ne doğuda kalmış ne batıda ve suretleri alındığı için secdeye de izin verilmemiş. bir daha dünyaya gelsek ibadet etsek demelerinin de boş olduğunun ispat edilişi sanırım. gölgesizler de sabah olunca hatırlayamadığımız rüyalarda ki gibi bilinçsiz dolaşanlar, nerede olduğunu bilmeyenler sanırım. doğrusunuz büyüklerimiz daha iyi bilir. bunun bizin için iyice anlaşılabilmesi için zannediyorum önünü bilmemiz gerekir. ve arkası hakkında da aklımızda en az küçük bir ipucu gerekir herhalde.. zamanda nefes alan bizlerin ağırlıklarıyla düşünen beyinlere sahip olmamız sebebiyle aynı balık suda yaşadığını bilmemesi deyimiyle doğru orantılı düşünürsek bunu idrak edebilmemiz çok zor. bunu anlayabilirsek herhalde o zaman Yüce Allah'ın ayetleri çok daha iyi okunabilecektir. tabi o zaman biz, biz mi oluruz bilemeyiz. öte yandan Kulbak Bilge dikkat çekici ve çok düşündürücü. O nun da Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri gibi kapısı var. ilk varoluştan 2000 sene sonra başlayan bir kapısı var. Korkut Ata olması sebebiyle her devirde izleri var. bunları Siteyi ve Kitapları takip edenler bilir. Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri 3. nolu Hikmetinde "Dünyadaki kurt ve kuşlar eyledi selâm" derken sanki Kurtların ve Kuşların Komutanının 1 kişi olduğu düşüncesi var. ayrıca Hüsrev Bey de tanıdık biri gibi geldi. hepsine selam olsun inşallah.. Sayın Oktan Bey'e çok teşekkür ederiz
  • dertli mümin / 20 Şubat 2014 23:42

    hangi birini yazayım !!!

    1993 yılı türkiye için çok karanlık bir yıldı http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=123640 nice suikastler faili meçhuller yaşandı ama yakında çıkacak bir kitap sayesinde öğreniyoruz ki http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=685598 esasında ülkemizdeki karanlık yapının beynine (bursanın bir köyünde ) OPERASYON yapılmış !!!! ilginç bir hususta 1993ün unesco tarafından AHMET YESEVİ YILI ilan edilmesi http://www.divanihikmet.net/ tesadüf mü ? velhasıl farklı kaynaklardan damıttığımız bilgiler hafiften toparlanıp olgunlaşmaya başlıyor ELHAMDÜLİLLAH ayrıca volkan ç kardeşimize yalnız olmadığını belirtmek isterim bide Niğdeli kardeşimize ve MÜNİR DERMANIN yazısını paylaşan kardeşimize teşekkür ederim saol varol 16 yıldız ailesi
  • Eyüp / 20 Şubat 2014 23:19

    Kimine göre SIR Kimine değil...

    Burada üç hal anlatmak icap eder:

    a) Bu her müminin işidir. Allah’ın (CC) emirlerine göre iş tutmak.

    b) Bu velîlik mertebesidir ve fenafillah halidir. Bunlar yalnız kadere uyar.

    c) Bu zümre sayılan iki zümreden daha üstündür. Belki de yaptıklarının hiç farkında olmazlar. İşlerinde yalnız kudret eli hüküm sürer; hasılı büyük insanlardır.

    Birinci derecede olana yine beklemek gerek. Ama ikinci için değil… Üçüncü dereceye varan için değil…

    İş bu üçüncü derecede belirtilen zatlar, yer içerler. Bunlardan ilahi emir dışı hareket çıkmaz. Bu vasfı alan belirttiğimiz iman sahibi kötü işlere karşı mahfuzdur. İman hudutlarını aşması beklenemez. Allah (CC), Hz. Yusuf’u (AS) esirgediği gibi bu vasfı alan iman sahiplerini de kötülüklerden korur.

    Kul, bu durumda esirgenen ve her işi kolaylıkla biten biridir. Sanki iyi yollar onun için sonuna kadar açık. Aksi ise kapalıdır. Rahatça yürür; ilahi emirleri usanmadan, üşenmeden yerine getirir.

    İradesi Hakk’a (CC) bağlıdır. Onun rızasını almak, Hakk’ın (CC) rızasını kazanmak olur. Bu makam çok yüksektir, velîlik mertebesinin en üstünüdür. Bunlar Peygamberlik derecesine kadar ulaşmış büyük sır sahipleridir.

    Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah (CC) yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır…

    Abdulkadir Geylani (Futuhul Gayb)
  • gökmen çapacı / 20 Şubat 2014 23:11

    zülfikar

    Hz adem'in torunlarından istanbul'un kılınç'ların birleştirilmesinden oluşması, hz ali'ye ulaşması, kulbak bilge'nin zaman'da yolculuğuylami olmuştur ? Hocam sırlarla dokusunuz, Allah ilminizi ilmimizi arttırsin 16yildiz takipçileri olarak. Bizler safta yerimizi almaya hazırız inşallah.
  • Nihal Kaya / 20 Şubat 2014 23:06

    gölge sırrı

    Allah ölüm ve tekrar dirilme ile bunu perdelemiştir, gölgelemiştir... Neyi.
    Gölge, bir cismin mekânda bulunduğunu bildiren maddeden ayrı bir
    görüntüdür.
    ölmek diye bir şey yoktur.
    Gölge, bir cismin mekânda bulunduğunu bildiren maddeden ayrı bir
    görüntüdür.
    O, varlığın mekânda bulunduğunun isbat ve şahididir. Kim...
    Gölge... Gölgesi olmayan ne var düşün bakalım:
    Mekânda birçok şeyler vardır. Gölgesi yoktur. Bu yoktur demekle ne
    kastediyoruz onu anlayarak düşün. O zaman suale cevap bulursun...
    Şunu da hatırlayarak düşünmek lâzımdır. Gölgenin de gölgesi vardır. Gölge ziya ile teşekkül eder. Ziya yani ışık olmayan yerde gölgeden bahsedilemez. Gölgeyi tevlit eden müessir yani ziyanın kudret, kuvvet, hafiflik, sönüklük derecesine göre gölge berrak görünürlükten belirsiz hale kadar değişir. Aynı zamanda geliş, derece, yükseklik, alçaktık durumuna göre de büyür, uzar kısalır, küçülür gözden uzaklaşır, adeta kaybolur...
    Gölgesi olmayanları arayıp bulunuz, ondan sonra düşünerek gölge hakkında kanaat ve mütalaaya varınız...
    (Gözümün nuru namazdır diyen Resul'ün gölgesi yoktu). Namaz vakitleri gölgenin değişmesi ile tayin edilir...
    Gölgenin büyüyüp küçülmesi, yok oluşu, görülmeye başladığı vakitlerdir bunlar...
    Bu vakit gelmeden namaz farz olmaz. Bunu çok düşün... Namaz vakitle farzdır. Vakit geçti mi o namaz kaza olarak eda edilir. Yalnız akşam ve sabah namazlarında gölge hikâyesi bahis mevzuu değildir. Niçin. Onu söylemeyeceğim.
    Size birşey söyleyeyim mi. İtiraz etmeyin, münakaşaya girmeyin (Rüyada) gördüğümüz şeylerde gölge yoktur.
    Dikkat etmediğimizden veya etmek imkânı olmadığından öyle şey olur mu demeyiniz...
    Vakit yoksa namaz da yoktur. Şimalde altı ay gece, altı ay gündüz oluyor. Buralarda ibadet tamamıyle başkadır. Öyle yerler vardır ki güneşin doğması ile batması bir olur. Biraz düşün. Miraçta ilk akşam ve sonra sabah namazı bildirildi


    Beş vakit namaz bu namazlardan üç sene sonra ara namazları da kılın
    ayeti ile Resulullah tarafından tayin edilmiştir...
    Rüyada: Renk ses vardır. Koku yoktur. Bir de gölge yoktur...
    Niçin bunlar yoktur merak etme...
    Efendim ben gölge gördüm diye zırıltı etme. Yoktur... Hemen cevap
    verilecek şeyler de değildir bunlar...
    Din alimiyim diye de zırıltı etme. Onu bilenler de vardır.
    Allah, kelâmında gölgeden bildirir.-
    "Onlar gölgelik olan arşın gölgesinde otururlar. " Ayet.
    Gölge kaybolur, gönül doyunca diye kibar bir söz vardır.
    Ruhla beden aynı şey değildir...
    Ruhla doymuş olsa beden ne acıkır, ne de yorulur. (Bu hal halvette
    öğretilir)... Ama su ister...
    insan bir gölgedir. Dünya yüzünde.. Kimin gölgesi, onu da sen bul.
    Allah'ın kulusun sana o kadar izansızlık yaftası vurmaktan utanırım...
    Nasip bitiyordu: Kâbenin cenup kapısından beni dışarı çıkardı...
    Haydi oğlum yürü ARAFAT'a çık... Yolun nurlu olsun...
    Kulağıma yavaşça adeta koku gibi fısıldadı:
    Alem, sıfatı kemallerin zuhur mahallidir.
    Başka söze kulak verme...
    Büyük bir ter içinde uyandım sabah ezanı okunuyordu...
    9.11.1949

    MÜNİR DERMAN
  • gökmen çapacı / 20 Şubat 2014 23:05

    ay ve yildiz

    ay ve yildiz'in nazar boncuğundan etkisinin daha büyük olduğunu okumuştum, oktan abiden, Allah razı olsun. Öğrendiğim birsey vardı ama eksikti, cin'lerin bürünemedigi tek hayvan kurt'lar oktan abiyi okudukca neden bürünemedigini anladım
  • Oya Kisir(Oya Kara) / 20 Şubat 2014 22:57

    Hu

    Ya Selam...Selam
    Rad 15,Secde Ayeti!!
    “Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allâh'a secde ederler.''
    Yaradanımızın secde emrine boyun eğdik,itaat ettik.Elhamdulillah.
    Şeytan ve tayfası Yaradanımızın secde emrine boyun eğmedi,itaat etmedi.
    Gölgenin secde etmesinde dahi hikmet..Gölge secde etmez ise azgınlık...Artan azgınlık..
    Namaz ve gölgeler..Secde eden bedenlerle birlikte secde eden gölgeler...
    Kerahat vakitleri..Ateşe tapanların ibadet vakitleri..Ateşten yaratılana tapınma vakitleri.
    Kerahat vakitlerinde gölgeler-gölgelerimiz ..?

    TMT'nin flamasına hayran oldum.
    İnşaAllah bir flamamız olur bir gün..
    Deccal aleyhillane fitnesi için Kehf suresini okumamızı tavsiye ediyor Efendimiz(SalVeLe)
    Rüyalara dikkat
    İblis,Gollon,Dumansız,RuhYamyamı,Yüzsüzler
    gölgesizler...
    Hepsinin hakkından geliriz Evvel Allah.Karınca kadar su taşısak dahi...
    Şehitlerimiz.......
    Varlıkları dünyada. Savaş meydanlarındalar.Her türlü savaş metafizik savaş ya da gerçek savaş...
    ''Allah yolunda öldürülmüş olanlar için «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlamazsınız-farkında olmazsınız.'' Bakara suresi-154.Ayet

    ****************

    Yıl 1990,Alınan karar,gölgesi olmayan bir nesne icat etmek. Kod adı,Peter Pan.Amaç,Rad suresinin 15. ayet-i kerimesinde buyrulan haşa Rabbimizin yarattığı gölgeyi yok göstermek ‘’Gölgenin yok olduğunu ve secde etmediğini gösterip zihin karmaşası üretmek’’. (ASA)
    Gölgesini kaybeden Peter Pan ..
    Yine ASA kitabında,Veysel Dede(K.S) bütün planların beynimize yönelik olduğunu,beynimiz bloke edilince aldatmanın yönlendirmenin-illuzyonların- daha kolay olacağın,bu yüzden beynimizin çalışma kapasitesini artırmanın şart olduğunu söylemişti.(Allah rahmet eylesin,sırrını artırsın)
    Zikir,tesbih,tefekkür
    Ey Türk,
    Ya Muntakim.
    Selametle,Yaradana emanet kalın.
  • nihal kaya / 20 Şubat 2014 22:05

    aklıma 80-90 lı yılların çizgi filmi HE-MAN geldi,replik şöyleydi "gölgelerin gücü adına ,güç bende artık" şimdi bu sözlerin anlamını daha iyi anlıyorum, şeytan çocukların beynine bu sözleri tekrar ettrmişti.
    .selam olsun tüm onaltıyıldız ailesine .
  • Melih Kölük / 20 Şubat 2014 21:50

    Gölgesizler

    Geçen bölümde inenlerden ruh yamyamı için gölgelendi tabirini kullanmıştı sultanımız. Bu bölümde ki gölgesiz içinse inenlerden mi diye soruluyor ve hayır deniliyor. Bu durumda acaba inenler gölgesizleri veya gölgesizler inenleri tamamlıyor mu? Bu yaratıklar ancak bir arada mı aktive olabiliyorlar? Eğer inenler gelirse gölgesizler aktive mi olacak? İnenlerin mesajı alması setin kalkması mı? Acaba yecüc ve mecüc inenler ile gölgesizlerin buluşması sonucu mu ortaya çıkacak?
  • Şahin Keskiner / 20 Şubat 2014 21:45

    SELAM OLSUN...

    Öncelikle tüm kardeşlerime selam olsun...
    Allah'a çok şükür ki benim gibi olan binlerce insan burada aynı düşünceler içerisinde...
    Benim dünyaya bakışım Oktan Babayı tanıdığım günden beridir ve bana kattıklarından dolayı değişmiştir ve ben burda yorum yazan tüm insanlara baktığımda eminim herkes aynı düşünce içerisindedir => NASİP... Nasibimizde bu bilgilere sahip olmak varmış diyorum artık...
    Sizce de artık toplanma zamanı değil midir ? Birbirimizle irtibat içerisinde olmamız gerekir.... Çünkü tehlike yaklaşıyor... Zaman birlik beraberlik zamanıdır ... Ben Alanya'dayım ve bu değerli bilgileri çevreme aktarıyorum ki insanlar artık gerçekleri öğrenebilsin diye ... Bizler ne kadar beraber olursak o kadar çok etkimiz olur... O yüzden Alanya'da bulunan birileri varsa irtibat içerisinde olabiliriz.... Allah yar ve yardımcımız olsun...
  • c.d / 20 Şubat 2014 21:32

    sayın Omer A. bir videoda Oktan abının evıne mısafır olmus bırı vardı. kendısı gazetecılık okuyordu yanında bır arkadası daha vardı galıba grafık tasarım okuyordu yanlıs hatırlamıyorsam. siz O musunuz ? eger oysan kardesım ve anladıgım kadarıyla ogrencılıgını İstanbulda yapıyorsun cok sanslısın. yasıtlarımız sacma sapan seylerın pesınde kosarken senın Oktan abinin bir kilometre yarıcapında bıle bulunman büyük lütuf. soylıyım dedım..
  • ateş / 20 Şubat 2014 20:05

    Mühlet verilenlerden...

    Selam olsun tüm aileye,



    Geçen bölümlerden birinde Oktan hocamız Şeytan'a mühlet verilmesinden bahsederken 'Araf suresi 15. ayet: Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.' ayetine atıfla mühlet verilen başkaları da var demek ki! Onlar kim?' diye sormuştu. Bu bölümde cevabı da öğrenmiş bulunuyoruz.


  • BÜYÜK YÜCE TÜRK / 20 Şubat 2014 16:25

    BÜYÜK YÜCE TÜRK

    Hoş Geldiniz
  • Omer A. / 20 Şubat 2014 16:16

    T.M.T

    Boyle bir yapinin olduguna 5.kitabi okudugumdan beri inaniyordum ve sizler sayesinde yeni seyler ogreniyoruz,sahsen bir genc olarak soylemem gerekirse somestr tatilinde bircogumuz belki uludag a ya da baska yere tatile gitmek isteriz,fakat bu somestr a kismet olmadi baska zaman icin Allah nasip ederse Oktan abi nin yaninda olmak isterim,bu bana tatil yapmaktan daha degerli ve iyi gelir manen . Bu millet gercekten sahipsiz degilmis, gun gelir de metafizik savas zahirde zuhur ederse, kitaptaki gibi bize Zulkarneyn basliklari koruma olarak gonderilecektir,ayrica ben T.M.T nin ozel madenlerden silah,kilic,ok vb. seyleri o gunler icin uretip muhafaza ettiklerini dusunuyorum. Yorumlarda bir arkadas bazi kitaplardan alinti vermis,mesela ZIFIR ,evet orada da ozel bir birlik vardi cinlerle savasmak icin.
    Kafa kesip dirilme yontemini de belli ki yasayacagiz,ben bunun aslinda ruhen degil ama kisinin(kafasini kesip sakladiklari icin) bellek ve gorunum olarak yasama dondurebileceklerini dusunmustum, simdi daha iyi anliyorum. Bu arada Istanbul da yogun sis varmis,bu normal mi acaba dusunmeden edemiyorum. Saygilarimla..
  • Volkan Ç. / 20 Şubat 2014 16:14

    Şeytan aleyhillanenin kendi çapında bir amacı var. Haşa Allah'a(C.C) karşı kendi savının doğruluğunu ispat etmeye, dolayısıyla sonunda da bağışlanma ummaktadır. Tabiri caizse, sümme haşa, Allah(C.C) sonunda şeytana sen haklıymışsın, sen insanlardan daha hayırlıymışsın diyecek beklentisi...

    Lakin Secde 12'nci ayeti kerime de, bahsi geçen günahkar zümre, olaylara birebir vakıf olup inanıyorlar velakin halen şeytandan umarak, şeytana hizmet ediyorlar. İşte ben buna anlam veremedim. Yani hafıza suretlerinde halen tercih şansları varsa. Tamam İlahi hüküm verilmiş, cehennemlik oldukları belli olmuş ama...

    Çaresizlik demek ki, denize düşen yılana sarılıyor...

    Ha bu zümre, insani özelliklerini tamamen yitirmiş ve dolayısıyla şeytan gibi düşünüyorlar ve şeytanın saikiyle hareket ediyorlarsa, biraz anlamlı oluyor...

    Selam ve dua ile...
  • neo / 20 Şubat 2014 15:48

    Mim ve vav çarkı

    baştan sona tüm 8 böüm ve sonrası için bir video sohbet programı olsa süper olur..devreler karıştı benim
  • klm / 20 Şubat 2014 15:18

    Zaman az kaldı !!!

    Peki bunlar niçin: Kâinatta her varlık takdir olunan ömrünü doldurdumu söner gider. Dünya da ömrünü doldurdu. O da yok olacak...Allah bütün kâinatı halkettiği zaman her şeyin fani, zatının baki olduğunu ilân etti. Kime: Kendi ecella alalarına...
    "Ben bir gizli hazine idim, kendimi seyretmek için kâinatı halkettim"
    buyuruyor.
    Son peygamber ile bunu bildirdi...
    Kâbeyi yıkmak için gelen (Ebrehe)ordusunu (Ebabil) kuşlarının havadan bıraktıkları küçük taş parçaları ile yok etti... Bu gün ne gariptir yine Ebrehe'nin memleketinden sakallı bir gurup kâbeyi tahrip etti. Tek Hacerül Esved kaldı. O da parçalandı...
    Resulü Ekrem buyurdu "Ümmetim 1400 senesine erişir. 1500'e
    varmaz"
    Yer yer kıyamet kopar...
    En son Mekke'de... Son Medine'de.
    Ondan sonra bütün kâinat...
    Mekke'de oldu... Daha ne olsun. Yalnız Hacerül Esved kaldı. O da
    bitti mi tamam...
    Mehdi çıkacak dediler. Çıktı.
    Deccal çıkacak diye haber verdiler. Çoktan zuhur etti.
    İsa inecek bildiriliyor. Bunların hepsi oldu bile. Kimse farkında
    değil...
    Her gün dünyada 1500 kişilik Musa kavmi iki mahalle Lut kavminin
    on mislinden fazla. Tayyare. Tren. Araba. Vapur. Yekdiğerini öldürme. Kin ve
    intikamdan insan hayvan telef oluyor. Bunlar yer yer birer kıyametdir.
    Yakında Hak ortaya çıkacak...
    Büyük zelzeleler. Su baskınları. Yer batmaları. Su çekilmeleri. Kıtlık
    olacak dünya yüzünde...Birçok milletler kısa bir zamanda yok olacak bu mukadderdir,
    olacakdır...
    Hak'kın ayetleri, Resulü Ekrem'in bildirdikleri hep oluyor olacak...
    Bir ateş saracak bütün ülkeleri...
    Zalimler mahvolacak. Resulü Ekrem'in eteğine sarılanlara bir
    şey olmayacak.
    ÜLKEMİZDE çok insan ölecek haklı haksız. Bu yakındır.
    Dünya yüzündekiler: Tövbe edin. Abdesli bulunun. Son fırsattır...
    Bu lâflar Hak azameti için doğrudur.
    Bu sözlerimiz tehaful değildir. Hakikatdır.
    Hak’kın ayetlerine bir gözatmak yetişir insan olana.
    Ne buyurmuş Semud ve Ad kavmi için Hz. Allah...


    Dr. Münir Derman
    13.12.1979, Perşembe

    NOT: Yukarıdaki yazı, Dr. Münir Derman’ın : “ALLAH DOSTU DER Kİ...YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ YAZILACAK SIRLARIN SONU 1. CİLT” kitabından alınmıştır.
    Galiba daha önce gizli yapılan bu savaş yakın bir zamanda kıran kırana herkesi içine alıcak ve belkide burada toplananlar bu mücadelenin metafizik kanadında da yer alıcak ve bu kişileri Takdir-i İlahi burada topluyor,ilmi ve sırri dersler anlatılıyor ve en sonunda onbaşı rütbesini hak eden gönlü temiz kişiler için başka ilmi dersler başlıycak,tabi sadece yorum yazdım ve herşeyin en doğrusunu ALLAH(c.c.) bilir...

  • Mümin / 20 Şubat 2014 14:29

    VOLKAN Ç. ARKADAŞIM

    Bu durumda olan tek kişi sen değilsin. Bende artık kafayı yemek üzereyim. Son günlerde dilimden düşmeyen dua
    " aklıma mukayet ol Allah'ım" (amin)...
    Dünyayı ve bütün dünya işlerini unutmuş durumdayım. Bu site açıldığından bu yana yani Oktan Bilge'mi tanıdığım günden beri öğrendiğim her bilgi boynumu daha çok büktü.

    Hoca Ahmed Yesevi HZ. 63 yaşından sonra Peygamber efendimize saygıdan toprağın altına girdi.

    Ben ise bu bilgileri aldıkça Allah'ıma layık bir kul, Peygamberime layık bir ümmet, Atalarıma layık bir millet ferdi olamamanın utancından toprağın altına giresim geliyor.

    Senin yaşadığını bende fazlasıyla yaşıyorum arkadaşım. Eminim ki bizim gibi bir çok arkadaşta bu durumdadır.

    Tek dostum bu site ve yorumcular oldu adeta. Çünkü bu konuları kimse ile konuşamıyorum. Bana uzaylı gibi bakıyorlar. Çünkü hepimiz böyle yetiştirildik. " aman küfre düşme" , " böyle konuşma dinden çıkarsın" vs...

    Yüce Rab'bim Bilgelerimizi başımızdan eksik etmesin. Son günlerde yaşadığım en büyük korkulardan biri de şu; Bilgelerimizin bizi uyardığı tehlike her ne ise sonucunda ya bilgelerimizle irtibatımız koparsa. İnternet ve tv olmazsa nasıl irtibat kurarız ne yaparız. Allah kıymetli Bilgelerimizi bizden ayırmasın, başımızdan eksik etmesin( AMİN)...

    Benim ki biraz dert yanma oldu. Hakkınızı helal edin dostlar. Hepiniz Allah'a emanet olun.
  • Giritli Behçet / 20 Şubat 2014 14:25

    Eşya

    Ey kadim sıfatların sahi­bi olan Zatı Abadiyet, habibin Muhammed Aleyhisselam sana: “Al­lah'ım, bana eşyanın ha­kikatini göster” diye dua ettiğinde, sen ona şöyle cevap vermiştin:

    “Habibim, gördüğün şu eşya, bu varlık zahiri açısından La ilahe, batı­ni itibariyle İllallah 'tır. Ümmetime söyle, eşya­ya baktıklarında zahiri­nin La ilahe, batını itiba­riyle İllallah, olduğunu bilsinIer. Allah kulundan iki şey ister. Zahirde hakkın emrini yerine getirmek, batında kâlbini Allah’a, bağlamaktır. Allah bu iki şeyi ihsan ederse, zahir ve batın nimetlerini o kulun üzerine yaymış demektir. O halde Allahın istediği ubudiyet yolunda istikamet üzere ol. Göreceğin bir iş olursa, bu işten nefsin hoşlanacağı bir hal olmamak şartıyla işini doğrudan doğruya Allah’a bırak; şeytan ortadan kaybolur. Amelsiz Cennet istemek günahtır. Sebepsiz şefaat dileği gururun bir nev’idir.Saygılarım ve Hürmetlerimle SULTANIM......
  • muallim54 / 20 Şubat 2014 12:10

    ( Sırlar Deşifre oluyor !...)


    ZUMER - 9
    Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).

    (Böylesi mi) yoksa gecenin bir kısmında kalkıp secdeyi yaşayan ve (Kayyum'un varlığıyla) kaîm olarak, sonsuz geleceğin gereklerine hazırlanan; Rabbinin (hakikatindeki Esmâ kuvvelerinin) Rahmetini (çeşitli özelliklerini açığa çıkarmayı) uman mı? De ki: "Hiç bilenler ile bilmeyenler eşit olur mu? Sadece derin düşünebilen akıl sahipleri bunu anlayabilir. "


    (Nasibi olanlar için: Kulbak Bilge-1 den itibaren defaatle dikkat, tefekkürle ve de SABIRLA okunması, anlaşılması gereken bir yazı dizisi....)

    ( Sırlar Deşifre oluyor !...)
  • muallim54 / 20 Şubat 2014 11:57

    Vatansever / 20 Şubat 2014 10:53 KARDEŞİMİN HZ İBRAHİM ve DÖRT KUŞ KISSASINA İTHAFEN...

    EREN ERDEM/ Hz. İbrahim’in Kuşları’nın SIRRI-(TAMAMI)


    “Bir zamanlar İbrahim “Ey Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilteceğini göster” demişti. Allah “Yoksa inanmıyor musun?” diye sormuştu. İbrahim cevap vermişti; “Elbette inanıyorum, ama açıkça görmek, iyice tatmin olmak istiyorum. Öyleyse demişti Allah, dört kuş bul ve onları kendine alıştır. Sonra onları her bir tepeye ayrı ayrı koy, sonra da çağır; hızla sana gelecekler. Allah’ın her şeye gücü yeter, çok bilgedir; bundan hiç şüphen olmasın.” (2/260).

    Birçok mealde çarpıtılan metnin orjinali yukarıda ki şekildedir. Geleneksel anlayışa göre;

    Hz.İbrahim; Allah Teala’ya, ölüleri nasıl dirilteceğini sorar. Allah; 4 kuş alıp kendisine alıştırmasını ve akabinde, bu kuşları öldürüp bazı tepelere koymasını söyler. Çağırdığında ölü kuşlar dirilir. Gelir.

    Ve Hz.İbrahim ölülerin nasıl dirildiğini “bu bahis üzerinden anlamış olur.” Mümkün mü? Değil. Çünkü ölülerin nasıl dirileceği sorusunun yanıtına uygun bir fiil olarak sunulmuyor metin.

    Bu metnin bu şekilde sorunlu anlaşılmasının temel nedeni; Kur’an çevirilerinde metne sadakatsiz davranılmasıdır. Çünkü ilgili metinlerde “kuşları öldürmek gibi bir bahis geçmez.” Ve şimdi işte o en önemli noktaya geliyoruz.

    Hz.İbrahim ölülerin nasıl diriltileceğini soruyor. Allah(c.c.) ise, dört kuş al, kendine alıştır sonra da onları çağır, sana gelecekler diyor.

    Hz.İbrahim’in ölülerden kastettiği nedir acaba? Şimdi onu anlayacağız.

    Metinde ki “dirilme kısmı, kuşların gelişidir.” Çünkü soru, ölünün (1) dirilmesi (2) noktasındadır. Dolayısı ile cevabı da ikiye bölelim. 4 Adet kuşun kendine alıştırılması (1) daha sonra ayrılmak ve çağırdığında sana gelmeleri (2).

    Ortada parçalanmış kuş gibi bir ibare yoktur. Farklı bir motivasyon ve incelik vardır.

    Cevapta yer alan iki bölümün ikisi de insanı özetler. Kuşların sahibine yabancı olduğu süreç “ölülük” halidir. Sahibe alışması ve O’nun çağrısına icabet etmesi ise; “dirilme” olarak gösterilir.

    Peki neden dört kuş. İşte en önemli nokta bu. Tek tek ele alınan kuşların “İbrahim Resul’e” alıştırılması, birbirlerine olan yabancılıklarını da gideriyor. Birlikte-ortak hareket etmeyi öğreniyorlar. Yani aslında “birlikte-ortak” hareket ettiklerinde diriliyorlar. Öncesinde ise ölüdürler.

    Dikkat edin.

    Dirilenler tek tek gelmiyor. Birlikte geliyorlar. Yani, bireysel tutum yok, topluluk şuuru var. Kolektifleşme şuuru, ortaklaşacılık bilinci var. Ve “eşitlik var.”

    Evet, yeryüzüne dağılmış, bireyleşmiş ve şeytani egosuna yenilmiş olan insanın “bir arada hareket etmesi, bir araya gelmesi” dirilişidir. Öncesi ise “ölümüdür.” Ve bunu teşbih olarak görmeyiniz;

    Şu an tüm insanlık fiili bir KABİR HAYATI yaşamaktadır. Çünkü, bireyci perspektif, iki ayaklı ölüler üretmiştir. Allah Resulü’nün kabir hayatı ile ilgili sözleri, ölüm ötesine dair sözler değil, aynen şu yaşadığımız sürece dair sözlerdir.

    Kur’an’ın defaten ısrarcı bir dille vurguladığı “İbrahim’in milletine uyun” lafzının kilidi bu hassasiyet üzerinden gelişir.

    İbrahim’in kuşları, yeryüzüne serpilmiş, yalnızlaşmış, ihtiras ve egosuna yenilmiş, üstünlük argümanlarına sığınmış iki ayaklı yürüyen cenazelerdir. Onların birlikte, eşit ve hür bir sevda ile ortak tutum sergilemesi de dirilişleridir.

    Kaynak:http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/eren-erdem/15111-hz-ibrahimin-kuslarinin-sirri.html
  • Volkan Ç. / 20 Şubat 2014 11:37

    Allah Allah... Bu söz insanın şaşırılacak bilgiler öğrendiğinde ağzına pelesenk olmuş bir sözdür. Aslına bakılırsa, bir yönüyle de, o mümkün değilmiş gibi gelen vakıa karşısında, Allah(C.C) dilerse neden olmasın anlamındadır.

    Alın işte, ahir zaman Müslümanlarına bir ip ucu daha, neymiş; deccali vasıflarla ölüyü dirilterek haşa İlahlık iddiasını ortaya atanlara karşı, gölge sırrı...

    Öte yandan zamanda yolculuk Kehf suresine atıf...

    Tefekkür edin edebilirseniz... Benim sigortalar, bu yükleme karşısında her an atabilir.

    Bazen diyorum kendi kendime, la bu cahil halinle ne kafa yoruyon bunlara, yapabildiğin kadar iyi kötü ibadetlerini yapmaya çalış, kurtarırsa o kurtarır seni diye...

    Lakin etrafımda tavsiye ettiklerime saçma gelen bu yazı dizilerinde verilen bilgiler, benim açımdan müthiş bir çekim kuvvetine sahip. Sahipte, ben cahilde yeterli alt yapı yok hacı. Bu sebepten düşünür dururum, Rabbim Allah(C.C) bana bu bilgileri neden nasip etti diye. Öyle ya, zahir ve şeri hükümler açısından çok daha fazlaya sahip Müslümanlar varken...Niye böyle yazıyorum, abi hakketen adamlar tatbikatta benden iyiler ama bu sitede yazılanlar adamlara komik geliyor...

    Neyse canlar, her işte bir hayır vardır.

    Selam ve dua ile...
  • Taner Erten / 20 Şubat 2014 11:36

    Selamün Aleyküm Onaltıyıldız

    Selamdan sonra konuya girelim, Oktan bey bir kez daha bizi şaşırttı ve ne kadar cahil,bilgisiz olduğumuzu idrak etmemizi sağladı.Allah ondan razı olsun bize gizli bilgileri sunuyor lakin bnm tahminim bu bilgiler, bildiklerinin yanında deryada yüzmek varken bir kova su ile yetinmek gibidir, Allah bizlere diğer gizli ilimleri öğrenmemize vesile olucak Alimler,Abid zatlarla tanışma ve onlardan ilim,irfan eğitim alma imkanı sağlar İnşaAllah!. Oktan bey sizle irtibata geçip hizmet etmek isterdim selametle...
  • veli / 20 Şubat 2014 11:33

    ali yorumcu ile ilgili

    orada RAD 15 ayet sırrı diyor,ayetin kendisi değil,yani gölge alındığı
    için gölgeleri boyun eğemiyor.açıklaması var.

    oktan abim her bölüm vurucu titretici Allah razı olsun tüm kalperenlerede yürek dolusu selamlar.
  • muallim54 / 20 Şubat 2014 11:27

    Kalperenlerle Daha İleriye !...

    Sevgili Oktan Ağabeyim,

    Sevgili Kalperen Kardeşlerimizin de yer alacağı bir muhabbet ortamını dört gözle bekliyorum...

    Oktan Ağabey bizi ne zaman gönül dergahına kabul-û makbul eyleyeceksin...

    Saygı, Sevgi ve en içten hürmetlerimle...








    ***************************************************
    (Şizofren kardeşim... Mail adresimi de editör abimize bildirdim ama, hala döünş yapan olmadı... Hatırlarsan bir önceki bölümde size ulaşmamı istirham etmiştiniz...
    Saygılarımla..)
    (ferhataktas54@hotmailcom)
  • Recepguzel / 20 Şubat 2014 10:57

    Sıra israilde

    İsrailin planıda Mescid-i Aksayı yıkma planı olsa gerek. Çünkü onların miladı Mescid-i Aksa yıkılınca Süleyman tapınağını işaa edecekler.
  • Vatansever / 20 Şubat 2014 10:53

    Saygın Ersin'in "Yedi Kartal Efsanesi" üçlemesinin ilk kitabı Zülfikar'ın Hükmü'nde Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde metafizik ve paranormal olaylarla ilgilenen "12.DAİRE" adlı bir birim vardı, yıllar önce çıkmıştı. Ama kurgu olmasından dolayı az bilgi vardı tabi. Ayrıca Zifir isimli romanda da Genelkurmay ve Diyanet işbirliğinde çalışan metafizik bir bölüm vardı. Çok şükür böyle bir birimin olduğunu Oktan abiden öğrendik. Teyit ettik yani duyduklarimizi. Ayrıca yine bilmemize rağmen Adem karakterinin Oktan abi olduğunu da bu sefer bıyıklardan gördük, kalbim mutmain oldu bilmeme rağmen. Hz.İbrahim as gibi, dört kuş besleme ve ölüm kissasini hatırlayın kardeşler... Allah'a emanet olunuz Oktan abim, Erol abim, erenler ve tüm ON ALTI YILDIZ okuyucuları.. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah, Ne mutlu Türk'üm diyene...
  • Niğdeli / 20 Şubat 2014 10:46

    Gölgesizler

    İbn-i Arabi Hz.lerinin bir eserinde 3 yıl önce şöyle bir olayı okumuştum. Kendisi Mekke'de kaldığı sürece sık sık Kabe'yi tavaf eder. Yine bir ziyareti esnasında yakaza halinde iken yanında çok uzun boylu bir adam görür ancak adamın gölgesinin olmadığını fark eder. Uzun boylu adama kim olduğunu sorar, adam ise “Biz de sizin gibi bu beyti tavaf ediyoruz ben senin büyük atalarındanım” der. Bunun üzerine İbn-i Arabi, “hangi asırda yaşadınız” diye sorar; “Kırk bin sene evvel vefat etmiştim” yanıtını alır. İbn-i Arabi bunun üzerine “İnsanın atası olan Adem'in altı bin sene evvel yaratıldığını söylerler” dediğinde, gölgesiz adam şu cevabı verir; “Bil ki; insanın ilk atası olan Adem'den evvel yüz bin Adem gelip geçmiştir.” Bu olay yıllarca kafamı çok meşgul etmişti. İnsandan evvel yaşayan Adem nesillerinden çok, gölgesinin olmamasını ilginç bulmuştum. Şimdi Oktan Hocamızın açıkladığı sırlarıda düşünerek acaba İbni Arabi Hz.lerinin rastladığı bu adam şeytanın yardımcısı gölgesizlerden olabilir mi diye düşünüyorum.
  • ali / 20 Şubat 2014 10:43

    Ra'd Suresi İle İlgili

    Ra'd suresi 15. ayet orada yazıldığı gibi değil. "Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler."
  • şizofren / 20 Şubat 2014 10:28

    şaşırmıyoruz

    Sevgili Bilge Kağanımız
    Verdiğiniz Bilgiler Işığında Artık Şaşırmayı Bırakıp Bilinçli Olarak Kendimizi Ve Sevdiklerimizi Koruma Yolunda Adımlar Atıyoruz Himmetlerinizle
    Allah Sizlerden Razı Olsun
    Selam Ve Dua İle
    Huuuuuuuuuuuuu
  • Doksan Dokuz / 20 Şubat 2014 10:27

    Bilgilerin Doğruluğuna Saygımızla

    TEŞEKKÜR EDERİZ.
  • Tamer ATASOY / 20 Şubat 2014 10:17

    Aşikare Geçen Bilgiler

    Bizlere bu bilgilendirmeler yapılırken, şeytaniler de boş durmuyorlar. Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı adlı film bu aralar vizyonda. Filmi izledim ve onların da kendi tayfasını hazırladıklarını gördüm.

    Filmin konusu özetle şu: Viktor Frankenstein’in yarattığı Adam, yaradılışından 200 yıl sonra hala amaçsızca dünyada dolaşmaktadır. Bir anda kendisini Gargoylelar ve İblisler arasındaki savaşın ortasında bulur. İki tarafın da amacı Adam’ın ölümsüzlüğünün sırrını ele geçirmektir. (Ruhsuz bir insan elde etmek)


    Sonuç iblis prensi denen adam mücadeleyi kaybediyor ama insanları yaratılan bir insan değil gene sözde insanlarca diriltilmiş bir insansı kurtaracak mesajı veriliyor. Sanıyorsunuz ki iblislere karşı verilen bu mücadeleyi onların takımı (Gargoylelar) sürdüryor. Hristiyanlığın simgesi kabul edilmiş haç şekli bile farklı bir formda kullanılmış. Yeni bir dinin sembolü gibi, bu imaj bile sunuluyor. Filmi izlerken gözlerim detaylardaki Hilâli dokunuşları aradı ama net birşey göremedim. Kullanılan kılıçlardaki metallerin üzerine bir şekil kazıyorlar ve bu iblisler üzerinde etkili oluyor. KAYI TAMGALI KILIÇ ya da Hz. DAVUDUN KILICI bahsinden çalıntı bir tema gibi geldi.


    Netice itibariyle amaç zihinleri bu metafizik ortama hazırlamaktır. Ve bizler de sonraki neslin selameti için hilali tohumların ekildiği verimli tarlalar olacağızdır inşallah. İcazet alınacak kıvamlara ulaşmak temennisi ile Tüm Onaltı Yıldız Ailesine SELÂM olsun.





  • Ugur Coskun / 20 Şubat 2014 09:35

    Kara Mehmet Kardesime

    Selamunaleykum. buyur kardesim 2023 kayalarin oglu linki http://www.youtube.com/watch?v=gUsrXi-xprU
  • Turk'un torunları / 20 Şubat 2014 08:39

    KUDRET

    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Gazi Mustafa Kemal Atatürük
  • ateş / 20 Şubat 2014 07:13

    Selam olsun tüm aileye,
    Ne kadar az biliyormuşum, bildiklerim sadece hiç olduğumun idrakini arttırdı. Hamd olsun nasibimiz varmış da Sen'i bulmuşuz Sultanım.
  • Fizikalemi / 20 Şubat 2014 03:26

    İnsan müsbet tarafını inkişaf ettirirse rahmani menfi tarafını inkişaf ettirirse şeytani olur

    Madde, bünyesinde maddeyi ve karşıt maddeyi eşit sayıda bulundurur. Karşıt elektronların frekansı sıfırla (-) sonsuz arasında bir deger taşımaktadır. Yani karşıt elektronlar (-) değerli frekansa sahiptir. Elektronlar ise (+) değerli frekansa sahiptir. Frekans ile ağırlık arasında kesin bir ilişki vardır. Bu ilişki paraleldir. Yani frekans arttıkça ağırlık artar. Böylece (+) frekans artırılırsa bu âlemde ağırlık artacaktır. Bir âlemde ölçülebilen ağırlık ise (+) ağırlıktan (-) ağırlık çıkarıldıktan sonra kalan (+) ağırlıktır. Eğer (-) frekans artırılırsa (+) frekans aynı kaldığı taktirde maddenin ağırlığı azalır. (-) ağırlığı arttırmaya devam edersenlz (-) ve (+) değerlerin eşdeğer olduğu noktada foton oluşur. (-) ağırlık daha da arttırılırsa madde (-) ağırlık taşır. Üst hıza ulaşmak ise maddenin içindeki karşıt maddeyi (-) ağırlığı ağırlık itibariyle maddeninkinden öteye geçirmekle mümkündür. Böylece (+) ağırlık (-) ağırlığa dönüşür. Ve madde artık karşıt madde olur. Yani maddenin içindeki hakim unsur elektron iken karşıt elektron olur. Bağımlı unsur ise karşıt elektron iken elektron olur. Böylece bir âlemde, o âleme ait olan madde artık o âleme ait olmayan karşıt maddeye dönüşmüştür. Bu karşıt maddenin ağırlığı (-) negatiftir. Böylece bir âlemde o âleme ait olmayan bir madde elde edilmiş olur. Üst hıza ulaşmak ancak bir âlemde o âleme ait olmayan bir madde için mümkündür. İşte bu âlemde elde edilen bu karşıt madde yerçekimi kuvvetini yenecek olan ve üst hıza ulaşabilen maddedir..( Zaman , madde , hız ve aklınıza gelebilecek bilinmeyen her konuyu bilen kişiler ALLAH’A çok yakın olan gerçek ALLAH dostlarıdır. ) Hz. Peygamber şöyle buyurdu:“Takvaya erenler, ulu kişiler, Allah’ın görevlendirdikleri , tebliğ edeceklerine dair kendilerinden kati söz alınmıştır. Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydınlıktır.”[Ramuzel Hadis S.289. 2873 Nolu Had.Şerif)
  • Fizikalemi / 20 Şubat 2014 03:20

    Rahmanilerde şeytanilerde kendilerinde tecelli eden esma ile tasarrufta bulunuyor

    "Bu kanunda üst hızların en üst sınırı düşünce hızıdır. Düşünce, kendi boyutları içinde her an hareket halinde olan bir sistemdir. Bu sistemin özelliği düşüncenin ne zahiri âleme, ne karşıt zahiri âleme, ne gayb âlemine, ne de karşıt gayb âlemine ait olmamasıdır. Bütün âlemlerden farklı boyuttadır. Bu farklı boyutta hem mekân itibariyle, hem de zaman itibariyle düşünce her koordinatta var olabilir. Yani hem bugünü, hem dünü, hem de yarını düşünebiliriz. Bulunduğumuz yeri de dünyamızı da, kâinatı da, kâinatın ötesini de yani yokluğu da düşünebiliriz.Ve düşüncenin asıl özelliği, düşüncenin, düşündüğümüz yere, düşündüğümüz an ulaşması ve orada tecelli etmesidir. Önce kendinizi oturduğunuz yerin dışında düşünün, sonra başka bir şehirde, sonra başka bir kıtada, sonra ayda, sonra güneşte ve nihâyet başka bir güneş sisteminde... Bir kaç metre ötesini ne kadar zaman aralığı içinde düşündü iseniz sonsuz uzaklığı da aynı zaman aralığı içinde düşünürsünüz. İşte düşünceniz, mesafe ne kadar uzak olursa olsun her yere aynı zaman aralığı içinde ulaşır. Bu hıza "düşünce hızı" denir. Düşünce hiç bir âleme ait olmaması sebebiyle her âlemde sonsuz hızla hareket kabiliyetine sahiptir. Sonsuz hızın oluşabilmesi, bir âleme ait bir partikülün, bir birimin veya maddenin, başka bir âlemde hareket etmesi şartına bağlıdır. Bir hidrojen atomuna eşdeğer olan bir nötron, içinde hem bu âleme ait olan elektronları, hem de aynı sayıda karşıt elektronları barındırmaktadır.
  • kara mehmet / 20 Şubat 2014 02:48

    oktan abi

    abim birde Barış manço büyüğümüzün 2024,2025 adlı eserler olduğunu öğrendim ama 2023 şiirleri gibi bir eser bulamadım bu konuda yardımcı oursanız veya bilgisi olan arkadaşların dikkatine sunuyorum
  • NEFES-İ RİCAL / 20 Şubat 2014 01:55

    İŞARET'ler ;

    * 1 ) - NEFS-İ ÇUHA

    a - Burada; Dalalet yolunu seçer.

    b - Burada; inkar, KÜFÜR ve KASAVET'in zuhuru ile KALBİ ( ölür )

    c ) - Burada; MÜNAFIKLIK, KÜFÜR-İ İNADİ '' Hatemallâhu'' ( KARA MÜHÜR İLE MÜHÜRLENİR )

    d ) - Burada; İNAT, KİBİR, UCUB, RİYA, BAHİL ( Cehennem nişanı yüzünde aşikar ) olur !

    e ) - BURAYA KADAR BİR ( insanın ) RUHU İNERSE; ON'DA ( kafir-i südur)'dan ;
    ''HARİKULADELER ZUHUR EDER ! ... ( İSTİDRACEN Muradullaha binaen ) verilir !

    1. A 'da ) - ŞERİAT TERK EDİLİR !

    2. B'de ) - HELALLER TERK EDİLİR !

    3. C'de ) - HARAMLAR HELAL EDİLİR ve ( işlenir )

    4. D'de ) - SÜNNET-İ RESULULLAH / ŞERİAT-I GARRAYI MUHAMMEDİYE TERK EDİLİR ( namaz, abdest, zikir, dua, oruç, hayır, hasenat )

    5. E'de ) - EL'den, BEL'den, DİL'den ( EDEB - AHLAK - NİZAM ) TERK EDİLİR ( şehvet ve şehvet aşkı zuhur eder !


    * 2 ) - NEFS-İ GAREZ :

    a - BURADA GÜNAH ÇOĞALIR ( haya yüzden silinir )

    b - BURADA; KALBİ kararır ÖLÜR ( vesvas dirilir )

    c - BURADA; RUH ÇÜRÜR ( Hannas filizlenir / dillenir )

    d - BURADA; AKIL GİDER İMANI ÖLÜR ( küfür dirilir )

    e - Burada; BÜSBÜTÜN İNKARA GİDER( korkmaz olur ) YÜZÜN'DE CEHENNEM ALAMETLERİ GÖRÜLÜR
    ( veçh sönükleşirken; gözler'de yalancı ateş var-i bir parlama zuhur eder )


    1. A'da ) YAPTIĞI HİÇ BİR ŞEY'den UTANMAZ OLUR !

    2.'B'de ) AŞK - ACIMA - MERHAMET - ŞEFKAT GİBİ DUYGULAR GİDER !

    3. C'de ) KİŞİ'nin İÇİNE BİR TAKIM ŞEYLER DOĞAR ( KURNAZLIKTA, YALANDA, HİLEDE, SİNSİLİK'DE keşifler açılır ENAM 121 )

    4.'D'de ) GİDEN AKLIN YERİNE ( şeytani akıl gelir ) BU AKIL'DAN İLHAM ALMAYA BAŞLAR.. ( SUFLİ BEYİN GÜCÜ VE ONUN ÜRETMİŞ OLDUĞU KARA ENERJİ İLE )

    HİPNOZ, AKIL OKUMAK, GÖZLER İLE ETKİLEMEK, AKLI ÇELMEK, BİR TAKIM CİNNİ VE SUFL-İ VARLIKLAR İLE TELEPATİ ) gbi özellikler alametler açığa çıkar !

    5. E'de ) FURKÂN - 43 ! hali ( zuhur eder )



    * 3 ) - NEFS-İ RACÎM :


    a - Burada; İNSAN GİBİ DÜŞÜNMEK TERK EDİLİR !

    b - Burada; İNSAN GİBİ YAŞAMAK TERK EDİLİR !

    c - Burada; İNSAN GİBİ GÖRMEK TERK EDİLİR !

    d - Burada; İNSAN OLMAK TERK EDİLİR !

    e - Burada; İNSANLIK TERK EDİLİR !


    1. A'da ) Kara tefekkür yolu açılır !

    2. B'de ) Kara Amellerin ve emellerin yolu açılır ! ( Sâd / 80 )

    3. C'de ) ŞEYTANA YOLLAR AÇILIR !

    4. D'de ) Burada ''RUH'un NURU GİDER şeytana açılan yollar'dan.. ( ŞEYTAN KERAMET GİBİ İSTİDRAÇ GÖSTERİR )

    5. E'de ) ŞEYTAN İLE ARTIK DOST OLUR( Rabbi Nefsi ve Şeytanı olur )

    ( BEN PEYGAMBERİM istediğimi yaparım; BEN ALLAH'ım dilediğimi yaparım işlerim vb demeye başlar haller zuhur eder )

    BURADA KİŞİ ''NEFS-İ SUFLİ'ye'dedir ( Böyle yüksele yüksele İNSAN ŞEYTANLARIN'dan olur )

    DAHADA YÜKSELİRSE ( EVLİYAÜŞŞEYTAN ) '' Şeytan Evliyası '' OLUR !


    ( ŞERİATI VE KUR'AN-I AZİMÜŞŞANI TERK EDEN ) BU HALLERE DÜŞER !

    Tüm başlangıçların sebebi budur ! ''Kimiside bir takım sufli varlıkların ve cinnilerin kontrolü altına girer fakat farkında dahi değildir ! TÜM BUNLARIN SEBEBİ :

    (E)LİF

    (D)'AL

    (B)'E

    ELİNE, DİLİNE, BELİNE ( EDB ) TERK İLE... KİŞİNİN KENDİNİ BİR TAKIM KORUYUCU DUALAR İLE KORUMAMASI'dır !

    ZAHİR BATININ TERSİDİR ;

    * İSTİDRAÇ'da OLAN ERİYORUM ZANNEDER..

    * YÜKSELEN İSE DÜŞÜYORUM ZANNEDER !..

    ''OKTAN HOCAMIN ( KUL-BAK ) BİLGE'DE ANLATTIĞI VE İŞARET ETTİĞİ GİBİ ..
    BİR TAKIM GÜÇLERE SAHİP OLUNDUĞU GÖRÜLEN BU ŞEYTANİLERİN HALLERİNİN KISMİ SEBEPLERİ BUNLAR'dır ..

    Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu; bir fısktır.

    Doğrusu, şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına telkinde bulunurlar.

    Şayet onlara itaat ederseniz; şüphesiz ki siz de müşrikler olursunuz.
    / ENAM 121


    HAK-İ-KAT OL'sun .


    SELÂM ve SEKİNET TÜM KALP-ERENLER'in ÜZERİNEDİR !..
  • kara mehmet / 20 Şubat 2014 01:49

    oktan abi

    abim tüm bu bilgilerden sonra okuyan herkeste muhakkak birden fazla duygu harekete geçiyo mesela neden bunlardan daha önce haberimiz olmadı ve o kadar şey oluyoki etrafımızda ayakta uyuyormuşuz meğer gibi, lütfen ab i daha kısa zamanda daha fazla bilgilerle bilgilendirmenizi bekliyorum sizden bu Allahın cahil kulunu, saygılarımla abi, 46 lı
  • ekici / 20 Şubat 2014 01:45

    tebrikler

    ülkeninbekasıiçinhalkıaydınlatıyorsunuzyönveriyorsunuzianınsizlerenekadarteşekküretsekaza.t.ekicinineşi
  • Nine Demirden / 20 Şubat 2014 01:18

    Gurvanbulag

    Ey Kaşgarlı haritayıda anlattır selam gönüllere,senin yaşın yok erenim şimdi küçüksün gözlerinden öperim dün büyüğümdün ellerinden öperim.
  • Sevan / 20 Şubat 2014 00:17

    Eyvallah

    Dimağımız genişledi
  • Ömer Can / 20 Şubat 2014 00:10

    Bizim devletimizin metafizik savaşlar için bir birimi olmadığından yakınıyordum hep.. Meğer beyhude bir yakınmaymış.
    Oktan abi, seni Allah için çok seviyoruz. İç siyasi tartışmalardan sıyrılıp devleti ön plana çıkarman ve "ne olursa olsun onlar bizim devlet adamlarımızdır biz içimizde eleştiririz ama kimse Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanına dokunamaz." şeklindeki yaklaşımın zaten senin değerini ortaya koyuyor. Allaha emanet ol abi.
    Talu kardeşinden selamlar.
  • Musa / 20 Şubat 2014 00:09

    Kitap

    Kitabı ne zaman çıkar inşallah..sabırsızlıkla bekliyoruz oktan abi....
  • kuzra / 19 Şubat 2014 23:46

    bu sırlar çok değerli..

    Vayki vay gelde şimdi bu açıklanan sırlara yorum yaz,yazabilirsek.Resmen akıl tutulması oldu.biraz sindirmek lazım,yavaş yavaş tekrar tekrar okumalı ondan sonra yorum yazmalı.Selam olsun tüm onaltıyıldız ailemize.
  • mehmet yalçınkaya / 19 Şubat 2014 23:37

    hımm çok enteresan 'sıra israilde'... sıradaki plan ne ola acaba...Allah sonumuzu hayr eğlesin(amin)...
  • Elmas / 19 Şubat 2014 23:33

    Yine çok güzel bilgiler verdin bize abi.Ancak resimlerin koyu yerlerine denk gelen yazıları okumaktan zorlanıyoruz.Bir sonraki yazınızda dikkat ederseniz çok mutlu oluruz.Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.
  • selami / 19 Şubat 2014 23:27

    oktan abi

    allah oktan abiden razı olsun...türkiyede hiç konuşulmamış ve hiç bilinmeyen konuları yazıyor... bence derin sırlara vakıf olduğu imasıyla konuşan gazeteci ve yazarlar tası tarağı toplayıp oktan abiyi takip etseler iyi olacak...
  • yalcin acikgoz / 19 Şubat 2014 23:25

    Esselam.Bunlar nasil bilgiler,her yeni bolumu okudugumuzdafarkli heyecanlar,saskinliklar yasamaktayiz.dehsete kapilmanin yaninda sizin sayenizde haberdar olmaninda mutlulugunu yasiyoruz.Eski Amerikan filmlerinde islenen hortlak hikayeleri,periler,kotu ruhlar vs
    hepsi meger mesajmis da bizlere hep yok oyle varliklar denipmis anlamamisiz.Oysaki filmlerde kurgulanan hersey tatbikatmis.Sayenizde her turlu hamleye yapilacak karsi hamleyi ogreniyor,okuyor,duyuyor,goruyor,hissediyor ve biliyoruz.Sorun §u ki her yazi dizisinden sonra kafamizin uyustugunu hissediyor,tefekkur ederken kafayi yiyecek gibi oluyoruz:) Allah size,sevdiklerinize,saydiklariniza,tum aileye saglik sihhat huzur nasib etsin insallah.EYVALLAH!
  • yedi dokuz yedi / 19 Şubat 2014 23:20

    buna cok sevindim

    bügünde arkadaşla konu olunca neden askeriyemizin metafizik konusunda kürsüsü yok diye içleniyorduk ama cok şükür olduyunu oktan hocamızın sayenizde ögrenmiş olduk. vede ayni arkadaşla keyf süresindende konuşuyorduk tehafuk olunca sohbet ve hocamizin yazisi inan büyük sevinç oldu bu fakire yedilere (7) ve 313lere bütün hücrelerimle inanıyom inşaalaah allah bu fakiride o büyük komutanların hizmetcisi yapar beni umuduyla dua ediyom selamun aleyküm.
  • NİHAL KAYA / 19 Şubat 2014 23:10

    ALLAH ALLAH bismillah tefekkür zamanı..
  • ateş / 19 Şubat 2014 22:51

    Selam olsun tüm aileye,
    Ne kadar az biliyormuşum, bildiklerim sadece hiç olduğumun idrakini arttırdı. Hamd olsun nasibimiz varmış da Sen'i bulmuşuz Sultanım.
  • noyan 55 / 19 Şubat 2014 22:49

    atatürk

    başbuğ Atatürk tmt nin neresinde merak ettim
  • Oya Kisir(Oya Kara) / 19 Şubat 2014 22:28

    Tefekkür deryası

    Metafizik Savaşlar Çağı.
    Zaman zaman
    Fizikötesi
    Tefekkür deryasına dalma vakti.
    Rastgele...
    Ya Fettah.Ya Selam.

  • şahin / 19 Şubat 2014 22:24

    Allahuekber

    Ne mutlu Türküm diyene.






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar